Tedavide hipnozu kullanmaya kimler yetkilidir?

Tedavide hipnozu kullanmaya kimler yetkilidir?

Hipnoz tekniğinin uygulanması oldukça basittir. Ufak bir gayret ve çalışma, bizleri hipnotik tanıma ulaştırır. Hipnozu uygulayan kişi de olağanüstü her hangi bir yetenek olması söz konusu değildir.

Ancak hipnozun sadece basit bir teknik olarak değil de, belirli bir tedavi yöntemi olarak kullanacaksak, o zaman durum değişir. Tedavi aracı olarak kullanılarak hipnoz tekniğinin uygulayacak olan hekimin, aynı zamanda psikiyatri ve dinamik psikolojiyi bilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde hastaya fayda yerine, zarar verebilir.

Hastanın tüm şartlarının hipnoz ile tedavi olabilecek şekilde uygun olduğuna karar verdiyseniz, hipnoz tekniğini uygulayabilirsiniz. Ancak hastanın hipnoz hakkındaki beklentileri ve umutları gerçekçi olmalıdır. Gereğinden fazla umut yüklü bir hasta, tedavinin gecikmesi, sonuçlarının uzun sürede alınması gibi durumlarda hayal kırıklığına uğradığı zaman, tedaviyi kesebilir.

Muayene ve terapi seans ücreti ne kadardır? Muayene ve terapi seans süresi kaç dakikadır?

Muayene ve terapi seans ücreti ne kadardır? Muayene ve terapi seans süresi kaç dakikadır?

  •  İLK MUAYENE: 250 TL+KDV (%8) = 270 TL
  • HÜCUM TERAPİSİ: 3600 TL+KDV (%8) = 3888 TL (30 SAAT)
  • İDAME TERAPİSİ: Terapistin öngördüğü seans süresi dakikası 3 TL+KDV (%8) den hesaplanır. 24 saat öncesinden bildirilmeden gelmeme durumlarında seans öngörülen süre üzerinden yapılmış olarak kabul edilir ve ücreti talep edilir.

Psikoterapiler

PSİKOTERAPİ, Psikoterapiler

Psişik etki vasıtaları ile hastaya yardımın bütün yönlerini kapsayan tedavi sistemidir. Başka bir ifade ile, hastayı ihata eden çevrenin düzeltilmesi ve onun vasıtasıyla hastalıklardan, hastalığı oluşturan etkenlerden uzaklaşılmasına yönelen bir tedavi usulüdür.

Medikal incelemeye alınmış bir çok psikoterapi yönteminin temelini, çağdaş ilmi istikametlere yönelen, sinir sistemi fizyolojisinin kanunları ile uygunluk arzeden psikoterapi okulları olmalıdır.

Psikoterapik etki vasıtasının en geniş yayılmış ve tecrübede kendini isbatlamış biçimi, hekimin sözüdür. Ancak doktorun söylediği tüm sözleri de, psikoterapotik etkiye sahip olduğunu söylemek doğru değildir. Hekimin sözlerinin psikoterapotik değere haiz olabilmesi için; hastanın elemine ve üzüntüsüne etki ederek onda olumlu yankılar yapsın, hastanın iyileşeceğine olan inanç artsın ve doktoruna karşı güveni yükselsin. Meşhur nöropsikiyat ve psikoterapist V. M. Behterov demiştir ki; “Doktorla konuştuktan sonra, hasta kendisini iyi hissetmiyorsa, o hekim hekim olamaz”

Sadece doktorların değil, bazı din adamlarının, dervişlerin, medyumların, cincilerin ve bu gibi diğer insanların, hastalar üzerindeki etkileri psikoterapotik etki ve telkin efekti gibi değerlendirilmektedir. Bu açıdan, psikoterapi vasıtalarının çok eskiden beri mevcut olması gerekir. Bu da bilinen bir husustur. Rus bilim adamı hekim B. J. Botçal şöyle demiştir; “Her bir hekim, onun kendi isteğine bağlı olmayarak ilk sırada psikoterapisttir. Onun belirlediği ilaçların ve diğer tedavi usullerinin % 60’ı psikoterapotik etki gösterir.”

Psikoterapinin umumî ve hususî biçimleri vardır. Umumî psikoterapi her doktorun kendi tedavi uygulamalarından, şahsına münhasır bir yer tutar. Bu özellik, yalnız hekimin şahsî keyfiyetleri değil, bilgisi, zekası, sözleri, aynı zamanda onun harici görünüşü, muayene ve tedavi tekniği, tedavi müessesinin düzeni ve rahatlığı, duvarında asılmış plaketler, sertifikalar, diplomalar, yazılar v.s. amiller, bu etkiyi oluşturan diğer psikoterapotik faktörlerdir.

Psikoterapinin içeriğini ve etkisini anlayan her hekim bütün bu cihetleri dikkate almalı ve gündelik çalışmasında onlardan yararlı bir şekilde istifade etmelidir.

Psikoterapinin Özel Metodlarını aşağıya sıralamak mümkündür. Bunlar;

  1. Rasyonel Psikoterapi
  2. Psikanalitik Yöntem
  3. Telkin
  4. Hipnotik Telkin
  5. Narkohipnoz
  6. Grup Psikoterapi
  7. İmagoterapi
  8. Autogening Training
  9. v.d.

Çağdaş psikoterapinin muhtelif ülkelerde tatbik edilen onlarca birim ve çeşidi vardır.

RASYONEL PSİKOTERAPİ

Rasyonel psikoterapi tüm uyanık halde hasta ile mantiki yönden temellendirilmiş bir tedavi sürecini uygulamaktır. Rasyonel psikoterapiyi ilk tatbik eden İsviçreli psikoterapist P.S. Dubya olmuştur. (1912) Telkin etme biçiminden farklı olarak, rasyonel psikoterapi uygulamasında hekim hastayı sadece duyguları üzerinde değil, daha çok entellektüel düşünme, muhakeme etme yapısı üzerinde çalışır. Hastanın iyileşmesi, hekimin yaptığı görüşme peryodları içinde, hastanın kendi hastalığının içeriğini anlaması, iç görüş sahibi olması ve hastalığına karşı münasebetlerini değiştirmesi çerçevesinde ortaya çıkar. Yani bazende hekimin esas vazifesi hastanın “anormal” muhakemesinin, aksi istikamete döndürmek, yani hastalığının asıl mahiyetinin hastanın tasavvurundaki olumsuz bir savunma mekanizması olduğunu izah etmektir. Dubya, teklif ettiği metodun izah edici, açıklayıcı özelliğin ön plana getiriyor ve bunda hiçbir telkinin olmadığını söylüyor.

Ancak, gerçek bu şekilde değildi. Rasyonel psikoterapi hem telkin, hem inandırma, en başlıcası ise doktorun şahsiyetine yüksek güven olmasıdır. Hekimin gösterdiği psikolojik tesir hastanın emosyonel yapısına tesir etmeden “tedavi etkisi” ortaya konamaz.

Hekim psikoterapi sohbetine başlamadan önce derin bir anamnez toplamalı, çok iyi bir sistemik muayene yapmalı, laboratuvar araştırmalarında bulunmalı, gerekirse konsültasyon istemelidir.
Psikoterapi, entellektüel seviyesi yüksek, zeki eğitimli insanlara yapıldığında daha büyük etki göstermektedir.

Rasyonel psikoterapi muhtelif hipokandrial sendromlar, fobiler ve psikosomatik hastalıklarda geniş olarak tatbik edilebilir.

PSİKANALİTİK PSİKOTERAPİ

S. Freud tarafından ortaya konulmuş bu usul, daha çok Batı aleminde yayılmıştır. Bu metodu temelinde, hastalığı oluşturan “bilinçdışı çatışmaların” bilinçaltından bilince çıkma gayretleridir. Freud’un iddiasına göre, serbest çağrışım yöntemiyle yapılan konuşmalar neticesinde, hastanın ızdıraplarına neden olan faktörler tesbit edildiğinde, bilince çıkarıldığında hastanın durumu iyileşmeye başlıyor ve tedricen düzeliyor.

Psikonalitik yaklaşımdaki uygulamada, çeşitli sembollere, bu çerçevede rüya görmelere, görülen rüyanın muhtevasına, dil sürçmelerine, hatalara büyük önem veriliyor. Bunlar, hastalığın bilinçdışı kalmış yansımaları ve kılık değiştirmiş sunumları gibi kabul ediliyor. Hekimin başlıca vazifesi bu sembollerin anlamlarının ortaya konması, muhtevasının tahlil edilmesi ve böylelikle hastanın onların menfî tesirinden kurtarılmasıdır.

TELKİN TEDAVİSİ

Geniş olarak yazılmış metodlardan biri olup aynı zamanda diğer ihtisas dallarındaki uzmanlar tarafından da muvaffakiyetle tatbik edilir. Yerinde önerilmiş hekim sözünün kıymetini her zaman gözönünde tutmak gerekir.

Tedavi seansını yapma için hekim hastayı rahat bir koltuğa oturtur veya bir yatağa uzanmasını söyler. Hastaya gözlerini kapatarak, bütün kaslarını gevşetmesini, gerginlik ve telaştan uzak kalmasını teklif eder. 5-10 dakikadan sonra hasta oldukça sakindir. Böyle bir durumda hekim, telkine başlar. Hekim sözlerini kısa, sade ve anlamlı bir şekilde söyleyerek hastanın ızdırabını hafifletmeye çalışır. Bütün hastalar için uygulanacak tek tip bir telkin yoktur. Bunu hekim tayin eder. Doktor, hastasının yaşına, cinsiyetine, entellektüel seviyesine, medenî yaşantısına ve en önemlisi ise hastalığın esas semptomlarını gözönüne alarak tertip etmelidir.

Bazı psikoterapistlerin, meşhur yazarların ve alimlerin sözlerini buraya almakta yarar var.

“Ümidini yitiren ümitsiz kalır.”

“Senden hareket, Allah’tan bereket.”

“Her gecenin bir gündüzü, her derdin de bir çaresi vardır.”

“Derdini söylemeyen, dermanını bulamaz.”

“Dert, dert getirir.” v.s.

Uyanık halde yapılan bu telkinin, hipnoza yaktınlığı olmadığı veya aksi tesir gösterebileceği durumlarda uygulamak gerekir. Muhtelif fobilerde, (Kardiofobi, kanserofobi, spidfobi… v.s.) nevrotik sendromlarda, çocuk nevrozlarında başarıyla tatbik olunabilir. Enfarktüs ve felç geçirmiş hastaya emredici tonda telkin yapılmaması tavsiye olunur.

Resim 8: Hipnoz Seansı

HİPNOTİK TELKİN

Bu usulün başlıca yönü, hastayı hipnotik transın altına alacak telkin vermektir. Hipnotik transın fizyolojik mahiyeti tam olarak ortaya konamamıştır. Bir çok alimler hipnozu, normal uykunun bir çeşidi gibi kabul etmiştir. İ. P. Pavlov’a göre, normal uyku beyin korteksinin yaygın, bazende subkortikal alanlarıda içine alan inhibisyonudur. Hipnotik transı ise local bir inhibisyon halidir. Beyin korteksinde “Gözetici bölgelerin” olması ile normal uykudan ayrılır. Hipnotist, aynı “Gözetici Bölgelerin” aralığı ile hipnoz altına alınan şahısla bağlantılarını sürdürebilir.

Hastayı hipnotik transa almadan önce, sistematik bir muayene yapılması gerekir. Aynı zamanda hipnoza yatkınlığın derecesi tayin edilmelidir. Bazı alimlerin verdiği bilgiye göre, insanlar arasında hipnoza yatkınlık % 60-70 civarındadır. Elbette, hipnoz yapanın tecrübesine ve maharetine bağlı olarak bu rakamlar değişebilir.

Hipnotik transı oluşturmak amacı ile muhtelif uyarıcılar (parlayan eşyalar, ışık, monoton ses, tıkırtı v.s.) istifade ederek beş duyuyu etkileyen (işitme, görme, taktil v.s.) amacına ulaşır. Sözle telkin, gözle tesbit yöntemi ile hipnotik trans oluşturmak en çok uygulanan yöntemdir. Bu amaçla gerekli muayene ve hazırlıktan sonra hasta özel bir koltuğa alınır veya rahat bir yastığa uzandırılır. Onun dikkatini herhangi bir noktada topladıktan sonra, takriben aşağıdaki içerikli telkin ifadelerinden istifade etmek mümkündür.

“Gözlerini aynı noktadan ayırmadan benim sözlerimi dikkatle dinleyin. Bir müddetten sonra kolların, ayakların ve nihayet bütün bedeninin ağırlaştığını hissedeceksiniz. Aynı tempoda göz kapaklarının ağırlaşmaya başlayacak ve sonra onları kapatarak uyumaya başlayacaksınız. Ona kadar sayıyorum. 10 dediğimizde göz kapaklarınız kapanarak rahat ve sakin uykusunda dertsiz olacaksınız. Bir…… iki…… üç….. kollarınız yavaş yavaş ağırlaşıyor, ağırlık bütün bedenini sardı. Dört…. beş….. şimdi ise göz kapaklarınız ağırlaşmaya başlıyor. Altı…. yedi….. aralarla derin nefes alın. Gözleriniz kararıyor, bedeninizi hoş bir rahatlık kapladı. Sekiz…. dokuz….. artık gözlerinizi açık tutamıyorsunuz. İradenin dışında onlar kapanmak istiyor. On…. gözleriniz tamamiyle kapanıyor… Rahat ve tam istirahat edin, daha derin uyuyun….”

Elbetteki telkinin içeriği daha geniş ve başka ifadelerden ibaret olabilir. Başlıca şart, söylenen sözlerin telkin gücünü artıran faktörlere bağlıdır. Sözleri monoton sözle, arayla, inandırıcı şekilde söylemek lazımdır. Başlıca şartlardan biri de, muntazaman çalışmak ve tecrübe toplamaktır. Hipnoz ile tedavi metodunun bütün cihetleri konu ile ilgili literatürde geniş olarak mevcuttur.

Hipnotik trans altında telkin etmekle, tedavi bir çok hastalıklarda, nevrozlarda ve nevrotik sendromlarla psikosomatik bozukluklarda, bronşial asthma, hipertanyison ve şeker hastalığında bir takımdiğer rahatsızlıklarda, çocuklarda enüreziste, konuşma ve davranış bozukluklarında başarı ile tatbik edilebilir.

Literatürde en çok dissosiyatif bozukluklarında uygulandığını ve en basit tedavi yolu olduğunu görüyoruz. Onun haricisinde anksiyete nevrozu grubu hastalıklarda (fobiler, obsessif kompulsif bozukluk, genelleşmiş anksiyete bozukluğu, PTSS), somatoform bozukluklarda, kişilik bozukluklarında, cinsel fonksiyonel bozukluklarda kullanıldığını ve muhtelif psikoterapotik yöntemlerle kombine edildiğini görüyoruz.

NARKOHİPNOZ

Hastanın ven içine heksonal (% 10’luk) veya tiopental sodyum vermekle uyku meydana getirilebilir. Ancak bu tedavi yönteminde hastayı tam uyutmayor, sadece bilinçli hali kayboluyor. Ancak hekimle irtibatı devam ediyor. Bu esnada hekimin telkinleri başlıyor. Bazı hallerde yatması için izin veriliyor. Tedavi seanslarının sayısı, hastalığın ağırlık derecesine ve şahsın bu tedavi usulüne ilgisini dikkate alarak 8-10 veya daha çok seans yapılabilmektedir.

Sade yöntemlerle hipnotik trans mümkün olmadığında narkohipnoz metodundan istifade edilir. M. E. Teleşevskiya, bu yöntemi teşvik edici, düzeltici ve güçlendirici bir terapi olarak isimlendirmiştir.

GRUP PSİKOTERAPİSİ

Aynı zamanda birkaç kişi ile veya grup ile yapılan tipleri vardır. Grup içinde yapılan psikoterapide hekim aynı telkin ifadeleri ile bütün gruba tesir gösterir. Grup psikoterapisi, tedavi grubunda olan hastaların birbirine olumlu tesirinden de istifade eder. Bu maksatla, hastalar gruba alınırken, teşhisleri, yaşları, entellektüel seviyeleri göz önüne alınarak seçilir. Psikoterapi konusunun esasını, hekimin grupla dialoğu teşkil eder. Hekim hastalara, onları rahatsız eden hastalıkları hakkında onun meydana gelme sebepleri ve diğer yerlerden bilgi verir. Hastalık hakkında onlarda meydana gelmiş, yanlış düşünceleri ortadan kaldırmaya çalışır. hekimin becerisi, hastalarda biçimlenmiş olan negatif yaklaşımları değiştirmek, onların tedavi olacaklarına ve iyileşeceklerine olan inançlarını sağlamalı ve bunları yükseltmelidir.

Bu tedavi yöntemi, genellikle alkolizm, nevrozlar, nevrotik sendromlar ve sinir sisteminin diğer fonksiyonel bozukluklarında tatbik edilir.

İMAGOTERAPİ

Rus psikoterapisti İ. J. Volpert tarafından (1972) de teklif edilmiş bu yöntemin mahiyeti şöyledir: Psikoterapistin rehberliği (tavsiyesi) altında kendi hastalık belirtilerinin ortadan kaldırılmasına müsbet etki gösterebilecek “hayali suretlerle (imajinasyonla)” hayaller oluşur ve günde 1-2 saat aynı hayalin rolünü oynatır. Hasta seçtiği rolün, mânevî hususiyetlerini, davranışlarını, ilk etaptan duygulanımını ne kadar canlı ve objektif ifade ederse, o kadar çok başarı kazanmış olur.

Hastaya öğretmek gerekir ki; o kendisini temkinli, sakin ve huzurlu hissetsin. Kendindeki gerginliği, asabiliği ve diğer bu gibi halleri mülayimlik, tebessüm, şaka ve çeşitli yollarla ortadan kaldırır. 1-3 ay devam eden bu tedavi usulü bir çok hallerde müsbet neticeler verir.

İmagoterapi nevrozların bütün biçimlerinde o çerçevede gerginlik, sinirlilik, dahili organlarda hoşagitmez duygularla belirtilen nevrotik sendromlar da tatbik edilir.

AUTOGEN TRAİNİNG

Bu yöntemin başlıca üstünlüğü odur ki; onu benimseyen her birkişi, hekimin iştiraki olmadan istenilen vakit ondan istifade edebilir. Autogen Training ilk defa Alman psikiyatristi ve psikoterapisti Şults (1932) tarafından tatbik edilmiştir. Autogen training veya psikoloji jimnastica onunla meşgul şahsın iradesinin gücüne kendine telkin etkisi sağlamak usulüdür. Bu maksatla ilk sırada, kasların relaksasyonuna ulaşmak, bunun arkasından Şults’un teklif ettiği altı vaziyeti oluşturmak gerekir. Bu esnada hasta, rahat yatakta veya kanapede oturmalı veyahut yatmalıdır. Rahat nefes alıp vermek başlıca şarttır. Çalışmaları günde üç defa (sabah uykudan uyanır uyanmaz, öğleyin ve gece yatarken) yapmak gerekir. Önceden bu konu ile çalışan bir kişi, kollarını, bacaklarını, sonra ise tüm vücudunun ağırlaşmasını ve uyuşmasını telkin etmeyi öğrenmelidir. Bu maksadla, kendi kendine içten birkaç defa “kolların ve bacaklarım ağırlaşıyor. Bütün bedenin ağırlaşıyor” diye tekrar etmeli. Ağırlaşmanın tafsilatını hayalinde canlandırmalıdır. Bundan sonraki aşamada ise; sıcaklık hissi, mide bulantısı, nefes alıp vermenin serbest ve muntazam olmasını, karında sıcaklık ve nihayet alında serinlik hissi oluşturmayı öğrenmelidir.

Gösterilen umumi aşamaların becerilmesinden sonra, herbir kişi için ortaya konan özel telkin biçimlerine geçilir. Tedavi etkileri ortaya çıkarana kadar çalışmalar sürdürülür

Autegen Training kompleksine, yalnız başına becerilebilmesi için 2-3 ay süreyle hergün uğraşmak gerekir. Hekimle birlikte çalışıldığında bu süre kısalır, kendine telkin herbir şahsın, kendi organizmasına, tedaviye cevap vermesine ve sinir sisteminin bir çok fonksiyonel bozukluklarını tedavi etmeye geniş imkanlar verir

Hücum Tedavisi

Hücum Tedavisi, Hücum Terapisi, Hucüm terapisi istanbul

Psikoterapi ve kombine terapi grubuna rastgele örneklem yöntemi ile alinan hastalara psikoterapi uygulamasi baslandi. Hastalarin ilk fizik ve psikiyatrik muayenesi yapildiktan sonra, hastalarla tedavi plani ile ilgili görüsme yapildi. Tedavi planini kabul ettiklerine ve programa devam edeceklerine dair karsilikli söz verilip, imzalari alindi.

Tedavi plani on günlük hücum tedavisi ve idame tedavisi olarak iki gruba ayrildi. Hücum tedavisi günlük iki kez 60 dakikalik görüsmeleri içeriyordu. Bu görüsmelerin yarisi sabah, yarisi ögleden sonra uygulandi.

Hücum tedavisinin ve idame tedavisinin uygulandigi mekan özel olarak hazirlandi. Psikoterapi odasi ses geçirme yönünden izole edildi. Yan odalardan içeri ses girmesi ve disari ses çikmasi önlendi. Hastanin kendini psikoterapi odasinda güven ve emniyet içinde hissetmesi saglandi. Psikoterapi odasinda üç koltuk, kütüphane, video kamere, kayit cihazi, televizyon, kaset çalar mevcuttu. Psikoterapi odasi zaman zaman isiktan da izole ediliyor ve karanlik veya los bir ortam saglaniyordu. Aydinlatma uygun sekilde yapilmis ve istendiginde isigin siddetini degistirebilen cihazlarla donatilmisti.

Imajinasyon ve Hipnotik Trans çalismalari yapildiginda, hastanin oturdugu koltuk, elektrikli kumanda ile yatirilmakta ve hasta yatar vaziyete geçmekteydi.

Hücum tedavisine baslandigi gün hastanin tüm tedavisi video kamera ile VHS video kasetlere kaydedildi. Daha sonra, idame tedavisi de video kayitlara alindi.

On günlük hücum tedavisinin içeriginde davranisçi, bilissel(kognitif) ve içgörü yönelimli (Insight oriented) psikoterapi yaklasimlari mevcuttu. Bu açidan elastik ve eklektik bir uygulama yapildi. Fobik ve kompulsif hastalara davranisçi teknikler, panik ve anksiyeteli hastalara bilissel teknikler agirlikli olarak uygulanirken, dinamik formülasyona uygunluk arzeden hastalarda içgörü yönelimli bir terapi yaklasimi agirlikla uygulandi.

Hücum tedavisi süresince; teknik olarak interpersonel görüsme, imajinasyon, serbest çagrisim, fikra aktarma, katatimik rüya görüntülemesi, hipnotik trans, rüya analizleri, günlük yazma ve yorumlanmasi uygulandi.

Hücum tedavisi içerisinde hastalara tedavi rasyoneli aktarilmakta, tedavileri ile ilgili teknikler ögretilmekte ve sorunlar karsisinda nasil davranabilecegi, düsünebilecegi ve yorumlayabilecegi ile ilgili beceriler kazandirilmaktadir.

Hucum tedavisinde uygulanan davranisçi teknikler.

Davranis Hedefleri

Hastanin degistirmek istedigi belirli davranislar. Örnekler: egzersiz, kontrol etme, el yikama ve ödev yapma dakikalari

Yüzlestirme:

Korkulan bir uyarici ile yüzlesme. Örnek: Obsesif-kompulsif hastaya elleri kirli suya sokulduktan sonra el yikamadan uzak durmasi istenir.

Cevap/Uyarici hiyerarsisi:

Yüzlesmede kullanilmak üzere en çok korkulandan en az korkulana tepki ve davranislara dogru giden bir liste. Örnek: Hasta ve terapist, hastanin korktugu durum ve davranislari en azdan en çok korkulana dogru listeler. Asansörden korkan hasta için “asansörü düsünme” en az olurken, “Çok yüksek bir binanin tepesine çikan asansöre binme” en çok olur.

Modelleme:

Terapist istenilen tepkiyi kendi gösterir. Örnek: Terapist seansta uygun güçlü bir tepkiyi hastanin taklit etmesi için gösterir.

Taklit:

Hasta terapistin tepkisini kopyalar. Örnek: Hasta diger kiside gözledigi davranisi kopyalar ve uygular.

Davranis provasi:

Hasta terapi disinda uygulayacagi davranisi yapar. Örnek: Hastaya seansta patronuyla nasil yüzlesecegini gösterir.

Rahatlama Egitimi:

Ardarda, degisik kas gruplarini, rahatlatma görüntülerini hayalleyerek, agir nefes alarak rahatlama. Örnek: Terapist hastaya degisik kas gruplarini gittikçe gerip ve rahatlatacak, sonunda da bir rahatlama görüntüsüyle bitirecek sekilde rehberlik eder.

Aktivite Programi:

Aktiviteleri gün içinde zevk, yeterlilik, endise, üzüntü, korku ve diger hisler ve duygular seklinde siralayarak uygular. Örnek: Hasta saatlik bir programla ruh hallerini ve aktivitelerini belirler.

Dereceli Görevler:

Zevk ve yeterlilik yaratacak davranislari planlama ve uygulama. Genellikle bu davranislar terapistin ve hastanin belirledigi bir ödül menüsünden seçilir. Örnek: Hasta depresyona girmeden evvel mesgul oldugu davranislari listeler ve bu aktiviteleri en az zordan en çok zora dogru yapmak için belirler.

Kendine güven Egitimi:

Nasil zevk ve öz-saygi yaratacak isteklerde bulunulacaginin ögretimi. Örnek: Terapist hastaya bir diger kisinin davranislarinda degisiklik yaratacak isteklerde nasil bulunulacagini ögretir. Sonra hasta seans disinda güvenli tepkileri uygular.

Iletisim Egitimi:

Baskalariyla konusurken BEN cümlelerinin nasil kullanilacaginin egitimi. Örnek: Terapist hastaya suçlayici olmayan BEN cümlelerini ve hastanin tercih ettigi dogrultudaki cümleleri ögretir.

Aktif Dinleme Egitimi:

Arastirma, tekrarlama, empati yapma ve geçerli kilma egitimi. Örnek: Hasta digerlerinin duygulari, düsünceleri (arastirma) hakkinda daha fazla bilgiyi istemeyi, “sen….diyorsun” seklinde, duydugunu tekrarlamayi, karsisindakinin duygularini, “sen kizginsin çünkü…” seklinde belirtmeyi ve karsisindakinin dediklerinde bir dogruluk payi bulmayi “sen …diyorsun, çünkü….” demeyi ögrenir.

Kendini Ödüllendirme:

Istenilen davranislari artirmak için kendini methetme ve güçlendirme. Örnek: Hasta kendini bazi somut, olumlu seylerle (yiyecek, filim, hediye ya da iyi bir davranis) ya da olumlu cümlelerle “denedigim için kendimle gurur duyuyorum” seklinde ödüllendirebilir

Hucum tedavisinde uygulanan bilissel (Kognitif) teknikler.

Olumsuz düsünceleri belirleme:

Hasta depresyon, endise ve sinirle ilgili düsünceleri belirler. Örnek: Hasta ne düsündügünde kendini daha kötü hissettegini bulabilir. “Basaramayacagimi düsündügümde endise duyuyorum.”

Düsüncedeki inancin ve düsünceye bagli duygularin derecesini degerlendirmek:

Hasta negatif düsüncelerini (Ör. :üzgün, sinirli, hayal kirikligina ugramis,) belirleyince hangi düsünce ile hangi duygunun birbirine bagli oldugunu anlar. Sonra 0’dan 100’e kadar ne kadar “üzgün” oldugunu ve negatif düsüncesine ne kadar inandigini dereceler. Örnek: Ben , “Beni sevecek kimseyi bulamayacagim” düsüncesine %85 derecesinde üzülüyorum ve buna %90 inaniyorum.

Negatif Düsünceyi Sininflandirma:

Hasta düsünceyi, düsünceyle bilertilen düsünme bozukluguyla siniflandirir. Yani algilamadaki sistematik hatalarini farkeder.Bu hatalar; keyfi çikarsama, falcilik yapma, düsünce okuma, yanlis niteleme, kötüye yorma, özellestirme, ya hep ya hiç seklinde düsünme, abartama, bireysellistirme, küçümseme, olumlulara inanmama ve genellleme olabilir.

Eger düsünce dogru ise bu ne demek?(Düsey inis):

Terapist sorar, “Eger düsüncen dogruysa bu sana ne ifade ediyor? Bu niçin bir problem? Ne olur ” Bu sorular her bir sorunun cevabi için sorulur. Örnek: “Eger partide reddedilirsen, bunun senin için çekici olmadigin anlamina geldigini söyledin. Eger çekici olmazsan ne olur?

Altta Yatan Düsünce Nedir?:

Terapist hastanin altta yatan kurallarini inceler. Örnegin, hastanin “eger-o zaman” ve “yapmaliyim” cümlelerini. Örnegin, “Eger biri beni sevmezse, bu sevilecek biri degilim demektir.”

Düsüncenin maliyeti ve kari nedir?:

Tepapist hastadan düsüncenin tüm avantaj ve dezavantajlarini listelemesini ve avantajlar ile dezavantajlar arasini yüz puana bölmesini ister. Bu hastanin düsünceyi degistirmek için motivasyonuna yönelir.

Delil nedir?

Hasta düsüncesini destekleyen delilleri listeler. Deliller ne kadar agirliklidir? Delillerin niteligi nedir.?

Olayi Perspektife (Yelpazeye) oturtmak:

Hastadan olayi 0’dan 100’e kadarlik yelpazede incelemesi istenir. Eger olay gerçeklesirse ne olur. Ardindan daha kötü ya da iyi ne olabilir. Eger olay gerçeklesirse hala ne yapilabilir.?

Çifte-standart:

Terapist hastaya “Bu standardi baskalari için de uygularmisiniz? Neden, Neden Degil?”, diye sorar.

Düsünce Hakkinda Konusma:

Terapist ve hasta, negatif düsünce aleyhinde söz alacak sekilde rol alirlar. Roller degisebilir.

Bölgesel Analiz:

Hasta dogrulanmamis sonuçlara mi variyordur? Örnegin: “Eger sinavda basarili olamazsam, ben kendim bir basarisizim.”

Alternatif bir Açiklama Var mi?:

Hastadan pek çok alternatif sebebi ve sonucu, özellikle daha az negatif alternatifi incelemesi istenir.

Çözülecek bir problem var mi?

Hasta düsüncesine bir problem çözüçü olarak yaklasiyor mu? Problem nedir? Amaç ne olacaktir? Hangi kaynaklar, bilgiler, beceriler ve hareketler ile ilgilidir.? Hasta problemi çözmek için ne gibi planlar düsünebilir?

Kabul:

Hastanin fikse etmek ya da kavga etmekten çok, kabul etmeyi ögrenecegi bir gerçek var midir?

HÜCUM TEDAVISI PROGRAMI

1.Gün Sabah: Hastanin psikoterapi odasina alinmasi, videokayit cihazinin çalistirilmasi ve hastanin anamnezinin kaydedilmesi. Bu süreç içerisinde hastadan psikiyatrik hikayesi alindi. Kimlik bilgileri, hastalik öncesi hikayesi, geçirdigi hastaliklar kaydedildi. Anamnezinde; prenatal ve perinatal hikayesi, erken çocukluk dönemi (Dogumdan üç yasina kadar), orta çocukluk dönemi (3-11 yas arasi ), geç çocukluk dönemi (Puberte ile adölesan arasi dönem), adultlük dönemi, psikoseksüel gelisimi ve aile hikayesi alindi.

Geç çocukluk döneminde sosyal iliskileri, okuldaki durumu, kognitif ve motor gelisimi , ruhsal ve fiziksel problemleri, cinsellikle iligili tutum , davranis ve gelisimi sorgulandi. Adultlük döneminde; is hayati, evlilik ve çevresi ile iliskileri, egitim ve ögretimdeki durumu, dini inançlari, sosyal aktiviteleri, yasadigi mekanin durumu ve özellikleri, yasalarla ilgili hikayesi ögrenildi.

Ögleden Sonra: Mental Durum Muayenesi yapildi. Mental durum muayenesinde genel degerlendirmede; görünümü, davranis ve psikomotor aktivitesi, doktora karsi yaklasimi degerlendirildi. Duygudurum ve affektleri açisindan; hastanin duygudurumu, jest ve mimikleri, duygudurumun jest ve mimiklere uygunlugu incelendi. Konusmanin yapisi, niteligi, içerigi, sürati degerlendirildi. Algilama ve kavramanin durumuna bakildi. Düsüncenin sekil ve içerik açisindan durumu incelendi. Daha sonra hastanin algilama ve bilissel yetileri incelendi. Hastanin zekasi, soyut düsünme yetenegi ve içgörü seviyesi degerlendirildi. Suur seviyesi, oryantasyonu, hafizasi, konsantrasyon ve dikkat yetenegi, okuma ve yazma kapasitesi, visuospatial algilamasi, soyut düsünce durumu ve zekasi kontrol edildi. Ayrica hastanin dürtü kontrol durumu ve içgörü yetenegi degerlendirildi. Gerekli görülen hastalarda; genel fizik muayene, nörolojik muayene, ilave psikiyatrik görüsme tekniklerinin uygulanmasi, laboratuvar ve psikometrik testlerin uygulanmasi yapildi.

2. Gün Sabah: Hasta hakkinda düsünülen pozitif ve negatif bulgular listelendi. Tüm elde edilen verilerden yola çikilarak bir hastalik formülasyonu olusturuldu. Hastaya konan teshis çerçevesinde psikodinamik bir formülasyon netlestirildi ve buna uygun bir tedavi plani yapilandirildi.. Hasta hakkinda düsünülen teshisin ve psikodinamik formülasyonun dogrulugunu test etmek amaci ile ileri soru ve incelemeler yapildi ve hatalarin önüne geçilmeye çalisildi.

Ögleden Sonra: Hastanin bu formülasyon perspektifinde rahatsizliginin hangi anksiyete bozuklugu kümesine girdiginin tesbiti yapildi. Fobik, obsessif kompulsif ve anksiyöz kümelerinde olan bu hastalarin, anamnezlerinden elde edilen bilgiler çerçevesinde bozuklugun davranissal, bilissel ve psikodinamik ögelerinin neler oldugu ortaya kondu. Davranissal ögeleri agirlikli olan hastalar için davranisçi bir yaklasimla tedavi hedefleri gelistirildi ve tedavi plani olusturuldu. Bilissel çarpitmalari agirlikli olan hastalar için buna uygun tedavi hedefleri ve stratejileri gelistirildi. Psikodinamik agirlikli bir formülasyon üzerinde duruluyor ise içgörü yönelimli kisa dinamik psikoterapi hedefleri ve stratejilerinin tesbiti yapildi.

3. Gün Sabah: Hasta psikiyatrik bir ön egitime alindi. Bu psikiyatrik egitimde insanin biyopsikososyal gelisimi hastaya algilayabilecegi seviyeden anlatildi. Mental yapinin davranislarini nasil belirledigi anlatildi. Davranissal kaliplarin ve beyindeki otomatik releks cevaplarin nasil olustugu örnekleri ile aktarildi. Davranissal açidan normal ve patolojik davranisin nasil ögrenildigi ve uygulandigi aktarildi. Davranissal hatalardaki sosyal ögrenme teorisi, modelleme ve genelleme gibi konular üzerinde duruldu. Bilissel yeteneklerimizin gelismesi ve algilarimizdaki subjektivitenin etkisini göstermek amaci ile sistematik hatalar hastalara tek tek anlatildi. Bunlar arasinda ; selektif seçicilik, asiri genelleme, küçültme, abartma, ya hep ya hiç tarzinda düsünme, bireysellistirme ve keyfi çikarsama üzerinde oldukça yogun duruldu. Otomatik düsünceler ve bilinç disi afonksiyonel semalarin ne oldugu ve nasil çalistigi anlatildi. Düsünce ve duygulanim arasindaki etkilesme siklusunun nasil bedensel yapimizi etikledigi ve otonom sinir sistemimizde ne tür etkilere yol açtigi aktarildi.

