Kültür A.Ş. Konferansları

KÜLTÜR A.Ş. KONFERANSLARIKültür A.Ş. Konferansları

  • Psikoterapi nedir?
  • Psikiyatri ve Kültür
  • Kimlik ve Kişilik Oluşumu
  • Kişilik Oluşumu
  • Ergenlik
  • Sınır Kişilik
  • Narsist Kişilik
  • Mükemmeliyetçi Kişilik
  • Kendini Heder Eden Kişilik ve Pasif Agresif Kişilik
  • Varoluşçuluk
  • Hipnoz ve Hipnoterapi
  • Sosyal Mühendislik

Dr. Tahir Özakkaş

Klinik Hipnozu Öğrenmek

Klinik Hipnozu ÖğrenmekKlinik Hipnozu Öğrenmek

ÖNSÖZ

Bu kitabın dilimize kazandırılmasında birçok değerli kişinin katkıları mevcuttur.

Klinik Hipnozu öğrenmek uzun süreli bir çalışma ve emek isteyen bir olgudur. Elinizdeki kitap, bu öğrenme sürecinde sizlere kaynak olacak, rehberlik edecek çok değerli bir hazinedir. Ders notları ve çeşitli makaleleri içeren bu kitaptaki indüksiyon teknikleri ve modelleme çeşitliliği kayda değer düzeydedir. Başlangıç düzey hipnoz uygulayıcıları için yol gösteren değişik teknikler net bir dilde açıklanmıştır.   Orta ve daha ile düzey hipnoz uygulayıcıları için de daha ile düzey hipnotik alıştırmalar ye telkinler mevcuttur. Hipnoz eğitimi sırasında kullanılabilecek olan az rastlanır grup egzersizleri ve grup uygulamaları, hipnoz ile ilgilenen uzmanlara değişik bir perspektif kazandıracaktır.

Hipnozu tam anlamıyla kavramak ve değişik örnekleri öğrenmek istiyorsanız, bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

Tahir ÖZAKKAŞ M.D., Ph.D.,

Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri (Psihiatriya)

Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri (Psihiatriya) Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri (Psihiatriya)

Psihiatriya yunan sözü olub “Psyche” – ruh, “iatria”- müalice edirem demekdir. Geniş me’nada psihiatriya ruhi hestelikleri etiologiyası, patogenezi, müalicesi ve profilaktikasından behs eden klinik tebabetin mühüm bir bölmesidir. Müasir psihiatriya agır psihi hesteliklerle yanaşı, nevrozları, şehsiyyetin pozuntularını, somatik hestelikler zamanı rast gelinen psihopatoloji halları ve s.-ni ehate edir.

Psihiatriya ümumi ve hüsusi hisselere bölünür. Umumi psihiatriya (ve ya ümumi psihopatologiya) psihi hesteliklerin elametleri, onların inkişaf hüsusiyyetleri, etiologiya ve patogenezinin ümumi ganunauygunlugları, müayine metodlarından behs edir. Hüsusi psihiatriya ise ayrı-ayrı hestelikleri öyrenmekle meşguldur. Psihiatriyanın hazırda bir sıra müstegil saheleri: uşag psihiatriyası, mehkeme psihiatriyası, herbi psihiatriya, ictimai psihiatriya, psihofarmakoterapiya, psihoterapiya, bioloji psihiatriya ve s. yaranmışdır.

Psihiatriya klinik tebabetin müstegil bir bölmesi olmagla yanaşı geyri-tibbi, meselen, felsefe, sosiologiya psihologiya elmleri ile de sıhı suretde elagedardır. Bu da ruhi hesteleri somatik hestelerden ferglendiren bir sıra ictimai-psiholoji, hügugi-etik ve diger sebeblerle elagedardır.

Tibbin ele bir sahesi yohdur ki, orada psihiatriyanın müayine, müalice ve profilaktika metodlarından istifade edilmesin. Tecrübe gösterir ki, psihi hestelerle, ilk növbede psihiatr deyil, diger ihtisasçılar da (nevropatolog, infeksionist, terapevt ve b.) garşılaşırlar. Hesteni operativ müdahileye hazırlayan cerrah, doguş gebul eden mama-ginekolog, kardiolog, stomatolog da psihiatriyanı bilmeli ve gündelik fealiyyetinde ondan istifade etmeyi bacarmalıdır.

Ruhi hestelikler normal psihi proseslerin pozulması ile özünü büruze verir. Bele ki, hestelerde real varlıgın deyişdirilmiş formada gavranılması, ehvali-ruhiyyenin geyri-adekvat deyişmesi ve s. elametler müşahide olunur. Psihi pozuntular zamanı şehsi keyfiyyetlerin, hasiyyetin, ümumiyyetle real varlıgla şehsiyyet arasındakı normal münasibetlerin pozulması geyd edilir. Ona göre de psihi hesteliklere, başga sözle, şehsiyyetin patologiyası da demek olar.

Psihi fealiyyet emeyin ve başga ictimai amillerin te’siri neticesinde yaranmış yüksek guruluşlu materiyanın – beyinin spesifik funksiyasıdır. Demeli, beyin psihi fealiyyet organı, etraf mühit ise onun menbeyidir.

Psihiatriyanı tebabetin diger sahelerinden ferglendiren bir sıra cehetleri hüsusile geyd etmek lazımdır. Bunlardan en başlıcası ruhi pozuntular zamanı şehsin anlagsız olmasıdır. Ye’ni hestenin öz hereketlerine nezaret ede bilmemesi ve özüne garşı tengidin olmamasıdır. Şübhesiz bele hesteler cinayet hereketleri ederse ganun garşısında mes’uliyyet daşımırlar. Psihi hesteliklerin bir çohunun etiologiya ve patogenezinin degig öyrenilmemesi, hesteliyi aşkar etmek üçün obyüektiv müayine metodlarının olmamasını da nezere alsag psihiatriyanün üzerine düşen mes’uliyyeti lazımınca tesevvür etmek mümkündür. Psihiatriyanın bu gösterilen problemleri hemin elmin inkişafdan galması ile deyil, onun tedgigat obyektinin mürekkebliyi ile elagedardır.

XıX esrin ortalarında yaşamış ingilis psihiatrı Modzli demişdir: “Agıl tebietin inkişafının en yüksek, en ali, sonuncu heddidir. Ona göre de o, insanın öyrene bileceyi en çetin, en mürekkeb bir predmetidir. Bu sahede müveffegiyyet elde etmek üçün diger elmlerin yüksek inkişafı lazımdır”.

Müasir psihiatriya bir sıra degig elmlerin: molekulyar biologiyanın, bioloji kimyanın, biofizikanın, immunogenetikanın, kibernetikanın ve başga elmlerin nailiyyetleri esasında inkişaf edir.

Derslik ümumi ve hüsusi hisseden ibaret olub, HHıı fesli ehate etmişdir. Derslikde “Funksional harakterli seksual pozuntular”, “Freydizm, psihoanaliz ve onun mahiyyeti haggında” mövzular öz eksini tapmışdır. Kitabda bir sıra müayine metodları (eksperimental-psiholoji, irsi, epidemioloji ve s.), psihi hesteliklerin Beynelhalg statistik tesnifatı verilmişdir. Bu da gelecek hekimlerin tecrübi işlerinde faydalı olacagdır.

