Diş Hekimliğinde Hipnoz

DOV GLAZER

New Orleans,LA, USA

Çeviren: Dt. Bülent Oranlıer

GİRİŞ

Bu bölüm ortalama ömrü azaltmada en büyük suçlu olan insan anatomisi ile ilgilidir. Ağız bununla birlikte,sigara,alkol ve uygunsuz besinlerin hepsi ağız boşluğundan geçer.

Yanlış beslenmeye bu ciltte başka bir yerde değinilirken (bkz. bölüm 15) burada odak diş ve zihin sağlığı doktorlarına ağız problemlerinin hipnotik yönetimi için anlayışlı çözümler sağlamaktır.Bir yaklaşım önerilir ve yoğun özel pratik ortamında hipnoz stratejilerinin uygulanışını etkili, vakit kazanan ve pratik yapmak için senaryolar sağlanıyor.hasta konforunu artırmak, iyileşme sürecini hızlandırma,ilaç alınımını azaltma ve zaralı ağız alışkanlıkları (parmak ve baş parmağı emme, aşırı bulantı refleksi, bruksizm ve sigara içme) ile ilgili stratejiler okuyucunun ilgisine sunuluyor.Bu hipnotik stratejileri uygulamak, bakımın kalitesini ve onu sağlamadaki tatminini artırabilir.

AĞIZ BOŞLUĞUNUN MERKEZLİLİĞİ

Ağız boşluğunu insanın varlığının merkezi olarak görmek için zorlayıcı nedenler var.Freud’cu psikoseksüel teoriye göre psikolojik gelişme 3 aşamaya ayrılır. Oral aşama (ilk yıl), anal aşama (2. ve3. yıl) ve genital aşama (yaklaşık 13 veya 14 yıl) genellikle önceki aşamaların bir yada her ikisin dede bireyin hayatının geri kalanını etkileyen libidal enerji mevcuttur. Freud’un kendi anlatımı ile, ağız; bebek ve çevresi arasında ilk aracılık görevi yapar. Sadece doğru besini alma aracı olarak değil ayrıca cinsel zevk sağlayan erogenous bölgesi olarak da görev yapar. Eğer bebek oral aktiviteyle alakalı anksiyete hissederse oral bir bağımlılık sonuç verebilir. Bağımlılık birey tarafından ‘’oral karakter’’ olarak tanımlanan bir kişiliğe sahip birey üretir. Oral bağımlılığının diğer sonucu doyurucu (tatmin edici ) beslenmedir . Birey oral aşama boyunca çevresine bir güven yada güvensizlik duygusu geliştirir.

Güven annenin bebeğin biyolojik ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğine dayanır, ki bu bebeği onun arzuladığı gibi beslemektir.

Çağdaş diş hekimi onaylar ki; bu sağlık bakım alanında uzmanlık ağız boşluğundaki yumuşak ve sert dokuların cerrahi ve tıbbi yönetimin ötesindedir. Hastanın psikolojik bakımında iyi olması etkili, kapsamlı bakımın ayrılmaz bir parçasıdır. Hastanın ağız boşluğunu fiziksel olarak iyi bir durumda olmasının ötesinde, başarılı tedavide ilgili bir faktör ağız boşluğuyla ilgili hastanın psikolojik olarak iyi bir durumda olması hastanın bir bütün olarak iyi olmasının ön şartıdır .

DİŞ HEKİMİNİ ZİYARET ETMEK BÜYÜLEYİCİDİR

Hipnoz diş hekiminin hastalarla olan ilişkisinde her gün önemli bir rol oynar.diş muayene odasına yürüyen korkmuş hasta çok kesin olarak bir trans halindedir.Klinik hipnozda eğitimli bir diş hekimi bu yoğun güçsüzlük ve korku durumunu ister bir rahatlama ve konfor durumuna dönüştürebilir. Muhtemelen klinik hipnozun diş hekimine en büyük yararı bilinç durumunu far etme ve hastanın konforunu artırmak için sözlü ve sözsüz hipnoz stratejilerini uygulama yeteneğinidir.

Diş hekimi hastanın dikkatini başka yöne çekmek ve dişçi koltuğunda incinebilir kişi olma korkutucu duygusundan uzaklaşmak için mevcut çeşitli araçlara sahiptir. Kişiselleştirilmiş 3d monitörde eğitimsel veya eğlendirici bir video programı sunmak görsel olan fakat görsel işitsel hayal etmede gönülsüz hastalar için aşırı derecede etkilidir. İşitsel kasetçalarlı bir kulaklık . İşitsel olan ve gözlerini kapamaya hazır olan bir hasta için etkilidir.Kimyasal mistik bir deneyim yaratmak isteyen bir hastaya nitrükoksit,oksijen bilinç sakinleştirici önerilebilir. Bu yatıştırıcı tekniklerin her birinin etkililiği diş hekimi ve operatör tarafından önerilen hipnotik telkinlere bağlıdır.Söylenen hissedilen etkiler diğer hangi araçların kullanıldığından bağımsız olarak,en önemli değişmez ,doktorun sözleri ve tutumudur.Hastaya hipnotik olarak olumlu fikirler ve telkinler önerme dövüşme uçma ve ısırma tepkisi ve sakin serin kanlı ve rahatlamış deneyim arasındaki farkı yaratır. Olumlu hipnotik fikirler ve telkinler hastaya diş çekiminden hemen sonra hemostasis yaratma , iyileşme hızını artırma ve operasyon sonrası rahatsızlığı azaltmada hastaya yardımcı olur.Klinik hipnoz stratejileri ayrıca bruksizm, parmak emme ve tırnak yeme gibi zararlı ağız alışkanlıklarını azaltmada çok faydalıdır. Ek olarak, hipnoz hiperaktif bulantı refleksinden muzdarip veya sadece gerekli diş randevularını gerçekleştirmede başarısız ‘’zor’’ hastaların kontrolünde de aşırı derecede yararlıdır.

Klinik hipnozu kullanmada 3 aşama vardır.İlk olarak, diş hekimliği pratiğinden daha yüksek derecede uzmanlık ve zevk almaya yöneltebilmek kendi kendine farkındalığı daha yüksek seviyeye çıkarmada araç olarak.

Kendi kendine hipnozu öğrenme, tecrübe etme ve pratik etme inanılmaz derecede ödüllendirici bir kişisel gelişim aracıdır.Bunun ötesinde, diğer tıp alanlarında doktorlarla görüşmek aşırı derecede eğitici ve aydınlatıcı olabilir.Bizim cemiyetimizde klinik hipnoz amerikan topluluğunun eleman bölümü 2 ayda bir gelişmeleri ve klinik hipnozun durum çalışmalarını tartışmak için toplanır.Resmi görüşmelerin yanında, bu yazar diğer 3 meslektaşı ile (bir genel cerrah,bir çene cerrah, bir psikiyatrist) ile ayda bir kez temel olarak hipnoz tekniklerinin küçük grup pratiklerini gerçekleştirmek için toplanır.Sıra ile (OPERATÖR)ve (denek) olur. Toplantıları videoya kaydeder ve kişisel deneyimlerimizi gözden geçiririz. Bu grup bu toplantıları 1993 den beri gerçekleştiriyor ve bizim hala düzenli olarak toplanmamız hipnoz üzerine araştırma yapmamın değerinin bir kanıtıdır.Hastanın konforunu ve ortak çalışmasını artırmak için direk ve dolaylı sözlü ve sözsüz mesajların sunulduğu hipnotik olarak sakin diş hekimliği çevresi yaratılarak 2. seviye başarılır.Bu seviyede dış kaynaklar veya doktor tarafından üretilen işitseller ve video kasetler sunulabilir.Arka fon müziğinden havadaki aroma ekibin cana yakınlığı ve hastaya olan gerçek ilgiye kadar olan ofisin ambiyansı dişsel tecrübeyi etkileyecektir.Yeteri dozdaki pozitif hipnotik telkinlerle nitrükoksit oksijen bu aşamada etkilidir.Klinik hipnozda ileri düzeyde eğitimli bir diş hekimi hipnotik müdahalenin 3. aşamasını önerebilir.Bu aşamada açık hipnotik etkileşimler kullanılır.Hastayla görüşülür, hipnoz terimi gerçekten kullanılır, bir tarih alınır,rıza formları imzalanılır, toplantı video kasete alınır,hipnotik indüksiyon profili uygulanır ve eğer uygunsa hastaya hipnozun nasıl yararlı olduğunun öğretilmesini isteyip istemediği sorulur.Diş hekimlerinin hastaların davranışlarından ziyade dişlerine şekil verirken çok daha rahat hissetmelerine ve zihin sağlık profesyonellerine uygun göndermeler yapmaya karar vermelerine rağmen kısa hipnotik müdahalenin diş hekimi tarafından yapılmasının uygun olduğu durumlarda vardır.Bazı aşamalarda her dişsel pratik hastayı korkutmuştur.Ve rahatlatmak için telkin önermek isteyen bir diş hekimi bu bölümün içeriğinden faydalanmalıdır.

GİZLİ HİPNOTİK ETKİLEŞİM

İlk doktor hasta göz göze etkileşim en can alıcı olandır.Genellikle, hasta kavga –uçuş- ısırma tepkisinin bir derecesindedir.Ve diş hekimi hastanın diş durumundaki konforunu artırmak için bu hipnotik hali bastırma fırsatına sahiptir.Hipnotik etkileşim ilk kelime söylenmeden başlar. Hipnozun etkileşimin bir parçası olduğu adına yazılı ve sözlü bir kontrata girmek için açık bir gayrete girmeye gerek yok ve hasta anında trans durumuna geçer.Diş hekiminin ilk adımı hastanın sandalyesini doktorunki ile aynı seviyeye çıkartmaktır.Kişisel mesafenin ihlal edilmediği ve durumu kontrolde hastaya eşitlik duygusunu iletmek için doktor sandalyesini 5-6 fit geriye çeker.

Tıbbi diş hekimliği sağlık geçmişini gözden geçirildikçe ve dişlerle ilgili sorunlar

Tartışılırken doktor hastaya doğru yaklaşır.Bir noktada hastaya arkadaşlarının onu hangi isimle çağırdığı sorulur. Ve bu ismi kullanmak için izin istenir.Tıbbi ağız incelemesi yapılmadan ve herhangi bir operatif prosedür uygulanmadan hastanın kontrol duygusunu artırmak için aşağıdaki sözler kullanılır.

Jane sana çok ilginç bir şey göstermek için elimi omzuna koymak istiyorum Omzuna biraz basınç uygulayabilir miyim ? (izin genelde bir baş sallaması şeklinde gösterilir.ve vücudun yüzden uzak parçaları nazikçe fakat yinede sertçe sıkılır.Bunu hissedebiliyorsun değil mi?) Hissetmek doğru, aynı şekilde yaptığımız her şeyin senin için olduğunu hissedebilirsin.Hissetmek doğru ,herhangi bir nedenle durmamızı istersen yada herhangi bir şey hakkında sorun varsa, sadece sol elini kaldır.(sağ elini kullanan diş hekimi için sol el bilekten nazikçe kaldırılarak kucaktan 15 cm yukarıya kaldırılır.)Bilmek istediğin her şeyi sana her zaman söyleyeceğiz.Eğer merak ediyorsan senin seyretmen için bir el aynamız var. (10 cm lik aynayı sağ elde tutulması için öner.) Bir çok insan sadece gözlerini kapatmayı tercih eder.Sen ne istersin.

Şu not edilmelidir ki bu hasta-yetki verme etkileşiminde , ağrı, acı ve rahatsızlık kelimeleri hiç kullanılmamıştır. Hasta:’’ doktor hiçbir şey hissetmek istemiyorum ‘’ dediği zaman ima acı hissetmekten kaçınma arzusudur. Hissetmek ve acı terimleri kendi arasında değişebildiği için , büyülenmiş hastaya uygun değişik bir tutum sunulur.Hasta daha pozitif bir tavsiye için hazırdır ve diş hekimi koltuğu geriye yatarken aşağıdaki telkinler önerilir:

Koltuğun arkası yavaşça geriye doğru yaslanırken ne kadar rahat olduğunu fark et.Bu koltuk sana mükemmel bir destek veriyor.Bu sadece kendinin harika rüya gibi rahatlatıcı duruma geçmesine izin vermen için mükemmel bir fırsat.Telefon araması,senin üzerinde bir ısrar yok,sadece senin dişlerin veya dişetin ile ilgileniyorken kendinin gevşemesine izin vermek,senin için doğru olacaktı? Gözlerinin kapanmasına izin ver,derin bir nefes al ,çenenin ve dudaklarının ayrılmasına ve gevşemesine izin ver. Yer çekimi gücünün ağzını doğal olarak açmasına üzün ver .Senin rahatlatıcı yerinde olman ne kadar rahat hissettiriyor ve ne kadar eğlenceli hoşa gider bir şekilde şaşır. Senin sıcak ,güvenli ve güvende hissettiğin mükemmel yer. Daha önce bulunduğun veya ziyaret etmeyi dört gözle beklediğin yer.Anı dağların zirvesinde yüksekte veya deniz kıyısında onu bütün hislerinle tecrübe et her an oradaymış gibi dokun, kokla duy,gör ve hisset .Bu özel zamanın keyfini çıkar.

Hastaya ağzını genişçe açmayı denemesini söylemek yerine,dişsel prosedürü başlamışken , yüz ifadelerinin bütün kaslarının gevşemesine izin verirken bu görevi yer çekiminin yapmasına izin vermek için nazik telkinler önerilir.

Bu prosedürün sonunda hastaya yaptığı ortak çalışma için teşekkür edilir ve sakin olma ve gevşeyebilme yeteneği övülür. Bir sonraki ziyarette eli omuzda hissetmenin derin bir nefes almak, ağza bakım yapılıyorken derin rahatlama tecrübesinden hoşlanmak için bir başlama işareti olarak görev yapabileceği telkini önerilir.

POST OPERATİF HEMOSTAZ TEDAVİ TELKİNLERİ;

Cerrahi müdahale yapılacak hastalarda ilave telkinler verilmelidir.Kanamaya neden olabilecek diş çekimi yumuşak doku lezyonlarının çıkartılması ve periodental cerrahi sonrasında oluşabilecek kanamalar hakkında hastaya önceden bilgi verilmeli ve aşağıdaki telkinlerde bulunulmalıdır.

Proses olması genellikle olması gerektiği gibi oldu,eğer bir problem varsa hasta detaylı bir şekilde bilgilendirilmelidir ve şimdi tedavi zamanıdır.Lütfen çekim Boşluğunun hafifçe kanamasına izin verir ki,akan sıvı gereksiz birikintileri ve toksinleri yıkayarak dışarıya atsın .O zaman kanamayı durdur ki çekim boşluğu kan pıhtısıyla dolsun ve pıhtı oluşabilsin. Vücudun bunu nasıl yapacağını bilir(2*2 boyutlarında çekim boşluğuna gaz tampon koyun) herhangi bir yeriniz kesildiğinde yaptığımız gibi önce kesilen yere basınç uyguladığınız gibi çekim boşluğuna gaz tampon yerleştirerek ısırın.Çekim boşluğunu dış etkenlerden koruyun , çekim boşluğunda çok kısa bir sürede koruyucu bir tabaka oluşacak ve ileriki günlerde bu tabaka kat kat çoğalacaktır.Takip eden aylarda ise çekim boşluğu kemikle dolacaktır.Amacınız çekim boşluğunun iyileşmesini doğal yolla sağlamaktır.Nasıl kolumuzda herhangi bir kesik olduğunda yarayı korumak için elinizden geleni yapıyorsanız çekim boşluğunu korumak içinde Zaralı şeylerden kaçınmanız ve sağlıklı yiyecekler tüketmeniz gerekir.24 saat boyunca sigara içmeyiniz, baharatlardan sakınınız, serin ve tatlı yiyecekler tüketiniz.Soğuk gereksiz şişmelere engel olur ve şeker iyileşmeyi hızlandırır. Dondurma ve süt ürünleri kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar ve iyileşme sürecini hızlandırır. Tükürüklerimizin immünglabülinler ve yıkama etkisi nedeniyle ağız boşluğu mukozası vücudun en çabuk iyileşen bölgesidir.Yaraya gereken özeni gösterin ve ne kadar hızlı iyileştiğini görün. Eğer herhangi bir sorununuz olursa evden muayenehaneyi arayın.(hastaya çekim sonrası hazırlanmış bakım broşürü verin ve ev telefonunuzu kendi el yazınızla yazın ) Hastaya ağrı kesici amaçlı değil kendini daha rahat hissetmesi için önerin

GERÇEKTEN SİGARAYA BAŞLAMAK İSTİYOR MUSUNUZ

Hipnozun kullanılabileceği alanlardan biride 3 dak. Da sigara bıraktırmaktır. Fakat bu çok iyi bilinmemektedir.Oral muayene ve kanser taraması sırasında eğer hastanın sigarayı bırakacağına dair bir belirti var ise aşağıdaki diyalog çok yararlı olabilir.

Doktor: en son sigaranı ne zaman içtin?

Hasta cevap veriyor:muayenehaneye gelirken yolda yarım saat önce

Doktor: yani son sigaranı 6 mayıs 1997 saat 3 de içtin. Gerçekten sigara içmeye başlamak istiyor musun?

Hasta(duraksayarak) 18 yaşımda sigaraya başladığımda hiç hoşuma gitmemişti.Her seferinde bir sigara yaktım ve içime dumanı çektim,sigaraya başladım.Şu anki bilgimle bugün yeniden başlama isteği duymuyorum.

Doktor:başlama tercihi tamamen size ait.derin bir nefes aldığınızı düşünün tuttuğunuzu ve yavaşça bıraktığınızı farz edin.Günde 8 fincan su içmenin ne kadar iyi bir alışkanlık olduğunu farz edin. Ağzınızı temiz ve sağlıklı hissetmeniz için dişlerinizi ve dilinizi günde birkaç kez nazikçe fırçalayın.

İnsanlar bir şeyi bırakmaktan nadiren hoşlanırlar. İnsanlar bırakmaktan başlamaya odaklanmalıdır. Bu strateji bırakmadaki başarısızlık korkusunu ortadan kaldırır, doktor hasta ilişkisini germez.Eğer daha yoğun bir etkileşim istenirse hasta bir psikiyatriste veya sigara bırakma kliniğine yönlendirilmelidir.

Ulusal kanser enstitüsüne göre diş hekimleri eğer hastalarını sigarayı bırakma konusunda gerekli ilgiyi gösterirlerse hastalarını sigarayı bırakmalarında önemli rol oynayabilirler .Sigara içenlerin %95’i herhangi bir sigarayı bıraktırma programıyla bağlantısı olmadan sigarayı bırakmışlardır.Bunda motivasyonlarının yüksek olması ve kendilerine güvene ilaveten ailelerinden arkadaşla doktor ve diş hekimlerinden aldıkları cesaret rol oynamıştır.Gerçekte,klinik çalışmalar hastalarına sigarayı bırakma konusunda kısa mesajlar verilmesinin olumlu sonuçları 2-10 kez artırdığını göstermektedir.

AERATÖR SESİNDEN HİÇBİR ŞEY DUYAMIYORUM.

Şunu yapmanızı istiyorum değil, olumlu güçlü telkinler şeklinde olmalıdır. Örneğin: her gün diş ipi kullanmayı unutma yerine, her gün diş ipi kullanmak diş etlerinin sağlıklı kalmasını sağlar biçiminde telkinler daha olumlu cevaplar alınmasını sağlar. ( Gevşeme) Rahatlık, nefes alımı uzaklıkta.

Eğer hasta diş hekimi muayenesinde belirgin bir endişe duyuyorsa ve hipnozla kısa bir sürede sakinleşmek isterse, 1982 yılında bir müellifin geliştirdiği bir 5 dakikada gevşeme egzersizi önerilir. Hasta bu egzersizi yaparken doktora gerek yoktur. Bu kasetin bir kopyası hastaya evde çalışma yapması için verilebilir ve ya bu hastanın tedavisinin 1.seansı olarak muayenede dinletilebilir.

I.     GİRİŞ

 Önümüzdeki 5 dakika içinde Hipnotik transa girmek için etkili bir teknikle karşılaşacaksınız.Sadece telkinleri dinleyiniz, önerileri yapınız, tekniğin sürpriz ve eğlendirici etkisini görünüz.

II.    UYGULAMA

A-   Gerilim

Dikkatinizi ellere odaklayınız. El avuçlarını birbirine yapıştırın ve parmakların temasını sağlayın. Ellerinizi çene hizasına kadar, dirsekler vücuttan ayrı olacak şekilde kaldırınız. Gerginliği parmaklarınızda, ellerinizde, kollarınızda omuzlarınızda, boynunuzda hissedecek kadar basıncı artırın. Dişlerinizi sıkın, gerilimi çenenizde, yüzünüzde ve başınızda hissedin.

Gözlerinizi sıkınız, kafanızı sıkıca bastırınız.

Gerilimi hissedin.

B-    Gevşeme

Şimdi gevşeyin, eller aşağıya, gözler kapalı. Burnunuzdan derin bir nefes alın ve tutun, şimdi yavaşça bırakın. Rahat, huzurlu, gevşemiş . Dudaklar bir arada, çene gevşemiş ve rahatlamış. Gözler kapalı, kollar ve bacaklar rahat bir pozisyonda vücudunuzun rahatça koltuğa gömülmesine izin verin. Gerilimin tepeden tırnağa aktığını hissedin, başınızın çevresindeki kasların, şakaklarınızın, alnınızın, kaşlarınızın, gözlerinizin, burnunuzun, yanaklarınızın, dudaklarınızın, çenenizin, çene ucunun, kulakların, boynun omuzların, kolların ellerin, parmakların gevşediğinin arkına varın.

III.  TELKİNLER

Gevşemeyi tümüyle hissedin, kendinizi sıcak emin ve güvende hissedin. Yeniden burnunuzdan çok çok derin nefes alın tutun, yavaşça nefesinizi bırakarak gerginlikten kurtulun. Kendinizi gerginlikten kurtulmuş, iyi rahatlamış ve güvende hissetmenin sadece bir nefes uzakta olduğunu hissedin. Bunun gerçekleşmesini isteyin, olmasını umun, olacaktır. Sakinliğin huzurun tadını çıkarın.

IV.   UYANMA

Şimdi eğlendirici gevşemiş dinlenmeden, sonra uyanma zamanıdır. Kendinizi doğal olarak yenilenmiş, zinde canlı hissedin. Bedenen, zihnen sağlıklı hissedin. Gözler açık ve parlak uyanık ve tazelenmiş. Uygulamaya, tedaviye hazır.

Bu teknik, baş, yüz ve ağız gibi innervasyonun çok yoğun olduğu vücut bölgesine odaklandığı için çok etkilidir. Beyin beden ve beden beyin etkilerinin en belirgin baş, yüz ve ağız çevresinde görülür. Ağız çevresindeki oblik kasların hafifçe kasılmasıyla ortaya çıkan gülümseme insanların keyfinin yerinde olduğunu gösterir. Massater ve temporal kasların kasılması ise sadece ağız çevresinde ya da yüzde değil, Fakat bütün vücutta gerginlik hissedilmesine sebep olur. Doktor kasette hastalarına yalnızca gevşemeyi değil, kas gerilimlerine bağlı baş ağrıları ve bruksizme engel olmayı öğretebilir.

AĞRI GERÇEKTEN SADECE BEYİN KAYNAKLI MIDIR?

Baş ağrısı ile uğraşan doktorların tüm tıbbi ve diş hekimliği üzerine araştırmalar sonucunda herhangi bir neden bulamayıp buna psikolojik açıdan bakmaları ilginçtir. Temporal bölgedeki gerilime bağlı baş ağrıları bruksizme veya maloklüzyonlara bağlanabilmektedir.

Kas gerilemelerine bağlı baş ağrıları ile ağız ilişkisini anlatmak için, sağ elinizin parmak uçlarını hastanın sağ şakağına, sol elinizi parmak uçlarını da sanki masaj yapacakmış gibi yerleştirin. Dişleri kenetlensin, kaslarındaki şişkinliği hissedin. Ağız kapağında, dişler rahatça düzgün kenetleniyor mu? Her iki tarafta da kaslar eşit olarak kasılıyor mu? Eğer dişler rahatça kenetleniyorsa soğuğa ya da basınca duyarlıysa, çene yana kaymadan ağız yeteri kadar açılamıyorsa, çene açılıp kapanırken kulak çevresinden anormal sesler geliyorsa, çiğneme kasları hiperaktif ve perküsyona duyarlı ise, mandibuler eklem fonksiyon bozukluğu açısından değerlendirilmelidir. (T.M.O.) (Tempora mandibuler diş arden )

T.M.D, daha popüler olan T.M.J. Tempora Mandibuler Jant Pain Dysfunction, Syndrome için kısaltılmış şeklidir, nin yerini anlamaktadır.

Bu bozukluk mandibulanın kafatasıyla iskeletsel uyumsuzluğu ve çiğneme kaslarının baş boyun bölgesi kaslarıyla nöromusküler dengesizliğiyle karakterine ortopedik bir sorun olarak da görülebilir. Eğer alt çene asılmış kapanma örneği kapatılmaya çalışılırsa, dişler karşılıklı düzgün kapanamazlar, sadece birkaç diş üzerine anormal basınç gelir.

Nöromüsküler sistem, tam kenetlenmeye engel olarak bu dişleri aşırı basınçtan korur, ama bu çiğneme kaslarının aşırı yorgunluğu ile sonuçlanır. Bu fizyolojik olmayan durumun devamında altçene disfonksiyonu kas spazmı ve ağrı meydana gelir.Bu siklus karşıt dişler rahat kapanış sağlayacak hale gelinceye kadar ve ağrısız kapanış alışkanlığı edinilene kadar devam eder.

T.M.D. nin etkili tedavisinde iki pronged yaklaşıma ihtiyaç vardır. Bunla Noious dental uyanmaların elimine edilmesi ve çiğnem ve yüz kaslarının tıbbi olarak gevşetilmesidir.

İlaç kullanımı ve masan sore kasların tedavi sürecini kısaltabilir. (etpediale). Fiziksel etkenlerin ortadan kaldırılması zamanla genleşmiş ya da pürüzlenmiş dolgu yüzeylerinin cilalanması kadar basit olabilir. Tedavi komple ortodantik tedaviden ızro köprü yada implant yapımına çene koruyucusuna kadar değişebilir. Fakat bazen bu kasların sıkılması ve diş teli takılması pozisyonları nedeniyle mümkün olmaz. Bu sorunun çözümü koordineli bir çaba gerektirir. Hasta çiğneme kaslarını nasıl gevşeteceğini öğrenmeli ve diş hekimi de kapanışı optimum rahatlama sağlayacak şekilde ayarlamalıdır. Kasların nasıl gevşetileceğini öğrenmek, gündüz ve gece kasılmalarına engel olmak ve dişleri aşındırmak çok kolay iş değildir. Yaklaşımlar ortodantik aletlerin ve splintten, trisiklik, antidepressan kullanımına konsültasyonundan hipnozla gevşeme eğitimine kadar değişebilmektedir.

Daha önce tanımlanan 5 dakikada gevşeme egzersizinin hastanın rahatlamasına yardımcı olduğu ve dişlerinin dengeli kapanmasını sağladığı kanıtlanmıştır. Dişler ayarlandıktan sonra, egzersizin çenenin yeni pozisyonunda gevşemeye yardımcı olduğu saptanmıştır. Eğer kaslar hala gerginse masajla kasları gevşetmek doğrudur.

Akut baş, yüz ve alt çeneye egzersizler gün boyu birçok kez tekrar edilmelidir. Daha sonra ise baş ağrısı tekrar ederse yinelenmelidir.

Bruksizmin sebebi abscure ve dispuled dir. Varsayılan nedenlerden birisi dişlerin fonksiyon ve ya dinlenme esnasında anatomik etkileşimidir.

Zihinsel bozuklukları olan çocuklarda bruksizm daha sık görülmektedir. (Pedenson ve Schneider, 1991)

Çocukluk çağında bruksizm çeşitli …….. neden olmaktadır. Diğer kalıcı olarak hasar görebilmektedir. Uzun süreli şiddetli bruksizm diş yüzeyi aşınmalarına, fraktürlere veya pulpanın açılmasına ya da nekroza neden olabilmektedir. Periodonsiyum ve dişlerde yarattığı yıkıcı etki çiğneme esnasındaki ağrı ve rahatsızlık oluşturmak için yeterlidir. Eğer alışkanlık uygun şekilde sayılması veya gerektiğinde alışkanlıkların değiştirilmesinde klinik hipnoz yararlı olur.

ALIŞKANLIKLARIN KONTROLÜ

İstenmeyen alışkanlıklardan kurtulmada ya da azaltmada kullanılan teknikler yok olması, önceki davranışlarını kötüleme, geçici olarak ayrıcalıkları inkar etme, cezalandırma, direkt olumsuz tepki nedenini soruşturma, alternatifleri gözden geçirme, davranış bırakıldığında ödüllendirmedir. (Peterson ve Schneider 1991 ) Diş hekimleri genellikle bu zaman alıcı metotları uygulayamazlar. Ama koltukta birkaç dakikada uygulayabilecekleri hipnoz teknikleri sayesinde dramatik sonuçlar elde edebilirler.

PARMAK EMMEKTEN VAZGEÇİME

Oral alışkanlıklar kitabının yazarlarına göre (Peterson ve Schneider 1991) davranışsal bir yaklaşımla çocukların % 13-45 arasında parmaklarını emdikleri bildirilmektedir. Pratikte bütün çocuklar bu alışkanlığı yaşamlarının ilk birkaç ayında başlarlar. 3-5 yaş arasında çocukların çoğu bu alışkanlıklarını kendiliğinden bırakırlar.

Parmak emmelerin ciddiyeti ve oluşturacağı sorunlar emme sıklığına, sürecine, yoğunluğuna ve parmağın ağız içindeki pozisyonuna bağlıdır. Parmak emmeye bağlı olarak dentaalueoler bölgede antorior açık bileve alveoler kemik büyümesinde azalma görülür. Eğer bu alışkanlık puberledöneminin ötesine taşınırsa bu sorunlar kendi kendine geri dönemeyecek safhaya ilerler.

Parmak emmeye engel olmak değişik yollarla mümkündür. Parmak emmeye genellikle eşlik eden oyuncak gibi objeler vardır. Ağza sokulan bu cisimlerin, uzaklaştırılmasının parmak emmeyi de engellediği gösterilmiştir. Çocuğu obje ile parmak emme arasındaki ilişki izah edilip takiben objenin uzaklaştırılması parmak emme sorununu çözmeye yardımcı olabilir. Emilen baş parmağa acı bir solüsyon sürülmesi ampirile bir çözüm olabilir. Oklüzyona engel olmayacak tarzda molalarla tutturularak damaktan geçirilen bar, çocuğa alışkanlığını hatırlatmakta ve yoğun alışkanlıkların bırakılmasında oldukça etkili olmaktadır. Üst kesicilere uygulanan dil önleyicilerde çocuğa alışkanlıklarını hatırlatmaktadır.

Psikoterapinin, etkisinin yüksek olduğu gösterilmiştir. Bu terapi entelektüel, duygusal ve hipnotik yaklaşımlar içermektedir.

Yaş gerileme’nin kullanılmasının çok etkili olduğu Crasilneck ve Holl(1995-1990) tarafından gösterilmiştir.

Eğer parmak emmesinin altında yatan travmatik ya da sembolik bir neden varsa bu genellikle hipnoz altında karşılıklı konuşmayla açığa çıkarılabilir. Bunun için fantastik tiyatro teknikleri yada parmak emme alışkanlığının başladığı döneme geri döndürme tekniği ile sorun anlaşılır. Sorun anlaşıldığında tedavi bu amaca yönelik uygulanır.

Hipnoz altında çocuğa baş parmağının tadının acı olmaya başladığı söylenir. Bu etki parmak emme arzusu gidinceye kadar hatırlanacaktır. Çocuğa parmak ağza gittiğinde, parmağın acı tadının onu uzaklaştırması için motive etmesi söylenir.

Çocukla ebeveyn arasındaki etkileşim düşmanca hale gelmesine izin vermeden, herhangi bir olumlu gelişme hemen ödüllendirilmelidir. Bu sorunun çözülmesinde sıklıkla kendi kendine hipnoz önerilmektedir.

Tedavide bir başka yaklaşım ise Milton H.Erickson’ un Parmaklarına Adil Davran yöntemidir. Çocuğa açıklama sol baş parmağına gösterdiği ilgiyi, sağ baş parmağına da göstermen gerekir şeklinde yapılır. Dolayısıyla sol baş parmak % 50 oranında daha az emilmiş olur. Alışkanlık doğal olarak azalır. Çocuğa diğer parmaklarını da emerek onlara da adil davranması söylenir. ( Erickson 1990)

Çocuğa bu telkinler verildikten sonra aile içeriye alınır ve çocuğa bütün parmaklarını emmesi gerektiğini hatırlatması konusunda yardımcı olması istenir. Çocukla aile bu yaklaşımdan oldukça memnun kalmaktadırlar, çünkü çocuk bütün enerjisini ne yapmaması istenen şeylere değil, yapılması istenen olumlu şeylere yöneltir. Sonuçlar oldukça iyidir.

ABARTILMIŞ ÖĞÜRTÜ, BULANTI

Normal fizyolojik bulantı refleksi diş hekimliğin de önemli bir yere sahiptir. Castro bağırsak girişin yabancı cisimlerle hayati tehdit edici şekilde tıkanmasını engeller. Diş hekimliğinde forinkse istenmeyen materyalin sızdığını haber verir. Bununla birlikte bazı hastalar oral uyaranlara karşı çok aşırı tepki abartılmış reaksiyon gösterirler. Aşırı bulantı diş hekimlerinin hastayı muayene etmesine ve ya herhangi bir işleri yapmasına engel olabilmektedir. Diş hekimlerinin kullandığı delici kesicidiş tedavisinde kullanılan aletler ağız boşluğunu daraltarak hastanın boğulma hissine kapılmasına neden olarak refleks olarak bulantı başlar.

2- Daha önce hastada aşırı bulantıya sebep olmuş koşulların oluştuğunda, hastanın kendisini bulantıya meyilli hissetmesi.

3-Doktorların hastayı, kronik sorunlu olarak damgalamaları, hastanın kendisini problemli olarak görmesine neden olur.

Aşırı bulantı refleksi olan hastaları iyileştirmenin pek çok etkili yolu vardır. İlk olarak hastaya ağızları açıkken de , ağızlarından nefes alabileceklerini gösterin.Hastaya ağzını yavaşça kapamasını ve burnundan sakince nefes alıp vermesini söyleyin.Biraz sonra, hastanın burnundan nefes alıp vermeye devam etmesini ve ağzını açmasını Son olarak hastanın iznini alarak ağzı açıkken ve burnundan nefes alırken,ağızda çalışmayı deneyin. Hava su şırıngası ile hastanın ağzına yavaşça bir miktar su sıkın.

Hastanın ağzı su ile doluyken bile rahat nefes alabileceğini görmesini, denemesini sağlayın.

Protez kullanmaya,radyografi çekmeye ölçü almaya engel olacak kadar bulantı refleksi olan hastalara yardımcı olmak için aşağıdaki Dr. Harold Golan’ın Klasik notlarına (Golan 1990 a) dayanan aşağıdaki değişiklik yapılan yazı veya benzerleri diş hekimi tarafından önceden kaydedilerek hastaya muayenehanede dinletilebilir yada hastaya bir kopya verilerek evde dinlemesi istenebilir.

Beden insanın en değerli varlığıdır.İyi ve sağlıklı olmayı hak eder Yeni dişler yada protezle yüz daha güzel görünür. İnsanların yeni gülüşünüze nasıl sıcak cevap verdiklerini görün yeni dişlerinizle daha iyi yemek yiyebilir,daha doğal yutabilir, sindirime yardımcı olursunuz .Unutmayın yaşamak için doğru düzgün çiğnenmiş ve sindirilmiş yiyeceklere ihtiyacınız var.

Solunumun nasıl yavaşladığının farkına vararak kendinizi iyi hissedin.Tepeden tırnağa bütün kaslarınızın (kasların isimlerini söyleyerek ) kolaylıkla gevşediğini görün, bu eğlenceli sakin nefes alma egzersizini günde en az 6 kez , doğal alışkanlık haline gelinceye kadar tekrarlayın. Bunun belirli bir süre sonra gözler açık veya kapalı tekrar edin, çünkü yemek yerken insanın gözleri açık olmalıdır.

Bu muhteşem yeteneğinizi ne zaman ihtiyacınız olursa kullanın. İnsanın bedenini kontrol edebilmesi memnuniyet vericidir. Gülün, sınırsız güven ve gurur duygusunu hissedin. Ağız ve boğaz dokularınıza gülümseyin bu bedenin tadabileceği en büyük rahatlık. Şimdi sıkı bir yumruk yapın kolunuz rijit,güçlü ve sıkı olsun. Daha güçlü, daha sıkı. Gerilimi hissedin. Şimdi gevşeyin (el kol gevşer).Bulantı öğürme anında olanda budur. Boğaz kaslarını gerip, kasları gevşetmeyi unutmaktır. Şimdi diğer el ve kolunuzu önce gerdirin sonra gevşetin. Kasları nasıl kasıp gevşetebileceğini bilmek şahane bir yetenektir. Ağız ve boğazın her bir bölgesi sıkılaştırılıp gevşetilebilir. Ağzınızı gevşetin, damağınızı boğazınızı ,ağız tabanınızı ve yanaklarınızı gevşetin. Gevşemeyi hissetmeye devam edin , gözleri açın, ağzınızı açın, temiz parmağınızla ağzınızın değişik bölgelerine dokunun ve rahatlığı fark edin . Ağzınızın her tarafına dokunabilmenin verdiği büyük güven duygusunu tadın, deneyin

 Şimdi, sanki tatlı bir uykudan uyanırmışçasına kendinizi dinlenmiş yenilenmiş hissedin , birkaç dakika içinde gözlerinizi açın, içinizdeki gülümsemenin büyümesine izin verin.

AZOT OKSİTLE ŞUURLU SEDASYON

Azot oksit öforik hipnotik safha oluşturmada ve pozitif hipnotik telkin almada hayati bir rol oynar.Azot oksitle bilinçli sedasyon, çağdaş diş hekimliğinde önemli bir yardımcı unsurdur.

Diş hekimi korkusu ve ağrıya duyarlılık ilişkisinin araştırıldığı çeşitli çalışmalarda,endişe arttıkça, hissedilen ağrının da arttığı saptanmıştır.Diş hekimi korkusu ilaç kullanılmadan da ortadan kaldırılabilir. Holdan(1983), diş hekimliğinde endişenin ortadan kaldırılması ve ağrının azaltılması için ilaç kullanılması gerektiği inancının yanlış olduğunu yazmaktadır. Yazar,psikosomatik prensipler ve hipnotik telkinleri de içeren yada içermeyen psikolojik uygulamalarla, ilaç kullanımının azaltılabileceği yada ortadan kaldırılabileceğini ileri sürmektedir.

Azot oksitin/oksijenin faydaları geniş olarak bilinmektedir. Giovanetti (1985) yaptığı ilk çalışmalarda % 20lik azot oksitin , 15mg subkütan morfin uygulanmasına eşdeğer etki yaptığını saptamıştır. En son çalışmalar azot oksitin ağrının bütün kompanentlerinin etkisini azalttığını göstermiştir.

Ampirik olarak azot oksit / oksijen başarısını önemli ölçüde artırmıştır.Quarnstrom ve miligram (1989) yaptıkları bir klinik çalışmada sadece transcutaneus elektriksel sinir uyarılması % 53 hastada (TENS) anestezik olarak kullanarak kabul edilebilir seviyede (hafif veya hiç ) başarı elde etmişlerdir.Bunun yanında tens le birlikte azot oksit kullanarak hastaların % 82 sinde kabul edilebilir ağrı seviyeleri yakalanmıştır. Azot oksite bağlı morbidite ve mortalite ,azot oksit konsanstrasyonunun %80 nin üzerine çıkması durumunda ortaya çıkan arterial hipoksiyle ilişkilendirilmektedir.

Azot oksidin hipnotik safhaya benzer bir etki gösterdiği saptanmıştır.Goepherd ve ark (1985) hipnotik telkin azot oksitle birlikte verildiğinde genel olarak hastalar , terapötik safhaya , öfori safhasına veya sedasyon safhasına daha düşük azot oksit seviyesinde geçmektedirler ilaveten azot oksit kullanımında dirençli hastalar bile telkinlere cevap vermektedirler.

Gazın transa geçişi sağlayan aşikar etkisinin yanında, gaz derin, tendon ve koruyucu refleksleri korur ve hava yolunun açık kalmasını sağlar.