Ögleden Sonra: Dinamik formülasyona uyan hastalara daha da agirlikli olmak üzere bebegin psikoseksüel gelisimi aktarildi. Psikoseksüel dönemdeki takintilarin ne tür ruhsal bozukluklara yol açabilecegi hastalari izah edildi. Mental yapimizin Freudiyen nazariye çerçevesinde id, ego ve süperego ile bilinç, bilinç öncesi ve bilinçdisi kavramlari basitlestirilerek anlatildi. Id, ego ve süperego’nun arasindaki dengenin nasil saglandigi ve bu denge bozukluklardinda meydana gelen anksiyetenin temel nedenlerinin neler olabilecegi aktarildi. Ego’nun düzenleyici rolünün önemi ve bu rolünü yerine getirirken kullandigi savunma düzeneklerinin neler oldugu anlatildi. Bozuklugun içgörüsünün yakalanabilmesi açisindan savunma düzeneklerinin nasil çalistiginin hasta tarafindan çok iyi bilinmeliydi. Bu nedenle tüm savunma düzenekleri hastaya örnekleri ile birlikte tek tek anlatildi.

4. Gün Sabah: Hastaya verilen tüm bilgi ve egitim materyalinin hastanin kendi hayati ile iliskilendirilmesi yapildi. Hastanin kendi hayat hikayesinden alinan çarpitmalar, otomatik düsünceler, davranissal kaliplar, savunma düzenekleri hastanin tolere edebilecegi seviyede aktarildi. Hastanin yazmaya basladigi günlükleri ve getirdigi rüya materyalinin yorumu üzerinde duruldu. Hastaya ilk imajinasyon testleri yaptirildi. Imajinasyonunun nasil gelistirecegi ve vucut relaksasyonunun nasil olusturacagi ile ilgili teknik bilgiler verildi. Hastayi mayalamak amaci ile daha önce Dr. Tahir Özakkas tarafindan hazirlanmis olan bir hipnotik trans seansi videokaseti seyrettirildi. Bu hipnotik trans kasetinde; bilinç ve bilinçdisi kavraminin ne oldugu, savunma düzeneklerinin nasil çalistigi, posthipnotik telkinlerin sujeler tarafindan nasil uygulandigi ve bu uygulamalarini bilinç seviyesinde nasil izah ettiklerini, bilissel çarpitmalarin nasil çalistigini bir objektif örnekle seyretme ve içgörü kazanma imkanina sahip oldular.

Ögleden Sonra: Hastalar gelistirdikleri imajinasyon çalismalari ile hipnotik transa hazir hale getirildiler. Dr. Tahir Özakkas tarafindan hazirlanmis olan “Otohipnoz ve Relaksasyon” ses kaseti dinlettirilerek hipnotik transa alindilar. Hipnotik transa giremeyen hastalarin dirençlerini yok etmek için yardimci bir takim teknikler kullanilarak hastalarin transa alinmasi saglandi. Hastalar orta seviyede bir hipnotik trans konumunda muhafaza edildiler. Hastalar kataleptik vaziyette iken motor koordinasyonlarini kaybetmekte, ancak bilinçlerini hafif bir bulaniklikla birlikte muhafaza ettiler. Bu hal bir nevi hipnogojik bir duruma benzemekteydi. Bu dönemde hastalarin bir rüya görmeleri istendi. Rüyalar ya hekimin senaryolastiridigi bir çerçevede telkinle olusuturuldu ya da spontan olusmasina izin verildi. Bu rüya içeriginin yorumlanmasi ile bozuklugun bilinç disi nedenleri veya etkili olan travmatik hadiselerin boyutlari anlasilmaya çalisildi. Bu rüya içeriginin trans boyunca yorumlanmasi ve bu yorumlarin dogrulugunun ayni anda rüya içerigine müdahale ederek uygun olup olmadigi test edilmesi mümkündü. Bu durum tedavinin basinda hekim tarafindan yapilan formülasyonun geçerli olup olmadigini hekime geri bildirim seklinde bildiriyordu.

5. Gün Sabah: Hastanin günlüklerinin ve rüyalarinin üzerinde duruldu. Hasta hipnotik transa alindi. Hipnotik transta standart imajlarin görülmesi temin edildi. Bu standart imajlarin durumu dikkatli bir sekilde not edildi. Standart imaj olarak orman, göl, akarsu, orman içinde bir ev, evdeki albüm, dag, orman içinde antik bir sehir , antik sehrin yeraltindaki odalari imajine ettiriliyordu. Bu imajlardan projektif bir test gibi istifade ediliyor ve sembolizasyonun analizi yapiliyordu. Imlajlardaki saglikli ögeler ve patolojik ögeler ayristiriliyordu. Patolojik ögeler konusundaki yargilar baska imajlarla kontrol ediliyor, dogrulugu onaylanirsa o imajlari degistirmeye yönelik telkin tedavisi ve yeni senaryolor ve yardimci ego güçleri olusturulmaya çalisiliyordu. Bu imajlarda ego güçleri arasindaki uyumsuzluklar ortaya konuluyor, bozukluga neden olan ego güçleri hekimin de desteklemesi ile diger ego güçleri tarafindan zayiflatiliyor veya ortadan kaldiriliyordu. Fobik hastalar için fobik ortam ,bu hipnodrama da kontrollü olarak olusturuluyor, hastanin birebir tepkilerini ve dirençlerini ölçmek mümkün oluyordu. Hipnodrama sayesinde hastalar fobik uyarana karsi güçlü ve kisa süre içerisinde desensitize edilmeye çalisiliyordu. Obsessif-Kompulsif hastalar için yüzlestirme ve cevap engelleme gibi davranisçi ve kognitif teknikler hipnotik trans altinda hipinodrama ile mükerrer defalar yapildi. Kisinin kompülsiyonlarini önleme gücü ve obsesyonlari ile basetme yetenekleri bu sekildi artirildi. Anksiyöz hastalarin anksiyetelerini kontrol altina alabilmeleri için otohipnoza girmeleri ögretildi. Hipnotik trans altinda olumlu düsünce ve olumlu imajlarla duygudurumunu degistirebilme ve bedensel degisiklikleri olumlu olarak yorumlayip onlari kontrol edebilme deneyimi kazandirildi.

Ögleden Sonra:Hastanin sabah yapilan transi ile ilgili yorumlar yapilarak hastanin hastaligi ile ilgili bir içgörü kazanmasi temin edilmeye çalisildi. Egosunun kaldiramayacagi çatismali yorumlardan kaçinildi. Hasta hipnotik transa alindi. Standart imajlar verildi. Bu imajlardaki olumlu ve olumsuz degisiklikler irdelendi. Hastanin tedaviye yaklasim tarzi ve tedaviden beklentileri ile ilgili imajlarin neler oldugu üzerinde duruldu. Tedaviye karsi negatif hisler, dirençler ile tedaviden asiri beklentiler öncelikle farkedilerek gerekli önlemler alindi .Olayin rasyoneli tekrar tekrar aktarildi. Hastanin spontan rüya görmesi için trans altinda telkin yapildi. Spontan rüya ile hastanin öncelikle dile getirmek istedigi duygulari açiga çikartildi. Dinamik formülasyona uyan hastalara hipnotik trans altinda hayat hikayeleri hipermnezik ve ekmnezik bir yaklasimla tekrar anlattirildi. Travmatik kaynaklara ulasilmaya ve katarzis temin edilerek olusmus bilinçdisi negatif yüklenmenin bosaltilmasina çalisildi. Katarzis temin edilen hastalarda büyük bir rahatlama oldugu gözlendi. Bu rahatlamadan yola çikilarak bozuklugun tamamen yok edilebilmesi için travmatik kaynaklara ulasmak ve nesne iliskilerini tekrardan bugünkü düzlemde yeniden kurmak için çalismalar yapildi. Bu çalislmalarda yine hipnodramaya büyük agirlik verildi.

6. Gün Sabah:Günlükler ve getirilen rüya materyali üzerinde duruldu. Birgün önceden verilen ev ödevlerinin yapilip yapilmadigi arastirildi. Basarilamayanlarin nedenleri üzerinde duruldu. Bir gün önceki hipnodramadaki imajlarin uygun olanlarinin yorumu yapildi. Hastaya rüya analizleri ve sembol dili ile ilgili bilgiler verilerek rüyalarinin analizi ve bilinç disi çatismalarinin algilamasi ögretildi. Hastaligin rasyoneli ve formülasyonu hasta ile birlikte gözden geçirildi. Hatali veya yanlis bulunan ögeler üzerinde durularak yeniden yapilandirilmaya çalisildi. Bu konuda hastanin aktif is birligi saglandi. Hastanin tedavisi ile ilgili yeni hedefler ve yeni stratejiler gelistirildi. Bu hedeflere ulasmak için uygulanmasi gerken teknikler üzerinde dikkatli bir sekilde duruldu.

Ögleden Sonra: Hastanin gün ile ilgili yorumu dinlendi. Bir istegi olup olmadigi soruldu. Herhangibir önerisi yoksa otohipnoz teknigini nasil kullanacagi ögretildi. Tedavi odasinda hekimin yaninda kendi kendine hipnotik transa girmesi önerildi. Otohipnozu basarip basaramadigi gözlendi. Hatali uygulamalari düzeltildi. Otohipnoza girdikten sonra hipnodrama ve standart imajlar uygulandi. Sstandart imajlardaki degisime göre tedavi programi revize edildi. Hastanin durumuna göre hipnodrama içerisinde aktif yeni senaryolar olusuturularak hastanin bozuklugunu yenmesi için telkin ve motivasyonlar verildi. Hasta taranstan çikartildi gerekli ev ödevleri verildi ve gönderildi.

7. Gün Sabah: Hastanin günlügü okundu, rüyalari dinlendi ve yorumlari yapildi. Hastanin tedaviye olan uyumundaki aksakliklar üzerinde duruldu. Ortaya çikan yogun direnç mekanizmalarinin ne oldugu , direnç mekanizmalarinin nasil çalistigi ve hastaliktan dogan sekonder kazançlarin neler oldugu anlatildi. Tedaviyi baltalayarak tedavinin basarisini engellemeye çalisan kimlik ögelerinin nasil çalistigi, bunlara karsi nasil mücadele edilmesi gerektigi ile ilgili bilgiler verildi. Hasta hipnotik transa alindi. Hipnotik transta standart imajlar uygulandi. Transta iken Dr. Tahir Özakkas arafindan hazirlanan olumlu ve olumsuz ego güçlerinin çatismasini simgeleyen “Tiyatro Sahnesi” isimli ses kaseti hastalara dinletilerek olumlu ego güçlerinin bu savasi kazanmasi temin edilmeye çalisildi.

Ögleden Sonra: Hastanin direnç mekanizmalari üzerinde duruldu. Hastanin rahatsizligi nedeni ile elde ettigi sekonder kazançlari konusunda içgörü kazanmasi ve bunlardan vazgeçerek daha saglikli hedeflere yönelmesi temin edilmeye çalisildi. Bilissel-davranissal tedavi tekniklerinin hangisinin daha yararli olabildigi konusunda tartisma yapildi. Zorluklarin nasil asilacagi ve yeni hedeflere nasil ulasilacagi ile ilgili bilgiler verildi.Hastanin izolasyondan siyrilarak duygularini daha rahat ifade edebilen ve paylasabilen bir birey haline gelmisine yardimci olundu.

8. Gün Sabah:Hastanin günlügü okundu, rüyalari dinlendi ve yorumlari yapildi. Hastanin olumsuz düsüncelerinin neler oldugu ve bu olumsuz düsüncelerin otomatik olarak nasil ortaya çikmtigi üzerinde duruldu. Otomatik düsünceleri olusturan daha altta duran afonksiyonel bilinçdisi semalarin neler oldugu üzerinde duruldu. Bu semalarin nerelerden kaynak aldigi ve niçin bunlarin tartismaya açilmadigi ile ilgili sorgulama yapildi. Bu semalarla ilgili içgörü kazandirilmaya çalisildi. Hasta hipnotik transa alindi, Dr. Tahir Özakkas tanrafindan hazirlanmis “Olumsuz Düsünceleri Yok Etme” kaseti dinletilerek, olumsuz düsüncelerin imajla yok edilmesine ve olumlu ego güçlerini destek verilmeye çalisildi.

Ögleden Sonra: Hastadan günün yorumu dinlendi ve içgörü kazandigi konulari aktarmasi istendi. Basarabildiklerini ve basaramadiklarini ifade etmesine imkan verildi. Basarisizliklarin üzerinde tartisma yapilarak çikis yollari birlikte arandi. Hasta hipnotik transa alindi “Olumsuz düsünceleri yok etme ” ses kaseti dinlettirildi. Hasta transtan çikartildi. Ev ödevleri üzerinde tartisilarak ev ödevleri verildi.

9. Gün Sabah: Hastanin günlükleri okundu, rüyalari incelendi ve gerekli yorumlar yapildi. Daha önce doktor tarafindan önemli görülmüs bulunan videokaset fragmanlari hasta ile birlikte izlendi. Hata kendindeki degisimleri, bu kasetler vaitasi ile objektif olarak yakaladi. Farkina varamadigi davranis, tutum ve yaklasimlarindaki olumsuz ve olumlu ögeleri tekrar degerlendirme imkanina kavustu. Hayat hikayesini tekrar dinleyerek tekrardan yorumladi. Gereksiz ayrintilari, anlatilmadan geçen ve saklanan ögeleri, bunlarin arkasindaki dinamik güçleri bizzat görmesi temin edildi. Degisik ego state’lerdeki tepkilerinin ve yaklasimlarinin farkliligini farketmesi istendi. Hasta hipnotik tarns altindaki kasetlerini de seyrederek aldigi egitim ve bilgiler çerçevesinde o güne kadar doktor tarafindan yapilmayan yorumlari da yapma imkanini buldu. Bundan sonraki hayatinda daha saglikli adimlar atmasi için bir takim çözüm anahtarlarini eline geçirdigini, en azindan hangi problem karsisinda ne yapmasi gerektigini ögrenmis oldu

Ögleden Sonra: Hastadan günün yorumu dinlendi. Belirlenen videokasetlerin izlenmesine devam edildi. Bu video kasetler üzerinde yorumlama, içgörü kazanma ve elestirme gibi hususlar üzerinde durularak tesbit edilen hedeflere ulasilmaya çalisildi.. Yeni bir kimligin yeniden yapilandirilmasi ve restorasyonu için ego’nun saglikli ve rasyonel yapisindan istifade edilmeye çalisildi. Uzun vadeli saglikli hedefler ortaya konuldu.

10. Gün Sabah: Hatanin günlükleri okundu, rüyalari incelendi ve gerekli yorumlar yapildi. Tedavi programi genel olarak gözden geçirildi. Nereden baslanildigi nereye gelindigi tartisildi. Yapilabilenler ve yapilamayanlar gözlendi. Tedavi strateji ve tekniklerinde eksik olup olmadigi tartisildi. Eksik görülen hususlarin üzerinde birkez daha duruldu. Hasta hipnotik transa alindi. Olumlu telkin ile egosu takviye edildi. Tiyatro Sahnesi ses kaseti tekrar dinletilerek olumsuz ego güçleri tamamen ortadan kaldirilmaya çalisildi.

Ögleden Sonra: Hastaya hücum tedavisinin sonuna gelindigi hatirlatildi. Bugüne kadar sürdürülen programda zihnine takilan konulari açik olarak sormasi istendi. Program birlikte tekrar gözden geçirildi. Idame tedavisi ile ilgili yakin ve uzak hedefler ortaya konuldu. Yakin ve uzak hedefler için zaman sinirlamasi konuldu.Idame tedavisinin baslangiçta haftada iki kez, daha sonra haftada bir kez, daha sonra iki haftada bir kez yapilmasina karar verildi. Video kasetlerden bazi fragmanlar izlendi. Hasta kisa sürede kendi kendine otohipnoza girebildigini ve burada kendine olumlu telkinler verebildigini hekimine gösterdi. Hasta ev ödevleri ve yapmasi gerekenlerle ilgili olarak bilgilendirilerek gönderildi. Gönderilmeden öjnce standart psikometrik testleri doldurmasi da istendi.

Uygunsuz ve Hatalı Hipnoz Uygulamasının Olumsuz Sonuçları

ROBB O. STANLEY ve GRAHAM D. BURROWS

Mellbourne Üniversitesi, Avustralya

Çeviren: Deniz Şenelt

Yıllar boyunca bazıları hipnozun kendisinin hassas bireyler için bazı riskler ortaya çıkartabileceğini savunmuş (Meares, 1961) diğerler bir bazıları da hipnoz kullanımında hiç bir risk olmadığını ileri sürmüşlerdir (Le Cron, 1961). Ters etkiler konusunda bir sonuca varmak için herzaman için hipnoz tekniklerinin hangi koşullar altında, kim tarafından ve kime kullanıldığı göz önünde bulundurulmalıdır (Stanley, 1994).

MacHovec (1988) bu ters etkileri hipnoz uygulamaları ile ilişkili olarak özel olarak belirlemeye çalışmıştır.

Hipnozun komplikasyonları/sorunları, hipnoz sırasında veya sonrasında ortaya çıkan, üstünde anlaşmaya varılmış hedeflerle çelişen ve normal zihinsel işleve zarar vererek hipnotik sürece engel oluşturan, beklenemedik ve istenmeyen düşünceler, duygular veya davranışlardır. Bunların geçmişten gelen veya tekrarlanan benzer zihinsel veya fiziksel bulguları yoktur. Bunlar sağaltıcı olmayan, ya da sağaltım dışı şeylerdir. (Tedavisi yoktur). (MacHovec, 1988, sf.46)

Hipnozun herhangi bir alanda kullanılmasından ters etkiler doğduğuna yönelik kanıt var mıdır ve bu ters etkiler nelere bağlanabilir? Bir durum veya bir seri olgu olarak hipnozun bizzat kendisinin bu alanların herhangi birinde zarara sebep olabileceğine kanıt var mı, yoksa ters etkiler hipnozun kullanılış yolunun ve trans sırasında verilen telkinlerin bir sonucu mu?

HİPNOZ TECRÜBESİNİN TERS ETKİLERİ

Hipnozun olası ters etkileri ile ilgili ilk endişeler, irade kontrolü konusu ve hipnoz edilmiş öznenin başka koşullarda yapmayacağı ve kabul etmeyeceği şekilde davranma olasılığı ile ilgiliydi. Özel olarak bu konudaki ilgi ve endişe, saldırı suçları komisyonuna ve yetkililerin dikkatini çeken cinsel taciz ve tecavüz vakalarındaki irade kontrolü değişiklikleri üzerinde toplanmıştı. Bu kaygılar, Fransız Hükümetinin kurduğu Mesmerizmi Araştırma Komisyonu tarafından 1784 yılında dile getirilmiştir.

İrade kontrolü ve hipnoz konusu bu bölümün kapsamı dışındadır. Bununla ilgili olarak ‘Öznelerin, hipnoz yoluyla, normalde kabul edilemez buldukları veya kendilerine/diğerlerine zarar vermesi olası bir şekilde davranmaları sağlanabilir mi?’ sorusunun cevabı belirsiz kalmakta olduğu yorumunu yapmak yeterlidir. Bu sorunun cevabı, bulunulan bağlam, öznenin özellikleri, kullanılak teknik ve belki de katılımcının farkındalığının dışında olan psikolojik süreçler dolayısıyla cevap, ‘Belki evet, belki hayır’ gibi gözükmektedir.

Hipnozdan kaynaklanan değişen bilişsel süreçler durumu kendi başına bir tehlike ortaya çıkartabilir mi? Çoğu insanın psikolojik işleyiş dağarcığında mevcut olan bir ‘durum’un kendisine fiziksel olarak zararlı olması muhtemel değildir. Tabiat bir tür canlıya, doğası gereği kendi türünün bir üyesinin zarar görmesine neden olan bir özelliği çok nadiren verir.

Bu durumun yaratıldığı bağlam bazı problemlere sebep olabilir. Eğer bilişsel süreçlerin değişikliği kişinin kendi güvenliğini korumak için yapması gerekenleri engellerse zararlı olabilir. Böyle bir durum, katılması gereken aktivitelerden uzaklaşmasında tehlikenin yattığı, sözde ‘anayol hipnoz’ ile ortaya çıkar. Böyle kendiliğinden olan durumlar ile burada ilgilenmiyoruz. Benzer zorlukların, hipnotik olguların kasıtlı yaratılmasında ortaya çıkması da mümkündür, ancak bu olgunun sonucu değil, ama içinde kullanıldığı bağlamın sonucudur.

Benzer şekilde, özel telkinlerin kullanılması, kişinin olağan kendini koruma kabiliyetini engelleyebilir. Özellikle, ağrı algılamada değişiklik dikkatli yapılmamışsa, hastada yeni bir ağrı kaynağına koruyucu bir karşılık verememe riski ya da tedavi edilen bozuklukla ilgili değişiklik yaratabilir.

Hipnoz herkesin psikolojik sağlığı ve iyiliğine karşı bir risk ortaya çıkartır mı? Hipnozun profesyonel olarak terapi amaçlı kullanımının başlamasından bu yana (hatta Marquise de Puysegar’ın 1784’deki çalışmasından beri), klinik hipnozun (Conn, 1981; Eastabrooks, 1943; Rosen, 1960; Meares, 1960, 1961; Orne, 1965, Weitzenhoffer, 1957; Williams, 1953; Wolberg, 1948) ve özellikle, eğitimsiz uygulayıcılar tarafından veya eğlence aracı olarak hipnozun kullanımının (Weitzenhoffer, 1957; Wolberg, 1948) olası ters etkileriyle ilgili dile getirilen endişeler vardır.

Bildirilmiş ters etkiler bunalımlı/depresif tepkiler, panik atak telaşı ve psikoz atakları kapsar. Ancak klinisyenlerle araştırmacılar bu konurda fikir birliği içinde değildir. Bazıları hipnozun hiç bir tehlikesi olmadığını savunurlar (Janet, 1925; Le Cron, 1961). Diğerleri ise hipnozun sadece yanlış uygulandığında risk ortaya çıkartabileceğini ileri sürer (Yapko,1992). Başka bir grup ise hipnozun, yapısı gereği bazı hastalarda potansiyel olarak tehlikeli olduğunu belirtirler.

Bu ters etkilerin var olduğunun kanıtı nedir? Üç çeşit kanıt bulunmakta: klinik veriler veya vaka raporları, hipnoz uygulayıcılarının incelemeleri ve katılımcılarla klinik, araştırma ve eğlence ortamlarına yapılan görüşmeler

KLİNİK OLAYLAR

Marquise de Puysegar 1784’de ‘geçici uyurgezerliği’ yarattığında hipnozun potansiyel ters etkileriyle ilgili kaygıları dile getirdi (Conn, 1981). 19. yüzyılın ortasına kadar, ilkbaşta bu hastaların iradeleri dışında hareket etmeye yönlendirilmeleri ya da kandırılmaları/iğfal edilmeleri ile ilgili olsa da, hipnoz kullanımına karşı yaygın kaygılar ortaya atıldı (Conn, 1981; Reiter, 1958).

Hipnozdan kaynaklanan klinik sorunlar seyrek olarak ortaya çıktı ve Marceus (1959) hipnozdaki gerçekler ve kurgular üzerine olan dönüm noktası metninde 11 ana kaygı hoktasına dikkat çekti. Bunlar konuya dahil olan öznenin psikolojik sağlığı; telkin edilen fizyolojik sonuç; histerik boyutlara varan akut sıkıntı ve hipnotik olarak onerilen sağırlık, körlük veya hafıza kaybı ile ilgiliydi. Bunlar genelde konuya dahil olan hipnoterapistin tecrübesizliğinden ve hipnozun kendi doğasından çok kullanılan telkinler ve metaforlardaki sorunlardan kaynaklandı.

Bu yüzyılın ilk yarısında hipnozun yan tesirleri hakkında birçok rapor ortaya çıktı. Hilgard, Hilgard, ve Newman (1961) başağrıları, titreme, nevrotik ve psikotik bulguların hipnozun klinik uygulamalarından ortaya çıkabileceğini iddia eden bu alandaki literatürü gözden geçirdiler. Son 50 yılda, psikotik bulguların gelişmesiyle ilgili 15 hipnoz vakası buldular ve birçok vakada bu ters etkilerin, daha önceden varolan rahatsızlıklardan oluşan uzun bir tarihçesi olan hastalarda meydana geldiği savını ortaya attılar.

Meldman (1960) uçma fobisine karşı hipnoz temelli bir tedaviyi takiben bir ‘kişilik yetersizliği’ vakası raporladı. Rosen (1960) duygusal boşalımla etkisiz bir şekilde başa çıkmaya ve belirsiz psikolojik yan etkilere karşı uyarı yaptı. Meares (1961) bağımlı kişilik tipiyle, önpsikotik şizofren hastayla; şizoid kişilik tipiyle; ve depresyondaki hastayla hipnoz uygulaması hakkındaki kaygılarını dile getirdi. Akut panik tepkilerle, duygusal boşalımlarla, tedavi edici olmayan telkinlerin tamamen kaldırılmamış olmasıyla ve transı ve semptom değişimini sona erdirmeyle ilgili zorluklarla uğraşmaktan kaynaklanabilecek problemlere dikkat çekti. Benzer şekilde, Haberman (1987) psikotik sorunları varolan bir hastaya profesyonel olmayan bir doktor hipnoz uyguladığında psikolojik işleyişin kötüye gittiğini rapor etti.

Depresyondaki hastanın içindeki intihara eğilimli düşünceleri harekete geçirmeyi cesaretlendirmek için hipnozun kullanılma potansiyeli hakkındaki kaygılar bir çok klinik tedavi uzmanı ve araştırmacı tarafından dile getirilmiştir. Cheek ve Le Cron (1968) depresyondaki hastalarda hipnozun kullanılmasına karşı uyardı. Benzer şekilde, Spiegel ve Spiegel (1978), Miller (1979), Burrows (1980), Crasilneck ve Hall (1985) ve Watkins (1987) hipnoz temelli tedavilerin hastaları intihar düşüncesi yönünde hareket etmeye cesaretlendirme potansiyeli hakkında aynı kaygıları dile getirdiler. Bu görüşler başta dolaylı hipnoz tekniği kullananlar tarafından (Gilligan, 1987; Yapko, 1992) olmak üzere evrensel kabul görmemiştir. Ancak bu durumda dahi uygun tekniğin seçilmesine özen gösterilmesi gereğine dikkat çekilmiştir.

Diş tedavisi alalında, Kleinhauz ve Eli (1987) klinik hipnoz uygulamasından sonra endişe, bunalım, hipnoz sonrası karmaşa ve idrak zayıflığı üzerine dört vaka bildirmiştir.

Kleinhauz ve Beran (1981) ‘sahne hipnozu’nun hastanın fiziksel sağlığını tehdit eden ve hastanelik olmasıyla sonuçlanan, şiddetli bir psikolojik tepkiyi hızlandırdığının ortaya çıktığı bir vaka bildirmiştir. Kleinhauz, Dreyfuss, Beran ve Azikri (1984), travma geçmişi olan bir öznede, anksiyete, depresyon ve ‘episodik psikotik dekompansasyon’u da içeren psikolojik sıkıntılara neden olan bir ‘sahne hipnozu’ vakası bildirdiler. Kleinhauz ve Beran (1984) hipnozun sırasıyla depresyon ve antisosyal davranışı hızlandırdığının ortaya çıktığı iki ileri vaka tanımladılar. Benzer şekilde, Allen (1995) ‘eğlence’ ortamında hipnoza katılmanın ertesinde ‘şizofrenik psikozun’ açıkça görülen hızlanmasını raporladı.

Page ve Handley (1990) araştırma ortamında iki ters etki vakası raporladılar.

UYGULAYICILARIN İNCELEMELERİ

Averback (1962) yaptığı anketle 828 psikiyatristi inceledi ve hipnoz uygulaması hakkında kaygılarını belirten 120 doktordan hipnoz kullanımıyla aynı zamana gelen 210 ters etki ortaya çıkardı. Sürekli rapor edilen psikotik dekompansasyon (N=119) diğer çalışmalardan belirgin şekilde yüksekti. Ancak bu, diğer zorluklar profesyonel yardım gerektirmeyebilirken, bu zorlukların tedavi için bir psikiyatriste gönderilmesinden kaynaklanmış olabilir.

Levitt ve Hershman (1962) en önde gelen iki Amerikan Hipnoz Birliğinin üyelerine postalanan 2500 anketten 866’sına karşılık aldı. Gelen yanıtların 301’i hipnotik müdahalelere ‘alışılmışın dışında tepkiler’ bildirdi, bunların en yaygın olanları: anksiyete, panik, depresyon (%9,63); başağrısı, kusma, baş dönmesi, bayılma (%4,98); ağlama ve histeri (%2,99); ve overt psikozlar ‘dır(%1,66). Bu çalışma pek çok metodoloji problemi içerdiğinden sonuçlarını yorumlamak zordur.

Judd, Burrows ve Dennerstein (1985), Avustralya Hipnoz Birliğinin 1086 üyesinin katılımıyla yaptıkları ankette, alınan 202 yanıttan 88 ters etki bildirdiler. Yine sorunların en yaygın görülenleri; panik ve anksiyete (%60); bağımlılık (%28), transı sonlandırma zorlukları (%28) ve kötüleşen veya hızlanan psikozlardı. (%15)

HİPNOZ ARAŞTIRMALARINDA DENEKLER ÜZERİNDEKİ ANKET İNCELENMESİ

Hilgard, Hilgard, ve Newman (1961), hipnoza yatkınlığı Stanford Hipnotik Klinik Skalası (SHSS) ile test ettikten sonra 220 deneğin %8’inin kısa süreli başağrısı, başdönmesi ve bilinç bulanıklığı bildirdiklerini buldular. Hilgard’ın (1976) hipnoza yatkınlığı SHSS kullanılarak test edilen 120 denekteki olumsuz etki çalışması, %15’i olumsuz etkileri bir saatten uzun bir süreçte deneyimlerken, %16’sının kısa süreli olumsuz etkiler gösterdiğini ortaya koydu. Crawford, Hilgard ve MacDonald (1982) Harvard Grup Hipnotik Klinik Skalası (HGSHS) uygulandıktan sonra bildirilen olumsuz etkileri, daha fazla bilişsel materyalin kullanıldığı Stanford Hipnotik Klinik Skalasıyla (SHSS) karşılaştırdılar. HGSHS kullanımı 107 deneğin %5’inin olumsuz olaylar raporlaması ile sonuçlandı, %1’i bunun bir saatten fazla sürdünü bildirdi. Aksine SHSS kullanımı, deneklerin %29’unun olumsuz etkiler bildirmesi ile sonuçlandı, bu etkilerin %12’si bir saatin üstündeydi. Hipnoza daha yatkın öznelerde daha fazla bilişsel çarpıtma bulunma eğilimi vardı. Brentar ve Lynn (1989) HGSHS kullandığı 240 deneklik bir çalışmada bu bağlantıyı destekleyemediler.

Echterling ve Emmerling (1987) ‘hipnoz sahne şovu’na katılmış 105 öğrenciyle görüştü. Bu deneklerden %33’ü, genelde geçici olmakla beraber olumsuz olaylar bildirdi. Misra (1985) ‘sahne hipnopzu’na katılan 2000 katılımcıdan 16’sının olumsuz etkilerden sözettiğini bildirdi ve yine bu etkilerin çoğu geçici bir yapıdaydı. Crawford, Hilgard ve MacDonald (1992) ‘eğlence’ ortamında hipnoza katılan denekler üzerindeki araştırmalarında, çalışmaya katılanların yaklaşık üçte birinin, genelde geçici olmakla beraber, ortadan şiddetliye yan etkiler bildirdiğini raporladılar. Anksiyete ve bilinç dağınıklığı raporlanan olumsuz etkiler içinde belirgin sayıdaydı.

SONUÇ

MacHovec (1986, 1988) eleştirilerinde hipnozun ters etkilerine dair, %50’si klinik ortamda meydana gelen, 86 vaka örneği bildirdi ki bunların %25’i araştırma ortamında ve %25’i ise sahne gösterisi sonucunda ortaya çıkmıştı. Genelde hipnozun orta dereceden şiddetliye varan ard etki riskinin, araştırma ve klinik örneklerde %7; sahne gösterisiyle ilgili olanlarda ise %15 olduğu sonucuna vardı. Hipnozun komplikasyonlarıyla ilgili değerlendirmesi, hipnozun yan etkileriyle ilgili klinik ortamda olandan daha az rapor edildiğini kaydederek başlamıştır. Bu, çoğu klinik uzmanın yan etkilerle karşılaştığında onlarla terapi becerilerini kullanarak başa çıkması ve bu nedenle sorunların kısa ömürlü olması nedeniyle olabilir. Komplikasyonlar üzerindeki ikinci eleştirisinde MacHovec (1988) daha önce böyle bir problemi olmayan katılımcılar tarafından bildirilen 48 yan etki semptomunu listeledi.

Eğer hipnozu değiştirilmiş bilinç durumu ve bir ikna edici iletişim şekli (Yapko, 1992) olarak kabul edersek, o zaman böyle bir zarara sebep olabilen bizzat hipnozun kendisi değildir, ama hipnoz süreciyle alakalı olan iletişim, hipnozun oluştuğu bağlam ve verilen telkinlerin yönetilmesindeki yeterliliktir (kullanılan telkinlerin uygunluğu, telkinlere veya duruma ilişkin bireysel istenmeyen çağrışımlar, ve telkinin yeterli bir şekilde sonlandırılmasında başarılı olamamak). Yapko’nun (1992) belirttiği gibi, bu tedaviye aykırı olabilen diğer deneyimlere irade dışında yönelen çağrışımlardır.

Ters etkilerin riskleri ruhsal hastalıklar, daha önce çözümlenmemiş duygusal travma ve hipnoza yatkınlık gibi öznel özelliklere bağlanabilir. Ters etkiler ayrıca hipnoz uygulayan kişinin, risk altındaki kişileri gözlem eksikliği, rahatsızlıkların yanlış teşhisi, muğlak telkinler, uygunsuz müdahaleler, etkisiz trans sonlandırma ve yetersiz bilgilendirme gibi özelliklerine de bağlanmıştır.

Klinik ve araştırma yazınını gözden geçirmek bizi şu sonuçlara ulaştırır:

1.    Hipnozun klinik veya diğer ortamlarda kullanılmasında doğabilen ters etkileri vardır.

2.    Çoğu ters etkiler geçici ve orta derecede ıstırap verici iken, psikotik dekompansasyon, depresif ve panik tepkiler ve intihara teşebbüs gibi ciddi sağlığa zararlı etki ihtimali/potansiyeli de vardır.

3.    Bu sağlığa zararlı etkilere hipnozun bizzat kendisinin neden olduğuna dair hiç bir kanıt yoktur. Ters tepkiler hastanın varolan hassasiyetlerinden, terapistin psikoterapik problemlerle başa çıkmadaki tecrübesizliğinden, uygun olmayan telkinlerin ve metaforların kullanımından, istenmeyen tedavi dışı telkinlerin bırakılmasındaki yetersizlikden, hastayı tamamen yönlendirmede eksiklikden ve hastayı yeterli şekilde bilgilendirmedeki başarısızlıktan kaynaklanabilir.

4.    Bu problemlerin ortaya çıkması, eğer bağlam bu problemlerle yeterince ilgilenmey olanak vermiyorsa (sahne gösterilerinde olduğu gibi) veya eğer uygulayanın eğitim ve tecrübesi ortaya çıkan problemleri çözmesi için yeterli değilse (hipnoz ve psikolojik işlev alanlarında yetersiz eğitim) daha olasıdır.