Kitabda şübhesiz güsur ve çatışmazlıglar aşkar edilecekdir. Bu barede öz tengidi geydlerini ve mülahizelerini bize çatdıran ohuculara müellif evvelceden öz minnetdarlıgını bildirir.

Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri

Azerbaycan Tıp Eğitiminde PsikiyatriAzerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri

PSİKİYATRİNİN KISA TARİHİ (Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri)

Ruhsal bozuklukların beyin patolojisi olması düşüncesi, tarihsel yaklaşımlarda materyalizm ile idealizm arasında tartışma konusu olmuştur. Bilim tarihinin her aşamasında bu kavga sürmüş ve kısmen de devam etmektedir.

Bazı tarihi kaynaklarda, geçmiş dönemlerde gözlenen ruhi hastalıkların neler olduğu ve bu hastaların toplumla ilişkilerinin nasıl olduğu üzerinde durulmuştur. Eski dönemlerde akıl hastalıkları bir takım doğa üstü güçlere atfedilmiş ve akıl hastalarına bu sakat mantıkla yaklaşılmıştır. Özellikle orta çağ Avrupası’nda psikotik hastalıklar çok kötü muamelelere maruz bırakılmışlardır. Psikotik eksitasyon içerisinde olan hastalara Allah’ın gazabına gelmiş’ veya ‘İçine şeytan girmiş’ denilerek vahşice yok edilmişlerdir. Kimileri diri diri yakılmış , kimileri de hunharca öldürülmüşlerdir. Psikotik eksitasyon içerisinde olmayıpta içine kapanmış, otistik hale geçmiş psikotik hastalar da çok farklı bir muameleye tabii tutlmuştur. Bunlar Allah’ın sevgili kulları kabul edilmiş ve halk tarafından özel bir ilgiye mazhar olmuşlardır.

Eski Yunun’da tıb ilminin gelişmesi, İoniya mektebinin felsefi etkisinden kaynaklanmaktaydı. Bu felsefi ekolün ilk savunucuları Anaksimandr ve Anaksimen’dır. Bu felsefi ekolün temel iddialarından biri; tıbta mevcut bulunan bütün canlıların, eşyaların v.s.’ın esasını başlangıçta maddenin teşkil etmesidir. Böyle bir felsefi bakışın etkisi altında olan geçmişin materyalist hekimi Alkmeon Krotonski’tur. Alkmeon Krotonski yaptığı çalışmalarda görme sinirini keşfetmiş ve bu sinirin beyin ile ilişkisini tesbit etmiştir. Alkmeon Krotornski yaptığı çalışmalarda işitme ve koklama duyularının da beyinde birer merkeze sahip olduğunu, bu merkezler sayesinde insanlarda hissetme ve tasavvur etme duyumlarının meydana geldiğini göstermiştir. A. Krotonski, hen ne kadar devrim niteleğindeki bir takım gerçeklere ulaşmışsa da hatalı ve yanlış iddialarda ileri sürmüştür. A. Krotonski’ye göre beyinin yapısı bir demir erintisinden ibarettir. Bu erintinin içerisindeki bir takım bozukluklardan solunum sistemi ve gastrointestinel sistem hastalıkları meydana gelmektedir.

Beynin merkezi sinir sistemi olduğunu ilk ileri süren Hipokrat olmuştur. Milâttan önce 5. yüzyılda yaşayan Hipokrat tıbbın babası kabul edilmektedir. Onun zamanında affektif duygulanımın; sevinç, gülme, eğlenme, diğer yandan korku, endişe, pişmanlık duygularının beyinden ileri geldiği belirtilmiştir. Bu duygulanım ve beyindeki bir takım hastalıklar sonucunda insanlar akıllarını kaybetmekte, sayıklamakta, hayal görmekte ve korkmaktadır. Hipokrat, akıl hastalıklarını beyin hastalıkları olarak kabul ederdi. Hipokrat dikkatli bir gözlemci olarak, beyin travmalarında beynin hangi tarafı travmaya maruz kalmışsa bedensel bozukluğun karşı tarafta meydana geldiğini isbat etmiştir. Ayrıca hâlen geçerliliğini yitirmeyen bir takım terimler onun zamanında tanımlanmıştır. Bunlar arasında ‘Melankoli, Mani, Paronoya’ sayılabilir.

Hipokrat aynı zamanda, demokratik materyalist felsefi bakışlara kaynaklık eden beden kuruluşunu ve duygusal yapı taşlarını karakterize eden sinir sisteminin ilk tasnifatını yapan bilim adamıdır. Hipokrat’ın tasnifinde 4 tip ruhsal yapı vardır. Bunlar; melankolik, flegmatik, sangvinik ve galorik’tir.

Hipokrat bir çok sinir hastalıklarının tedavisinde de kıymetli incelemeler yapmıştır. O, melankolik özelliğini baskın olduğu durumlarda ‘Yayındırma’ tedavisi diyebileceğimiz tedavi yöntemleri önermiştir. Bu tedavi yöntemi içerisinde, kan aldırma, kusturucu maddeler, perhiz, tropik bataklıklara gönderme gibi usuller mevcuttu. Tropik bataklıklara gidenler bu bölgelerde sıtmaya yakalanırlar ve tedavi olurlardı.

Bilindiği gibi Eski Roma’da tıb büyük gelişmeler göstermişti. Ancak akıl hastalıkları konusunda bu gelişimin pek olmadığını söylemek mümkündür. Roma tıbbının büyük hekimi Galen ve onun takipçilerinin akıl hastalıkları konusunda bir yenilik getiremediklerini görmekteyiz.

Roma ve Yunan medeniyetlerinin duraklaması sonucu ilim, güzel sanatlar ve tıbbın gelişmesi de durmuştur. İlmin bütün sahalarında olduğu gibi tıb biliminde de gerilemeler devri başlamış oldu. Feodalizm toplumsal yapısının temel dayanağı olan kilise müessesesi ilmin karşısında olmuş ve tüm ilmi çalışmaları engellemiştir. Ortaçağın karanlık yüzyıllarında meydana gelen ardı arkası kesilmeyen savaşlar, yoksulluk ve açlık medeniyet merkezlerinin dağılmasına, Roma ve Eski Yunandaki ilmi inkişafın durmasına ve kilisenin bağnaz yapısının güçlenmesine neden olmuştur. Tıb ne zaman papazların ve kilisenin emri altına girdi; tabib olmak, hekimlik sanatı ile ilgilenmek, dinî etiketten uzaklaşmak din dışına çıkmak şeklinde kabul ediliyor ve hekimlikle ilgilenenler aforoz ediliyorlardı. Akıl hastalarına ise, ‘ İçine şeytan girmiş’, ‘Cadı olmuş’ gibi bir takım yakıştırmalar yapılıyor, bu hastalara işkenceler tatbik ediliyor ve en sonunda da canlı canlı meydanlarda yakma işlemi uygulanıyordu.