SONUÇ

Çağdaş diş hekimi yüksek kaliteli bir hizmet sağlamak için zamanı etkili kullanmalıdır.Bu bölümde yazar, diş hastalarının bakım ve tedavisi için hipnotik prensipler uygun fikir ve önerilerde bulunmaktadır.Sesli kaset , video başlık ve hipnotik telkinle azot oksit kullanımı zaman içinde test edilmiş ve etkileri kanıtlanmıştır.

Bu işe karşı olanların hipnozun çok uzun zaman aldığı gerekçeleri daha fazla geçerli olmayacaktır.Bu konuda mesleki tatmin ve tedavi kalitesini artırmak için daha fazla eğitim ve klinik çalışma yapmak modası geçmiş bir uğraşı olmayacaktır.

REFERANSLAR

Crasilncck, H. B. & Hall, J. A. (1985). Clinical Hypnosis: Principles and Applications.Orlando, FL: Grime & Stratton. Crasilneck, H. B. & Hall, J. A. (1990). Hypnosis with naifbiting. In D. C. Hammond (Ed.)Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors, (p. 429). New York: W. W. Norton. Eli, liana (1992). Oral Psychophysiology: Stress, Pain, and Behavior in Dental Care. BocaRaton, FL: CRC Press.Erickson, M. D. (1990). Milton H. Erickson’s suggestions for thumbsucking. In D. C. Hammond (Ed.) Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors, (p. 498). New York: W. W. Norton.Erickson, M. H., Hersbman, S. & Sector, I. I. (1990). The Practical Application of Medicaland Dental Hypnosis. New York: Brunner/Mazcl. Giovannitti, J. A., Jr (1985). Pain control in dentistry: Oral prcmedicatioti and nitrous oxide.Compendium, (October), 653.Goepferd, S. ct al. (1985). In R. B. Simpson (Ed.) Hypnosis in Dentistry (pp. 45-46)Illinois: Charles C. Thomas, pp. 45-46. Golan, Harold P. (1990ji). Gagging. In D. C. Hammond (Ed.)  Handbook of HypnoticSuggestions and Metaphors. (pp. 185-187) New York: W. W. Norton. Golan, Harold R (I990b) Suggestions with TMJ and bruxism. In D. C. Hammond (Ed),Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors. (p. 183), New York: W. W. Norton. Holden, G. P. (1983) Dental pain and anxiety control. In M. P. Coplans & R. A. Green (Eds),Anaesthesia and Sedation in Dentistry, Vol. 12 (p. 207), of Monographs in Anacsthcsiol-ogy. Amsterdam: Elsevier Science Publishers. Peterson, J. E. Jr & Schneider, P. E. (1991). Oral habits: a behavioral approach. Pediat. Clin.N. Amer., (October), 1289-1307. Quarnstrom,  F. C. & Milgrom, P.  (1989) Clinical experience with TENS and TENScombined with nitrous oxide-oxygen. Anesth. Prog., (March-April), 66.

Hipnozun Yanık Hastalarının Tedavisinde Kullanılışı

DABNEY M. EWIN

Tulane University, LA, USA

Çeviren: Dr. Serap Pamak

Ciddi biçimde yanmış hastalar yaralanma anından tam iyileşme sağlanana dek psikiyatrik yardıma gereksinim duyarlar ve bu ihtiyaç, iyileşmeyi dramatik olarak arttıran modern yanık merkezleriyle birlikte artış göstermektedir. Hipnoz olası bir psikiyatrik tedavi seçeneğidir; çünkü bu hastalar acil servise , iyi bir transa eşdeğer, odaklanmış bir durumda gelir ve tek gereken korkudan güvene iletecek bir trans deneyimine kılavuzluk etmektir. Tahmin ediyorum; çok geçmeden hipnoz konusunda ehil birini istihdam etmeksizin yanık merkezleri tam kadro hizmet veriyor sayılmayacaklar.

ABD’de yılda 731.000 kişinin yanık nedeniyle acil servislere başvurduğu sanılıyor (Frank, Berry, Wachtel & Johnson, 1987). Bunların 60.900’ü ciddi maliyetlerle hastanede yatıyor ve muazzam teknolojik gelişmeler ve ileri teknoloji ürünü bakım ünitelerine rağmen çoğu kaybediliyor.

Ciddi yanıklı hastalar her tür negatif duyguyu yaşar (Ewin,1978). Yanık kadar tedavi süreci de dayanılmaz derecede ağrılıdır ve bir sonraki tedavinin kaygısı erkenden başlar. Kaza, genellikle dikkatsizlikten (hastanın ya da bir başkasının) kaynaklanır, bu yüzden suçluluk veya öfke de işe karışır. Umutsuzluk ve çaresizlik duygusunun depresyonla sonuçlanması mutattır. Metabolizma hızı %100 artmıştır. Bulantı ve iştahsızlık metabolik ihtiyaçları karşılamak için gerekli olan fazla gıda alımını engeller. Bu hastalar için somurtkan, inatçı, olumsuz oluvermek işten bile değildir. Amerikan yanık derneği birinci başkanı ve bağımsız yanık ünitelerinin ilk savunucularından biri olan Curtis Artz’ dan bir alıntıyı (Dahinterova,1967) aşağıda bulacaksınız:

İyi motive edilmiş bir vaka, en şiddetli yanıktan sonra bile son derece memnuniyet verici bir iyileşme gösterirken, bundan yoksun olanlar ağır bir yaralanmanın sonuçlarına uyum sağlamada dikkate değer güçlük yaşadılar.

Hipnoz bu güvenlik duygusu ve motivasyonu sağlayabilir. Birkaç klinik rapor, yokuş aşağı giden tabloları tersine dönerek, hipnoz sonrası süratle iyileşen kritik yanık hastaları bildirmiştir. (Cheek, 1962; Crasilneck, Stirman et al. , 1955; LaBaw, 1973; Pellicane, 1960).

Erken hipnoz (yanığı takiben ilk iki saat içinde) termal(ısısal) yaralanmaya bağlı enflamatuar(yangısal) reaksiyonu sınırlamada özellikle değerlidir. Brauer ve Spira (1966); yanık sonrası 4 saat içinde , deneysel, standart tam kat yanık eksize edilip , deri grefti uygulandığında ; daha derin tabakaların sıcak yüzünden değil fakat yaradaki enflamasyonun ilerlemesi ile öldüğünü göstermişlerdir (Hinshaw, 1963). Chapman, Goodell & Wolff (1959a) enflamasyon göstergelerinin (sıcaklık, ağrı, kırmızılık, şişme) hastanın yaralanmaya karşı tutumundan etkilendiğini göstermişlerdir. Isısal uyaran merkezi sinir sistemine gider ve enflamatuar cevabı başlatır. Hipnotik yanık imgelemesi , gerçek bir yanık lezyonu , ağrılı bir su kabarcığı oluşturabilir (Bellis,1966; Chapman, Goodell & Wolff, 1959b; Johnson & Barber, 1976; Ullman,1947; Spanos, Mc Neil & Stam,1982). Bunun gibi , gerçek bir yakıcı uyarandan sonra , fakat doğal cevap oluşmadan önce ; hipnotik serinlik ve anestezi telkini uygulandığında , enflamatuar cevabı sınırlar ya da önler. Aynı; gerçek bir yanık üzerine buz uygulamasının yanığı sınırlaması gibi… De Camara, Raine ve Robson (1981) yanık sonrası ilk 10 dakika içinde 30 dakika süreyle buzlu suya daldırılarak tedavi edilen, standart 2.derece haşlanma tipi yanıklı kobaylarda yapılan kontrollü bir çalışmada elektron mikroskobu kullandılar. 2, 8, 24 ve 96. saatlerde soğuk uygulananlarla kontrol grubu karşılaştırıldığında, soğuk uygulanan grupta daha az ödem ve dermal aksonlarda daha az şişme olduğu, polimorf nüveli lökosit infiltrasyonunun olmadığı gösterildi. 96. saatte tedavi edilmemiş yanıklarda ‘tahrip olmuş epidermis soyulmuş …..çok sayıda polimorf nüveli lökosit, dermisi mikroabselere benzer alanlar oluşturacak şekilde işgal etmişti……..normal sinirlerle kıyaslanan sinirlerde ise aksonların degranülasyonu ve myelin kılıflarda büyük ölçüde parçalanma görüldü.’ Tedavi edilmiş grupta ise 96 saat sonra , myelin kılıflardaki parçalanma (tedavisiz grupta gözlenenden farksız olarak) dışında ‘soğutulmuş yanık yarası ışık mikroskobu altında neredeyse normal görünümdeydi’

Yanık bölgesinin serin ve ağrısız olduğu telkinini kabul etmiş bir yanık hastasını tedavi etmek kolaydır, iyimserdir ve hızla iyileşir (Ewin,1978,1979). Özellikle vücudun %20’sinden azını kaplayan yanıklarda bu aşikardır. Daha geniş yanıklarda enflamatuar cevap hipnoz ile tamamen anı edilemez fakat ödem sınırlanır, erken uygulanan hipnozla , resusitasyon için gereken sıvının %50’si yeterli olabilir

(Margolis, Domangue, Ehleben & Shrier,1983). Geniş bir yanığı takiben ilk 48 saat boyunca , büyük miktarda sıvı kan dolaşımından , hasarlı dokulara kayarak ödeme yol açar. İlk iki gün kan basıncını ve idrar çıkışını idame ettirmek için sıvı takviyesi gerekirken , daha sonra tüm sıvı dolaşıma dönecektir. Kalbi zayıf olan yaşlılarda bu sıvı yüklenmesi , akciğer ödemi ve kalp yetmezliği ile sonuçlanabilir. Şok resusitasyonu sırasında verilen sıvı miktarını emniyetli bir biçimde yarı yarıya düşürmek , potansiyel olarak hayat kurtarıcıdır.

Van der Does ve Van Dyke (1989), haklı olarak , yanıkta enflamatuar sürecin sınırlanması ile ilgili klinik gözlemlerimin yalnız bir vaka raporuna bağlı oluşuna ve henüz ikna edici kontrollü çalışmalar ile doğrulanmadığına dikkat çektiler. Böyle bir çalışmayı beklerken , okuyucuyu bunu denemeye davet ediyorum— hoşlanacaksınız.(Ewin,1996)

AĞRI VE KORKU

Yeni yanmış bir hasta acil servise ulaştığında , zihni konsantredir ve hipnozu indüklemek kolaydır , tabii eğer halihazırda kendiliğinden transa girmemişse…Hekim için bir yabancıdır ve ilk iletişim tanışma ve telkindir.

Sözel iletişim ve Yorum

DOKTOR: Ben doktor…….ve size Bu soru , tanımadığı fakat

bakacağım. (durakla) Bu tür yanıkların kaderin cilvesiyle aralarında nasıl tedavi edildiğini biliyor musunuz? Bulunmak zorunda kaldığı

HASTA: Hayır.

YORUM:Tıbbi ekibe dikkatini çeker İfade tarzı önemlidir, çünkü eğer Yanık tedavisi hakkında bir şey biliyor musunuz?’ şeklinde  sorarsanız, tedavi gereksinimini kabul etmekten kaçınma güdüsüyle , size tereyağı, yoğurt ,  güneş kremi ya da öpünce geçer  gibi deneyimlerinden söz edebilir.

DOKTOR: Pekala ,biz bunu nasıl Standart cevap. Nadir durumlarda iyileştireceğimizi biliyoruz. Ve siz , bir doktor veya hemşirenin gerçekte hastaneye süratle gelerek, yapmanız yanık tedavisini biliyor oldukları gereken en önemli şeyi yapmış durumdasınız halde , yanık nedeniyle hasta Şimdi güvendesiniz ve söylediklerimi olarak karşılaştığınızda , basitçe yapacak olursanız , iyileşme sürecinizi şu bilgiyi kullanabilirsiniz: hastanede huzurla istirahat ederek ‘Tıbbi bakımınızı üstlenmemiz geçireceksiniz. Söylediklerimi yapacak gerektiğini biliyorsunuz , size mısınız? en iyi şekilde bakacağız.’ Bu değişim hastanın kendini ekibin

HASTA: Evet. (ya da deneyeceğim.) ,

YORUM: Standart cevap, bir parçası gibi hissetmesine izin  verir, o en iyisini yapmıştır , artık  normal bağışıklık ve metabolizma  ile çalışan hormonları harekete  geçiren mücadele ve kaçma  reflekslerini güven içinde bir  kenara bırakabilir. (Zaten  hastaneye kaçmıştır.)Bu ifade , eğer teslim olursa güvende ve  rahat olacağı yönünde bir  prehipnotik telkin içermektedir.

(Alexander, 1971) Hastanın olumlu cevabı ile her hangi bir trans kadar iyi bir hipnotik sözleşme yapılmış olur.Korkmuş hastalar , sürekli her duyguyu analiz etme ve her yeni belirtiyi doktora bildirme eğilimindedir.

Bakımını bize devretmekle (tüm ekibe) kendi sorumlulukları ve üzüntüsünden kurtulmuştur. Bir sonraki adımda dikkati daha evvel düşünmediği bir şeylere yönlendirilir.

DOKTOR: Sizden yapmanızı istediğim ilk şey , bu yanığın bakımını tamamen bize bırakmanız , böylece sizin konu hakkında endişelenmeniz gerekmeyecek. Anlamanız gereken ikinci husus ise ne düşündüğünüzün , iyileşmeniz üzerinde en büyük farkı yaratacak oluşudur. Hiç utançtan yüzü kızaran veya korkuyla beti-benzi atan birini gördünüz mü?

HASTA: Evet.

YORUM: Koyu tenli hastalar dahi açık tenli insanlardaki bu fenomenin farkındadırlar.

DOKTOR: Evet, bir düşünce ya da fikirden başka bir şey olmadığını bildiğiniz halde yüzünüzdeki küçük kan damarları açılıp teninizin rengini kızartabiliyor ya da tam tersine büzülerek soldurabiliyor. Düşünceleriniz kan damarlarınız yoluyla cildinizi etkilediği gibi iyileşmenizi de etkileyebilir ve hemen şimdi başlayabilirsiniz. İhtiyacınız olan şey, iyileşme enerjinizi tamamen serbest bırakacak, mutlu , rahatlatıcı ve hoş düşüncelere sahip olmak

Brer Rabbit der ki; ‘Herkesin güleceği bir yer vardır’ ve ben ne zaman size güldüren yerinize gitmenizi söylesem , sizin kendinizi güvende , huzur dolu bir yerde , kendinizden hoşnut , yükümlülüklerinizden tamamen azade sadece aylaklık ettiğiniz bir yerde düşlemenizi istiyorum demektir. Güldüren yer olarak nereyi seçerdiniz?

HASTA: Plaja gitmek …….ya da …………..

YORUM Hasta zihnini meşgul etmeye yarayacak şeylere gereksinim duyar. Laughing place , plaj , tv , balık tutma , golf ,nakış, oyuncaklarla oynama gibi herhangi bir aktivite olabilir. Bu daha sonraki hızlı indüksiyon gerektiren pansuman değişimi gibi durumlarda kullanılacak bir anahtar kelime olacaktır. —basitçe ‘gülümseten yerinize gidin’

DOKTOR:Gevşeyin ve biz yanığınız ile ilgilenirken siz hemen şimdi gülümseten yerinize gidin. Rahatlayın  ve göz yuvarlağınızı alnınızın üstüne bakarak döndürün ve derin bir nefes Bu doktorun da gülümseten yerin alın. Derin , derin bir nefes ve ne olduğunu bilmesini ve nefesinizi tutarken , göz kapaklarınızı kaydetmesini sağlar, çünkü daha yavaşça kapatın, nefesinizi bırakırken onu görsel tasvirle zenginleştirecektir.

gözlerinizin daha da gevşemesine izin Bu basit, hızlı indüksiyon daima, verin. Vücudunuzdaki her sinir , her lif neredeyse derhal derin bir trans gevşesin ( yavaş ve ahenkle), güçsüz ve temin eder.

 uyuşuk , kol ve bacaklarınız kurşun gibi ağırlaştı. Artık bırakın zihniniz gülümseten yere (= huzur bahçenize) dalsın ve………( gülümseten yerin görsel imgelemesi).

YORUM: Bu doktorun da gülümseten yerin ne olduğunu bilmesini ve kaydetmesini sağlar, çünkü daha sonra onu görsel tasvirle zenginleştirecektir. Bu basit, hızlı indüksiyon daima , neredeyse derhal derin bir trans temin eder.

Bu kadar kısa bir konuşma genellikle acil hastane bakımını geciktirmez. Sıklıkla , hasta acil servise geldiğinde ağrı kesici verilip kan alınır. Damar yolu açılıp serum verilir. Soğuk su uygulaması doktor gelinceye kadar zaman kazandırır. Olmazsa bu konuşma cereyan ederken de bu işlemler yapılabilir. Buzlu suya batırılmış bir havlu taze yanıklardan hemen sonra görülen yanık ağrısını ivedi biçimde rahatlatır. Soğuk yanığı , sıcak yanığı kadar kötü bir yaralanma olduğundan hasta anı buza yatırılmaz ancak soğuk su ile yapılmış kompresler yararlı olabilir. Gerçekten, Chapman (Chapman, Goodell & Wolff, 1959a) buzlu su uygulamanın enflamatuar cevabı birkaç saat için dizginlediğini gösterdi. O halde , hastanın tedavisinden öncelikle sorumlu olan hekimin hipnoz konusunda deneyimi yok ise, ehil bir hipnotistin yardımını istemek için yeterince zaman var demektir

DOKTOR: Şimdi , siz buradan uzakta , gülümseten yerinizde iken , yaralı yerlerinizin rahat ve serin oluşuna dikkat etmenizi istiyorum. Dikkat edin, gerçekten ne kadar serin ve rahat, ve siz gerçekten böyle hissedebildiğinizde , bunu anlayabilmem için, bu parmağınız (işaret parmağına dokunulur) , yara yerlerinizin serin ve ağrısız olduğunun göstergesi olarak yavaşça yükselecek

 YORUM: Bu sırada , soğuk kompres ve ağrı kesicilerin etkisi ile hasta gerçekten rahatlar ve serin, ağrısız hisseder. Hipnotik olarak var olan bir duyguyu sürdürmek , aksini hayal etmekten hiç kuşkusuz daha kolaydır. ‘Serin ve ağrısız’ telkini anti-enflamatuardır. Hasta bunu kabul ederse sıcak ve ağrı olmaz. Bundan sonra mümkün olduğunca yanık kelimesi yerine yaralanmış, incinmiş gibi kelimeler kullanılmalıdır. Çünkü hastalar yanma deyimi ile ağrılarını da ifade ederler. (Özellikle boyun, el gibi özel bir alanı belirtmeyin. Çünkü bu alanlar iyiye gidebilirken , unuttuğunuz diğer alanlar kötüleşebilir.)

DOKTOR:(İdeomotor sinyali aldıktan sonra)

Şimdi, bırakın , içsel zihniniz serin ve ağrısız olma duygusu üzerinde kilitlensin. Siz tüm hastanede kalış süreniz boyunca bu durumu koruyabileceksiniz. İstediğiniz kadar sık gülümseten yerinize gitmekten hoşlanabilirsiniz ve yapmak zorunda olduğumuz tüm rahatsız edici şeyleri ve söylenen olumsuz her hangi bir şeyi görmezden gelebileceksiniz          (İdeomotor sinyali aldıktan sonra) koruyabileceksiniz. İstediğiniz kadar sık gülümseten yerinize gitmekten hoşlanabilirsiniz ve yapmak zorunda olduğumuz tüm rahatsız edici şeyleri ve söylenen olumsuz her hangi bir şeyi görmezden gelebileceksiniz.

YORUM:Sonra hastayı trans halinde bırakırım, birincil tedavisiyle ilgilenmeye devam ederim ve yanık ünitesine naklettiririm. Sıklıkla uykuya dalacaktır.

DOKTOR:    Gülümseten yerinize gidin.

YORUM: Takip eden günlerde, bu, genellikle hastanın ihtiyaç duyduğu hipnoidal duruma girivermesini ve fizyoterapiyi ve benzeri başucu prosedürlerini tolere etmesini sağlayacak bir sinyaldir.

Vücut yüzeyinin %20’sinden azını kaplayan yanıklarda , ilk trans genellikle yeterlidir. Daha geniş yanıklarda tekrarlanan telkinler, ağrı, iştahsızlık ve işbirliği yapmama(uyumsuzluk) gibi sorunları kontrol etmeye yardım eder ( Crasilneck et al. , 1955; Ewin, 1973; Schafer, 1975; Wakeman & Kaplan 1978; Knudson-Cooper, 1981; Patterson, Everett, Burns & Marvin,1992). Multipl cerrahi müdahale gerektiren daha geniş yanıklarda, hasta narkoz altında iken bilinçaltının işiteceği karamsar konuşmalardan etkilenebilir. (Ewin, 1986a,b)

SUÇLULUK VE ÖFKE

Madem ki bir düşünce yanık oluşturabiliyor (yukarıya bakınız), devam eden suçluluk veya öfke duyguları da iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir, ve hastaneye girişten itibaren bir veya iki gün boyunca duygusal karşı şokun (Mattson, 1975) üstesinden gelinmelidir. Eğer hasta, yanığa kendisi neden olduysa ve suçluluk duygusu hakimse , kazanın kasıtsız olduğunu, yeterince cezalandırılmış olduğunu ve bir daha asla unutmayacağı ve tekrarlamayacağı bir ders aldığını vurgularım. Eğer bir başkası hatalı ise ve kızgınlık duyuyorsa , asıl önceliğimizin iyileşmesi olduğuna işaret ederim. İyileşme yasal haklarında bir değişmeye neden olmayacak ve onlarla daha sonra ilgilenecektir. Eğer olay bir kaza ise , olayın failini affetmesini isterim , hatta yasal hak arama sürecini planlasa bile… Gülümseten yerde öfkeye yer yoktur ve bu gibi hisleri iyileşmeden sonraya ertelemelidir.

AĞRI-DİNLENME VE İŞLEMSEL

Hastanede yatış süresi boyunca , yanık hastası iki farklı ağrı deneyimine katlanır. Dinlenme ya da arka plan , ağrı halihazırda mevcut olup düşük ya da orta yoğunluktadır. Opioidler , nadiren tam iyileşme sağladıkları halde seçilecek tedavidir. Yanık yarasının iyileşmesinde opioid kullanımına bağlı yan etki veya bağımlılık oluşma riski çok azdır (Melzack,1990). Hipnoz , ilave yarar sağlayabilir bu yüzden hipnotizebilitesi düşük olan hastalardan bile esirgenmemelidir ( Patterson, Questad & deLateur, 1989; Schafer, 1996).

İşlemsel ağrı , kısa süreli ve dayanılmaz derecede acı veren vasıftadır. Sıklıkla , opioidleri de içeren birçok ağrı kesici yöntemle kontrol edilemez (Perry, Heidrich & Ramas, 1981) . Günlük küvet , yara bakımı ve pansumanlarda, hastayı incitmemek için, genel anestezi uygulanamaz. Patterson , Goldberg ve Ehde (1996); ‘bu ağrıyı tekrar yaşamaktansa ölmeyi yeğlerim’ diyerek günlük pansumanlara devam etmeyi reddeden bir hasta bildirmişlerdir. İki kez hipnotize edildi ve bir sonraki pansumanda iki saat uyudu. Yazarlar , o zamandan beri, birkaç hastanın çarpıcı biçimde cevap verdiğine dikkat çekiyorlar. Bununla birlikte , bu vaka , yüksek ağrı skorlu yanık hastalarında ; hipnotize edilmeyen veya düşük ağrı skorlu kontrol grubuna göre hipnozla daha fazla subjektif iyileşme elde edildiğin e dair kontrollü çalışmalarının klinik değerini göstermektedir (Patterson, Questad & deLateur,1989; Patterson et al., 1992; Patterson & Ptacek, 1997; Everett, Patterson & Chen, 1990) .

Amerikan Klinik Hipnoz Derneği Kütüphanesinde , pansuman değişimi sırasında şiddetli ve tahammül edilmez ağrısı olan bir hastanın video kaydı bulunmaktadır (Dane,1988). Bu bantta , hasta hipnotize edildikten sonra küvette ve pansuman yapılırken sessizce dinlenmekte , sonra odasına iki ayağı üzerinde yürüyerek dönebilmektedir.

ENFEKSİYON

Yanık hastalarında ölümlerin dörtte üçü sepsise bağlıdır (Simmons & Howard,1982). Mekanizması karanlık olmakla beraber , hipnoz enfeksiyon üzerinde son derece etkili olmaktadır. 1847’de Esdaile (yeniden basım 1957) , Hindistan’da hipnozu kullanmaya başladıktan sonra cerrahi enfeksiyondan ölüm oranı %45’ten %5’e düştü. Schafer (1975) yanık ünitesinde , hipnotize edilen vakaların enfeksiyonsuz iyileştiklerine dikkat çekti. O nazik bir şekilde bunu iyi cerrahi bakıma bağladı , fakat tabii cerrahlar daha iyi biliyor. Chong (1975) , katılımcıların sterilize edilmemiş şişleri yanak ve vücutlarına , trans halindeyken batırdığı Maymun Tanrısı ayinlerini anlatmıştır.Bunlarda ne sepsis ne de tetanos vakası bildirilmediğini yorumlamıştır. Kendi deneyimlerimde , hayati önem taşıyan siğiller (Ewin,1974) ve uçukta (Ewin & Hill,1981) hipnoz etkili bir müdahaledir. Feller, Flora and Bawol (1976) , 21000 yanık vakasını inceledikleri ortak çalışmada hangi tür topikal antibiyotik kullanıldığının ya da kullanılmamasının hayatta kalma süresini istatistiksel olarak etkilemediğini gösterdiler.

Hipnoz enfeksiyonu nasıl etkileyebilir? Mikroorganizmanın virulansı ve hastanın direnci başrolü oynar ve tahminen bizim kelimelerle etkileyebildiğimiz tamamen hastanın direncidir . Mukayeseli fizyolojiden ilham alan mantıklı bir teori de şöyledir : Bir çok yaşam formları hayatta kalma süresini arttıran özel bir inaktif duruma sahiptir. Spor halindeki tetanos mikrobu , kurutmaya , kaynatmaya 5 dakika dayanabilir ve antibiyotiklerden etkilen­mez.Vejetatif formları ise çoğu antibiyotiğe ve hatta oksijene bile duyarlıdır. Amip kisti kurutulduktan kırk yıl sonra canlandırılmış ve içme suyundaki olağan klordan veya bilinen tıbbi uygulamalardan zarar görmemiştir. Trofozoit formunda ise bir çok amip öldürücü ilaçla tahrip edilebilir.Bitkiler ve ağaçlar , kışın uykudadırlar ve güvenle budanabilir, aşılanabilir bir yerden bir yere nakledilebilirler. Aksine baharda aktif büyüme periyodunda bu tür uygulamalar zarar verebilir. Afrika ciğer balığı (African lung fish) (Protopterus) yaz uyuşukluğu veya (estivation) yaz uykusu denilen canlılık faaliyetlerinin geçici bir süre durdurulması halinde; suyun dışında birkaç yıl yaşayabilir. Yer sincabı kışın dondurucu soğuğa ve besin kıtlığına dayanabilmek için kış uykusuna yatar , kalp hızını dakikada 300’den 10’a indirir ve metabolizmasını 30-100 kez azaltır. Derin bir somnambulistik trans , insanlarda , belirgin bir şekilde , potansiyel , ölümcül dış tehlikelere karşı benzer bir koruma sağlar. Mikro kimya ve immünolojideki daha yeni çalışmalar; sinir dokusundan salınan , kimi enflamasyon ve bağışıklığı etkileyen sitokinler gibi rol oynayan ‘bilgi maddeleri’ (nöropeptitler)ne işaret etmiştir (Pert, Ruff, Weber & Her­kenham, 1985; Pennisi,1997). Bunlar katekolaminler, kortizon ve glukagon gibi karşı düzenleyici hormonlar ile beraber Substans P (Payan, 1989) , İnterlökin-I ve İnterlökin-6’yı içerir (Fong, Moldawer, Shires & Lowry, 1990; Silver, Gamelli, O’Reilly & Hebert,1990). Bir eleştiri makalesinde, Solomon (1987) , kranionervöz sistem-immün sistem etkileşiminin anlamı konusunda 30’un üzerinde varsayım ileri sürer. En çarpıcı olanı, Ader’in(1981), sıçanlarda immün sistemin Pavlovian şartlanması ile ilgili çalışmasıdır.

Kendi deneyimim , Esdaile’inkiyle karşılaştırıldığında; erken hipnotize edilmiş ve ayaktan tedavi edilmiş yanık hastalarında uzun süre profilaktik sistemik antibiyotik kullanmadım. Hastanede yatış gerektiren daha geniş yanıklar bir yanık merkezine gönderilmelidir.

GERİLEME (REGRESSION) VE DEPRESYON

Ciddi biçimde yanmış hastalarda, kolayca çaresizlik duygusu ve çok sayıdaki ağrılı pansuman değişimleri ile küvet banyoları yüzünden korku gelişebilir. Çocuklarda özellikle bebekliklerine gerileme ve idrar ve dışkılarını yataklarına kaçırma , yaraları üzerine bırakma, mevcut sıkıntılara eşlik eder (LaBaw,1973). Sadece yatakta yatma bile gerileyicidir durumdur. Nadiren ayak tabanında yanık görülür, ve hipotansiyon olmaksızın dikey pozisyonu korumaya yetecek kadar şok kontrol altına alınır alınmaz (3 veya 4 gün), hasta ‘iki ayağı üzerinde durmaya’ ve yatağı terk edip en azından yardım ile yatak etrafında yürümeye yüreklendirilmelidir. Bu gerileme ve depresyonu önler ve fiziksel ve duygusal rehabilitasyonu başlatır.

BESLENME

Metabolik hız , yanıkta belirgin biçimde yükselir, ve yanık , vücut yüzeyinin %60’ından fazlasını işgal ettiğinde normalin iki misline varır. İyi bir yara iyileşmesi için kalori gereksinmesinin karşılanması zorunludur, ve son çalışmalar beslenmenin endotoksemiden koruyabileceğini ve intravenöz beslenmeye göre tercihe şayan olduğunu göstermiştir. Yanık hastaları, sıklıkla sekresyonlarının kokularına karşı duyarlıdır ve bulantı ve iştahsızlık yaşarlar. Hipnoz, kemoterapiye bağlı bulantı-kusmayı kontrolde yaygın bir şekilde kullanılır, ve Crasilneck (Crasilneck et al., 1955) zayıf düşmüş, yanık hastalarında tabağındaki her şeyi yemesi yönünde hipnotik telkinler verilerek günde 8000 kcal alımı sağlandığını bildirmiştir.

BEDEN ALGILAMASI VE FİZİK REHABİLİTASYON

Çirkinleşmek , asla hoş bir şey değildir, ve bu vücut geliştirme , dudak büyütme , göğüs silikonları ve bikiniler çağında, en hafif bir kusur veya nedbe hastanın kendisini ‘Operadaki Hayalet’ gibi hissetmesine neden olabilir. Eğer hasta dindar bir kimse ise bu güçlü bir imkan olabilir ve gerçek kişiliklerinin hala orada olduğunu ve gerçekte tanımadığı ve şüpheyle baktığı birini affedebileceğini vurgularım. Manevi kaynaklardan yoksun hastalar için, hangi ego kuvvetleri mevcutsa onları kullanarak yaklaşmak suretiyle Ericksonian teknikleri kullanmak daha uygundur.

Fiziksel rehabilitasyon, kontraktürleri açmak, nedbedeki kaşıntı ve irritasyon algısını kaldırmak veya değiştirmek ve sıcağa tahammülsüzlüğün üstesinden gelebilmek azim gerektirir (Wakeman, 1988). Bilhassa , maksimum düzelme elde edilene kadar hasta fizik tedavide sebat etmelidir. Doktorlar bunu fizyoterapistlere bırakma eğilimindedir. Oysa bu hastayı neredeyse tamamen terk etmek gibidir. Hipnotik telkinlerin, tedavinin sonunda bu problemlere yönlendirilmesi ilgi ve teşviğin son bir ifadesi olur, ve hekime, hastanın hayatının kontrolünü kendi eline alarak bu sonuca katkısını kutlamak için eşsiz bir fırsat verir

ÖZET

Hipnozun, yanıkların tedavisinde, başlangıçtan taburcu olana değin paha biçilmez bir değeri vardır. Yanık sonrası ilk 2-4 saat içinde, yanığın 1.dereceden 2. dereceye ya da 2.dereceden 3.dereceye ilerlemesine yol açan enflamatuar cevabı azaltır. Bundan , dinlenme ağrısı için faydalı olduğu gibi özellikle bu hastalarda en dayanılmaz olan işlemsel ağrıyı kontrol etmekte etkilidir. Enfeksiyon minimize edilir, baskılanmış olan iştah düzelir, ve beden algısı ve fiziksel rehabilitasyona katılım iyileştirilir.

Son olarak, Amerikan Yanık Derneği’nin eski başkanının sözleri cesaret vericidir.On yıl sonrayı görüp , yanık bakımındaki değişikleri tahmin ederek konuya dikkat çekmiş ve geleceğe dair görüşlerini şöyle ifade etmişti: “Hipnoz ve gevşeme tedavisi yaygın kullanılacaktır.” (Heimbach,1988)

REFERANSLAR

Adcr, R. (Ed.) (1981). Psychoneuroimmunology. New York: Academic Press.Alexander, L. (1971). The prchypnotic suggestion. Comprehens. Psycho!., 12, 414-418.Bellis, J. M. (1966). Hypnotic pseudo-sunburn. Am. J. Clin. Hypn., 8, 310-312.Braucr, R. O. & Spira, M. (1966). Full thickness burns as source for donor graft in the pig.Plast. Recons. Surg., 37, 21-30. Chapman, L. R, Goodcll, H. & Wolff, H. G. (1959a). Augmentation of the inflammatoryreaction by activity of the central nervous system. Am. Med. Assoc. Arch. Neural., 1,557-572. Chapman, L. R, Goodcll, H. & Wolff, H. G. (1959b). Changes in tissue vulnerability inducedduring hypnotic suggestion. J. Psychsom. Res., 4, 99-105, Check, D. B. (1962). Icleomotor questioning for investigation of subconscious ‘pain’ andtarget organ susceptibility. Am. J. Clin. Hypn., 5, 30-41. Chong, T. M. (1975). Trance states in Singapore. Br. J. Clin. Hypn., 5, 102-107. Crasilneck, H. B., Stirman, J. A., Wilson, B. J., McCranie, E. J. & Fogelman, M. J. (1955).Use of hypnosis in the management of burns. J. Am. Med. Assoc., 158, 103-106. Dahintcrova, J. (1967). Some experiences with the use of hypnosis in the treatment of burns.Int. J. Clin. Exp. Hypn., 15,49-53. Dane, J. R. (1988). Hypnosis for pain, anxiety, and healing with a burn patient. VideoLibrary, American Society of Clinical Hypnosis, 2200 East Devon Ave, Suite 291, DesPlainesIL 60018. de Camara, D, L., Raine, T. & Robson, M. C. (1981). Ultrastructural aspects of cooledthermal injury. J. Trauma, 21, 911-919.Dcitch, E. A. (1990). The management of burns. New Eng. J. Med., 323, 1249-1253. Esdailc, J. (1957). Hypnosis in Medicine and Surgery (originally titled Mesmerism in India,1847). New York: Julian Press. Everett, J. J., Patterson, D. R. & Chen, A. C. N. (1990). Cognitive and behavioural treatmentsfor burn pain. Pain Clin., 3, 133-145.Ewin, D. M. (1973). Hypnosis in industrial practice. J. Occup. Med., 15, 586-589. Ewin, D. M. (1974). Condyloma acuminatum.  Successful treatment of four cases byhypnosis. Am. J. Clin. Hypn., 17, 73-78. Ewin, D. M. (1978). Clinical use of hypnosis for attenuation of burn depth. In F. H, Frankel& H.S. Zamansky (Eds), Hypnosis at its Bicentennial. Selected papers from the SeventhInternational Congress of Hypnosis and Psychosomatic Medicine. New York: PlenumPress. Ewin, D. M. (1979). Hypnosis in burn therapy. In G .D. Burrows, D. R. Collison &L. Dcnncrstcin (Eds), Hypnosis 1979. New York: Elscvier/North-Holland. Ewin, D. M. (1984). Hypnosis in surgery and anesthesia. In W.C. Wester, II & A.H. Smith, Jr(Eds), Clinical Hypnosis: A MulUdisciplinary Approach. Philadelphia: J.B. Lippincott. Ewin, D. M. (1986a). Emergency room hypnosis for the burned patient. Am. J. Clin. Hypn.,26, 5-8. Ewin, D. M. (1986b). The effect of hypnosis and mental set on major surgery and burns.Psychiatric Ann., 16, 115-118. Ewin, D. M. (1996). Editorial comment. Am. J. Clin. Hypn., 38, 213.Ewin, D. M. & Hill, F. E. (1981). Analytical hypnotherapy of recurrent herpes genitalis:Report of four cases. Presented at the 24th annual meeting of the American Society ofClinical Hypnosis, Boston, 14 November 1981. Feller, I., Flora, J. D. Jr & Bawol, R. (1976). Baseline results of therapy for burned patients.J. Am. Med. Assoc., 236, 1943-1947. Fong, Y., Moldawer, L. L., Shires, G. T. & Lowry, S. F. (1990). The biologic characteristicsof cytokincs and their implication in surgical injury. Surg. Gym. Obs., 170, 363-378. Frank, B. A., Berry, C., Wachtel, T. L. & Johnson, R. W. (1987). The impact of thermalinjury. J. Burn Care Rehab., 8, 260-262.Heimbach, D. M. (1988). ‘We can see so far because …’ J. Burn Care Rehab., 9, 340-346. Herndon, D. N., Curreri, P. W., Abston, S., Rutan, T. C. & Barrow, R. E. (1987). Treatment ofburns. Cuir. Probl. Surg., 24, 341-397.Hinshaw, J. R. (1963). Progressive changes in the depth of burns. Arch. Surg., 87, 993-997. Johnson, R. F. Q. & Barber, T. X. (1976). Hypnotic suggestions for blister formation:Subjective and physiological effects. Am. J. Clin. Hypn., 18, 172-181. Knudson-Cooper, M. S. (1981). Relaxation and biofccdback training in the treatment ofseverely burned children. J. Burn Care Rehab., 2, 102-104. LaBaw, W. L. (1973). Adjunctive trance therapy with severely burned children. Int. J. ChildPsychother.,1, 80-92. Lcvitan, A. A, (1991). The use of hypnosis with cancer patients. Psychiatric Med., 10(1),119-131. Margolis, C. B., Domanguc, B.B., Ehleben, C. & Shricr, L. (1983). Hypnosis in the earlytreatment of burns: A pilot study. Am. J. Clin. Hypn., 26, 9-15. Mattson, E. I. (1975). Psychological aspects of severe physical injury and its treatment../ Trauma, 15,217-234.Melzack, R. (1990). The tragedy of needless pain. Sci. Amer., 282(2), 19-25. Patterson, D. R., Everett, J. J., Burns, G. L. & Marvin, J. A. (1992). Hypnosis for thetreatment of burn pain. J. Cons. Clin. Psycho)., 60, 713-717. Patterson, D. R., Goldberg, M. L. & Elide, D. M. (1996). Hypnosis in the treatment ofpatients with severe burns. Am. J. Clin. Hypn., 38, 200-212. Patterson, D. R. & Ptacek, J. T. (1997). Baseline pain as a moderator of hypnotic analgesiafor burn injury treatment. J. Cons. Clin. Psycho!., 65, 60-67. Patterson, D. R., Questad, K. A. & dc Lateur, B.J. (1989). Hypnotherapy as an adjunct tonarcotic analgesia for the treatment of pain for burn debridement. Am. J. Clin. Hypn., 31,156-163. Payan, D. G. (1989), Substance P: A modulator of ncurocndocrinc-immune function. Hasp.Pract., 15 February, 67-80. Pcllicanc, A. J. (1960). Hypnosis as adjunct to treatment of burns. Am. J. Clin. Hypn.t 2,153-156. Pennisi, E. (1997). Tracing molecules that make the brain-body connection. Science, 275,930-931. Perry, S., Heidrich, G. & Ramos, E. (1981). Assessment of pain in burn patients. J. BurnCare Rehab., 2, 322-326. Pert, C., Ruff, M., Weber, R. & Hcrkcnham, M. (1985). Neuropeptidcs and their receptors: Apsychosomatic network. J. Immun., 135, 820s-826s.Schafcr, D. W. (1975). Hypnosis use on a burn unit. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 23, 1-14. Schafcr, D. W. (1996). Relieving Pain: A Basic Hypnotherapeulic Approach, Appendix B.Northvale, NJ and London: Jason Aronson. Silver, G.  M., Gamclli,  R.  L., O’Reilly, M.  & Hebert, J.  C.  (1990). The effect ofintcrlcukin 1 alpha on survival in a murine model of burn wound sepsis. Arch. Surg.,

125, 922-925.