5.    Uygun düzeyde psikolojik ve klinik eğitimden yoksun olan profesyonel eğitim görmemiş uygulamacılar ters reaksiyonlarla daha büyük olasılıkla karşılaşır ve bunlara sebep olurlar. Terapik olarak onlara karşılık verebilmeye ve hastanın bu yan etkiden kurtulmasını sağlamada daha yetersizdirler.

6.    Hipnoz uygulaması belli bir düzeyde bilgi ve beceri kullanmayı ve hitabedilen problemle ilgili terapi yaklaşımları üstüne denetlenen bir eğitim gerektirir. Çoğu uzmanlık, üyelerinin sadece uygun eğitimi aldıkları alanlarda tedavi sunmalarını gerektirir. Hastanın korunması bu sınırlamalara riayet edilmesini gerektirir.

7.    Hastanın, uygulayanın yeterli anlayışa sahip olmadığı tedavi yaklaşımlarına konu olmamasını sağlamak için yeterli eğitim ve yetkilendirme prosedürlerinin yerinde olması gerekir.

8.    Halkın korunması için, yüksek tehlike ortaya çıkaran bağlamlarda hipnozun kullanımının kontrol edilmesi veya engellenmesi gerekir. Karşı iddialara rağmen, sahnede hipnoz uygulamalarını takiben rapor edilen önemli sayıda ciddi yan etkiler vardır.

Transın oluşturulduğu bağlam bazı problemler ortaya çıkartabilir. Eğer bilişsel işleyişteki değişimlerin herhangi biri, kişinin kendi güvenliğini sürdürmesi için yapması gereken şeye engel olursa, o zaman zararlı olabilir. Hipnotik durumu kolaylaştıran uygun olmayan çağrışımlar veya bilişsel fonksiyonunun her zamanki haline geri dönmeyi başaramamak, eğer kişi tam bir dikkat gerektiren bir durumda ise potansiyel olarak risk olusturabilir. Bu etkiler hipnozun bizzat kendisinin bir sonucu değil, ancak bazı potansiyel olarak riskli bağlamlarda hipnotik dikkat değişikliğini kolaylaştırabilen belirtileri farketmedeki başarısızlığın sonucudur. Benzer şekilde, hipnoz edilen kişiyi bilişsel fonksiyonunun normal durumuna geri döndürmeyi başaramamak hipnozun bir problemi değil, ama uygulanışının problemidir.

REFERANSLAR

Allen, D. S. (1995). Schizophreniform psychosis after stage hypnosis. Bi: J. Psychiat., 166,  680. Avcrback, A. (1962). Attitudes of psychiatrists to the use of hypnosis. J. Am, Med. Assoc., 180,917-921. Brentar, J. & Lynn, S. J. (1989). Negative effects and hypnosis: A critical examination. Br. J.din. Exp. Hypn., 6, 75-84. Burrows G. D. (1980). Affective disorders and hypnosis. In G. Burrows & L. Dcnnerstein (Eds), Handbook of Hypnosis and Psychosomatic Medicine (pp. 149-170). Amsterdam: EIsevier/North Holland.Cheek, D. & Le Cron, L. (1968). Clinical Hypnotherapy. New York: Grime & Stratton. Conn, J. H. (1981). The myth of coercion through hypnosis: A brief communication. Int. J.Clin. Exp. Hypn., 29, 95-100. Crasilncck, H. B. & Hall, J. A. (1985). Clinical Hypnosis: Principles and Applications. New York: Grunc & Stratton. Crawford, H. J., Hilgard, J. R. & MacDonald, H. (1982). Transient experiences following hypnotic  testing and  special termination procedures.  Int.  J.   Clin.  Exp.  Hypn., 30, 117-126. Crawford, H. J., Kitncr-Triolo, M., Clarke, S. W. et al. (1992) Transient positive and negative experiences accompanying stage hypnosis. / Abnorm. Psycho!., 101, 663-667. Eastabrooks, G. H. (1943). Hypnotism. London: Dutton. Echterling, L. G. & Einmcrling, D. A. (1987). Impact of stage hypnosis. Am. J. Clin. Hypn., 29, 149-154.Gilligan, S. (1987). Therapeutic Trances: The Cooperation Principle in Ericksonian Hyp­nosis. New York: Brunner/Mazel. Haberman, M. A. (1987). Complications following hypnosis in a psychotic patient with sexual dysfunction treated by a lay hypnotist. Am. J. Clin. Hypn., 29, 166-170. Hilgard, J. R. (1974). Sequelae to hypnosis. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 22, 281-298.Hilgard, J. R., Hilgard, H. R. & Newman, M. R. (1961). Sequelae to hypnotic induction with special reference to earlier chemical anesthesia. J. Nerv. Men!. Dis., 133,461-478. Janet, P. (1925). Psychological Healing. New York: Macmillan. Judd, F. K., Burrows, G. D. & Dennerstcin, L. (1985). The dangers of hypnosis: A review. Aust. J. Clin. Exp. Hypn., 13, 1-15. Kleinhauz, M. & Beran, B. (1981). Misuses of hypnosis: A medical emergency and its treatment. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 29, 148-161. Kleinhauz, M. & Beran, B. (1984). Misuse of hypnosis: A factor in psychopathology. Am. J. Clin. Hypn., 26, 283-290. Klcinhauz, M., Drcyfuss, D. A., Beran, B. & Azikri, D. (1984). Some after-effects of stage hypnosis: A case study of psychotic manifestations. Am. J. Clin. Hypn., 27, 219- 226. Klcinhauz, M. & Eli, I. (1987). Potential deleterious effects of hypnosis in the clinical setting. Am. J. Clin. Hypn., 29, 155-159. Le Cron, L. (1961) Techniques of Hypnotherapy. New York: Julian Press. Levitt, E. E. & Hcrschman, C. (1962). The clinical practice of hypnosis in the United States: A preliminary survey. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 32, 55-65.MacHovec, F. J. (1986). Hypnosis Complications: Prevention and Risk Management. Spring­field, IL: Charles C. Thomas. MacHovec, F. J. (1988). Hypnosis complications, risk factors, and prevention. Am. J. Clin.Hypn., 31,40-49.Marcusc, F. L. (1959). Hypnosis: Fact and Fiction. Baltimore: Penguin Books. Meares, A. (1960). A System of Medical Hypnosis. New York: Julian Press. Meares, A. (1961). An evaluation of the dangers of medical hypnosis. Am. J. Clin. Hypn., 4, 90-97. Meldman, M. J. (1960). Personality decompensation after hypnosis symptom suppression. J. Am. Med. Assoc., 173, 359-364.Miller, M. M. (1979). Therapeutic Hypnosis. New York: Human Sciences Press. Misra, P. (1985). Psychiatric casualties of stage hypnosis. Paper presented at the 10th International Congress of Hypnosis and Psychosomatic Medicine, Toronto, Canada. Orne, M. T. (1965). Undesirable effects of hypnosis: The determinants and management. Int.J. Clin. Exp. Hypn., 13,226-237. Page, R. A. & Handley, G. W. (1990). Psychogenic and physiological sequelae to hypnosis: Two case reports. Am. J. Clin. Hypn., 32, 250-256. Reiter, P. J. (1958). Antisocial or Criminal Acts and Hypnosis: A Case Study. Springfield, IL: Charles Thomas. Rosen, II. (1960). Hypnosis: Applications and misapplications. J. Am. Med. Assoc., 172, 683-687. Spiegel, H. & Spiegel, D. (1978). Trance and Treatment; Clinical Uses of Hypnosis. New York: Basic Books. Stanley, R. O. (1994) Adverse effects of hypnosis: Inappropriately or ineptly applied. In B. J. Evans and R.O. Stanley (Eds), Hypnosis and the Law: Principles and Practice (pp. 189-197). Melbourne: Australian Society of Hypnosis. Watkins, J. G. (1987). Hypnotherapeutic Techniques. New York: Irvington. Weitzenhoffcr, A. M. (1957).  General Techniques of Hypnotism. New York: Grune & Stratton.Williams, G. W. (1953). Difficulties in dehypnotizing. J. Clin. Exp. Hypn., 1, 3-12. Wolberg, L. R. (1948). Medical Hypnosis. New York: Game & Stratton. Yapko, M. D. (1992). Hypnosis and the Treatment of Depression—Strategies for Change. New York: Brunner/Mazel.

Klinik Hipnozun Çocuklar Üzerindeki Uygulamaları

DANİEL P. KOHEN

Minnesota Üniversitesi, ABD

Çeviren: Psk. Nesteren Gazioğlu

KONUNUN TARİHİNE GENEL BAKIŞ

Hipnozun çocuklarda uygulanması, antik çağlardan beri kayıtlara geçmiştir. Pek çok kültür çocuklarla ilgili trans ya da trans benzeri olguların yer aldığı zengin bir iyileştirme, dini ve/veya insiyatif ayinleri tarihine sahiptir. Modern çağlarda, Dr. Franz Mesmer’in hayvansal manyetizması uygulaması, yetişkinlerin yanı sıra çocukların tedavisinde de kullanılmıştır. Franklin Komisyonu’nun 1784’teki Mesmer soruşturması, söz konusu klinik etkilerin manyetizma nedeniyle olmadığı sonucuna varmıştır. Bu soruşturma gözlemlerini özellikle imgeleme dayandırmaktaydı ki artık bu yöntem, çocuk hipnozunda kritik işlevsel unsurlardan biri sayılmaktadır.

Kimyasal anestezinin gelişiminden önce Braid ve Elliston, büyük çaplı ameliyatlarda rahatlık sağlamak için bir çok çocuk üzerinde hipnoz yöntemlerini başarıyla uygulamıştır. On dokuzuncu yüzyılın sonunda, Fransız hekimler Liebeault ve Bernheim, çocukların kötü alışkanlıkları üzerinde hipnoz tekniklerinin kullanılması ve çocukların hipnoza duyarlılığı hakkında bilgiler vermişlerdir. İngiliz psikoterapist J. Milne Bramwell, 1903’te yayınlanan hipnoz ders kitabında, tırnak yeme ve sürekli tekrarlayan baş ağrıları gibi sorunlarda hipnoterapinin başarılı bir biçimde kullanımından söz etmiştir. Sonraki yıllarda, çocuklarda hipnozun uygulanması ilk başta Kuzey Amerika’da pek fazla dikkat çekmemiştir. Ancak bu durum, 1950’lerin sonlarında, Drs Milton Erickson ve Erik Wright tarafından çocuklarda hipnozun kullanımı teşvik edilmeye başlamasından ve 1960’larda Amerikan Klinik Hipnoz Derneği’nin ilk pediatrist başkanı olmasına yol açan, Dr. Franz Baumann’ın çocuk hipnozuna yaptığı ustaca katkılardan sonra değişmiştir.

Çocuklarda hipnozun başarılı uygulamalarına ait gittikçe artan kaynaklar (Gardner, 1976, 1978; Olnes, 1975) 1970’lerde ortaya çıkmaya başladı. Aynı yıllarda yapılan araştırmalarda çocuklarda otohipnoza bağlı olarak ortaya çıkan klinik etkinlik ve psikofizyolojik değişimler hakkında bilgiler yer almaya başladı. Ayrıca kanser, hemofili ve astım gibi kronik hastalıklara yakalanmış çocuklar için hipnoz eğitiminin yararları kabul edildi.

Hipnoz eğitimi almış çocuk sağlığı uzmanlarının sayısı, son 25 yıl içinde önemli ölçüde artış gösterdi. Sayıları artmakta olan ciddi araştırma projeleri, bu tür kendi kendini düzenleme yöntemlerinin klinik etkilerini anlamaya ve bunları daha büyük bir dikkatle uygulamaya çalışmaktadır.

Hipnoterapi yöntemleri, tek başına ya da diğer kendi kendini düzenleme eğitimi yöntemleriyle (örneğin, biyo-geri bidirim) birlikte (Culbert, Reaney ve Kohen, 1994), çocuk sağlığı uzmanlarına, ilgilendikleri çocuklar üzerinde, duruma hakim olma ve bir tür kişisel yetkinlik hissi oluşturmayı kolaylaştırmada, bir takım fırsatlar sunmaktadır. Kendi kendini düzenlemenin başarılı uygulamaları, kişisel kontrol ve çocuğun karar alabilmesine odaklanma ve kişisel imgeleme becerisinin kullanımında çocuğun tercihlerine özel olarak dikkat etmeyi içermektedir. Çocukların imgesel becerilerinin özelliklerini inceleyen araştırmanın, (Kosslyn, Margolis, Barrett, Goldknopf ve Daly, 1990) bu konuda araştırma yapanlara belli bir çocuk için hangi hipnoterapi yaklaşımının seçileceği konusunda daha kesin yollar göstereceği ümit edilmektedir.

 

TANIM VE KURAMSAL YAKLAŞIM

İşlevsel olarak çocuklarda hipnoz (uyuklama ya da hayalde canlandırma duygusuna benzeyen) alternatif bir uyanıklık ve dikkat durumu olarak tanımlanabilir. Bu durumda, kişi özel bir amaca ulaşmak ya da bir potansiyeli gerçekleştirmek amacıyla, (gevşeyerek ya da değil) belli bir düşünce veya imgeye özellikle odaklanır, çekilir veya konsantre olur.

Bu açıdan bakıldığında küçük hastalarımızla kendilerinden istendiği şekilde dikkatlerini verdikleri, dinledikleri, içine çekildikleri ve cevap verdikleri bir söyleşiye giriştiğimizde, muhtemelen, hipnoz işini ‘yapmış’ oluyoruz. Pek çok çocuk, bir şeye; örneğin, video oyunlarına, beğenilen filmlere (Aslan Kral, Pocahontas gibi), televizyonda gösterilen futbol maçına, ‘evcilik’ oyununa, hikaye dinlemeye, kukla oyununa ya da bir hayal kurmaya odaklandıklarında, kendiliğinden gelişen hipnoz benzeri durumlara girer ve çıkarlar. Kuttner (1988), özellikle küçük çocukların sınırları karıştırdığına; ayrıca sık sık, doğal olarak ve kolayca hayal dünyasından gerçekliğe geçtiğine dikkat çekmektedir.

Bu doğal, kendiliğinden hipnoz durumları genellikle olumludur ve hayal dünyasına çekilmesi, dikkatin odaklanması ve telkine açıklık nedeniyle ‘dışarıdan uyarıyla oluşturulmuş’ hipnoz durumları olarak değerlendirilir. Gevşeme, bazen çocukların hipnoz durumuna geçmelerini sağlasa da, bu durum başarılı bir çocuk hipnozu için ne gereklidir ne de evrenseldir. Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da, kendiliğinden hareketsizlik ve gevşeme gözlense de, 6 ya da 7 yaşın altındaki küçük çocuklar hipnoz sırasında genelde görünür bir biçimde gevşemez. Hatta, açık bir biçimde gevşememiş olan küçük çocuklar, hipnoz sırasında hayal dünyasına kapılmalarının bir sonucu olarak sandalyelerinde ya da odada hareket edip gezinirler. Bu gibi hipnoz deneyimlerinde, küçük çocuklar çoğu kez gözlerini kapatmamayı tercih eder. Bunun bilincinde olarak, hekimler yaklaşımlarını ve dillerini bu ‘aktif uyanık hipnoza’ göre düzenler.

Düşünceli bir çocuk sağlığı uzmanı için çocuğu, odaklamalı konsantrasyon durumlarına yönlendirebilme konusunda pek çok yol vardır. Bunlar bir sorunu çözme, rahatsızlığı kontrol etme, endişeyi azaltma ya da yok etme, ya da kötü bir alışkanlığı hafifletmeye yönelik olabilir. Ayrıca, hastalık süreçlerini, yollarını modellemek, sadece çocuk ve uzman arasındaki yaratıcılık ve terapi ilişkisiyle sınırlıdır. Hipnoz durumu oluşturmak için kullanılan teknikler ve stratejiler sayılamayacak kadar çoktur. Bunlar arasında sınırsız derecedeki gevşeme ve zihinsel imgelem, biogeribildirim, sanat terapisi, müzik ve hareket terapisi (Olness ve Kohen, 1996) sayılabilir.

Hipnoza ‘yatkınlık’ ya da ‘duyarlık’ durumları, ondokuzuncu yüzyıl başlarında Liebault ve Bernheim’ın çalışmasında ve daha yakın bir zamanda 1963’teki London’s Children’s Susceptibility Scale’de (Londra, Çocukların Hipnoza Yatkınlık Ölçeği) ve 1979’da Morgan ve Hilgard’ın çocuklar için Stanford Hypnotic Susceptibility Scale (Stanford Hipnoza Duyarlık Ölçeği) çalışmasında tanımlanmıştır (Olness ve Kohen, 1996). Ne yazık ki bunlardan hiçbiri, belli bir çocuk, bir çocuk grubu ya da tanı için hipnozun klinik olarak başarısı veya başarısızlığının belirlenmesi konusunda kanıtlanmış bir öngörüde bulunamamıştır. Ancak, çocukların imgelemi konusunda devam etmekte olan araştırmalar, (Kosslyn v.d., 1990) her bir çocuk için uygun yaklaşımı seçme hususunda daha özel, klinik olarak yol gösterici kurallar sağlayacaktır. Devam eden araştırmalar, çocukların ideal hipnoza duyarlık ölçeğini tespit etmeli ve tanımlamalıdır. En azından böyle bir düzey aşağıdaki özellikleri taşımalıdır:

1. Kısa (örneğin 5-15 dakika uzunluğunda).

2. İlginç ve içine çeken.

3. Gelişimsel olarak hassas ve kendine özgü.

4. Öğrenme biçimi hassas ve kendine özgü.

5. Birden çok algıya hitap eden ve belki de algılar arasında ayrım yapan.

6. Kültürel önyargıdan arınmış.

7. Öngörülebilir (yani bu ölçek belli bir çocuğa, belli bir öğrenme biçiminde, belli bir gelişme düzeyinde ve belli bir sorunda, hangi hipnoz stratejisinin en çok yararlı olacağı konusunda, karar verme aşamasında bir uzmana rehberlik etmelidir).

Bu idealin yaratıcı gelişimini beklerken, mevcut araştırmalar ve çocuklarda hipnozla ilgili gittikçe artan klinik bilgi birikimi, yola çıktığımız yerden daha bilgili bir yerde durmamızı sağlamaktadır. Çocuklarla yaşanan klinik deneyimlerde tüm çocuklarda (orta veya ciddi zihinsel geriliği olanlar hariç) çok olumlu bir şekilde, hipnoza tepki verme potansiyeli mevcuttur. Bu olumlu beklentiyle yola çıkmak, sonucu etkileyebilecek olası etkenleri tanımlamamıza izin verir. Söz konusu etkenler arasında çocuğun (ve ailesinin) kişisel tarihi ile değişim ve olumlu sonuç için duydukları arzu, motivasyon ve beklentiler sayılabilir. Gerekli eğitimi almış uzmanlar tarafından, uygun bir biçimde uygulanan hipnozun güvenli, etkili ve yan etkilerden uzak olduğunu bildiğimiz için (Kohen ve Olness, 1993) hipnoz, çocuk sağlığını koruma hususunda birçok klinik konunun yönetiminde kullanılan önemli bir kuvvetli araç haline gelebilir.

 

ÇOCUK SAĞLIĞINI KORUMA UYGULAMALARI

Hipnoz, çocuk sağlığı uzmanlarına çocuk hasta üzerinde yetkinlik ve hakimiyet tesis etmeleri konusunda fırsatlar sunar. Diğer tedavi stratejilerinde de olduğu gibi, uzman tarafından oluşturulan kuramsal çerçeve ve beklentilerine boyun eğen hasta davranışlarından daha çok, hastanın, ‘neler olduğunu ve niçin olduğunu’ anlamasıyla başarıya ulaşılabilir. Hipnoterapinin başarılı yöntemleri, çocuğun imgelem becerilerini kullanırken, karar alınmasına ve kontrolüne odaklanma ile çocuğun tercihlerine dikkat etmeyi içerir.

 

GELİŞİMSEL HUSUSLAR

Çocuk hipnozunun ne olduğu, ne zaman, nasıl ve niçin oluştuğu sorunu pek çok çocuk uzmanına, aileye ve çevresel değişkenlere bağlıdır. Yaş, çocuğun olgunluk düzeyi, konuşulanı anlama becerisi ve herhangi bir şeye odaklanma ve/veya onunla ilgilenme becerisinden daha az önemlidir. Biz, daha çok onların gelişimsel olarak bu çeşit stratejilere karşı tepki verip vermediklerini anlamakla ilgileniriz. Örneğin, okul öncesi çocuklar gibi. Böyle bir çocuğa bir kitaba dikkatini verip onunla ilgilenmesini, yatmadan önce anlatılan bir masalla ilgilenmesini, veya bir ses bandındaki hikayeyi dinlemesini ve ona katılmasını isteyebiliriz.

Hipnozla ilgili yaklaşımlar, çocuğun gelişimsel düzeyinin ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde olmalıdır. 9 veya 10 yaşında olduğu halde, gelişimsel olarak geri kalmış ve 5 yaşındaki bir çocuk düzeyinde olan bir çocuğa, hipnoz sırasında 5 yaşındaymış gibi yaklaşılmalıdır. Benzer biçimde, 10 yaşında ve erken gelişmiş bir çocuğa sanki 12-13 yaşındaki bir çocuk gibi yaklaşılmalıdır. Bireysel kişilik, hoşa giden ve gitmeyen şeyler, öğrenme biçimi, aile düzeni, önceki deneyimler ve ayrıntılı klinik geçmişin her biri özel hipnoz teknik ve stratejilerinin gelişimi ve hastalara yardım için öneriler geliştirilmesi noktasındaki eleştirel hususlara katkıda bulunur.

 

KLİNİK UYGULAMALAR

Çocuk hipnozunun klinik uygulamaları, kabaca altı kategoriye ayrılabilir. (Tablo 22.1). Bu kategoriler, çocuk sağlığını korumak için kullanılan değişik klinik uygulamalarda, bu tekniklerin nasıl uygulanabileceğini düşünmek için pratik bir yol sunar. Aşağıda yer alan kısa klinik hikayeler özel uygulama örneklerini ve gerçek klinik vakalarda görülen hipnoz öncesi görüşmelerde ve hipnoz sırasında uygulanan hipnoz dilinin kullanımını tasvir etmektedir.

Tablo 22.1 Çocuk hipnozunun klinik uygulamalarının kategorileri

1. Kötü alışkanlıklar ve Bozukluklar – örneğin parmak emme, tırnak yeme, saç teli yolma, alt ıslatma.

2. Davranışsal Sorunlar – örneğin uyum sorunları, sinirlilik, kardeş kıskanma.

3. Biyodavranışsal Düzensizlikler – örneğin astım, migren, Tourette sendromu, iltihabi bağırsak hastalığı, yüksek tansiyon, siğil.

4. Ağrı – örneğin akut ağrı (yaralanma, hastalık veya tıbbi müdahaleler sonucunda oluşan), kronik ve sürekli tekrarlayan ağrı (kronik bir hastalık veya özür, travma, tekrarlayan işlemler sonucu oluşan).

5. Anksiyete – örneğin performans anksiyetesi (sahne korkusu, resitaller, okul sınavları, spor müsabakaları), akut üzüntü ve kayıp (ölüm, boşanma v.b.), travma sonrası stres bozuklukları, anksiyete bozuklukları, fobiler.

6. Kronik Hastalık/Çoklu Sistem Hastalık/Ölümcül Hastalık – örneğin hemofili, AIDS, kistik fibroz, diyaliz, kanser, otobağışıklık sistemindeki düzensizlikler.

 

ALIŞKANLIK SORUNLARI

Gevşeme ve zihinsel imgelem ile kendi kendine hipnoz becerisini öğreterek, çocukların alışkanlıklarının tedavisinde çok başarılı olunmuştur ve bu durum uzmanlar için memnuniyet vericidir (Kohen, Olness, Colwell ve Heimel, 1984; Gardner, 1978; Sugarman, 1997). Alışkanlığı olan bir çocuk bu alışkanlığını sona erdirmek için ilgi ve istek duyduğunda, uzmanlar bu çocuğa gönül rahatlığıyla kendi kendine hipnoz yöntemini öğretebilir. Ailelere sorunun pratik yaparak yok olacağının beklendiği açıklanır. Bir alışkanlığı bırakmak isteyen çocukların çoğu gevşeme ve zihinsel imgelem yöntemini pek çabuk (bir ya da iki muayenede) öğrenir. Normal şartlar altında çocuklarda görülen belirtiler, dört ya da beş muayeneden sonra kaybolmaya başlar (Kohen v.d., 1984). Yetişkinlerde alışkanlıkların hipnoterapiyle tedavisinde görülen alternatif semptom üretme ikilemi ise çocuklarda çok az görülmektedir (Gardner, 1978; Olness ve Kohen, 1996).

Alışkanlıklar – ve tümü olmasa da pek çok çocuk sağlığı sorunu – konusunda uzmanlar çocuğa sadece yapması gerekenleri anlatmakla yetinmemeli, ayrıca çocuğa sorunuyla bağlantılı olarak vücudunun nasıl çalıştığı hakkında özel bir eğitim vermelidir. Söz konusu alışkanlığın nasıl ortaya çıktığını çocuk diliyle anlatmak çok önemlidir. Alışkanlıkların ne olduğunu, nasıl geliştiklerini ve sonuçta nasıl üstesinden gelinebileceğini anlatmak için bilgisayarla ilgili benzetmeler çoğu kez yararlıdır.

Aşağıdaki örnek, hipnoz benzeri dil ve telkinlerin nasıl olması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca bu örnekler, bunu takip edecek daha resmi hipnoz eğitimi sırasında kullanılacak dil, beklentiler ve telkinlerin tonunu da ayarlar.

 

GECE ALT ISLATMA

Aslında birincil gece alt ıslatma, muhtemelen gerçek bir alışkanlık bozukluğu sayılmasa da bu sorunun bazı unsurları ‘alışkanlık kazanılmış/koşullu’ davranış içerir ve çoğu kez çocukların değişime karşı izin vermesinde etkili bir unsur olarak sunulmaktadır. Hipnozun kullanılmaya başlamasından önce, ayrıntılı bir tıbbi geçmiş, fiziksel tarama ve idrar tahlili yapılmalıdır. Böylelikle uzman ve aile yatak ıslatmayı açıklayabilecek iyileştirilebilir tıbbi-fiziki bir sorunun olmadığı konusunda emin olur (Olness, 1975; Kohen, 1990). Uzmanlar yatak ıslatmanın nedenleri ve bu soruna başarılı bir çözüm yolu bulma hususundaki beklentileri ile ilgili olarak, hastanın ve ailenin düşünce ve tutumlarını anlamaya çalışmalıdır. Normal üreme ve idrar yolları anatomisi ve fizyolojisi ile ilgili kolayca anlaşılabilecek bir açıklama yapmak; anlama, eğitim ve sonuçta daha hızlı ilerleme sürecine yol açar. Bu çerçevede, alt ıslatma alışkanlık sayılabilir. Ayrıca hipnoz bu alışkanlığın ortadan kaldırılmasında kullanılan yararlı bir strateji olabilir.

KLİNİSYEN: Evet, ne oldu da beni görmeye geldin?

ÇOCUK (örneğin 9 yaşında bir çocuk): Yatak ıslatma sorunum var.

KLİNİSYEN: O zaman, söyler misin, haftada kaç gün kuru bir yatakta uyanıyorsun? [Normal bir hipnoz durumunun olmaması halinde, kullanılan dilde ve odaklanmada yapılan değişiklikler daha sonra yapılması muhtemel bir hipnoz için ‘tohumlar eker’. Bu örnekte KURU YATAK odaklanılması ıslaklığa odaklanmaktan daha yararlıdır.]

ÇOCUK: Çoğu günler… hım…, acaba kaç gün kuru oluyor? … Bunu hiç düşünmedim, bir bakayım… 2 gibi, bazen 3 sanırım.

KLİNİSYEN: Demek haftada 2 gün kuru uyanıyorsun. Peki ,gündüzleri ne durumda, pantolonunda ıslaklık oluyor mu hiç?

ÇOCUK: Hayır, hiç olmuyor!

KLİNİSYEN: O zaman her gün, tüm gün kuru ve bazı geceler – haftada 2 gece – kuru oluyor öyle mi? Vay canına, sana yardım etmek düşündüğümden daha kolay olacak! [Alışılagelen geçmiş-anlamaya yönelik bu işlem, takip edecek olan ‘resmi’ hipnozun kurulmasıyla devam eder.] Peki, nasıl yapıyorsun?

ÇOCUK: Neyi yapıyorum?

KLİNİSYEN: Nasıl yapıyorsun… Sen tüm gün boyunca nasıl kuru kalıyorsun? [Burada amaç çocuğun vücuduna söz geçirebildiğinin anlatılması ve vücudun işleyişi konusunda bir tartışmanın sunulmasıdır.]

Sen daha küçükken [hastaya sunulan ve artık daha büyük olduğunu ima eden dolaylı bir kişilik güçlendirici önerme] ebeveynin sana öğretmiştir. Kısa zamanda sanki otomatik olarak öğrendin değil mi? Artık tuvalete gitmen gerektiğinde, ‘çiş yapmam gerek’ diye sesli olarak duyurarak banyoya gitmiyorsun, değil mi? Tabi ki hayır… çoğu zaman sadece gidiyorsun, öyle mi? Varsayalım ki şu anda işemen [‘çiş yapman’ v.s.] gerekse, bunu nasıl anlardın?

[Çoğu çocuk bir müddet durakladıktan sonra ‘bunu hissedebilirim’ şeklinde cevap verir. Bu cevap ‘evet, ama hissettiğini nasıl biliyorsun?’ sorusunu davet eder. Çocuğun sinirler, sinyaller ve beyin hakkında bilgi sahibi olmadığı bir ortamda ‘Nasıl biliyorsun, sinyal ya da mesaj nereden geliyor ve nereye gidiyor?’ sorularını sormak kolaydır. Bu vücut hakkında doğal olarak gelişen bir tartışmaya zemin hazırlar. Basit açıklamalar, söz konusu olunca kalp bir pompa, böbrekler kanın filtrelendiği ya da temizlendiği ve idrarın üretildiği yer, idrar torbası ise etrafında kasların yer aldığı bir torba, yani işeme zamanı gelene kadar idrarın toplandığı yer olarak tanımlanabilir. İdrar torbasında, idrar içerde kaldığında kapalı kalan, ancak zamanı geldiğinde açılarak ait olduğu yer olan tuvalete gitmesini sağlayan bir ‘kapı’ ya da ‘geçit’ olduğunu vurgularız. Bu kaslardan oluşan bir ‘geçit’ düşüncesi çocuğun diğer kaslarına benzetilebilir. Bu durumda:

Kaslarını kim kontrol eder? Evet, sen kontrol edersin, peki senin neren kaslarının ‘patronudur’? Evet, beyin dediğimiz bilgisayar. Peki, çiş yapman gerektiğinde bunu nasıl bilirsin…? İdrar torban, beynine dolu olduğunu söyleyen bir sinyal gönderir… sesli olarak söylemez, ama söylediğinde sanki şöyle der gibidir ‘Hey, beyin, ben doldum’. Beynin mesajı alır ve idrar torbana şöyle cevap verir ‘Aradığın için teşekkür ederim idrar torbası, fakat idrar torbası geçidini kapalı tutman yönünde bir emir veriyorum, çünkü doktorun sandalyesine çişini yapman hiç de hoş olmaz!’ Acaba bu şekilde sesli bir biçimde mi söylersin, içinde bu biçimde mi düşünürsün ya da iç düşüncende bu biçimde mi oluverir? [Vücudun nasıl çalıştığını anlatan bir eğitimde bu anlatılanlar bilinçaltı düşünceleri ve iç akıl terimlerine bir giriş anlamı taşımaktadır. Diğer dil değişimleri gibi bunlar daha sonra gerçek hipnoz işinde kolaylıkla kullanılabilir ve o zaman geldiğinde bu kavramlar çocuk için yeni şeyler olmadığı için artı fayda sağlar.]

Sesli bir biçimde ‘Tamam, ayaklar banyoya doğru yürüyün, eller kapıyı açın, fermuarı indirin ve nişan alın. İdrar torbası sen de geçidi aç ve çişin tuvalete gitmesini sağla?!’ mı diyorsun, yoksa sadece yapıyor musun? Tabii ki sadece yapıveriyorsun, çünkü beynin ve idrar torban birbirleriyle nasıl konuşacaklarını biliyor. Çünkü onlara uzun zaman önce sen öğrettin ve şimdi onlar hiç düşünmeden otomatik bir alışkanlık biçiminde yapıyorlar.

Klinisyen, sorulara cevap almak için periyodik aralar vererek, telkin aşamasına geçebilir “Şimdi biliyorsun ki bu sorun beynin ve idrar torbasının geceleri kazara (suçlamayı kaldırır) birbirleriyle konuşmayı bıraktıkları için oldu (geçmiş zaman!). İç aklını kullanarak ben sana onların yeni bir iletişim alışkanlığı kazanması ve sonuçta sabahları kuru kalkman konusunda hipnoz yoluyla yardım etmeyi öğreteceğim.” (‘Yardım etmen’ ifadesine yapılan gönderme çocukta büyümekte olan yardım edici egoya bir başvurudur. Beyin ve idrar torbasına gönderme yaparak ‘onlar’dan sözetmek onları sorumluluktan uzaklaştırmak için bilinçli bir çözücü telkindir.)

Bu gibi açıklamalar şu sonuçlara yol açar: (a) Utanma ve suçluluk ortadan kalkmaya başlar; (b) Sorun hakkında mantıklı düşünmeye yol açar; (c) Otohipnoz yoluyla sorunun nihai çözümü için olumlu beklentiler ve motivasyon konusunda temel atar.

 

DAVRANIŞ SORUNLARI

Kendi kendine hipnoz becerileri, geniş bir alandaki ‘davranışsal sorunlar’ın çözümünde yardımcı olduğu için büyük değere sahiptir. Bu konuda genellikle çocuk ve aileye uyumsuz davranış örneklerinin kesintiye uğrayarak değişimin ortaya çıkması konusunda yardımcı olur.

Bu gibi durumlarda kullanılan yaklaşımlardan biri, belirli amaçların baştan tespit edilmesini gerektirmektedir. Bu hedefler, kötü alışkanlıkların tedavisinde, bir kişinin makul olarak bekleyeceği şekilde, sorun çözme yolundan daha çok otohipnoz yardımıyla geliştirilmiş mücadele, endişenin azaltılması ve kendine güvenin arttırılmasını içerir.

Çocukların kızgınlığı ya da hırçın huylu tepkiselliği, hipnozla müdahaleye kolayca izin verir. Çocuğa otohipnozun öğretilmesi çoğu kez kızgınlık, çaresizlik ve/veya hırçın huylu olma hallerine eşlik eden kendini kaybetme durumlarını kontrol edebilme hususunda yapıcı, kişisel ve rahatlatıcı bir etkiye sahiptir. Çocuklar, hırçın olmadıkları zamanlarda, düzenli olarak otohipnoz uygulaması yaptıklarında, çabucak anlarlar ki ‘gerçekten ihtiyaçları olduğunda’ kendilerini kontrol etmeyi kendilerine çabucak öğretebilirler.