Orta çağda dünyanın bütün ülkelerinde mevcut bulunan akıl hastalarına böyle muameleler layık görülürken Rusya’da ve İslâm aleminde durum farklı idi. Avrupa ülkelerinden farklı olarak Rusya’da akıl hastalıklarına muamele daha insancıl idi.

XI-XIII asırlarda tıbbın gelişmesi sadece doğudaki İslâm ülkelerinde meydana gelmiştir. Avrupanın bir çok alimleri, Hıristiyan dininin baskısından kurtulabilmek için komşu ülkelere göç etmişler, bu arada Mezopotamyaya, ıran’a ve Arap ülkelerine kaçmışlardır.

Kadim şarkın bazı hekimleri, özellikle Ebu Ali İbn-i Sina (XI. asır) ruhi hastalıkların tabiatı hakkında Hipokrat’ın bakışlarını esas almıştır. Ardından bu hastalıkların tedavisi ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Tarihi bilgilerimize göre IX. asırda ilk defa olarak Bağdat, Şam ve Kudüs’te akıl hastalarına mahsus hastahaneler açılmıştır.

Tabiat bilimlerindeki gelişmeler kendisini tıp sahasında da göstermiştir. Akıl hastalıklarının kaynağına dair Hipokrat’ın görüşleri tekrar kabul edilmiştir. Ancak halk arasında bu görüşe itibar edilmeyip, akıl hastası olan şahısları hasta gibi kabul etmeyip onlar incitilmekte, işkence yapılmakta, halk arasında onlara cani gibi bakılmakta ve tecrid edilmeye çalışılmaktaydı.

Akıl hastalıklarının hasta olarak kabul edilip insanca muameleye tabi tutulabilmesi için bir kaç yüz yılın daha geçmesi gerekmiştir. Fransız ihtilaliyle birlikte gündeme gelen (1789) hüriyet, eşitlik, beraberlik, kardeşlik gibi haklardan sonra akıl hastalarına da insanca muamele başlamıştır. Büyük Fransız hekimi F. Pinel (1745 – 1826) Fransız ihtilalinin ideallerini tıba taşımıştır. Pinel ve öğrencilerinin getirdiği tedavi anlayışı psikiyatri tarihinde yeni bir çığır açtı. Avrupada ilk defa olarak (1793) akıl hastalıklarına maruz kalan şahıslar resmen hasta kabul edildi. Hasta kabul edilen bu şahıslar bağlandıkları zencir ve bağlarından çözülerek hastahanelerde tedaviye alındılar. (Şekil 1)

XIX: asrın 30. yıllarında İngiliz hekimi C. Konelli akıl hastalarının hastahanelerde zorunlu tutulmaması gerektiğini ileri sürdü. (Norestraint Kuralı) F. Pinel ise yaptığı çalışmalar sonucunda, akıl hastalarının zencirlerden ve bağlarından sıyrılmasını ve hastahanelerde tedavi altına alınmasını başardı.

C. Konelli ise hareketleri kısıtlayıcı ‘deli gömlekleri’ nin hastalara zorla giydirilmesinin karşısında oldu. C. Konelli’nin idealleri Rusya ‘da C.C. Korsakov tarafından hararetli bir şekilde savunuldu.

A.B.D.’de insancıl psikiyatrinin ilk kurucuları arasında Raşin (1745 – 1813) bulunmaktadır. Raşin özellikle akıl hastahanelerinin kurulması ve çalıştırılması, ilmî çalışmalar üzerine yoğunlaşması ile dikkatleri çekmiştir. XIX. asrın 30. yıllarında psikiyatri sahasında ciddi çalışmalar yapılmış ve bir çok ampirik gözlem ve materyal toplanmıştır.

1822 yılında Beyl (1799 – 1858), progressif sifiliz hastalığının geçirilmiş sifiliz hastalığından kaynaklandığını isbat etmiş ve bu hastalığın klinik gelişimini tasvir etmiştir. Aynı yıllarda Eskerod akıl hastalarının kliniğini sistemleştirmeye çalışmıştır. İllüzyonlar ve hallüsinasyonlar hakkında ileri sürdüğü fikirler hâlâ geçerliliğini sürdürmektedir. Eskerod akıl hastalıklarının alevlenme ve sakin dönemlerindeki fiziki belirtileri tanımlamaya çalışmış ve semptomları sistematik olarak tasnif etmeye gayret etmiştir. Bu şekilde hekim muayenesinin ve gözleminin önemine işaret etmiştir.

Falre (1794 – 1870), Eskerod’un takipçisi olmakla birlikte manik depressif psikoz, alkolizma ve epileptik psikozun tanımını yapmıştır.

XIX. asrın 30. -40. yıllarında Rusyada yeni psikiyatri anlayışını devam ettiren hekimlerden İ.E. Dyadkovski ve P.S. İlinski’nin de isimlerini burada zikretmek gerekir. Bu alimlerin eserlerinde muhtelif akıl hastalıklarının hem klinik hem de fizyolojik analizi ve zararlı dış etkenlerin hastalığın gelişmesindeki tesirleri incelenmiştir.

XIX. asrın birinci yarısında ruhi hastalıklar üzerine yapılmış tecrübi çalışmalar üzerine yoğun tartışmalar yapılmıştır. Bu tartışmalar iki kutuplu olarak devam etmiştir. Spiritualistik bakış ile biolojik bakış tarzı karşı karşıya gelmiştir. Bu tartışmaların temelinde, ruhsal hastalıkların kaynağı araştırılırken sebeb ruhtamıdır yoksa bedendeki arızalardamıdır sorusu olmuştur. Spiritüalist teoriye göre ruhsal hastalıklar incelenirken idealistik felsefenin etikisi altında inceleme yapılmaktadır. Bu teoriyi savunanlar XVI. asırda tatbik edilen çok eski tedavi metodlarını uygulamaya ve bunlardan istifade etmeye çalıştılar. Bu tedavi yöntemleri arasında; hastaların başlarına sıcak tatbik etmek, uzun müddet hastaların üzerlerine soğuk su dökmek, çok miktarda kan aldırmak, hastaları özel mekanizmalarla hareket ettirmek vs.. sayılabilir. (Resim :2) Ancak XIX. yüzyılda tabii ilimler sahasındaki ciddi gelişmeler ve materyalist felsefenin kazanımları biolojik psikiyatrinin hakimiyeti ile sonuçlanmıştır. Dolayısıyla psikiyatristler somatik tıbba daha çok müracaat eder olmuşlardır.

Alman bilim adamlarından V. Grizinger (1817-1868) yaptığı çalışmalarla ruhi hastalıkların insan beynindeki bir takım patolojilerden kaynaklandığını ileri sürdü ve isbat etmeye çalıştı. Bu ekilde bu bilim adamı sayesinde psikiyatri somatik tıbbın bir parçası oldu.