Hipnoz ve Ağrı

Leonard Rose

Melbourne Ağrı Kliniği, Avustralya

Çeviren: Prof. Dr. Okan Bal

Bir hastanın ağrıya karşı tepkisini birçok faktör etkiler, bunlar ağrıya sebep olan fiziksel zararın büyüklüğü kadar önemlidir. Bu faktörlerin arasında kişilik, kültürel geçmiş, önceki tecrübeler, ilgili organın önemi ve fiziksel şartlar vardır. Sosyal konuların da bir değerlendirilmesi ile birlikte öykü ve fiziksel muayene ciddi bir şekilde incelenmelidir. Ağrının psikolojik ve duygusal sonuçlarını düşünmeden, fiziksel etkenlerini tedavi etmek en iyi sonucu vermeyecektir.

Ağrı ile uğraşırken karşılaşılan sorun hem tanı, hem de tedavinin başarısı açısından ağrının değerlendirilmesidir. En basit ölçü Visual Analogue Scale [Görsel Analog Ölçütü] (VAS)’tır. Bu bir ucunda ‘ağrı yok’ diğer ucunda ‘tecrübe ettiğim en büyük ağrı’ yazılı olan dikey ya da yatay bir çizgidir. McGill Ağrı Anketi (MAA) (Melzack, 1975) detaylı bir şekilde incelenmiş ve onaylanmıştır. MAA içinde, orijinal olarak Melzack tarafından tanımlanan üç yüksek merkez ile kıyaslanabilecek üç ana kategoriyi oluşturan ağrı tanımlayıcılar grupları vardır. Bu kategoriler şöyledir: duyusal (zonklama, yanma, kramp vb); duygusal (bulantı, korkutucu, görme bozukluğu vb); değerlendirici (sinir bozucu, berbat, dayanılmaz vb). Çeşitli araştırmalar göstermiştir ki, ağrıyı tarif ederken hastanın kullandığı terimler, acının şiddetini ölçmek için son derece önemlidir, duygusal kelimeler en önemlileridir.

Böylece ağrıyı hipnoz yaklaşımları ile uygun bir şekilde tedavi etmenin ipuçları hastanın kullandığı terimlerle verilmiş olmaktadır. Teşhisin şekillenmesinde kullanılan sıfatların bile önemli bir rolü olabilir. Sinir hasarından kaynaklanan ağrı genelde keskin, batıcı ya da şimşek çakar şekilde tarif edilir; casualgia, refleks sempatetik distrofi (RSD) ve post-herpetik nöralji gibi durumlar ‘soğuk ateş’ ya da ‘yanan buz’ olarak tarif edilir (Merskey & Bogduk, 1994). Ağrının yakıcı olarak tarif edildiği durumlarda hipnoz, serinletici özellikleri olan maddelerden bahsedilmesi ile olumlu yanıt alabilir. Eldiven anestezisinde söz konusu bölgeyi kar ya da serin bir esinti ile serinletme imajları ile telkinler verilir. Soğukluk hissi uyandıran acılarda ya da vaso-constriction nun gerçekleştiği vakalarda kişi sıcaklık fikrine yanıt verebilir, örneğin ‘(etkilenen bölgeyi) bir şöminede yanmakta olan ateşe yaklaştırdığını düşün, etkilenen bölge oradaki tüm sıcaklığı emiyor ve artık soğukluk hissi kalmıyor’.

Teşhis açısından, hastanın devamlı mı yoksa aralıklarla mı gerçekleşen ağrıdan şikayet ettiğini bilmek, ağrının bir hareketten, pozisyondan vb etkilenip etkilenmediğini bilmek kadar önemlidir. Hastalar, hiç bitmeyecekmiş gibi süren acı dönemlerinden ve nispeten acısız olan dönemlerin çok kısa olmasından şikayet ediyorsa, zaman değişimleri telkinleri yararlı olabilir. Bu tür hastalara hipnoz sırasında ‘şiddetli ağrı zamanları sadece kısacık bir süre devam ediyormuşçasına uçup gidebilir, ağrısız zamanlar da bu özel hipnoz zamanlarında sonsuza kadar sürebilir’ denebilir.

Sürekli baş ağrıları genelde başın etrafında sıkıca bağlanmış bir şeyin vereceği his olarak tarif edilir ve çoğunlukla stresin ikincil bir etkisi olan kas kasılmalarından kaynaklanır; rahatlama telkinleri ya da etkilenen kasların ‘serbest bırakılmakta olduğu ve gereksiz sıkılık, stres ya da baskıyı bıraktıkça daha da gevşediği’ telkinleri kullanılabilir.

Ağrı şikayeti fiziksel, duygusal ya da maddi stresin genel bir ifadesi olabilir. Bu sık sık ağrı ve engellenme için ekonomik takviye sistemi ile artış gösterir-engelli olma için emekli maaşı, araba kazaları ya da iş kazalarından kaynaklanan yaralanmalar için üçüncü tarafın bir ödeme yapması gibi.

KRONİK AĞRI TEDAVİSİ

Kronik ağrı durumu olan hasta ile uygun bir şekilde ilgilenilmesi doğru bir teşhis ve en etkili tedavi için gereklidir. Bunun için farklı ağrı sendromlarının etiolojisi, mekanizması, patofizyolojisi ve semptamolojisi hakkında bilgi ve farklı tedavi türlerinin bulunması gereklidir. Çoğu durumda başarı, çok alanlı yaklaşıma bağlıdır.(Working Party of Management of Severe Pain, 1988). Sternbach (1968) özellikle iki tür bozukluğun da genelde bulunduğu kronik ve kontrol edilemez ağrı vakalarında tedavi edilebilir psikolojik ya da fiziksel anormallikler olup olmadığını teşhis etmenin önemini vurgular,.

Kronik ağrı durumu olan hastalarla uygun bir şekilde ilgilenmek çok zaman ve çaba ister, bunlar olmadan iyi sonuçlar alınamaz ve hatta iyatrojenik problemler de oluşabilir. Avustralya’da farklı eyaletlerde Avustralya Hipnoz Derneği tarafından yürütülen doktorlara, dişçilere ve psikologlara hipnoz hakkında bilgi veren çok başarılı eğitim programları vardır : Fields, 1975; Working Party of Management of Severe Pain, 1988. Bu yaklaşımların uygun bir şekilde kullanımıyla birlikte, uygun psikoterapik ilaç tedavisi, psikolojik danışmanlık ve gerektiğinde kronik ağrısı olan hastalarının çok alanlı ağrı merkezlerine yönlendirilmesi (Rose & Fitzgerald, 1987; Rose, 1990) bu zor alanda hem hasta hem de meşgul danışman için gelişmiş bir yaklaşım olacaktır.

AĞRI, STRES VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Melzack’a göre (1993), ağrı insan hayatında büyük bir stres kaynağıdır ve tüm stres yaratan etkenlerle aynı psikolojik tepkilere neden olur. Ne var ki farklı ağrı uyarıcıları ya da durumları farklı seviyelerde ağrının algılanmasına neden olur dolayısıyla da psikolojik tepkiler farklılık gösterir. Ağrı stresinin bağışıklık sistemi üzerinde zararlı etkileri olduğu açıkça kanıtlanmıştır, 1993 Padua Konferansında Liebskind ve başkalarının değerlendirdiği gibi. Geniş bir kanıt tabanı gösterir ki stres genel olarak bağışıklık işlevi üzerinde baskı yaratır, buna göre de şiddetli ve sürekli ağrının ciddi derecede sağlığa zarar veren sonuçları vardır. Çoğunlukla ameliyat sonrası ya da başka sebeplerden dolayı yaşlı insanlarda ağrıya daha çok rastlandığı için, ağrı artık ‘eh bu sadece ağrı, seni öldürmez ya’ diyerek kenara atılamaz.

Çoğu veri akut ağrının psikolojik etkilerini anlatır. Kronik ağrının psikolojik etkileri hakkında çok daha az bilgimiz var. Öte yandan kronik ağrının psikolojik etkisi iyi bilinmektedir. Kronik ağrı depresyon, endişe ve korku yaratır. Bu ters psikolojik sonuçlar kişiyi, aileyi ve tıp ve sosyal yardımın pahalı olması da tüm toplumu etkiler.

Yıkıcı psikolojik ve sosyal etkileri olan kronik ağrıyı tedavi etmek için elimizdeki tüm teknikleri kullanmalıyız, ancak genelde bunu yapmada başarısız oluyoruz, bu da gereksiz ağrı trajedisine neden olmaktadır. (Melzack, 1990)

Hipnotik Analjezinin Fiziksel Etkileri Gösterilebilir mi?

Bu bölümün ilk kısmında görüldüğü gibi, hipnozun ağrıyı hafifletmesindeki etkinliğini destekleyen çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu birçok farklı ağrı deneyiminde ve hatta hipnotize edilebilme oranları düşük olan hastalarda bile gösterilmiştir.

Spiegel, Bierre & Rooteberg (1989), ağrı kontrolünde hipnozun etkisi konusunda iyi tanımlanmış fizyolojik etkiler bulmuşlardır. Kendilerine ağrı engelleyici imajların betimlendiği hipnoz hastalarındaki nörofizyolojik tepkilerin büyüklüğünün, hipnotize edilmeyen hastalara oranla daha az olduğu gördüler. Bu fenomene göre, hipnoz aracılığıyla ağrı engelleme için tanımlanabilir nörofizyolojik bir temel olduğunu ileri sürmektedirler.

Hipnoz ve endorfinler-doğal narkotikler veya morfin benzeri maddeler- arasında bir ilişkinin olduğuna dair gerçek kanıt bulunamamıştır. 1975 yılında Goldstein & Hilgrad tarafından yapılan bir araştırma hipnotik analjezinin, plasebo tepkisini azaltmada etkin olan dozda morfinin analjezik etkilerini tersine çeviren bir ilaç olan nalokson (naloxone) tarafından tersine çevrilmediğini göstermiştir. Öte yandan ağrı kontrolündeki plasebo tepkisinin, beynin kendi narkotiklerini üretmesini sağlaması ile işe yaradığı görülmüştür (Portenoy, 1994).

1995 yılında Kiernan, Dane, Philips & Price hipnotik ağrı kontrolü hakkında bir araştırmayı yayınladı. Gracely (1995), Pain dergisinin aynı sayısındaki bir yazısında şöyle demiştir; ‘Öznel bir tepkiye dayanmak zorunda kalma olan ikincil yükü kısa süreli olarak kaldırmakla, Kiernan ve diğerleri aynı zamanda, hipnotik analjezinin geçerliliği ve özgünlüğünün birincil yükünü de kaldırmıştır.’

Kiernan ve takımı hipnotik sürecin fizyolojik ölçüleri, susal sinirin elektrik uyarıcısından çıkan nosiseptif refleksi, de kayda değer ölçüde hafiflettiğini gösterdiklerini iddia eder. Ağrı hissinin yoğunluk ve rahatsızlık bileşenlerinin hem nosiseptif refleksini hem de ayrı sözel ölçülerini, hipnotik süreç tarafından her seviyede aktif hale getirilen üçlü bir ağrı kontrol sistemi geliştirmek için kullandılar. Hipnozun üç sistemi de aktif hale getirdiğini buldular. Duyusal yoğunluğun %30’undaki azalma, nosiseptif refleksteki %20’lik azalmadan çoktu, o zaman ekstra %10 supraspinal çekingenlikten oluşuyordu. Aynı şekilde rahatsızlık hissi oranlarındaki %40’lık azalma, duyusal oranlardaki azalmadaki %10’luk artışın belirli bir duyusal büyüklükteki rahatsızlık bağlantısındaki azalmanın sonucuydu. Kiernan, yazısının sonunda, araştırmalarının sonucunun hipnotik telkinler aracılığıyla çeşitli ağrı mekanizmalarında bir azalma olduğunu gösterdiğini söyler ve bu mekanizmaların başka psikolojik aracılı ağrı tedavi yöntemlerinde geçerli olabileceğini belirtmektedir.

AĞRI TEDAVİSİNDE HİPNOZDA ESNEKLİK

Hipnoz sıklıkla anksiyete hafiflemesine de katkıda bulunur ancak bu etki ağrı hafiflemesinden ayırt edilebilir. Anksiyete ağrı ile ilintilidir ancak ayrıdır; akut ağrısı olan bir kişi endişeli olur ancak kronik ağrı genellikle depresyon ile bağdaştırılır. Benzodiyazepin ilaçlarının anksiyeteyi hafifletmekle ağrıyı hafiflettikleri görülmüştür. Ağrıyı tolere etme duyusal acıyı ve ağrı çekmeyi aşan bir şeydir, öyle ki bazı durumlarda hipnoz analjezik olarak işlev görmektense sakinleştirici yerine geçer.

Hipnoterapi psikolojik doğası olan ağrıda genellikle etkisizdir, özellikle ağrı depresyonla özdeş olarak algılanıyorsa. Gizlenmiş depresyon vakalarında hipnozdan kaçınmak gerek, hipnoz uygulayan ilaç tedavisi ve psikoterapi ile doğru şekilde depresyonla ilgilenmediği sürece. Hastanın uyku bozuklukları, yorgunluk, cinsellikle ilgilenmeme ya da genel bir ilgisizlik, çalışamama ya da yatakta kalma eğilimi öyküsü varsa depresyondan şüphelenmek gerek. Hasta özellikle öncesinden etkin bir şekilde çalışıyor idiyse bu geçerlidir; bu tür hastalar antidepresan tedaviye dramatik bir şekilde yanıt verir. Hipnoz, depresyon kontrol altına alındıktan sonra kullanılabilir.

Tedavi yöntemleri kişinin hipnotik yetilerine göre uyarlanmalıdır. Hastanın ilgi alanlarına, becerilerine ve motivasyon seviyelerine bağlıdırlar. Hipnotize edilemeyen kişiler bile, hipnozun kendisinden olmasa dahi tedavinin terapi açılarından yararlanabilirler.

Hipnotik ağrı azaltıcı süreçler, ağrının kısa dönemlerle geldiği durumlarda kullanılabildiği gibi, örneğin diş tedavisinde; doğum ve ameliyat gibi daha uzun süren ama biteceği bilinen durumlarda da kullanılabilir. Ağrı günler veya haftalar sürdüğünde bile, yanık hastalarında ya da kanser vakalarındaki gibi, kullanışlı olabilir.

HEDEF OLARAK KENDİNİ HİPNOTİZE ETMEK

Hasta bakımı ve otonomi konusundaki modern yaklaşımlarla uyumlu olarak, hastaların kendi durumlarını kontrol etmeleri teşvik edilir, hem kendi fantezilerini seçmelerinde hem de hipnoz uygulayan ile ikili bir iletişimi devam ettirmekte. Doğal yöntemlere doğru bir eğilim vardır ve otoriter hipnoz uygulayanın yerini daha esnek bir rehber almaktadır, ve hipnoz edilen kişinin kendisi inisiyatifi alacak duruma gelene kadar onu bu yeni ve değişmiş durumu içinde yönlendirir. Hipnotik ağrı kontrolüne modern yaklaşım daha kişiseldir, klinisyen hastanın özel ihtiyaçlarını karşılar ve hastanın başa çıkma kapasitesini güçlendirerek onu gelecek olanlara hazırlar. Son zamanlarda tanıtılan hipnoza sözde doğrudan olmayan yaklaşımlar, hipnoz tedavisine daha natüralist etmenler getirmiştir ve hipnotize edilmeye karşı direncin de yenilebileceği söylentilerini ortaya çıkarmıştır.

Araştırmalara göre hipnoza yüksek yatkınlık gösteren kişilerin hayal güçlerinin geniş olması muhtemeldir. Öte yandan geniş bir hayal gücü hipnoza yatkınlık konusunda pek bir şey göstermez. Bowers (1976), şu sonuca varmıştır: ‘imaj betimlemeleri ve fantezilerin farklı bilişsel işlevler olduğunu göz önünde bulundurursak, hipnoz fanteziden çok imaj betimlemeleriyle ilintili olabilir.’

İmaj betimlemeleri ve fantezi göstergesi, hipnotize edilen kişinin belirli beceriler ve yetiler edinmesi gerektiğini ima eder. Kişinin becerilerini ve yetilerini gösterebilmesi için en iyi ortamı yaratmaya istekli olan hipnoz uygulayan hayal gücüne izin verir. Böylece hastanın nasıl davranmayı seçeceği konusunda hem gerçeklik hem de fantezi beraber etkili olur. Başarı motivasyona bağlıdır.

Organik kaynaklı ağrı genelde hipnoz bazlı teknikler için uygundur. Bu, hastanın ağrı çekme durumunu uzatmasını istemesine neden olacak ekonomik veya sosyal sebepler olduğunda bile geçerlidir. Bir davada kazanacağı tazminat miktarının mümkün olduğu kadar çok olması için olabilir bu, ya da hasta profesyonel bir ağrı hastası olarak yeni bir hayata adım atmıştır, sürekli olarak kronik bir ‘hasta’ olma rolünü üstlenmiş olabilir. Psikolojik kaynaklı ağrı genelde bir tür stresten kaynaklanır ve kişinin stresini ifade etmesinin tek yolu olabilir. Dolayısıyla da hipnozun bu durumu başarılı bir şekilde tedavi etme olasılığı düşüktür.

Motivasyonları ağrının kendisi olunca, hipnotize olmaya uygun görülmeyen hastalar bile etkili bir ağrı kontrolü geliştirebilir. Dolayısıyla hipnotik telkinlerin en etkili olduğu zamanlar hastaların hipnotize edilmeye müsait olduğu ve başarılı olmak konusunda motive olunduğu durumlardır.

AĞRI DUYAN HASTANIN HİPNOTİK TEPKİSİNDEKİ POTANSİYELİ ÖLÇMEK

Hipnotik ağrı kontrolünün sonuçlarını tahmin etmesinde terapiste yardımcı olacak birkaç etken şöyledir:

•      Ağrının özelliği ve kaynağı, temel olarak organik sebepli midir yoksa psikolojik sebepli midir?

•      Hastanın/müşterinin hipnoza inanıp inanmadığı-ve ağrılarını hafifleteceğine inanıp inanmadığı

•      ‘İkincil kazanç’ varlığı-ağrı sorunun sürmesinden kazanacakları sosyal ya da maddi yarar

•      Hastanın iyileşme motivasyonu

•      Terapist ve hasta/müşteri arasında olumlu ve güven dolu bir ilişkinin geliştirilmesi-dostça ilişki

•      Hastanın kendini hipnotize etmeye razı olması ya da olmaması

Derin bir hipnoz durumu yaratabilmek her zaman önemli değildir ve iyi sonuçlar bazen hafif hipnoz anlarında ve hafif uyku benzeri durumlarda gerçekleşebilir. Kendini hipnotize etmede eğitilme hastaya ağrısı üzerinde kontrol hissi verir ve terapistten bağımsız hale gelirler. Alternatif olarak terapi sonrası için ses kayıtları da verilebilir.

HİPNOZ İLE AĞRI KONTROLÜ İÇİN TEKNİKLER

Hipnotik ağrı hafifletmesi için kullanılan teknikler, genelde başa çıkma mekanizmaları olarak bilinen tanıdık psikolojik savunma mekanizmaları ile ilginç benzerlikler gösterir. Bunlar, amnezi (bastırma), ornatma, inkar, yerinden çıkma ve fanteziye geri çekilmedir. Böylece semptomların yerine başka bir şey koyulabilir: ağrı bir karıncalanma hissi ya da ‘acısız ağrı’ olabilir. Ağrı kliniklerinde bazen görülen bir problem, motosiklet kazaları sonrası kontrol edilemez şiddetli ağrıdır. Tipik olarak, kişinin omzu yere vurunca ve sert bir şekilde aşağıya itilince brakiyal pleksus omurilikten kopar. Kontrol edilemez şiddetli ağrı genelde sinir yollarının engellenmesinden doğan felç sonucu meydana gelen ‘sallanan kol’ ile bağdaştırılır. Bu tür yaralanmalardan kaynaklanan ağrı hayali kol-bacak ağrıları olan hastalarda görülen ağrıya benzerdir ve tam durumdaki sinir yollarına bağlı olan normal endojen ağrı kontrollerinin yokluğundan kaynaklanır. Böyle durumlarda hastanın ‘tıpkı yazın yüzüp sudan çıkınca bir esintinin serinlettiği gibi, koluna su fışkırtıldığını sonra da serin bir esintinin onu serinlettiğini’ hayal etmesi istenir.

VAKA ÖYKÜSÜ 1

Orta yaşlı bir adam 10 yıl önce Herpes Zoster döneminden sonra başlayan, infra-orbital sinirleri tarafından beslenen yüz bölgesinde 10 yıllık kontrol edilemez yanıcı ve kaşındırıcı ağrıcı öyküsü ile ağrı kliniğine geldi. Ağrısı o kadar şiddetliydi ki pasif olarak intihar eğilimi vardı ve yıllardır sol yanağına dokunamıyordu. Antidepresanlar kullandıktan sonra sıkıntısı hafiflemişti ve eldiven anestezisi kullanılan üç seanslık hipnozdan sonra ilk defa acısını kontrol edebildi. Kullanılan imaj betimleme tekniğinde kişi Avrupa’daki çocukluğuna geri götürüldü ve yüzünün etkilen tarafında bir kar topu tuttuğunu hayal etmesi istendi.

Bu yaklaşım, hipnotik yatkınlığı ölçebilmek için Wilson & Barber (1977) Yaratıcı Hayal Gücü Ölçütünü kullanmıştır. Bu ölçütteki maddelerden birinde hastanın elinin yan tarafına bir lokal anestezi iğnesi yapıldığını ve etkilenen parmakların hissizleştiğini hayal etmesi istenir. Klinik kullanımda bu madde Eldiven Anestezisi olarak tercüme edilir. 10 maddeden oluşan bu ölçütteki diğer maddeler, hastanın zaman değişimi, yaşta gerileme, trans işi için müzik kullanımı ve rahatlama imaj betimlemeleri gibi telkinlere olası tepkisini ölçmek için kullanılabilir.

VAKA ÖYKÜSÜ 2

Birkaç yıl önce ağrı kontrolünde inanılmaz bir iyileşme görüldü. 50 yaşındaki bir otel aşçısı belindeki ağrısı ve sol taraflı siyatiğinin fiziksel bir sebebi olduğuna yıllardır doktorları ikna etmeye çalışıyordu. Derin araştırmalar sonrası, lumbar ponksiyon ve miyelografi dahil, belirgin bir yara bulunamadı ancak kadın hala devamlı olarak bacaklarından birinde keskin bir ağrı ve paraestezisi olduğunu söylüyordu.

Hipnoz altındayken ondan şu istendi:

Plajda ılık kumlar üzerinde yattığını ve kumun hafifçe bacağın üzerinde uçuştuğunu hayal et. Bu kumun özel etkileri var ve bacağın kumun sıcaklığını emdikçe bacağındaki ağrı kuma geçiyor, içine geçiyor!

Kum, önceki acılarını alıp yerine sıcaklık ve rahatlama getiriyor. Uyanık duruma döndüğünde bütün bu rahatlığı yanında getireceksin ve bu rahatlık tamamen uyanık duruma döndükten uzun süre sonra bile seninle olacak.

Hasta bu tekniği, kalabalık bir otobüste ev ve iş arasında gidip gelirken bile kullanabiliyordu. Sonunda önceki doktorların verdiği yüksek dozdaki antidepresanları (günlük 300mg’a kadar çıkan amitriptilin), başka psikotropik adjuvan ve analjezikleri almayı bırakabildi.

Ne var ki bu başarılı vaka uyarıcı bir notu da yanında getiriyor-taburcu olmasından 6 ay sonra tam felç ile sokakta yere yıkıldı ve sonraki araştırmalarda yüksek sırt omurilik meningiyal tümörü bulundu. Bu başarılı bir şekilde alındıktan sonra tüm semptomları geçti.

İMAJ BETİMLEME TEKNİKLERİ VE KRONİK AĞRI-PRATİK BİR EL KİTABI

ÖZEL ACI KONTROL TEKNİKLERİ

1. Kendilerinde derin rahatlama telkinleri, ağrının yanında gelen endişeyi hafifletebilir. Hoş, doğal ortamların mümkün olduğunca çok görsel ve duyusal imaj betimlemeleri ile bu telkinler güçlendirilebilir. Örneğin hastaların karlar içinde bir dağ kulübesinde olduklarını hayal etmelerini istemek kendi içinde terapötik olabilir ya da ‘eldiven anestezisi’ için bir başlangıç olabilir. Bu, hastanın karda yürüdüğünü, eline biraz kar aldığını ve karı acıyan yere tutup soğuğun ve hissizliğin acının yerini aldığını hayal etmesi ile gerçekleşebilir.

2. Doğrudan acı hafiflemesi telkinleri. Basitçe hipnoz altındaki hastaya, tam uyanıklık durumuna döndüklerinde ağrıyı hissetmeyeceklerini ve ağrının dönmeyeceğini söylemek ağrının hafiflemesine neden olabilir.

3. Ağrının vücudun bir yerinden, daha az etkisi olacağı başka bir yerine hipnotik transferi, ya sempati ya da daha büyük maddi tazminat yüzünden ağrının devam etmesine psikolojik bir şekilde ihtiyaç duyan hastalar için yararlı olabilir. Örneğin böyle kişiler karınlarındaki ağrıyı parmaklarına transfer edebilirler.

4. Hipnoz, ağrı hislerini daha kolay bir şekilde tolere edilecek bir hisse değiştirmek için kullanılabilir. Ağrının akut ya da derin bir his yerine hoş bir ‘karıncalanma’ ya da ‘sıcaklık’ olarak hissedileceği telkin edilebilir.

5. Hastalardan, kendilerine lokal anestezi verildiğini hayal etmeleri istenerek bölgede hissizlik telkini ile ağrı kontrol edilebilir. Daha önce bahsedilen başka bir yöntem ‘eldiven anestezisidir’, bu da ağrıyan bölgeye transfer edilebilir. Örneğin dişçide anestetik bir jel bir çocuğun parmağında kullanılabilir. Çocuğa ‘sihirli’ bir parmağı olduğu ve bu parmakla dişçide olduğu süreç boyunca hissettiği tüm rahatsızlıkları alabileceği söylenir. Anestezi de terapistin telkinlerini güçlendirir.

Ayırıcılık hastayı ağrısından ayırmakta kullanılabilir. Hastalar iyi eğitilmişse ve motivasyonları varsa, kendilerinin bir kısmını ya da tamamını hoş ve gerçekçi imaj betimlemeleri ile ağrılarından ayırmaları mümkündür. Ağrı verici süreçler boyunca hastalar vücutlarından bile ayrılabilirler.

6. Ayırıcılık hoş bir manzara hayal ederek başarılabilir. Anı sıcak, cezp edici kumlar olan bir sahil kenarı, ya da serin, yeşil gölgeli bir orman, bu yerlerde hastaların küçüldüklerini ve bir kelebeğin sırtına binip uçabildiklerini hayal etmeleri istenir! Onlar küçüldükçe acıları da küçülür.

Bu tekniklerin birçok hastada özellikle kanser hastalarında faydalı olduğu görülmüştür.

7. Hipnoz halinde hastalar ağrılarını ilginç bir deneyim-yarattığı ağrıdan farklı ve nötr- olarak görmek için hayal güçlerini kullanırlar.

8. Ağrının ‘hoş bir hisse’ dönüştüğü telkin edilebilir. Hastaların bu hisleri halüsine etmeleri istenebilir, ya da hayal güçlerinde onları bir film perdesine yansıttıklarını düşünebilir, hayal edebilirler. Örneğin hastaya: ‘Bir ekranın önünde rahatça oturduğunu düşün. Şimdi de ekranda kendini gördüğünü düşün-şu anda olduğun gibi değil ama olmak istediğin şekilde, ağrısız biri olarak, maksimum kapasitede çalışabilecek biri olarak’ denebilir.

9. Hipnoz altındayken hastanın zamanda geriye gittiğini hayal etmesi istenebilir, ‘uzun zaman önceye, ağrı ve rahatsızlığın olmadığı, enerji dolu ve tam anlamıyla sağlıklı olduğu bir döneme–normal uyanıklık anına döndüğünde de yine o sağlıklı zamandaki gibi hissedeceksin.’telkini verilebilir.

10. Hipnotik zaman değiştirmesi hastanın pek rahatsızlık hissetmediği zamanları uzatmak veya şiddetli acı hissettiği zamanları azaltmak için kullanılabilir: ‘Rahatlama konusundaki yeni yetilerin sayesinde, artık şiddetli ağrı hissettiğin zamanlarda zaman hemen uçup gidecek. Öte yandan rahatsızlık hissinin en az olduğu zamanların tadını çıkarabilmen ve o zamanları iyi kullanabilmen için de zaman çok yavaş geçecek ve her saniye uzayacak.’

11. Başka teknikler arasında ağrıyı hayal gücünüzde yöneterek bir görsel imaja çevirmek vardır. ‘Şimdi ağrını gör. Hangi şekilde? Üçgen mi? Daire mi? Anı bir piramit ya da bir küp? Rengini görüyor musun? Kırmızı mı? Sarı mı? Mor mu? Başka bir renk mi? Şimdi şeklini ve rengini değiştir. Yeni şekil ve renk ağrının tam tersidir.’

Yukarıda sayılan ağrı hafifletme yöntemlerinin yanında başka tekniklerin de işe yarar olduğu görülmüştür, bunlardan birinde hasta bir gökkuşağında bir yolculuğa götürülür, kriz zamanlarında gökkuşağının renkleri kişiyi kaldırmak için kullanılır. Bu resimde kırmızı sıcaklık hissi ve iyileşme enerjisi ile bağdaştırılır, şeftali rengi tam ve mükemmel huzur, sarı mutluluk ve sağlık, yeşil sevinç ve coşku, su mavisi su ve özgürlük, mor da tam ve mükemmel sakinlik ile bağdaştırılır.

GİZLİ ODA VEYA İÇTEKİ YER (ELTON & BURROWS, 1978)

Hastaya şu telkinde bulunulur: ‘Aklındaki bir koridorda yürüdüğünü hayal et. Yürümeye devam ediyorsun ta ki bir kapıya gelene kadar. Daha önce hiç görmediğin bir kapı bu. Kapının ardında senin gizli odan var. Senin sığınağın var, ağrıyla zıt olan bir yer. Kapıyı açıp içeri giriyorsun ve kapıyı kapatıyorsun, ağrı ve rahatsızlık kapının dışında kalıyor. Huzur ve sakinlikle dolu bu yerde kendini olduğun gibi görmüyorsun, olmak istediğin gibi görüyorsun.’

MİGRENLER VE YUNUSLAR

Applied Hypnosis and Hyperempiria [Uygulanmış Hipnoz ve Hiperempiri] adlı kitabında Gibbons (1979) kullanışlı imaj betimlemeleri tekniklerinin bulunduğu bir katalog sunar. Gibbons, imaj betimlemelerinin duyusal deneyimleri güçlendirebildiğine inanır. Böylece hastalar, ağrılarının hafiflemesi-hatta davranışlarında ciddi bir değişimin olabilmesi- için onlara bulunulan telkinleri daha iyi kullanabilir. Bunların arasında yunus imajı vardır, hastanın kendini denizde yüzen bir yunus olarak hayal etmesi istenir. Gibbons’a göre, bu imajın yarattığı kalp atışlarındaki yavaşlama ve kan basıncındaki düşme, kafadaki dolaşım tıkanıklığını giderir böylece de migren ve diğer stres kaynaklı baş ağrıları olan bazı hastaların baş ağrısı semptomlarını giderir.

SONUÇ

Tabi ki bu ağrı kontrolü ve hipnoz konusuna sadece kısa bir bakıştır. Umuyoruz ki zor hasta gruplarıyla ilgilenen uzmanlar, pratik deneyimlerini kurmaları için belli bir bilgi birikimi kazanmıştır.

REFERANSLAR

Bonica, J. J. (1993). Pain: The Neglected Pathogen, Lecture notes, Conference on Pain,

Stress and the Immune System, Padua and Venice, 28-30 August 1993. Bowers, K. S. (1976). Hypnosis for the Seriously Curious, New York: W. W. Norton. Elton, D. & Burrows, G. D. (1978). Specific use of imagery in treatment by hypnosis: ‘the

secret room1. Aust. J. Gin. Exp. Hypn., 6, 17-26. Fields, H. L. (Ed.) (1995). Taskforce on Professional Education. Washington, DC: Core

Curriculum For Professional Education in Pain, IASP Press. Gibbons, D. (1979). Applied Hypnosis and Hyperempiria. New York: Plenum Press. Goldstein, A. & Hilgard, E. R. (1975). Lack of influence of the morphine antagonist

naloxone on hypnotic analgesia. Proc. Nat. Acad. Sci., 71, 2041-2043. Gracely, R. H. (1995). Hypnosis and hierarchical pain control systems: Editorial comment. Pain,6Q, 1-2

Kiernan, B. D., Dane J. R. , Philips L. H. & Price D. D. (1995). Hypnotic analgesia reducesthe R HI reflex nociccptivc reflex: Further evidence concerning the multi-factorial natureof hypnotic analgesia. Pain, 6, 39-47. Liebeskind, J. C. (1993). Studying Pain and Stress in the Laboratory Animal. Lecture notes,Conference on Pain, Stress and the Immune System, Padua and Venice, 28-30 August1993. Melzack, R. (i975). The McGill Pain Questionnaire: Major properties and scoring methods.Pain, 1,277.Melzack, R. (1990). The tragedy of needless pain. Sci. Amer.t 282(2), 19-25. Melzack R. (1993). Pain as a Strcssor in Humans Lecture notes, Conference on Pain, Stressand the Immune System, Padua and Venice, 28-30 August 1993. Merskey, H. (1979). Pain and personality. In The Psychology of Pain (p. 111). New York:Raven Press. Mcrskcy, H. & Bogduk, N. (1994). Classification of Chronic Pain: Descriptions of ChronicPain Syndromes and Definitions of Pain Terms, 2nd edition. Washington, DC: 1ASP Press. Portcnoy, R. K. (1994). Opioid therapy for chronic non-malignant pain: Current status. InH. L. Fields & John C. Liebeskind (Eds), Progress in Pain Research and Management,Vol. 1 (p. 247-287) Seattle: ISAP Press.Rose, L. (1990). Overcoming Pain. Melbourne: McCulloch Publishing. Rose, L. & Fitzgerald, P. (1987). Manage Your Pain. Sydney: Angus & Robertson Pub­lishers. Spiegel, D., Bicrrc, P. & Rootenbcrg, J. (1989). Hypnotic alteration of somatoscnsoryperception. Am. J. Psychiaf., 146, 749-754.Sternbach, R. (1968). Pain: A Psychophysiological Analysis, New York: Academic Press. Wilson, C. & Barber, T. X. (1977). The Creative Imagination Scale as a Measure ofHypnotic Responsiveness: Applications to Clinical and Experimental Hypnosis, revd. edn.Hadfield MA: Madficld Foundation. Working Party on Management of Severe Pain (1988). Report of the working party onManagement of Severe Pain, Australian Government Publishing Service, Canberra.

Kronik Ağrıların Kontrolünde Hipnoz

FREDERIC J. EVANS

Pathfinders, İnsan Davranışında Danışmanlar, Lawrencewille, NJ, USA

Çeviren: Dr. Cenk Kiper

İskoçyalı hekim Esdaile (1850-1957), muhtemelen, hipnozun ağrı kontrolünde kullanımını ilk belgeleyen kişidir. Kimyasal anestezinin geliştirilmesinden kısa bir süre önce, Esdaile, Hindistan’da amputasyon, tümör alınması ve birtakım karmaşık cerrahi prosedürlerde, hipnozu tek başına anestezi yöntemi olarak başarıyla uyguluyordu. Esdaile’in raporlarında gözden kaçan bir nokta, hastalarının çoğunun ameliyattan sağ çıkabilmiş olmalarıydı ki bu durum kanama, şok ve ameliyat sonrası ağrı gibi nedenlerden ötürü o günlerde sık rastlanılan bir durum değildi. Hipnozun, cerrahi ve operasyon sonrası ağrıların kontrolünün dışında, otonom sinir sistemi ve /veya bağışıklık sistemi üzerinde, cerrahi prosedürlerin komplikasyonlarını minimize eden etkileri olmuş olabilir.

Tıbbi raporlar, hipnozun, kronik ağrıların azaltılmasında (Sacerdote, 1970), yanan hastaların ağrılarının azaltılmasında ,yanık dokunun alınması işlemlerinin kolaylaştırılmasında (Edwin, 1976; bkz. bu kitabın 19. bölümü) ve ölümcül hastalıklı (kanser) kişilerin ağrılarının kontrolünde yardımcı olarak (Domangue ve Margolis, 1983) kullanılmış olduğunu göstermektedir. Hipnozun şiddetli ağrıların ve kronik ağrıların kontrolündeki yararlılığı hakkında göreceli olarak çok az sayıda, iyi kontrol edilmiş deneysel araştırma vardır. Araştırmalar, ölümcül kanser hastalarının yüzde 50’sinde (Hilgard ve Hilgard, 1975) ve diş hastalarının yüzde 95’inde (J. Barber, 1977) ağrı kontrolüne destek olarak hipnoz tekniklerinin kullanılabileceğini göstermektedir. Yakın dönemde, Ulusal Sağlık Teknolojileri Konferansı Enstitüsü (1995) tarafından, “davranışsal ve rahatlama yaklaşımlarının kronik ağrı ve uykusuzluk tedavisinde birleştirilmesi” ile ilgili yayınladığı yıllık faaliyet raporunda hipnozun “çok çeşitli kanser hastalıklarına haiz kronik ağrıların azaltılmasında….[ve] duyarlı bağırsak sendromu, ağızdaki enflamatuar durumlar, temporomandibular bozukluklar ve tansiyon kökenli baş ağrılarında”etkili olduğunun şiddetle altı çizilmiştir. Bu sonuçlara varmış olan araştırmaların çoğu Large (1994) ve Holroyd (1996) tarafından incelenmiştir.

Melzack ve Perry (1975), kronik ağrı çeken hastalardan oluşturulmuş karma gruplarla yaptıkları araştırmalarda, hipnoz ve biyo-geri beslemenin beraber uygulanmasının ağrıların azaltılmasında, tek başlarına olduklarından daha etkili olduğunu bulmuşlardır (N=24). Elton, Burrows ve Stanley (1980) hipnozun davranışsal terapiden ve plasebo ilaç tedavisinden daha etkili olduğu sonucuna varmışlardır. James, Large ve Beale (1989) çoklu dayanak araştırmalarını kullanarak hipnoz statejilerini, beş kronik ağrı hastası üzerinde etkili bir şekilde kişiye özel kılmışlardır.

Crasilneck (1979) bel ağrısı çekmekte olan, peş peşe 29 hastanın yüzde 80’ninin ayakta tedavisinde, 9 aya varan kişiye özel uygulanmış hipnozla, öznel ağrıların azaltılmasında yüzde 69 oranında olumlu sonuç rapor edildiğini ortaya koymuştur. Mc Cauley, Thelen, Frank, Willard ve Callen (1983) sırt ağrısı çeken hastalarda hipnoz ve rahatlatma terapilerinin birlikte olumlu sonuç verdiğini belirtmişlerdir.

Ağrılı, duyarlı bağırsak sendromunda, hipnozun etkili olduğunu gösteren iki araştırma vardır. Whorwell, Prior ve Faragher (1984) hipnozun 30 hastada öznel ağrı ve karın şişliği şikayetlerini yardımcı psikoterapiye göre daha fazla azalttığını bulgulamıştır. Aynı araştırmacılar (Prior, Colgan ve Whorwell, 1990) daha sonra hipnozun ishale eğilimli 15 hastada rektal duyarlılığı azalttığını bulmuştur.

Fiziksel terapi ile karşılaştırıldığında hipnoz, 40 fibromalji hastasında ağrıların azaltımında ve uykunun iyileştirilmesinde hassas noktalar haricinde etkili olmuştur (Haanen, Hoenderdos, van Romunde ve diğerleri, 1991). Hipnozla tedavi edilen hastaların yüzde 80’inde ilaç tedavisi gerekliliğinde azalma gözlemlenmiştir. Bilimsel gözlem olmadan hazırlanmış pek çok rapor (Margolis, kişisel görüşme; Finer, kişisel görüşme; Gainer 1992; Evans 2001), hipnozun erken dönem sempatik adele gelişmezliği refleks kaybında etkili olabileceğini öne sürmüştür. Fakat bilimsel araştırmalar henüz tamamlanmamıştır.