Örnek Vaka: SarahSekiz yaşındaki Sarah ‘davranışsal sorunlar’ nedeniyle Davranışsal Pediatri Programı Kliniği’ne getirildi. Bu sorunlar arasında 7 yaşındaki kız kardeşi ve 5 yaşındaki erkek kardeşine kötü davranma, okul sonrası gündüz çalışmalarında huzur bozucu davranışlar, ebeveyniyle günlük ilişkilerinde hemen her gün sinirlenme sayılabilir. Muhalif Karşı Gelme Bozukluğu teşhisinin ölçütlerine uyuyordu ve herhangi bir öğrenme zorluğu da yoktu. Sarah’a ve ailesine uygulanan terapi, aile toplantıları ve tartışmaları da içeren temel davranış yönetimini kapsıyordu. Kızgınlık nöbetleri için Sarah’a aşağıda anlatıldığı biçimde otohipnoz öğretildi:

‘Gözlerin kapalı olarak yapmayı sevdiğin bir şeyi bilinçli olarak bir hayal et… sanki şu anda oluyormuş gibi zihninde canlandır. Belki arkadaşlarınla bisiklete biniyorsun… Bunu iyice hayal etmeyi başardıktan sonra aklının bir köşesinde, bir hayali video veya televizyonu aç. Açık olduğunda bana haber ver (kafasını sallar). ŞİMDİ… çok önemli bir şey öğrenmek için, erkek kardeşinin yaptığı bir şey yüzünden önceki gün evde gerçekten üzgün ve kızgın olduğun zamana ait bir kaset seyret (kendisinden istenmeden kafasını sallar). Şimdi, uzaktan kumandadaki DURDUR! düğmesine bas, büyümüş, mutlu bir Sarah kaseti koy… Gördün mü nasıl da gülüyor, anne ve babası nasıl da gurur duyuyor… ve kendisi de ne kadar gururlu… Çok güzel!’

Sarah’a kızgınlığını kontrol etmek için ikinci bir yol öğretildi: ‘Kötü duyguların başladığını fark ettiğinde, hangi renkte ve biçimde olduğuna bak… o kırmızı kızgınlık üçgeninin bir kenarında bir sifon hayal et. Şimdi zihnindeki o sifonu çek… Bırak da kızgın duygular düşüncenden dışarı, yüzünden aşağı boynuna, oradan omuzlarına, kollarına ve ellerine akıp gitsin. Kızgınlık ellerine toplandığında ellerini sıkı bir yumruk yap, derin bir nefes al ve tut… geriye doğru sayarken yumruğunu sık… yavaşça… beşten geriye doğru… 5… 4… 3… 2… 1… 0 ve 0’a geldiğinde nefesini yavaşça bırak, işte böyle… ve her yerinin rahatlamış olduğunu hisset, kötü ve kızgın duyguları çok uzaklara attığını farz et… çöpe ya da uzaya… Çünkü nasıl rahatlayacağını bildiğin için onlara ihtiyacın yok artık… Çok güzel! Zihninde geriye doğru bak ve kızgın duyguların renk ve biçiminin neye dönüştüğünü gör… güzel… rahatlık duygusunun renk ve biçimine bak… Ve bu şekilde sakinleştiğinde anne ve babanla daha rahat konuşabilirsin…’

Benzer bir biçimde kontrol ve rahatlama üzerine odaklanan otohipnoz eğitimi kişilik güçlendirmesi yoluyla kendine güven yaratmada, uyum bozukluklarıyla baş etmede ve genel stres kontrolünde etkili bir yardımcı unsurdur.

İşbirliği içindeki ve bilgilendirilmiş bir aile katkısı, otohipnoz konusunda ailelerin eğitilmesiyle elde edilebilir (örneğin, kendilerine hipnoz yapılması ya da bu konudaki örneklerin video kasetten izlenmesi gibi). Böylelikle çocuklarının ne öğrendiklerini anlayabilirler. Bu bilinç ve bilgi sayesinde ebeveynler hatırlatma, müdahale ve gereksiz karışmalar olmaksızın, çocuklarının evde serbestçe ve özerklik içinde bu beceriyi geliştirmeleri istendiğinde buna izin verme konusunda istekli ve rahat olurlar. Bu durum, ebeveynlerin özel olarak çocuklarına otohipnoz ‘pratiği’ yapmalarını hatırlatmamayı gerektirebilir. Bunu sağlamak için çocuklardan akıllarına takılan soruları sormak için uzmanı aramaları istenir. Böylelikle hipnoz pratiği konusunda uzmanın – ebeveynlerin değil – ‘koç’ ya da öğretmen olduğu vurgulanır. Böyle bir yaklaşım özerkliği teşvik eder ve uzman-çocuk ilişkisinin gelişmesine katkıda bulunur. Bu pek çok aile için uygun ve kabul edilebilir bir durumdur. Ancak, kendi kendilerine hipnoz uygulamasını hatırlayamayacak ya da yeterli özerkliğe sahip olmayan, 4 ya da 5 yaşın altında çocukları olan aileler bunun dışındadır. Bu durumlarda ebeveynlerin uzman rehberliğinde evde ‘koç’luk yapmak üzere eğitilmeleri önemlidir. Ebeveynler, bu rehberliği kabul ve takip etmede farklılık gösterirler. Bu yüzden rehberliğin yönetimi kişiye göre ayarlanmalıdır.

BİYODAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Kesin bir biçimde patofizyolojik kökenler ve etkilerle tanımlanan bu bozukluk grubunun, geleneksel olarak önemli psikoduygusal özelliklere sahip olduğu kabul edilmektedir. Örneğin, astım, migren, dışkı tutamama, Tourette sendromu, iltihabi bağırsak hastalığı gibi rahatsızlıkların tümünde, semptomların kötüleşmesini ‘tetikleyen’ psikolojik stres mevcuttur. Ayrıntılı bir tedavi yaklaşımının ayrılmaz bir parçası olarak otohipnozun öğretilmesi, hem genel bir kendini kontrol etme bilincinin teşvik edilmesi ve hem de belirtilerin azaltılması için bir strateji sunulması konularında yarar sağlar.

Dışkı tutamama sorunu olan bir çocuk örneğinde olduğu gibi otohipnoz davranış düzenleme konusundaki değer sebebiyle (örneğin, etiket kartı ödül sistemiyle yemeklerden sonra düzenli tuvalet alışkanlığı), sindirim sistemi anatomisi ve fizyolojisi, beslenme rehberliği (kabızlığı engelleyici bir diyet), davranış değişimi ve kendi kendini izleme eğitimini içeren bir çoklu-sistem terapi stratejisi olabilir.

Daha önceleri, istem dışı olduğu düşünülen işlevlerin düzenlenmesin araştırmalarında, hipnozun etkisi, artık iyice yerleşiklik kazanmıştı. Bunlar arasında çevresel organlardaki ısının kendi kendine ayarlanması (Dikel ve Olness, 1980), beyin sapının sese karşı tepkisi (Hogan, Olness ve MacDonald, 1985), deri yoluyla oksijen akıntısı (Olness ve Conroy, 1985), tükürük bağışıklık sistemi (Olness, Culbert ve Uden, 1989), migren baş ağrıları (Olness, MacDonald ve Uden, 1987), akciğer işlevleri (Kotses, Harver, Segreto v.d., 1991; Kohen, 1995b), tik ve Tourette sendromu (Kohen ve Botts, 1987; Kohen, 1995a) sayılabilir.

Astımlı çocuklar, akut nefes darlığını kontrol edebilmek için otohipnoz ve biogeribildirme yöntemlerini kolaylıkla öğrenmektedir (Kohen, 1986; Kotses v.d., 1991; Kohen ve Wynne, 1997; Kohen, 1995b). Otohipnoz öğrenen astımlı çocuklar, daha az acil servise gitmekte, okulda daha az devamsızlık yapmakta ve daha iyi bir kontrol hissi yaşamaktadır (Kohen, 1995b). Gevşeme ve zihinsel imgelemeyi (GZİ) öğrenen migrenli gençler, migren ağrılarının yoğunluk, sıklık ve sürelerini düşürmede, kontrol hastalarından ya da propranolol kullanan hastalardan, daha etkin olmaktadır (Olness, MacDonald ve Uden, 1987).

Çocuk hipnoterapisinde, dikkatli hipnoz telkinleri çocuğun kişisel imgelemine (örneğin, en sevdiği faaliyetler), sorunu kendine özgü anlama biçimine, sorunu ortaya koymada ifade ettiği duygu ve imgelemlere bağlıdır. 11 yaşındaki migrenli bir kız çocuğundan migrenin ve rahatlığın (yani baş ağrısı olmadığı halin) resmini çizmesi istenir. Birbirine geçmiş kırmızı, siyah ve mavi çizgilerin kaotik bir karışımını çizer ve bu resme ‘migren’ adını verir. Daha sonra bir örtü, plaj şemsiyesi, bir kitap, büyük kolonları olan bir kaset çalar ve pipetli bir içeceğin tamamladığı bir plaj manzarası çizer. Hipnoz sırasındaki imgelemde ‘hiçbir şeyin rahatsız etmediği ve hiçbir zaman baş ağrısı yaşanmayan yer’i seçmesi isteneceğinde, imajinasyon için seçilecek figür çok açıktır (Kohen ve Olness, 1993).

Örnek Vaka: Barry

Barry, 12 yaşın üzerinde, çocuk hastalıkları nörologu tarafından migreni konusunda otohipnoz için seçilmiş bir çocuktur. Zeki bir delikanlı olan Barry, ‘Buraya migren ağrılarım için kendimi nasıl hipnotize edeceğimi öğrenebileceğimi söyleyen Dr ___ ‘ın tavsiyesi üzerine geldim… Eğer migren ağrılarından kurtulabilirsem bu çok güzel olurdu…’ dedi. Barry, kreşte başlayan baş ağrılarının 7 yıllık hikayesini ayrıntılarıyla anlattı. Acetaminop­hen yararlı olmuş, ancak ‘artık işe yanamıyormuş’. Ibuprofen’in baş ağrılarının yarısında etkili olduğu söylenmiş, fakat herhangi bir ilaç kullanmamayı tercih etmişler. Tipik bir migren olarak Barry’nin baş ağrıları alın bölgesinde, çoğu kez tek taraflı başlıyor ve ‘bazen göz ağrısı’ oluyormuş. Ses ve görüntülerden rahatsız oluyordu. Bu durumu tetikleyen etkenler arasında bilgisayar veya televizyon gibi güçlü ışıklar, okulda yapılacak olan bir test ve ‘çok küçük olmak ve itilip kakılmaktan kaynaklanan stres sayılabilir. Barry, baş ağrılarıyla beraber, bitkinlik ve iştahsızlık olduğunu da belirtiyordu. Çoğu baş ağrısı 1-2 saat sürüyor, ancak bazıları tüm gün boyunca devam ediyordu. Özellikle geçen ay içinde yarı ‘düzenli’ ve yarı ‘migren’ olan baş ağrılarından söz etmişti.

0’dan 12’ye kadar numaralandırılan bir baş ağrısı cetveli fikri uygulandı. Barry çabucak karar verdi ve ‘genellikle’ ağırıların 3 ya da 4 düzeyinde olduğunu söyledi. Ibuprofen olmaksızın en yüksek düzey 9, gelmiş geçmiş en yüksek düzey 10 ya da 11 oluyordu ve ilaç almadan önce ise 6 oluyordu. Sonrasında baş ağrısı ‘2, 1 veya 0’a düşüyordu. 1-2 düzeyinde olduğunda kendine geliyordu. Barry’nin amacı baş ağrısını ‘2’nin altına, mesela 1.75’e’ indirmekti.

Barry’nin 6 yaşından beri solunum alerjisi vardı, kısa boyluydu (7. sınıfta en kısa boylu) ve uyurgezerlik geçmişi vardı, bir keresinde gece ortasında evden çıkmaya çalıştığını fark etmişti.

İkinci muayenede, Barry’nin takvimi geçen iki haftanın bir çok günü, ‘7 düzeyine kadar puanlandırdığı baş ağrıları olduğunu gösteriyordu. Barry ve ailesi otohipnoz öğrenen çocukların yer aldığı bir video kaset izledi. En sevdiği yeri hayal etme, rahatlama ve istediği düzeyde ayarlayabildiği baş ağrısı ‘cetvelini’ hayal etme gibi otohipnoz alıştırmaları öğretilmişti. Kendi cetvellerini ayarlayabilen çocuklardan söz eden hikayeler anlatıldı. Örneğin, “Karın ağrısı olan 7 yaşında bir kız çocuğu tanıyorum. Ne zaman ağrısı olsa zihninde bir asansör canlandırıyor, karın ağrısı hangi düzeydeyse asansörde o katta oluyor… yani ağrı 4 düzeyindeyse kendisini dördüncü katta düşünüyor. Asansör düğmesine uzanıyor ve basıyor… aşağı… 3’e doğru… 4’teki ışık sönüyor ve 3’te yanıyor… sonra 3’te sönüp 2’de yanıyor… gerçekten. Sonra 1 ve 0 oluyor, asansörden çıktığında karın ağrısı gitmiş oluyor. Bir de 11 yaşında başağrısı olan çocuk var. Vücudunda gezintiye çıktığını hayal ediyor. Beyin olarak adlandırılan ana bilgisayara gidiyor, ba şağrısı düğmesini buluyor ve onu… kapatıyor… nasıl bir yol bulacağını bilmiyorum ama bulacağını biliyorum…” Bu ilk tecrübe sırasında otohipnoz öğretildi ve her gün uygulayacağı konusunda anlaşmaya varıldı.

İki hafta sonraki üçüncü muayenede, Barry yatmadan önce günlük otohipnoz alıştırmasını yaptığını ve geçen iki hafta içinde sadece üç baş ağrısı olduğunu iftiharla söyledi. İki hafta sonra dördüncü muayenede, ‘otohipnozla yok ettiği 5 dakikalık’ iki baş ağrısı olduğunu söyledi. Barry’nin annesi ondaki değişimi fark etmişti. Sadece baş ağrıları yok olmamıştı, artık okuldan bitkin vaziyette gelmiyor ve genelde çok daha mutlu görünüyordu.

AĞRI

Akut ağrısı olan çocuklar, hipnoz teknikleriyle en kolay yardım edilebilecek hastalardır. Çünkü bu tip hastalar, daha iyi hissetmeye, hayatlarını kontrol etme hissini yeniden kazanmaya ve rahatsızlıklarını yok etmeye – en azından azaltmaya – iyice motive olmuş kişilerdir. Muayenehanede, acil servis, acil bakım merkezi ya da bir kaza mahallinde yaralanmış veya hasta bir çocukla güven verici, rahatlatıcı ve inandırıcı bir biçimde konuşmak önemlidir. Akut ağrılı acil durum içinde olan çocuklar, kendiliğinden, negatif biçimde odaklanmış, hipnoz durumunda olmaktadır. Ayrıca yaralanma, kanama ve işlerin daha da kötüye gideceği korkusuna gittikçe artarak odaklanan bir olumsuzluk içindedir (Kohen, 1986; Olness ve Kohen, 1996; Kuttner, 1997). Bu yüzden kullandığımız dili dikkatle seçmemiz önemlidir. Ayrıca, olumlu duygular, beklentiler ve nihayetinde işbirliğine dikkat çekmek için neyi nasıl söylediğimizi kontrol etmeliyiz. Bir uzman empati kurarak acil servise gelen bir çocuk hastaya “Of!.. gerçekten acıtmış olmalı! dediğinde uzmanın iyi bir gözlemci olduğunu, çocuğun uzmana dikkatini verme yönündeki istek ve becerisini beslediğini ortaya koyar. Ayrıca bu durum rahatlamaya yönelik ek hipnoz telkinleri için fırsat yaratır. Örneğin “doktora geldiğin için çok memnun oldum, muhtemelen kısa zamanda ağrın azalacak” ya da “Artık ihtiyacı kalmayıncaya kadar ağrımaya devam edecek muhtemelen… şimdi buradasın ve sana yardım edildiğini biliyorsun…”. Bu gibi olumlu ‘yeniden çerçeveleyici’ beklentiler, çocuğun rahatsızlık algılamasını değiştirmek üzere oluşturulmuş hipnoz stratejileriyle kolayca desteklenebilir. Örneğin “Aklını başka bir yere verebilir misin?” ya da “Tüm bunlar bitip eve döndüğünde ne yapacaksın?” diyebiliriz. Bu sorular dikkat dağıtmanın ötesinde çocuğun eve döneceği konusunda güvence verir. Benzer biçimde, akut ağrısı olan çocuklar, çoğunlukla ağrıyı gidermeye yönelik ve doğrudan yapılan ‘izin’ ya da telkinleri kolaylıkla kabul eder. Örneğin, “Gözlerini kapat… zihnindeki rahatsızlığı kontrol eden düğmeleri bul… bacağın için olanı bul… Zihninde hangi renkte?… Hangi biçimde? Düğme basılarak mı yoksa çevrilerek mi açılıp kapanıyor? Şimdi, onu aşağı doğru çevir… sonra 1-2-3 düzeyine getir, kapat, nasıl hissettiğine bir bak… çok güzel!”. Sevilen bir yere gitmeyi hayal etmek, yaralanan bölgeyi ‘serin ve rahatlatıcı bir sıvıyla’ temizlemek yoluyla hipnoanestezi ya da analjezi uygulanması yararlı ek stratejiler arasında sayılabilir. Özellikle bunlar, çocuğun ihtiyaçlarına göre ayarlandığında çok yararlıdır (Kohen ve Olness, 1993; Olness ve Kohen, 1996).

İğne yapma, kan alma, damar yolu açma, kemik iliği veya omurilikten örnek alma gibi işlemlerde, tedaviyi planlamak ve hipnoz yardımı için daha çok zaman olur. Bu durumda, belli bir çocuğa en büyük yararı sağlayabilmek için tekniklerin yaratıcı keşfine ve belirlenen işlemlerin hazırlanmasına izin verir. Pek çok sayıdaki hipnoz yoluyla ağrı (ve endişe) kontrolü yöntemleri (Olness ve Kohen, 1996) şunları içermelidir:

1. Önceki (bölgesel) anestezi anılarından kalan hissizlik duygusunu yeniden oluşturmak.

2. Bir ‘ağrı düğmesini’ kapatma yoluyla rahatsızlığın giderilmesi alıştırması yapmak.

3. Rahatsızlığı sabun köpükleriyle (gerçek ve hayali anlamda) birlikte uzaklaştırmak (Kuttner, 1986, 1988, 1997, 1999; Sugarman, 1997).

4. Potansiyel ağrı bölgesinden gelen sinyallerin beyne ulaşmasını önlemek için koruyucu bir engel oluşturma gayesiyle vücutta maceralı bir yolculuğa çıkma imgelemesi yapmak. Bahsedilen (iğne yapma vb.) işlemler tekrarlandığında ve önceki işlemlerden hatırlanan ağrı hissinin muhtemelen bunda ortaya çıkacağı beklentisi, duygusal olarak mevcut işleme aktarıldığından, önceki olaylar için hipnotik hafıza kaybı (amnezi) uygulanması çok yararlı olabilir.

Önceki acıların anıları daha sonra tekrarlayan ağrı sendromuyla (örneğin, tekrarlayan gövde ağrıları, migren, iltihabi bağırsak hastalıkları v.s.) veya kronik hastalığıyla ilgili olarak çocuğun algılama ve davranışlarını ciddi biçimde etkileyebilir. Biyo­dav­ranışsal sorunlarla birlikte, çocuklar ve ergenlerde kronik veya tekrarlayan ağrıların tedavisinde hipnoz uygulanması, çocuğun kişisel ihtiyaçlarına göre ayarlanmış ayrıntılı bir ağrı tedavisi programı dahilinde düşünülen bir strateji olarak görülebilir (Kuttner, 1999).

ANKSİYETE

Gelişen terapi ilişkisinde dikkatli adımlarla ilerlemenin yanı sıra hassas, eksiksiz bir geçmiş öyküsü alma ve değerlendirme belli bir çocuk için hipnoterapinin uygun rolü konusundaki düşünceleri genellikle ortaya çıkarır. Büyük bir maç ya da konserden önce görülen sahne korkusu, çarpıntı ya da ‘karında kelebekler uçuşması’ gibi performans anksiyetesi durumunda, çocuğa tepkilerinin, tıpkı bir alışkanlık gibi, olumsuz beklentilerle birleşen şartlı tepki olduğu kolayca gösterilebilir ve benzer biçimde yenilebileceği ve üstesinden gelinebileceği öğretilebilir.

Bu belki günlük stres yaratan olaylara verilen fizyolojik tepkileri tartışmakla kolayca gerçekleştirilebilir. Çokça bilinen örneklerden biri, utançtan yüzün kızarmasıdır. Uzman bu durumu şöyle açıklayabilir; önce birisi bir şey yapar, sonra utanma duygusu bunu izler, daha sonra neredeyse ‘eşzamanlı’ olarak fiziksel bir tepki olarak yüz kızarır ki bu durum da aslında başka bir utanma nedeni olabilir. Uzman, çocuğa yüz kızarıklığının kalıcı olup olmadığını sorduğunda, genelde utanma hissini kaldırmak amacıyla öyle veya böyle bazı hareketler yaptıklarını anlatırlar. Bu da yüz kızarma olayını azaltıcı etkiye sahiptir. Bu kısa konuşma çocuğun duygularında oluşan bir değişimin, hakkında hiç düşünmediği halde, fiziksel tepkilerinde (yüz kızarma) bir değişime yol açtığının her gün rastlanabilecek bir örneğidir. Hissetme ya da ‘düşünme’ değişimlerine tepki olarak otonom tepkilerde meydana gelen değişimlerin grafiklerle gösterilmesi çocuklara hipnoz/rahatlama ve hayal etme deneyimleri sırasında oluşan EMG (elektromyografi), EDA (elektrodermal hareket) tepkileri veya çevresel organ ısılarındaki değişimlerin bilgisayar destekli bio-geribeslemeleriyle daha açık bir biçimde gösterilebilir (Culbert, Reaney ve Kohen, 1994).

Öyleyse bilişsel yetkinlik, hipnoz yaklaşımının, anksiyeteyi geçirmek isteyen birinin kullandığı herhangi bir yaklaşımı desteklemesine izin verir. Bu ‘ayrı ekranlar yaklaşımı’nı içerebilir. Bu yaklaşımda çocuk kendini evde başarılı ve hatasız bir biçimde konuşma yaparken, şut atarken, dans ederken ya da keman çalarken hayal eder. Sonrasında hipnoz yoluyla bu olumlu, başarılı görüntüyü bir sahne ya da büyük bir oyun sahasındaki görüntüsüne aktarır. Diğer seçenekler arasında, çocuğa ‘düğme’ düşüncesini öğretmek sayılabilir. Bu seçenekte çocuğa şunlar söylenir: ‘Şu sinirli duygudaki düğmeleri 4’ten 3’e çevir bakalım… İşte böyle… 3’ten 2’ye… güzel… ve istersen doğrudan 2’den 0’a ya da 2’den 1’e sonra 0’a, hangisini istersen.’ Motive edici, kişilik güçlendirici telkinler arasında ‘gelecek tasarımı’ adı verilen yöntem yer alır. Bu yöntemde çocuklar ‘izleyiciler nasıl da alkışlıyorlar, ne kadar gurur verici, annen ve babanın ne kadar gurur duyduğunu söylediğini duymak çok güzel’ gibi durumları zihinlerinde canlandırır.

Fobiler veya travma sonrası stres bozuklukları gibi diğer anksiyete tepkileri daha yoğun hipnoterapi tedavisi ve tedaviye eklenen duyarsızlaştırma prosedürünü gerektirir. Hipnozun psikoterapi ile birleştirilmesiyle ilgili ayrıntılı bilgi başka kaynaklarda bulunabilir (Hammond, 1990; Rhue, Lynn ve Kirsch, 1993; Olness ve Kohen, 1996).

Destekleyici danışmaya ek olarak hipnoterapinin kullanımı yaygın olan ayrılma anksiyetesinde çocuklara ve ailelere yardım etmede çok etkilidir. Bunlar arasında eski arkadaşlardan ayrılma, uzun bir aradan/tatilden sonra okula yeniden başlamayla ilintili hüzün ve diğer belirtiler ya da büyük baba, büyük anne, başka bir akraba, arkadaş veya evcil hayvanın ölümünü izleyen doğal fakat zor bir üzüntü sürecinde çocuklara yardımcı olmak sayılabilir. Mutlu anıların hayal edilmesinin olumlu kullanımı, ölüm hakkında bir şeyler öğrenmede ve onu kabul etmede bir köprü olmanın yanı sıra yalnızlık duygusuna biraz ara vermeyi sağlar (Kohen ve Olness, 1996).

KRONİK HASTALIK, ÇOKLU SİSTEM HASTALIĞI, SON SAFHASINA GELMİŞ ÖLÜMCÜL RAHATSIZLIK

Ölümcül bir hastalığın ilerlemesinde, hipnoz ve otohipnozun etkisi hakkında anksiyete üzerindeki etkisinden daha az şey bilinmektedir. Kanserli çocuklar RMİ stratejilerini hastalıklarıyla mücadelede yardımcı olması için çabucak öğrenir ve birçok biçimde uygular. Bilgilendirici ve iyimser filmler olan ‘No Fears, No Tears (Korku Yok, Gözyaşı Yok)’ ve onun devamı ‘No Fears, No Tears – 13 Years Later’ (Korku Yok, Gözyaşı Yok – 13 Yıl Sonra)’da kanserli çocuklar rahatsızlıklarını yok etmede, zor ve sürekli tekrarlanan tıbbi işlemlerin üstesinden gelmede ve bu zor durumların oluşturduğu etkileri göğüslemede yardımcı olarak hipnoz yöntemlerinin değişik biçimlerini ve yararlarını gösterirler.

Çalışmalar göstermektedir ki; kemoterapi sonucunda mide bulantısı ve kusmanın azaltılmasında çocuklar hipnoz becerilerini kullanabilmektedir (Zeltzer ve LeBaron, 1982; LeBaron ve Hilgard, 1984; Jacknow, Tschann, Link ve Boyce, 1994). Ayrıca bazı çalışmalarda (Olness ve Singher, 1989) çocuklar hastalık teşhisi konulduktan hemen sonra öğrenmeye başladıklarında RMİ yöntemlerini en iyi biçimde kullanmaktadır (LaClave ve Blix, 1989). Hastalıkları son safhaya gelmiş çocuklarda hipnoz hasta ve ailesine, özellikle çocuğun hayatının son zamanlarında yardımcı olma konusunda etkilidir (Gardner, 1976; Olness ve Kohen, 1996).

SONUÇ

Hipnoz ve hipnoterapi iyi eğitilmiş, yetenekli uzmanlar tarafından dikkatlice kullanıldığında etkili ve etkin stratejilerdir. Her terapi yöntemi gibi, uzmanlar genel ve özel pediatri bakımı çerçevesinde uygulamak ve onunla birleştirmek amacıyla uygun pediatri klinik hipnoz eğitimi almalıdır. Uzmanlar, hastaların burada tarif edildiği biçimde doğuştan gelen hayal etme yeteneklerini kullanarak hipnozu öğrendiklerini keşfetmişlerdir. Ayrıca hastalar olgunluk dönemlerinde artan bir yetkinlik geliştirmektedir. Pek çok terapi müdahalesi, uygunsuz yan etkilere yol açabilse de çocuklara uygulanan hipnoterapinin, gelişmesini umut ederek çalıştığımız en büyük yan ürünü artan yetkinlik hissidir.

Not: Klinik hipnozla ilgili eğitim aşağıda adları ve adresleri verilen yerlerden alınabilir:

The Society for Developmental and Behavioral Pediatrics (c/o Ms Noreen Spota, 19 Staion Lane, Philadelphia, PA 19119-2939), The American Society for Clinical Hypnosis (130 E. Elm Court, Suite 201, Roselle, IL, 60172-2000, USA, Faks 630 351 8490) ve the Society for Clinical and Experimental Hypnosis (SCEH, PO Box 642114, Pullman, WA 99164-2114. Tel 509 332 7555 Faks 509 335 2097. e-postasceh@pullman.com).

REFERANSLAR

Culbcrt, T., Reaney, J. & Kohen, D. P. (1994). Cyberphysiologic strategics in children: The biofecdback-hypnosis interface. Int. J. CUn. Exp. Hypn., 42, 97-117.Dikel, W. & Olness, K. (1980). Self-hypnosis, biofeedback and voluntary peripheral temperature control in children. Pediatrics, 66, 335-340. Gardner, G. G. (1976). Childhood, death, and human dignity: Hypnotherapy for David. Int. J. din. Exp. Hypn., 24, 122-139. Gardner, G. G. (1978). Hypnotherapy in the management of childhood habit disorders. J. Pediatrics, 92, 838-840. Hammond, D. C. (Ed.) (1990). Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors. New York: W. W. Norton. Hogan, M., Olness, K. & MacDonald, J. (1985). The effects of hypnosis on brainstem auditory responses in children. Am. J. Clin. Hypn., 27, 91-94. Jacknow, D. S., Tschann, J. M., Link, M. P. & Boycc, W. T. (1994). Hypnosis in the prevention of chemotherapy related nausea and vomiting in children. A prospective study. J. Develop. Behav. Pediatrics, 154, 258-264. Kohcn, D. P. (1986). Applications of relaxation/mental imagery (self-hypnosis) in pediatric emergencies. Int. J. Clin. Exp. Hypn. ,34(4), 283-294. Kohen, D. (1990). A hypnotherapcutic approach to enurcsis. In D. C. Hammond, (Ed.), Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors (pp, 489-493). New York: W. W. Norton. Kohen, D.  P. (1994). Self-regulation by children and adolescents with cystic fibrosis: Applications of relaxation/mental imagery (self-hypnosis). Paper presented at the 36th Annual Scientific Meeting of the American Society of Clinical Hypnosis, 15 March, 1994Kohcn, D. P. (1995a). Ericksonian communication and hypnotic strategies in the manage­ment of tics and Tourette Syndrome in children and adolescents. In S. R. Lankton &J.K. Zcig (Eds), Ericksonian Monographs Number 10: Difficult Contexts for Therapy (10, pp. 117-142). New York: Brunncr/Mazel. Kohcn, D. P. (1995b). Relaxation/mental imagery (self-hypnosis) for childhood asthma: behavioral outcomes in a prospective, controlled study.  HYPNOS, Swedish J. Hypn. Psychoiher. Psychosom. Med., 22(3), 133-144. Kohen, D. P., Olness, K. N. Colwell, S. O. & Heimcl, A. (1984). The use of relaxation/mental imagery (self-hypnosis) in the management of 505  pcdiatric behavioral encounters. J, Develop. Behav. Pediatrics, 5(1), 21-25. Kohen, D. P. & Botts, P. (1987). Relaxation-imagery (self-hypnosis) in Tourette Syndrome: Experience with four children. Am. J. Clin. Hypn., 29(4), 227-237. Kohen, D. P. & Wynne, E. R. (1997). Applying hypnosis in a preschool family asthma education program: Uses of storytelling, imagery, and relaxation. Am. J. Clin. Hypn., 39(3), 2-24. Kohcn, D. P., Mahowald, M. W. & Rosen, G. M. (1992). Sleep-terror disorder in children: The role of self-hypnosis in management Am. J. Clin. Hypn., 34, 233-244. Kohen, D. P. & Olness, K. (1993). Hypnotherapy with children. In J. W, Rhue, S. J. Lynn & I. Kirsch (Eds), Handbook of Clinical Hypnosis (pp. 357-381). Washington, DC: American Psychological Association. Kosslyn, S. M., Margolis, J. A., Barrett, A. M., Goldknopf, E. F. & Daly, P. F. (1990). Age differences in imagery abilities. Child Develop., 61, 995-1010. Kotses, H., Harvcr, A., Segreto, J., Glaus, K. D., Crccr, T. L. & Young, G. A. (1991). Long term effects of biofccdback-induced facial relaxation on measures of asthma severity in children. Biofeed. Self-Reg., 16, 1-22.Kuttner, Leora (1986). ‘No Fears, No Tears: Children with Cancer Coping with Pain’ (30-minutc videotape & manual). Canadian Canecr Society, Vancouver, BC, Canada. Kuttner, L. (1988). Favourite stories: A hypnotic pain-reduction technique for children in acute pain. Am. J. Clin. Hypn., 30, 289-295. Kuttncr, Leora (1996). A Child in Pain: How Jo Help,  What to Do. Hartley & Marks Publisher, Canada.LaClavc, L. & Blix, S. (1989). Hypnosis in the management of symptoms in a young girl with malignant astrocytoma: A challenge to the therapist. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 37, 6-14. LcBaron, S. & Hilgard, J. R. (1984). Hypnotherapy of Pain in Children with Cancer. Los Altos, CA: William Kaufmann. Olness, K. (1975). The use of self-hypnosis in the treatment of childhood nocturnal cnuresis: A report on 40 patients. Clin. Pediatrics, 14, 273-279. Olness, K. (1981). Imagery (self-hypnosis) as adjunct therapy in childhood cancer: Clinical experience with 25 patients. Am. J. Pediat. Hematology/Oncology, 3, 313-321. Olness, K. (1990). Pediatric Psychoneiiroirninunology: Hypnosis as a Possible Mediator: Potentials and Problems in Hypnosis: Current Therapy, Research and Practice. Amster­dam: VU University Press. Olness, K. (1990). Reflex sympathetic dystrophy syndrome in children treated successfully with cybcrphysiologic strategics. Swedish J. Hypn. Psychother. Psychosom. Med., 17, 15-18. Olness, K. & Conroy, M. (1985). Behavioral considerations in leukemia management. In C. Pochedley (Ed.), Acute Lymphoid Leukemia in Children. New York: Masson Pub­lishing.Olness, K., Culbert, T. & Uden, D. (1989) Self-regulation of salivary immunoglobulin A by children. Pediatrics, 83(1), 66-71. Olness, K. & Singher, L. (1989), Pain and symptom management training for children with cancer: A five year study. Topics in Pediatrics, 7, 2-6. Olness, K. & Kohen, D. P. (1996). Hypnosis and Hypnotherapy with Children (3rd edn). New York: Guilford Press. Olness, K., MacDonald, J. & Uden, D. (1987). Prospective study comparing propanolol, placebo and hypnosis in management of juvenile migraine. Pediatrics, 79, 593-597. Rhue, J. W, Lynn, S. J. & Kirsch, I. (Eds) (1993),  Handbook of Clinical Hypnosis. Washington DC: American Psychological Association. Sugarman, L. I. (1997). Imaginative Medicine: Hypnosis in Pediatric Practice. (Videotape Documentary). New York: Rochester. Zeltzer, L. & LeBaron, S. (1982) Hypnosis and non-hypnotic techniques for reduction of pain and anxiety during painful procedures in children and adolescents with cancer. J.Pediatrics, 101, 1032-1035.

Diş Anksiyetesi Bozuklukları, Fobiler ve Hipnoz Edilebilirlik

Jack A. GERSCHMAN

Melbourne Üniversitesi, Avustralya

Çeviren: Psk. Nesteren Gazioğlu

Daha önceki bölümde hastaların trans haline spontane geçiş kapasiteleri ve diş hekimlerinin bu gibi potansiyel olarak ya da patolojik vasıfları tespit etme ve bunları kontrol etme becerileri konusuna değinmiştik.

Bu fenomenin doğası ve kullanımı, daha sonrasında diş anksiyetesi bozuklukları ve sebepleri ile birlikte hipnotize olabilirlik konularına değinilerek genişletilecektir

DİŞ KORKULARI VE FOBİLERİ

Azot monoksit (1844), eter (1846) ve sinir anestezisi (1855) gibi anestezik bileşenler bulununcaya kadar diş tedavisi özellikle de diş çekimi herkes için büyük bir ızdırap kaynağı idi.

O zamandan beri bu meslek ağrı kontrolünü ilerletmiştir. Diş bilimindeki bütün bu gelişmelere rağmen diş hekimi korkusu ve diş tedavisinden kaçış, diş hekimleri için bir merak konusu olmaya devam etmektedir.