Beynin anatomisi ve fizyolojisi ile ilgili yapılan çalışmalar ve yeni keşifler psikiyatrinin önünü açtı. 1870 yılında V. A. Bets tarafından beyin korteksinin yapısı ve pramidal hücrelerin etikileri ortaya kondu. aynı yıllarda Fritic ve Gitsig yaptıkları çalışmalarda beyin kabugunun motor bölgelerinin uyarılması sonucu periferde çeşitli reaksiyoner hareketlerin meydana geldiğini tesbit ettiler. Biolojik psikiyatrinin gelişimine en başta katkıda bulunanların arasında E. Krepelin ve ardından da ıngiliz bilim adamı G. Modzli (1835-1918) ve Fransız bilim adamı E. Düperin (1862-1921) belirtmek lazımdır.

Darwin’in öğretilerinin tesiri altında faaliyet gösteren alimlerden biri de, büyük Rus psikiyatristi S. S. Korsakov (1854-1900) idi. Onu, haklı olarak, Moskova Psikiyatri Okulu’nun kurucusu olarak kabul ederler. S. S. Korsakov, E. Krepelin’den önce 1889 yılında, psikiyatride nozolojinin oluşmasını sağlamış, alkolizme bağlı, alkol psikozunun klinik seyrini tasvir etmiş, akıl hastalıklarının etyolojisini ve patogenezini izah ederken biyolojik psikiyatri görüşünü esas almıştır. (Bu hastalık 1897. yıldan beri Korsakov Psikozu olarak isimlendirilmektedir.)

UMUMÎ PSİKOPATOLOJİ (Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri -Psihiatriya-)

(RUH HASTALIKLARININ GENEL SEMPTAMATOLOJİSİ)

DUYU VE KAVRAMANIN BOZUKLUKLARI

Dış dünya hakkında bütün bilgileri insan duyu organları vasıtası ile elde eder. Duyu organları olarak belirttiğimiz organların faaliyetleri görme, işitme, koku, tad alma, dokunma şeklinde görülmektedir. Bu faaliyetler organizmanın içinde ve dış yüzeyinde bulunan umumî alıcı reseptörler vasıtası ile yürütülür. Cisim ve hadiselerin duyu organlarına tesiri neticesinde meydana gelen bu cisim yahut olaylar, ayrı ayrı hadiselerin birleşmesinden ibaret olan en basit psişik proçese duyu diyoruz.

Duyuları vasıtası ile insan soğuk, sıcak, aydınlık, karanlık, acı, tatlı, ağrı…. v.s. gibi duyuları hisseder. Duyu bizi kuşatan varlığın, genellikle bütün bildiklerimizin başlangıcının ilk aşamasıdır.

Duyu yapısının bozulması neticesinde sensorial patolojiler ortaya çıkar. Bunlara , basınç, gıdıklama; soğukluk ve birçok diğer hoşa gelmeyen hisler gibi duyuları dahil etmek mümkündür. Duyusal patolojiler genellikle sıkıntı verici ve devamlı olur. Bu duyular bedenin tüm sahalarında gözlenebilir.

Duyusal patolojiler bir takım durumlarda hipokondiak şikayetlerle birlikte ortaya çıkabilir. Bu belirtiler, hem somatik hem de ruh hastalıklarında, travmatik ensefalopatilerde, beynin damar hastalıklarında, nevrozlarda v.s. hastalıklarda karşılaşılabilir. Duyu reseptörlerinin bozukluklarına bağlı olarak, basit bir psikopatolojik belirti gibi ortaya çıkan hiperestesiler ve hipoestezilerde mevcuttur.

Hiperesteziya, bir takım duyuların yüksek miktarda keskin bir şekilde algılanmasından ibarettir. Bu tip bir rahatsızlığı olan birey adî bir lamba ışığını projektör gibi, ortamdaki eşyaların rengini çok parlak, ufak sesleri büyük gürültü gibi algılayabilir. Hiperesteziler, genellikle somatik hastalıklarda ve nevrozlarda ortaya çıkmaktadır. Bazı durumlarda da akıl hastalıklarının başlangıcında da bu durumları görmek mümkündür.

Hiposteziye, uyarıların zayıf olarak algılanmasıdır. Hipostezisi olan bir birey, bu durumda etraftaki eşya ve hadiseleri solgun, sesleri anlamsız, kokuları zayıf olarak idrak etmektedir. Bu durum küntleşmiş hastalarda ve depresyon durumunda sık sık ortaya çıkmaktadır.

Dahili organlarda ortaya çıkan bir çok patolojik durumlarla ilgili olarak; parastezilerden duyu bozukluklarını ayırmak gerekir. Parasteziler, duyu bozukluklarından farklı olarak, muhtelif dahili organlarda meydana çıkan patolojik yapılanmalar neticesinde ortaya çıkmaktadır.

Duyular temel olarak alınan karmaşık ve muhtelif yapılanmalara, kavrama diyoruz. Kavrama olduğunda cisimlerin hacim, renk ve diğer özellikleri tamamen uyum içinde ve denk olacaktır. Duyu organları vasıtası ile objektif bir cismin, merkezi sinir sisteminde, algılanmasına ‘Kavrama’ denir. Kavrama aktif bir fenomen olup diğer ruhsal fonksiyonlarla yakından alakalıdır. Mesela, insanın ruhsal durumuna bağlı olarak; ilgi alanları ve entellektüel durumu ile ilişkili şekilde civardaki eşya ve olaylar muhtelif şekillerde kavranabilir. Ressam seyrettiği tabiat manzarasını, yeşillikler arasından akıp giden dereyi sanatsal bir yaklaşımla inceleyip zevk duyarken, başka birisi aynı manzarayı seyrederken hiç bir hisduymadan seyredebilir. Veyahutta istirahat vakti dinlediği bir müzikten çok zevk alan birisi, bir başka zaman da aynı hazzı duymayabilir. Kavramalar bu şekilde değişebilmektedir.

Kavrama’nın bozuklukları 4 gruba bölünür:

1- Agnoziler

2- İllüzyonlar

3- Hallüsinasyonlar

4- Psikosensor bozukluklar

AGNOZİLER: “Gnozis” Yunan sözü olup, tanımak (idrak) “a” ise inkar manasına gelir; kelime olarak yani tanımanın bozulması demektir. Agnozi’ye duyu organlarının anatomik ve fizyolojik bozukluğu ile değil beyin korteksinin yüksek integratif bölümlerinin zedelenmesi neticesinde meydana gelir. Agnoziler bütün duyu organlarına ait olabilir.

Görme (optik) agnoziler nisbeten daha çok ortaya çıkmaktadır. Buna ‘Ruhî Körlük’ de denir. Böyle bir bozukluğu olan hasta, her hangi bir eşyayı bakmakla tanıyabilmiyor, lakin eşyaya eli ile dokunduğunda bu eşyayı düzgün olarak kavrayabiliyor. Meselâ, hasta herhangi bir şekle bakarken orada tasvir olunan hadisenin özelliklerinin anlayabilmiyor. Bazı harfleri tanıyamadığı için, yazıyı okuyamıyor, (aleksiyon), bazen not yazılarını (optik amuziya), rakamları, renkleri, bir sıra durumlarda ise hasta tarafından çok iyi bilineneşyalar sanki ilk defa görüyor gibi olmaktadır.