Hipnotize edilebilirliğin ölçülmesi ile ilgili yapılmış az sayıda araştırmandan birinde, Stam, Mc Grath ve Brooke (1984), 61 çeneyle ilintili eklem rahatsızlığı hastası içinde hipnoz ve rahatlama terapileri ile hipnoz edilebilirliğin artışına paralel olarak kontrol grubuna göre daha fazla ağrı azaltımı sağlandığı bulunmuştur. Hipnotize edilebilirliği düşük olan kimselerde iki terapi şeklinde de çok az ağrı azaltımı kaydedilmiştir.

Syrjala, Cummings ve Dolandson (1992) kemik iliği nakli görmüş 67 hastada hipnozun, bilişsel-davranışsal terapiye göre, mide bulantısı ile kusmaya karşı ve uyuşturucu olarak kullanım haricinde ağrı azaltımında daha etkili olduğunu göstermiştir. Bu sonuç, hipnozun erken hamilelik, blumik ve kanser tedavisi kaynaklı kusma isteği de dahil olmak üzere birçok hasta topluluğunda mide bulantısı ve kusma tedavisinde çok etkili bir araç olduğuna dair geniş kabul görmüş, sistematik bilimsel gözleme dayanmayan raporlar ışığında biraz şaşırtıcıdır (Evans, 1991).

 Birçok araştırma, kronik baş ağrısı tedavisinde hipnozun önemli bir yeri olduğu göstermiştir. Olness, MacDonald ve Uden (1987) 28 çocuk migren hastasında hipnozun propranolol ve plasebo ilaç tedavisinden üstün olduğunu belirtmişlerdir. Cedercreutz (1976) 100 şiddetli migren hastasını hipnozla tedavi etmiştir. Hastaların, migren rahatsızlıkları 3 ay içinde azalan yüzde 55’lik kısmının çoğu, yüksek derecede hipnoz edilebilir durumdaydı. Hangi hipnotize edilebilirlik ölçüm yönteminin kullanıldığı açık değildir, kontrol grubu da kullanılmamıştır. Basker, Anderson ve Dalton (1976) rasgele hipnoz ve ilaç tedavileri (proklorperazin) uygulanmış 47 migren hastasını karşılaştırmıştır. İlaç tedavisi grubuna göre hipnoz grubunda 3 ay içinde ağrılarda tamam bir hafifleme çok daha büyük sıklıkla (yüzde 43’e yüzde 12) görülmüştür. Hollanda’da en az üç araştırma (N=55, 56, 79; van Dyck, Zitman, Linssen ve Spinhoven, 1991; Spinhoven, Linnsen, van Dyck ve Zitman, 1992; Zitman, van Dyck, Spinhoven ve Linnsen, 1992) hipnozun ve kendi kendine hipnozun özellikle hipnotize edilebilirliği yüksek olanlarda, tansiyona bağlı baş ağrısının en az kişinin kendisini eğitmesi kadar ve kontrol gruplarına göre daha fazla azalttığını ortaya koymuştur.

Bu yazı, mevcut araştırmaların eleştirel ve kapsamlı bir incelemesi değildir. Spiegel’in (1993) araştırmasında olduğu gibi hipnozun kanser ağrılarının tedavisinde kullanımıyla ilgili araştırmaların incelenmesine girilmemiştir. Hipnozun farklı sebeplerden kaynaklanan kronik ağrıların azaltılmasında geçerli bir teknik olabileceğinin gösterilmesi hedeflenmiştir. Bu araştırmalarda çok farklı hipnoz teknikleri kullanılmıştır ve hangi ağrı durumlarında hangi hipnoz tekniğinin daha faydalı olabileceğini göstermemektedirler. Bu araştırmaların çoğu, gerekli kontrol gruplarını ve takip verilerini içermemektedir. Araştırmaların çoğu, hipnozla diğer aktif psikolojik tedavi tedavi şekilleri arasında etki düzeyi açısından fark bulamamıştır, fakat bir kısmı hipnozun doğrudan tıbbi müdahale (örneğin ağrı kesiciler) kadar etkili olabileceğini göstermektedir. Ne yazık ki, hipnotize edilebilirlik hipnoz gruplarında ve kontrol gruplarında nadiren sonuçlarla ilişkilendirilmiştir. Dolayısıyla, ağrı azaltımının hipnozdan mı yoksa, hipnoza bağlı fakat hipnoza özgü olmayan hipnotik müdahalelerin kullanımının sonucu olan etkilerden mi kaynaklandığı bilinmemektedir. Üstelik bu araştırmalar, ağrı azaltımının nasıl ölçülebileceği gibi zor bir konuda ortak bir bir paydada birleşmemiştir. Çoğu, güvenilirliği bilinmeyen öznel ağrı değerlendirmelerine dayanmak zorunda kalmıştır. Kronik ağrı çeken hastaların başarılı tedavisinin sonuçlarına dair tıbbi kriterler sadece ağrı azaltılmasından çok daha karmaşıktır. Çoklu sonuç değerlendirmeleri depresyon azaltımı, ilaç ve uyuşturucu kullanımı, iyileştirilmiş uyku, toplumsal ve ailevi ilişkiler, yaşam kalitesi, hareket kabiliyetinde artma ve aktivite düzeyi ve işe dönüş gibi konuları da göz önünde tutmalıdır (Evans, 1989; 2001).

AĞRI KONTROLÜNDE HİPNOTİK STRATEJİLER

Hipnozun doğası karşısındaki kuramsal tutum, araştırma planı ile birlikte hipnozun kullanıldığı tedavi programlarında benimsenen stratejileri de etkileyebilir. Hipnozun tanımına ilişkin bir uzlaşma yoktur. Fakat çoğu araştırmacı şu dört durumdan birini veya daha fazlasını vurgulamaktadır: Beklentiler (ve hipnoz- denek etkileşimi); önerilebilirlik; rahatlama ve/veya betimlemeye dair bilişsel boyut; ve uyanış (Evans, 1991; 2001).

Bazı yazarlar, hipnozu uygulayanla denek arasındaki sosyo-psikolojik etkileşimin hipnotik davranışın en temel bileşeni olduğunu vurgulamıştır (T. Barber, 1969; Chaves ve Brown, 1978; Sarbin ve Coe 1972; Spanos, 1986; Wagstaff, 1981). Ağrı azaltımı, dikkatin ağrıdan uzak noktalara kaydırılması, dikkati başka tarafa çekme, hayal kurma, sözel yeniden etiketlendirme, rol yapma, atfetme, kaygı azaltımı, unutma ve inkar gibi kişiler arası süreçleri veya kendiliğinden oluşturulmuş bilişsel ve harekete geçirici stratejileri kapsar. Bu stratejiler, tahmin edilebileceği üzere hipnotik ilişkiler tarafından kolaylaştırılır, bu nedenle hipnoza bağlı tümevarım süreci ve hipnotize edilebilirliğe ilişkin bireysel farklılıklar tesadüfi ve alakasız kabul edilir.

Hipnoz hakkındaki farklı bir görüş de, bireyin sabit bir kapasitesini yansıttığıdır. Hipnoz deneyimi, farkındalık seviyelerinin ve bilinç düzeyinin istek dahilinde değiştirilmesi yetisini içerebilir. Bu değişimler, kişiler arası etkileşimle veya birey içinde başlatılmış olabilir (Bowers, 1976; Evans 2000; Hilgard, 1965; 1977). Hipnoz, yeniden ayrılma/uyanış veya çoklu bilişsel yollar biçiminde düşünülebilir. Hasta aynı anda acının şiddetini bilir fakat farklı düzeylerde farkında değildir. Acının farkında olma ve analjezi birlikte bilinçlendirilir. Hipnoz daha genel, kişiye psikolojik, bilişsel ve psiko sosyal süreçleri değiştirme ve kendi isteğiyle farklı bilinç düzeylerine erişim sağlayan, bilişsel esneklik kabiliyeti veya değiştirme-geçiş mekanizmasını içerir (Evans 2000, 1991). Hipnotize edilebilirlik hayal kurmayı etkin bir şekilde kullanabilme, uyuklama, kolay uykuya dalma, bir filmde veya romanda kaybolmak gibi deneyimler yaşayabilme, görüşmelere geç kalma, hastaların, hipnozun kullanıldığı tedavi durumları dışında bile psikiyatrik (ve muhtemelen tıbbi) semptomlardan kurtulmasındaki kolaylık gibi birçok farklı ölçü sistemiyle paraleldir (Evans 1991, 2001).

Hilgard (1977), ölçülebilir hipnotize edilebilirlikle ağrı kontrolü arasındaki ilişkinin, genel kuramı desteklemeyen bir şekilde birçok deneysel durumda 0,5 civarında olduğunu rapor etmiştir. Ağrı raporları ve hipnotize edilebilirlik ölçütlerinin birlikte güvenilirliğine göre, bu ilişki düzeyi dikkate değer ölçüde düşüktür. Bu nedenle, mevcut veriler, hipnotik ağrı kontrolündeki ikilemi göstermektedir. Zira, tıbbi görevliler birçok hastanın hipnotik müdahale tekniklerinden faydalanabildiklerini bildirirken, deneye dayalı veriler sadece çok az kimsenin şiddetli ağrılarının azaltılması için gerekli duyumsal ve bilişsel yetenekleri geçirecek karmaşık (dissosiyatif) kapasiteye sahip olduğunu göstermektedir.

Hilgard”ın (1977) yeni çözülme kuramı dahilinde ağrı kontrolüne dair daha sonraki araştırmaları, özel olarak “gizli gözlemci” yöntemini kullanarak ağrı idrakinin farklı bilinç düzeylerinde yer aldığını belgelemiştir. Başka bilinç düzeylerinde (veya gözlemleyen ego düzeyinde) ağrılı uyarılmanın gerçek yoğunluğuna ilişkin oldukça güvenilir veriler mevcut olsa da bilinç düzeyinde ağrının en düşük oranda hissedilmesini olanaklı kılan çok sayıda bilişsel yol hipnoz altındaki deneğe açık olabilir. Örneğin, kimyasal müdahale olmasa yaşayacağımız deneyimin ne kadar ağrılı bir uyarılma olabileceğine dair farkındalığımızı korumamıza rağmen, diş doktorunun dolgu makinesinin acı vermediğini görürüz.

HİPNOZLA AĞRI KONTOLÜNDE ÇÖZÜLMEYE YOL AÇAN VE PLASEBO İLAÇ BİLEŞENLERİ

 Hipnoz kaynaklarında şiddetli ağrıların doğasının anlaşılmasına dair önemli katkılar burada incelenmeyecektir. Hilgard”ın (1969, 1977) titizlikle yapmış olduğu, deneysel ağrılara ilişkin psikofiziksel araştırmalar ve diğerleri, zararlı uyarılmanın şiddetiyle, geçici şiddetli ağrılara ilişkin bireysel deneyim arasında ağrının azaltılması ve hipnotik analjezi arasında da olduğu gibi geçerli bir ilişki olduğunu göstermiştir. Şiddetli ağrı ve hipnotik analjezi üzerine olan çoğu deneysel araştırma, uyarılmanın derecesinin, geçici zararlı uyarılmanın ötesinde, psikolojik olarak daha mantıklı olmadığı durumlarda gerçekleştirilmiştir. Ağrılı uyarılmanın anlamı konusundaki kaygı ya en aza indirilmiş, ya da ortadan kaldırılmıştır. Bu tür araştırmalar, ağrı çeken hastalarla karşı karşıya olan tıbbi görevlilerine muhtemelen pek yardımcı olmamaktadır.

 Deneysel acıya hipnozla müdahalenin etkileri, sadece son otuz yıldır kayıtlara geçirilmiştir. Daha önce yapılan birçok araştırma (bkz. Shor, 1962; Hilgard, 1977; Elton, Burrows ve Stanley, 1980; Spanos, 1986; Holroyd, 1996 tarafından yapılan incelemeler) ne kronik ağrıların süreklilik oluşturan niteliğini, ne de şiddetli ağrının insanı zayıflatan tedirginliğini taşıyan elektrik şoku veya ısı gibi geçici ağrı uyarılarını kullanmışlardır. Gerçekte, erken dönem araştırmalar kaygı ve stresi bilinçli olarak azalttıkları için morfin gibi standart analjezik ilaçların kullanımından sonra görülen ağrı azaltımlarını gösterememişlerdir. Ayrıca, ağrı eşiği veya ağrının ilk hissedilmeye başladığı noktanın tespiti de bu araştırmaları sınırlamıştır. Tıbbi bakımdan, hastalar ağrı eşikleri ile ilgili bir problemleri olduğunu bildirmemişlerdir! Anlamlı araştırmalar iskemik ağrı veya soğuk press ağrı toleransı ve dayanma düzeyleri gibi geciktirilmiş ölçütleri kullanan ağrı oluşturma prosedürleri ile kısıtlı olmuştur.

Bu türden ilk araştırmalardan birinde, McGlashan, Evans ve Orne, (bkz. 1969; Evans, 1984, 1990b, 2001; Evans ve McGlashan, 1987; Hilgard ve Hilgard, 1975; Orne, 1974; Wagstaff, 1987) hipnoza bağlı ve plasebo ilaç analjezilerini 12 çok yüksek ve 12 çok düşük hipnotize edilebilir denek üzerinde üç oturumda karşılaştırmışlardır: (a) harekete geçirici etkisi yüksek taban koşulları; (b) hipnoza dayalı analjezinin uygulanmasını takiben düşük hipnotize edilebilir denekleri motive etmek için tıbbi yöntemlerle türetilmiş prosedürün dahil edilmesi; ve (c) deneklerin çift taraflı gizli ilaç araştırmasının bir parçası olarak bildiği yalancı ilacın verilmesi sonrasında. Bu araştırmanın mantığı kliniklerde de olduğu gibi yalancı ilaç tesirini etkileyen tüm değişkenleri, kontrol edip ortadan kaldırmak yerine geleneksel deneysel araştırmalarda yapıldığı üzere maksimize etmekti. Bu araştırmanın özellikle üç sonucu önemli olmuştur:

1) Yüksek düzeyde hipnoz edilebilir deneklerde, hipnozla uygulanmış analjezi sırasında, acıya karşı dayanıklılıkta ciddi bir artış gözlemlenmiştir. Bu, daha çok hipnoz koşullarının hipnoza kolay cevap veren denekler veya hastalarda oluştuğu zaman gelişen çözülme etkilerinin bir sonucu olmalıdır.

2) Çok daha az fakat hala önemli düzeyde, çok ve az hipnotize edilebilir gruplarda eşit düzeyde olmak üzere, iskemik acı toleransında plasebo ilaç desteğine bağlı değişim görülmüştür.

3) Hipnotik analjezi telkinleri, düşük düzeyde hipnotize edilebilir grupta bile iskemik acı toleransında önemli düzeyde iyileşme sağlamıştır. Hipnoza az duyarlı denekler için hipnotizmanın da kullanıldığı durumlardaki plasebo ilaç bileşenine bağlı olarak gelişen ağrı hafiflemesi ile hap kullanımına dair plasebo ilaç bileşenine bağlı iyileşmede, eşit ve yüksek oranda korelasyon görülmüştür (0.76, N=12) . Bu hipnotik tetikleme, plasebo ilaç bileşenidir. Hipnozun ağrının azaltılmasında faydalı olabileceğine dair beklenti, ağrı kesici hap almanın getirdiği beklentiye benzer şekilde, özellikle kolay hipnotize olmayan bireylerde ağrıların önemli oranda azaltılmasını sağlamıştır. Her ne kadar hipnotize edilebilirliği yüksek deneklerde hipnotik analjezi ile kaydedilen kadar olmasa da, hem yalancı ilaç analjezisi hem de hipnoz hali yalancı ilaç etkisi altında, ağrıların önemli ölçüde iyileştirmesini sağlamıştır.

McGlashan, Evans ve Orne (1969; Evans, 1984, 1987, 1990b, 2001) tarafından yapılan araştırma, yalancı ilaç hapı ve hipnozun oluşturduğu analjezi mekanizmalarının yüksek hipnoz kapasitesine sahip deneklerde farklı olduğunu belgelemiştir. Farklı yöntemlerin kullanıldığı birçok araştırma benzer sonuçlar üretmiştir. Örneğin, Knox, Gekoski, Shum ve McLaughlin (1981) akupunktur ile hipnozu karşılaştırmıştır . Akupunktur ile ağrı azaltımı yüksek ve düşük düzeyde hipnotize edilebilir deneklerde aynıyken yüksek düzeyde hipnotize edilebilir deneklerin ağrıya yanıtı akupunktura kıyasla hipnozda daha fazlaydı. Benzer bir sonuç Miller ve Bowers tarafından Meichenbaum”un (1977) stres aşılama prosedürünü hipnotik analjezi ile karşılaştırdığı araştırmasında da bulunmuştu.

Özetle, bu ve benzeri araştırmalar hipnozun ağrıyı azaltmada faydalı bilişsel stratejileri etkinleştirdiğini göstermiştir. Akupunktur, dikkat toplama/dikkat dağıtma, ilaç tedavisi, yalancı ilaç, rahatlama teknikleri, stres uygulanması gibi özel bir takım müdahaleler ağrı üzerinde önemli etkiye sahiptir. Fakat bu teknikler, bireysel hipnoz kapasitelerindeki farklılıklardan bağımsızdır (Evans, 1989, 2001). “Hipnoz” etiketinin kullanılması terapistte olduğu kadar hastada da bir değişiklik beklendiğine dair çağrışım oluşturmaktadır. Güven ve yardımın gelmekte olduğuna dair ileti, güçlü bir tedavi edici müdahaledir. Sihirli çağrışımlar ve hipnoz seansının ayinsel hipnotize edilebilirliği düşük insanlarda dahi özel olmayan mantıklı ağrı azaltıcı etkiler oluşturmaktadır. Bazı tıbbi iyileşmeler hipnoz halinin kendisi dışında hipnoz bağlamından kaynaklansa da hipnoz herkeste (tedaviye dirençli hastalar haricinde) işe yarayabilmektedir. Bunun yanında, bu araştırmalar çok özel bir grup için hipnozun bugüne kadar uygulanan birçok müdahaleden farklı olarak acıyı kontrol ve hafifletme imkanı yarattığını göstermiştir. Klinik koşullarda, hipnozun kişiler arası ve bireysel özel hallerinin ayrılması kolay değildir. Hipnotize edilebilirlik düzeyleri, ortayla düşük arasında değişen birçok hastanın, hipnotik müdahalelere ancak o an hazır oldukları takdirde cevap verebiliyor olmaları şaşırtıcı değildir. İki etkileşimli mekanizma tıbbi görevlilerin başka türlü hipnoz edilemeyen hastalarda zorlayıcı ağrı azaltımı gördüklerini açıklamaya yardımcı olmaktadır (Evans, 1987, 1989, 1991, 2000, 2001). Hipnotize edilebilme kapasitesi olsa olsa bir artı olarak görülebilir. Eğer hipnoz, depresyonun ve ikincil kazanımların terapiye dair anahtar konular olduğu kronik ağrı durumlarında faydalıysa, bu durum, hipnotize edilebilme kapasitesinden ziyade hipnotize koşullarının özgün olmayan taraflarıyla ilgili olmalıdır.

ŞİDDETLİ AĞRIDAN KRONİK AĞRIYA GEÇİŞ: KAYGIDAN DEPRESYONA

Kısa süreli zararlı uyarının şiddetiyle ifade edilen ağrı arasındaki bire bir korelasyona dair laboratuar bulguları, kronik ağrı için geçerli değildir. Kronik ağrıdan şikayetçi olan birçok hastada, ağrının şiddeti, lezyon veya yaranın derinliğiyle orantılı değildir. Psikolojik veya duygusal önemi, ağrının algılanan şiddetinin öncelikli belirleyicisi olabilmektedir.

Şiddetli ağrı, tıbbi vakalarda bile uyarının şiddetine bağlı basit bir mesele değildir. Beecher (1946, 1959) ikinci dünya savaşında, Anzio çıkarma kıyısındayken, yaralanmış askerlerin silah veya şarapnel nedeniyle açılmış ve er geç ameliyat, amputasyon, uzun iyileşme dönemleri gerektirecek yaralarına rağmen, savaş sahasından uzaklaştırılmak üzere bekledikleri esnada ağrılarını belirtmediklerini gözlemlemiştir. Beecher, yaralı askerlerin hafif öforisini benzer şekilde yaralanmış kişilerin, hastanelerin acil bölümlerinde yaşadıkları hayli şiddetli ağrı ve acıyı tipik olarak yansıtan sivillerle karşılaştırmıştır. Asker, evine gideceğini ve öldürülme korkusunu artık yaşamayacağını biliyordu; sivil içinse ağrının işini kaybetmek gibi sosyo-ekonomik sonuçları vardı. Sonraki araştırmalar şiddetli ağrıya öncelikli olarak kaygının aracılık ettiğini doğrulamıştır (Sternbach, 1968). Beecher’in (1959) ağrının psikolojik öneminin yaranın ciddiyetini nasıl belirlediği üzerindeki vurgusu, kronik ağrı davranışlarının gelişmesinde öğrenme faktörlerinin ve erken dönem deneyimlerin yerinin en temel hatlarıyla açıklanmasını sağlamıştır (Sternbach, 1968). Bir çocuk düştükten sonra ağlamak veya kalkıp arkadaşlarıyla oynamaya devam etmek arasında karar vermeden önce, kendisiyle merhamet ve sevgiyle ilgilenecek bir anne babanın olup olmadığını görmek için yakın çevreyi kollar. Geçici ve şiddetli ağrının kontrolüyle ilgili erken dönem öğrenme modelleri , ağrının ve acı çekmenin çevreyi yönlendirmede araç haline gelebildiği sürekli gelişim modellerine yol açabilir. Bu duruma örnek olarak okula gitmeme, anneden ilgi görme verilebilir. Bu gibi faktörler, kronik ağrı hastalarının psikolojik geçmişlerinde yaygındır.

 Şiddetli ağrının kontrolü (ölümcül kanser ağrılarının ve kronik geçici baş ağrısının bazı yönleri de dahil olmak üzere; Evans, 1989) kaygının doğrudan kontrolünü içerir. Hastalık veya yaranın, artan zararlı ağrıların şiddetine eşlik eden, kısa ve uzun dönem etkileri konusundaki artan kaygı genellikle ilaç, hipnoz veya kaygıyı azaltan, kişiyi rahatlatan ve dikkati yeniden odaklayan herhangi bir başka müdahale gibi uygun tedavilerle hafifletilmektedir (Evans, 1990b, 2001).

Ağrının istenilen derecede azaltılamadığı durumlarda, başka dinamikler ortaya çıkar. Ağrının şiddeti başlangıçta artmasına rağmen, zaman içinde azalma eğilimine girer. Buna rağmen, acı çekme korkusu devam eder. Gelecek korkusuyla ilgili beklentiye benzer duygular, ağrılı bir sakatlığa veya durumun kalıcı etkileri olacağına dair korkutucu farkındalığı tetikler. Ağrı kısmen de olsa tedavi edilmediğinde ve hareket kabiliyeti kısıtlandığında umutsuzluk ve keder daha da artar. Doktor ve aile de dahil olmak üzere pek çok kimseden yardım aramanın, beklemenin ve görmenin cazibesi, ilaç tedavisinin getirdiği orta düzeyde memnuniyet ve/veya öforik etkiler, yatıştırıcılar veya ağrıyı önleyen yapay uyku hali, ağrının yeterli olduğu ve er geç öncü olduğu destekleyici bir belirsizlik hali oluşturur. Çaresizlik duyguları, depresyona, suçluluğa, bedenin parçalarının veya işlevlerinin kaybı karşısında içselleştirilmiş kızgınlığa ve öz kontrol kaybına yol açar. Zamanla, çaresizlik ve depresyonu içeren ağrıya dair davranışları kuvvetlendiren sürüncemede kalmış, sonu belli olmayan bir kalıp gelişir (Fordyce, 1976; Sternbach 1968). Bazı zamanlarda acı, olumlu sonuçlarıyla desteklenirken, bazı olumsuz sonuçları, süregelen acının kendisi sayesinde görmezden gelinir. İyi şeyler her zaman hasta ağrı çekerken olur: (“Sırt ağrım sayesinde Pazar günü çim biçmek yerine futbol maçlarını izleyebiliyorum.”). Alternatif olarak, ağrı, kötü olayların gerçekleşmesini de engeller. (“Migrenim olduğu zaman eşimin hatalarıyla uğraşmaktan kurtuluyorum.”; “Canım yandığı zaman, yaramaz çocuklarım dışarıda oynuyor.”). Hipnoz stratejileri, kronik ağrı çeken hastalarda çok görülen ikincil kazanımlara dair konuları tehdit etmeyecek şekilde geliştirilmelidir. Kaygının engellenmesi için hipnozla gerçekleştirilen müdahale, hastayı hayal kırıklığına uğratmakla kalacak ve genellikle başarısız olacaktır. Hipnozu ağrının azaltılması için kullanırken depresyonu ve ikincil kazanımları psikoterapiye bağlı meseleler olarak düşünmek gerekir.

HİPNOZ VE KRONİK AĞRILARIN KONTROLÜ: YARARLI TIBBİ STRATEJİLER

Kronik ağrı çeken hastalar, tipik olarak, birkaç çeşit ilaç tedavisi görmekte olup, hipnozu düşünmeden önce birkaç uzman tarafından sonu başarısızlık olan tedavilere alınmış olacaktır. Bunlar nörologlar, sinirsel cerrahi uzmanları (“kafan karıştıysa kes çıkar”), ortopedik ve kayropraktik uzmanlar (“kafan karıştıysa yumrukla gitsin”), fizik tedaviciler (“ kafan karıştıysa yürüt”), akıl sağlığı uzmanları (“kafan karıştıysa konuş”) ve geniş farmakolojik müdahaleler (“kafan karıştıysa ilaç ver”) olacaktır. Bu hastalar için, istedikleri, “beni hipnotize et ve beni ağrımdan kurtar,” genellikle başarısızlığa davetiye çıkarmaktır. Tedavinin yükü, tekniğin gizli sihrine bindiği zaman, hipnozun kullanımı için herhangi bir ilk girişim en iyi ihtimalle başarısızlıkla sonuçlanır, en kötü ihtimalleyse terapi başlamadan biter. Çoğu hasta, o anki azalmış hareket kabiliyetini kabul edemez ve kızgınlık içinde eski haline dönmek ister. Kronik ağrı çeken hastalar, tipik olarak, sinirli, depresif ve geçmişe takılı kalmış olup ve tıp ve hukuk sistemleri tarafından istismar edildiğini düşünerek, hayatının kontrolünü kaybettiğini iddia eder. Bunlar, tedaviyi ilgilendiren konulardır. Terapistin, ağrının gerçek olduğunu ve sadece hastanın kafasındaki bir olgu olmadığını kabul etmesi çok önemlidir.

Hipnoz, kronik ağrı hastasında uygulanacağı zaman, başlangıçtaki terapi görüşmesinin önemi vurgulanmalıdır. İkincil kazanımların ve örtülmüş depresyonun ölçülmesi için doğrudan bir yaklaşım gereklidir. Tedavi planının odağını bu konular belirleyecektir. Doğrudan sorulacak dört önemli soru vardır (Evans, 1989, 2001). Bunlardan ilk ikisi ikincil kazançların değerlendirilmesine, diğer iki soru ise temelde terapi anlaşmasına ilişkindir.

1) “Aniden bütün ağrılarınız kaybolsa hayatınızda ne gibi değişiklikler ortaya çıkar?” Genellikle hasta, ağrıyı kuvvetlendirici bir yan durum olarak ağrının ruhsal yararı hakkında ipuçlarını oraya çıkaran kızgınlıkla bir cevap verecektir. Örneğin bir hasta şu cevabı vermiştir: “Ah, benim zavallı kocam. Bana öyle iyi bakıyor ki! Benim yerime temizlik yapmayı, yemek pişirmeyi bırakabilir. Temizlikten nefret eder. Onun yerine arkadaşlarıyla dışarı çıkacaktır.” Bu cevap, hipnoz veya başka bir müdahale öncesinde ağrıların azaltılmasında yardımcı olabilmesi için mutlaka üzerinde konuşulması gereken, ağrının ruhsal ekonomisi hakkında açık fikirler vermektedir.

2) “İyileşmek istiyor musunuz?” Birçok kronik ağrı şikayeti olan hasta bu soruya sinirle cevap verir. “Ne demek istiyor musunuz! Tabii ki iyileşmek istiyorum!” Soruyu üç defa tekrarladıktan sonra bile açık ve kesin bir evet cevabı alamamış olmak çok sık rastlanan bir durumdur ve hastanın ağrıyı kolay kolay bırakmaya hazır olmadığını gösterir.

3) “Ağrınızın yarı yarıya azaltılması sizi tatmin eder mi?” Amaç ağrının azaltılmasını mümkün olan en yüksek düzeyde başarabilmek olsa da, hastanın gerçekçi beklentilerinin olup olmadığını değerlendirebilmek için bu kabul gereklidir.

4) “Daha iyi olmak için daha çok çalışmaya hazır mısınız?” Bu soru da hastanın hipnozun sihirli tedavisi hakkında gerçekçi olmayan beklentilerinin olup olmadığını saptamak için yararlıdır ve hastanın ilerlemesi konusunda sorumluluk taşıması gerektiğine dair karşılıklı anlaşmanın sağlanmasına yardımcı olur.

Çok sık olmamakla birlikte, bu soruların her birine verilen olumlu yanıtlar ikincil kazanımların çoğunlukla hastanın davranışlarını etkilemediğini gösterir. Hipnoz tekniklerinin doğrudan uygulanması, hızlı bir şekilde başarı sağlayabilir.

Bazı ek sorular, sonraki hipnotik müdahaleler için zemin hazırlar. Kronik ağrıdan şikayetçi olan hastadan “Kendinle ilgili neden hoşnutsun?” sorusunu cevaplaması istendiğinde genellikle uzun bir sessizlik olur ve kısa bir cevap alınır. Öte yandan, şu soru sorulursa hayli uzun bir yanıt alınacaktır: “Kendinle ilgili hoşnut olmadığın neler var?”. İki soruya verilen cevap da ağrıyla ilgili gelişen işlevselliklerle ilgili temel noktaları göstermenin yanında, sonraki hipnoza bağlı ego kuvvetlendirme teknikleri için çerçeve oluşturacaktır.

Hastanın ağrıyı tanımlaması için sorulan soruların şekli, hipnotik müdahalede kullanılma zamanı geldiğinde uygun hayal kurmanın ve bilişsel stratejilerin seçilmesinde faydalı olacaktır. Yıllar süren yanlış anlaşılmış olma duygusu ve depresyon nedeniyle birçok hasta, ağrılarını sözle ifade edebilmekte güçlük çekmiştir, ama bu konuda daha rahat yazabilirler. Ağrının rengi ve şekli konusunda, hangi koşullarda daha keskin hangi koşullarda daha hafif olduğu ile ilgili (sıcak, soğuk, otururken, vs.) soru sormak, ağrının çizilmesini istemek gibi teknikler, hipnoz stratejilerine faydalı olabilir. Hastadan ağrısına isim vermesini istemekle (Bay Şerefsiz genelde yaygın bir seçimdir) Sevgili Bay Şerefsiz’e mektup yazdırılabilir. Birtakım bilinçlilik yaklaşımını teşvik etmekle hasta kolayca ayrışmaya götürülebilir ve mektup, ilgili psikolojik dinamikler hakkında ipuçları verebilir.

Her ne kadar kronik ağrı hastasının, aksi kanıtlanana kadar depresyonda olduğu kabul edilse de, maskelenmiş depresyonla en başta ilgilenilemez. Örneğin, hasta telafi ve davalarla ilgilenirken hukuksal süreçler çözümlenene kadar kolayca ağrıdan vazgeçemez. Başlangıç döneminde hipnoz pek başarılı olmayabilir. Fakat, yavaş yavaş psikoterapiye başlanırken hipnoz, birincil ek tedavi seçeneği olabilir. Benzer şekilde, depresyonunu maskeleyen kronik ağrı hastası, hipnoz veya başka bir müdahaleyle ağrısından vazgeçmeyecektir. Hızlı bir şekilde ağrı semptomlarının bertaraf edilmesine bağlı olarak, depresyonun maskelenmesinin sona ermesi ihtimali söz konusu olduğunda intihar riski de dahil olmak üzere, komplikasyonlar dikkatlice gözden geçirilmelidir. Neyse ki bu hastalar genelde semptomlarına böyle bir olasılığa pek yer vermeyecek şekilde tutunurlar. Semptom genellikle doğrudan hipnozla geçirilemeyecek derecede önemlidir.

Birçok teknik, hastaların bedensel duyumlarını, özellikle de acıyı kontrol etmede yetkin olduğunu keşfetmelerinde yardımcıdır. Önerilen eldiven analjezisi çok az dirençli hasta dışında uygulanabilir. Özenle yapıldığında , hasta zamanla vücudunda veya vücudunun bir kısmındaki psikolojik duyumları kontrol edebildiğine inanmaya başlayacaktır. Tekrarlanan uygulamayla birlikte eldiven analjezisi ağrıdan etkilenen bölgeye kaydırılabilir, fakat bu süreç büyük bir dikkatle yapılmalıdır. Hayal kurma, rahatlama ve kendi kendine hipnoz yöntemlerine başlanır. Chevreul sarkacının kullanılması, direnci kırmaya yardımcı olur (bilinçli olarak direnmiyorsa çoğu hasta buna karşılık verir). İdeomotor aşılanmasının kullanımı (Evans 1967, 2001) beden-zihin bağlantısının kurulmasında- ki hipnoz müdahalesinde önemli bir rol oynar- özel bir yöntemdir ve sonraki hipnoz müdahaleleri için de önemli rol oynar. Spor ilaçları uygulamalarından alınan birçok teknik (Unesthal, 1979) oldukça faydalıdır. Örneğin kalkmadan 30-60 saniye önce yataktan kalkmanın görsel zihinsel provası, hastanın bir süredir yaşadığı hareketsizlikten kaynaklanan tutukluğu hızla yenmesine yardımcı olacaktır (örnek transkriptler için bakınız Evans, 2001).

Sonraki hipnoz seanslarında, hipnoz uygulayanın başlangıçta hastaya beden-zihin kontrolünü öğretmek için gereksinim duyduğu otoriter doğrusal yaklaşım ile sonraki dönemde ilerleyen zamanda ağrının kontrolü için gerekli olduğu hasta tarafından yavaş yavaş içsel şekilde fark edileceği üzere, vücudun alakasız bölümlerinin fiziksel ve bedensel olarak kontrolünde başarı ve hakimiyet kurmanın bilişsel ve doğrudan olmayan keşfi arasında hassas bir denge gereklidir. Bu süreç, aynı zamanda, hastayı ağrıyla daha yakından ilgili psikolojik konuları ele almada terapi boyutunda ittifak kurmaya çekebilecek derecede yavaş olmalıdır. (örneğin, “Eğer tazminat davasını kazanamazsam ne olur?”, “Eşimin cinsel yakınlaşmalarıyla veya çocuklarımın davranışlarıyla nasıl başa çıkacağım?”)

Hipnoz tekniklerinde sözlerden daha önemli olan ezgidir. Hipnoz prosedürleri hastanın yetenekleriyle terapistin tarzının rahat bir karışımı olmalıdır. Hipnozla ağrı azaltımıyla ilgili birçok başarılı örnek, Hammond ve Evans (2001) tarafından (1990, s.45-49) incelenmiştir. Bu hipnotik müdahalelerde vurgu, hakimiyet deneyimlerinin ve kendini kontrolün öğrenilmesi üzerindedir. Fakat, hastanın bu irade tekniklerini her durumda kullanmaya zorunlu olmaması son derece önemlidir. Örneğin, bir ihtilaf durumunda ağrının hipnozla kontrol edilebildiğine dair bir anlaşma (genellikle hipnoz altında) oluşturulabilir fakat hasta bu irade tekniklerini ne zaman kullanacağı konusunda kendini özgür hissetmelidir. Hastanın ne zaman ağrıyı kontrol edeceğine tamamen kendisinin karar vermesi taktiği psikolojik tehdite maruz kalma, savunma içgüdüsü olarak ağrıdan kurtulmuş olma gibi sorunların kontrolünde önemli bir yoldur. Hipnoz müdahalesinin temeli, hastaya ağrının ve ilgili konuların kontrolüne hakim olduğunu öğretmek fakat hastanın bu teknikleri ne zaman kullanması gerektiğine dair etik ve ahlaki konulara karışmamaktan ibarettir. Bu tip anlaşmalar hastaya psikolojik olarak hazır olduğunda ağrısında değişiklik sağlama ve kendi istediği hızda ilerleme imkanı sağlar, terapide ittifak kurmak ve depresyonu antidepresanlarla veya psikoterapi teknikleriyle tedavi etmek için zaman kazandırır.

ÖZET

Ağrının kontrolünde hipnozun özgün uygulamaları hastanın ağrısının geçmişi ve doğasına göre farklılık gösterecektir. Şiddetli ağrı, en iyi şekilde, kaygıyı azaltıcı stratejilerle kontrol edilebilir. Kronik ağrı zamanla ağrıyı çekenle dış dünya arasındaki etkileşimin kontrolü için bir silah haline gelir. Kişinin psikolojik çevresini etkin bir şekilde kontrol ederek, sorunla ilgilenen stratejiler gerektirir. Bu gibi durumlarda, ağrının hastanın ifadesiyle “canını yakmasına” rağmen, açık bir örgensel temeli olmayabilir. Kendini kontrol ve bilişsel iradeyi öğretmek için rahatlama,hayal kurma, ideomotor eylemler, ayrışım, kendini hipnotize etme gibi hipnoz stratejileri bulunmaktadır (Evans, 1989, 2001).

Farklı türden inatçı ağrıları olan farklı hastalarda bu yaklaşımlardan hangisinin en çok faydalı olacağını değerlendirebilmek için daha fazla araştırma ve kontrollü klinik deneyler gerekli olacaktır. Fakat, her hasta kendine özgü bir şekilde ağrı çektiği için, klinik duyarlılık her zaman bu zorlu ve yanlış anlaşılan hastalar için ilke oluşturmadan daha önceliklidir.

NOTLAR

1) Özgün olmayan bu yanıtın düzeyi oldukça yüksek olabilir. Plasebo ilaç uygulamasına cevap veren bir hastaların yüzde 95’i ağrıyı azaltmak için standart dozda morfine de aynı tepkiyi verecektir. Öte yandan, yalancı ilaç denemesine tepki vermeyen hastaların yalnız yüzde 50’si morfine cevap verecektir. (Lasagna, Mosteller, Vol Felsinger ve Beecher, 1954). Evans (1984,1985) plasebo ilaç uygulamasının standart doz morfine göreceli etkisi çift taraflı gizli araştırmalarda yüzde 56 olarak görülmüştür. Plasebo ilaç aspirin Kodein ve Darvon’a göre ağrı harici tedavilerde uykusuzluğun farmakolojik ve davranışsal tedavilerinde ve psikiyatrik hastaların çift taraflı gizli tedavilerinde yüzde 50 ile yüzde 60 arası oranda etkilidir. Bu durum, tedavi geçmişi ile ilgili özgün olmayan faktörlerin önemli klinik değişkenler olduğunu tahmini olarak terapistin, terapinin başarısı ile ilgili kendi hevesini ve beklentilerini acı çekmekte olan hastaya aktardığını gösterir.

2) Akupunktur ve hipnoz farklı mekanizmalara sahiptir. Araştırmalar yatıştırıcı antagonist, Naloxone, akupunkturun ve diğer ağrı azaltım stratejilerinin etkisini geriye çevirmekte fakat hipnozunkine etki etmemektedir. (Goldstein ve Hilgard, 1975; Spiegel Albert, 1983; Evans ve Mc Glashan, 1987)

3) İlaç tedavisinde azaltım, eğer mümkünse, erken seanslarda yavaş yavaş yapılmalıdır.