Dişçi korkusu insanların sahip olduğu genel korku listesi içinde ilk beşte, en yoğun korkular içerisinde ise ilk onda yer almaktadır. Diş tedavisi ile ilişkili bir korku veya en azından bir endişe yaşamamış olan çok az insan vardır. Lautch (1971)’a göre diş tedavisi korkusu o kadar genel bir şeydir ki gerekli olan bir müdahaleyi olumsuz etkilemeyecek kadar olanı normal kabul edilebilir. Diş hekimine giden bireylerin % 89’unun tedavide korku yaşadığı tahmin edilmektedir.( Scott & Humpreys, 1987)

DİŞ KORKULARININ SINIFLANDIRILMASI

Diş korkusunun sınıflandırılmasında iki önemli eğilim vardır. Birincisi, hastaların fobi sahibi oldukları varsayılır. “Odontofobi”, Borland tarafından türetilmiş bir kelimedir ve ‘Diş Fobisi’nin yerine kullanılmıştır. (Borland 1963). Diğeri ise, diş hastalarının taşıdığı korkuyu daha yaygın bir kategori içerisinde diş hekimi korkusu veya diş hekimi anksiyetesi olarak ifade eder ve “orantısız diş anksiyetesi ” ifadesini tercih ederler. (Molin & Seaman 1970)

Çağdaş diş anksiyetesinin sınıflandırması, American Psikiyatri Kurumu’nun ‘Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel Kılavuzu’ kitabının dördüncü baskısında yer almaktadır. (DSM-IV, APA,1994)

Anksiyete bozuklukları, agorafobili veya agorafobisiz panik bozuklukları, panik bozukluklar olmaksızın agorafobi veya belli bazı fobiler, sosyalfobi, obsesif-kompalsif bozukluk, akut stress bozukluğu, genelleşmiş anksiyete bozukluğu ve tıbbi şartlardan doğan anksiyete bozukluklarını ihtiva eder.

DİŞ KORKULARININ SEBEPLERİ

Diş korkularının ilk açıklaması psikodinamik kişilik teorileri açısından yapılmış olup bunlar, “ağız bölgesi” denilen veya “ağız ve yüz bölgesi” olarak da bilinen, „çocuklukta çok hassas bir bölge“ olan ağız ve etrafının, “bilinçaltı dürtülerinin sembolik temsilcileri’ olması „ciddi oranda duygusal yükü olması „yüz-ağız bölgesi’ ifade edilen bölgenin temel dürtüler ve tutkular veya bunların yara alması tehtidiyle ilgili olduğunu vurgulamaktaydı. Son yıllardaki davranışcı araştırmalar, negatif olaylara karşı öğrenilmiş veya şartlanılmış tepkilerin önemini ortaya koymuştur. Bunlar, aile tutumları, yaşanmış diş travmaları, ağrıya tahammül edememek, evvelki fayda vermemiş diş tedavileri ve daha genel aksiyetelerdir. Hastaların çoğunluğu birden çok değişkeni olan sebepler öne sürmektedir.

Gesherman ve arkadaşları (1979,1980,1989,1991), orta veya derin hipnoz olabilen fobik bireylerin gerçek veya hissedilen diş travmalarının kaynağında ve tedavisinde spontane trans halinin önemini ortaya koymuştur.

KONTROL

Tedavi ilk önce önleyici olarak hedeflenmelidir. Bu da ilk olarak diş sağlığı eğitimi ve diş tedavisini mümkün olduğunca stressiz bir hale getirme teşebbüsleri ile mümkün olacaktır.

Ağrı dindirici müdahaleler psikolojik tedavi stratejileri ve ilaç tedavisinin kombinasyonunu içerir. Ön şart olarak iyi bir hasta-hekim iletişimi kurulmalıdır.

ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KONTROLÜNDE HİPNOZ

Anksiyete bozukluklarının psikolojik tedavisi bilişsel, davranışsal ve psikoterapik temellere dayalı çok değişik teknikler içerir Hipnoz, bunlara ek olarak bu stratejilerin etkisini arttıracak başka yaklaşımlar sağlayacaktır. ( Stanley, Burrow & Judd, 1990)

Anksiyete için yapılan psikolojik terapilerin birincil amacı: hastayı anksiyeteyi harekete geçiren durumla (imajinasyon yoluyla veya gerçek olarak) yüzleştirerek bu şartlanmayı bozmak, buna alışkanlık kazandırmak ve hassasiyeti azaltmak; tehdit algısını değiştirmek için ilgili durumların tekrar tekrar bilişsel değerlendirmesini yapmak, anksiyeteyi provoke eden sembolik kişisel imgeleri saptamak; bilişsel veya davranışsal olarak kararlılık yetisini arttırabilmek, anksiyeteyi ve semptomlarını ortaya çıkartma ve bunlar ile başedebilme ile ilgili provalar yaparak hastanın bu tür becerilerini arttırmaktır.

Hipnoz daha özel olarak çözülme (disosiyasyon) ve algılar, düşünme süreçleri ve hafıza verilerini değiştirme, anksiyete belirtileri üzerinde kontrolü güçlendirme ve telkine dayalı kontrol tekniklerinin kullanımını kolaylaştırabilir.

HİPNOZA YATKINLIK VE KLİNİK POPÜLASYON

Hipnoz olabilme, yani kişilerin hipnoza yatkınlık kapasitesi, genel olarak, değişikliğe kaşı nisbeten dirençli olan sabit bir özellik olarak anlaşılır ve açıklanır (Hilgard,1975). Buna karşı bir fikir ise hipnoza yatkınlık için pozitif eğilimler aşılama ve uygun kişilerarası ortam oluşturma amacına yönelik bilişsel beceri eğitiminin hipnoza duyarlığı çok önemli ve ciddi ölçüde artıracağına işaret etmektedir. ( Spanos, Cross, Menary & Smith, 1988). Ama varyans yerine kovaryans ile tekrar yapılan analizler (Frischolz, 1997) sonucunda, tutumlar veya kişisel etkiler yüzde 50 olarak tespit edilirken durumdan kaynaklanan etkiler (telkin seremonisi türü) sadece yüzde 17’de kalmıştır ve bu, Spano’nun iddialarını çürütmekte, hipnoza yatkınlığın değişime karşı nisbi direnci olan bir özellik olduğunu doğrulamaktadır.

Hipnozun normal bilişsel fonksiyona sahip olan bir bireyin becerisi olarak tarif edilmesine rağmen, bazı psikiyatrik bozukluğu olanların da değişik düzeylerde hipnoz olabileceği görülmüştür. Frankel (1974) başka gruplara kıyasla fobi hastalarının hipnoz olabilme oranlarının çok yüksek olduğunu kayda geçenlerin ilkidir. Bu bulgular, karma bir klinik popülasyonda tekrarlanmaktadır. ( Foenander, Burrows, Gerschman & Horne, 1980; Gerschman v.d. 1979, 1987; Gerschman & Burrows, 1989; John, Hollander & Perry, 1983, Kelly, 1984) Fakat Frischolz, Spiegel ve diğerleri (1982) ve Oven, Bliss, Koester & Jeppsen (1989) bu bulguların tekrarlandığını ispat edememişlerdir. (Tablo 21.1)

Yüksek derecede hipnoza yatkınlık ile tanımlanabilen daha ileri bozukluklar vardır. Bunlar histeri, çok kişilik, akut travmatik stres bozuklukları ve (bulimia) doymama gibi bazı yeme bozuklukları katagorileridir (Coman, 1992).Bu gibi hipnoz edilebilir gruplar, şizofrenlerin tam tersidir (Spiegel v.d., 1982) Obsesif ve anoraksia olan insanların ise hipnoza daha düşük seviyede yatkın oldukları bulgulanmıştır. ( Coman,1992).

Günümüzde, psikiyatrik popülasyonun psikiyatrik olmayanlara oranla daha düşük oranda hipnoza yatkın oldukları ve daha şiddetli bozukluklarda bu seviyenin daha da düşeceği kabul edilmektedir. Ama hala psikiyatrik gruplar arasındaki hipnoz olabilirlik farkları tam olarak anlaşılabilmiş değildir.

Bazı araştırmacılar, hipnoza yatkınlık ile hipnoz ile tedavinin olumlu sonuçları arasında bir ilişki olduğunu ifade etseler de, bütün hastalar için bu tamamen aynı değildir. Hipnozun kronik ağrı problemleri, psikosomatik durumlar, astım gibi değişik bir çok dermatolojik durum ( Hilgard, 1975) ve diş fobisinde de olumlu bir etkisinin olduğu belirtilmiştir ( Gerschman, Burrows & Reade, 1987).

Bu sonuçlar obezite, sigara ve alkol bağımlılıkları gibi hipnoza yatkınlık seviyesiyle sonucun ilişkisiz olduğu bozuklukların tedavisinin değerlendirilmesiyle zıtlık içindedir. ( Perry v.d., 1979).

Tablo 21.1 Hipnoza yatkınlık ve fobi bozuklukları arasındaki ilişkiyi değerlendiren çalışmalar.

Hasta grubu Puanlama ölçeği Doğrulandı-doğrulanmadı
Frankel (1974); Frankel & Orne (1976) Karma, klinik Harvard grouP Scale (HGCH:A) Doğrulandı
Gerschman ve ark. (1979) Dişçi Fobisi olanlar, klinik Diagnostic Rating Precedure (DRP) Doğrulandı
Feonander ve ark. Karma (HGCH:A) Doğrulandı
John Hollander & Perry (1983) Karma, klinik (HGCH:A) Doğrulandı
Kelly (1984) Karma, klinik Hypnotic Induction Profile (Hip) Stanford Hypnotic Clinical Scale (SHCS) Doğrulandı
Frischholz ve ark. Karma, klinik (HIP) Doğrulanmadı
Gerschman, Burrows & Reade (1987) Dişçi Fobisi olanlar, klinik (DRP) Doğrulandı
Owens ve ark. Karma, gönüllü (SHCS) Doğrulanmadı

HİPNOZ OLABİLİRLİK VE FOBİK BOZUKLUKLAR

Frankel (1974) bu ilişkiyi ilk olarak ifade eden kişidir. Harvard Hipnoza Duyarlık Grup Ölçeği, Form A (HGHS:A, Shore & Orne, 1962) ile hipnoz hassasiyeti değerlendirildiğinde 24 kişilik fobik bir grubun yüzde 58’i gibi yüksek oranının olumlu tepki verdiği görülmüştür. Fobik olan grup, sigarayı bırakmak isteyen kontrol grubuna kıyasla hipnoz çok daha yatkın bulunmuştur. Daha sonra da, hipnoz ve bu fobilerin sebebi arasında ilişki olduğunu öngörmüştür. Bunları destekleyici veriler Frankel & Orne (1976) ve Frankel (1974, 1976) tarafından ortaya konulmuştur.

Gerschman v.d. (1979) diş fobisi olanlar ile benzeri sonuçlar bulmuştur – 40 hastanın yaklaşık yüzde 48’i tanı ölçüm işlemlerine göre yüksek derecede hipnoza duyarlı bulunmuştur (Diyagnostik ölçüm prosedürü, DRP; Orne & O’Connel, 1977). Daha sonraki bir çalışmada Foenander v.d. (1980), 33 kişilik karışık bir grupta benzer sonuçlar bulmuştur, HGSHA:a’ya göre hastaların yüzde 45.5’inin çok duyarlı olduğu tespit edilmiştir. John, Hollander & Perry (1983), HGSH:a’yı kullanarak yılan, örümcek ve fare fobisi olan 20 kişilik bir hasta grubunun hipnoza çok olumlu tepki verdiğini bulmuştur (Kelly, 1984). 112 değişik şikayeti olan hastayı 22 fobik hastayla kıyasladığımızda, hipnotik indüksiyon profilini (HIP, Speigel, 1974 ) ve Stanford Hipnotik Klinik Ölçeğini ( SHCS, Morgan & Hilgard, 1975) kullandığımızda bulduğumuz şey, fobik hastaların genel popülasyona ve fobik olmayanlara göre hipnoz açısından daha olumlu tepki verdiğidir.

İki araştırma bu bulguları desteklemekte başarısız oldu. Frischolz ve meslektaşları (1982), Hipnıtik İndüksiyon Profilini kullanarak 95 fobik, 226 sigara içen ve 65 kronik ağrı çeken kişi arasında anlamlı bir ilişki bulamadı. Owens ve meslektaşları (1995) 25 sosyal fobik hastayı kıyasladığındafobiklerin kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük hipnotize edlebilirllekleri olduğunu saptamıştır.

DİĞER ONAYLAYICI DİŞ ÇALIŞMALARI

Gerschmen, Burrow & Reade (1987) ve Gerschmen & Burrow (1989), fobik davranışları ölçen çok daha farklı metodlarla, daha büyük ölçekte örnekler kullanarak yaptıkları çalışmalarda fobik bozukluklar ve hipnoz olabilme arasındaki ilişkiyi araştırmıştır.

Bu çalışmanın popülasyonu, diş fobisi olan 130 (% 67.7’si bayan, % 33.3’ü erkek) hastadan oluşmaktadır. Ortalama yaş 27,2 ve ortalama semptom süresi 134,7 aydır. Dental fobik hastalarda, diğer genel popülasyona veya hipnoz ile tedavi edilmiş kronik yüz ağrıları olan diğer 35 hastaya göre çok daha yüksek bir hipnoza duyarlık gözlemlenmiştir. Hipnoza yatkınlık ve fobik bozuklukların şiddeti arasında çok yakın bir ilişki tespit edilmiştir; birden çok fobik semptomu olanlar sadece bir fobisi olanlara göre çok daha duyarlı bulunmuştur. Hipnoz edilebilirlik ve başarılı bir tedavi sonucu arasında güçlü bir ilişki vardır. Halihazırdaki bu çalışma hipnoz olabilme ve fobik bozuklukların ilişkisini bulmaya çalışan altıncı çalışmadır. Bu da, sağlam bir teori oluşturabilmek için laboratuvarlar ve kültürler arası yakınlaşmanın önemini göstermektedir.

TARTIŞMA

Yapılan çalışmaların çoğu Frankel’in (1974) hipnoza yatkınlık ve fobiler arasındaki ilişki üzerine olan tezini desteklemiştir. Özel olarak dişle ilgili fobiler hipnoza yatkınlık ile hep olumlu ilişki göstermiş ve tekrarlanma noktasında da problem tekil etmemiştir. Ama Frischolz ve ark. (1982) ve Owens ve ark. (1989) bu ilişkiyi tespit edememiştir. Bu farklılığın sebeplerinin açıklaması ayrıca yapılmıştır (Gerschman & Burrows, 1995).

Dental fobik popülasyonun hipnotize olabileceğine dair anlamlı ve çok güçlü bir yığın gösterge vardır ve bunlar hipnoza yatkınlığın fobik bozuklukların kontrolü ve edinimi ile nedensel bir ilişki göstermektedir. Bu, fobik semptomların birden çok sebebi olabileceğini, psikoanalitik, davranışsal, bilişsel ve biyolojik özellikleri olabileceğini reddetmek anlamına gelmez.

Fobik bozuklukların ve hipnoz olabilirliği destekleyen çok canlı bir hayal gücüne sahip olmak ile ilgili daha belirgin kanıtlar, yüksek dalma yeteneği ve bilgi işlem stratejileri yeteneğinde bu her iki popülasyonun da esnek olduğunu ortaya koymuştur (Crawford & Barbasz, 1993). Crawford (1997). Daha sonra, hipnoz kabiliyeti yüksek olanların düşük olanlara oranla daha verimli bir dikkat veya ilgi sistemi olduğunu, aynı şekilde bilgi işleme kabiliyetlerinin de daha hızlı olduğunu ortaya koymuştur.

DİŞ FOBİLER VE HİPNOZA YATKINLIK ARASIN­DAKİ İLİŞKİSİ ÜZERİNE İZLENİMLER

Bulgulardan elde edilen izlenimler dental fobilerin kaynağı kadar, kontrolü açısından da çok önemli olmuştur.

Fobik hastaların zihinsel fonksiyonlarının hipnotik indüksiyona da aynı tepkiler veren bir tür eğilim gösterdikleri düşünülebilir. Ayrıca Frankel (1979) tarafından bu hastaların, hipnoza yatkın bireylerin özelliği olan bazı bilişsel fonksiyonları sergileme kabiliyeti olduğunu öngörmüştür.

Yararlı bulunan tedavi stratejilerden biri de şudur: Eğer spontan trans halleri için fobik hasta eğilimi tanınıyorsa bu, semptomların tekrar ortaya çıkabileceği bir ortam hazırlayabilir.

Terapik olarak yaklaşım ne bu semptomları bir kenarı atar ne de belirgin olan bu dinamik faktörleri aramak için birincil olarak hipnoza dayanır. Bunun yerine, hipnoz, hastanın kendisinin bu özel zihinsel fonksiyon modunu anlamayı kolaylaştırmasında kullanılır. Hipnoz durumu imajinasyona dayanan duyarsızlaştırma programını ivmelendirecek bir çalışma ortamı sağlayabilir (Frankel, 1976) veya cerrahide bireyler için en sıkıntılı psikopatalojik anormal örneklere benzer semptomlar üretmekte kullanılabilir. Eğer birileri bu semptomu oluşturabilir ve hastaya bir dereceye kadar aşinalık kazandırır ve deneysel olan bu durum üzerinde kontrol sağlayabilirse, o kişi psikopatalojik durumların kontrolü ve sebeplerini içeren fonksiyonlar hakkında yeni birşeyler öğrenmeye başlamış olur.

Daha ötesi, otohipnozun dikkatli kullanımı ile kendini daha etkili kontrol edecek olan hasta, inancını tazeler. Bu metod, ayrıca karşı şartlanma ve davranışların şekillenmesi işlemlerini destekler.

Diş hekimliği ile ilgili durumlara ait bazı özel çıkarımlar, dişçi fobisi olan hastalıkların kaynağını ve bunların kontrolünü içerir. Hipnoza yatkınlığın dişci fobisinin ediniminde kolaylaştırıcı rolü olduğu bilinmelidir. Özellikle çoçuklarda spontan trans durumunun tanınması ve kontrolü özel bir dikkat gerektirmektedir.

Çocukların özellikle hipnoz edilebilir olduğu düşünülmektedir (London & Cooper, 1969). Trans durumlarının gerçek veya algılanan diş travmalarıyla olan ilişkisi özenli bir müdahaleyi garanti etmektedir. Özellikle fobik çocuklardaki hipnoz çalışmaları, hipnotik telkin açısından dişçi fobisi alanındaki gelişmelere daha fazla katkılar sağlayabilir.

Elde edilen sonuçlar ve hala devam etmekte olan tartışmalar hipnozun dişci fobisi kontrolünde fazlasıyla uygun olacağını öngörmektedir. Literatür, diş tedavilerinde bu tür teknikler ve uygulamaların yüzlercesi ile doludur.

Son zamanlarda dental analjezi üretimi ile hipnoza yatkınlık arasındaki ilişkiyle ilgili teşebbüsler bir çok mükemmel çalışmalarla genişletilmiştir ki hipnoz ile ağrı azaltma arasında bazı ilişkiler bulan Gottfredson’ın (1973) bulguları ve hipnozun sadece hipnoz olabilirlik değil, hemen hemen bütün durumlarda ağrı azaltmakta etkili olduğunu bulan Barber’ın (1977) dikkate değer iddiaları bunlardandır.

Diş alanında bundan sonraki araştırmalar, dişci fobisi rahatsızlıkları DSM- IV sınıflandırmasına göre, diş fobisinin kazanıldığı yaş ve bu çocukların hipnoza yatkınlığını ilişkilendirme, biyolojik yönler ve ikiz çalışmaları hedefleniyor olmalıdır.

Forgione (1988) direkt ve dolaylı hipnoz telkinlerinin algıda bozulmalara, sezgide değişimlere yol açtığını, fobik ve normal popülasyonda beklenti modifikasyonuna sebep olduğunu vurgulamıştır. Diş hekimleri için bu bulgulardaki bir uyarı; eğer bu konuda eğitimli değillerse veya hipnoz veya hipnoz gibi teknikler kullanmaya çok istekli değillerse bu popülasyonun büyük bir bölümü buna karşı tepki vereceğinin farkında olmalıdırlar. Bu yüzden tedaviye karşı tepki verecek olan bu tür hastalara telkin yapılmamalıdır. Aksi takdirde yanlışlıkla tedavi zorlukları ve süreğen problemler ortaya çıkarılmış olur. Açık ya da üstü örtülü, simgesel veya doğrudan, çarpıcı veya derinden yapılan telkinler davranışı ve hastalığı etkileyebilir.

REFERANSLAR

APA (1994). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (4th cdn). Washington, DC: American Psychiatric Association. Barber J. (1977). Rapid induction analgesia: A clinical report. Am. J. Clin. Hypn., 19, 138-147. Borland, L. R. (1963). Odontophobia–inordinate fear of dental treatment. Dent. din. N. Am., 1,683-690. Coman, G, (1992). Hypnosis in the treatment of Bulimia—A review of the literature. Aust. J. Clin. Exp. Hypn., 20, 89-104.Crawford, H. (1997). Lecture, 14th International Congress of Hypnosis, San Diego, USA. Crawford, H. J. & Barbasz, A. F. (1993). Phobias and intense fears: Facilitating their treatment with hypnosis. In J. W. Rhuc, S. J. Lynn & 1. Kirsch (Eds), Handbook of Clinical Hypnosis. Washington, DC: American Psychological Association. Focnander, G., Burrows, G. D., Gerschman, J. A. & Home, D. J. (1980). Phobic behavior and hypnotic susceptibility. Aust. J, Clin. Exp. Hypn., 8, 41 -48. Forgionc, A. (1988). Hypnosis in the treatment of dental fear and phobia. Dent. Clin. N. Am., 32,745-761. Frankel, F. M. (1974). Trance capacity and the genesis of phobic behavior. Arch. Gen. Psychiat., 31, 261-263.Frankct, F. M. (1976). Hypnosis: Trance as a Coping Mechanism. New York: Plenum Press. Franke!. F. M. (1979). Hypnotic responsiveness—Clinically a mixed blessing. Aust. J. Clin. Exp. Hypn.,1, 117-123. Frankel, F. H. & Ornc, M. T. (1976). Hypnotizability and phobic behavior. Arch. Gen. Psychiat., 31, 26\.Frischolz, E. J, (1997). Lecture, 14th International Congress of Hypnosis, San Diego, USA. Frischolz, E. J., Spiegel, D., Spiegel, H., Balma, D. L. & Markell, C. J. (1982). Differential hypnotic rcsponsivity to smokers, phobics and chronic pain control patients. A failure to replicate. J. Abn. Psycho!., 91, 269-272. Gcrschman, J. A. (1983). An investigation of chronic orofacial pain and dental phobic illness. PhD Thesis, Melbourne University, Melbourne, Australia. Gerschman, J. A. (1988). Dental fears and phobias. Aust. Fain. Phys., 17(4), 261-266. Gerschman, J. A. & Burrows, G. D. (1989). Dental phobic disorders and hypnotizabitity. J. Dent. Res., 68, (4), Abst. S13, 553. Gcrschman, J. A. & Burrows, G. D. (1995). Hypnotizability and dental phobic disorders. In G. D. Burrows & R. O. Stanley (Eds), Contemporary International Hypnosis (pp. 309-379). Chichester Wiley. Gcrschman, J. A. & Burrows, G. D. (1997). Dental anxiety disorders and hypnotizability. In M. Mchrstadt & P. O. Wikstrom (Eds), Hypnosis in Dentistry (pp. 25-31). Hypnosis Internationa] Monographs. Gerschman, J. A., Burrows, G. D. & Reade, P. C. (1980). Hypnosis in dentistry. In G. D. Burrows & L. Dcnncrstcin (Eds), Handbook of Hypnosis and Psychosomatic Medicine (pp. 443-479). Amsterdam: Elsevicr/North Holland, Biomedical Press. Gerschman, J. A., Burrows, G. D. & Reade, P. C. (1987). Hypnotizabilhy and dental phobic disorders. Int. J. Psychosom., 33,42.Gerschman, J. A., Burrows, G. D., Reade, P. C. & Foenander, G. (1979). Hypnotizability and the treatment of dental phobic illness. In G. D. Burrows & D. R. Collinson (Eds), Hypnosis 1979 (pp. 33-39). Amsterdam: Elsevier. Gcrschman, J. A. & Giebartowski, J. (1991). Effect of electronic dental anesthesia on the pain tolerance levels of human teeth subjected to stimulation with an electronic pulptester. Anesth. Prog., 38,45-49. Gottfredson, D. K. (1973). Hypnosis as an anaesthetic in dentistry. Doctoral Dissertation. Department of Psychology. Brigham Young University. Dissertation Abstracts Interna­tional 1973,33: 7.B:3303, 152, 162, 163.Hilgard, E. R. (1975). The alleviation of pain by hypnosis. Pain, 1, 213-231.John, R, Hollander, B. & Perry, C. (1983). Hypnotizability and phobic behavior. Further supporting data. J. Abn. Psycho!., 92(3), 390-392.Kelly, S. F. (1984). Measured hypnotic response and phobic behavior. A brief communica­tion. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 32, 1-5. Klcinknccht, R. A., Kelpac, R. K. & Alexander, L. D. (1973). Origins and characteristics of fear in dentistry. J. Am. Dent. Assoc., 86, 842-842. Lautch, H. (1971). Dental phobia. Br. J. Psychiat,, 142, 199-151. London, P. & Cooper, L. M. (1969). Norms of hypnotic susceptibility in children. Devel Psycho!.,I, 113-124. Molin & Seeman (1970). Disproportionate dental anxiety. Acta Odontol.  Scand., 28, 197-212. Morgan, A. H. & Hilgard, R. J. (1975). Stanford Hypnotic Clinical Scale. In E. R. Hilgard & J. R. Hilgard (Eds), Hypnosis in the Relief of Pain (pp. 209-221). Los Altos, CA: Kaufman. Orne, M. T. & O’Conneli, D. N. (1977). Diagnostic ratings of hypnotizability. Int. J. Clin. Exp. Hypn.,15, 125-133. Owens, M. E., Bliss, E. L., Koester, P. & Jeppsen, E. A. (1989). Phobias and hypnotizability: A re-examination. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 37(3), 207-216. Perry, C., Gelfand, R. & Marcovitch, P. (1979). The relevance of hypnotic susceptibility in the clinical context. J. Abn. Psycho!., 88, 592-603.Scott, J, & Humphreys, M. (1987). Psychiatric aspects of dentistry. Br. Dent. J., 163, 81-87. Shore, R. E, & Orne, E. C. (1962). The Harvard Group Scale of Hypnotic Susceptibility:Form A. Palo Alto, CA: Consult. Psychol. Group. Spanos, N., Cross, W., Menary, E. & Smith J. (1988). Long term effects of cognitiveskill training for the enhancement of hypnotic susceptibility. Br. J. Exp. Clin, Hypn., 5(2),73-88. Spiegel, H. (1974) Manuals for Hypnotic Induction Profile: Eyeroll Levitation Method(rev. edn). New York: Soni Medica. Spiegel, D., Dctrick, D. & Frischholz, E. (1982). Hypnotizabilily and psychopathology. Am.J. Psychiatry, 139, 431^37. Stanley, R., Burrows, G. D. & Judd, F. K. (1990). Hypnosis in the management of anxietydisorders. In R. Noycs, Jr, M. Roth & G. D. Burrows (Eds), Handbook of Anxiety, Vol. 4,

The Treatment of Anxiety (pp. 537-548). Amsterdam: Elsevier.

Diş Hekimliğinde Hipnoz

DOV GLAZER

New Orleans,LA, USA

Çeviren: Dt. Bülent Oranlıer

GİRİŞ

Bu bölüm ortalama ömrü azaltmada en büyük suçlu olan insan anatomisi ile ilgilidir. Ağız bununla birlikte,sigara,alkol ve uygunsuz besinlerin hepsi ağız boşluğundan geçer.

Yanlış beslenmeye bu ciltte başka bir yerde değinilirken (bkz. bölüm 15) burada odak diş ve zihin sağlığı doktorlarına ağız problemlerinin hipnotik yönetimi için anlayışlı çözümler sağlamaktır.Bir yaklaşım önerilir ve yoğun özel pratik ortamında hipnoz stratejilerinin uygulanışını etkili, vakit kazanan ve pratik yapmak için senaryolar sağlanıyor.hasta konforunu artırmak, iyileşme sürecini hızlandırma,ilaç alınımını azaltma ve zaralı ağız alışkanlıkları (parmak ve baş parmağı emme, aşırı bulantı refleksi, bruksizm ve sigara içme) ile ilgili stratejiler okuyucunun ilgisine sunuluyor.Bu hipnotik stratejileri uygulamak, bakımın kalitesini ve onu sağlamadaki tatminini artırabilir.

AĞIZ BOŞLUĞUNUN MERKEZLİLİĞİ

Ağız boşluğunu insanın varlığının merkezi olarak görmek için zorlayıcı nedenler var.Freud’cu psikoseksüel teoriye göre psikolojik gelişme 3 aşamaya ayrılır. Oral aşama (ilk yıl), anal aşama (2. ve3. yıl) ve genital aşama (yaklaşık 13 veya 14 yıl) genellikle önceki aşamaların bir yada her ikisin dede bireyin hayatının geri kalanını etkileyen libidal enerji mevcuttur. Freud’un kendi anlatımı ile, ağız; bebek ve çevresi arasında ilk aracılık görevi yapar. Sadece doğru besini alma aracı olarak değil ayrıca cinsel zevk sağlayan erogenous bölgesi olarak da görev yapar. Eğer bebek oral aktiviteyle alakalı anksiyete hissederse oral bir bağımlılık sonuç verebilir. Bağımlılık birey tarafından ‘’oral karakter’’ olarak tanımlanan bir kişiliğe sahip birey üretir. Oral bağımlılığının diğer sonucu doyurucu (tatmin edici ) beslenmedir . Birey oral aşama boyunca çevresine bir güven yada güvensizlik duygusu geliştirir.

Güven annenin bebeğin biyolojik ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğine dayanır, ki bu bebeği onun arzuladığı gibi beslemektir.

Çağdaş diş hekimi onaylar ki; bu sağlık bakım alanında uzmanlık ağız boşluğundaki yumuşak ve sert dokuların cerrahi ve tıbbi yönetimin ötesindedir. Hastanın psikolojik bakımında iyi olması etkili, kapsamlı bakımın ayrılmaz bir parçasıdır. Hastanın ağız boşluğunu fiziksel olarak iyi bir durumda olmasının ötesinde, başarılı tedavide ilgili bir faktör ağız boşluğuyla ilgili hastanın psikolojik olarak iyi bir durumda olması hastanın bir bütün olarak iyi olmasının ön şartıdır .

DİŞ HEKİMİNİ ZİYARET ETMEK BÜYÜLEYİCİDİR

Hipnoz diş hekiminin hastalarla olan ilişkisinde her gün önemli bir rol oynar.diş muayene odasına yürüyen korkmuş hasta çok kesin olarak bir trans halindedir.Klinik hipnozda eğitimli bir diş hekimi bu yoğun güçsüzlük ve korku durumunu ister bir rahatlama ve konfor durumuna dönüştürebilir. Muhtemelen klinik hipnozun diş hekimine en büyük yararı bilinç durumunu far etme ve hastanın konforunu artırmak için sözlü ve sözsüz hipnoz stratejilerini uygulama yeteneğinidir.

Diş hekimi hastanın dikkatini başka yöne çekmek ve dişçi koltuğunda incinebilir kişi olma korkutucu duygusundan uzaklaşmak için mevcut çeşitli araçlara sahiptir. Kişiselleştirilmiş 3d monitörde eğitimsel veya eğlendirici bir video programı sunmak görsel olan fakat görsel işitsel hayal etmede gönülsüz hastalar için aşırı derecede etkilidir. İşitsel kasetçalarlı bir kulaklık . İşitsel olan ve gözlerini kapamaya hazır olan bir hasta için etkilidir.Kimyasal mistik bir deneyim yaratmak isteyen bir hastaya nitrükoksit,oksijen bilinç sakinleştirici önerilebilir. Bu yatıştırıcı tekniklerin her birinin etkililiği diş hekimi ve operatör tarafından önerilen hipnotik telkinlere bağlıdır.Söylenen hissedilen etkiler diğer hangi araçların kullanıldığından bağımsız olarak,en önemli değişmez ,doktorun sözleri ve tutumudur.Hastaya hipnotik olarak olumlu fikirler ve telkinler önerme dövüşme uçma ve ısırma tepkisi ve sakin serin kanlı ve rahatlamış deneyim arasındaki farkı yaratır. Olumlu hipnotik fikirler ve telkinler hastaya diş çekiminden hemen sonra hemostasis yaratma , iyileşme hızını artırma ve operasyon sonrası rahatsızlığı azaltmada hastaya yardımcı olur.Klinik hipnoz stratejileri ayrıca bruksizm, parmak emme ve tırnak yeme gibi zararlı ağız alışkanlıklarını azaltmada çok faydalıdır. Ek olarak, hipnoz hiperaktif bulantı refleksinden muzdarip veya sadece gerekli diş randevularını gerçekleştirmede başarısız ‘’zor’’ hastaların kontrolünde de aşırı derecede yararlıdır.

Klinik hipnozu kullanmada 3 aşama vardır.İlk olarak, diş hekimliği pratiğinden daha yüksek derecede uzmanlık ve zevk almaya yöneltebilmek kendi kendine farkındalığı daha yüksek seviyeye çıkarmada araç olarak.

Kendi kendine hipnozu öğrenme, tecrübe etme ve pratik etme inanılmaz derecede ödüllendirici bir kişisel gelişim aracıdır.Bunun ötesinde, diğer tıp alanlarında doktorlarla görüşmek aşırı derecede eğitici ve aydınlatıcı olabilir.Bizim cemiyetimizde klinik hipnoz amerikan topluluğunun eleman bölümü 2 ayda bir gelişmeleri ve klinik hipnozun durum çalışmalarını tartışmak için toplanır.Resmi görüşmelerin yanında, bu yazar diğer 3 meslektaşı ile (bir genel cerrah,bir çene cerrah, bir psikiyatrist) ile ayda bir kez temel olarak hipnoz tekniklerinin küçük grup pratiklerini gerçekleştirmek için toplanır.Sıra ile (OPERATÖR)ve (denek) olur. Toplantıları videoya kaydeder ve kişisel deneyimlerimizi gözden geçiririz. Bu grup bu toplantıları 1993 den beri gerçekleştiriyor ve bizim hala düzenli olarak toplanmamız hipnoz üzerine araştırma yapmamın değerinin bir kanıtıdır.Hastanın konforunu ve ortak çalışmasını artırmak için direk ve dolaylı sözlü ve sözsüz mesajların sunulduğu hipnotik olarak sakin diş hekimliği çevresi yaratılarak 2. seviye başarılır.Bu seviyede dış kaynaklar veya doktor tarafından üretilen işitseller ve video kasetler sunulabilir.Arka fon müziğinden havadaki aroma ekibin cana yakınlığı ve hastaya olan gerçek ilgiye kadar olan ofisin ambiyansı dişsel tecrübeyi etkileyecektir.Yeteri dozdaki pozitif hipnotik telkinlerle nitrükoksit oksijen bu aşamada etkilidir.Klinik hipnozda ileri düzeyde eğitimli bir diş hekimi hipnotik müdahalenin 3. aşamasını önerebilir.Bu aşamada açık hipnotik etkileşimler kullanılır.Hastayla görüşülür, hipnoz terimi gerçekten kullanılır, bir tarih alınır,rıza formları imzalanılır, toplantı video kasete alınır,hipnotik indüksiyon profili uygulanır ve eğer uygunsa hastaya hipnozun nasıl yararlı olduğunun öğretilmesini isteyip istemediği sorulur.Diş hekimlerinin hastaların davranışlarından ziyade dişlerine şekil verirken çok daha rahat hissetmelerine ve zihin sağlık profesyonellerine uygun göndermeler yapmaya karar vermelerine rağmen kısa hipnotik müdahalenin diş hekimi tarafından yapılmasının uygun olduğu durumlarda vardır.Bazı aşamalarda her dişsel pratik hastayı korkutmuştur.Ve rahatlatmak için telkin önermek isteyen bir diş hekimi bu bölümün içeriğinden faydalanmalıdır.