İllüzyon, Fransızca olup; aldatıcı tasavvur, yanılma veya yanılsama demektir. Başka şekilde ifade edilirse tahrif olunmuş veya bozulmuş kavramadır. Duyu organlarına bağlı olarak illüzyonlar beş gruba ayrılır. Bunlar görme, işitme, koku, tad ve taktil illüzyonlardır. Bazen illüzyonlar psiki olarak sağlam insanlarda da ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda, olayı bir hastalık gibi değil, şu veya bu sebepten dolayı kavramanın zorlanma sonucunda veya fizikî hadiselerden dolayı ortaya çıkan patolojik olmayan illüzyonlar olarak kabul edilmelidir. Mesela kulağı ağır duyan veya gözü zayıf gören adamın ses ve eşyaları düzgün kavraması veyahutta içinde su bulunan bir kaba batırılan kaşığın kırılmış gibi görünüşü v.s. söylenebilir. İllüzyonlar bazen fizikî ve mânevî yorgunluk neticesinde de meydana çıkabilir.

Ruhsal bozukluklar sonucunda oluşan illüzyonlar meydana geldiğinde, hasta kendi hatasını düzeltebilmek iktidarında olmuyor. Yanlış kavrama bu durumlarda uzun müddetli devam edebilmektedir. İllüzyonlar düşünce bozuklukları ile ortaya çıkan hastalıklar döneminde (mesela, yüksek ateşle seyreden hastalıklar veya intoksikasyonlarda) daha çok karşımıza çıkmaktadır. Böyle zamanlarda illüzyonlar, aynı zamanda bir çok duyu organını da kapsayabilmektedir. Meselâ, hasta; hastahane personelini kendi akrabaları gibi görüyor, muhtelif alet ve cihazları acaib hayvanlara benzetebiliyor. Hastaların veya tıp personelinin birbiri ile yaptıkları sohbeti onun hakkında konuşuyorlar gibi algılıyor, mutfaktan gelen kokuyu insan etinin pişirilmesinden kaynaklanan kokuya benzetiyor v.s…. Duyu organlarına mahsus illüzyonlara ilave olarak, üç tür daha illüzyonlar mevcuttur. Bunlar affektif, verbal ve pareydolik.

Affektif (affektogen) illüzyonlar, duyguların, hissiyatın, güçlenmesi ile birlikte korku ile sıkıntı içinde bekleme dönemlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu durumdaki bir hasta duvarda asılı olan paltoyu bir hırsıza, ağacın eğri budağını ona hücum etmeye hazırlanan zehirli bir yılana, pencere camından düşen gölgeyi bir caniye benzetebilir.

Verbal (latince verbalis-nutk, söz demektir.) İllüzyonlar oluştuğunda, hasta etrafındaki adamların normal sohbetleri, onun şahsına karşı yapılmış bir hakaret veya küfür olarak algılayabilir.

Pareydolik illüzyonlarda, etraftaki cisimlerin detayları, mesela duvarda asılmış bulunan bir halının nakışları ve muhtelif çizgileri, gökteki bulutları fantastik sahneleri hatırlatan hadiseler gibi algılanabilir. Bu çeşit illüzyonlar, delirium halinin (alkol psikozu) başlangıç safhalarında ortaya çıkabilir.

Hallüsinasyon (Hallücinatio)-Latin söz olup hayal görme (karabasma-sersemleme) demektir. Hasta bu dönemde, beynin kavrama merkezinde olmayan şeyleri hayalî olarak oluşturur. Yani objesiz kavramadır. İllüzyonlar gibi hallüsinasyonlarda duyu organlarına bağlı olarak beş çeşitte karşımıza çıkabilir. Bunlar görme, işitme, tad, koku ve taktil hallüsinasyonlardır. Hallusinasyonlar izole duyu organlarına münhasır olabildiği gibi, bunların birkaçı veya tamamını da kapsayabilir. Mesela hasta, bir dönemde koluna bir yılan dolandığını görebilir, onun nefesini işitir ve soğukluğunu hissedebilir.

İşitme hallüsinasyonlarında, hasta herhangi bir kişinin kendisini çağırdığını, tahkir ettiğini veya neler söylemesi gerektiğini telkin ettiğini işitebilir. Bazı hastalar ‘hiçbir mânâ ifade etmeyen sesler işitebilir. ‘Akoazm’ olarak isimlendirilen bu tip hallüsinasyonlar elementer işitme hallüsinasyonları değildir.

Verbal (konuşma) hallüsinasyonları muhtevası itibari ile muhtelif şekillerde ortaya çıkabilirler: Ayrı ayrı sözler, uzun uzadıya söylenen nutuklar v.s. Hastanın kendisi ve etrafındaki adamlar için tehlikeli olan imperativ (otoriter) hallüsinasyondur. Bunlar emredici karakterli olup, hastaları suç işlemeye sevk edebilir. Bu tip hallüsinasyonların tesiri altında bir hasta kadın, kendi evladını balta ile öldürebilir. Bir başka hasta iş yerinde yangın çıkarmış, işyerinin tüm gerekli evraklarını yakarak imha etmiştir. Bu tip hastalar acilen hastahanelere alınmalı ve kapalı koğuşlarda nezaret altında tutulmalıdır.

Görme hallüsinasyonları bazen sade olabilir. Mesela kıvılcım, parıltı, tütsü, çizgi v.s. şeklinde olabilir. Bunlara fotopsiya denir. Bazan ise karışık ve murekkep tipte olabilir. Bu durumda hastalar, objektif olarak mevcud olmayan hayvanlar, muhtelif insanlar, hadiseler (mesela kavga meydanını hatırlatan sahneler v.s.) gördüğünü söyleyebilir. Ağır ruhsal hastalığa tutulmuş bir hasta şöyle demiştir; ‘Karşıma üç nefer adam geliyor. Birinin elinde bıçak, diğerinde tabanca, üçüncüsünde ise balta vardır. Onların üçü de benim.’

Koku hallüsinasyonlarında olan hastalar, çoğunlukla burunlarına pis kokunun gelmesini (kokmuş et, keskin kokulu ilaç, v.s.) bildirmektedirler. Bazı durumlarda da hastalara günlerce yemek yemekten imtina etmektedirler. Bu yemeklere zehirli maddeler katıldığını ve yemeğin ölü etinden pişirildiğini söyleyebiliyorlar.

Taktil hallüsinasyonlarında hastalar bedenlerinin muhtelif bölgelerinde uyuşma, karıncalanma, gerilme, ağırlık, kaşınma gibi hislerin oluştuğunu, bedeninde böceklerin veya karıncaların gezdiğini söyleyebilmektedir. Bazı durumlarda bu böcekler sanki bedeni dişliyor, tırmalıyor ve rahatsızlık veriyor.