REFERANSLAR

Barber, J.( 1977). Rapid induction analgesia: A clinical report. Am.J. Oin.Hypn.,19,138-147.Barber, T. X. (1969). Hypnosis: A Scientific Approach. New York: Van Nostrand.Basker, M. A., Anderson, J. A. D. & Dalton, J. (1976). Migraine and hypnotherapy. InF.    H. Frankcl & H. S. Zamansky (Eds), Hypnosis at Us Bicentennial. New York: Plenum
Press.Bcccher, H. K. (1946). Pain in men wounded in battle. Ann. Surgery., 123, 98-105. Bcechcr, H. K. (1959). Measurement of Subjective Responses: Quantitative Effects of Drugs.New York: Oxford University Press.Bowers, K. S. (1976). Hypnosis for the Seriously Curious, New York: W. W. Norton. Ccdercrcutz, C. (1976). Hypnotic treatment of 100 cases of migraine. In F. H. Frankcl &H. S. Zamansky (Eds), Hypnosis at its Bicentennial. New York: Plenum Press. Chavcs, J. F. & Brown, J. M. (1978). Self-generated strategies for the control of pain andstress. Paper presented at the Annual Meeting of the American Psychological Association,Toronto, Canada. Crasilneck, H. B. (1979). Hypnosis in the control of chronic low back pain. Am. J. Clin.Hypn., 22, 71-8\ Domanguc, B. B. & Margolis, C. G. (1983). Hypnosis and a multidisciplinary cancer painmanagement team: Role and effects. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 31, 206-212. Elton, D.,  Burrows, G.  D.  &  Stanley, G.  V  (1980). Chronic pain and hypnosis.  InG.   D. Burrows & L. Dennerstein, (Eds),  Handbook of Hypnosis and Psychosomatic
Medicine. Amsterdam: Elsevicr/North Holland Biomedical Press.Esdailc, J. (1957). Hypnosis in Medicine and Surgery. New York: Julian Press. (Originallytitled Mesmerism in India, 1850).Evans, F. J. (1967). Suggestibility in the normal working state. Psycho!. Bull., 67, 114-129. Evans, F. J. (1984). Expectation and the placebo response. Advances: J. Inst. Advance.Health, 5, 11-20. Evans, F. J. (1985). Expectancy, therapeutic instructions, and the placebo response, InL. White, B. Tursky & G. Schwartz, (Eds), Placebo: Clinical Phenomena and NewInsights. New York: Guilford Press. Evans, F. J. (1987a). Hypnosis and chronic pain. In G. D. Burrows, D. Elton & R. Stanley,(Eds), Handbook of Chronic Pain Management. Amsterdam: Elsevier. Evans, F. J. (1987b), The bypnotizablc patient. Invited Address presented at the IVthEuropean Congress of Hypnosis and Psychosomatic Medicine, Oxford, England.Evans, F. J. (1989). Hypnosis. In C. D. Tollison & M. L. Kriegcl (Eds), InterdisciplinaryRehabilitation of Low Back Pain. Baltimore, MD: Williams & Wilkins. Evans, F. J. (1990a). Chronic pain and depression. Houston Med., 6, 99-103. Evans, F. J. (I990b). Hypnosis and pain control. Aust.J. Clin. Exp. Hypn., 18,21-33. Evans, F. J. (1991). Ilypnotizability: Individual differences in dissociation and the flexiblecontrol of psychological processes. In S. J. Lynn & J. W. Rhue (Eds),  Theories ofHypnosis, pp. 144-168. New York: Guilford. Evans, F. J. (2000). The domain of hypnosis: A multifactorial model. Am J. Clin. Hypn., 43,1-16. Evans, F. J. (2001). Hypnosis and the management of chronic pain. In L. E. Fredericks (Ed.),The Use of Hypnosis in Surgery and Anesthesiology: Psychological Preparation of theSurgical Patient, (pp. 31-56). Springfield, 111: Charles C. Thomas. Evans, F. J. & McGlashan, T. H. (1987). Specific and nonspecific factors in hypnoticanalgesia: A reply to Wagstaff. Br. J. Exp. Clin. Hypn., 4, 141-147. Ewin,   D.   M.   (1976).   Clinical   use  of Hypnosis   for  attenuation  of burn  depth.   InF. H. Frankel & H. S. Zamansky, (Eds),  Hypnosis at its Bicentennial. New York:Plenum Press. Fordycc, W. E. (1976).  Behavioral Methods for Chronic Pain and Illness. St. Louis:C. Y Mosby. Gainer, M. J. (1992). Hypnotherapy for reflex sympathetic dystrophy. Am. J. Clin. Hypn., 34,227-232. Goldstein, E. & Hilgard, E. R. (1975). Failure of opiate antagonist naloxone to modifyhypnotic analgesia. Proc. Nat, Acad. Sci., USA, 72, 2041-2043. Haanen, H. C. M., Hoendcrdos, H. T. W, van Rornunde, L. K. J., Hop, W. C. J., Malice, C.Terwicl, J. P. & Hekster, G. B. (1991). Controlled trial of hypnotherapy in the treatment ofrefractory fibromyalgia. J. Rhetitnatoi., 18, 72-75. Hammond, D. C. (Ed.) (1990). Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors. NewYork; W. W. Norton.Hilgard, E. R. (1965). Hypnotic Susceptibility. New York: Harcourt, Brace & World. Hilgard, E. R. (1969). Pain as a puzzle for psychology and physiology. Am. PsychoL, 24,103-113. Hilgard, E. R, (1977). Divided Consciousness: Multiple Contmls in Human Thought andAction, New York: Wiley. Hilgard, E. R. & Hilgard, J. R. (1975). Hypnosis in the Relief of Pain. Los Altos, CA:William Kaufman. Ilolroyd, J. (1996). Hypnosis treatment of clinical pain. Understanding why hypnosis isuseful. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 44, 33-51. James, F. R., Large, R. G. & Beale, I. L. (1989). Self-hypnosis in chronic pain: a multiplebaseline study of five highly hypnotizablc subjects. Clin. J. Pain, 5, 161-168. Knox, V. J., Gekoski, W. L., Shum, K. & McLaughlin, D. M. (1981). Analgesia forexperimentally induced pain: Multiple sessions of acupuncture compared to hypnosis inhigh- and low-susceptible subjects. J. Abnorm. PsychoL, 90, 28-34. Large, R. G. (1994). Hypnosis for chronic pain: A critical review. Paper presented at the13th International Congress of Hypnosis, Melbourne, Australia, August, 1994. Lasagna, L., Mostcllcr, F, von Fclsinger, J. M. & Beechcr, H. (1954). A study of the placeboresponse. Am. J. Med., 16,770-779. McCaulcy, J. D., Thclen, M. H., Frank, R. G., Willard, R. R. & Callen, K. E. (1983).Hypnosis compared to relaxation in the outpatient management of low back pain. Arch.Phys. Med Rehabil., 64, 548-552. McGlashan, T. H., Evans, F. J. & Orne, M. T. (1969). The nature of hypnotic analgesia andthe placebo response to experimental pain. P.tychosom. Med., 31, 227-246.Meichenbaum, D. H. (1977). Cognitive-Behavior Mod if i cat ion: An Integmtive Approach.New York: Plenum Press. Mclzack, R. & Perry, C. (1975). Self-regulation of pain: The use of alpha-feedback andhypnotic training for the control of chronic pain. Exp. Neurol., 46, 452-469. Miller, M. E. & Bowers, K. S. (1986). Hypnotic analgesia and stress inoculation in thereduction of pain. J. Abnorm. Psycho/., 95, 6-14. National Institutes of Mental Health Technology Assessment Conference (1995). Integrationof behavioral and relaxation approaches into the treatment of chronic pain and insomnia.Bethcsda, MD, press release, 5 October, 1995. Olness, K., MacDonald, J. T. & Uden, D. L. (1987). Comparison of self-hypnosis andpropranolol in the treatment of juvenile classic migraine. Pediatr., 79, 593-597. One, M. T. (1974). Pain suppression by hypnosis and related phenomena. In J. J. Bonica(Ed.), Pain. New York: Raven Press. Prior, A., Colgan, S. M. & Whorwcll, P. J. (1990). Changes in rectal sensitivity afterhypnotherapy in patients with irritable bowc! syndrome. Gut, 31, 896-898. Saccrdotc, P. (1970). Theory and practice of pain control in malignancy and other protractedor recurring painful illnesses. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 18, 160-180. Sarbin, T. R. & Coe, W. (1972). Hypnosis: A Social Psychological Analysis of InfluenceCommunication. New York: Holt, Rinehart & Winston. Shor, R. E. (1962). Pysiological effects of painful stimulation during hypnotic analgesiaunder conditions designed to minimize anxiety. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 10, 183-202. Spanos, N. P. (1986). A social psychological approach to hypnotic behavior. Beliav. BrainSci., 9,449-467. Spiegel, D. & Albert, L. H. (1983). Naloxone fails to reverse hypnotic alleviation of chronicpain. P.tychophanuacol.,81, 140-143.Spiegel, D. (1993). Living Beyond Limits. New York: Times Books. Spinhoven, P., Linssen, A. C., Van Dyck, R. & Zitman, E G. (1992). Autogenic training andself-hypnosis in the control of tension headache. Gen. Hosp. Psychiat., 14, 408-415. Stam, H. J., McGrath, P. A. & Brooke, R. I. (1984). The effects of a cognitive-behavioraltreatment program on tcmporomandibular pain and dysfunction syndrome. Psychosom.Med., 46, 534-545.Sternbach, R. A. (1968). Pain: A Psychophysiotogical Analysis. New York: Academic Press. Syrjala, K. L., Cummings, C. & Donaldson, G. W. (1992) Hypnosis or cognitive behavioraltraining for the reduction of pain and nausea during cancer treatment: A controlled clinicaltrial. Pain, 48, 137-146. Turner, J. A. & Chapman, C. R. (1982). Psychological interventions for chronic pain: Acritical review. II. Operant conditioning, hypnosis, and cognitive-behavioral therapy. Pain,12,23-46. Uncstahl, L.-E. (1979). Hypnotic preparation of athletes. In G. D. Burrows, D. R. Collison &L. Dennerstcin (Eds), Hypnosis 1979. New York: Elscvicr. van Dyck, R., Zitman, F. G., Linssen, A. C. & Spinhoven, P. (1991). Autogenic training andfuture oriented imagery in the treatment of tension headache: outcome and process. Int. J.Clin. Exp. Hypn., 39, 6-23.Wagstaff, G. F. (1981). Hypnosis, Compliance and Belief. New York: St. Martin’s Press. Wagstaff, G. F. (1987). is’hypnothcrapy a placebo? Br. J. Exp. Clin. Hypn., 4, 135-140. Whorwcll, P. J., Prior, A. & Faraghcr, E. B. (1984). Controlled trial of hypnotherapy in thetreatment of severe refractory irritable-bowel syndrome. Lancet, 2, 1232-1234. Zitman, F. G., van Dyck, R., Spinhoven, P. & Linssen, A. C. (1992). Hypnosis and autogenictraining in the treatment of tension headaches: A two phase constructive design study withfollow-up. J. Psychosom. Res., 36, 219-228

Cinsel Bozuklukların Tedavisinde Hipnoz Kullanımı

Robb O Stanley ve Graham D. Burrows
Melbourne Üniversitesi, Avustralya
Çeviren: Dr. Cenk Kiper
Erkek ve kadınlarda görülen cinsel bozuklukların tedavisi, her evresi terapinin nihai başarısında ayrı önem taşıyan çok aşamalı bir süreçtir. Terapi, bozukluğun teşhisi ve sebeplerinin değerlendirilmesi gibi karmaşık işlemlerle başlar. Etkili bir tıbbi, psikiyatrik, psikolojik, sosyal ve kültürel bir değerlendirme, doğru bir tedavi için gereken başlıca öğelerdir. Terapinin sonraki aşamalarında, bir çok farklı stratejiden yararlanılabilir. Cinsel bozuklukların tedavisi, psikodinamik bir psikoterapi yaklaşımı, daha derleyen bir psikoterapi yaklaşımıyla ya da bilişsel- davranışsal yaklaşımla gerçekleştirilebilir ve hipnoz desteği, bu yöntemlerin hepsi için önemli bir avantaj sağlayacaktır. Bu bölümün amacı, söz konusu yaklaşımları derinlemesine gözden geçirmek değil, tedavinin verimliliğine hipnozun nasıl bir katkısı olacağını incelemektir.
Cinsel işlevselikteki klinik bozukluklara, normal bir cinsel hayatın herhangi bir evresinde rastlanabilir ve sebepler oldukça çeşitlidir. Normal bir cinsel işleyişteki evreler sırasıyla cinsel istek, cinsel tahrik, penetrasyon, orgazm ve seks sonrası duygulardır. Bu duygusal ve fiziksel evrelerin herhangi birinde, erkeklerde bir cinsel işlev bozukluğuyla karşılaşılabilir. Söz konusu rahatsızlığın ortaya çıkmasında rol oynayan etkenleri daha sonra ele alacağız.Bozukluğun doğasını ve sebeplerini derinlemesine incelemek, ancak bir çok farklı disiplinden yararlanarak mümkün olacaktır. Cinsel bozukluk, çok sayıda hastalığın belirtisi olabileceği için hem kadın hem de erkeklerde rastlanan bu tip rahatsızlıklarda tıbbi değerlendirme, psikolojik tedaviden önce gelen mutlak bir zorunluluktur. Genel ve özel ürolojik, nörolojik ve üreme hastalığı süreçleri incelenmeli, yasadışı maddeler, yasal yatıştırıcılar ve reçeteli tıbbi ilaçların kullanımına netlik getirilmelidir. Psikiyatrik bozukluklar ve psikolojik güçlüklerle birlikte, kültürel beklentiler ve ilişki şartları, tedavinin nasıl uygulanacağını belirler.

Akıl Hastalıklarının Teşhis ve İstatistik Kılavuzu (Dördüncü Baskı) (DSM-IV, APA, 1994) bu tip rahatsızlıklarda en çok kullanılan teşhis kriterlerini ayrıntılı olarak vermektedir. Alternatif olarak, Dünya Sağlık Örgütü’nün Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (10. Baskı) (ICD-10; WHO 1992) da cinsel bozuklukların bir grup kritere dayanarak sınıflandırılmasını mümkün kılar. Bir rahatsızlığın cinsel bozukluk olarak sınıflandırılabilmesi için, söz konusu kişiyi strese sokması ya da karşılıklı ilişkilerde aksamalara neden olması gerekmektedir. Depresyon ya da genel sıkıntı gibi DSM-IV’ün birinci ekseninde yer alan başka bir hastalığın belirtisi olduğu taktirde, söz konusu rahatsızlık cinsel bozukluk olarak sınıflandırılmamaktadır.

Bütün rahatsızlıklar türlerine göre, yani ilgili cinsel bozukluğun evresine ve diğer üç boyuta göre sınıflandırılır. Bu üç boyut a) hastalığın doğuştan ya da sonradan edinilmiş olması; b) genel ya da duruma özel olması; c) psikolojik, psikolojik ve tıbbi, genel tıbbi durumla ilgili ya da madde kullanımına bağlı sebeplerle ortaya çıkmış olmasıdır.

Normal cinsel işlevi hakkındaki epidemolojik çalışmaların kısıtlı olması sebebiyle, cinsel bozuklukların teşhisi çoğu kez klinik yargılara dayanır. Cinsel davranışlar değerlendirilirken, hastaların kültürel, etnik ve sosyal özellikleri, yaş ve cinsiyet durumları da göz önünde bulundurulmalıdır. Beklentiler ve davranışlar sosyo-kültürel faktörlerden oldukça etkilenmektedir ve sorumlu uzmanın, kendi beklentilerini ve standartlarını hastaya dayatmaması bu noktada çok büyük önem taşımaktadır.

Uzman, mümkün olduğunca cinsel güçlüklerin ortaya çıktığı bağlamı bütün olarak değerlendirmelidir. Yaşanılan sıkıntılar hakkında hastanın cinsel partnerinin de fikrini almak, bu tip rahatsızlıkların doğası ve sebepleri hakkında yeni bakış açıları sunmaktadır.

CİNSEL BOZUKLUKLARIN TEDAVİSİ BÜTÜNLEYİCİ BİR YAKLAŞIM

Masters ve Johnson’ın (1966, 1970) önerdiği tedavi yaklaşımı, cinsel sorunları uzun süreli psikoterapi alanından çıkarmaktadır. Cinsel işleyişe yaklaşımları ve cinsel güçlüklere yoğunlaşan terapi anlayışları, “seks terapisi” uzmanlığını ortaya çıkaran önemli bir değişimdir. Yaklaşımları, esas olarak davranışsal olarak adlandırılabilmekte; in vivo duyarsızlaştırmaya, kaygı denetimine ve uygun becerilerin pozitif provasının birleştirildiği duyu odaklı tekniğe dayanmaktadır.

Kaplan, (1974, 1979) daha sonra Masters ve Johnson’ın yaklaşımını daha kapsamlı ve eklemli bir psikoterapi modeline uygulamıştır. Psikoterapi bazlı bir terapi modeli önerse de, o zamanlar bilinen bilişsel-davranışsal stratejileri de işin içine katmıştır. Kaplan, bu mükemmel çalışmasında hipnoz temelli terapilerin olası rolünü tartışmamış olsa da, içine hipnozun da eklenebileceği bütünleyici bir yaklaşım sunmuştur.

Cinsel bozukluklara terapi yoluyla müdahale etmek, en az beş bileşeni gerektirmektedir. Her biri, kendinden önce gelen evreye dayanmaktadır ve başarılı bir sonuç için ilk evreler nadiren yeterli olsa da, belirli bir terapi modeli için hepsi gerekli olmayacaktır.

İlk aşama, bozukluğun DSM-IV gibi çağdaş teşhis yöntemleri çerçevesinde değerlendirilmesiyle başlamaktadır. O halde süreç, hastalık sebebi, beklentileri ve ilgili hastanın istekleri temelinde gelişen terapi müdahalesiyle başlamaktadır.

Tedavinin ikinci aşaması gelişmekte olan insan ilişkileri ve hastalık sebeplerinin ortaya konmasıyla başlar. Bu süreç, hasta ve partnerinin açıkça, herhangi bir yargıya bağlı kalmaksızın cinsellik, cinsel inançlar, cinsel duygular ve cinsel ilişkinin gerçekleştiği genel duygusal ortam hakkında tartışmalarını içerir.

Üçüncü aşama, özellikle hastanın ve çiftin kendi cinsellikleri hakkında kabul ettikleri yanlış bilgileri ve “normal” olduğuna inanılan tepkileri düzeltmeyi amaçlayan bir eğitim sürecidir. Giderek daha az görülmeye başlasa da, yanlış bilgiler ve inançlar hala cinsel sorunların sebeplerinden birini oluşturmaktadır.

Tedavinin dördüncü aşaması, “seks terapisi” olarak adlandırılan ve özellikle cinsel davranışlar ve öğrenmeyi hedefleyen terapi müdahalelerini içermektedir. Terapi hakkındaki anlaşmaya, izlenecek yaklaşım belirlendikten sonra hasta ve partneriyle birlikte varılır. Terapistin ve çiftin ortak çabaları sonucu, terapiye başlandıktan sonra, terapi süreci içerisinde rahatsızlığa dair herhangi bir bilginin ortaya çıkıp çıkmadığını belirlemek için sürekli değerlendirme gereklidir. Tedavinin

her aşamasında varılan sonucun değerlendirilmesi, uzmanın ve çiftin terapinin odak noktasını belirlemesine yardım eden faydalı bir geri besleme mekanizmasıdır. İşte hipnozun diğer terapi yaklaşımları eşliğinde tedaviye katkıda bulunabileceği nokta budur.

Eğer terapiye karşı dirençle karşılaşırsa ya da tedavinin ilerlemesi yavaşsa, terapist, uygulanış biçimi uzmanlığına göre değişecek daha uzun süreli bir psikoterapi yaklaşımını benimseyebilir. Bozukluğun nedeninin daha yoğun psikolojik sorunlardan kaynaklandığı tespit edilirse, daha kapsamlı bir psikoterapi yaklaşımı gerekli olabilir.

Hipnoz yaklaşımlarının faydasına rağmen, Gilmore (1987) ve Hammond (1990), ABD’deki seks terapistlerinin sadece yüzde beşinin hipnoza başvurduğunu belirtmiştir. Bu durumun, hipnozun terapide kullanımına dair devam eden bilgisizlik ve hipnoz hakkındaki efsanelerin hüküm sürmesi sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir.

HİPNOZ, CİNSEL BOZUKLUKLARIN TEDAVİSİNDE NEDEN YARARLIDIR?

Hipnoz, cinsel bozuklukların tedavisindeki geleneksel yaklaşımlarla birlikte uygulandığında, tedavi seçeneklerini genişleterek süreci rahatlatır. Hammond (1990) hipnozun geleneksel cinsel bozukluk tedavilerinin yanında kullanıldığında bir çok avantaj sağladığını belirtmiştir. Özellikle, hastanın partneri yoksa, uygun değilse ya da tedaviye katılmaya istekli değilse, hipnoz hastayla birebir çalışmak için iyi bir tekniktir.

Hipnoz, hem yüzeysel, hem de derin olumsuz düşünce süreçlerini etkileyen doğrudan ve dolaylı yöntemler sunmaktadır. Araoz’un da belirttiği gibi (1982), hastaların kendileri hakkındaki olumsuz düşünceleri sorunları büyütmektedir. Cinsellikte düşüncenin, imgenin ve sembollerin çok önemli bir yeri vardır. Rahatsızlıkta rol oynayan özdeşliklerin, sembollerin ve imgelerin değişmesi, terapinin önemli bir amacıdır. Hipnoz, tedavinin bütün seviyelerindeki bilişsel boyutu etkileyen güçlü bir araçtır.

KAYGI AZALTMAYI GELİŞTİRMEDE HİPNOZRahatlamak, hipnoz için şart olmasa da, hipnoz kullanımı cinsel işlevleri olumsuz biçimde etkileyebilecek bir unsur olan, kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Hipnoz sonucu gelen rahatlama, cinsel ilişki sırasında ya da cinsel ilişki sırasında duyulan suçluluğu yenmede kullanılabilir.

Alternatif olarak, in vivo çalışmalar yeterince pratik değilse de, örneğin hastanın herhangi bir partneri yoksa, hipnoz sistematik duyarsızlaştırma yöntemiyle birlikte de kullanılabilir. Wolpe (1958), sistematik duyarsızlaştırma hakkındaki çalışmasında, hipnozun rolünü çok fazla tartışmasa da, hipnozla sağlanmış rahatlama tekniklerinden yararlanmıştır.

CİNSEL KORKULARDAN VE OLUMSUZ KAVRAM­LARDAN SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE AYRILMATerapideki geçiş sürecinin bir parçası olarak, hasta herhangi bir cinsel aktivite sırasında, kişilik çözülmesinden sağlıklı ve yapıcı bir şekilde yararlanmaya ve böylece kendisini cinsel korkularından ve olumsuz fikirlerden ayırmaya teşvik edilebilir. Hammond (1990), hastaların kendileriyle cinsel sorunları arasına belli bir mesafe koymaları için bazı stratejilerden bahsetmektedir. Bu yaklaşım, mastürbasyon ve cinsel ilişkinin kendisi için de uygulanabilmektedir.

FANTEZİDE HİPNOTİK İÇİNE ÇEKME, CİNSEL FANTEZİLER DE DAHİL, FANTEZİYE GERÇEK TEPKİLER VERİLMESİNE SEBEP OLURHipnozun büyük yararlarından biri, gerek doğrudan telkin, gerek metafor yoluyla dolaylı bir şekilde, ortaya çıkan fantezilere hipnoz sırasında gerçek tepkilerin verilmesidir. Bu durum, etkili bir cinsel duyarsızlaştırma ve sağlıklı bir cinsellik ve tavır değişikliği sağlanmasının yanı sıra, hastanın kendi hakkındaki olumsuz düşüncelerinden de uzaklaşmasını sağlar. Ayrıca, hipnoz sırasında fantezinin şekillendirilebilir bir hal alması, cinsel tepkinin uygunsuz bir fetişten, kabul edilebilir bir fanteziye kaymasıyla sonuçlanabilir. Bu, daha uygun bir cinsel ortama yönleniş, hastanın fanteziyi cinsel yakınlaşmayla ya da Marquis (1970)’nin öne sürdüğü gibi mastürbasyondaki farklılıklarla kullanmasıyla ortaya çıkabilir.

HAZ DUYGULARININ EMİLMESİCinsel ilişkide kişilik çözülmesi , tahrik oranını arttırma ve bilişsel dikkat dağılmalarını yenmek için kullanılabilir. Hipnozun ve cinsel uyanış için telkinin, cinsel hazza yönelik duygulara odaklanarak kullanılması, özellikle yoğun bir cinsel isteğin gerektiği hipoaktif cinsel arzu bozuklukları, ereksiyon sorunları, dişil orgazm bozuklukları ve geç boşalma gibi rahatsızlıklarda cinsel ilgiyi arttırmaktadır.

GEÇMİŞ DENEYİMLERİN VE FANTEZİLERİN YENİ­DEN YORUMLANMASIDoğrudan telkin ve metafor kullanılarak, geçmiş deneyimlerin tekrar yorumlanması ve eski sorunlu cinsel fantezilerin değiştirilmesi mümkündür. Bu yolla fetiş temelli, örneğin yaralanmaya dayalı mazoşist cinsel fantezilerin daha sağlıklı bir hale getirilmesi mümkündür. Geçmiş cinsel yaşantılar hakkında hissedilen suçluluk duygusu, hastanın olayları tekrar yorumlaması sonucu azaltılabilir. Geçmiş deneyimlerin sağlıklı ve kabul edilebilir taraflarının, uygunsuz ve sağlıksız taraflarından ayrılması da tekrar yorumlama sonucu gerçekleştirilebilir.

GEÇMİŞ DENEYİMLERE MESAFE ALMAKTravmatik deneyimlerin tedavisinde en sık kullanılan tekniklerin sonucu olarak, hastalar geçmişleriyle aralarına bir mesafe koyarak, mevcut durumun daha önceki kötü bir tecrübenin uzantısı olarak görülmemesini sağlayabilirler. Tiyatro ve televizyon teknikleriyle geçmişe dair metaforlar, hastaların geçmişe ait duygularını, bugünkü cinsel hayatlarından ayırmalarına yardım edebilir. Söz konusu teknikler, özellikle geçmiş travmatik deneyimlerin tedavisinde yararlı olabilir.

METAFOR TERAPİLERİMetaforlar ve hikayelerin kullanımı, başarılı bir cinsel hayat için sürdürülen tedavilerde başarılı sonuçlar vermektedir. Örneğin, vajinismus sıkıntısı çeken yeni evli bir çift, yeni bir eve taşınan başka bir genç çiftin hikayesine olumlu bir tepki vermiştir. Hikayedeki evin kapılarından biri kilitlidir ve etrafta herhangi bir anahtar görünmez. Kapıyı kırma girişimleri başarısız ve sancılı olmuştur. Araştırmalar sonucu bodrum katında birkaç anahtar bulunur ve genç adam bunlarla kapıyı açmayı denemeye karar verir. Acele içinde elindeki anahtarları birbirine karıştırır, yere düşürür ve anahtarları kilide bir türlü sokamaz. Karısı ise daha sakindir ve bütün anahtarları sistematik bir şekilde teker teker deneyerek kapıyı kolayca açar. Anahtarın bulunması, atılması gereken ilk adım olmakla birlikte, kapı çok uzun bir süre kapalı kaldığı için daha sonraki aşamalar başlangıçta zor gelmiştir. Genç adam, kapının menteşeleri için gereken yağı bulduğunda, kapı ardına kadar açılmıştır. Başlangıçtan beri, anahtarların kontrolü kadındadır.

Hammond (1990) hastanın hipnoz sırasında hipotalamusta bulunan “kontrol odası”na götürülerek cinsel fonksiyonlarda yapılması gereken değişikliklerin gerçekleştirilebileceği “kontrol odası tekniği”ne yanıt verebilecek çok sayıdaki bozukluğu gözden geçirmiştir (örneğin, odaya giriş telkinleri ve kademeli olarak birden ona kadar, herhangi bir düğme metaforunu kullanarak cinsel ilgiyi arttırmak) .

Sıcaklık, terleme gibi öğeler içeren diğer metaforlar da cinsel isteği arttırmak için kullanılabilir. Erotik çizimler ve dramatik temsiller de daha önce aynı amaçla kullanılmıştır (Araoz, 1982). Olumsuz olarak algılanabilecek organların sembolik değişimi de kaygı temelli cinsel rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasında kullanılmıştır (Araoz, 1982). Örneğin, vajina, güzel bir çiçeğe, penis de fildişi ya da mermerden bir sütuna benzetilebilir.

ZAMAN ESNEMESİZaman esnemeleri, hem geç, hem de erken boşalma vakaları ve aynı zamanda kadının geç orgazm tedavilerinde kullanılabilir. Zaman esnetilererek, orgazma ulaşılan sürenin uzun ve tatmin edici görünmesi amacıyla uzatılabilir ya da orgazma daha çabuk ulaşılması için kısaltılabilir. Bu zaman algısındaki çarpıtma, kaygıyı azalttığı ve bilişsel seviyede bir değişiklik yarattığı için genellikle cinsel ilişki sırasındaki gerçek zamana da aktarılabilir.

YAŞ GERİLEMESİ VE İLERLEMESİYaş gerilemesi, Watkins’in (1978) belirttiği gibi, hastanın normal bir cinsel hayat sürmesine engel olan ilk travmatik cinsel deneyime geri götürülmesi için kullanılmaktadır. Gerilemeden, aynı zamanda hastayı söz konusu cinsel bozukluğun ortaya çıkmasından önceki herhangi bir zamana taşımak için de yararlanılabilir. Bu tip bir yaklaşım, sağlıklı bir cinsel hayat için hastaları teşvik eder, sistematik duyarsızlaştırmaya yardım eder ve başarılı bir cinsel ilişkinin provası için imkan sunar. Son olarak, gerileme teknikleri cinsel sorunların arkasında yatan duygusal sebeplerin ortaya çıkarılmasında yardımcı olabilir. Ancak bu aşamada, hastanın hipnoz sırasında verdiği bilgilerin her zaman doğruyu yansıtmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.

Yaş ilerlermesi de hastanın bugünkü cinsel sorunlarının üstesinden gelmesinde tatmin edici sonuçları olan benzer bir yöntemdir.

KATALEPSİAnestezinin ağrı bölgesine uygulanması gibi, katalepsi de ereksiyon sorunları olan erkeklerde penise ve orgazm zorluğu çeken kadınlarda klitorise aktarılabilir. Crasilneck ve Hall’un (1975) çalışmalarında belirttikleri gibi, penise aktarılan kol kasılmaları, yüzde seksen oranında başarılı sonuç vermiştir. Araoz (1982) da benzer bir şekilde parmak kasılmasını telkin eşliğinde ereksiyon sorunlarını ortadan kaldırmak amacıyla kullanmıştır.

FİZYOLOJİK ETKİLERVajinal kasların esnemesini ve cinsel ilişkinin ilk aşamaları için gereken ıslanmayı sağlayan sağlıklı vücut tepkilerine yönelik doğrudan ya da dolaylı telkinler, cinsel tepkilerin ortaya çıkmasına yardımcı olabilmektedir. Bu aynı zamanda cinsel yanıt vermeye de yardım edebilir.

HİPNO-ANALJEZİ VE ANESTEZİErken boşalmaya sebep olan aşırı cinsel istek ve nadiren görülen erken kadın orgazm vakalarında, cinsel duyarlılık cinsel analjezi telkinleriyle azaltılabilir. Bu tip telkinler, doğrudan verilebilir ya da cinsel organlara anestezi ya da metafor yoluyla aktarılabilir. Disparöni vakalarında da aşırı cinsel istek bu yöntemlerle azaltılabilir.

HİPNO-ARAŞTIRMA VE HİPNO-DİNAMİK TERAPİLERCinsel bozukluklar daha ciddi hastalıkların belirtisi olabilse de, hipnoz araştırma amaçlı olarak da kullanılabilir. Bunun yanında, terapistin hipnoz sırasında elde edeceği bilgiler ve mahkemede kullanılabilecek kesin kanıtlar arasındaki farkın her zaman göz önünde bulundurması gerekmektedir.

CİNSEL BOZUKLUKLARIN HİPNOZ YARDIMIYLA TEDAVİSİCinsel işleyiş bozukluları; cinsel istek ve arzu bozuklukları, cinsel tahrik bozuklukları, cinsel penetrasyonla ilgili bozukluklar, erkek orgazmında karşılaşılan bozukluklar ve seks sonrası stres olarak sınıflandırılabilir. Bu konudaki bazı yaklaşımlar aşağıda belirtilmiştir. Cinsel bozuklukların tedavisinde hipnozun yeri için okuyucuya Araoz (1982, 1998), Brown ve Fromm (1987) ve Hammond (1990) tavsiye edilir.

CİNSEL İSTEK VE ARZUYA İLİŞKİN BOZUKLUK­LARIN TEDAVİSİ

Cinsel isteğe ilişkin bozukluklar en sık karşılaşılan rahatsızlıklardan biri haline gelmiştir ve sorunun tedavisi de bir o kadar karmaşıktır. Schover ve LoPiccolo (1982), seks terapisi gören hastaların yüzde ellisinin yetersiz cinsel istek şikayeti olduğunu, ama buna karşın Hammond’ın (1990) da belirttiği gibi bu sorunun en karmaşık ve tedaviye yanıt vermeyen cinsel rahatsızlık olduğunun da altını çizmiştir. Tıbbi ve psikiyatrik sebepleri işin içine karıştırmamak için dikkatli bir ön değerlendirme gerekmektedir. Eğer psikolojik bir sebepten kaynaklanıyorsa, bu rahatsızlıkların sebebi yetersiz cinsel uyarılma, cinsel ilişkiye yoğunlaşamama, hastanın kendi hakkındaki olumsuz fikirleri, düşünceler ve imgeler, kaygı, suçluluk duygusu, öfke ya da cinsel ilgiyi azaltabilecek haz yoksunluğu olabilir.

Travmatik cinsel deneyimler ve yetersiz ebeveyn modelleri de bu tip rahatsızlıkların sebebini oluşturabilmektedir (Hammond, 1990). Müdahalenin tabiatı, hastalığın doğasına göre değişecektir.

HİPOAKTİF CİNSEL ARZUYA İLİŞKİN BOZUK­LUKLAR

Yetersiz cinsel arzu vakalarının tedavisi, duygusal yakınlık, cinsel ilişki ya da ilişki sorunlarının çözülmesi amacıyla kaygının azaltılmasına yoğunlaşabilir. Hammond (1990), “kontrol odası” metaforunun cinsel fonksiyonları adım adım geliştirmek için nasıl kullanılması gerektiğini açıklamıştır. Hipnoz sonrası telkinlerin, kontrol odası benzeşmesi ile birlikte kullanılması, hastanın terapiye karşı geliştirdiği direncin aşılmasını ve cinsel tepkilerin arttırılmasını da sağlamaktadır. Hipnoz, ayrıca fantezinin içine girebilmek için de iyi bir fırsat sunmaktadır. Hipnoz altındaki hasta, fanteziye gerçekmiş gibi tepki verdiği için, hipnoz teknikleri, etkili bir cinsel hayatın provasına imkan sunmaktadır. Daha önceki başarılı cinsel deneyimlerin, hipnoz sayesinde tekrar canlandırıldığı vakalarla sık sık karşılaşılmaktadır. Hüküm süren dizginleyici duygunun öfke olduğu durumlarda, öfkenin su ya da kumla söndürülmesi, volkanın kendi içine çökmesi ve depremin durması gibi metaforlardan yararlanılarak hastanın telkin edilmesi sağlanabilir (Araoz, 1982).

CİNSEL TİKSİNME BOZUKLUKLARI

Cinsel tiksinmenin çoğunlukla, kaygı ve sakınmaya rastlanan fobik tepkilerle eşdeğer olduğu düşünülmektedir. Hipnoz, fantezinin sistematik duyarsızlaştırılmasında olduğu kadar, diğer fobik rahatsızlıklar için de kullanılabilmektedir. Cinsel ilişkiyi gerçekleştirirken, düşünürken ya da fantezisini kurarken kullanılan rahatlama tekniği sayesinde, kaygının denetimini kolaylaştırmak, hipnozun önemli bir bileşenidir. Hipnoz kullanılarak gerçekleştirilen hayali cinsellik, duyarsızlaştırma sürecini de kolaylaştırmaktadır. Hipnozun her iki kullanımı da, cinsellikten kaçma gibi davranışların tedavisinde yardımcı olmaktadır.

Gilmore (1987), cinsel istekle ilgili paniğe kapılan bir kadına yardım etmek için dolaylı/metaforik tekniklerden yararlanmıştır. Kullanılan metaforların amacı, hastanın geçmiş cinsel deneyimleriyle özdeşleştirdiği acı ve panik duygusunu bugünkü cinsel hayatından ayırmasına yardım etmektir. Güneşli bir günde yapılan yürüyüşe dair ilk metafor, rahatlamayı sağlamak ve duyguları okşayıcı bir tecrübenin büyüsüne kendini kaptırma hissini verebilmek için tasarlanmıştır. İkinci metafor, başarısızlığı yenmeye ve böylece kontrolü tekrar ele geçirmeyi ima etmektedir. Üçüncü metafor, acıyı ve suçluluk duygusunu unutmayı sağlayan yolları göstermektedir. Hammond (1990), cinsel tiksintiyi yenmek için bir çok öneride bulunmaktadır. Cinsel bir fobiye yaklaşım, çoğu kez duyarsızlaştırma örneğini içerse de, esnek yaklaşımlar cinsel işlevi duygusal bir süreç olarak temsil etmekte daha başarılı sonuçlar vermektedir. Araoz (1982) hastanın kendi cinsel faaliyetlerini kendi isteğine göre değiştirip kontrol edebileceği bir teknik sunmaktadır. Cinselliğe karşı bilgisizlik sonucu oluşan tutumlar, içerideki çocuğun tekrar eğitilmesi sonucu değiştirilebilmektedir (Araoz, 1982). Benzer bir şekilde, vücudun bazı organları ya da doğrudan cinsel organlar, güzel, ya da daha önce de anlatıldığı gibi daha çekici nesnelere benzetilebilmektedir.

CİNSEL İSTEĞE BAĞLI RAHATSIZLIKLARIN TEDA­VİSİ ERKEK EREKSİYON SORUNLARI

Crasilneck (1979, 1982), cinsel bozukluk yaşayan hastalarda hipnoz kullanımına ilişkin kapsamlı çalışmalar yürütmüştür. Tam bir ereksiyona ilişkin telkinler bu hastalara yardım edebildiği gibi, metaforik ereksiyon özdeşimler de dolaylı yaklaşımlar tarafından önerilebilmektedir. Kol ya da parmak katalepsileri de, ereksiyona aktarılabilmektedir (Crasilneck ve Hall, 1975; Araozi 1982; Hammond, 1990). Hipnoz sonrası telkinler de başarılı olabilmektedir (Crasilneck ve Hall, 1975). Cinsel bozukluğun henüz ortaya çıkmamış olduğu bir yaşa geriletme metodu da kullanılan yöntemler arasındadır (Kroger ve Fezler, 1976). Hipnoza bağlı duyarsızlaştırma ve cinsel başarı provaları, özgüveni yeniden tesis etmeye katkıda bulunabilir. Hipnoz, aynı zamanda geçmişteki cinsel fantezilerin incelenmesinde ve bunların daha sonra bugünkü cinsel hayata uyarlanması için kullanılabilmektedir. Gilmore (1987), ereksiyon bozukluklarının tedavisinde uygun ve doğru seçilmiş metaforların önemini vurgulamaktadır. Umut, özen ve yetkinlik hissini geri getirmek için tasarlanmış üç metafor, ilişki sırasında ereksiyonu önleyen sorunların çözümünde hep birlikte kullanılmaktadır.

KADIN CİNSEL İSTEK BOZUKLUKLARI

Kadınların cinsel istek bozukluklarının belirleyici özelliği, tatmin edici bir cinsel aktiviteyi sağlayabilecek vajina genişliği ve ıslaklığın sağlanamamasıdır. Söz konusu rahatsızlık, disparöni olarak ortaya çıkabilmektedir ancak, cinsel isteğe bağlı sebeplerin ana faktörler olduğu bir kategoride yer almazlar. Mastürbasyon sırasında ya da mastürbasyondan bağımsız durumlarda fantezinin kullanımı, yetersiz uyarılma etrafında gelişen kadın cinsel bozuklukların tedavisinde yararlanılan önemli bir stratejidir. Hipnoz, doğası gereği fanteziye girmeyi mümkün kılar ve hipnoz altında kişi, fanteziye gerçekmiş gibi tepki verdiği için, hipnoz teknikleri etkili bir cinsel hayat provası için iyi bir fırsat sunmaktadır. Hammond (1990), vajinal ıslaklığı sağlamak ve cinsel isteği arttırmak için bir takım önerilerde bulunmuştur. Söz konusu stratejiler, hipo-aktif arzu bozuklukları, disparöni ve cinsel beraberlikte orgazmın yokluğu gibi durumlara da uygulanabilmektedir. Başarılı bir cinsel ilişkinin zihinsel provası, başlangıçta zayıf cinsel isteğin giderek arttırılması ve terleme, vücutta gezintiye çıkarak cinsel haz bölgelerini bulma gibi metaforlardan yararlanmak cinsel isteği arttırmada kullanılabilecek yöntemlerden bazılarıdır.