GİZLİ HİPNOTİK ETKİLEŞİM

İlk doktor hasta göz göze etkileşim en can alıcı olandır.Genellikle, hasta kavga –uçuş- ısırma tepkisinin bir derecesindedir.Ve diş hekimi hastanın diş durumundaki konforunu artırmak için bu hipnotik hali bastırma fırsatına sahiptir.Hipnotik etkileşim ilk kelime söylenmeden başlar. Hipnozun etkileşimin bir parçası olduğu adına yazılı ve sözlü bir kontrata girmek için açık bir gayrete girmeye gerek yok ve hasta anında trans durumuna geçer.Diş hekiminin ilk adımı hastanın sandalyesini doktorunki ile aynı seviyeye çıkartmaktır.Kişisel mesafenin ihlal edilmediği ve durumu kontrolde hastaya eşitlik duygusunu iletmek için doktor sandalyesini 5-6 fit geriye çeker.

Tıbbi diş hekimliği sağlık geçmişini gözden geçirildikçe ve dişlerle ilgili sorunlar

Tartışılırken doktor hastaya doğru yaklaşır.Bir noktada hastaya arkadaşlarının onu hangi isimle çağırdığı sorulur. Ve bu ismi kullanmak için izin istenir.Tıbbi ağız incelemesi yapılmadan ve herhangi bir operatif prosedür uygulanmadan hastanın kontrol duygusunu artırmak için aşağıdaki sözler kullanılır.

Jane sana çok ilginç bir şey göstermek için elimi omzuna koymak istiyorum Omzuna biraz basınç uygulayabilir miyim ? (izin genelde bir baş sallaması şeklinde gösterilir.ve vücudun yüzden uzak parçaları nazikçe fakat yinede sertçe sıkılır.Bunu hissedebiliyorsun değil mi?) Hissetmek doğru, aynı şekilde yaptığımız her şeyin senin için olduğunu hissedebilirsin.Hissetmek doğru ,herhangi bir nedenle durmamızı istersen yada herhangi bir şey hakkında sorun varsa, sadece sol elini kaldır.(sağ elini kullanan diş hekimi için sol el bilekten nazikçe kaldırılarak kucaktan 15 cm yukarıya kaldırılır.)Bilmek istediğin her şeyi sana her zaman söyleyeceğiz.Eğer merak ediyorsan senin seyretmen için bir el aynamız var. (10 cm lik aynayı sağ elde tutulması için öner.) Bir çok insan sadece gözlerini kapatmayı tercih eder.Sen ne istersin.

Şu not edilmelidir ki bu hasta-yetki verme etkileşiminde , ağrı, acı ve rahatsızlık kelimeleri hiç kullanılmamıştır. Hasta:’’ doktor hiçbir şey hissetmek istemiyorum ‘’ dediği zaman ima acı hissetmekten kaçınma arzusudur. Hissetmek ve acı terimleri kendi arasında değişebildiği için , büyülenmiş hastaya uygun değişik bir tutum sunulur.Hasta daha pozitif bir tavsiye için hazırdır ve diş hekimi koltuğu geriye yatarken aşağıdaki telkinler önerilir:

Koltuğun arkası yavaşça geriye doğru yaslanırken ne kadar rahat olduğunu fark et.Bu koltuk sana mükemmel bir destek veriyor.Bu sadece kendinin harika rüya gibi rahatlatıcı duruma geçmesine izin vermen için mükemmel bir fırsat.Telefon araması,senin üzerinde bir ısrar yok,sadece senin dişlerin veya dişetin ile ilgileniyorken kendinin gevşemesine izin vermek,senin için doğru olacaktı? Gözlerinin kapanmasına izin ver,derin bir nefes al ,çenenin ve dudaklarının ayrılmasına ve gevşemesine izin ver. Yer çekimi gücünün ağzını doğal olarak açmasına üzün ver .Senin rahatlatıcı yerinde olman ne kadar rahat hissettiriyor ve ne kadar eğlenceli hoşa gider bir şekilde şaşır. Senin sıcak ,güvenli ve güvende hissettiğin mükemmel yer. Daha önce bulunduğun veya ziyaret etmeyi dört gözle beklediğin yer.Anı dağların zirvesinde yüksekte veya deniz kıyısında onu bütün hislerinle tecrübe et her an oradaymış gibi dokun, kokla duy,gör ve hisset .Bu özel zamanın keyfini çıkar.

Hastaya ağzını genişçe açmayı denemesini söylemek yerine,dişsel prosedürü başlamışken , yüz ifadelerinin bütün kaslarının gevşemesine izin verirken bu görevi yer çekiminin yapmasına izin vermek için nazik telkinler önerilir.

Bu prosedürün sonunda hastaya yaptığı ortak çalışma için teşekkür edilir ve sakin olma ve gevşeyebilme yeteneği övülür. Bir sonraki ziyarette eli omuzda hissetmenin derin bir nefes almak, ağza bakım yapılıyorken derin rahatlama tecrübesinden hoşlanmak için bir başlama işareti olarak görev yapabileceği telkini önerilir.

POST OPERATİF HEMOSTAZ TEDAVİ TELKİNLERİ;

Cerrahi müdahale yapılacak hastalarda ilave telkinler verilmelidir.Kanamaya neden olabilecek diş çekimi yumuşak doku lezyonlarının çıkartılması ve periodental cerrahi sonrasında oluşabilecek kanamalar hakkında hastaya önceden bilgi verilmeli ve aşağıdaki telkinlerde bulunulmalıdır.

Proses olması genellikle olması gerektiği gibi oldu,eğer bir problem varsa hasta detaylı bir şekilde bilgilendirilmelidir ve şimdi tedavi zamanıdır.Lütfen çekim Boşluğunun hafifçe kanamasına izin verir ki,akan sıvı gereksiz birikintileri ve toksinleri yıkayarak dışarıya atsın .O zaman kanamayı durdur ki çekim boşluğu kan pıhtısıyla dolsun ve pıhtı oluşabilsin. Vücudun bunu nasıl yapacağını bilir(2*2 boyutlarında çekim boşluğuna gaz tampon koyun) herhangi bir yeriniz kesildiğinde yaptığımız gibi önce kesilen yere basınç uyguladığınız gibi çekim boşluğuna gaz tampon yerleştirerek ısırın.Çekim boşluğunu dış etkenlerden koruyun , çekim boşluğunda çok kısa bir sürede koruyucu bir tabaka oluşacak ve ileriki günlerde bu tabaka kat kat çoğalacaktır.Takip eden aylarda ise çekim boşluğu kemikle dolacaktır.Amacınız çekim boşluğunun iyileşmesini doğal yolla sağlamaktır.Nasıl kolumuzda herhangi bir kesik olduğunda yarayı korumak için elinizden geleni yapıyorsanız çekim boşluğunu korumak içinde Zaralı şeylerden kaçınmanız ve sağlıklı yiyecekler tüketmeniz gerekir.24 saat boyunca sigara içmeyiniz, baharatlardan sakınınız, serin ve tatlı yiyecekler tüketiniz.Soğuk gereksiz şişmelere engel olur ve şeker iyileşmeyi hızlandırır. Dondurma ve süt ürünleri kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar ve iyileşme sürecini hızlandırır. Tükürüklerimizin immünglabülinler ve yıkama etkisi nedeniyle ağız boşluğu mukozası vücudun en çabuk iyileşen bölgesidir.Yaraya gereken özeni gösterin ve ne kadar hızlı iyileştiğini görün. Eğer herhangi bir sorununuz olursa evden muayenehaneyi arayın.(hastaya çekim sonrası hazırlanmış bakım broşürü verin ve ev telefonunuzu kendi el yazınızla yazın ) Hastaya ağrı kesici amaçlı değil kendini daha rahat hissetmesi için önerin

GERÇEKTEN SİGARAYA BAŞLAMAK İSTİYOR MUSUNUZ

Hipnozun kullanılabileceği alanlardan biride 3 dak. Da sigara bıraktırmaktır. Fakat bu çok iyi bilinmemektedir.Oral muayene ve kanser taraması sırasında eğer hastanın sigarayı bırakacağına dair bir belirti var ise aşağıdaki diyalog çok yararlı olabilir.

Doktor: en son sigaranı ne zaman içtin?

Hasta cevap veriyor:muayenehaneye gelirken yolda yarım saat önce

Doktor: yani son sigaranı 6 mayıs 1997 saat 3 de içtin. Gerçekten sigara içmeye başlamak istiyor musun?

Hasta(duraksayarak) 18 yaşımda sigaraya başladığımda hiç hoşuma gitmemişti.Her seferinde bir sigara yaktım ve içime dumanı çektim,sigaraya başladım.Şu anki bilgimle bugün yeniden başlama isteği duymuyorum.

Doktor:başlama tercihi tamamen size ait.derin bir nefes aldığınızı düşünün tuttuğunuzu ve yavaşça bıraktığınızı farz edin.Günde 8 fincan su içmenin ne kadar iyi bir alışkanlık olduğunu farz edin. Ağzınızı temiz ve sağlıklı hissetmeniz için dişlerinizi ve dilinizi günde birkaç kez nazikçe fırçalayın.

İnsanlar bir şeyi bırakmaktan nadiren hoşlanırlar. İnsanlar bırakmaktan başlamaya odaklanmalıdır. Bu strateji bırakmadaki başarısızlık korkusunu ortadan kaldırır, doktor hasta ilişkisini germez.Eğer daha yoğun bir etkileşim istenirse hasta bir psikiyatriste veya sigara bırakma kliniğine yönlendirilmelidir.

Ulusal kanser enstitüsüne göre diş hekimleri eğer hastalarını sigarayı bırakma konusunda gerekli ilgiyi gösterirlerse hastalarını sigarayı bırakmalarında önemli rol oynayabilirler .Sigara içenlerin %95’i herhangi bir sigarayı bıraktırma programıyla bağlantısı olmadan sigarayı bırakmışlardır.Bunda motivasyonlarının yüksek olması ve kendilerine güvene ilaveten ailelerinden arkadaşla doktor ve diş hekimlerinden aldıkları cesaret rol oynamıştır.Gerçekte,klinik çalışmalar hastalarına sigarayı bırakma konusunda kısa mesajlar verilmesinin olumlu sonuçları 2-10 kez artırdığını göstermektedir.

AERATÖR SESİNDEN HİÇBİR ŞEY DUYAMIYORUM.

Şunu yapmanızı istiyorum değil, olumlu güçlü telkinler şeklinde olmalıdır. Örneğin: her gün diş ipi kullanmayı unutma yerine, her gün diş ipi kullanmak diş etlerinin sağlıklı kalmasını sağlar biçiminde telkinler daha olumlu cevaplar alınmasını sağlar. ( Gevşeme) Rahatlık, nefes alımı uzaklıkta.

Eğer hasta diş hekimi muayenesinde belirgin bir endişe duyuyorsa ve hipnozla kısa bir sürede sakinleşmek isterse, 1982 yılında bir müellifin geliştirdiği bir 5 dakikada gevşeme egzersizi önerilir. Hasta bu egzersizi yaparken doktora gerek yoktur. Bu kasetin bir kopyası hastaya evde çalışma yapması için verilebilir ve ya bu hastanın tedavisinin 1.seansı olarak muayenede dinletilebilir.

I.     GİRİŞ

 Önümüzdeki 5 dakika içinde Hipnotik transa girmek için etkili bir teknikle karşılaşacaksınız.Sadece telkinleri dinleyiniz, önerileri yapınız, tekniğin sürpriz ve eğlendirici etkisini görünüz.

II.    UYGULAMA

A-   Gerilim

Dikkatinizi ellere odaklayınız. El avuçlarını birbirine yapıştırın ve parmakların temasını sağlayın. Ellerinizi çene hizasına kadar, dirsekler vücuttan ayrı olacak şekilde kaldırınız. Gerginliği parmaklarınızda, ellerinizde, kollarınızda omuzlarınızda, boynunuzda hissedecek kadar basıncı artırın. Dişlerinizi sıkın, gerilimi çenenizde, yüzünüzde ve başınızda hissedin.

Gözlerinizi sıkınız, kafanızı sıkıca bastırınız.

Gerilimi hissedin.

B-    Gevşeme

Şimdi gevşeyin, eller aşağıya, gözler kapalı. Burnunuzdan derin bir nefes alın ve tutun, şimdi yavaşça bırakın. Rahat, huzurlu, gevşemiş . Dudaklar bir arada, çene gevşemiş ve rahatlamış. Gözler kapalı, kollar ve bacaklar rahat bir pozisyonda vücudunuzun rahatça koltuğa gömülmesine izin verin. Gerilimin tepeden tırnağa aktığını hissedin, başınızın çevresindeki kasların, şakaklarınızın, alnınızın, kaşlarınızın, gözlerinizin, burnunuzun, yanaklarınızın, dudaklarınızın, çenenizin, çene ucunun, kulakların, boynun omuzların, kolların ellerin, parmakların gevşediğinin arkına varın.

III.  TELKİNLER

Gevşemeyi tümüyle hissedin, kendinizi sıcak emin ve güvende hissedin. Yeniden burnunuzdan çok çok derin nefes alın tutun, yavaşça nefesinizi bırakarak gerginlikten kurtulun. Kendinizi gerginlikten kurtulmuş, iyi rahatlamış ve güvende hissetmenin sadece bir nefes uzakta olduğunu hissedin. Bunun gerçekleşmesini isteyin, olmasını umun, olacaktır. Sakinliğin huzurun tadını çıkarın.

IV.   UYANMA

Şimdi eğlendirici gevşemiş dinlenmeden, sonra uyanma zamanıdır. Kendinizi doğal olarak yenilenmiş, zinde canlı hissedin. Bedenen, zihnen sağlıklı hissedin. Gözler açık ve parlak uyanık ve tazelenmiş. Uygulamaya, tedaviye hazır.

Bu teknik, baş, yüz ve ağız gibi innervasyonun çok yoğun olduğu vücut bölgesine odaklandığı için çok etkilidir. Beyin beden ve beden beyin etkilerinin en belirgin baş, yüz ve ağız çevresinde görülür. Ağız çevresindeki oblik kasların hafifçe kasılmasıyla ortaya çıkan gülümseme insanların keyfinin yerinde olduğunu gösterir. Massater ve temporal kasların kasılması ise sadece ağız çevresinde ya da yüzde değil, Fakat bütün vücutta gerginlik hissedilmesine sebep olur. Doktor kasette hastalarına yalnızca gevşemeyi değil, kas gerilimlerine bağlı baş ağrıları ve bruksizme engel olmayı öğretebilir.

AĞRI GERÇEKTEN SADECE BEYİN KAYNAKLI MIDIR?

Baş ağrısı ile uğraşan doktorların tüm tıbbi ve diş hekimliği üzerine araştırmalar sonucunda herhangi bir neden bulamayıp buna psikolojik açıdan bakmaları ilginçtir. Temporal bölgedeki gerilime bağlı baş ağrıları bruksizme veya maloklüzyonlara bağlanabilmektedir.

Kas gerilemelerine bağlı baş ağrıları ile ağız ilişkisini anlatmak için, sağ elinizin parmak uçlarını hastanın sağ şakağına, sol elinizi parmak uçlarını da sanki masaj yapacakmış gibi yerleştirin. Dişleri kenetlensin, kaslarındaki şişkinliği hissedin. Ağız kapağında, dişler rahatça düzgün kenetleniyor mu? Her iki tarafta da kaslar eşit olarak kasılıyor mu? Eğer dişler rahatça kenetleniyorsa soğuğa ya da basınca duyarlıysa, çene yana kaymadan ağız yeteri kadar açılamıyorsa, çene açılıp kapanırken kulak çevresinden anormal sesler geliyorsa, çiğneme kasları hiperaktif ve perküsyona duyarlı ise, mandibuler eklem fonksiyon bozukluğu açısından değerlendirilmelidir. (T.M.O.) (Tempora mandibuler diş arden )

T.M.D, daha popüler olan T.M.J. Tempora Mandibuler Jant Pain Dysfunction, Syndrome için kısaltılmış şeklidir, nin yerini anlamaktadır.

Bu bozukluk mandibulanın kafatasıyla iskeletsel uyumsuzluğu ve çiğneme kaslarının baş boyun bölgesi kaslarıyla nöromusküler dengesizliğiyle karakterine ortopedik bir sorun olarak da görülebilir. Eğer alt çene asılmış kapanma örneği kapatılmaya çalışılırsa, dişler karşılıklı düzgün kapanamazlar, sadece birkaç diş üzerine anormal basınç gelir.

Nöromüsküler sistem, tam kenetlenmeye engel olarak bu dişleri aşırı basınçtan korur, ama bu çiğneme kaslarının aşırı yorgunluğu ile sonuçlanır. Bu fizyolojik olmayan durumun devamında altçene disfonksiyonu kas spazmı ve ağrı meydana gelir.Bu siklus karşıt dişler rahat kapanış sağlayacak hale gelinceye kadar ve ağrısız kapanış alışkanlığı edinilene kadar devam eder.

T.M.D. nin etkili tedavisinde iki pronged yaklaşıma ihtiyaç vardır. Bunla Noious dental uyanmaların elimine edilmesi ve çiğnem ve yüz kaslarının tıbbi olarak gevşetilmesidir.

İlaç kullanımı ve masan sore kasların tedavi sürecini kısaltabilir. (etpediale). Fiziksel etkenlerin ortadan kaldırılması zamanla genleşmiş ya da pürüzlenmiş dolgu yüzeylerinin cilalanması kadar basit olabilir. Tedavi komple ortodantik tedaviden ızro köprü yada implant yapımına çene koruyucusuna kadar değişebilir. Fakat bazen bu kasların sıkılması ve diş teli takılması pozisyonları nedeniyle mümkün olmaz. Bu sorunun çözümü koordineli bir çaba gerektirir. Hasta çiğneme kaslarını nasıl gevşeteceğini öğrenmeli ve diş hekimi de kapanışı optimum rahatlama sağlayacak şekilde ayarlamalıdır. Kasların nasıl gevşetileceğini öğrenmek, gündüz ve gece kasılmalarına engel olmak ve dişleri aşındırmak çok kolay iş değildir. Yaklaşımlar ortodantik aletlerin ve splintten, trisiklik, antidepressan kullanımına konsültasyonundan hipnozla gevşeme eğitimine kadar değişebilmektedir.

Daha önce tanımlanan 5 dakikada gevşeme egzersizinin hastanın rahatlamasına yardımcı olduğu ve dişlerinin dengeli kapanmasını sağladığı kanıtlanmıştır. Dişler ayarlandıktan sonra, egzersizin çenenin yeni pozisyonunda gevşemeye yardımcı olduğu saptanmıştır. Eğer kaslar hala gerginse masajla kasları gevşetmek doğrudur.

Akut baş, yüz ve alt çeneye egzersizler gün boyu birçok kez tekrar edilmelidir. Daha sonra ise baş ağrısı tekrar ederse yinelenmelidir.

Bruksizmin sebebi abscure ve dispuled dir. Varsayılan nedenlerden birisi dişlerin fonksiyon ve ya dinlenme esnasında anatomik etkileşimidir.

Zihinsel bozuklukları olan çocuklarda bruksizm daha sık görülmektedir. (Pedenson ve Schneider, 1991)

Çocukluk çağında bruksizm çeşitli …….. neden olmaktadır. Diğer kalıcı olarak hasar görebilmektedir. Uzun süreli şiddetli bruksizm diş yüzeyi aşınmalarına, fraktürlere veya pulpanın açılmasına ya da nekroza neden olabilmektedir. Periodonsiyum ve dişlerde yarattığı yıkıcı etki çiğneme esnasındaki ağrı ve rahatsızlık oluşturmak için yeterlidir. Eğer alışkanlık uygun şekilde sayılması veya gerektiğinde alışkanlıkların değiştirilmesinde klinik hipnoz yararlı olur.

ALIŞKANLIKLARIN KONTROLÜ

İstenmeyen alışkanlıklardan kurtulmada ya da azaltmada kullanılan teknikler yok olması, önceki davranışlarını kötüleme, geçici olarak ayrıcalıkları inkar etme, cezalandırma, direkt olumsuz tepki nedenini soruşturma, alternatifleri gözden geçirme, davranış bırakıldığında ödüllendirmedir. (Peterson ve Schneider 1991 ) Diş hekimleri genellikle bu zaman alıcı metotları uygulayamazlar. Ama koltukta birkaç dakikada uygulayabilecekleri hipnoz teknikleri sayesinde dramatik sonuçlar elde edebilirler.

PARMAK EMMEKTEN VAZGEÇİME

Oral alışkanlıklar kitabının yazarlarına göre (Peterson ve Schneider 1991) davranışsal bir yaklaşımla çocukların % 13-45 arasında parmaklarını emdikleri bildirilmektedir. Pratikte bütün çocuklar bu alışkanlığı yaşamlarının ilk birkaç ayında başlarlar. 3-5 yaş arasında çocukların çoğu bu alışkanlıklarını kendiliğinden bırakırlar.

Parmak emmelerin ciddiyeti ve oluşturacağı sorunlar emme sıklığına, sürecine, yoğunluğuna ve parmağın ağız içindeki pozisyonuna bağlıdır. Parmak emmeye bağlı olarak dentaalueoler bölgede antorior açık bileve alveoler kemik büyümesinde azalma görülür. Eğer bu alışkanlık puberledöneminin ötesine taşınırsa bu sorunlar kendi kendine geri dönemeyecek safhaya ilerler.

Parmak emmeye engel olmak değişik yollarla mümkündür. Parmak emmeye genellikle eşlik eden oyuncak gibi objeler vardır. Ağza sokulan bu cisimlerin, uzaklaştırılmasının parmak emmeyi de engellediği gösterilmiştir. Çocuğu obje ile parmak emme arasındaki ilişki izah edilip takiben objenin uzaklaştırılması parmak emme sorununu çözmeye yardımcı olabilir. Emilen baş parmağa acı bir solüsyon sürülmesi ampirile bir çözüm olabilir. Oklüzyona engel olmayacak tarzda molalarla tutturularak damaktan geçirilen bar, çocuğa alışkanlığını hatırlatmakta ve yoğun alışkanlıkların bırakılmasında oldukça etkili olmaktadır. Üst kesicilere uygulanan dil önleyicilerde çocuğa alışkanlıklarını hatırlatmaktadır.

Psikoterapinin, etkisinin yüksek olduğu gösterilmiştir. Bu terapi entelektüel, duygusal ve hipnotik yaklaşımlar içermektedir.

Yaş gerileme’nin kullanılmasının çok etkili olduğu Crasilneck ve Holl(1995-1990) tarafından gösterilmiştir.

Eğer parmak emmesinin altında yatan travmatik ya da sembolik bir neden varsa bu genellikle hipnoz altında karşılıklı konuşmayla açığa çıkarılabilir. Bunun için fantastik tiyatro teknikleri yada parmak emme alışkanlığının başladığı döneme geri döndürme tekniği ile sorun anlaşılır. Sorun anlaşıldığında tedavi bu amaca yönelik uygulanır.

Hipnoz altında çocuğa baş parmağının tadının acı olmaya başladığı söylenir. Bu etki parmak emme arzusu gidinceye kadar hatırlanacaktır. Çocuğa parmak ağza gittiğinde, parmağın acı tadının onu uzaklaştırması için motive etmesi söylenir.

Çocukla ebeveyn arasındaki etkileşim düşmanca hale gelmesine izin vermeden, herhangi bir olumlu gelişme hemen ödüllendirilmelidir. Bu sorunun çözülmesinde sıklıkla kendi kendine hipnoz önerilmektedir.

Tedavide bir başka yaklaşım ise Milton H.Erickson’ un Parmaklarına Adil Davran yöntemidir. Çocuğa açıklama sol baş parmağına gösterdiği ilgiyi, sağ baş parmağına da göstermen gerekir şeklinde yapılır. Dolayısıyla sol baş parmak % 50 oranında daha az emilmiş olur. Alışkanlık doğal olarak azalır. Çocuğa diğer parmaklarını da emerek onlara da adil davranması söylenir. ( Erickson 1990)

Çocuğa bu telkinler verildikten sonra aile içeriye alınır ve çocuğa bütün parmaklarını emmesi gerektiğini hatırlatması konusunda yardımcı olması istenir. Çocukla aile bu yaklaşımdan oldukça memnun kalmaktadırlar, çünkü çocuk bütün enerjisini ne yapmaması istenen şeylere değil, yapılması istenen olumlu şeylere yöneltir. Sonuçlar oldukça iyidir.

ABARTILMIŞ ÖĞÜRTÜ, BULANTI

Normal fizyolojik bulantı refleksi diş hekimliğin de önemli bir yere sahiptir. Castro bağırsak girişin yabancı cisimlerle hayati tehdit edici şekilde tıkanmasını engeller. Diş hekimliğinde forinkse istenmeyen materyalin sızdığını haber verir. Bununla birlikte bazı hastalar oral uyaranlara karşı çok aşırı tepki abartılmış reaksiyon gösterirler. Aşırı bulantı diş hekimlerinin hastayı muayene etmesine ve ya herhangi bir işleri yapmasına engel olabilmektedir. Diş hekimlerinin kullandığı delici kesicidiş tedavisinde kullanılan aletler ağız boşluğunu daraltarak hastanın boğulma hissine kapılmasına neden olarak refleks olarak bulantı başlar.

2- Daha önce hastada aşırı bulantıya sebep olmuş koşulların oluştuğunda, hastanın kendisini bulantıya meyilli hissetmesi.

3-Doktorların hastayı, kronik sorunlu olarak damgalamaları, hastanın kendisini problemli olarak görmesine neden olur.

Aşırı bulantı refleksi olan hastaları iyileştirmenin pek çok etkili yolu vardır. İlk olarak hastaya ağızları açıkken de , ağızlarından nefes alabileceklerini gösterin.Hastaya ağzını yavaşça kapamasını ve burnundan sakince nefes alıp vermesini söyleyin.Biraz sonra, hastanın burnundan nefes alıp vermeye devam etmesini ve ağzını açmasını Son olarak hastanın iznini alarak ağzı açıkken ve burnundan nefes alırken,ağızda çalışmayı deneyin. Hava su şırıngası ile hastanın ağzına yavaşça bir miktar su sıkın.

Hastanın ağzı su ile doluyken bile rahat nefes alabileceğini görmesini, denemesini sağlayın.

Protez kullanmaya,radyografi çekmeye ölçü almaya engel olacak kadar bulantı refleksi olan hastalara yardımcı olmak için aşağıdaki Dr. Harold Golan’ın Klasik notlarına (Golan 1990 a) dayanan aşağıdaki değişiklik yapılan yazı veya benzerleri diş hekimi tarafından önceden kaydedilerek hastaya muayenehanede dinletilebilir yada hastaya bir kopya verilerek evde dinlemesi istenebilir.

Beden insanın en değerli varlığıdır.İyi ve sağlıklı olmayı hak eder Yeni dişler yada protezle yüz daha güzel görünür. İnsanların yeni gülüşünüze nasıl sıcak cevap verdiklerini görün yeni dişlerinizle daha iyi yemek yiyebilir,daha doğal yutabilir, sindirime yardımcı olursunuz .Unutmayın yaşamak için doğru düzgün çiğnenmiş ve sindirilmiş yiyeceklere ihtiyacınız var.

Solunumun nasıl yavaşladığının farkına vararak kendinizi iyi hissedin.Tepeden tırnağa bütün kaslarınızın (kasların isimlerini söyleyerek ) kolaylıkla gevşediğini görün, bu eğlenceli sakin nefes alma egzersizini günde en az 6 kez , doğal alışkanlık haline gelinceye kadar tekrarlayın. Bunun belirli bir süre sonra gözler açık veya kapalı tekrar edin, çünkü yemek yerken insanın gözleri açık olmalıdır.

Bu muhteşem yeteneğinizi ne zaman ihtiyacınız olursa kullanın. İnsanın bedenini kontrol edebilmesi memnuniyet vericidir. Gülün, sınırsız güven ve gurur duygusunu hissedin. Ağız ve boğaz dokularınıza gülümseyin bu bedenin tadabileceği en büyük rahatlık. Şimdi sıkı bir yumruk yapın kolunuz rijit,güçlü ve sıkı olsun. Daha güçlü, daha sıkı. Gerilimi hissedin. Şimdi gevşeyin (el kol gevşer).Bulantı öğürme anında olanda budur. Boğaz kaslarını gerip, kasları gevşetmeyi unutmaktır. Şimdi diğer el ve kolunuzu önce gerdirin sonra gevşetin. Kasları nasıl kasıp gevşetebileceğini bilmek şahane bir yetenektir. Ağız ve boğazın her bir bölgesi sıkılaştırılıp gevşetilebilir. Ağzınızı gevşetin, damağınızı boğazınızı ,ağız tabanınızı ve yanaklarınızı gevşetin. Gevşemeyi hissetmeye devam edin , gözleri açın, ağzınızı açın, temiz parmağınızla ağzınızın değişik bölgelerine dokunun ve rahatlığı fark edin . Ağzınızın her tarafına dokunabilmenin verdiği büyük güven duygusunu tadın, deneyin

 Şimdi, sanki tatlı bir uykudan uyanırmışçasına kendinizi dinlenmiş yenilenmiş hissedin , birkaç dakika içinde gözlerinizi açın, içinizdeki gülümsemenin büyümesine izin verin.

AZOT OKSİTLE ŞUURLU SEDASYON

Azot oksit öforik hipnotik safha oluşturmada ve pozitif hipnotik telkin almada hayati bir rol oynar.Azot oksitle bilinçli sedasyon, çağdaş diş hekimliğinde önemli bir yardımcı unsurdur.

Diş hekimi korkusu ve ağrıya duyarlılık ilişkisinin araştırıldığı çeşitli çalışmalarda,endişe arttıkça, hissedilen ağrının da arttığı saptanmıştır.Diş hekimi korkusu ilaç kullanılmadan da ortadan kaldırılabilir. Holdan(1983), diş hekimliğinde endişenin ortadan kaldırılması ve ağrının azaltılması için ilaç kullanılması gerektiği inancının yanlış olduğunu yazmaktadır. Yazar,psikosomatik prensipler ve hipnotik telkinleri de içeren yada içermeyen psikolojik uygulamalarla, ilaç kullanımının azaltılabileceği yada ortadan kaldırılabileceğini ileri sürmektedir.

Azot oksitin/oksijenin faydaları geniş olarak bilinmektedir. Giovanetti (1985) yaptığı ilk çalışmalarda % 20lik azot oksitin , 15mg subkütan morfin uygulanmasına eşdeğer etki yaptığını saptamıştır. En son çalışmalar azot oksitin ağrının bütün kompanentlerinin etkisini azalttığını göstermiştir.

Ampirik olarak azot oksit / oksijen başarısını önemli ölçüde artırmıştır.Quarnstrom ve miligram (1989) yaptıkları bir klinik çalışmada sadece transcutaneus elektriksel sinir uyarılması % 53 hastada (TENS) anestezik olarak kullanarak kabul edilebilir seviyede (hafif veya hiç ) başarı elde etmişlerdir.Bunun yanında tens le birlikte azot oksit kullanarak hastaların % 82 sinde kabul edilebilir ağrı seviyeleri yakalanmıştır. Azot oksite bağlı morbidite ve mortalite ,azot oksit konsanstrasyonunun %80 nin üzerine çıkması durumunda ortaya çıkan arterial hipoksiyle ilişkilendirilmektedir.

Azot oksidin hipnotik safhaya benzer bir etki gösterdiği saptanmıştır.Goepherd ve ark (1985) hipnotik telkin azot oksitle birlikte verildiğinde genel olarak hastalar , terapötik safhaya , öfori safhasına veya sedasyon safhasına daha düşük azot oksit seviyesinde geçmektedirler ilaveten azot oksit kullanımında dirençli hastalar bile telkinlere cevap vermektedirler.

Gazın transa geçişi sağlayan aşikar etkisinin yanında, gaz derin, tendon ve koruyucu refleksleri korur ve hava yolunun açık kalmasını sağlar.

SONUÇ

Çağdaş diş hekimi yüksek kaliteli bir hizmet sağlamak için zamanı etkili kullanmalıdır.Bu bölümde yazar, diş hastalarının bakım ve tedavisi için hipnotik prensipler uygun fikir ve önerilerde bulunmaktadır.Sesli kaset , video başlık ve hipnotik telkinle azot oksit kullanımı zaman içinde test edilmiş ve etkileri kanıtlanmıştır.

Bu işe karşı olanların hipnozun çok uzun zaman aldığı gerekçeleri daha fazla geçerli olmayacaktır.Bu konuda mesleki tatmin ve tedavi kalitesini artırmak için daha fazla eğitim ve klinik çalışma yapmak modası geçmiş bir uğraşı olmayacaktır.

REFERANSLAR

Crasilncck, H. B. & Hall, J. A. (1985). Clinical Hypnosis: Principles and Applications.Orlando, FL: Grime & Stratton. Crasilneck, H. B. & Hall, J. A. (1990). Hypnosis with naifbiting. In D. C. Hammond (Ed.)Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors, (p. 429). New York: W. W. Norton. Eli, liana (1992). Oral Psychophysiology: Stress, Pain, and Behavior in Dental Care. BocaRaton, FL: CRC Press.Erickson, M. D. (1990). Milton H. Erickson’s suggestions for thumbsucking. In D. C. Hammond (Ed.) Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors, (p. 498). New York: W. W. Norton.Erickson, M. H., Hersbman, S. & Sector, I. I. (1990). The Practical Application of Medicaland Dental Hypnosis. New York: Brunner/Mazcl. Giovannitti, J. A., Jr (1985). Pain control in dentistry: Oral prcmedicatioti and nitrous oxide.Compendium, (October), 653.Goepferd, S. ct al. (1985). In R. B. Simpson (Ed.) Hypnosis in Dentistry (pp. 45-46)Illinois: Charles C. Thomas, pp. 45-46. Golan, Harold P. (1990ji). Gagging. In D. C. Hammond (Ed.)  Handbook of HypnoticSuggestions and Metaphors. (pp. 185-187) New York: W. W. Norton. Golan, Harold R (I990b) Suggestions with TMJ and bruxism. In D. C. Hammond (Ed),Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors. (p. 183), New York: W. W. Norton. Holden, G. P. (1983) Dental pain and anxiety control. In M. P. Coplans & R. A. Green (Eds),Anaesthesia and Sedation in Dentistry, Vol. 12 (p. 207), of Monographs in Anacsthcsiol-ogy. Amsterdam: Elsevier Science Publishers. Peterson, J. E. Jr & Schneider, P. E. (1991). Oral habits: a behavioral approach. Pediat. Clin.N. Amer., (October), 1289-1307. Quarnstrom,  F. C. & Milgrom, P.  (1989) Clinical experience with TENS and TENScombined with nitrous oxide-oxygen. Anesth. Prog., (March-April), 66.

Hipnozun Yanık Hastalarının Tedavisinde Kullanılışı

DABNEY M. EWIN

Tulane University, LA, USA

Çeviren: Dr. Serap Pamak

Ciddi biçimde yanmış hastalar yaralanma anından tam iyileşme sağlanana dek psikiyatrik yardıma gereksinim duyarlar ve bu ihtiyaç, iyileşmeyi dramatik olarak arttıran modern yanık merkezleriyle birlikte artış göstermektedir. Hipnoz olası bir psikiyatrik tedavi seçeneğidir; çünkü bu hastalar acil servise , iyi bir transa eşdeğer, odaklanmış bir durumda gelir ve tek gereken korkudan güvene iletecek bir trans deneyimine kılavuzluk etmektir. Tahmin ediyorum; çok geçmeden hipnoz konusunda ehil birini istihdam etmeksizin yanık merkezleri tam kadro hizmet veriyor sayılmayacaklar.

ABD’de yılda 731.000 kişinin yanık nedeniyle acil servislere başvurduğu sanılıyor (Frank, Berry, Wachtel & Johnson, 1987). Bunların 60.900’ü ciddi maliyetlerle hastanede yatıyor ve muazzam teknolojik gelişmeler ve ileri teknoloji ürünü bakım ünitelerine rağmen çoğu kaybediliyor.