Taktil hallüsinasyonların visseral tipinde, hastalar dahili organlarında (yemek borusu, mide ve bağırsaklarında, eklemlerinde v.s.) diken, bıçak veya canlıların (arı, karınca, böcek, v.s…) olduğunu bildirmektedir.

Hallüsinasyonlar hangi duyu organına ait olmasından temel almayarak hakiki ve yalancı olmak üzere iki gruba ayrılır.

Hakiki hallüsinasyonların objektif (halusina tor obraz) kişinin dış muhitinde yerleşmiş olur. Mesela, ses duvarın arkasından, sokaktan, komşudan veya diğer odadan geliyordur.

Yalancı hallüsinasyonlar (pseudohallüsinasyonlar) daha karmaşık özelliklere haiz olup, sadece kavrama yetenekleri üzerinde değil, aynı zamanda düşünce yeteneklerini de kapsamaktadır. Bu zaman hallüsinasyonlar bedenin kendisinde yerleşmektedir. Bu durumlarda hasta sesi, kokuyu, acaib hayvanı bedenin içinde hisseder. Hastayla konuşulduğunda, seslerin beyninin içinden geldiğini söyler. Koku midesinden gelmektedir. Vahşi hayvanları ise ‘Beynimin gözü ile görüyorum’ demektedir. Pseudohallüsinasyonlar genellikle karışık psikopatolojik sendromlarda, psihi automatizm veya Kandinski Klerombo Sendromunu terkip bölümünü oluşturur. Ayrıca şizofreni hastalığının gelişme döneminde karşımıza çıkar. Pseudohallüsinasyonlarda hastalar, seslerin onları takip ettiğini, kendi arzuları dışında sanki kalbine sirayet ettiklerini belirtmektedirler. Aynı zamanda hasta kavranılan hadiselere ona zorla telkin olduğunu ifade ediyordur.

Hipnogojik hallüsinasyonlar, uyku ile uyanıklık arasında sersem bir vaziyette iken ortaya çıkan görme hallüsinasyonlarına denmektedir. Bu çeşit hallüsinasyonlar bazı karışık hatıraların veya sahnelerin canlanması şeklinde olabilir. (Hastalar sanki televizyon programlarındaki spikerin, programını izlemektedir.) Bazen ise bir takım insanlar onu korkutup, hücum ediyor. Hasta gözünü açtığı zaman tüm bu sahneler yok oluyor. Bir müddet sonra bu sahneler yine tekrarlıyor. Bazı durumlarda hipnogojik hallüsinasyonlar uykudan uyanma döneminde ortaya çıkarlar.

Fonksiyonel Hallüsinasyonlar, yukarda bahsedilen hallüsinasyonlardan farklı olarak, gerçek bir uyarana bağlı olarak ortaya çıkar. Uyaran faktör ortadan kalktıktan sonra, fonksiyonel hallüsinasyonda kaybolur. Mesela, trende yolculuk yapan bir şahıs, tekerlerin sesini işitir, bu seslerin yanında ona paralel olarak seslerde işitir. Bu paralel sesler genellikle kötü içerikli, onun şahsına hakaret dolu sözlerdir. Bu tip hallüsinasyonları, illüzyonlara benzetmek olabilir. Ancak, illüzyonlardan farklı olarak burada kişi hem trenin tekerlerinin sesini işitmekte, hem de onun şahsına yönelik hakaretvari sözleri de işitmektedir. Tekerleklerin sesi kesildiğinde, tren durduğunda, diğer seslerde otamatikman kesilmektedir. Böylelikle fonksiyonel hallüsinasyonlar öz karakterlerine göre illüzyonlardan ve yukarıda bahsedilen hallüsinasyonlardan farklılık arzetmektedir.

Cinsel Problemlerde Hipnoterapi

(Cinsel Problemlerde Hipnoterapi)Cinsel Problemlerde Hipnoterapi

I. GİRİŞ
A. BU KİTABI KİMLER KULLANABİLİR ?
B. BU KİTABI NASIL KULLANABİLİRSİNİZ?
II. HİPNOZ NEDİR?
A.HİPNOZUN SÖZLÜK VE MİTOLOJİK ANLAMLARI
B. Hİpnozun TABİATI
C. Beynİn sağ ve sol yarImkürelerİnİn fonk
D. Öğrenilebilir bir yöntem olarak hipnoz
E. Oto hipnoz (SELF HİPNOZ
F. GEREKSİZ GİZEMLİ (RİTÜALİSTİK) İNDÜKSİYON TEKNİK LERİ
G. DERİN TRANS GEREKLİ Mİ
H. HİPNOZUN TANIMI VE YAPISI
DUYGULARINIZA SERBESTÇE YOL VERiN
DOĞRU HEDEFE YÖNELMiŞ RÜYA
SiZi SARAN GERÇEKTEN SIYRILMA ve İç Dünyaya Açılma
ZiHiNSEL GERÇEKLERLE İLiŞKiYE GEÇME
I. Hipnoz hakkındaKi mistik ve abartılı düşüncelerİn İzahı
Kendimi ve Kontrolümü Kaybedeceğim Düş
Hafızamdaki Kötü Anılarla Temasa Geçeceğim, Onların Hakkında Düşünmesem İyi Olur
Hipnoza Girdikten Sonra Hipnozdan Çıkamayacağım
Hipnotizörün Elinde Oyuncak Olur muyum?
O Kadar Güçlüyüm ki; Beni Kimse Hipnotize Edemez
Korkarım Hipnotizma İrade Gücümü Zayıf
Hipnoz Dinime Aykırıdır
J. Hİpnozun Genel Tarİhİ
DİRİMSEL MAGNETİZMA
MESMERİZM
HİPNOZ
OLUMLU DÜŞÜNCE
III. HİPNOZ VE CİNSEL HAYAT
A. ERKEKTE ÜREME VE HORMONAL FONKSİYONLAR
B. KADINDA ÜREME VE HORMONAL FONK
C. CİNSEL FONKSİYON HASTALIKLARI
D. CİNSEL PROBLEMLERDE HİPNOTERAPİYE GENEL BİR BAKIŞ
E. CİNSEL ARZUNUN YOKLUĞUNDA HİPN. BAŞARI
F. KADINLARDAKİ CİNSEL ARZU YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
G. ERKEKLERDEKİ CİNSEL ARZU YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
H. KADINLARDA ORGAZM YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
I. ERKEKLERDE ORGAZM YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
İ. HER İKİ CİNSEL PARTNER İÇİN AYNI ANDA KULLANILAN HİPNOZUN BAŞARISI
J.CİNSEL SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN OTOHİPNOZUN KULLANILMASI
K. CİNSEL PROBLEMLERDE HİPNOTERAPİ’NİN EVRİMİNDEKİ SON BASAMAKLAR
IV. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT(I)
A. TEMEL OTOHİPNOZ
B. DOĞAL Rİtmİk Solunum
C. BİLİMSEl Vücut Gevşemesİ
D.OLUMLU HAYAL KURMA
E. Oto telkİn
F. GERİ DÖNÜŞ
G. Temel OTOhİpnoz İÇİN HAZIRLIK
H. PRATİK YAPMA PROĞRAMI
TEMEL OTOHİPNOZ SENARYOSU
a.Faz I. Doğal Ritmik Solunum
b. faz II. bilimsel vücut gevşemesi
c.faz III. olumlu hayal kurma
d. faz IV. oto telkin
e. faz V. yeniden giriş
I. TEMEL OTOHİPNOZ ÇALIŞMASINDA FAZI VE FAZ II’YE ALTERNATİF YOLLAR