CİNSEL PENETRASYONA İLİŞKİN RAHATSIZ­LIKLARIN TEDAVİSİ

ERKEKLER HASTALARDAKİ DİSPARÖNİ

Erkeklerde görülen disparöni, çoğu kez organik bir sebepten ortaya çıkar. Bu rahatsızlık, mümkün olduğunca tıbbi yöntemlerle tedavi edilmelidir, ama eğer hastalık devam ederse hipnoza başvurulabilir. Hipno-analjezi ve anestezi gibi yaklaşımların penise aktarılması başarılı sonuç verebilir. Söz konusu rahatsızlığın başka bir hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkıp çıkmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır.

KADIN HASTALARDAKİ DİSPARÖNİ

Cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında görülen disparöni, ciddi bir fiziksel muayene ve ayrıntılı bir psiko-seksüel değerlendirme gerektiren, sık rastlanan klinik bir problemdir. Söz konusu rahatsızlık, sadece sendromun sebebi yetersiz cinsel uyarılma ve ıslanma ya da vajinismus değilse disparöni olarak teşhis edilir. Kadınlarda rastlanan cinsel istek bozukluklarına daha önce değinmiştik. Uyarılmaya bağlı sorunların dışındaki sebeplerden ortaya çıkan disparöni, çoğu kez tıbbi müdahale gerektiren organik nedenlere sahiptir. Eğer sonuç, tıbbi

müdahaleye uygun olmayan bir disparöni ise, ağrılara uygulanan hipnoz tedavisi bu rahatsızlığa da uygulanabilir. Hipno-analjezi ve cinsel organlara transfer edilen anestezi de başarılı olabilir. Erkek disparöni vakalarında olduğu gibi, kadınlarda da bu şikayetin başka bir hastalığın belirtisi olup olmadığına dikkat etmek gerekir.

VAGINISMUS

Penis, parmak, tampon ya da herhangi bir cismin vajinaya penetrasyonu sonucu, vajinanın dış çeperini saran kasların sürekli veya aralıklarla istemdışı olarak kasılmasına sebep olan vaginismus, zaman zaman disparöni sonucu ortaya çıkan ikincil bir rahatsızlık olsa da, aslında psikolojik bir hastalıktır. Hammond (1990) cinsel isteği arttırmak ve vajinanın ıslanmasını sağlamak için bir takım önerilerde bulunmuştur. Bu bölümde daha önce de anlatıldığı gibi, metaforla tedavi yaklaşımları da başarılı olabilmektedir. Vajinanın kontrolü, partnerden çok, kadının kendi kontrolündedir.

ORGAZM YANITINA İLİŞKİN BOZUKLUKLARIN TEDAVİSİ

ERKEN BOŞALMA TEDAVİSİ

Erken boşalma, tedavi edilebilme oranı en yüksek olan erkek cinsel bozukluklarından biridir ve söz konusu tedavide doğrudan ve dolaylı bir çok yöntemden faydalanılmaktadır. Performans kaygısı erken boşalmanın en sık rastlanan sebeplerinden biri olduğu için, çoğu yöntem kaygıyı azaltma üstüne yoğunlaşmaktadır. Hipnoz destekli duyarsızlaştırma ve başarılı bir cinsel ilişki provası, bu kaygı kaynaklı rahatsızlığın tedavisinde kullanılmaktadır. Sağlıklı bir kişilik çözülmesinin yaratıcı kullanımları ve dikkat dağıtma teknikleri de erkeklerin aşırı cinsel istekten psikolojik olarak uzaklaşmalarına yardım etmektedir.

Cinsel uyarılmaya karşı edinilmiş aşırı duyarlılık da kendi cinsel tepkilerini yakından inceleyenler tarafından belirtilmiştir. Bu sebeple, daha önce cinsel uyarılmanın azaltılması için cinsel organlara anestezi uygulanmasına başvurulmuştur (Doane, 1971). Cinsel aktivite sırasındaki zaman algısını değiştirmek için de zaman esnetme tekniklerinden faydalanılarak kaygı azaltılmaya çalışılmış ve aşırı uyarılmanın önüne geçilmiştir.

ERKEKLERDE GEÇ ORGAZM RAHATSIZLIK­LARININ TEDAVİSİ

Erkeklerde geç orgazm yanıtı sebebinin psikiyatrik, organik ya da ilaç kaynaklı olup olmadığını belirlemek için dikkatli bir değerlendirme yapmak gerekmektedir.

Cinsel uyarılmanın yeterliliği (yoğunluğunu ve süresini) ve beklentilerin hesaba katılması gerekmektedir. Orgazmdaki gecikmenin daha sonra yetersiz cinsel aktivite olarak geri dönecek yetersiz cinsel uyarılmayı ya da partner katılımını yansıtıyor olması mümkündür. Kadınlardaki cinsel istek yetersizlik vakalarında uygulanan tedavi yöntemlerinin hepsi erkeklere de uygulanabilir; başarılı bir cinsel ilişkinin zihinsel provası, başlangıçta zayıf cinsel isteğin giderek arttırılması ve terleme, vücutta gezintiye çıkarak cinsel haz bölgelerini bulma gibi metaforlardan yararlanmak cinsel isteği arttırmada kullanılabilecek yöntemlerden bazılarıdır.

Televizyon ve tiyatro gibi dramatik teknikler, hastaya bir model teşkil ederek cinsel ilişki ve haz için istek verir.

KADINLARDAKİ ORGAZM RAHATSIZLIKLARININ TEDAVİSİ

Kadınlarda rastlanılan geç orgazm ya da orgazm olamama sorunu sık sık klinik problemler ortaya koymaktadır. Söz konusu bozukluğun ortaya çıkış anı ve seyri, psiko-seksüel tarih, hastanın psikiyatrik, psikolojik ve tıbbi özellikleri de rahatsızlığın sebeplerinin ortaya çıkarılması için gereklidir. İlaç, uyuşturucu ve alkol kullanımı da değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. Cinsel davranışlar ve ilişkinin özellikleri de rahatsızlıkların değerlendirilmesinde önemli faktörlerdir. Diğer değerlendirme parametreleri ve tedavi yöntemleri, erkeklerdeki gecikmiş orgazm vakalarında uygulanan stratejilere benzemektedir.

SEKS SONRASI GÖRÜLEN RAHATSIZLIKLAR

Az sayıdaki hasta, seks sonrası suçluluk duygusu, korku ya da depresyondan şikayet etmektedir. Bu olgular nadiren özel bir cinsel bozukluk olarak adlandırılsa da, yine de cinsel odaklı rahatsızlıklardır. Cinsel duygular ve aktiviteler hakkında kişinin kendini suçlaması, genellikle takınıtlı, kaygıya yatkın bir kişiliğin göstergesidir. Cinselliğe karşı aşırı kısıtlayıcı bir aile geçmişi ya da katı ahlaki ve dini yasaklar çoğunlukla bu rahatsızlığın sebepleri arasında yer almaktadır. Söz konusu bozukluğun, hastanın sosyo-kültürel ve dini arka planına göre değerlendirilmesi gerekmektedir.

SONUÇ

Hipnoz, bir çok farklı cinsel rahatsızlığın tedavisine yardım etmektedir ve hipnoz alanında uzman olmayan seks terapistlerine yeni açılımlar sunmaktadır. Hipnozun cinsel bozuklukların tedavisinde daha yaygın bir şekilde kullanılmaması üzüntü vericidir.

REFERANSLAR

American Psychiatric Association (1994). Diagnostic and Statistical Manual of MentalDisorders (4th edn) (DSM-IV) Washington DC: APA. Araoz, D. L. (1982). Hypnosis and Sex Therapy. New York: Brunncr/Mazcl. Araoz, D. L. (1998). The New Hypnosis in Sex Therapy: Cognitive-Behavioral Methods forClinicians. New Jersey: Aronson. Brown, D. P. & Fromm, E. (1987). Hypnosis and Behavioural Medicine. Hillsdale, NJ:Lawrence Erlbaum.Crasilneck, H. B. (1979). The use of hypnosis in the treatment of psychogenic impotcncy.Aust. J. Clin. Exp. Hypn., 2, 147-153. Crasilneck, H. B. (1982). A foilow-up study in the use of hypnotherapy in the treatment ofpsychogenic impotency. Am. J. Clin. Hypn.. 25, 52-61. Crasilneck, H. B. & Hall, J. A. (1975). Clinical Hypnosis: Principles and Applications. NewYork: Grune & Stratton. Dcnncrstcin, L., Stanley, R. O. & Burrows, G.  D. (1980). Anxiety and psychosexualdysfunction. In G. D. Burrows & B. Davics (Eds), Handbook of Studies in Anxiety,(pp 265-278). Amsterdam: EIsevicr/North Holland. Doane, W. L. (1971). Report of a case of anesthesia of the penis cured by hynothcrapy. J.Am. lust. Hypn., 12, 165. Gilmore, L. G. (1987). Hypnotic metaphor and sexual dysfunction. J. Sex Mar. Ther., 13,45-57. Hammond, D. C. (Ed.) (1990). Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors. NewYork: W. W. Norton. Kaplan, H. S. (1974). The New Sex Therapy—Active Treatment of Sexual Dysfunctions. NewYork: Brunner/Mazel. Kaplan, H. S. (1979). The New Sex Therapy, Vol. II—Disorder.-; of Sexual Desire and otherNew Concepts and Techniques in Sex Therapy. New York: Brunner/Mazcl. Kroger, W. S. & Fczler, W. D (1976). Hypnosis and Behaviour Modification: ImageryConditioning. Philadelphia, PA: J.B. Lippincott. Marquis, J, N. (1970). Orgasmic reconditioning: Changing sexual object choice throughcontrolling masturbation fantasies. J. Behav. Ther. Exp. Psychiat., 1, 263- 265. Masters, W. H. & Johnson, V E. (1966). Hitman Sexual Response. Boston: Little Brown. Masters, W. H. & Johnson, V E. (1970). Human Sexual Inadequacy. Boston: Little Brown. Schovcr, L. & LoPiccolo, J. (1982). Treatment effectiveness for dysfunctions of sexualdesire. J. Sex Mar. Ther., S, 179-197. Stanley, R. O. & Burrows, G. D. (1997). Hypnosis in the treatment of sexual dysfunction. InR. O. Stanley & B. J. Evans (Eds), Hypnosis in the Treatment of Sexual Dysfunction.,Artemis.Watkins, J. (1978). The Therapeutic Self. New York: Human Services Press. WHO (1992). The ICD-10 Classification of Mental and Behavioural Disorders: ClinicalDescription and Diagnostic Guidelines (10th edn). Geneva: World Health Organization. Wofpe, J. (1958). Psychotherapy by Reciprocal Inhibition. Stanford, CA: Stanford UniversityPress.

 

Aşırı Şişmanlıkta (Obezite) Hipnoterapi

JOHAN VANDERLINDEN

Sjosef Merkez Üniversitesi, Belçika

Çeviren: Dr. Haluk Alan

GİRİŞ

Bu bölümde, hipnozun aşırı şişmanlıktaki tedavisindeki yerine; olanaklarına ve sınırlarına ve hipnoterapötik tekniklere göz atacağız. Hipnozun ayrı bir tedavi olarak tek başına şişmanlık tedavisinde kullanılmasının ötesinde, örneğin; davranış veya aile terapisi gibi hipnoterapötik tekniklerin, daima var olan terapötik bir modelle kombine edilmesi gerekir. Günümüzde, biyolojik ve psikolojik faktörlerin kombinasyonda rol alabileceği varsayımıyla, yeme problemlerinin gelişiminde, patojenim faktörler gibi hipnoz da çok boyutlu yaklaşımın daima bir parçası olmuştur. Bizim kendi yaklaşımımız (Vanderlinden, Norré & Vandereycken, 1992) direktif terapinin bir biçimi olarak karakterize edilebilir; terapi pragmatik olarak saptanmış ve çeşitli kaynaklardan esinlenmiştir. Bu yaklaşım, diğerleri arasından; davranışsal, bilişsel ve birbirini etkileyen unsurları içerir.

PROGNOZ FAKTÖRLER:

Vücuttaki yağ oranının artışı anlamına gelen aşırı şişmanlık, son yıllarda büyük bir problem haline gelmiştir. Epidemiolojik çalışmalar ABD’nin toplam nüfusunun %35’nin şişman olduğunu, buna karşın bu oranın Avrupa’da %10-25 arasında değiştiğini gösterir. Bu sorunun etiolojisi hakkında birçok teori vardır. Ancak, söz konusu teorilerin hepsi burada tartışılmayacak( daha fazla bilgi için bkz. Beumont, Burrows & Casper, 1988). Bununla birlikte psikolojik, biyolojik ve genetik faktörlerin etkisinin, başlangıçta tahmin edilenden çok daha önemli olduğu ileri sürülebilir. Kaynaklarda beş ayrı faktör uygun prognoz olarak tanımlanmıştır.

1-    Kalori alımındaki kısıtlamanın, bazal metabolik oranda %15-30’luk bir azalmaya neden olduğu kaynaklarda açıkça belirtilmiştir. Bu da kilo verme olasılığı üzerinde etkili bir kontrol gerektirir. Bu yüzden daha yüksek bir metabolizma prognoz için uygundur.

2-    Düzenli hareket ve fiziksel egzersiz metabolizmayı arttırır ve mekanizmalar serisiyle kilo kaybını hızlandırır. Bu yüzden fiziksel egzersiz kesin bir göstergedir.

3-    Yapılmakta olan diyet kısa süreli geçmişe sahipse, kilo azalmasındaki başarı şansını arttırır. Sık ve katı diyet yapan obez hastalar zayıf bir prognoza sahiptir.

4-    Dördüncü etkense, kilo problemlerinin başlamasıyla ilgilidir. Şişmanlık çocukluk döneminde başlarsa, bu genellikle yağ hücrelerinin artmasıyla sonuçlanır. Bu durumda prognoz, geri dönüşümsüz ve çok uygunsuz olarak değerlendirilir. Diğer taraftan ergenlik sonrası gelişen obezite çok daha iyi prognoza sahiptir. Çünkü bu sadece yağ hücrelerinin büyüklüğü üzerinde etkilidir ki bu da değiştirilebilir.

5-    Son faktör diyetin içeriğiyle ilgilenir. Düşük karbonhidrat diyetine devam eden hastalar şeker ve nişasta gibi yiyeceklere karşı koyulmaz bir güç geliştirirler. Bu da daha sonra yasaklanan yiyecekleri çok yemeyle, diyette iyi bilinen fenomenle sonuçlanır. Bundan dolayı geriye dönüşü önlemek için diyet, karbonhidrat içerikli olmalıdır.

Bundan başka şu da belirtilmelidir ki, başarılı bir tedavi uygun ve uzun süreli terapi, tecrübeli terapist, düzenli diyet uygulaması, fiziksel egzersiz, spor ve aile işbirliğini de gerektirir (Bennet, 1986). Hipnoterapist bu beş prognez faktörün varlığı veya yokluğunu iyi saptamalı ve tedavi planlamasında bu verileri hesaba katmalıdır. Önemli bir grup hasta için bu kilo kaybı ya gerçekçi bir amaç anlamına gelmeyebilir, ya da tedavinin amacına uyum sağlanması gerekir; örneğin, kilo kaybını takip etmek yerine kendilerini fazla kilolu kabul etmelerini öğrenmeleri gibi.

HİPNOZ ÜZERİNE ARAŞTIRMA

Obezite kaynakları son yıllarda, özellikle tedavinin uzun dönem sonuçları dikkate alındığında karamsar ve olumsuz tedavi sonuçları nedeniyle sıkıntıya düştü (Garner & Wooley, 1991). Anoreksiya nevroza ve bulimia ile ilgili durumun aksine, hipnoterapistler yoğun olarak şişmanlığın tedavisi ile ilgilenmekteler (Vanderlinden& Vandereycken, 1988). Hipnoterapötik yazılarda birçok başarı durumlarından bahsedilmiştir. Ancak, bunlar genelde az sayıda hastalar üzerindeki raporlardır. İlaveten kısa dönem tedavi sonuçlarıyla ilgilenirler. Ve hemen hemen tamamen eksik bilgi sahibi oldukları uzun dönem tedavi için, bu verileri kullanırlar (Mott&Roberts, 1979; Wadden & Anderton, 1982). Bundan başka birçok araştırmacı, değerlendirme için sadece bir kriter, yani kilo kaybını kullanmasına karşın, psikolojik karakteristiklerdeki değişikliklerin yanı sıra vücut görünüşü , öz saygı gibi diğer kriterlerin de tamamıyla göz önünde bulundurulması uygundur. Birçok rapor obezite başlangıcı (çocukluk, gençlik, yetişkinlik döneminde), bireysel psiko-patolojinin varlığı, geçmişe bağlı diyet, ve önceki tedaviler gibi ilgili hasta karakteristiklerinin tanımında ciddi eksiklikler gösterir. Bu da tedavi sonuçlarının doğru yorumlanmasını ve karşılaştırılmasını ciddi biçimde engeller.

En popüler tedavinin, bilişsel-davranışsal yaklaşımın kombinasyonu ve hipnoterapi olduğu görülür. Bu çalışmaların bir çoğunda, hipnoza yatkınlıkla kilo kaybı arasında bir ilişki olduğu keşfedilmemiştir (Aja, 1977; Cohen & Alpert, 1978; Deyoub, 1978; 1979a,b; Kroger,1970; Miller, 1974; Spigel & DeBetz, 1978; Stanton, 1975; Wadden & Flaxman, 1981). Bu bulguların aksine diğer araştırmacılar, hipnoza çok daha yatkın olan hastalarda daha mükemmel kilo azalması olduğunu göstermişlerdir (Andersen, 1985; Barabasz & Spiegel, 1989). Hipnozun bireysel ya da grup terapisi şeklinde uygulanmasının, karşılaştırıldığında, sonuç üzerinde bir etkisinin olmadığı, terapistin bay ya da bayan olmasının da kilo verme üzerinde bir fark yaratmadığı gösterilmiştir (Collins, 1985).

Eleştirel bir görüş olarak Wadden ve Anderton (1982) hipnozun davranışsal terapi gibi haftalık kilo vermede aynı ortalamayı yapabileceğini belirttiler. Hipnoz indüksiyonunun obezite tedavisine gerekli hiçbir şey vermediği ve ‘hipnozun kilo vermede tek, eşsiz bir değer olmadığı’ sonucuna varmışlardır. Bu durum daha sonra birkaç araştırmacı tarafından çürütüldü. Üç kontrollü karşılaştırmalı çalışmada davranışsal tedavi ve hipnoterapi kombinasyonunun, davranışsal terapi yaklaşımına göre daha üstün göründü ve bu da üç ay (Barabasz & Spiegel, 1989), altı ay (Cochrane & Friesen, 1986) ve iki yıl (Bolokofsky, Spinler & Coulthard-Morris, 1985) sonra devam etti. Dahası Kirsch, Montgomery ve Sapirstein (1995) son zamanlarda içinde hipnoz tarafından değerlendirilen davranışsal terapinin karşılaştırıldığı çalışmalar serisi üzerine meta-analiz gerçekleştirmişlerdir.

Sonuçlar açıkça hipnoz ilavesinin tedavi sonucunu arttırdığını göstermiştir. Etkiler obezitede, özellikle uzun dönemde, belirgin olarak hipnotik içeriği olmadan tedavi görenlerin aksine, hipnotik indüksiyon görenlerin kilo kaybetmeye devam ettiklerini göstermiştir. Yazarlar, hipnotik ve hipnotik olmayan tedavi alanlar arasındaki prosedürsel farklılıkların çok dikkat çekici olduğu kanaatine varmışlardır. Bu sonuçlar cesaret vericidir ve umut verici bir şekilde daha fazla terapisti obezite tedavisinde hipnotik teknikleri kullanmaları konusunda uyarabilir.

Birçok çalışmada hipnotik teknikler çok basitti. Barabasz ve Spiegel (1989) hastalara oto hipnoz uygulamalarını öğrettiler. Sigarayı bırakma davranışında tavsiye edildiği gibi sadece Spiegel & Spiegel prosedürleri (1978) kullanılmıştır gereğinden fazla yemek yemek sağlığınız için zararlıdır ve vücudunuzu zehirler”. Bolokovsky, Spinler ve Coulthard-Morris da kendi oto hipnozlarını öğretmişler ve hastaların transı esnasında yemek yeme davranışı ve kiloları üzerine yapılan anlaşmaya saygı göstermeleri gerektiğini belirtmişlerdir. Cochrane ve Friesen (1986) üç evreli daha kapsamlı bir program geliştirdiler. Birinci evrede temel hipnotik yetenekler öğrettiler ve hipnoz esnasında hayali egzersizlerle fazla yemek konusunda olası bilinçdışı dürtüler keşfettiler. İkinci evrede hastalara altı çizilen sorunları çözmeleri için hayali egzersizlerle alternatif ve etkili davranış komutları verdiler. Üçüncü evrede ise özellikle abartılı motivasyon, daha özenli yeni alternatif stratejiler için hipnozlar kullandılar. Hastalar altı aylık tedavi döneminden sonra kuvvetli bir şekilde farklı hipnoz egzersizlerine devam etmek için teşvik edildiler (Cochrane, 1987).

HİPNOTİK TEKNİKLERİN SOMUT UYGULAMALARI

Bu bölümün ilerleyen kısımlarında farklı tedavi safhalarıyla ilgili değişik hipnoterapötik stratejiler ve öneriler sunulacaktır (Vanderlinden, Norré & Vandereycken, 1992).

BAŞLAMA SAFHASI:Rahatlamayı Öğretme:

Birçok obez hasta genelde gergindir ve bu gerginliği azaltmayı fazla yiyerek atlatabileceğini düşünmektedir. Bu yüzden rahatlama ve fazla yemek yeme alışkanlığının üstesinden gelmek için farklı bir strateji olarak kendi kendine hipnoz uygulamasını öğretmek yararlıdır. Bu uygulamada hastalar bir teyp kaseti aracılığıyla günlük oto hipnozlarını pratik yapmak için etkili bir biçimde teşvik edileceklerdir. Hipnozla tanıştırmak için biz göz ile sabitleme ve derin telkinlerden oluşan klasik indüksiyon tekniğini kullanıyoruz. Sonra, hastadan kendisini daha rahat hissedeceği, ayrıca şu andakinden daha da çok rahatlayabileceği ve hayatında önemli olan şeyleri derinlemesine düşünebileceği güvenli ve gizli bir yerde kendisini hayal etmesi istenecek.

 Kendini Kontrol Etme Teknikleri:

Hipnotik teknikler hastaya yemeyle ilgili kendini kontrol etmesinde yardımcı olacaktır (Wright & Wright, 1987). Hastadan kendini yeme davranışı üzerindeki kontrolü kaybettiği durumları tanıması istenebilir. Bu uzun süreli ve ısrarlı davranış, genelde özel durumlarda ortaya çıkar. Böylece hastanın ısrarlı ve uzun süreli davranışını ortaya çıkartabilecek tetikleyicileri (ruhsal durum gibi içten gelen yada yiyeceğin varlığı gibi dışarıdan gelen ) tanıması için bir öneri yapılacak ve kontrol için yeni stratejiler öğretilecek. Hipnoz esnasında bazı öneriler yapılabilir (Coman & Evans, 1995) . Örneğin;

1-    Yiyecek miktarını azaltmak

2-    Belirli zaman ve mekanlarda yemek

3-    Diyeti sıkıca gözden geçirmek

4-    Yiyecek almayı sınırlama

5-    Yüksek kalorili yiyecek yerken bulantı ve kusma gibi tiksindirici tepkiler uyandırmak.

Normal Beslenme Alışkanlıklarının Öğretilmesi

Obez insanların çoğunun, beslenme alışkanlığı normal kilolu insanlarınkinden oldukça farklıdır. Genellikle obez insanlar otomatik olarak, yarım farkındalıkla ve çok çabukça yerler. Bu nedenle, normal beslenme alışkanlığına nasıl dönüleceğini öğretmek tedavinin önemli bir parçasıdır. Hipnoz süresince, ilk olarak, normal beslenme alışkanlığına nasıl dönülebileceği öğretilebilir. Hastalardan, yani obez insanlardan, bir masaya sessizce oturmuş yavaşça yemeklerinden zevk aldıkları, azar azar, yiyeceği ağızlarında yavaşça çiğnedikleri ve farklı tatlardan zevk almakta olduklarını hayal etmeleri istenir. Aynı zamanda, evde de sakince yemeleri için hipnoz sonrası telkinler yapılabilir. Bu yolla, yeme bir sanat haline gelebilir: hasta yemekten giderek daha çok hoşlanacak ve yeme tekrar hoşlanılabilen bir aktivite olabilecektir.

Örnek:

Hipnoz uygulamasından sonra, hastadan masanın üzerinde duran yiyeceği tanımlaması ve nasıl koktuğunu açıklaması istenebilir. Daha sonra aşağıdakiler tavsiye edilebilir:

Miden açlık sinyali vermeye başladığı zaman, ilk önce ne yiyeceğine ve ne kadar yiyeceğine karar ver… Şimdi ilk lokmanı alabilirsin ve hangi tadı aldığın üzerine konsantre olmaya çalış. Anı kahvaltın sırasında yeni tatların bütün çeşitlerini keşfedeceksin. Mümkün olduğunca yavaş ve böylece önceden hiç deneyimlemediğinden daha fazla uzun zamanda yemenin tadını öğreneceksin… Ve azar azar bedenindeki tüm duyumlar daha fazla konsantre olduğunda, yavaş yavaş yemenin nasıl güzel olduğunun bilincine varabilirsin. Bütün farklı koku ve tadlar… Ve miden sana yiyecekle dolduğu sinyalini verdiğinde, midende daha önce hiç hissetmediğin, gittikçe artan bir tokluk duygusunun bilincine varabilirsin. Böylece durdurabilirsin ve kendinden memnun olabilirsin, daha sonraki yemeğe kadar kendini tamamıyla tatmin edebilirsin ve bu yeni deneyimden hoşnut olabilirsin…

İçsel duyumların uyandırılması

Obez hastalar, doygunluk ve açlık hislerinin farkına sıklıkla vardırılırlar, ki bu hipnozdayken tavsiye edilir ve sistematik olarak öğretilir. Hipnozdan sonra hastadan midesindeki hislere yoğunlaşması istenir. Midenin aç veya tokluğu ile ilgili hastayla nasıl iletişimde bulunabileceği hakkında tavsiyeler verilebilir. Öteki tavsiyeler şunlar olabilir: “Açlık ne zaman yemeğimi yememi sinyal etmede yardımcı olacaktır ve yemeğimi afiyetle yememde açlık duygusu bana yardımcı olacaktır. Yemeğimi zevkle yerken, midemle daha iyi bir iletişim geliştireceğim, midemdeki hislere yoğunlaşabilirim ve yediğim her lokmanın, midemin bana doygunluğunu nasıl sağladığının farkında olabilirim…”

Fiziksel Egzersiz

Metabolizmayı artırmak için yapılan egzersiz kilo kaybını desteklemede çok önemli olduğundan, hipnozdan sonra hastadan, örneğin, bisiklet kullandığını düşünmesi (hayalinde canlandırması) istenecektir. Bisiklet kullanırken, daha fazla sakin olması, derin bir dinlenme durumuna ulaşması önerilecektir. Bu egzersiz aynı zamanda hastanın evde gerçek ortamda da bisiklet sürmeye (ev bisikleti ile) başlamasını motive etmeyi amaçlamaktadır.

Klasik indüksiyon tekniğine bir alternatif de aktif uyarı hipnozudur. Bu metotta, hipnoz edilen kişi bisikleti (ki bu bir ev bisikleti) bütün bir hipnoz boyunca gözleri açık bir şekilde sürmektedir. Bisikleti sürerken uyarılma, katılma ve yeni olma duygusu kendisine sözlü olarak iletilir. Bu egzersiz farklı amaçları bir arada bulundurur: gerçek metabolizmayı artırma, bisiklet kullanırken rahat olmayı öğrenme ve fiziksel egzersiz yapmak için motivasyonu artırma gibi. Yıllardır, bisiklet üzerinde aktif uyarı hipnozu obezite tedavisinde temel bir stratejimiz oldu.

Örnek:

Hasta bisikletin üzerinde pedal çevirirken aşağıdaki öneriler verilebilir.

Şimdi bisikletin pedalını çevirmeye başladın, sesimi dinleyebilirsin ve vücudundaki bütün duyumlara yoğunlaşabilirsin… pedalı çevirirken sürekli olarak kaslarındaki, özellikle bacaklarının ritmik hareketlerin artan bir şekilde farkında olmaya başlarsın. Anı, bu hareketin nasıl artan bir şekilde otomatikleştiğini ve kolay olduğunu fark edeceksin. Belli bir süre sonra bacaklarının pedalları daha kolaylıkla çevirdiğini fark edeceksin. Daha dinlenmiş bir şekilde kolaylıkla ve otomatik olarak pedalları çevirebileceksin. Fiziksel egzersiz metabolizma oranını arttırabilir ve kalorilerini yakmana yardımcı olabilir. Pedal çevirmen arttıkça sanki bacaklarının vücudundan bağımsız olduğunu hissetmen de artar. Bacakların otomatik olarak hareket eder. Açık havada nefes alırken kafan daha hafif ve açık hisseder, çok daha kolay konsantre olabilirsin, kendini daha dinlenmiş hissetmeye başlayabilirsin… içindeki kaynakların daha da farkında olursun.

Kiloları ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yardımcı olmak için yapılan kendi-kendini kontrol ve rahatlamayı öğretme sadece az sayıda hastalarda başarılı olacaktır. Birlikte çalıştığımız obez hastaların çoğunda obezliğin hastanın geçmiş ve şimdiki yaşam durumundaki anlamını ve fonksiyonunu açığa çıkarma ve araştırma son derece önemlidir. Bu, aşağıdaki aşamada hesaplaşmak zorunda olduğumuz sorunları, konuları açığa çıkarabilir.

ORTA SAFHAAlgılamayı Değiştirme

Pek çok algılama şekli obezitenin devam etmesine katkı sağlayabilir. Örneğin, yemek yeme alışkanlığı, düşük istek ve vücutları konusunda edindikleri tecrübe ve düşünce. 1978 yılında The Spiegel & Spiegel tekniği aşırı yemenin vücut üzerinde zararlı etkileri olduğunu daha önceden bulmuştur ve gereğinden fazla yemek yeme alışkanlığı olan hastaların davranışlarının değiştirilebileceğini önermiştir. Aynı zamanda, hastaların trans esnasında sistematik olarak yapılan tavsiyeler sayesinde açlık ve doygunluk hissi konusunda tekrar bilinçli hale gelebilecekleri belirtilmiştir (Kroger 1970).

Şişman hastalar pek çok zaman güçlü aşağılık duygusuna sahiptirler. Problemlere karşı kendilerini güçsüz ve zayıf hissederler. Onlar vücutlarından tiksinirler ve kendileri için büyük bir tehdit olarak düşünürler. Hipnoz esnasında faydalı etki bırakabilmek için egolarını güçlendirici öneriler yapmak, kendilerine karşı saygı duymalarını sağlayabilir (Brown& Fromm, 1987).

Hastalara aynaya bakmaları ve vücutları konusunda olumlu değerlendirmeler yapmaları söylenebilir. Kronik şişmanlık problemleri olan hastalar, zihinsel alıştırmaların yapıldığı rehberlik programlarına davet edilebilir.

Örnek:

Karen 42 yaşında evlenmemiş sekreter, aşırı kiloları nedeniyle terapiye gelmiş biridir. Karen terapiye 131 kiloda başladı ve yoğun psikoterapiye rağmen 8,5 kilo kaybetti. Onun kilo problemi, çocukluktan başlamış ve geçmişte pek çok kere diyet türlerini denemiş. Her seferde normal şekilde yemeğe başladığında tekrar aynı kiloları hemen almış… Çünkü aşırı kilo problemi nedeniyle apartmana kapanmış ve sadece işe gitmek için evinden ayrılmış. Aşırı şekilde aşağılık duygusuna sahip. İlk önce teyp vasıtasıyla kendi kendine hipnoz öğretilmiş. Biz Karen’in makul ve iyi bir hipnotik kapasitesinin olduğunu inceledik. Onun kilo verme tarifinden öğrendik ki bu iş zor olacak. Biz onun negatif düşüncelerini ve aşağılık duygusunu değiştirecek hipnozu uygulamaya karar verdik. Karen’i davet ettik ve kendisini hipnoz esnasında anlatmasını istedik. Ve şu sözleri söyledik ki “ ve sen şu anda gittikçe rahatlıyorsun ve gevşiyorsun. Seni şişman kadınların olduğu ve şişmanlığın değer verildiği bir ülkeye gezintiye çıkarıyorum… bu toplumda her kadın obez olmak zorunda… çekici olmak için şişman olmak zorunlu. Bu anı komik olabilir veya kafa karıştırıcı olabilir şu anda. Fakat şimdi her şey o kadar değişik ki… fakat insanların senin hakkında söyledikleri tüm pozitif yorumları dinle… Şişmanca olmak tamamen yeni bir tecrübe olabilir. Vücuduna farklı bir şekilde bakmaya başlayabilirsin. Daha olumluca…

Motivasyonu Güçlendirme

Obez hastalar kolaylıkla cesaretsiz olabilirler ve sık sık tedaviyi bırakmak niyetindedirler. Çok az bir kilo artışı bile gerçek bir yıkım olarak algılanabilir. Motivasyonu teşvik etmek için öneriler direkt olarak verilebilir.

Örnek:

“Ve şimdi siz dengeli şekilde yiyerek ve fiziksel egzersiz yaparak vücudunuza saygı duymayı öğrenmelisiniz. Gittikçe daha iyi anlayacaksınız ve gün be gün düzenli yemenin ve fiziksel çalışma yapmanın önemini, hayatınızın diğer zamanlarında daha iyi anlayacaksınız… günlük kendi kendinize yaptığınız hipnotizma pratiği, kilonuzun sabit kalmasına yardımcı olacak ve kendinizden hoşnut olmanızı, rahat olmanızı ve sakin olmanızı sağlayacak. Zamanla bütün bu yeni davranışların ve çabaların yeni bir alışkanlık türü haline geldiğini fark edeceksiniz ve bunlar otomatik olarak yapılır hale gelecek ve bu yüzden siz artık daha fazla çabayı göstermek istemeyeceksiniz…”

Pozitif ve negatif sonuçlar için strateji olarak (Wright& Wright, 1987) motivasyonu güçlendirmek için geleceğe yönelik fantezi alıştırmaları düzenli olarak uygulanmalıdır. Hastayı muhtemel bir nükse karşı hazırlamalıdır.

Örnek:

Joanna 37 yaşında bir bayan, programa başladığında 96 kiloydu ve ilk altı ayda 80’e düşmüş ve 2 yıl içinde de 70 kiloya inmiş. Onun kilo problemi evlendikten sonra başlamış. Birkaç defa kilo vermeyi denemiş fakat birkaç hafta sonra bırakmış. Mutlu bir ailede büyümüş ve kocasıyla mutlu görünmeye çalışmış. Bu yüzden biz Joanna’nın kilo problemine odaklandık ve ona bıkmamayı öğretmeye karar verdik. Motivasyonunu güçlendirmek için, onu davet ederek kilo vermeyle ilgili olumlu sonuçları yazmasını istedik. Daha sonra pozitif sonuçları hipnoz esnasında tavsiye ederek birlikte ego güçlendirmeyi yaptık.

“Ve şimdi sen, kendi kendine kilo vermeye başladığını düşün. Gittikçe daha fazla kilo vermenin pozitif sonuçları hakkında bilinçli hale geliyorsun. Şimdi vücuduna saygı duymaya başlıyorsun. Onu fazla yemeye karşı koruyorsun. Vücudunun daha sağlıklı olmaya başladığını hissediyorsun. Yeni elbiseler almaya başladın. Sana uydu ve çok yakıştı. Anı, yavaş yavaş inceldiğini fark ettin. Sanki incelme otomatik oluyor. Daha fazla kendine güvenmeye başladın ve bu yüzden insanlar sana gittikçe daha fazla olumlu mesajlar vermeye başladılar…Ve bu alıştırma, gelecekteki bütün sonuçların farkında olmasını sağlayabilir. Bu da devam eden dengeli yeme alışkanlığı ve fiziksel egzersiz yapma…Senin gücün amaçlarına ulaşmanı sağlayacak ve daha güçlü hale geleceksin.”

Değişime Karşı Kararsızlığı Araştırma

Davranışsal ve hipnoterapötik tekniklerin şişmanlık tedavisinde birlikte kullanımı sadece bazı hastalarda geçici iyileşmeler yapmakta geri kalanlarında ise beklenen iyileşmeyi yaratamamaktadır. Hastaların önemli bir bölümü kilo vermeye başladıklarında, kaygı taşımakta ve depresifleşmektedir. Terapist hastanın işbirliğine devam etmeme ve tedavideki ilerlemeyi bilinçsiz olarak engelleme girişimlerinin izlenimlerini fark edebilir. Bu durumlarda, farklı türdeki hipnoanalitik teknikler kullanılabilir, (Edeistein, 1982) ve bu tekniklerde oluşturabileceği daha sonraki aşamalarda hastanın kilo kaybına karşı bilinçsiz direnç ve karşı koymayı açıklayabilir. Bu tekniklere örnek olarak Le Cron’un 7 sorulu ideomotor soruları gösterilebilir. (Cheek& Lecron 1968); özellikle kronik ve hayli obez olan ve değişime karşı direnç gösteren kadınlarda; keşfettiğimiz şey, obez hastanın travmatik olaylar ve duygusal karakter taşıyan çözülmemiş problemleri yemek yeme isteği ile kapatma isteğidir. Bu travmatik olaylar; bir ensest; Fiziksel taciz, aşırı derecede göz ardı edilme; ve kronik evlilik uyuşmazlığı olabilir. (Van Derlinden, 1993) ideomotor sorularının ve soruşturmasının gerisinde; genellikle ego güçlendirici terapi kullanılmaktadır. (Watkins& Watkins, 1982): bu terapi kilo kaybetmekten korkan obez hastanın yaşamış olduğu kötü deneyimleriyle iletişim kurmak; ve aşırı yemeyi ve tedaviyi sabote edici davranışların önlenmesini amaçlanmaktadır.

Örnek:

Laura; 38 yaşında obezite sorunu yaşayan evli bir kadındır. Tavsiye edilen kendi kendini kontrol yöntemlerini ve kendi kendini hipnozunu gün içerisinde birkaç kere pratik etmektedir. Laura; kilo vermeye başlar başlamaz, ve beslenme alışkanlığında daha fazla kontrolü sağladığı anda; Laura daha fazla depresifleşmiştir; ve artık tedavideki işbirliğini reddetmektedir. İçindeki bir parçanın artık daha fazla işbirliğine gitmek istemediğini söylemektedir. Terapistler daha sonra ideomotor sorularla; bu davranışını açıklamaya çalışmayı önermişlerdir.

Terapist: trans anında; seni depresifleştiren ve aşırı yemene sebep olan konulara daha fazla dokunman gerek özellikle yalnız olduğun anlarda ortaya çıkmıştır ki;

Hipnoz esnasında Laura’nın hayatında(özellikle 4 yaşlarında iken) bir parçası üzgün, çaresiz ve yardıma muhtaçtır. Ailesi tarafından duygusal olarak reddedildiğini düşünmüş; ve babasının annesini dövdüğünü görmüştür. Hipnoz sırasında, laura yemek yeme eyleminin olumsuz ve negatif duygularını dondurduğunu ve ailesi ile çatışmasından kaçınmasını sağladığını keşfetmiştir. Laura daha sonraları aşırı yemek yemenin yalnızlık ve reddedilmiş olmanın verdiği durumla başa çıkmak üzere bir yol olduğunu düşünmüştür. Ve her işten eve dönüşte; ve her akşam bunu tatbik etmiştir.Daha sonraları ise ve travmatik hatıralar ve duyguların üzerine çalışma; Laura’nın tedavisinde önemli bir kısmı oluşmuştur. Bunu izleyen oturumlarda Laura’dan hipnoz altında travmatik olayları ve duyguları anımsaması duygu yoğunluğunun tükenişine kadar sürmüştür.(Vanderlinden & Vandereyeken 1997) Bu arada bir çocuk olarak kendini konforlu hissedebileceği bir ortamın garantisi ve kendini yalnız hissedeceği anlarda desteğin her zaman olacağı vurgulanmıştır. Terapi 2 sene sürmüştür. Bunu izleyen bir sene içerisinde kilosu 35 kilo civarında düşmüş fakat evliliğinde yaşadığı problemler artarak devam etmiştir.