Ciddi yanıklı hastalar her tür negatif duyguyu yaşar (Ewin,1978). Yanık kadar tedavi süreci de dayanılmaz derecede ağrılıdır ve bir sonraki tedavinin kaygısı erkenden başlar. Kaza, genellikle dikkatsizlikten (hastanın ya da bir başkasının) kaynaklanır, bu yüzden suçluluk veya öfke de işe karışır. Umutsuzluk ve çaresizlik duygusunun depresyonla sonuçlanması mutattır. Metabolizma hızı %100 artmıştır. Bulantı ve iştahsızlık metabolik ihtiyaçları karşılamak için gerekli olan fazla gıda alımını engeller. Bu hastalar için somurtkan, inatçı, olumsuz oluvermek işten bile değildir. Amerikan yanık derneği birinci başkanı ve bağımsız yanık ünitelerinin ilk savunucularından biri olan Curtis Artz’ dan bir alıntıyı (Dahinterova,1967) aşağıda bulacaksınız:

İyi motive edilmiş bir vaka, en şiddetli yanıktan sonra bile son derece memnuniyet verici bir iyileşme gösterirken, bundan yoksun olanlar ağır bir yaralanmanın sonuçlarına uyum sağlamada dikkate değer güçlük yaşadılar.

Hipnoz bu güvenlik duygusu ve motivasyonu sağlayabilir. Birkaç klinik rapor, yokuş aşağı giden tabloları tersine dönerek, hipnoz sonrası süratle iyileşen kritik yanık hastaları bildirmiştir. (Cheek, 1962; Crasilneck, Stirman et al. , 1955; LaBaw, 1973; Pellicane, 1960).

Erken hipnoz (yanığı takiben ilk iki saat içinde) termal(ısısal) yaralanmaya bağlı enflamatuar(yangısal) reaksiyonu sınırlamada özellikle değerlidir. Brauer ve Spira (1966); yanık sonrası 4 saat içinde , deneysel, standart tam kat yanık eksize edilip , deri grefti uygulandığında ; daha derin tabakaların sıcak yüzünden değil fakat yaradaki enflamasyonun ilerlemesi ile öldüğünü göstermişlerdir (Hinshaw, 1963). Chapman, Goodell & Wolff (1959a) enflamasyon göstergelerinin (sıcaklık, ağrı, kırmızılık, şişme) hastanın yaralanmaya karşı tutumundan etkilendiğini göstermişlerdir. Isısal uyaran merkezi sinir sistemine gider ve enflamatuar cevabı başlatır. Hipnotik yanık imgelemesi , gerçek bir yanık lezyonu , ağrılı bir su kabarcığı oluşturabilir (Bellis,1966; Chapman, Goodell & Wolff, 1959b; Johnson & Barber, 1976; Ullman,1947; Spanos, Mc Neil & Stam,1982). Bunun gibi , gerçek bir yakıcı uyarandan sonra , fakat doğal cevap oluşmadan önce ; hipnotik serinlik ve anestezi telkini uygulandığında , enflamatuar cevabı sınırlar ya da önler. Aynı; gerçek bir yanık üzerine buz uygulamasının yanığı sınırlaması gibi… De Camara, Raine ve Robson (1981) yanık sonrası ilk 10 dakika içinde 30 dakika süreyle buzlu suya daldırılarak tedavi edilen, standart 2.derece haşlanma tipi yanıklı kobaylarda yapılan kontrollü bir çalışmada elektron mikroskobu kullandılar. 2, 8, 24 ve 96. saatlerde soğuk uygulananlarla kontrol grubu karşılaştırıldığında, soğuk uygulanan grupta daha az ödem ve dermal aksonlarda daha az şişme olduğu, polimorf nüveli lökosit infiltrasyonunun olmadığı gösterildi. 96. saatte tedavi edilmemiş yanıklarda ‘tahrip olmuş epidermis soyulmuş …..çok sayıda polimorf nüveli lökosit, dermisi mikroabselere benzer alanlar oluşturacak şekilde işgal etmişti……..normal sinirlerle kıyaslanan sinirlerde ise aksonların degranülasyonu ve myelin kılıflarda büyük ölçüde parçalanma görüldü.’ Tedavi edilmiş grupta ise 96 saat sonra , myelin kılıflardaki parçalanma (tedavisiz grupta gözlenenden farksız olarak) dışında ‘soğutulmuş yanık yarası ışık mikroskobu altında neredeyse normal görünümdeydi’

Yanık bölgesinin serin ve ağrısız olduğu telkinini kabul etmiş bir yanık hastasını tedavi etmek kolaydır, iyimserdir ve hızla iyileşir (Ewin,1978,1979). Özellikle vücudun %20’sinden azını kaplayan yanıklarda bu aşikardır. Daha geniş yanıklarda enflamatuar cevap hipnoz ile tamamen anı edilemez fakat ödem sınırlanır, erken uygulanan hipnozla , resusitasyon için gereken sıvının %50’si yeterli olabilir

(Margolis, Domangue, Ehleben & Shrier,1983). Geniş bir yanığı takiben ilk 48 saat boyunca , büyük miktarda sıvı kan dolaşımından , hasarlı dokulara kayarak ödeme yol açar. İlk iki gün kan basıncını ve idrar çıkışını idame ettirmek için sıvı takviyesi gerekirken , daha sonra tüm sıvı dolaşıma dönecektir. Kalbi zayıf olan yaşlılarda bu sıvı yüklenmesi , akciğer ödemi ve kalp yetmezliği ile sonuçlanabilir. Şok resusitasyonu sırasında verilen sıvı miktarını emniyetli bir biçimde yarı yarıya düşürmek , potansiyel olarak hayat kurtarıcıdır.

Van der Does ve Van Dyke (1989), haklı olarak , yanıkta enflamatuar sürecin sınırlanması ile ilgili klinik gözlemlerimin yalnız bir vaka raporuna bağlı oluşuna ve henüz ikna edici kontrollü çalışmalar ile doğrulanmadığına dikkat çektiler. Böyle bir çalışmayı beklerken , okuyucuyu bunu denemeye davet ediyorum— hoşlanacaksınız.(Ewin,1996)

AĞRI VE KORKU

Yeni yanmış bir hasta acil servise ulaştığında , zihni konsantredir ve hipnozu indüklemek kolaydır , tabii eğer halihazırda kendiliğinden transa girmemişse…Hekim için bir yabancıdır ve ilk iletişim tanışma ve telkindir.

Sözel iletişim ve Yorum

DOKTOR: Ben doktor…….ve size Bu soru , tanımadığı fakat

bakacağım. (durakla) Bu tür yanıkların kaderin cilvesiyle aralarında nasıl tedavi edildiğini biliyor musunuz? Bulunmak zorunda kaldığı

HASTA: Hayır.

YORUM:Tıbbi ekibe dikkatini çeker İfade tarzı önemlidir, çünkü eğer Yanık tedavisi hakkında bir şey biliyor musunuz?’ şeklinde  sorarsanız, tedavi gereksinimini kabul etmekten kaçınma güdüsüyle , size tereyağı, yoğurt ,  güneş kremi ya da öpünce geçer  gibi deneyimlerinden söz edebilir.

DOKTOR: Pekala ,biz bunu nasıl Standart cevap. Nadir durumlarda iyileştireceğimizi biliyoruz. Ve siz , bir doktor veya hemşirenin gerçekte hastaneye süratle gelerek, yapmanız yanık tedavisini biliyor oldukları gereken en önemli şeyi yapmış durumdasınız halde , yanık nedeniyle hasta Şimdi güvendesiniz ve söylediklerimi olarak karşılaştığınızda , basitçe yapacak olursanız , iyileşme sürecinizi şu bilgiyi kullanabilirsiniz: hastanede huzurla istirahat ederek ‘Tıbbi bakımınızı üstlenmemiz geçireceksiniz. Söylediklerimi yapacak gerektiğini biliyorsunuz , size mısınız? en iyi şekilde bakacağız.’ Bu değişim hastanın kendini ekibin

HASTA: Evet. (ya da deneyeceğim.) ,

YORUM: Standart cevap, bir parçası gibi hissetmesine izin  verir, o en iyisini yapmıştır , artık  normal bağışıklık ve metabolizma  ile çalışan hormonları harekete  geçiren mücadele ve kaçma  reflekslerini güven içinde bir  kenara bırakabilir. (Zaten  hastaneye kaçmıştır.)Bu ifade , eğer teslim olursa güvende ve  rahat olacağı yönünde bir  prehipnotik telkin içermektedir.

(Alexander, 1971) Hastanın olumlu cevabı ile her hangi bir trans kadar iyi bir hipnotik sözleşme yapılmış olur.Korkmuş hastalar , sürekli her duyguyu analiz etme ve her yeni belirtiyi doktora bildirme eğilimindedir.

Bakımını bize devretmekle (tüm ekibe) kendi sorumlulukları ve üzüntüsünden kurtulmuştur. Bir sonraki adımda dikkati daha evvel düşünmediği bir şeylere yönlendirilir.

DOKTOR: Sizden yapmanızı istediğim ilk şey , bu yanığın bakımını tamamen bize bırakmanız , böylece sizin konu hakkında endişelenmeniz gerekmeyecek. Anlamanız gereken ikinci husus ise ne düşündüğünüzün , iyileşmeniz üzerinde en büyük farkı yaratacak oluşudur. Hiç utançtan yüzü kızaran veya korkuyla beti-benzi atan birini gördünüz mü?

HASTA: Evet.

YORUM: Koyu tenli hastalar dahi açık tenli insanlardaki bu fenomenin farkındadırlar.

DOKTOR: Evet, bir düşünce ya da fikirden başka bir şey olmadığını bildiğiniz halde yüzünüzdeki küçük kan damarları açılıp teninizin rengini kızartabiliyor ya da tam tersine büzülerek soldurabiliyor. Düşünceleriniz kan damarlarınız yoluyla cildinizi etkilediği gibi iyileşmenizi de etkileyebilir ve hemen şimdi başlayabilirsiniz. İhtiyacınız olan şey, iyileşme enerjinizi tamamen serbest bırakacak, mutlu , rahatlatıcı ve hoş düşüncelere sahip olmak

Brer Rabbit der ki; ‘Herkesin güleceği bir yer vardır’ ve ben ne zaman size güldüren yerinize gitmenizi söylesem , sizin kendinizi güvende , huzur dolu bir yerde , kendinizden hoşnut , yükümlülüklerinizden tamamen azade sadece aylaklık ettiğiniz bir yerde düşlemenizi istiyorum demektir. Güldüren yer olarak nereyi seçerdiniz?

HASTA: Plaja gitmek …….ya da …………..

YORUM Hasta zihnini meşgul etmeye yarayacak şeylere gereksinim duyar. Laughing place , plaj , tv , balık tutma , golf ,nakış, oyuncaklarla oynama gibi herhangi bir aktivite olabilir. Bu daha sonraki hızlı indüksiyon gerektiren pansuman değişimi gibi durumlarda kullanılacak bir anahtar kelime olacaktır. —basitçe ‘gülümseten yerinize gidin’

DOKTOR:Gevşeyin ve biz yanığınız ile ilgilenirken siz hemen şimdi gülümseten yerinize gidin. Rahatlayın  ve göz yuvarlağınızı alnınızın üstüne bakarak döndürün ve derin bir nefes Bu doktorun da gülümseten yerin alın. Derin , derin bir nefes ve ne olduğunu bilmesini ve nefesinizi tutarken , göz kapaklarınızı kaydetmesini sağlar, çünkü daha yavaşça kapatın, nefesinizi bırakırken onu görsel tasvirle zenginleştirecektir.

gözlerinizin daha da gevşemesine izin Bu basit, hızlı indüksiyon daima, verin. Vücudunuzdaki her sinir , her lif neredeyse derhal derin bir trans gevşesin ( yavaş ve ahenkle), güçsüz ve temin eder.

 uyuşuk , kol ve bacaklarınız kurşun gibi ağırlaştı. Artık bırakın zihniniz gülümseten yere (= huzur bahçenize) dalsın ve………( gülümseten yerin görsel imgelemesi).

YORUM: Bu doktorun da gülümseten yerin ne olduğunu bilmesini ve kaydetmesini sağlar, çünkü daha sonra onu görsel tasvirle zenginleştirecektir. Bu basit, hızlı indüksiyon daima , neredeyse derhal derin bir trans temin eder.

Bu kadar kısa bir konuşma genellikle acil hastane bakımını geciktirmez. Sıklıkla , hasta acil servise geldiğinde ağrı kesici verilip kan alınır. Damar yolu açılıp serum verilir. Soğuk su uygulaması doktor gelinceye kadar zaman kazandırır. Olmazsa bu konuşma cereyan ederken de bu işlemler yapılabilir. Buzlu suya batırılmış bir havlu taze yanıklardan hemen sonra görülen yanık ağrısını ivedi biçimde rahatlatır. Soğuk yanığı , sıcak yanığı kadar kötü bir yaralanma olduğundan hasta anı buza yatırılmaz ancak soğuk su ile yapılmış kompresler yararlı olabilir. Gerçekten, Chapman (Chapman, Goodell & Wolff, 1959a) buzlu su uygulamanın enflamatuar cevabı birkaç saat için dizginlediğini gösterdi. O halde , hastanın tedavisinden öncelikle sorumlu olan hekimin hipnoz konusunda deneyimi yok ise, ehil bir hipnotistin yardımını istemek için yeterince zaman var demektir

DOKTOR: Şimdi , siz buradan uzakta , gülümseten yerinizde iken , yaralı yerlerinizin rahat ve serin oluşuna dikkat etmenizi istiyorum. Dikkat edin, gerçekten ne kadar serin ve rahat, ve siz gerçekten böyle hissedebildiğinizde , bunu anlayabilmem için, bu parmağınız (işaret parmağına dokunulur) , yara yerlerinizin serin ve ağrısız olduğunun göstergesi olarak yavaşça yükselecek

 YORUM: Bu sırada , soğuk kompres ve ağrı kesicilerin etkisi ile hasta gerçekten rahatlar ve serin, ağrısız hisseder. Hipnotik olarak var olan bir duyguyu sürdürmek , aksini hayal etmekten hiç kuşkusuz daha kolaydır. ‘Serin ve ağrısız’ telkini anti-enflamatuardır. Hasta bunu kabul ederse sıcak ve ağrı olmaz. Bundan sonra mümkün olduğunca yanık kelimesi yerine yaralanmış, incinmiş gibi kelimeler kullanılmalıdır. Çünkü hastalar yanma deyimi ile ağrılarını da ifade ederler. (Özellikle boyun, el gibi özel bir alanı belirtmeyin. Çünkü bu alanlar iyiye gidebilirken , unuttuğunuz diğer alanlar kötüleşebilir.)

DOKTOR:(İdeomotor sinyali aldıktan sonra)

Şimdi, bırakın , içsel zihniniz serin ve ağrısız olma duygusu üzerinde kilitlensin. Siz tüm hastanede kalış süreniz boyunca bu durumu koruyabileceksiniz. İstediğiniz kadar sık gülümseten yerinize gitmekten hoşlanabilirsiniz ve yapmak zorunda olduğumuz tüm rahatsız edici şeyleri ve söylenen olumsuz her hangi bir şeyi görmezden gelebileceksiniz          (İdeomotor sinyali aldıktan sonra) koruyabileceksiniz. İstediğiniz kadar sık gülümseten yerinize gitmekten hoşlanabilirsiniz ve yapmak zorunda olduğumuz tüm rahatsız edici şeyleri ve söylenen olumsuz her hangi bir şeyi görmezden gelebileceksiniz.

YORUM:Sonra hastayı trans halinde bırakırım, birincil tedavisiyle ilgilenmeye devam ederim ve yanık ünitesine naklettiririm. Sıklıkla uykuya dalacaktır.

DOKTOR:    Gülümseten yerinize gidin.

YORUM: Takip eden günlerde, bu, genellikle hastanın ihtiyaç duyduğu hipnoidal duruma girivermesini ve fizyoterapiyi ve benzeri başucu prosedürlerini tolere etmesini sağlayacak bir sinyaldir.

Vücut yüzeyinin %20’sinden azını kaplayan yanıklarda , ilk trans genellikle yeterlidir. Daha geniş yanıklarda tekrarlanan telkinler, ağrı, iştahsızlık ve işbirliği yapmama(uyumsuzluk) gibi sorunları kontrol etmeye yardım eder ( Crasilneck et al. , 1955; Ewin, 1973; Schafer, 1975; Wakeman & Kaplan 1978; Knudson-Cooper, 1981; Patterson, Everett, Burns & Marvin,1992). Multipl cerrahi müdahale gerektiren daha geniş yanıklarda, hasta narkoz altında iken bilinçaltının işiteceği karamsar konuşmalardan etkilenebilir. (Ewin, 1986a,b)

SUÇLULUK VE ÖFKE

Madem ki bir düşünce yanık oluşturabiliyor (yukarıya bakınız), devam eden suçluluk veya öfke duyguları da iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir, ve hastaneye girişten itibaren bir veya iki gün boyunca duygusal karşı şokun (Mattson, 1975) üstesinden gelinmelidir. Eğer hasta, yanığa kendisi neden olduysa ve suçluluk duygusu hakimse , kazanın kasıtsız olduğunu, yeterince cezalandırılmış olduğunu ve bir daha asla unutmayacağı ve tekrarlamayacağı bir ders aldığını vurgularım. Eğer bir başkası hatalı ise ve kızgınlık duyuyorsa , asıl önceliğimizin iyileşmesi olduğuna işaret ederim. İyileşme yasal haklarında bir değişmeye neden olmayacak ve onlarla daha sonra ilgilenecektir. Eğer olay bir kaza ise , olayın failini affetmesini isterim , hatta yasal hak arama sürecini planlasa bile… Gülümseten yerde öfkeye yer yoktur ve bu gibi hisleri iyileşmeden sonraya ertelemelidir.

AĞRI-DİNLENME VE İŞLEMSEL

Hastanede yatış süresi boyunca , yanık hastası iki farklı ağrı deneyimine katlanır. Dinlenme ya da arka plan , ağrı halihazırda mevcut olup düşük ya da orta yoğunluktadır. Opioidler , nadiren tam iyileşme sağladıkları halde seçilecek tedavidir. Yanık yarasının iyileşmesinde opioid kullanımına bağlı yan etki veya bağımlılık oluşma riski çok azdır (Melzack,1990). Hipnoz , ilave yarar sağlayabilir bu yüzden hipnotizebilitesi düşük olan hastalardan bile esirgenmemelidir ( Patterson, Questad & deLateur, 1989; Schafer, 1996).

İşlemsel ağrı , kısa süreli ve dayanılmaz derecede acı veren vasıftadır. Sıklıkla , opioidleri de içeren birçok ağrı kesici yöntemle kontrol edilemez (Perry, Heidrich & Ramas, 1981) . Günlük küvet , yara bakımı ve pansumanlarda, hastayı incitmemek için, genel anestezi uygulanamaz. Patterson , Goldberg ve Ehde (1996); ‘bu ağrıyı tekrar yaşamaktansa ölmeyi yeğlerim’ diyerek günlük pansumanlara devam etmeyi reddeden bir hasta bildirmişlerdir. İki kez hipnotize edildi ve bir sonraki pansumanda iki saat uyudu. Yazarlar , o zamandan beri, birkaç hastanın çarpıcı biçimde cevap verdiğine dikkat çekiyorlar. Bununla birlikte , bu vaka , yüksek ağrı skorlu yanık hastalarında ; hipnotize edilmeyen veya düşük ağrı skorlu kontrol grubuna göre hipnozla daha fazla subjektif iyileşme elde edildiğin e dair kontrollü çalışmalarının klinik değerini göstermektedir (Patterson, Questad & deLateur,1989; Patterson et al., 1992; Patterson & Ptacek, 1997; Everett, Patterson & Chen, 1990) .

Amerikan Klinik Hipnoz Derneği Kütüphanesinde , pansuman değişimi sırasında şiddetli ve tahammül edilmez ağrısı olan bir hastanın video kaydı bulunmaktadır (Dane,1988). Bu bantta , hasta hipnotize edildikten sonra küvette ve pansuman yapılırken sessizce dinlenmekte , sonra odasına iki ayağı üzerinde yürüyerek dönebilmektedir.

ENFEKSİYON

Yanık hastalarında ölümlerin dörtte üçü sepsise bağlıdır (Simmons & Howard,1982). Mekanizması karanlık olmakla beraber , hipnoz enfeksiyon üzerinde son derece etkili olmaktadır. 1847’de Esdaile (yeniden basım 1957) , Hindistan’da hipnozu kullanmaya başladıktan sonra cerrahi enfeksiyondan ölüm oranı %45’ten %5’e düştü. Schafer (1975) yanık ünitesinde , hipnotize edilen vakaların enfeksiyonsuz iyileştiklerine dikkat çekti. O nazik bir şekilde bunu iyi cerrahi bakıma bağladı , fakat tabii cerrahlar daha iyi biliyor. Chong (1975) , katılımcıların sterilize edilmemiş şişleri yanak ve vücutlarına , trans halindeyken batırdığı Maymun Tanrısı ayinlerini anlatmıştır.Bunlarda ne sepsis ne de tetanos vakası bildirilmediğini yorumlamıştır. Kendi deneyimlerimde , hayati önem taşıyan siğiller (Ewin,1974) ve uçukta (Ewin & Hill,1981) hipnoz etkili bir müdahaledir. Feller, Flora and Bawol (1976) , 21000 yanık vakasını inceledikleri ortak çalışmada hangi tür topikal antibiyotik kullanıldığının ya da kullanılmamasının hayatta kalma süresini istatistiksel olarak etkilemediğini gösterdiler.

Hipnoz enfeksiyonu nasıl etkileyebilir? Mikroorganizmanın virulansı ve hastanın direnci başrolü oynar ve tahminen bizim kelimelerle etkileyebildiğimiz tamamen hastanın direncidir . Mukayeseli fizyolojiden ilham alan mantıklı bir teori de şöyledir : Bir çok yaşam formları hayatta kalma süresini arttıran özel bir inaktif duruma sahiptir. Spor halindeki tetanos mikrobu , kurutmaya , kaynatmaya 5 dakika dayanabilir ve antibiyotiklerden etkilen­mez.Vejetatif formları ise çoğu antibiyotiğe ve hatta oksijene bile duyarlıdır. Amip kisti kurutulduktan kırk yıl sonra canlandırılmış ve içme suyundaki olağan klordan veya bilinen tıbbi uygulamalardan zarar görmemiştir. Trofozoit formunda ise bir çok amip öldürücü ilaçla tahrip edilebilir.Bitkiler ve ağaçlar , kışın uykudadırlar ve güvenle budanabilir, aşılanabilir bir yerden bir yere nakledilebilirler. Aksine baharda aktif büyüme periyodunda bu tür uygulamalar zarar verebilir. Afrika ciğer balığı (African lung fish) (Protopterus) yaz uyuşukluğu veya (estivation) yaz uykusu denilen canlılık faaliyetlerinin geçici bir süre durdurulması halinde; suyun dışında birkaç yıl yaşayabilir. Yer sincabı kışın dondurucu soğuğa ve besin kıtlığına dayanabilmek için kış uykusuna yatar , kalp hızını dakikada 300’den 10’a indirir ve metabolizmasını 30-100 kez azaltır. Derin bir somnambulistik trans , insanlarda , belirgin bir şekilde , potansiyel , ölümcül dış tehlikelere karşı benzer bir koruma sağlar. Mikro kimya ve immünolojideki daha yeni çalışmalar; sinir dokusundan salınan , kimi enflamasyon ve bağışıklığı etkileyen sitokinler gibi rol oynayan ‘bilgi maddeleri’ (nöropeptitler)ne işaret etmiştir (Pert, Ruff, Weber & Her­kenham, 1985; Pennisi,1997). Bunlar katekolaminler, kortizon ve glukagon gibi karşı düzenleyici hormonlar ile beraber Substans P (Payan, 1989) , İnterlökin-I ve İnterlökin-6’yı içerir (Fong, Moldawer, Shires & Lowry, 1990; Silver, Gamelli, O’Reilly & Hebert,1990). Bir eleştiri makalesinde, Solomon (1987) , kranionervöz sistem-immün sistem etkileşiminin anlamı konusunda 30’un üzerinde varsayım ileri sürer. En çarpıcı olanı, Ader’in(1981), sıçanlarda immün sistemin Pavlovian şartlanması ile ilgili çalışmasıdır.

Kendi deneyimim , Esdaile’inkiyle karşılaştırıldığında; erken hipnotize edilmiş ve ayaktan tedavi edilmiş yanık hastalarında uzun süre profilaktik sistemik antibiyotik kullanmadım. Hastanede yatış gerektiren daha geniş yanıklar bir yanık merkezine gönderilmelidir.

GERİLEME (REGRESSION) VE DEPRESYON

Ciddi biçimde yanmış hastalarda, kolayca çaresizlik duygusu ve çok sayıdaki ağrılı pansuman değişimleri ile küvet banyoları yüzünden korku gelişebilir. Çocuklarda özellikle bebekliklerine gerileme ve idrar ve dışkılarını yataklarına kaçırma , yaraları üzerine bırakma, mevcut sıkıntılara eşlik eder (LaBaw,1973). Sadece yatakta yatma bile gerileyicidir durumdur. Nadiren ayak tabanında yanık görülür, ve hipotansiyon olmaksızın dikey pozisyonu korumaya yetecek kadar şok kontrol altına alınır alınmaz (3 veya 4 gün), hasta ‘iki ayağı üzerinde durmaya’ ve yatağı terk edip en azından yardım ile yatak etrafında yürümeye yüreklendirilmelidir. Bu gerileme ve depresyonu önler ve fiziksel ve duygusal rehabilitasyonu başlatır.

BESLENME

Metabolik hız , yanıkta belirgin biçimde yükselir, ve yanık , vücut yüzeyinin %60’ından fazlasını işgal ettiğinde normalin iki misline varır. İyi bir yara iyileşmesi için kalori gereksinmesinin karşılanması zorunludur, ve son çalışmalar beslenmenin endotoksemiden koruyabileceğini ve intravenöz beslenmeye göre tercihe şayan olduğunu göstermiştir. Yanık hastaları, sıklıkla sekresyonlarının kokularına karşı duyarlıdır ve bulantı ve iştahsızlık yaşarlar. Hipnoz, kemoterapiye bağlı bulantı-kusmayı kontrolde yaygın bir şekilde kullanılır, ve Crasilneck (Crasilneck et al., 1955) zayıf düşmüş, yanık hastalarında tabağındaki her şeyi yemesi yönünde hipnotik telkinler verilerek günde 8000 kcal alımı sağlandığını bildirmiştir.

BEDEN ALGILAMASI VE FİZİK REHABİLİTASYON

Çirkinleşmek , asla hoş bir şey değildir, ve bu vücut geliştirme , dudak büyütme , göğüs silikonları ve bikiniler çağında, en hafif bir kusur veya nedbe hastanın kendisini ‘Operadaki Hayalet’ gibi hissetmesine neden olabilir. Eğer hasta dindar bir kimse ise bu güçlü bir imkan olabilir ve gerçek kişiliklerinin hala orada olduğunu ve gerçekte tanımadığı ve şüpheyle baktığı birini affedebileceğini vurgularım. Manevi kaynaklardan yoksun hastalar için, hangi ego kuvvetleri mevcutsa onları kullanarak yaklaşmak suretiyle Ericksonian teknikleri kullanmak daha uygundur.

Fiziksel rehabilitasyon, kontraktürleri açmak, nedbedeki kaşıntı ve irritasyon algısını kaldırmak veya değiştirmek ve sıcağa tahammülsüzlüğün üstesinden gelebilmek azim gerektirir (Wakeman, 1988). Bilhassa , maksimum düzelme elde edilene kadar hasta fizik tedavide sebat etmelidir. Doktorlar bunu fizyoterapistlere bırakma eğilimindedir. Oysa bu hastayı neredeyse tamamen terk etmek gibidir. Hipnotik telkinlerin, tedavinin sonunda bu problemlere yönlendirilmesi ilgi ve teşviğin son bir ifadesi olur, ve hekime, hastanın hayatının kontrolünü kendi eline alarak bu sonuca katkısını kutlamak için eşsiz bir fırsat verir

ÖZET

Hipnozun, yanıkların tedavisinde, başlangıçtan taburcu olana değin paha biçilmez bir değeri vardır. Yanık sonrası ilk 2-4 saat içinde, yanığın 1.dereceden 2. dereceye ya da 2.dereceden 3.dereceye ilerlemesine yol açan enflamatuar cevabı azaltır. Bundan , dinlenme ağrısı için faydalı olduğu gibi özellikle bu hastalarda en dayanılmaz olan işlemsel ağrıyı kontrol etmekte etkilidir. Enfeksiyon minimize edilir, baskılanmış olan iştah düzelir, ve beden algısı ve fiziksel rehabilitasyona katılım iyileştirilir.

Son olarak, Amerikan Yanık Derneği’nin eski başkanının sözleri cesaret vericidir.On yıl sonrayı görüp , yanık bakımındaki değişikleri tahmin ederek konuya dikkat çekmiş ve geleceğe dair görüşlerini şöyle ifade etmişti: “Hipnoz ve gevşeme tedavisi yaygın kullanılacaktır.” (Heimbach,1988)

REFERANSLAR

Adcr, R. (Ed.) (1981). Psychoneuroimmunology. New York: Academic Press.Alexander, L. (1971). The prchypnotic suggestion. Comprehens. Psycho!., 12, 414-418.Bellis, J. M. (1966). Hypnotic pseudo-sunburn. Am. J. Clin. Hypn., 8, 310-312.Braucr, R. O. & Spira, M. (1966). Full thickness burns as source for donor graft in the pig.Plast. Recons. Surg., 37, 21-30. Chapman, L. R, Goodcll, H. & Wolff, H. G. (1959a). Augmentation of the inflammatoryreaction by activity of the central nervous system. Am. Med. Assoc. Arch. Neural., 1,557-572. Chapman, L. R, Goodcll, H. & Wolff, H. G. (1959b). Changes in tissue vulnerability inducedduring hypnotic suggestion. J. Psychsom. Res., 4, 99-105, Check, D. B. (1962). Icleomotor questioning for investigation of subconscious ‘pain’ andtarget organ susceptibility. Am. J. Clin. Hypn., 5, 30-41. Chong, T. M. (1975). Trance states in Singapore. Br. J. Clin. Hypn., 5, 102-107. Crasilneck, H. B., Stirman, J. A., Wilson, B. J., McCranie, E. J. & Fogelman, M. J. (1955).Use of hypnosis in the management of burns. J. Am. Med. Assoc., 158, 103-106. Dahintcrova, J. (1967). Some experiences with the use of hypnosis in the treatment of burns.Int. J. Clin. Exp. Hypn., 15,49-53. Dane, J. R. (1988). Hypnosis for pain, anxiety, and healing with a burn patient. VideoLibrary, American Society of Clinical Hypnosis, 2200 East Devon Ave, Suite 291, DesPlainesIL 60018. de Camara, D, L., Raine, T. & Robson, M. C. (1981). Ultrastructural aspects of cooledthermal injury. J. Trauma, 21, 911-919.Dcitch, E. A. (1990). The management of burns. New Eng. J. Med., 323, 1249-1253. Esdailc, J. (1957). Hypnosis in Medicine and Surgery (originally titled Mesmerism in India,1847). New York: Julian Press. Everett, J. J., Patterson, D. R. & Chen, A. C. N. (1990). Cognitive and behavioural treatmentsfor burn pain. Pain Clin., 3, 133-145.Ewin, D. M. (1973). Hypnosis in industrial practice. J. Occup. Med., 15, 586-589. Ewin, D. M. (1974). Condyloma acuminatum.  Successful treatment of four cases byhypnosis. Am. J. Clin. Hypn., 17, 73-78. Ewin, D. M. (1978). Clinical use of hypnosis for attenuation of burn depth. In F. H, Frankel& H.S. Zamansky (Eds), Hypnosis at its Bicentennial. Selected papers from the SeventhInternational Congress of Hypnosis and Psychosomatic Medicine. New York: PlenumPress. Ewin, D. M. (1979). Hypnosis in burn therapy. In G .D. Burrows, D. R. Collison &L. Dcnncrstcin (Eds), Hypnosis 1979. New York: Elscvier/North-Holland. Ewin, D. M. (1984). Hypnosis in surgery and anesthesia. In W.C. Wester, II & A.H. Smith, Jr(Eds), Clinical Hypnosis: A MulUdisciplinary Approach. Philadelphia: J.B. Lippincott. Ewin, D. M. (1986a). Emergency room hypnosis for the burned patient. Am. J. Clin. Hypn.,26, 5-8. Ewin, D. M. (1986b). The effect of hypnosis and mental set on major surgery and burns.Psychiatric Ann., 16, 115-118. Ewin, D. M. (1996). Editorial comment. Am. J. Clin. Hypn., 38, 213.Ewin, D. M. & Hill, F. E. (1981). Analytical hypnotherapy of recurrent herpes genitalis:Report of four cases. Presented at the 24th annual meeting of the American Society ofClinical Hypnosis, Boston, 14 November 1981. Feller, I., Flora, J. D. Jr & Bawol, R. (1976). Baseline results of therapy for burned patients.J. Am. Med. Assoc., 236, 1943-1947. Fong, Y., Moldawer, L. L., Shires, G. T. & Lowry, S. F. (1990). The biologic characteristicsof cytokincs and their implication in surgical injury. Surg. Gym. Obs., 170, 363-378. Frank, B. A., Berry, C., Wachtel, T. L. & Johnson, R. W. (1987). The impact of thermalinjury. J. Burn Care Rehab., 8, 260-262.Heimbach, D. M. (1988). ‘We can see so far because …’ J. Burn Care Rehab., 9, 340-346. Herndon, D. N., Curreri, P. W., Abston, S., Rutan, T. C. & Barrow, R. E. (1987). Treatment ofburns. Cuir. Probl. Surg., 24, 341-397.Hinshaw, J. R. (1963). Progressive changes in the depth of burns. Arch. Surg., 87, 993-997. Johnson, R. F. Q. & Barber, T. X. (1976). Hypnotic suggestions for blister formation:Subjective and physiological effects. Am. J. Clin. Hypn., 18, 172-181. Knudson-Cooper, M. S. (1981). Relaxation and biofccdback training in the treatment ofseverely burned children. J. Burn Care Rehab., 2, 102-104. LaBaw, W. L. (1973). Adjunctive trance therapy with severely burned children. Int. J. ChildPsychother.,1, 80-92. Lcvitan, A. A, (1991). The use of hypnosis with cancer patients. Psychiatric Med., 10(1),119-131. Margolis, C. B., Domanguc, B.B., Ehleben, C. & Shricr, L. (1983). Hypnosis in the earlytreatment of burns: A pilot study. Am. J. Clin. Hypn., 26, 9-15. Mattson, E. I. (1975). Psychological aspects of severe physical injury and its treatment../ Trauma, 15,217-234.Melzack, R. (1990). The tragedy of needless pain. Sci. Amer., 282(2), 19-25. Patterson, D. R., Everett, J. J., Burns, G. L. & Marvin, J. A. (1992). Hypnosis for thetreatment of burn pain. J. Cons. Clin. Psycho)., 60, 713-717. Patterson, D. R., Goldberg, M. L. & Elide, D. M. (1996). Hypnosis in the treatment ofpatients with severe burns. Am. J. Clin. Hypn., 38, 200-212. Patterson, D. R. & Ptacek, J. T. (1997). Baseline pain as a moderator of hypnotic analgesiafor burn injury treatment. J. Cons. Clin. Psycho!., 65, 60-67. Patterson, D. R., Questad, K. A. & dc Lateur, B.J. (1989). Hypnotherapy as an adjunct tonarcotic analgesia for the treatment of pain for burn debridement. Am. J. Clin. Hypn., 31,156-163. Payan, D. G. (1989), Substance P: A modulator of ncurocndocrinc-immune function. Hasp.Pract., 15 February, 67-80. Pcllicanc, A. J. (1960). Hypnosis as adjunct to treatment of burns. Am. J. Clin. Hypn.t 2,153-156. Pennisi, E. (1997). Tracing molecules that make the brain-body connection. Science, 275,930-931. Perry, S., Heidrich, G. & Ramos, E. (1981). Assessment of pain in burn patients. J. BurnCare Rehab., 2, 322-326. Pert, C., Ruff, M., Weber, R. & Hcrkcnham, M. (1985). Neuropeptidcs and their receptors: Apsychosomatic network. J. Immun., 135, 820s-826s.Schafcr, D. W. (1975). Hypnosis use on a burn unit. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 23, 1-14. Schafcr, D. W. (1996). Relieving Pain: A Basic Hypnotherapeulic Approach, Appendix B.Northvale, NJ and London: Jason Aronson. Silver, G.  M., Gamclli,  R.  L., O’Reilly, M.  & Hebert, J.  C.  (1990). The effect ofintcrlcukin 1 alpha on survival in a murine model of burn wound sepsis. Arch. Surg.,

125, 922-925.