V. İNSAN CİNSELLİĞİ: ZEVK VE ACI (MUTLULUK VE STRESS)
A. İNSAN CİNSELLİK DEVİNİMİ
B. CİNSEL BOZUKLUKLAR
Arzu Aşaması
Tahrik Aşaması
Orgazm Aşaması
C. CİNSEL PROBLEMLERİN NEDENLERİ
* Organik Nedenler
D. CİNSEL HAYATTA OLUMSUZ DÜŞÜNCE ( CİNSELLİK VE DÜŞÜNCENİZ)
E. ORGANİK NEDENLERE BAĞLI OLUMSUZ CİNSEL DÜŞÜNCE
F. EŞLER ARASINDAKİ NEGATİF (OLUMSUZ) CİNSEL DÜŞÜNCE
İyi Eş Vakası
Strese Bağlı Bir Vaka Takdimi
Rollerin Değişmesi İle İlgili Bir Vaka Takdimi
G. ÖZEL PROB. BAĞLI OLUMSUZ CİNSEL DÜŞÜNCE
Ufak Boyluluk Problemi Üzerine Bir Vaka
Ekonomik Güçle İlgili Bir Vaka
Akademik Kariyer İle İlgili Bir Vaka
Arzu ve İsteğin Kaybolması İle İlgili Bir Vaka
Unutulmayan Etkili Anılarla İlgili Bir Vaka
H. İNANÇLAR HAKKINDA OLUMSUZ VE NEGATİF CİNSEL DÜŞÜNCELER
Üniversitede Aşırı Cinsellik Fantazileri İle İlgili Bir Vaka
Orgazma Ulaşamamak İle İlgili Bir Vaka
Günah Duygusu ile İlgili Bir Vaka
Karmakarışık Duyg. Yaşama İle İlgili
Cinsel Birlik. Korkma İle İlgili Bir Vaka
Bir Doktorun Çıkmazı
Vaginismus iİle İlgili Bir Vaka
I. KENDİ CİNSEL DÜŞÜNCENİZİ TEST EDİNİZ
VI. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT (II)
A. CINSEL TEDAVİ İÇİN TEMEL OTOHİP. HAZIRLIK
B. PRATİK PROĞRAMI
C. NEGATİF DÜŞÜNCELERİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN YÖNTEMLER
Çöpleri Yakma
Temiz Bir Mazi
Sanatkarlık
D. RAHATSIZ EDİCİ DÜŞÜNCELERİ BERTARAF ETMEK İÇİN YÖNTEMLER
Düşünce Filtresi
Sihirli Zaman Düğmesi
Elektrik Süpürgesi
Eğer Dünyayı Yönetseydiniz
Aynalarla Dolu Oda
Zevk Enstrümanı
VII. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT (III)
A. CİNSEL BOZUKLUKLARDA TEMEL OTOHİPNOZ KULLANILMASI
B. ARZU EKSİKLİĞİ OLANLARDA TEDAVİ YÖNTEMİ
Arzuya Giriş (Erkek ve Kadınlar İçin)
Kristal Küre ( Erkek ve Kadınlar İçin)
İstek-Kontrol Misyonu (Erk. ve Kad. İçin)
C. TAHRİK PROBLEMLERİ OLANLARDA TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Aşk Güzeldir (Erkek ve Kadınlar İçin)
Film Seyretme (Erkek ve Kadınlar İçin)
Tahrikin Kontrolü İçin (Erk. ve Kad.İçin)
Arzulu Eşiniz (Sadece Kadınlar İçin)
D. HERHANGİBİR CİNSEL PROB. İÇİN YÖNTEMLER
Güzel Bir Aşk Sahnesi (Erkek ve Kadınlar İçin)
İç Duyguların Farkına Varma (Erkek ve Kadınlar İçin)
VIII. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT (IV)
A.CİNSEL FANTAZİLERDE OTOHİPNOZUN ROLÜ
IX. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT (V)
A. HİPNOTİK DENEMELERDE TEMEL OTOHİP. PAYI
Mary ve Joe’nun Arzuya Girişi
Sean ve Flo’nun İkinci Vücut Seyahatı
Alice ve Steve’ın Aşk İlaçları
Gwen ve Duare İçin Hoşlanım Apareyleri
X. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT (VI)
A. HOLİSTİK AŞK İÇİN TEMEL OTOHİP. ADAPTASYON
B. CİNSELLİK VE MENTAL DÜŞÜNCENİZ
C. CİNSELLİK VE FİZİKSEL YAPINIZ
Bilimsel Gevşeme
Kültür Fizik Egzersizleri
Beslenme Alışkanlıkları
D. CİNSELLİK VE RUHSAL DÜNYANIZ
E. CİNSELLİK VE KİŞİLER ARASI İLİŞKİLERİNİZ
F. HOLİSTİK AŞK İÇİN HİPNOTERAPİNİN KULLANIMI
Savaş Sahnesi
Doktor Hayali
Sağlığınızın Görünümü
Ruhsal Yürüyüş
Zihinsel Düşüncenizin Sesi
Eşinize Mektup
Sizin En Zayıf Tarafınız

XI.EŞLER ARASINDAKİ UYUM
A. EŞLERİN ZEVK DUYGUSU
B. ÖZEL BİR HAFTA SONU
C. ÖZEL BİR GÜN
XII. HİPNOZUN DİĞER KULLANIM ALANLARI
A. HİPNOZUN TIPTA KULLANIMI
Hipnozun Anesteziolojide Kullanımı
Hipnozun Dermatolojide Kullanımı
Hipnozun Migrene Bağlı Başağr. Kullanımı
Uygarlığın Dört Belası ve Hipnoz
Hipnozun Doğmamış Bebeklerin Cinsiyetlerinin Tesbitinde Kullanılması
B. KÖTÜ ALIŞKANLIKLARIN TEDAVİSİNDE HİPNOZUN KULLANIMI
Oburluk
Sigara
Alkol
C. ÖĞRENMEDE HİPNOZUN KULLANIMI
D. SANATTAKİ YARAT. HİPNOZUN KULLANILMASI
E. ENDÜSTRİDE VE İŞ ALEMİNDE HİPNOZUN KULLANILMASI
F. SPORDA HİPNOZUN KULLANILMASI
XIII. SONUÇ
KONU İNDEKSİ
YAZAR İNDEKSİ
MEFHUMLARIN SÖZLÜK ANLAMLARI
XIV. MEDYADA SEKSÜEL SAPIKLIKLAR

Allerji ve Deri Hastalıklarında Hipnoterapi

ÖNSÖZ (Allerji ve Deri Hastalıklarında Hipnoterapi)alerjivederi

1975 yılında başladığımız insan psişiğindeki gezintilerimiz; hipnotik fenomen olgusuyla karşılaştığında, yepyeni ve esrarengiz bir dünyanın kapısının eşiğinde olduğumuzu farkettim. Bilinmeyene ve gizemli olana karşı duyduğumuz ihtiras seviyesindeki tecessüs; yıllarımızı peşine katarak bizleri 1993’lere getirdi.