SON BÖLÜM: KİLO GERİ ALIMININ ÖNLENMESİ

Bir çok tedavi hızlı kilo kaybını hedeflemekte ve asıl ana amacı kilo sabitlenmesi ve kilo geri alımının önlenmesini göz ardı etmektedir. Kilo geri alımı, obezitenin tedavisinde en sık karşılaşılan problemlerdendir. Bunu izleyen 1-2 sene içerisinde, amaçlanan olası kilo geri alımını önlemektir. Hasta; düzenli olarak teşvik edilmeli ve günlük hipnoz egzersizlerini tatbik etmek ve tedavide işbirliğine gitmek konusunda yüreklendirilmelidir. Fiziksel egzersiz ve sportif faaliyetler her gün tatbik edilmelidir. Hipnoz sonrası öneriler; tedavideki işbirliğini kuvvetlendirmek için verilmektedir. Yakın gelecekte; dizayn edilen bilgisayar programları ileri obezite problemlerini çözmede yardımcı olacaktır.

SONUÇ

Araştırma verileri ve klinik deneyimler göstermektedir ki obezitenin tedavisinde çok boyutlu hipnoz tekniklerinin kullanımı bir çok avantaj sunmaktadır.Hipnoz teknikleri davranışsal tera­pötik yaklaşımla birlikte kullanılabilmektedir. Hipnotik teknikler terapinin sürecini hızlandırmakta ve beklenen sonuçları doğurmaktadır. ) Vanderlinden Vandereycken (1990) Hipnotik teknikler obez hastaların davranışlarına yardımcı olmaktır.Fakat hipnozun yararlı olduğunu gösteren daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Daha fazla karşılaştırmalı araştırma çok geniş örneklemelerde uygulanmalıdır. Sadece kilo değişimi çalışılmamalı; farklı psikolojik yapılar ve faktörler incelenmelidir. Bu araştırmalar; hipnotik tekniklerin nereye kadar obezitede etkili olduğuna dair kesin cevaplar verilebilecektir.

REFERANSLAR

Aja, J. H. (1977). Brief group treatment of obesity through ancillary self-hypnosis. Am. J.Clin.Hypn.,l9,23\-234. Anderson, M. S. (1985). Hypnotizability as a factor in the hypnotic treatment of obesity, int.J. Clin. Exp. Hypn., 33, 150-159. Banyai, E. I., Zseni, A. & Jury, F. (1993). Active-alert hypnosis in psychotherapy. In J. W.Rhue, S. J. Lynn & J. Kirsch (Eds), Handbook of Clinical Hypnosis. Washington, DC:American Psychological Association. Barabasz, M. & Spiegel, D. (1989). Hypnotizability and weight loss in obese subjects. Int. J.Clin, Eat. Dis., 8, 335-341. Bennett, G. A. (1986). Behavior therapy for obesity: A quantitive review of the effects ofselected treatment characteristics on outcome. Behav. Ther., 17, 555-562. Beumont, P. J. V, Burrows, G. A. & Casper, R. C. (Eds) (1988).  Handbook of EatingDisorders. Part 2: Obesity. Amsterdam: Elsevier. Bolokofsky, D. N. Spinier, D. & Coulthard-Morris, L. (1985). Effectiveness of hypnosis asan adjunct to behavioral weight management. J. Clin. Psycho!., 41, 35-41. Brown, D. P. & Fromm, E. (1987). Hypnosis and Behavioral Medicine. London: LaurenceErlbaum.Check, D. & Le Cron, L. (1968). Clinical Hypnotherapy. New York: Grune & Stratton. Cochnmc, G. J. (1987). Hypnotherapy in weight-loss treatment: Case illustrations. Am. J.Clin.Hypn., 30, 20-27. Cochrane, G. J. & Friescn, J. (1986). Hypnotherapy in weight loss. J. Consult. Clin. Psycho/.,54,489-492. Cohen, N. L. & Alpert, M. (1978). Locus of control as a predictor of outcome in treatment ofobesity. Psycho!. Rep., 42, 805-806. Collins, J. K. (1985). Hypnosis, body image and weight control. In S. W. Touyz & P. Beumont(Eds), Eating Disorders: Prevalence and Treatment. Sydney: Williams & Wilkins. Coman, G. J. & Evans, B. J. (1995). Clinical update on eating disorders and obesity:Implications for treatment with hypnosis. Aust. J. Clin. Exp. Hypn., 23, 1-13. Deyoub, P. L. (1978). Relation of suggestibility to obesity. Psycho!. Rep., 43, 175-180. Dcyoub, P. L. (1979a). Hypnosis in the treatment of obesity and the relation of suggestibilityto outcome. J. Am. Soc. Psychosom. Dent. Med., 26, 137-149. Dcyoub, P. L. (1979b). Hypnotizability and obesity. Psychol. Rep., 45, 974. Edclstcin,   M.   G.   (1982).   Trauma,   Trance And  Transformation:  A   Clinical  Guide   ToHypnotherapy. New York: Brunner/Mazel. Garner, D. M. & Wooley, S. C. (1991). Confronting the failure of behavioral and dietarytreatments for obesity. Clin. Psychol. Rev., 11, 729-780. Kirsch, I., Montgomery, G. & Sapirstcin, G. (1995). Hypnosis as an adjunct to cognitivebehavioral psychotherapy: A meta-analysis. J. Consult. Clin. Psychol, 63, 2. Kroger, W. S. (1970). Comprehensive management of obesity. Am. J. Clin. Hypn., 12,165-176. Miller, J. E. (1974). Hypnotic susceptibility, achievement, motivation and the treatment ofobesity (Doctoral dissertation, University of Southern California). Diss. Abs. Int., 35,3026-3027B (University Microfilms No 74-28, 456). Mott, T. & Roberts, J. (1979). Obesity and hypnosis: A review of the literature. Am. J. Clin.Hypn.,22,3-1. Smith, M. E. & Fremouw, W. J. (1987). A realistic approach to treating obesity. Clin.Psycho!. Rev., 71, 449-465. Spiegel, H. & Debetz, B. (1978). Restructuring eating behavior with self-hypnosis. Int. J.Obes., 2, 287-288.Spiegel, H. & Spiegel, D. (1978). Trance am! Treatment: Clinical Uses of Hypnosis. NewYork: Basic Books.Stanton, H. E. (1975). Weight loss through hypnosis. Am. J. Clin. Hypn., 18, 94-97. Vandcrlindcn. J. (1993). Dissociative Experiences, Trauma and Hypnosis. Research Findingsand Clinical Applications in Eating Disorders. Delft: Eburon. Vanderlinden, J. & Vandercycken, W. (1988). The use of hypnotherapy in eating disorders.Int. J. Clin. Eat. Dis., 7, 673-679. Vandcrlindcn, J. & Vandereyckcn, W. (1990). The use of hypnosis in the treatment of bulimiancrvosa. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 38, 101-111. Vanderlinden, J. & Vandercycken, W. (1994). The limited possibilities of hypnotherapy inthe treatment of obesity. Am. J. Clin. Hypn., 36, 4, 248-257. Vanderlinden, J. & Vandereyckcn, W. (1997). Trauma, Dissociation, and Impulse Dysconlmlin Eat ing Disorders. New York: Brunner/Mazel. Vanderlinden, J. Norre J. & Vandercycken, W. (1992). A Practical Guide to the Treatment ofBulimia Nervosa. New York: Brunner/Mazel. Waddcn, T. A. & Andcrton, C. H. (1982). The clinical use of hypnosis. Psychol Bull, 91,215-243. Waddcn, T. A & Flaxman, J. (1981). Hypnosis and weight loss: A preliminary study. Int. J.Clin. Exp. Hypn., 29, 162-173. Watkins, J. G. & Watkins, H. M. (1982). Ego-state therapy. In L. E. Abt & L. R, Stuart (Eds),The Newer Therapies: A Soitrcebook. New York: Van Nostrand Rcinhold. Wright, M. E. & Wright, B. A. (1987). Clinical Practice of Hypnotherapy. New York:

Guilford Press.

Yeme Bozuklukları – Anoreksiya ve Bulimia

MOSHE E. TOREM

Kuzeydoğu Ohio Üniversitesi, Tıp, ABD

Çeviren: Dr. Handan Türker

GİRİŞ VE KAYNAK İNCELEMESİ

Anoreksiya nervosa ve bulimia hastalıklarını tanımlayan yeme bozuklukları grubu üzerinde son yayınların incelenmesi terapötik bir araç olarak hipnozun kullanılması konusunda ciddi bir suskunluk olduğunu açığa çıkarır. Doyle (1996) tarafından yeme bozukluklarına ayrılan dergi makaleleri ve Yager’in editörlüğünü yaptığı tüm bir baskının yeme bozukluklarına ayrıldığı –ki yeme bozuklukları üzerine 13 bilimsel makale içerir- (1996) Psychiatric Clinics of North Amerika dergisi kadar, Walsh (1997) ve Yager (1994) tarafından kaleme alınan kitap bölümleri de bunun delilidir. Bu özel baskıda, hipnoz konusuna yeme bozukluklarının tedavisinde varolan bir görüş olarak bile değinilmemiş olması benim için şaşırtıcıydı. Son on yılda hipnotik tekniklerin etkinliği üzerinde basılmış yayınlar, kaynak olarak dahi hatırlanmamıştı. Konu üzerinde ki cahilliğin boyutunu gösteren bu olgu, “Gözler yalnız aklın hazır olduğu şeyi görür’’ şeklinde ki atasözünü bu olaya “Geleneksel doktorlar sadece akıllarının hazır oldukları şeyi yazarlar” şeklinde değiştirerek hatırlatıyor. Neyse ki yeme bozukluğu olan hastalarda hipnotik müdahalelerin etkinliği üzerinde yapılan çalışmalar, Pierre Janet (1907, 1919) adlı yazarın zamanından beri defalarca kaynaklara geçmiştir.

Önemli sayıda yayın yeme bozukluğu olan hastaların tedavisinde hipnozun yararlılığına işaret etmektedir. Vanderlinden ve Vandereycken (1988, 1990) yeme bozukluklarında hipnozun kullanılması konusunda tanımlayıcı ve mükemmel bir kaynak çalışması yayınladılar. Janet (1907, 1919) hipnotik teknikleri kullanarak nasıl yemek yemeleri ve vücut imajları hakkında sahip oldukları sabit ve bölünmüş fikirleri değiştirebildiğini ve genel bir zihinsel sentez oluşturabildiğini açıkladı. Janet, hipnoz vasıtası ile başarıları arttırılan bilişsel yeniden yapılandırma tekniklerini de kullandı. Yeme bozukluğu olan hastaların çözülmüş bölümler yüzünden ızdırap yaşayabileceği yolunda ki hipotez, Pettinati, Horne ve Staats (1982 , 1985) araştırması kadar Council (1986) Torem’in (1986a, 1990) araştırmaları tarafından da desteklendi. Bu çalışmalarda, bulimialı hastalar, anoreksiya nervozlulara oranla hipnoza daha yatkın bulundu. Griffith (1989) , bulimia nervosanın tedavisinde hipno davranışsal modelin başarılı olduğunu yayınladı. Gross (1984) ise hipnozun anoreksiya nervozlu hastaların tedavisinde hipnoz kullanımının başarılı olduğunu bildirdi. Böylece anoreksiya tanısı almış olan hastaların otomatik olarak hipnoz tedavisi şansından uzaklaştırılmamaları gerektiğine işaret edilmiş oldu.

Bu bölümde, hipnozu kullanma kararını uygulamaya başlamadan önce, yeme bozukluğu olan hastaların etkili bir şekilde değerlendirilmesi anlatılacak. Bunu izleyerek hipnoterapötik teknik çeşitleri tanımlanacak ve bu tekniklerin yeme bozukluklarının tedavisinde kullanımı açıklanacak.

HASTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Hastanın derin ve açıklayıcı değerlendirilmesi durumun altında yatan dinamikleri anlamak ve buna göre bir tedavi planı oluşturmak açısından büyük önem taşır. Klinik kaynaklarda yeme bozukluklarının psikopatolojisine neden olabilecek- aşağıdaki maddeleşmiş- psikodinamik değişkenleri tanımlar:

1.    Büyüme ve tam bir cinsel olgunluğa ulaşma korkusu (Bruch,1973, 1974, Gross,1984)

2.    Mükemmeliyetçilik takıntısı ve bozulmuş vucüt imajı. (Bruch, 1973, 1974, 1978)

3.    Aile Cezalandırılması ve özerklik için mücadele(Minuchin, Rosman& Baker, 1978)

4.    Gebelik korkusu, kendini cezalandırma ihtiyacı kadar düşmanca uyaranların eyleme dönüşmesi korkusu. (Evans,1982)

5.    Geçmişe ait çözümlenmemiş bir travma (Damlouji& Ferguson, 1985; Goodwin, 1988; Mcfarlane, Mcfarlane& Gilchrist, 1988, Torem & Curdue, 1988; Goodwin & Attias,1993)

6.    Bölünmüş bir mekanizma (Pettinati, Horne& Staats,1982, 1985; Pettinati Kogan, Margolis ve meslektaşları, 1989; Schwartz, Barret& Saba, 1985; Council, 1986; Sanders,1986; Torem, 1986a, b, 1989a; Chandarana& Malla, 1989)

7.    Altta yatan yarılma ve çoğul kişilik (Torem,1984; Torem& Curdue, 1988; Torem ,1989b, 1990, 1993; Kluft, 1991; Ross, 1989; Goodwin& Attias-1993; Gutwill,1994)

Hastayı dinlerken ben özellikle kararsızlık ve iç çatışma olasılığını araştırırım. Egodistonik davranışlar için ip uçları ararım. Torem (1989a) yayınında hastanın belirttiği semptomlarda altta yatan bölünmüş mekanizmalara ipucu olarak aşağıda ki örnekleri tanımlamıştım:

1.    Ben kimi zaman ne için yaptığımı bilmiyorum¨ …O kadar karışığım…

O bana benzemiyor…

2.    Besin önüme konar konmaz otomatik olarak küçük bir çocuk gibi saldırganlaşıyorum yemeye ihtiyacım olduğunu biliyorum ama bir iç ses benim yiyeceğe dokunmama izin vermiyor.

3.    Bir parçam yapmayı çok istiyor, öbür parçam ise nefret ediyor, tiksindiriyor…

4.    Kimi zaman Dr. Jekyl ve Mr. Hyde gibi hissediyorum… Sadece yemek hakkında değil. Ben kendimi bilmiyorum…

5.    Bak bu vücut… Utanç verici değil mi? O çekici iyi bir kızdı ama sonra bu utanç verici berbat şey oldu… O erkeklerden bütün erkeklerden korkuyor… Yağın arkasına saklanıyor…

6.    Ben çok fazla içtiğimde o çok acayip hissediyor… Eğer ben sersem gibi olduğumda… Ben bana ne olduğunu bilmiyorum… ve sonra çok suçlu hissediyorum ve çıkarmak istiyorum…

7.    Doktor, bana inanmayabilirsiniz çok içtiğim zamanları hatırlamıyorum bile… Bana ne yaptığımı kocam söylüyor… fakat ben olanı güçlükle hatırlayabiliyorum…

8.    Vücuduma bakıyorum, ölçümler benim 17 kilodan fazla kaybettiğimi söylüyor ama vücudum hala çok fazla şişman hissediyor… Ama benim çok fazla şişman olduğumu söyleyen bu sesi, kafamda duyuyorsam da ben biliyorum ki vücudum bunu hissedemez…

9.    Çok şaşırdığım zamanları siz biliyorsunuz doktor! Bazen kendimi şişman hissediyorum ve bazen de sıska… bazen yemek istiyorum diğer zamanlarda ise korkuyorum… Bilmiyorum bana ne oluyor… Çok şaşırıyorum…

10.   Doktor, annem,bana garip olduğumu söylüyor. O,şeytan tarafından zapt edildiğimi düşünüyor… bu onun benim kızgınlığımı, aşırı yememi ve sonra da kusmamı açıklama yolu…

Yeme bozukluğu olan hastalarda altta yatan bölünmeyi tanımlamak için bir başka yöntem de bölünme skalasının uygulanmasıdır. (DES; Berstein& Putnam, 1986). Bölünme deneyim skalasının uygulanması kolaydır ve geçerliliği ve güvenilirliği geniş nüfuzlarda test edilmiştir (Bernstein – Carlston, Putnam, Ross ve meslektaşları, 1993; Putnam, Berstein, Carlston, Ross ve meslektaşları, 1996). Algısal değişiklik skalası (PAS; Sanders, 1986) yeme bozukluklarında özel bir odağa sahip olduğundan kullanılır. Yakın zamanda yapılmış bir çalışmada (Torem, Egtvedt & Curdue, 1995) PAS ile ölçülen bölünme skoru ile göz yuvarlanma bulgusu (ERS) arasında ki yüksek korelasyona , bölünmenin bu iki ölçümü arsında olası bir korelasyona işaret eder. Bölünme kapasitesi ile hipnoz kapasitesi orantılı olduğundan; klinisyen, hastanın hipnotize olabilirliğini değerlendirerek hipnotik tekniklerinin kullanımından gerçekten yararlanıp yaralanmayacağını öğrenebilir. Yukarıda ki skalaları tamamlayıcı olarak, Spiegel ve Bridger’in hipnotik indüksiyon profili, klinik ortamda kolay uygulanabildiği ve uygulanması sadece 5-7 dakika aldığı için kullanılabilir.

Yeme bozukluluğu olan birçok hasta çaresizlik; umutsuzluk ve psikolojik yardım aramanın utancını hisseder. Ben, onların tartışmak istedikleri konu hakkında konuşarak ve başlangıçta yeme bozuklukları hakkında hiç ilgili görünmese bile onların önceliklerini seçmelerine izin vererek; hastanın olduğu noktada görüşme prensibini kullanırım. İnsanların aynı anda manifesto ve gizli olmak üzere iki düzeyde ilişki kurduklarının bilincinde olarak, hastanın ilettiklerinde metaforları ararım. Örneğin, 18 yaşında bir genç kızın öyküsü yaşadığı eve dairdi, hakkında konuştuğu evin yenilenmeye ihtiyacı olduğunu, bu amaca ulaşmak için kaynaklar bulması gerektiğini anlattı. Bu hasta görünürde evine yönelik konuşuyordu ama gizli olarak yeniden modellenmesi gerektiğini düşündüğü kendi vücudunu ve sağlığını işaret ediyordu. Gerçekte bu kız tekrarlayan indüklenmiş kusmaları yüzünden bir çok dişini kaybetmişti ve üstüne üstlük,acil tıbbi ve psikiyatrik bakım gerektiren özofajiyal kanaması, anormal karaciğer fonksiyonları ve elektrolit dengesizlikleri gibi sorunları vardı. Klinisyenin hastanın kendi vücudu hakkında kullandığı mecazların farkında olması, terapistle hastanın bilinçaltını müttefik yapar ve arzulanan değişikliğin kolaylaştırılabilmesi için hipnozu kullanmaya uygun bir ortam yaratır.

HİPNOZLA TERAPÖTİK MÜDAHELE

Yeni bir hasta değerlendirilirken, hastayı huzursuzluk, korku, uykusuzluk, içsel gerilim, umutsuzluk, çaresizlik, ve benzer sıkıntılı hisleri dikkate alarak dinlerim. Hipnoz kullanma fikrine, hastanın mevcut semptomlarıyla ilişkilendirerek şuna benzer sözler söyleyerek girerim: “Gevşemenizi ve sakinleşmenizi sağlayacak ve gerginliğinizi azaltacak bir yöntem öğrenmek ister misiniz?’’ Hastalar genellikle olumlu cevap verirler. Sonra kendi kafasında huzur ve sükunet imajları oluşturabilen bir yer seçmesini isteyerek huzur ve sükunet imajları ve telkinler yüklenilen bir oto hipnoz egzersizi öğreterek ilerlerim. Hastalardan bazıları bir dağ çalışması, bazıları gölde bir kara ya da park seçseler de, bir çok hasta okyanus kıyısını tercih eder.

Bir çok hasta, seçtiği yeri değiştirebildiği bu egzersize olumlu cevap verir. Tamamlandığında hastalar anksiyete ve huzursuzluk hisleri ile sükunet ve huzur hislerinin yer değiştirmesine dair bir başarı duygusuna sahip olurlar. Başarı deneyimini kolaylaştırmak amacı ile buna ego güçlendirme imaj ve telkinleri eklenir.

EGO GÜÇLENDİRME

Ego güçlendirme teknikleri pek çok hipnoterapi tekniğinin önemli bir parçasıdır. John Hartland (1965, 1971) tarafından isimlendirilen teknik, Standon tarafından (1975, 1979, 1989) geliştirildi. Bu yöntem hastanın iyileşme, güçlenme, iyilik, yetkinlik ve kontrol hissini destekleyen bir seri genel hipnotik seti izler. Aşağıda kelimesi kelimesine verilen örnek, yeme bozukluğu olan hastalarda kullanılabilir:

Kendi kendine-hipnotik trans durumunda bu sandalyede otururken iç uyum, sükunet ve huzur duygusunu deneyimlemek için kendinize izin veriyorsunuz. Böylece yaşamında daha gelişmiş, uyumlu ve sağlıklı bir yolda ilerleyebilirsin, eğer istersen sağlığını ve iyi-olma halini desteklemek üzere ne gerekiyorsa onu yapmayı kabul etmek konusunda kendine izin verebilirsin. Etkin ve sağlıklı bir insan olarak mevcut anda yaşamayı ve özgür olmayı öğreniyorsun. Her gün, her şekilde, daha iyiye ve daha iyiye doğru ilerliyorsun. Fizik olarak daha güçlü, daha uyanık, daha enerjik, daha becerikli, daha güvenilir, kendi sağduyusuna daha çok inanan ve daha zeki oluyorsun. Evet, sen yaşamını saygınlık ve onurla sürdürmeye layıksın. Evet, sen umut, huzur ve iyimserliği denemeye layıksın. Her gün, her şekilde, sinirlerin daha güçleniyor, ruhsal olarak daha dengeli ve mutlusun. Ne olduğunla ve çevrende neler olduğu ile daha ilgili oluyorsun, bunlar gerçekleşirken kafan sakin, yumuşak ve barışçıl. Düşüncelerin iyi oluşturulmuş ve net. Vücudunla tamamen bir uyum içinde içsel sakinlik duygusunu deneyimliyorsun. Vücudun aklını yanıtlarken çok daha yumuşak oluyor ve rahatlıyor. Dikkatini daha kolay topluyorsun. Kendini onaylıyorsun,kendi yetenek ve hünerlerine daha çok güvenerek, pozitif bir gelecek inancına daha büyük bir güven geliştirerek ve insan topluluğunun yararlı ve gerçek bir üyesi olarak kolaylıkla ve zarafetle olumlu bir ışık içinde görmeyi öğreniyorsun. Bunların hepsi ve hızla gerçekleşmeyebilir, gerçekleşmeleri zaman alabilir. Onlar sadece senin onlara ihtiyacınız oranında, gerçekleşmesi gerektiği hızla, gerçekleşirler. Onlar bilinç altınızın olmalarını istediği hızla sen ihtiyaç duyduğunuz anda gerçekleşebilirler. Eğer onların çok hızla gerçekleşmesini istemezsen gerçekleşmezler. Sadece senin ihtiyaç duyduğun hızda olur bu değişiklikler. Şimdi, eğer istersen bütün bu harika değişikliklerin gerçekleşmesi ile olacakları yaşamınıza kişisel olarak yansıtman bir dakikanı alabilir. Hazır olduğunda üçten bire kadar geriye doğru basitçe say. Üçte kendi aklını hazırla, ve ilerle, ve şimdi onu yap. İkide göz kapaklarının kapanması ile yukarı doğru bak ve birde göz kapaklarının açılmasına izin ver, gözlerinin odağa geri dönmesine izin ver. Senin bilinçaltın bütün bu telkinleri iyileşmeni ve düzelmen için saklamayı sürdürür. Şimdi, tümüyle uyanıksın, çevrenle emniyetli ve uyumlu ilişki kurma yeteneğine sahip olarak çevrende olanların bilincindesin.

Bu pratiği, “her gün, her şekilde daha iyi ve daha iyiye gidiyorum” şeklinde ki pozitif kendi kendine telkin ve imajinasyonun birinin aklını açarak sükunet ve gevşeme oluşturmak amacı ile yapılan kendi kendine hipnoz pratiği konusunda hasta yapılan bir diyalog izler. Hasta bu pratiği günlük bir bazda yapmayı ve sonuçlar başarılı bile olsa geribildirim yapması konusunda eğitilir.

BİLİŞSEL YENİDEN YAPILANDIRMA VE BİÇİMLENDİRME

Bilişsel yeniden yapılandırma ve biçimlendirme yöntemi, Meienbaum (1977) ve Kroger ve Fezler (1976) bilişsel- davranışsal terapistler tarafından da yapıldığı gibi Spiegels’in editörlüğünü yaptığı (1978) de yayınlanan Trans ve Tedavi adlı kitapta da ayrıntıları ile tanımlandı. Temelde hasta eski bir probleme yeni bir bakış açısı ile bakmayı düşünür. Çıkış olmadığı hissi ve bilişsel olarak kendi kuyruğunu izliyor olduğu durumda yeni yaratıcı çözümler bulmayı düşünür. Yeme bozukluğu olan hastalar, önce yeni fikir ve telkinlere yüksek oranda alıcı oldukları kendi kendine-hipnotik trans durumuna yönlendirilirler. Hipnoz altında, idiomotor işaretin yardımı ile tedavinin bu basamağında tüm olarak birleşmenin anlamı sorgulanır. İşaret sağlamak doğrudur, terapist aşağıda ki yöntemle ilerleyebilir:

Bu sandalyede aşırı alıcılığın olduğu kendi kendine-hipnotik trans durumunda otururken, bilinç altınızın sizin dostunuz olduğunu ve sizle birlikte vücudunuz ve kendiniz arasında yeni bir ilişki geliştirmek yorumunu yaptığınızı düşünün. Gerçekte bu ilişkide siz yaşamınızın geri kalanı boyunca, vücudunuza karşı koruyucu ve uyumlu olacağınıza söz veriyorsunuz. Çaresiz küçük bir yaratık olan vücudunuza yeni bir bakış açısı geliştirmeyi öğreniyorsunuz ki; o tamamı ile sizin bakımınıza muhtaç. Gerçekte sizin vücudunuz, onunla istediğiniz gibi bir yaşamı deneyim­leyebileceğiniz, varoluş biçiminizi sağlayan değerli bir bitki, gibi artık vücudunuza bu bakışla yaklaşıyorsunuz. Aynı zamanda sizin için olmasa da vücudunuz için aşırı yeme ve sonra kusmanın bir zehir olduğunun da farkındasınız. (Son cümle bulimik hastalar içindi. Anoreksiya için şöyle uygulanabilir “Aslında sizin için olmasa bile kendini aç bırakmak (benlik-karın kazınması ), vücudunuz için bir zehir. Vücudunuz olmadan yaşayamayacağınızı düşünün. Vücudunuza yaşamı deneyim­leyeceğiniz bu değerli bitkiye, yaşamak ve tümüyle istediğiniz gibi var olabilmek için ihtiyaç duyduğunuz bu kalıba saygılı davranacağınıza ve onu koruyacağınıza söz veriyor musunuz? (idiomotor onay işareti beklenir) Yaşamınızın geri kalanı boyunca vücudunuzu korumak ve hürmet etmek için sözleşmenizin gerçekleşmesini sağlayacak üç prensip var. Bu yeni sözleşme şu andan itibaren ve her zaman, aşırı yeme, kusma veya kendi kendini aç bırakma düşüncesi ile kilitlenecek. Bu düşüncelerin ulaştığı herhangi bir anda vücudunuzu korumak amacı ile bu sözleşme yürürlüğe girecek, bu kavramlar ile ilgili yıkıcı düşünceler zayıflatılacak ve daha önce aklınızda hiç olmamış gibi beyninizden atılacak. Şimdi, bu sözleşmeyi bilinç ve bilinç altı düzeylerinizde ve yetkin bir kişi olarak onaylıyor musunuz? (onaylayan ideomotor işaret veya sözlü yanıtı bekleyin, eğer cevap evet ise aşağıda ki yolu izleyin) Şimdi tam bir kişi olarak bilinç ve bilinç altı düzeyde sözleşmemizi onaylamak üzere beni takip edin ve söylediklerimi tekrarlayın. A- Benim için olmasa bile vücudum için aşırı yemek, kusmak ve kendini aç bırakmak zehirdir. (hasta tekrarladıktan sonra) B- Ben yaşamak için, vücuduma ihtiyaç duyuyorum. (hasta tekrarladıktan sonra) C- Tümüyle yaşamak istediğim tarzda yaşayarak varolmak için , vücuduma bu saygı ve korumayı borçluyum. (hastayı bekleyin.)

Şimdi Sözleşmeyi yeniden doğruladın,yaşamının geri kalan süresi boyunca vücudunu koruyacağına ve ona saygılı olacağına söz verdin. Ben bu kendi kendine hipnoz egzersizini her iki saatte bir yapmanı öneririm.

Gerçekte, mesleki aktivitelerinle, gelecek ile ilgili planlarınla,yeni şeyler öğrenmekle ve diğer insanlarla kurduğun ilişkilere yönelik hakimiyet hissi kazanıyor ve yaşamını kontrol altına alıyorsun.

Şimdi gelecekte kendini düzelmiş ve tamamı ile iyileşmiş olarak görüntülemen için sana bir dakika veriyorum. Sağlıklı vücuduna ve yaşamına bakarken başarı ve neşe hissi duyuyorsun. Düzenli olarak sizi rahatlık ve emniyet duygularına ileten kendi kendine hipnotik egzersizlerinizi yapmayı sürdürüyorsunuz.

Bu hipnoz seansını hastanın “Mor fil hakkında düşünmeme ” prensibini kullanarak kendini avlamaktan korunmayı öğrendiği bir tartışma izler. Hastadan “mor fil hakkında düşünmemesi” söylendiği bir egzersizle meşgul olması istenir. Bir çok hasta güler ve anında hoş, büyük ve mor bir fil resimlediklerini söyler. Sonra hastaya anlatılır ki:

Siz özgür insanların negatif söylemlerden hoşlanmadığını anladınız. Sizin bilinç altınız olumsuz anlatımı algılamadı, sadece “mor fil hakkında düşün’’ cümlesini duydu ve sonra buna uygun olarak davrandı. Aynı şey kendinize “aşırı miktarda yeme’’ veya ‘’kusma’’ dediğinizde de olur. Gerçekte kendinize “aşırı ye’’ veya ‘’kus’’ demiş olursunuz, ve böylece sakındığınız şeye yakalanmış olursunuz. Bu yeni yaklaşımda, aşırı yeme, kusma veya kendini aç bırakma düşünceleri ile ilgili olan her hangi bir anda, bu, kendi kendine-hipnoz durumuna yönlendiren bir uyarı olup, sizin sözleşmenizi ve ömrünüzün geri kalanında vücudunuzu korumanız ve ona saygı duymanız konusunda verdiğiniz sözü yeniden onaylamanızı sağlar, böylece şimdi, vücudunuzu korumanız ve ona saygı duymanız konusunda verdiğiniz söze ve sağlıklı ve düzelmiş bir birey olarak kendini yaşayacağın kendi gelecek gerçeğine odaklanıyorsunuz.

Anoreksiya nevrozlu hastalarda, Bilişsel yeniden biçimlendirmenin ilave bir yolu da ağırlık kazanmak yerine güç kazanmaktan bahsedilen bir kurgulamadır. Hastaya her bir güç biriminin vücut ağırlığının bir kilosuna eşit olduğu öğretilir. Aşırı zayıflamış anoreksiya nevrozlu birçok hasta fiziksel zayıflık ve yorgunluk hissi için tedavi aldığından, bu mevcut semptomlar hipnoz altında sorgulanarak, güçlerini tekrar kazanmak istekleri iyice belirlenir. Bir çok hasta böyle bir öneriye pozitif cevap verir. Metot hastanın olduğu yerde görüşme prensibini kullanır. Hasta seviyesinde hasta görüşmesi, hastanın en az direnç göstererek kabul edeceği tedavi planını hazırlamak anlamına gelir. Düşük vücut ağırlığı, fiziksel zayıflık ve yorgunluktan muzdarip anoreksiya nevrozlu hasta, gücünü yeniden kazanabilmek için sağlığa yararlı öğünlerle sağlıklı beslenerek vücudunu desteklemeye odaklanan aktiviteler konusunda iletişime daha açık ve daha kolay yönlendirilebilir.

Bu metotta hasta, kendi kendine-hipnotik trans rahatlama durumuna ulaştırıcı ve hastanın seçtiği doğal bir manzara da sükunet indüklenir. Bunu seçenek serbestliği, kontrol, kendine hakimiyet, gelişme, bütünleşme, farklılaşma, olgunlaşma gibi değişikliklerle bağlantı kurulan değişik doğal imajların kullanılması izler (Baker, Nash 1987) . Ben kozadan iyi farklılaşmış bir kelebek olarak çıkan tırtıl mecazı gibi doğal transformasyon imajı kullanmayı seviyorum.

Tırtıl aseksüel, gelişmemiş, hareket özgürlüğü kısıtlı –uçamayan- , besin ve diğer kaynaklar açısından sınırlı seçeneklere sahip bir canlı iken; kelebek, seksüel olarak farklılaşmış, bir çiçekten diğerine özgürce uçabilen ve kendi eşini seçebilen muhteşem bir varlıktır. Bu, cinsel kimlik çatışmaları ile boğuşan gelişmemiş ergen hasta için özel bir anlam taşır.

Bir başka faydalı metafor, kırmızı balon tekniğidir (Walch, 1976). 1987’de Hammond tarafından adaptasyonu sağlanan bu yöntem, hastaların işlev göremeyen suçluluk duygularını azaltma konusunda yardımcı olabilir. Ben kontrol ve hakimiyet hislerinin kazanılmasını sağlamak amacı ile kullanırım. Hastanın kendisini bir araba kullanırken hayal etmesini isterim. İhtiyacını baz alarak seyahat planı hazırlamasını ve bu plan doğrultusunda direksiyonu her iki eli ile tutup ne zaman isterse istediği yöne doğru çevirmesini söylerim. Sağa veya sola, ileri veya geri hareketi, seyahat hızında ki değişiklikleri frenleri ve diğer kontrol aletlerinin hakimiyetinin sadece ona ait olduğunu belirtirim. Kendi bu pozisyonda görüntülemesini isterim. Bütün bunlar kendine hakim olma ve memnuniyet duyguları çağrıştıran önerilerdir.

Bir diğer metafor çalışması; hastanın vücudunun benzeri olarak , odasını alıp, odanın yeniden şekillendirme ve dekore edilmesidir. Bu çalışmada önce, eski yararsızlık duygusu hissettiren oda hayal edilir, sonra hastanın ihtiyacına göre hayali olarak oda yeniden dekore edilir. Hastanın seçtiği renkler, materyaller, mobilya, yer döşemesi, resimler vurgulanır.

Bir başka etkili imaj çalışması, lokal bir belediye hayvan barınağından alınan hasta bir kedi ya da köpekçik edinilmesini konu alır. Hastadan bu hayvancığa tümüyle kendi yorum ve kararları ile, sağlıklı bir bakım yaptığının hayal edilmesi istenir. Doğal olarak hasta iyi bir bakımla hayvanı fiziksel sağlığına geri kavuşma ve iyileşme sözü verdiği sağlıksız vücudunun metaforudur.

GEÇMİŞTEN GELECEĞE TEKNİĞİ

Bu metot hipnotik yaş ilerletme tekniği Yapka(1984-1986), Erikson(1985), Fhrederick ve Philips(1992) ve Torem’in de (1992) tarif edildiği gibi kullanılır. Burada sağlıklı yaşama durumu ve vücut imajı kadar kişisel amaçlarında dikkate alındığı ideal bir duruma ulaşılan, onun her yönden düzeldiği arzuladığı bir gelecek imajı hakkında tartışmak doğru olur. Özellikle bir dizi değişme işleminin içinde “ben nasıl olmalıyım” sorusu ile mücadele eden ergen hastalarda önemlidir.

Hasta kendi kendine-hipnotik trans durumuna ilerletildikten sonra telkinler aşağıda belirtilen örnekte ki gibi yapılandırılırlar:

İyileşme ve düzelme sözü veren herkesin bir gelecek imajı vardır. Eğer istersen zaman makinasında geleceğe doğru çok özel bir yolculuğa çıkabilirsin. Hazır ol, senin çok özel yolculuğunu yapmak üzere zaman makinasına gir ve 17 yaşına ilerle…-hastanın 16 yaşında olduğu varsayılıyor.- Şimdi 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, ilerle… ve şimdi 25 yaşındasın. Bu yaşında okulun bitti ve kendi seçtiğin iyi gelir getiren bir işte çalışıyorsun. Kendi dairende bağımsız olmaktan hoşlanarak yaşıyorsun. Bir mağazada yeni giysiler denediğini görmeyi isteyebilirsin, kozmetik satış danışmanının önünde oturacak bir yer bulup, rujlar ve diğer makyaj malzemelerinin cildinizin rengine uygun olup olmadığını kontrol edebilirsin. Şimdi senin içindeki genç kadının mevcudiyetini hissedip,dişiliğini açmasına ve kendini ve yüzünü ve vücudunun kalanından çok hoşnut olarak aynaya bakıyorsun. Böyle güvenle ilerlerken, deneyimine seni gelecekte eleştirmeden kabul eden, saygı ve hürmetle seven bir genç adamla devam edebilirsin. Eğer istersen özel bir neşeye sahip olduğunu, çok sevdiğin aranızda özel bir tamamlayıcılık ve kimyaya sahip olduğun bilinç altının doğruladığı, sağlıklı çekiciliğinle büyülediğin genç adamla özel bir tarihe ilerleyebilirsiniz. Meslekte başarılı olduğun , kendini gerçekleştirdiğini düşündüğün işini yapmaya devam ediyorsun. Her gün işe, günün ilerisine bakmanın özel neşesi ile gidiyorsun. Varlığını kendine uygun olarak hissettiren, duygularını uygun bir dille açıklayan, kendi görüşünü net olarak ifade edebilen, aynı zamanda da esnek olabilen insanların görüşlerini anlayıp adapte olabilen birisin. Şimdi deneyimlediğini sağduyu, neşe, zeka ve özel derin bir bilgelikle dolu olarak zaman marinasına dönüyor ve 1998 yani 16 yaşına geri geliyorsun. 25 yaşınızda zaten deneyimlediğin tüm bu güven, bütünlük kendini gerçekleştirme, olgunluk hisleri ile şu ana dönüyorsun. Döndüğün bu 16 yaş ve 1998 yılında şu anda, sana rehberlik etmede ve senin iyileşme ve düzelme yolculuğunda bilinç altının deneyimlediği bu neşe ve sağduyu hislerini kullanmasına izin veriyorsun! Seninle burada deneyimlediğimiz herhangi bir şeyi hatırlamayabilirsin. Gerçekte sen hiç bir şey hatırlamasan bile, bilinç altın saatin her dakikası, günün her saati, haftanın her günü, ayın her haftası, yılın her ayı, 25 yaşınızı geçtikten sonrada kalan ömrünüzün her yılı görevini yapmayı sürdürecek. Bununla beraber, eğer hatırlamak istersen, ihtiyaç duyduğun şeyi hatırlayabilirsin. Bu iyileşme ve düzelme seyahatin boyunca rehberin olacak ve sağaltımını sürdürmek için ihtiyaç duyduğun şeyi hatırlayacaksın.

Bu nokta da hasta uyanık bilince döndürülür. Hastanın gelecek odaklı hipnotik trans egzersizinden hatırladıkları üzerine tartışılır. Gelecekten geriye diye adlandırılan değişimde hasta başardığı deneyimlerin hepsini geri getirir ve geleceğe yaptığı seyahatin tüm detaylarını günlüğüne yazar.

Bir sonraki oturumda hastanın ödevini bana okumasını isterim. Hastanın geleceğe yaptığı yolculuğu aktarırken hangi zamanı kullandığını dikkatle dinlerim. Hasta yolculuğunu anlatırken geçmiş zamanı kullanıyor ise bu genellikle tekniğe iyi cevap verdiğine işaret eder. Ben bunu hastalığın olumlu seyrinin indikatörü olarak kullanırım. Çoğu zaman, hastanın tedavisinde dönme noktasında olduğumuzu kanıtlar.