Hipnoz ve Ağrı

Leonard Rose

Melbourne Ağrı Kliniği, Avustralya

Çeviren: Prof. Dr. Okan Bal

Bir hastanın ağrıya karşı tepkisini birçok faktör etkiler, bunlar ağrıya sebep olan fiziksel zararın büyüklüğü kadar önemlidir. Bu faktörlerin arasında kişilik, kültürel geçmiş, önceki tecrübeler, ilgili organın önemi ve fiziksel şartlar vardır. Sosyal konuların da bir değerlendirilmesi ile birlikte öykü ve fiziksel muayene ciddi bir şekilde incelenmelidir. Ağrının psikolojik ve duygusal sonuçlarını düşünmeden, fiziksel etkenlerini tedavi etmek en iyi sonucu vermeyecektir.

Ağrı ile uğraşırken karşılaşılan sorun hem tanı, hem de tedavinin başarısı açısından ağrının değerlendirilmesidir. En basit ölçü Visual Analogue Scale [Görsel Analog Ölçütü] (VAS)’tır. Bu bir ucunda ‘ağrı yok’ diğer ucunda ‘tecrübe ettiğim en büyük ağrı’ yazılı olan dikey ya da yatay bir çizgidir. McGill Ağrı Anketi (MAA) (Melzack, 1975) detaylı bir şekilde incelenmiş ve onaylanmıştır. MAA içinde, orijinal olarak Melzack tarafından tanımlanan üç yüksek merkez ile kıyaslanabilecek üç ana kategoriyi oluşturan ağrı tanımlayıcılar grupları vardır. Bu kategoriler şöyledir: duyusal (zonklama, yanma, kramp vb); duygusal (bulantı, korkutucu, görme bozukluğu vb); değerlendirici (sinir bozucu, berbat, dayanılmaz vb). Çeşitli araştırmalar göstermiştir ki, ağrıyı tarif ederken hastanın kullandığı terimler, acının şiddetini ölçmek için son derece önemlidir, duygusal kelimeler en önemlileridir.

Böylece ağrıyı hipnoz yaklaşımları ile uygun bir şekilde tedavi etmenin ipuçları hastanın kullandığı terimlerle verilmiş olmaktadır. Teşhisin şekillenmesinde kullanılan sıfatların bile önemli bir rolü olabilir. Sinir hasarından kaynaklanan ağrı genelde keskin, batıcı ya da şimşek çakar şekilde tarif edilir; casualgia, refleks sempatetik distrofi (RSD) ve post-herpetik nöralji gibi durumlar ‘soğuk ateş’ ya da ‘yanan buz’ olarak tarif edilir (Merskey & Bogduk, 1994). Ağrının yakıcı olarak tarif edildiği durumlarda hipnoz, serinletici özellikleri olan maddelerden bahsedilmesi ile olumlu yanıt alabilir. Eldiven anestezisinde söz konusu bölgeyi kar ya da serin bir esinti ile serinletme imajları ile telkinler verilir. Soğukluk hissi uyandıran acılarda ya da vaso-constriction nun gerçekleştiği vakalarda kişi sıcaklık fikrine yanıt verebilir, örneğin ‘(etkilenen bölgeyi) bir şöminede yanmakta olan ateşe yaklaştırdığını düşün, etkilenen bölge oradaki tüm sıcaklığı emiyor ve artık soğukluk hissi kalmıyor’.

Teşhis açısından, hastanın devamlı mı yoksa aralıklarla mı gerçekleşen ağrıdan şikayet ettiğini bilmek, ağrının bir hareketten, pozisyondan vb etkilenip etkilenmediğini bilmek kadar önemlidir. Hastalar, hiç bitmeyecekmiş gibi süren acı dönemlerinden ve nispeten acısız olan dönemlerin çok kısa olmasından şikayet ediyorsa, zaman değişimleri telkinleri yararlı olabilir. Bu tür hastalara hipnoz sırasında ‘şiddetli ağrı zamanları sadece kısacık bir süre devam ediyormuşçasına uçup gidebilir, ağrısız zamanlar da bu özel hipnoz zamanlarında sonsuza kadar sürebilir’ denebilir.

Sürekli baş ağrıları genelde başın etrafında sıkıca bağlanmış bir şeyin vereceği his olarak tarif edilir ve çoğunlukla stresin ikincil bir etkisi olan kas kasılmalarından kaynaklanır; rahatlama telkinleri ya da etkilenen kasların ‘serbest bırakılmakta olduğu ve gereksiz sıkılık, stres ya da baskıyı bıraktıkça daha da gevşediği’ telkinleri kullanılabilir.

Ağrı şikayeti fiziksel, duygusal ya da maddi stresin genel bir ifadesi olabilir. Bu sık sık ağrı ve engellenme için ekonomik takviye sistemi ile artış gösterir-engelli olma için emekli maaşı, araba kazaları ya da iş kazalarından kaynaklanan yaralanmalar için üçüncü tarafın bir ödeme yapması gibi.

KRONİK AĞRI TEDAVİSİ

Kronik ağrı durumu olan hasta ile uygun bir şekilde ilgilenilmesi doğru bir teşhis ve en etkili tedavi için gereklidir. Bunun için farklı ağrı sendromlarının etiolojisi, mekanizması, patofizyolojisi ve semptamolojisi hakkında bilgi ve farklı tedavi türlerinin bulunması gereklidir. Çoğu durumda başarı, çok alanlı yaklaşıma bağlıdır.(Working Party of Management of Severe Pain, 1988). Sternbach (1968) özellikle iki tür bozukluğun da genelde bulunduğu kronik ve kontrol edilemez ağrı vakalarında tedavi edilebilir psikolojik ya da fiziksel anormallikler olup olmadığını teşhis etmenin önemini vurgular,.

Kronik ağrı durumu olan hastalarla uygun bir şekilde ilgilenmek çok zaman ve çaba ister, bunlar olmadan iyi sonuçlar alınamaz ve hatta iyatrojenik problemler de oluşabilir. Avustralya’da farklı eyaletlerde Avustralya Hipnoz Derneği tarafından yürütülen doktorlara, dişçilere ve psikologlara hipnoz hakkında bilgi veren çok başarılı eğitim programları vardır : Fields, 1975; Working Party of Management of Severe Pain, 1988. Bu yaklaşımların uygun bir şekilde kullanımıyla birlikte, uygun psikoterapik ilaç tedavisi, psikolojik danışmanlık ve gerektiğinde kronik ağrısı olan hastalarının çok alanlı ağrı merkezlerine yönlendirilmesi (Rose & Fitzgerald, 1987; Rose, 1990) bu zor alanda hem hasta hem de meşgul danışman için gelişmiş bir yaklaşım olacaktır.

AĞRI, STRES VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Melzack’a göre (1993), ağrı insan hayatında büyük bir stres kaynağıdır ve tüm stres yaratan etkenlerle aynı psikolojik tepkilere neden olur. Ne var ki farklı ağrı uyarıcıları ya da durumları farklı seviyelerde ağrının algılanmasına neden olur dolayısıyla da psikolojik tepkiler farklılık gösterir. Ağrı stresinin bağışıklık sistemi üzerinde zararlı etkileri olduğu açıkça kanıtlanmıştır, 1993 Padua Konferansında Liebskind ve başkalarının değerlendirdiği gibi. Geniş bir kanıt tabanı gösterir ki stres genel olarak bağışıklık işlevi üzerinde baskı yaratır, buna göre de şiddetli ve sürekli ağrının ciddi derecede sağlığa zarar veren sonuçları vardır. Çoğunlukla ameliyat sonrası ya da başka sebeplerden dolayı yaşlı insanlarda ağrıya daha çok rastlandığı için, ağrı artık ‘eh bu sadece ağrı, seni öldürmez ya’ diyerek kenara atılamaz.

Çoğu veri akut ağrının psikolojik etkilerini anlatır. Kronik ağrının psikolojik etkileri hakkında çok daha az bilgimiz var. Öte yandan kronik ağrının psikolojik etkisi iyi bilinmektedir. Kronik ağrı depresyon, endişe ve korku yaratır. Bu ters psikolojik sonuçlar kişiyi, aileyi ve tıp ve sosyal yardımın pahalı olması da tüm toplumu etkiler.

Yıkıcı psikolojik ve sosyal etkileri olan kronik ağrıyı tedavi etmek için elimizdeki tüm teknikleri kullanmalıyız, ancak genelde bunu yapmada başarısız oluyoruz, bu da gereksiz ağrı trajedisine neden olmaktadır. (Melzack, 1990)

Hipnotik Analjezinin Fiziksel Etkileri Gösterilebilir mi?

Bu bölümün ilk kısmında görüldüğü gibi, hipnozun ağrıyı hafifletmesindeki etkinliğini destekleyen çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu birçok farklı ağrı deneyiminde ve hatta hipnotize edilebilme oranları düşük olan hastalarda bile gösterilmiştir.

Spiegel, Bierre & Rooteberg (1989), ağrı kontrolünde hipnozun etkisi konusunda iyi tanımlanmış fizyolojik etkiler bulmuşlardır. Kendilerine ağrı engelleyici imajların betimlendiği hipnoz hastalarındaki nörofizyolojik tepkilerin büyüklüğünün, hipnotize edilmeyen hastalara oranla daha az olduğu gördüler. Bu fenomene göre, hipnoz aracılığıyla ağrı engelleme için tanımlanabilir nörofizyolojik bir temel olduğunu ileri sürmektedirler.

Hipnoz ve endorfinler-doğal narkotikler veya morfin benzeri maddeler- arasında bir ilişkinin olduğuna dair gerçek kanıt bulunamamıştır. 1975 yılında Goldstein & Hilgrad tarafından yapılan bir araştırma hipnotik analjezinin, plasebo tepkisini azaltmada etkin olan dozda morfinin analjezik etkilerini tersine çeviren bir ilaç olan nalokson (naloxone) tarafından tersine çevrilmediğini göstermiştir. Öte yandan ağrı kontrolündeki plasebo tepkisinin, beynin kendi narkotiklerini üretmesini sağlaması ile işe yaradığı görülmüştür (Portenoy, 1994).

1995 yılında Kiernan, Dane, Philips & Price hipnotik ağrı kontrolü hakkında bir araştırmayı yayınladı. Gracely (1995), Pain dergisinin aynı sayısındaki bir yazısında şöyle demiştir; ‘Öznel bir tepkiye dayanmak zorunda kalma olan ikincil yükü kısa süreli olarak kaldırmakla, Kiernan ve diğerleri aynı zamanda, hipnotik analjezinin geçerliliği ve özgünlüğünün birincil yükünü de kaldırmıştır.’

Kiernan ve takımı hipnotik sürecin fizyolojik ölçüleri, susal sinirin elektrik uyarıcısından çıkan nosiseptif refleksi, de kayda değer ölçüde hafiflettiğini gösterdiklerini iddia eder. Ağrı hissinin yoğunluk ve rahatsızlık bileşenlerinin hem nosiseptif refleksini hem de ayrı sözel ölçülerini, hipnotik süreç tarafından her seviyede aktif hale getirilen üçlü bir ağrı kontrol sistemi geliştirmek için kullandılar. Hipnozun üç sistemi de aktif hale getirdiğini buldular. Duyusal yoğunluğun %30’undaki azalma, nosiseptif refleksteki %20’lik azalmadan çoktu, o zaman ekstra %10 supraspinal çekingenlikten oluşuyordu. Aynı şekilde rahatsızlık hissi oranlarındaki %40’lık azalma, duyusal oranlardaki azalmadaki %10’luk artışın belirli bir duyusal büyüklükteki rahatsızlık bağlantısındaki azalmanın sonucuydu. Kiernan, yazısının sonunda, araştırmalarının sonucunun hipnotik telkinler aracılığıyla çeşitli ağrı mekanizmalarında bir azalma olduğunu gösterdiğini söyler ve bu mekanizmaların başka psikolojik aracılı ağrı tedavi yöntemlerinde geçerli olabileceğini belirtmektedir.

AĞRI TEDAVİSİNDE HİPNOZDA ESNEKLİK

Hipnoz sıklıkla anksiyete hafiflemesine de katkıda bulunur ancak bu etki ağrı hafiflemesinden ayırt edilebilir. Anksiyete ağrı ile ilintilidir ancak ayrıdır; akut ağrısı olan bir kişi endişeli olur ancak kronik ağrı genellikle depresyon ile bağdaştırılır. Benzodiyazepin ilaçlarının anksiyeteyi hafifletmekle ağrıyı hafiflettikleri görülmüştür. Ağrıyı tolere etme duyusal acıyı ve ağrı çekmeyi aşan bir şeydir, öyle ki bazı durumlarda hipnoz analjezik olarak işlev görmektense sakinleştirici yerine geçer.

Hipnoterapi psikolojik doğası olan ağrıda genellikle etkisizdir, özellikle ağrı depresyonla özdeş olarak algılanıyorsa. Gizlenmiş depresyon vakalarında hipnozdan kaçınmak gerek, hipnoz uygulayan ilaç tedavisi ve psikoterapi ile doğru şekilde depresyonla ilgilenmediği sürece. Hastanın uyku bozuklukları, yorgunluk, cinsellikle ilgilenmeme ya da genel bir ilgisizlik, çalışamama ya da yatakta kalma eğilimi öyküsü varsa depresyondan şüphelenmek gerek. Hasta özellikle öncesinden etkin bir şekilde çalışıyor idiyse bu geçerlidir; bu tür hastalar antidepresan tedaviye dramatik bir şekilde yanıt verir. Hipnoz, depresyon kontrol altına alındıktan sonra kullanılabilir.

Tedavi yöntemleri kişinin hipnotik yetilerine göre uyarlanmalıdır. Hastanın ilgi alanlarına, becerilerine ve motivasyon seviyelerine bağlıdırlar. Hipnotize edilemeyen kişiler bile, hipnozun kendisinden olmasa dahi tedavinin terapi açılarından yararlanabilirler.

Hipnotik ağrı azaltıcı süreçler, ağrının kısa dönemlerle geldiği durumlarda kullanılabildiği gibi, örneğin diş tedavisinde; doğum ve ameliyat gibi daha uzun süren ama biteceği bilinen durumlarda da kullanılabilir. Ağrı günler veya haftalar sürdüğünde bile, yanık hastalarında ya da kanser vakalarındaki gibi, kullanışlı olabilir.

HEDEF OLARAK KENDİNİ HİPNOTİZE ETMEK

Hasta bakımı ve otonomi konusundaki modern yaklaşımlarla uyumlu olarak, hastaların kendi durumlarını kontrol etmeleri teşvik edilir, hem kendi fantezilerini seçmelerinde hem de hipnoz uygulayan ile ikili bir iletişimi devam ettirmekte. Doğal yöntemlere doğru bir eğilim vardır ve otoriter hipnoz uygulayanın yerini daha esnek bir rehber almaktadır, ve hipnoz edilen kişinin kendisi inisiyatifi alacak duruma gelene kadar onu bu yeni ve değişmiş durumu içinde yönlendirir. Hipnotik ağrı kontrolüne modern yaklaşım daha kişiseldir, klinisyen hastanın özel ihtiyaçlarını karşılar ve hastanın başa çıkma kapasitesini güçlendirerek onu gelecek olanlara hazırlar. Son zamanlarda tanıtılan hipnoza sözde doğrudan olmayan yaklaşımlar, hipnoz tedavisine daha natüralist etmenler getirmiştir ve hipnotize edilmeye karşı direncin de yenilebileceği söylentilerini ortaya çıkarmıştır.

Araştırmalara göre hipnoza yüksek yatkınlık gösteren kişilerin hayal güçlerinin geniş olması muhtemeldir. Öte yandan geniş bir hayal gücü hipnoza yatkınlık konusunda pek bir şey göstermez. Bowers (1976), şu sonuca varmıştır: ‘imaj betimlemeleri ve fantezilerin farklı bilişsel işlevler olduğunu göz önünde bulundurursak, hipnoz fanteziden çok imaj betimlemeleriyle ilintili olabilir.’

İmaj betimlemeleri ve fantezi göstergesi, hipnotize edilen kişinin belirli beceriler ve yetiler edinmesi gerektiğini ima eder. Kişinin becerilerini ve yetilerini gösterebilmesi için en iyi ortamı yaratmaya istekli olan hipnoz uygulayan hayal gücüne izin verir. Böylece hastanın nasıl davranmayı seçeceği konusunda hem gerçeklik hem de fantezi beraber etkili olur. Başarı motivasyona bağlıdır.

Organik kaynaklı ağrı genelde hipnoz bazlı teknikler için uygundur. Bu, hastanın ağrı çekme durumunu uzatmasını istemesine neden olacak ekonomik veya sosyal sebepler olduğunda bile geçerlidir. Bir davada kazanacağı tazminat miktarının mümkün olduğu kadar çok olması için olabilir bu, ya da hasta profesyonel bir ağrı hastası olarak yeni bir hayata adım atmıştır, sürekli olarak kronik bir ‘hasta’ olma rolünü üstlenmiş olabilir. Psikolojik kaynaklı ağrı genelde bir tür stresten kaynaklanır ve kişinin stresini ifade etmesinin tek yolu olabilir. Dolayısıyla da hipnozun bu durumu başarılı bir şekilde tedavi etme olasılığı düşüktür.

Motivasyonları ağrının kendisi olunca, hipnotize olmaya uygun görülmeyen hastalar bile etkili bir ağrı kontrolü geliştirebilir. Dolayısıyla hipnotik telkinlerin en etkili olduğu zamanlar hastaların hipnotize edilmeye müsait olduğu ve başarılı olmak konusunda motive olunduğu durumlardır.

AĞRI DUYAN HASTANIN HİPNOTİK TEPKİSİNDEKİ POTANSİYELİ ÖLÇMEK

Hipnotik ağrı kontrolünün sonuçlarını tahmin etmesinde terapiste yardımcı olacak birkaç etken şöyledir:

•      Ağrının özelliği ve kaynağı, temel olarak organik sebepli midir yoksa psikolojik sebepli midir?

•      Hastanın/müşterinin hipnoza inanıp inanmadığı-ve ağrılarını hafifleteceğine inanıp inanmadığı

•      ‘İkincil kazanç’ varlığı-ağrı sorunun sürmesinden kazanacakları sosyal ya da maddi yarar

•      Hastanın iyileşme motivasyonu

•      Terapist ve hasta/müşteri arasında olumlu ve güven dolu bir ilişkinin geliştirilmesi-dostça ilişki

•      Hastanın kendini hipnotize etmeye razı olması ya da olmaması

Derin bir hipnoz durumu yaratabilmek her zaman önemli değildir ve iyi sonuçlar bazen hafif hipnoz anlarında ve hafif uyku benzeri durumlarda gerçekleşebilir. Kendini hipnotize etmede eğitilme hastaya ağrısı üzerinde kontrol hissi verir ve terapistten bağımsız hale gelirler. Alternatif olarak terapi sonrası için ses kayıtları da verilebilir.

HİPNOZ İLE AĞRI KONTROLÜ İÇİN TEKNİKLER

Hipnotik ağrı hafifletmesi için kullanılan teknikler, genelde başa çıkma mekanizmaları olarak bilinen tanıdık psikolojik savunma mekanizmaları ile ilginç benzerlikler gösterir. Bunlar, amnezi (bastırma), ornatma, inkar, yerinden çıkma ve fanteziye geri çekilmedir. Böylece semptomların yerine başka bir şey koyulabilir: ağrı bir karıncalanma hissi ya da ‘acısız ağrı’ olabilir. Ağrı kliniklerinde bazen görülen bir problem, motosiklet kazaları sonrası kontrol edilemez şiddetli ağrıdır. Tipik olarak, kişinin omzu yere vurunca ve sert bir şekilde aşağıya itilince brakiyal pleksus omurilikten kopar. Kontrol edilemez şiddetli ağrı genelde sinir yollarının engellenmesinden doğan felç sonucu meydana gelen ‘sallanan kol’ ile bağdaştırılır. Bu tür yaralanmalardan kaynaklanan ağrı hayali kol-bacak ağrıları olan hastalarda görülen ağrıya benzerdir ve tam durumdaki sinir yollarına bağlı olan normal endojen ağrı kontrollerinin yokluğundan kaynaklanır. Böyle durumlarda hastanın ‘tıpkı yazın yüzüp sudan çıkınca bir esintinin serinlettiği gibi, koluna su fışkırtıldığını sonra da serin bir esintinin onu serinlettiğini’ hayal etmesi istenir.

VAKA ÖYKÜSÜ 1

Orta yaşlı bir adam 10 yıl önce Herpes Zoster döneminden sonra başlayan, infra-orbital sinirleri tarafından beslenen yüz bölgesinde 10 yıllık kontrol edilemez yanıcı ve kaşındırıcı ağrıcı öyküsü ile ağrı kliniğine geldi. Ağrısı o kadar şiddetliydi ki pasif olarak intihar eğilimi vardı ve yıllardır sol yanağına dokunamıyordu. Antidepresanlar kullandıktan sonra sıkıntısı hafiflemişti ve eldiven anestezisi kullanılan üç seanslık hipnozdan sonra ilk defa acısını kontrol edebildi. Kullanılan imaj betimleme tekniğinde kişi Avrupa’daki çocukluğuna geri götürüldü ve yüzünün etkilen tarafında bir kar topu tuttuğunu hayal etmesi istendi.

Bu yaklaşım, hipnotik yatkınlığı ölçebilmek için Wilson & Barber (1977) Yaratıcı Hayal Gücü Ölçütünü kullanmıştır. Bu ölçütteki maddelerden birinde hastanın elinin yan tarafına bir lokal anestezi iğnesi yapıldığını ve etkilenen parmakların hissizleştiğini hayal etmesi istenir. Klinik kullanımda bu madde Eldiven Anestezisi olarak tercüme edilir. 10 maddeden oluşan bu ölçütteki diğer maddeler, hastanın zaman değişimi, yaşta gerileme, trans işi için müzik kullanımı ve rahatlama imaj betimlemeleri gibi telkinlere olası tepkisini ölçmek için kullanılabilir.

VAKA ÖYKÜSÜ 2

Birkaç yıl önce ağrı kontrolünde inanılmaz bir iyileşme görüldü. 50 yaşındaki bir otel aşçısı belindeki ağrısı ve sol taraflı siyatiğinin fiziksel bir sebebi olduğuna yıllardır doktorları ikna etmeye çalışıyordu. Derin araştırmalar sonrası, lumbar ponksiyon ve miyelografi dahil, belirgin bir yara bulunamadı ancak kadın hala devamlı olarak bacaklarından birinde keskin bir ağrı ve paraestezisi olduğunu söylüyordu.

Hipnoz altındayken ondan şu istendi:

Plajda ılık kumlar üzerinde yattığını ve kumun hafifçe bacağın üzerinde uçuştuğunu hayal et. Bu kumun özel etkileri var ve bacağın kumun sıcaklığını emdikçe bacağındaki ağrı kuma geçiyor, içine geçiyor!

Kum, önceki acılarını alıp yerine sıcaklık ve rahatlama getiriyor. Uyanık duruma döndüğünde bütün bu rahatlığı yanında getireceksin ve bu rahatlık tamamen uyanık duruma döndükten uzun süre sonra bile seninle olacak.

Hasta bu tekniği, kalabalık bir otobüste ev ve iş arasında gidip gelirken bile kullanabiliyordu. Sonunda önceki doktorların verdiği yüksek dozdaki antidepresanları (günlük 300mg’a kadar çıkan amitriptilin), başka psikotropik adjuvan ve analjezikleri almayı bırakabildi.

Ne var ki bu başarılı vaka uyarıcı bir notu da yanında getiriyor-taburcu olmasından 6 ay sonra tam felç ile sokakta yere yıkıldı ve sonraki araştırmalarda yüksek sırt omurilik meningiyal tümörü bulundu. Bu başarılı bir şekilde alındıktan sonra tüm semptomları geçti.

İMAJ BETİMLEME TEKNİKLERİ VE KRONİK AĞRI-PRATİK BİR EL KİTABI

ÖZEL ACI KONTROL TEKNİKLERİ

1. Kendilerinde derin rahatlama telkinleri, ağrının yanında gelen endişeyi hafifletebilir. Hoş, doğal ortamların mümkün olduğunca çok görsel ve duyusal imaj betimlemeleri ile bu telkinler güçlendirilebilir. Örneğin hastaların karlar içinde bir dağ kulübesinde olduklarını hayal etmelerini istemek kendi içinde terapötik olabilir ya da ‘eldiven anestezisi’ için bir başlangıç olabilir. Bu, hastanın karda yürüdüğünü, eline biraz kar aldığını ve karı acıyan yere tutup soğuğun ve hissizliğin acının yerini aldığını hayal etmesi ile gerçekleşebilir.

2. Doğrudan acı hafiflemesi telkinleri. Basitçe hipnoz altındaki hastaya, tam uyanıklık durumuna döndüklerinde ağrıyı hissetmeyeceklerini ve ağrının dönmeyeceğini söylemek ağrının hafiflemesine neden olabilir.

3. Ağrının vücudun bir yerinden, daha az etkisi olacağı başka bir yerine hipnotik transferi, ya sempati ya da daha büyük maddi tazminat yüzünden ağrının devam etmesine psikolojik bir şekilde ihtiyaç duyan hastalar için yararlı olabilir. Örneğin böyle kişiler karınlarındaki ağrıyı parmaklarına transfer edebilirler.

4. Hipnoz, ağrı hislerini daha kolay bir şekilde tolere edilecek bir hisse değiştirmek için kullanılabilir. Ağrının akut ya da derin bir his yerine hoş bir ‘karıncalanma’ ya da ‘sıcaklık’ olarak hissedileceği telkin edilebilir.

5. Hastalardan, kendilerine lokal anestezi verildiğini hayal etmeleri istenerek bölgede hissizlik telkini ile ağrı kontrol edilebilir. Daha önce bahsedilen başka bir yöntem ‘eldiven anestezisidir’, bu da ağrıyan bölgeye transfer edilebilir. Örneğin dişçide anestetik bir jel bir çocuğun parmağında kullanılabilir. Çocuğa ‘sihirli’ bir parmağı olduğu ve bu parmakla dişçide olduğu süreç boyunca hissettiği tüm rahatsızlıkları alabileceği söylenir. Anestezi de terapistin telkinlerini güçlendirir.

Ayırıcılık hastayı ağrısından ayırmakta kullanılabilir. Hastalar iyi eğitilmişse ve motivasyonları varsa, kendilerinin bir kısmını ya da tamamını hoş ve gerçekçi imaj betimlemeleri ile ağrılarından ayırmaları mümkündür. Ağrı verici süreçler boyunca hastalar vücutlarından bile ayrılabilirler.

6. Ayırıcılık hoş bir manzara hayal ederek başarılabilir. Anı sıcak, cezp edici kumlar olan bir sahil kenarı, ya da serin, yeşil gölgeli bir orman, bu yerlerde hastaların küçüldüklerini ve bir kelebeğin sırtına binip uçabildiklerini hayal etmeleri istenir! Onlar küçüldükçe acıları da küçülür.

Bu tekniklerin birçok hastada özellikle kanser hastalarında faydalı olduğu görülmüştür.

7. Hipnoz halinde hastalar ağrılarını ilginç bir deneyim-yarattığı ağrıdan farklı ve nötr- olarak görmek için hayal güçlerini kullanırlar.

8. Ağrının ‘hoş bir hisse’ dönüştüğü telkin edilebilir. Hastaların bu hisleri halüsine etmeleri istenebilir, ya da hayal güçlerinde onları bir film perdesine yansıttıklarını düşünebilir, hayal edebilirler. Örneğin hastaya: ‘Bir ekranın önünde rahatça oturduğunu düşün. Şimdi de ekranda kendini gördüğünü düşün-şu anda olduğun gibi değil ama olmak istediğin şekilde, ağrısız biri olarak, maksimum kapasitede çalışabilecek biri olarak’ denebilir.

9. Hipnoz altındayken hastanın zamanda geriye gittiğini hayal etmesi istenebilir, ‘uzun zaman önceye, ağrı ve rahatsızlığın olmadığı, enerji dolu ve tam anlamıyla sağlıklı olduğu bir döneme–normal uyanıklık anına döndüğünde de yine o sağlıklı zamandaki gibi hissedeceksin.’telkini verilebilir.

10. Hipnotik zaman değiştirmesi hastanın pek rahatsızlık hissetmediği zamanları uzatmak veya şiddetli acı hissettiği zamanları azaltmak için kullanılabilir: ‘Rahatlama konusundaki yeni yetilerin sayesinde, artık şiddetli ağrı hissettiğin zamanlarda zaman hemen uçup gidecek. Öte yandan rahatsızlık hissinin en az olduğu zamanların tadını çıkarabilmen ve o zamanları iyi kullanabilmen için de zaman çok yavaş geçecek ve her saniye uzayacak.’

11. Başka teknikler arasında ağrıyı hayal gücünüzde yöneterek bir görsel imaja çevirmek vardır. ‘Şimdi ağrını gör. Hangi şekilde? Üçgen mi? Daire mi? Anı bir piramit ya da bir küp? Rengini görüyor musun? Kırmızı mı? Sarı mı? Mor mu? Başka bir renk mi? Şimdi şeklini ve rengini değiştir. Yeni şekil ve renk ağrının tam tersidir.’

Yukarıda sayılan ağrı hafifletme yöntemlerinin yanında başka tekniklerin de işe yarar olduğu görülmüştür, bunlardan birinde hasta bir gökkuşağında bir yolculuğa götürülür, kriz zamanlarında gökkuşağının renkleri kişiyi kaldırmak için kullanılır. Bu resimde kırmızı sıcaklık hissi ve iyileşme enerjisi ile bağdaştırılır, şeftali rengi tam ve mükemmel huzur, sarı mutluluk ve sağlık, yeşil sevinç ve coşku, su mavisi su ve özgürlük, mor da tam ve mükemmel sakinlik ile bağdaştırılır.

GİZLİ ODA VEYA İÇTEKİ YER (ELTON & BURROWS, 1978)

Hastaya şu telkinde bulunulur: ‘Aklındaki bir koridorda yürüdüğünü hayal et. Yürümeye devam ediyorsun ta ki bir kapıya gelene kadar. Daha önce hiç görmediğin bir kapı bu. Kapının ardında senin gizli odan var. Senin sığınağın var, ağrıyla zıt olan bir yer. Kapıyı açıp içeri giriyorsun ve kapıyı kapatıyorsun, ağrı ve rahatsızlık kapının dışında kalıyor. Huzur ve sakinlikle dolu bu yerde kendini olduğun gibi görmüyorsun, olmak istediğin gibi görüyorsun.’

MİGRENLER VE YUNUSLAR

Applied Hypnosis and Hyperempiria [Uygulanmış Hipnoz ve Hiperempiri] adlı kitabında Gibbons (1979) kullanışlı imaj betimlemeleri tekniklerinin bulunduğu bir katalog sunar. Gibbons, imaj betimlemelerinin duyusal deneyimleri güçlendirebildiğine inanır. Böylece hastalar, ağrılarının hafiflemesi-hatta davranışlarında ciddi bir değişimin olabilmesi- için onlara bulunulan telkinleri daha iyi kullanabilir. Bunların arasında yunus imajı vardır, hastanın kendini denizde yüzen bir yunus olarak hayal etmesi istenir. Gibbons’a göre, bu imajın yarattığı kalp atışlarındaki yavaşlama ve kan basıncındaki düşme, kafadaki dolaşım tıkanıklığını giderir böylece de migren ve diğer stres kaynaklı baş ağrıları olan bazı hastaların baş ağrısı semptomlarını giderir.

SONUÇ

Tabi ki bu ağrı kontrolü ve hipnoz konusuna sadece kısa bir bakıştır. Umuyoruz ki zor hasta gruplarıyla ilgilenen uzmanlar, pratik deneyimlerini kurmaları için belli bir bilgi birikimi kazanmıştır.

REFERANSLAR

Bonica, J. J. (1993). Pain: The Neglected Pathogen, Lecture notes, Conference on Pain,

Stress and the Immune System, Padua and Venice, 28-30 August 1993. Bowers, K. S. (1976). Hypnosis for the Seriously Curious, New York: W. W. Norton. Elton, D. & Burrows, G. D. (1978). Specific use of imagery in treatment by hypnosis: ‘the

secret room1. Aust. J. Gin. Exp. Hypn., 6, 17-26. Fields, H. L. (Ed.) (1995). Taskforce on Professional Education. Washington, DC: Core

Curriculum For Professional Education in Pain, IASP Press. Gibbons, D. (1979). Applied Hypnosis and Hyperempiria. New York: Plenum Press. Goldstein, A. & Hilgard, E. R. (1975). Lack of influence of the morphine antagonist

naloxone on hypnotic analgesia. Proc. Nat. Acad. Sci., 71, 2041-2043. Gracely, R. H. (1995). Hypnosis and hierarchical pain control systems: Editorial comment. Pain,6Q, 1-2

Kiernan, B. D., Dane J. R. , Philips L. H. & Price D. D. (1995). Hypnotic analgesia reducesthe R HI reflex nociccptivc reflex: Further evidence concerning the multi-factorial natureof hypnotic analgesia. Pain, 6, 39-47. Liebeskind, J. C. (1993). Studying Pain and Stress in the Laboratory Animal. Lecture notes,Conference on Pain, Stress and the Immune System, Padua and Venice, 28-30 August1993. Melzack, R. (i975). The McGill Pain Questionnaire: Major properties and scoring methods.Pain, 1,277.Melzack, R. (1990). The tragedy of needless pain. Sci. Amer.t 282(2), 19-25. Melzack R. (1993). Pain as a Strcssor in Humans Lecture notes, Conference on Pain, Stressand the Immune System, Padua and Venice, 28-30 August 1993. Merskey, H. (1979). Pain and personality. In The Psychology of Pain (p. 111). New York:Raven Press. Mcrskcy, H. & Bogduk, N. (1994). Classification of Chronic Pain: Descriptions of ChronicPain Syndromes and Definitions of Pain Terms, 2nd edition. Washington, DC: 1ASP Press. Portcnoy, R. K. (1994). Opioid therapy for chronic non-malignant pain: Current status. InH. L. Fields & John C. Liebeskind (Eds), Progress in Pain Research and Management,Vol. 1 (p. 247-287) Seattle: ISAP Press.Rose, L. (1990). Overcoming Pain. Melbourne: McCulloch Publishing. Rose, L. & Fitzgerald, P. (1987). Manage Your Pain. Sydney: Angus & Robertson Pub­lishers. Spiegel, D., Bicrrc, P. & Rootenbcrg, J. (1989). Hypnotic alteration of somatoscnsoryperception. Am. J. Psychiaf., 146, 749-754.Sternbach, R. (1968). Pain: A Psychophysiological Analysis, New York: Academic Press. Wilson, C. & Barber, T. X. (1977). The Creative Imagination Scale as a Measure ofHypnotic Responsiveness: Applications to Clinical and Experimental Hypnosis, revd. edn.Hadfield MA: Madficld Foundation. Working Party on Management of Severe Pain (1988). Report of the working party onManagement of Severe Pain, Australian Government Publishing Service, Canberra.