18 yıllık bir gezinti boyunca çeşitli kilometre taşlarına ulaştık. Başlangıçta amatörce ve gençlik heyecanı ile girdiğimiz bu yol, bizi kendisine çekerek profesyonelce bir gelişim çizgisi izledi.

Tıp tahsilinin bize bahşettiği imkanları da değerlendirerek; soma ile psi arasındaki derin, anlamlı ve determinist ilişkiyi gördük. Kıymetli nörofizyolog Prof. Dr. Üner TAN’ın bizlere nöro fizyolojiyi sevdirmesi, çalışmalarımıza nörofizyolojik bir boyutta kazandırdı. Araştırmalarımızın bir çoğunu labaratuara taşıyıp, iyi bir gözlemci olmaya gayret ettik. Sonuçlarımızı tekrar tekrar irdeleyip, dünyadaki gelişmelerle doğrulamaya çalıştık.

Henüz tıp tahsilinde iken tanıştığım, merhum nöropsikiyatrist Prof. Dr. Recep DOKSAT Bey, bizlere bilinmeyen bir dünyanın kapılarını açıp sağlam referanslarla yol gösterdi. Psişik çalışmalardaki metodolojisi bizlere en kıymetli bir miras olarak kaldı.

İnsanın gizemli ve harikulade ruh dünyasındaki gezintilerimiz çoğaldıkça; hayretimiz, hayranlığımız ve bir o orandaki bilgisizliğimizin ve hiçliğimizin boyutlarını yaşadık. Bilinmeyen Dünyamızın araştırılmasında, psişik determinist kanunların bulunmasında, sonuçlarının tahlilinde hipnoz gibi kıymetli bir araştırma metodumuz vardı. Çağdaş psikolojinin kurucularının da; hemen hemen tamamının belirli bir seviyeye ulaşana kadar hipnozu kullanması, bu iddiamızın ne kadar doğru olduğunu göstermektedir.

Bu çerçevede insanın ruh dünyasına tuttuğumuz hipnoz projektörü aracılığı ile bir çok psikolojik olguyu mercek altında inceleme imkanını bulduk. İnsanın mental, motor ve kognitif gelişmesinin nörofizyolojik incelemesini yapabildik. Sonuçta psikosomatik tıbbı yakaladık.

Psikisomatik tıbbın o kadar küçümsenecek bir hadise olmadığını bizzat müşahade ettik. Meslek hayatımza atıldığımız günden beri, serbest hekim olarak çalışmanın verdiği avantajları da kullanarak; birçok vaka tahlili ve takibi yaptık. Sonuçlarını değerlendirdik.

İnsan somasının nasıl psişiğini etkileyip kişiyi mutlu veya mutsuz kıldığına tanık olduk ise; insan psişiğindeki dalgalanmaların bedensel fonksiyonlara verdiği arızaları da gözlemledik. İnsandaki enfeksiyon hastalıklarının, yaralanmaların, felçlerin, bedensel organik problemlerin insanı ciddi olarak üzdüğünü ve ruhsal yönden yıkıma sürüklediklerini müşahade ettik. Aynı şekilde psikolojik endişeler,stresli bir hayat, korkular, beklentiler, hayal kırıklıkları, çevresel olumsuzluklar da; insan bedeninde de aksülamel (yansıma) bulmaktadır. Terlemeler, çarpıntılar, baş ağrıları, kolitler, ishaller, kabızlıklar, mide ağrıları, yorgunluk hisleri hep bu çerçevede değerlendirilmelidir.

İşte insanın psişiğinde kopan fırtınalar, en belirgin olarak insan cildinde cevap bulmaktadır. Yıllardır merak ettiğim; “Deri ruhun aynasıdır.” veciz sözünün anlamın yeni yeni kavradım. Kıymetli dermatolog Doç. Dr. Özcan AŞÇIOĞLU ile yaptığımız sohbetler esnasında, bu sözün derinliklerine inmeye çalıştık. İnsan cildinin bu esrarengiz özelliği beni çok cezbetti.

Bu cazibe üzerine, psikosomatik tıbbın dermatoloji üzerine olan etkilerini araştırdım. Sonuçta tarif edemeyeceğimiz bambaşka bir ilişkinin ortasında kaldım. Yılların birikimi olan, bu bilgi erişiminden konuya hassasiyet duyanların da ulaşmasını arzuladım.

Bireysel yaptığımız çalışmaları, uluslararası güvenli referanslarla desteklemek ihtiyacını duydum. Bu nedenle yurt dışında yayımlanmış, özellikle allerji ve deri hastalıklarındaki hipnoterapi çalışmalarını araştırdım.

1985 yılında yayımladığımız “Gerçeğin Dirilişine Kapı HİPNOZ” kitabımızda incelediğimiz hipnotik fenomenlerin, psikosomatik tıbba ve dolayısıyla dermatolojiye nasıl yansıdığını gördük.

Yurt dışı çalışmaları arasında en ciddi olarak gördüğüm Dr. SCOTT’un çalışmalarını kendimize kaynak aldık. Dr. Micheal C. SCOTT bir dermatolog ve hipnologdur. 40 yıllık dermatolog ve hipnolog olarak yaptığı klinik çalışmalarını değerlendirmiş ve psikosomatik tıbba büyük katkıları olmuştur. Dr. SCOTT’un 1960’lı yıllarda yayınladığı “HİPNOTERAPİ” kitabı ve makaleleri bu çalışmamızın oluşmasında temel referans olmuş, kitabın bir çok bölümünden iktibaslar yapılmıştır.

Biz bu çalışmamızı HİPNOZ kitabımızın 2. cildinde bir bölüm olarak vermeyi düşünürken klinik uygulamalarımızda çok yararlı sonuçlarını gördüğümüzden tüm hekimlerimizin ve hastalarımızın yararına sunmayı ve genişletmeyi uygun bulduk.

Bu arada çalışmamızın bir çok yerinde eksiklikler hatalar olabilir. Türkiye’de ilk defa böyle bir çalışmayı yapmış olmanın verdiği çaresizlik yüzünden bizi mazur göreceğinize inanıyoruz. Eksikliklerimizin ve hatalarımızın yeni bakış açıları ve teklifleriniz ile kapatıp bizlere yardımcı olacağınıza inanıyoruz.

Bilimsel etkinliğe katkı olabilecek her türlü eleştiri, en kıymetli şekilde değerlendirilecek ve daha sonraki çalışmalarımızda yerini bulacaktır.

Muhabbetlerimizle…

Dr. TAHİR ÖZAKKAŞ
5.5.1993 İncesu/KAYSERİ