METAFORİK TALİMATLAR

Tam bir tedavi planının parçası olarak, düzelmiş tedavi sonuçları için,hipnotik telkinlerle güçlendirilmiş net ödevler verilir. Gerçekleştirmeleri istenen bu ödevler, mecazi ve somut olarak başarı hissini denetecek ve bir o kadar da yeni görüş ve seçenekler ile tanıştıracak ve hakimiyet duygusu kazandıracak şekilde planlanır. Bu tip metafor ödevlerden bazıları aşağıda belirtilmiştir:

1.    Harita üzerinde A noktasında B noktasına bir seyahat planla. Arabanı A’ dan B’ ye güven ve emniyetle sür. 2 farklı yol seç : bir tanesi ekspres, bir tanesi kır yolu olsun.

2.    Odanı yeniden dekore et veya evini yeniden modelle.

3.    Yatağının yastık ve çarşaflarını değiştir.

4.    Kendine yeni bir elbise al ve giy.

5.    Yeni bir gözlük veya lens al.

6.    Kendine bir evcil hayvan al.

7.    Bir yap-boz yap.(ve tüm bir insan resmi)

8.    Sebze bahçesi yap veya bir domates bitkisi büyüt. Onun büyümesinden sorumlu ol. Hazır olduğunda topla.

9.    Bir insan yavrusunu besle ve sana sarılmasına izin ver.

YAŞ GERİLETME, TEPKİ YENİLENMESİ VE BOŞALMA

Bu özgün teknik, yeme bozukluğunun geçirilmiş travma ile bir ilişkisi olduğu durumlara özeldir. Yeme bozukluğunun altında geçmişte yaşanılmış travmanın etkisi olduğu düşünülen hastalarda yararlı bulundu. Bu teknikte, hipnozdan tanısal bir araç olarak faydalanılır (Watkins& Channon, 1978, 1981). Bir kez tanındıktan sonra hasta yaş gerileme tekniği kullanılarak yeme bozukluğu ile bağlantılı olan orijinal travma anına geri götürülür. Bir çok hastanın bazı tedbirler üretebilen duygusal boşalma yaşama ve olaya tutundurduğu duygulara tümü ile yeni tepkiler geliştirme şansı vardır. Tümü ile bir kür olmasa da, anlamlı bir düzelme zamanla görülür. Travma sonrası stres bozukluğunun bir görüntüsü olarak da yeme bozukluğu semptomları izlenebilir (Torem & Curdue 1988). Bu özgün tekniğe işlerlik kazandırabilmek için, geçmiş etkilerinin gitmesine izin veren, travmatik anılardan bağımsız kılmayı sağlayan,düzeltici, iyileştirici, kişilik gelişimine yardımcı hipnotik telkinlerin kullanıldığı, diğer metotlar ve bilişsel yeniden yapılandırma yöntemler de tedaviye eklenmeli ( Watkins-1980) .

EGO DURUM TERAPİSİ

Ego durum terapisi, hipnoz kaynaklarında sık olarak odak noktası haline gelir. Watkins tarafından tanımlanan yöntem, bireyin içinde bir aile oluşturan ego durumları arasında ki çatışmaların çözümü için aile ve grup terapi tekniklerini kullanır. Bu metotta çatışmaların çözümlenmesi hedeflenir. Biyo-geribildirim, ve gevşeme teknikleri dahil olmak üzere, varoluşçu, destekleyici, psikanalitik, davranışçı, yönlendirici herhangi bir terapi tekniği uygulanabilir. Bu metot bir durum çatışmasında bozulmuş ego fazlarının bireysel davranışa neden olduğu inancı ile ilgilidir.

Helen ve John Watkinse göre, Ego durum terapileri ile ilgili deneyimler, değişik ego durumları ile çalışmak , anları aktive etmek ve iletişim kurmak, hastanın bölünme eğilimini azaltır. Bölünmeyi kullanan ve kayıp zaman, ruh hali sallantıda ve şaşkınlı durumlarını yaşayan hasta durumuna karşı bir farkındalık geliştirir. Bundan sonra şaşkınlık , kendine hakimiyet duygusu, yeni umut, anlama ve netlikle yer değiştirir. Ego durum terapisinde amaç, tüm ego durumlarının birleşik bir tek ego durumu halini almasında ziyade, ego durum sınırlarında artmış bir geçirgenlik, ve değişik ego durumları arasında daha iyi bir iş birliği ile oluşturulmuş iç uyum ve anlaşmadır. Bazı ego durumlarının adaptasyon yeteneği bozulmuş olabilir. Bununla beraber strateji, hastalıklı davranıştan sorumlu olsa bile her hangi bir ego durumunu elemek değildir. Bunun yerine prensip, hastalıklı davranışı değiştirmek ve egoya davranışlarında daha uyumlu olabilmesi için yardım etmektir. Önceki yayınlarda (Torem, 1987,1989) bu metodun yeme bozukluğu olan hastalarda kullanımı geniş detaylarla tarif edilmiştir. Bu metot, özellikle durum çatışması yaşayan ve çözülmüş ego durumları ile ilgili yeme bozukluğu olan hastalarda etkindir. Aynı zamanda çoğul kişilik bozukluğu olan hastalarda da kullanışlıdır (Torem 1990-1993) .

GEÇERLİLİĞİN TEST EDİLMESİ

Her hangi bir tedavi modelinin etkinliği sonuçlar temel alınarak test edilir ve tedavinin sonucu hastalığın doğal öyküsü ile karşılaştırılır. Yeme bozukluğunun doğal öyküsünü dikkate alan yetersiz veri vardır. Üç yeme bozukluğunun herhangi birine sahip hastalarda herhangi bir tedavi kullanılmadığında, bunun onların sonu olduğu bu bölümün başında hatırlatılır. Bu değişik tedavi modellerinin karşılaştırma ihtiyacını doğurur, ve yeme bozukluğunun doğal öyküsü ile karşılaştırıldığında tedavi yöntemleri daha iyi sonuçlar ürettiğinde tedavi modeli etkin olarak düşünülür. Özel bir tedavi yönteminin etkinliğini ölçmek için aşağıda ki kriterleri kullanırım:

1.    Semptomlarda düzelme:Zihinsel durum muayenesi, yeme bozukluğu kayıtları, anksiyetesi olanlar için Zunk skalası gibi testlerle ölçülebilen ve yaşantısını zora sokan semptomlarla gelen hastanın tedavi sırasında zamanla semptomlarını yoğunluğunda, sıklığında bir azalma, günlük yaşam aktivitesinde , uygun fonksiyon görebilme yeteneğinde artma izlenmeli.

2.    Davranış Değişikliği: Sağlıklı form tutma, kişiler arası ilişkilerini düzenleyebilme, sosyal yeteneklerde artma, mesleki başarı (yetişkinler için kazançlı bir iş, ergenler için akademik performansta düzelme) beklerim.

3.    Öz- saygı da düzelme: Tematik algı testi , psikiyatrik görüşme ve cümle tamamlama testlerine yansıyan pozitif kendi imaj tutarlılığı, ve hastanı duyu değişikliğini anlamayı beklerim.

4.    Vücut İmajı: Bozulmuş vücut imajı, hastanın kendi vücudunu algılaması, gerçekçi bir değerlendirmeye dönmeli. Bu zihinsel durum muayenesi kadar kişi çizme testi ve yeme bozukluğu olan hasta muayenesi (EDI) ile de anlaşılır.

İdiomotor işaretleme gibi bazı hipnoanalitik açıklayıcı tekniklerin yardımı ile de bu değerlendirmeler yapılabilir.Bu değerlendirmelerin hepsi hastayı tedavi öncesinde bile tedavi sırasında izleyen ve tamamlandığında tedaviden sonra da gören aile bireylerinden toplanacak bilgilerle de desteklenebilir. Bu hasta da ki değişimin nasıl olduğunu değerlendirmemizde yardımcı olacaktır.

REFERANSLAR

Baker, E. L. & Nash, M. R. (1987). Applications of hypnosis in the treatment of anorexianervosa. Am. J. Clin. Hypn., 29, 185-193. Barnett, E. (1981). Analytical Hypnotherapy; Principles and Practice. Kingston, Ontario:Junica. Beahrs, J. (1982). Unity and Multiplicity: Multilevel Consciousness of Self in Hypnosis,Psychiatric Disorders and Mental Health. New York: Brimner/Mazel. Bernstein, E. M. & Putnam, F. W. (1986). Development, reliability and validity of adissociation scale. J, Nerv. Ment. Dis., 174, 727-735. Bernstein-Carlson, E., Putnam, F. W., Ross, C. A., Torem, M., Coons, P., Dill, D. L.,Loewenstein, R. J. & Braun, B. G. (1993). Validity of the Dissociative Experiences Scalein screening for multiple personality disorder: A multicenter study. Am. J. Psychiat., 150,1030-1036.Brown, D. P. & Fromm, E. (1986).  Hypnotherapy and Hypnoanalysis. NJ: Lawrence,Erlbaum. Hillsdale. Bruch, H. (1973). Eating Disorders: Obesity, Anorexia Nervosa and the Person Within. NewYork: Basic Books.Bruch, H. (S974). Eating disturbances in adolescence. In S. Arieti (Ed.), American Hand­book of’Psychiatry (pp. 275-286). New York: Basic Books. Bruch, H. (1978), The Golden Cage: The Anima Of Anorexia Nervosa. Cambridge, MA:Harvard University Press. Chandarana, P. & Malla, A. (1989). Bulimia and dissociative states: a case report. Can. J.Psychiat., 34, 137-139. Channon, L. D. (1981). Modification of the affect-bridge technique in weight control. Aust.J. Clin. Exp. Hypn.,9(\), 42-43.Cheek, D. P. & Le Cron, L. M. (1968). Clinical Hypnotherapy. New York: Grune & Straiten. Council, J. R. (1986): Exploring the interface of personality and health: Anorexia nervosa,bulimia and hypnotic susceptibility. Behav. Meet. Abstracts, 7, 165-168. Damlouji, N. F. & Ferguson, J. M. (1985). Three cases of post-traumatic anorexia nervosa.Am. J. Psychiat., 142, 362-363. Doyle, M. M. (1996). Practical management of eating disorders. Proc. Nutr. Soc., 54,711-719. Edelstcin, M. G. (1982). Ego-state therapy in the management of resistance. Am. J. Clin.Rypn., 25, 15-20. Erickson, M. (1985). The case of Barbie: An Ericksonian approach to the treatment ofanorexia nervosa. Transact. Anal. J., 15, 85-92 (originally published in J. K. Zeig (Ed.),1980. A Teaching Seminar with Milton H. Erickson. New York: Brunncr/Mazcl. Evans, J. (1982). Adolescent and Pre-adolescent Psychiatry. New York: Academic Press. Frederick, C. & Phillips, M. (1992). The use of hypnotic age progressions as interventionswith acute psychosomatic conditions. Am. J. Clin. l-fypn., 35, 89-98. Garner, D. M., Olmsted, M. P. & Plivy, J. (1983). Eating Disorder Inventory (EDI). Odessa,FL: Psychological Assessment Resources. Goodwin, J. (1988). Eating disorders as a response to multimodel child abuse.  Paperpresented at the Fifth International Conference on Multiple Personality and DissociativeStates. Chicago, Illinois. Goodwin, J. M. & Attias, R. (1993). Eating disorders in survivors of multimodal childhoodabuse. In R. P. Kluft & C. G. Fine (Eds), Clinical Perspectives on Multiple PersonalityDisorder (pp. 327-341). Odessa, FL: American Psychiatric Press. Griffith, R. A. (1989). Hypnobehavioral treatment for bulimia nervosa: Preliminary findings.Aust. J. Clin. Exp. Hypn., 17,79-87. Gross, M. (1984). Hypnosis in the therapy of anorexia nervosa. Am. J. Clin. Hypn., 26,175-181. Gutwill, S. (1994). Eating problems in patients with multiple personality disorder. InC. Bloom, A. Giltcr, S. Gutwill, L. Kogel & L. Zaphiroponlos (Eds), Eating Problems(pp. 227-272). New York: Basic Books.Haller, E. (1992). Eating disorders: A review and update. West. J. Met/., 157, 658-662. Hammond, C. (1987). ‘The Red Balloon Technique.’ In the Newsletter of the AmericanSociety of Clinical Hypnosis, XXVIH(2):3, From the Editor’s Notebook, October. Hartland, J. (1965). The value of ego-strengthening procedures prior to direct symptomremoval under hypnosis. Am, J. Clin. Hypn., 8, 89-93. Hartland, J. (1971). Further observations on the use of ego-strengthening techniques. Am. J.Clin. Hypn., 14, 1-8. Janet, P. (1919).  Les medications psychologiques. Paris:  Felix Alcan (English edition:Psychological Healing, Vol. 2. New York, Macmillan, 1925).Janet, P. (1907). The Major Symptoms of Hysteria. London: Macmillan. Second edition,1920: (facsimile of this edition published New York, Hafncr, 1965). Kluft, R, P. (1991). Clinical presentations of Multiple Personality Disorder. Psychiat. ClinicsN. America, 14(3), 605-630.Kroger, W. & Fczler, W. (1976). Hypnosis and Behavior Modification: Imagery Condition­ing. Philadelphia, PA: J. B. Lippincott. McFarlane, A. C, McFarlane, C. M. & Gilchrist, P. N. N. (1988). Post-traumatic bulimia andanorexia nervosa. Int. Eat. Disord., 7, 705-708.Mcichcnbaum, D. (1977). Cognitive-Behavior Modification. New York: Plenum Press. Minuchin, S., Rosman, B. & Baker, L. (1978). Psychosomatic Families: Anorexia Nervosain Context. Cambridge, MA: Harvard University Press. Newey, A. B. (1986). Ego-state therapy with depression. In B. Zilbergcld, M. G. Edelstcin &D. L. Araoz (Eds), Hypnosis: Questions and Answers (pp. 197-203). New York: Norton. Pcttinati, H. M., Home, R. J. & Staats, J. M. (1982). Hypnotisability of anorexia and bulimiapatients (abstract). Int. J. Clin. Exp. Hypn., 30, 332. Pettinati, H. M., Home, R. J. & Staats, J. M. (1985). Hypnotisability in patients with anorexianervosa and bulimia. Arch. Gen. Psychiat.,42, 1014-1016. Pcttinati, H. M., Kogan, L. G., Margolis, C. et al. (1989). Hypnosis, hypnotisability, and thebulimic patient. In L. M. Hornyak & E. N. Baker (Eds), Experiential Therapies for EatingDisorders. New York: Guiiford Press. Putnam, F. W., Bernstein-Carlson, E., Ross, C. A., Anderson, G., Clark, P., Torcm, M. S.ct al. (1996). Patterns of dissociation in clinical and nonclinical samples. J. Nerv. Ment.Dis., 184 (11), 673-679.Ross, C. A. (1989). Multiple Personality Disorder. New York: Wiley. Sanders, S. (1986). The perceptual alteration scale: A scale measuring dissociation. Am. J.Clin. Hypn., 29, 95-102. Schwartz, R. C., Barrett, M. J. & Saba, G. (1985). Family therapy in bulimia. In D. M.Garner & P. E. Garfmkcl, P. E. (Eds), Handbook of Psychotherapy for Anorexia Nervosaand Bulimia. New York: Guiiford Press. Spiegel, H. & Bricigcr, A. A. (1970). Manual for the Hypnotic Induction Profile. New York:Soni Medica. Spiegel, H. & Spiegel, D. (1978). Trance and Treatment: Clinical Uses of Hypnosis. NewYork: Basic Books. Sranton, H. (1975). Ego-enhancement through positive suggestion. Aust. J. Clin. Exp. Hypn.,3,32-35. Stanton, H. (1979). Increasing internal control through hypnotic ego-enhancement. Aust. J.Clin. Exp. Hypn., 1, 219-223. Stanton, H. (1989). Ego-enhancement: A five-step approach. Am. J.  Clin. Hypn., 31,192-198. Torem, M. S. (1984). Anorexia nervosa and multiple dissociated ego states. Presented at the1st International Conference on Multiple Personality and Dissociate States. ChicagoIllinois, Sept. Torcm, M. S. (1986a). Dissociative states presenting as an eating disorder. Am. J. Clin.Hypn.,29, 137-142. Torem, M. S. (1986b). Psycho-dynamic ego-state therapy for eating disorders. New Dis.Ment. Health Serv., Fall (31), 99-107.Torem, M. S. (1987). Ego-state therapy for eating disorders. Am. J. Clin. Hypn., 30, 94-103. Torem, M. S. & Curdue, K. (1988). PTSD presenting as an eating disorder. Stress Med., 4,139-142. Torem, M. S. (1989a). Ego-state hypnotherapy for dissociative eating disorders. Hypnos, 16,52-63.Torem, M. S. (1989b). Eating disorders in MPD patients. Paper presented at the annualmeeting of the American Society of Clinical Hypnosis. Nashville, Tennessee, USA. Torcm, M. S. (1990). Covert multiple personality underlying eating disorders. Am. J.Psychother.,44,357-368. Torem, M. S. (1991). Eating disorders. In W. C. Wester & D. J. O’Grady (Eds), ClinicalHypnosis with Children (pp. 230-257). New York: Brunncr/Mazcl.Torcm, M. S. (1992). Therapeutic imagery enhanced by hypnosis. Psychiat. Med., 10, 1-12. Torcm, M. S. (1993). Eating disorders in patients with multiple personality disorder. InR. P. Kluft & C. G. Fine (Eds), Clinical Perspectives on Multiple Personality Disorder(pp. 343-353). Washington DC: American Psychiatric Press. Torem, M. S. (1993). Therapeutic writing as a form of ego-state therapy. Am. J. Clin. Hypn.,35, 267-276. Torem, M. S., Egtvedt, B. D. & Curdue K. I, (1995). The Eye Roll Sign and the PASDissociation Scale. Am. J. Clin. Hypn., 38, 122-125. Vandcrlindcn, J. & Vandcrcycken, W. (1988). The use of hypnotherapy in the treatment ofeating disorders. Int. Eat. Dis., 7, 673-679. Vanderlindcn, J. & Vandcreycken, W. (1990). The use of hypnosis in the treatment of bulimianervosa. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 38, 101 -111. Vanderlindcn, J., Norre, J. & Vandereyckcn, W. (1992). A Practical Guide to the Treatmentof Bulimia Nervosa (pp. 113-135). New York: Brunner/Mazel. Walch, S, L. (1976), The Red Balloon Technique of Hypnotherapy: A clinical note. Int. J.Clin. Exp. Hypn., 24, 10-12. Walsh, B. T. (1997). Eating disorders. In A, Tasman, J. Kay & J. Liebcrman (Eds), Psychiatry(pp. 1202-1216). Philadelphia, PA: W. B. Saunders. Watkins, H. H. (1978). Ego-state therapy. In J. G. Watkins (Ed.) The Therapeutic Self(pp. 360-398). New York: Human Sciences Press.Watkins, H. H. (1980). The silent abreaction. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 28, 101-113. Watkins, H. H. (1984). Ego-state therapy. In R. J. Corsini (Ed.), Encyclopedia of Psychology,Vol. 1, (pp. 420-421). New York: Wiley, Watkins, J. G. & Watkins, H. H. (1981). Ego-state therapy. In R. J. Corsini (Ed.), Handbookof’Innovative Psychotherapies (pp. 252-270). New York: Wiley. Watkins, J. G. & Watkins, H. H. (1981). Ego-state therapy. In L. E. Abt & I. R. Stuart (Eds),The Newer Therapies: A Sourcebook (pp. 136-155). New York: VanNostrand Rcinhold. Yager, J. (1994). Eating disorders. In Alan Stoudemire (Ed.), Clinical Psychiatry for MedicalStudents (pp. 355-371). Philadelphia, PA: JB Lippincott. Yapko, M. D. (1984).   Trancework: An Introduction to Clinical Hypnosis. New York:Irvington Press. Yapko, M. D. (1986). Hypnotic and strategic interventions in the treatment of anorexianervosa. Am. J. Clin. Hypn., 28, 224-232.Zung, W. W. K. (1965). A self-rating depression scale. Arch. Gen. Psychiat., 12, 63-70. Zung, W. W. K. (1971). A rating instrument for anxiety disorders. Psychosom., 12, 371-379.reporting of the personal past. In L. J. Dickstein, M. B. Riba & J. M. Oldham (Eds),American Psychiatric Press Review of Psychiatry, Vol. 16 (pp. 83-108). Chicago, IL:American Psychiatric Press.Rossi, E. L. (1986). The Psychobiology of Mind Body Healing: New Concepts, of Therapeutic Hypnosis. New York: Norton. Rubin, M. (1972). Verbally suggested responses as reciprocal inhibition for anxiety. J. Behav.Ther. Exp. Psychiat., 3, 273. Sheehan, P. W. (1979). Hypnosis and processes of imagination. In E. Fromm & R. E. Shor(Eds), Hypnosis; Developments in Research and New Perspective, 2nd edn. New York:Aldine. Shor, R. E. (1969). Hypnosis and the concept of the generalized reality-orientation. In C. T.Tart (Ed.), Altered States of Consciousness. New York: Wiley. Spiegel, D. (1994). In J. A. Talbot, R. E. Hales & S. C. Yudofsky (Eds), Hypnosis. AmericanPsychiatric Press Textbook of Psychiatry, 2nd edn (pp. 1115-1142). Washington, DC:American Psychiatric Press. Sulloway, F. I. (1979). Freud, Biologist of the Mind: Beyond the Psychoanalytic Legend.London: Burnett Books. Vanderlinden, J., Norre, I & Vandereycken, W. (1992). A Practical Guide to the Treatmentof Bulimia Nervosa. New York: Brunner/Mazel. Weitzenhoffer, A. M. (1978). Hypnotism and altered states of consciousness. In A. Sugarman& R. E. Tarter (Eds), Expanding Dimensions of Consciousness. New York: Springer. Wolpe, I. (1958). Psychotherapy by Reciprocal Inhibition. Stanford, CA: Stanford UniversityPress. Wolpe, J. (1973). The Practice of Behaviour Therapy, 2nd edn. New York: Pergamon

Disosiyatif Bozukluklar

Richard P. Kluft

Temple Universitesi, PA, USA

Çeviren: Prof. Dr Mehmet Yücel Ağansoy

DİSOSİYATİF BOZUKLUKLARDA HİPNOZUN GELENEKSEL ROLLERİ

Dissosiyatif bozuklukların (DD) tedavisi için hipnoz öteden beri güçlü bir şekilde önerilen bir tedavi yöntemi olmuştur. İyi tanımlanmış hipnotik olgular ve disosiyatif bozuklukların doğal olarak ortaya çıkmış olan olgulaşmanın arasında var olan açık ilişki (bkz. Braun, 1983; Bliss 1986); disosiyatif bozuklukların ortaya çıkışının oto hipnozun irade dışı kötüye kullanımının bir sonucu oluşu (Breuer ve Freud 1955; Bliss 1986); hipnotik amaçlı görüşmelerin amnezi ve disosiyatif kimlik bozukluğunda terapötik olarak faydalı oluşu (Despine, 1840), savaşla ilişkili amnestik sendromlarda hipnozun başarılı olduğuna ait çok sayıda bildirimin olması ve hipnozun başarılı olarak kullanıldığına ilişkin disosiyatif kimlik bozukluğu olan hasta serilerinin varlığı (Kluft, 1982, 1984, 1986a, 1993a) disosiyatif bozukluğu olan hastalarda hipnozun uygulanması lehine yapılan tartışmalar arasındadır.

DSM-IV’ de (APA, 1994) DD depersonalizasyon bozukluğu, disosiyatif amnezi, disosiyatif füg, disosiyatif kimlik bozukluğu (DKB) ve başka türlü sınıflandırılamayan DD içerir. Disosiyatif trans bozukluğu halihazırda başka türlü sınıflandırılamayan DD nın bir formu olarak sınıflandırılır ve daha sonraki el kitapçıklarında ayrı bir form olarak sınıflandırılabilmesi konusunda çalışılmaktadır. Bu tanı ya trans benzeri bir durumu ya da alışkın kişisel kimlik hissi yerine yeni bir kimliğin geçtiği bir tutulum durumunu içerir.

Depersonalizasyon bozukluğunda, hipnoz kişi ve hisleri arasında yeniden bağlantı kurmada bir rol oynayabilir. Disosiyatif amnezide, hipnoz hafıza kaybı olan dönemlerle alakalı hatıraları tekrar kazanmak konusunda geleneksel olarak kullanılmaktadır. Disosiyatif fügde, hipnoz unutulan ve kaçan zaman dilimlerine erişmede ve değişen kimlikle temas kurmada kullanılabilir. Disosiyatif kimlik bozukluğunda, hipnoz değişen kimliklere erişmede, değişenler arasında ilişki kurmada, amnezi dönemlerine ait hatıraları su yüzüne çıkarmada, yaşantılarla yüzleşmede ve entegrasyonu kolaylaştırmada kullanılmaktadır. Hipnoz bu grup hastaların tedavisiyle uğraşan terapistlerin çoğu tarafından kullanılır (Putnam & Lowenstein, 1993). Bununla birlikte, yakın zamanlarda hipnozun destekleyici ve kriz önlemeye yönelik görüşmelerde (Fine, 1991; Kluft, 1988a,b, 1989, 1995a), ego hali terapi uygulamalarında (Watkins & Watkins, 1997) ve daha yeni dışa vurarak rahatlama tekniklerinde (Kluft, 1988, 1990; baskıda; Fine, 1991) kullanımına ilişkin vurgular yapılmaktadır. Sözü edilen bu yöntemlerin tümü travmatik malzemenin yeniden araştırılmasına bağlı olarak eğer bir ayrışma durumu söz konusu değilse ciddi strese yatkın hastalar tarafından kolaylıkla tolere edilebilir. Disosiyatif trans bozukluğunda hipnoz sıklıkla oto hipnotik uygulamaların kullanımıyla patolojik trans durumlarının bölünmesini ve çözülmüş yaşantıların yeniden yapılanmasını içerir (Spegel & Spegel, 1978). Başka türlü sınıflandırılamayan DD için hipnoz farklı DD için yapılan uygulamaların özel bir varyantını teşkil eder.

DİSOSİYATİF BOZUKLUKLARDA HİPNOZUN KULLANIMINA İLİŞKİN TARTIŞMALAR

DD için hipnozun kullanımı konusunda çok sayıda tartışma bulunmaktadır. Bu kitapta yer kısıtlaması konunun kapsamlı bir şekilde tartışılmasına engel olmaktadır. İlgilenenler başka kaynaklara başvurabilirler (Kluft, 1995b,c, 1997a).

DD için hipnozun etkinliği konusundaki tartışmaların özünü; hipnozun yalancı hafıza ya da konfabülasyonların oluşumundaki rolü, bundan dolayı çocukluk travmalarıyla ilişkili hatıraların iyileştirilmesinin mümkün olamayacağının düşünülmesi ve DKB’nun kötüleşebilmesi konusundaki kaygılar oluşturmaktadır. Öte yandan, bu bozukluklarda her zaman bir travma söz konusu olmayabilir. Elde mevcut tüm verileri hesaba katan bilim adamları ve klinisyenler (Alpert, 1995a; Brown, 1995a,b; Brown, Scheflin ve Hammond, 1997; Hammond, Garver, Mutter et al., 1995; Kluft, 1984, 1995b; Nash, 1994; Schacter, 1996; Schooler, 1994; Spiegel ve Scheflin, 1994; van der Kolk, 1995; van der Kolk ve Fisler, 1995) hatıraların geri gelebileceğini ama bazı durumlar için plasebo hatıraların söz konusu olabileceğini ileri sürmektedirler.

Disosiyatif Bozukluklarla ilgili olarak çok sayıda fikir olmasına karşın konuyla ilgili yayınlanmış çalışma azdır. Ross ve Norton (1989) hipnoz kullanımının DKB’un olgusu üzerine büyük bir etkisi olmadığını gösterdiler. Disosiyatif Kişilik Bozukluğu üzerine çalışan hekimler de bir bildirgede bulunmamışlardır.

DİSOSİYATİF BOZUKLUKLARDA HİPNOZUN KULLANIMINA İLİŞKİN BUGÜNE AİT GÖZLEMLER

Her ne kadar DD olan hastaların genel olarak hipnoza yatkınlıklarının yüksek olduğu düşünülmekte ise de resmi değerlendirmeler bunun yalnızca DKB hastalarında geçerli olduğunu ileri sürmektedir (Bliss, 1984; Frischholz, Lipmman, Braun ve Sachs, 1992).

Bugünkü klinisyenler bir DD hastasıyla çalışırken hipnoz kullanımı gerekli kılan durumların bulunup bulunmadığını dikkate almalıdır. Eğer hasta legal nedenlerle klinisyenin karşısındaysa ya da hastanın bu tür bir beklentisi varsa bu durumlarda en iyisi hastayla belli bir uzlaşmaya varıncaya dek hipnozun kullanımını kısıtlamaktır.

Bazı dini gruplara ait hastalar hipnozu arzuların uyanmasına yol açan bir durum olarak görürler ve bu yolla şeytanın hastanın beyninin içine girebileceğini düşünürler. Bu tür durumların varlığında hastalar hipnoz konusunda eğitilmelidirler. Ancak yine de böyle durumlarda hipnoz uygulamasından kaçınmak daha doğru olabilir.

Acil durumlar dışında hipnoz uygulaması öncesinde hastadan hipnozun kullanımına ilişkin bilgilendirilmiş onay alınmalıdır. Bugüne dek özel bilgilendirilmiş onay formları geliştirilmişse de (Hammond ve meslektaşları., 1995; Brown, Scheflin ve Hammond, 1997), Appelbaum ve Gutheil (1992) tarafından savunulduğu gibi bilgilendirilmiş onay konusunda tartışılacak çok şey bulunmaktadır. Bilgilendirilmiş onay konusuyla ilgili konular terapi programı boyunca tekrar gündeme gelebilir; bu durumda tekrar dikkate alınmalı ve yeniden açıklanmalıdır. Bu gereklilik özellikle DKB olan hastalarla çalışırken daha önceliklidir. Çünkü bu hastalarda terapi süresi uzundur ve kimlik ve hafıza bütünlüğü parçalanmıştır. Burada önemli olan bir nokta vardır; hastanın hipnoz yoluyla iyileştirilen hafızasının ya da bu yolla elde edilen hafıza malzemesinin terapi için çok önemli olmakla birlikte bu bilgiler bir şekilde dışardan elde edilenleri teyit etmek maksadıyla kullanılmayacağı konusunda aydınlatılmalıdır. Kluft (1997b) bu konuda hastaları eğitmek amacıyla şunları söyler:

Bizler hipnozu hafızanızdaki bloğu araştırmak için kullandığımızda daha ileri düzeyde bir araştırma yapmış olacağız. Eğer bir şeyler bulabilirsek bulduğumuz bu şey daha sonrakiler için bir başlangıç noktası olacaktır. Sizin hipnotik yaşantınızın tabiatı bizim doğru olarak düşünüp ortaya attığımız kişisel yaşantıyı verecektir. Biz bu yaşantıların doğru olduğunu düşünme eğilimindeyiz ancak bu her zaman böyle olmayabilir. Biz yanılabilir ve aldanabiliriz. Hatırlayın, biz hipotezleri araştırıyoruz.

O halde, klinisyen hastanın ihtiyaçlarını ve şartlarını hesaba katarak hipnozun kullanımına ilişkin bir kar-zarar analizi yapmak durumundadır.

HİPNOZ VE TRAVMANIN ÜÇLÜ TEDAVİSİ

Disosiyasyon psikiyatrik hastalarda ve hasta olmayan toplum bireyleri arasında travmaya karşı gelişen yaygın bir tepkidir (Putnam, 1985; Spiegel, 1986, 1991). Travmaya maruz kalmış ve önemli disosiyatif manifestasyonlar gösteren hastaların çoğu, şayet bir kontrendikasyon yoksa, terapötik hipnoz uygulaması için mükemmel adaylardır.

Son yıllarda Herman (1992) travmatize hastaların tedavisi için bir üçlü yaklaşımı savundu. Bu yaklaşım temel olarak ilk kez Janet tarafından ortaya konan ve daha sonra diğer bir çokları tarafından izlenen benzer gözlemlere dayanmaktadır. Bu yaklaşıma göre terapi bir güvenlik fazıyla başlar. Bu fazda hastanın kendini güvende hissetmesi esas olup hasta rahatlatılır ve desteklenir. Böylece hasta daha güçlü hale getirilmeye çalışılır ve hazırlanmış olur. Bu fazı hatırlama ve kederlenme fazı izler. Bu fazda travmaya odaklanılır; travmanın etkisi ve doğurduğu sonuçlar değerlendirilir ve kederlenilir. Son faz olan yeniden bağlantı fazında kişinin kimliğinin yeniden entegrasyonu konuları, kişiler arası ilişkilerin yeniden inşası, sosyal rol ve sorumlulukların yeniden takınılması ve normal başa çıkma konularının yeniden tesis edilmesi konularına odaklanılır.

Güvenlik fazında hipnoz rahatlaması, anksiyetenin giderilmesi, semptom rahatlaması, egonun inşası, güvenli bir yer oluşması, etki düzenlemesi, disosiye ego durumlarına ulaşılması ve flashback ve uyku bölünmelerinin kontrolü açısından rol oynar. Hatırlama ve kederlenme fazında hipnoz amnezinin düzelmesi, abreaksi­yonların kontrolü ve ego durumlarının yeniden konfigürasyonu açısından rol oynar. Yeniden bağlantı fazında hipnoz ego durumlarının harmanlanması, daha adapte olarak başa çıkma yollarının geliştirilmesi, anksiyetenin azaltılması ve tortu karakterlerle baş edilmesini kolaylaştırır.

ÖZEL DURUMLARIN TEDAVİSİNDE HİPNOZ

DİSOSİYATİF AMNEZİ

Disosiyatif amnezi (DA) hastalarının çoğunun sıkıntılı bir çocukluk yaşantılarının olduğu bulgusu göreceli olarak yeni bir bulgu sayılabilir (Coons, 1992a,b). Vakaların % 72 si çocukluk dönemlerinde travmaya maruz kalmışlardır (Coons, 1992a,b). Oranın bu denli yüksek oluşu, neden DAnin kolayca çözülebildiğini, buna karşın diğer tür vakaların daha uzun tedavi sürelerine ihtiyaç gösterdiğini açıklayabilir. Sıklıkla çocukluğa ilişkin konulara ait savunmacılık daha kapsamlı bir amnestik dönemin araştırılmasına karşı yaygın bir direnç gelişmesine neden olur. Derin ruhla ilgili stres ve çatışma, dış kaynaklı bir travma olsun ya da olmasın, etiolojik bir rol oynar.

Terapi unutulan hafıza materyalinin basitçe geri getirilmesi olayı değildir. Her halükarda travmaya ilişkin etkilerin ve travmanın kişisel anlamlarının amneziyi artırdığı düşünülebilir. Kişinin önceki kimliğine yönelik tehditler ve etki düzeninin bozulması söz konusu olabilir. Hipnoz bu tür durumlar için destekleyici bir ortam oluşturmak ve anksiyeteyi azaltmak için kullanılmalıdır. Bunun sağlanması amnestik materyalin spontan düzelmesi için çoğunlukla yeterlidir. Hipnozun anksiyeteyi gidermek için kullanımı hastanın ahenkli bir ortam oluşturması ve terapötik etkinliğin devamı açısından pozitif transferans geliştirmesi özelliğiyle mükemmel bir durum temin eder.

Hipnoz uygulamalarının sık komplikasyonlarından birisi bastırılmış materyalin geri dönüşümüne bağlı olarak ortaya çıkan panik duygusudur. Bu tür durumlar için hastadan böyle bir durumda klinisyeni uyarması söylenir.

Bu hastalarla ilgili diğer bir konu travmatik materyalin konfabulasyonudur. Hasta ya travmatik materyali tam olarak konfabüle etmiştir ya da travmatik materyalle ilgili bir takım gerçeklerin bulunmasına karşın bunlar konfabüle edilmiştir. Hipnozla konfabüle edilen materyalin su yüzüne çıkması mümkündür. Fakat aynı zamanda konfabüle travmanın çalışılmasıyla bile bir iyilik halinin elde edilmesi mümkün olabilir.

Geleneksel olarak klinisyenler düzeltilen hafıza materyalinin yeniden yaşantılaşmasının yol açtığı tükenmişlik konusunda hastalara faydalı olmak için çaba harcarlar.

Kaybolmuş bir zaman periyoduna yaş geriletme yoluyla ulaşılmaya çalışılması hipnozun bu amaçla geleneksel olarak kullanım alanlarından birini oluşturur. Bununla birlikte DKB olan hastalarda hipnozun bu amaçla kullanımı beklenmeyen ve istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Çünkü bu esnada hangi altesle çalışıldığı önemlidir. O anki Alper kişiliğe bağlı olarak farklı sonuçların ortaya çıkması beklenebilir (Kluft, 1986b). Bu açıdan Watkins’in (1971) “Affekt Köprü Tekniği” oldukça faydalıdır. Burada bir dizi disforik etkiler araştırılır ve kaybedilmiş materyalin hangileriyle ilişkili olduğu ortaya konulur. Kendi pratiğimde bu teknikleri kullanmadan önce araştırmayı yapma konusunda izin almak için ideomotor sinyalleşme kullanılır. Sıklıkla bana sınırlı araştırma için izin verilir. Bu sınırlar içinde kaldığımda ileri araştırmalar için de izin verilir. Amnezi ortadan kaldırıldığında hastanın olmasını beklediği şeyler konusunda projektif bir izlenim elde edebilmek için sıklıkla screen tekniği kullanmak faydalıdır. Unutulmuş olan bilginin yakalanmasına tepki verdiğinde ne hissettiğini gözlemlemesini hastadan isterim. Şayet dekompansasyon ve kendi kendini yaralamaya yönelik bir fantezi gelişirse ısrarcı olmam ve bir ileri aşama olarak hazırlama çalışmasına geçerim.

Bu tür hipnotik araştırmalarda kullandığım favori sorgu “Orada her ne varsa” dır. Bununla birlikte kimi zaman hastalar o denli pasif ya da güçlük içinde olurlar ki bu durumlarda açık uçlu bir biçimi takip etmek oldukça güç olabilir.

Materyal hatırlanıp düzeldiğinde aynı şekilde belgelemek faydalıdır. Çünkü trans dışında hasta amnestik kalmaya devam edebilir; ihtiyari amnezi en emniyetli alternatiftir. Hassas ve büyük çaplı durumlarla-örneğin aile içi kötüye kullanım durumları- başa çıkarken sıklıkla seansı kaydederim.

Amnezik materyal düzeldikçe ve spontan olarak ortaya çıktıkça hipnoz, acı verici materyalin titre edilmesi, bu materyalin belirli ve uygun bir sıraya sokulması, hastanın egosunun kuvvetlendirilmesi ve dissosiye olmuş materyalin entegre edilmesi amacıyla kullanılır. 1970 li yıllarda bazı fraksiyone ab reaksiyon teknikleri geliştirmiştim. Yakın zamanda bu teknikleri tanımladım (Kluft, 1988a, 1990, baskıda; aynı zamanda bkz. Fine, 1991). Hipnotik metaforlar geliştirilebilir ve hastanın yaşantılaşması için kullanılabilir. Travma iki parçada düşünülebilir: birisinde disforik etkilerden fiziksel ağrı dissosiye olabilir (Braun’un BASK modelinde (1988) etkiden sansasyon) ve diğerinde DKB ve başka türlü adlandırılmayan DD vakalarında olduğu gibi, kimliklerin biri diğerinden izole olabilir (Fine, 1991; Kluft, 1988a, 1990, baskıda). Bu yöntemler gerileme ve redisosiyasyon ihtimalini en aza indiren yöntemlerdir.

DİSOSİYATİF FÜG

DF hastalarındaki hipnotik yaklaşımlar DA hastalarındaki gibidir. Bununla birlikte, değişken kişiliklerin de bir arada olduğu vakalarda DKB hastalarındaki teknikler uygulanabilir. Burada önemli olan bir konu şudur: füglerle birlikte olan amnezi peryodlarının düzelmesi DKB olan hastalardaki amnezinin ve DA’deki amnezinin düzelmesinden daha az belirgindir.

İkincil kimliği olan hastalarla çalışırken hipnoanalitik tekniklerle hastanın dinamiklerini araştırabilme fırsatı doğar. Kısıtlı sayıda da olsa bu tür durumlarla ilgili deneyimlerime göre birincil kimliği hızlı bir şekilde restore etmek yerine acele etmeden hastanın anksiyetesini gidermek ve spontan remisyonun ortaya çıkmasını beklemek daha uygundur. Gördüğüm iki vakada değişken kimliğe erişmeyi başaramamıştım. Spontan bir entegrasyon olup olmadığından ya da benim çabalarımla bir düzelme sağlandığından emin olamadım.

Birincil kimliğe erişimin sağlanmasının ardından hipnoz hafızadaki kaçırılan peryodların düzeltilmesi için kullanılabilir. Fügler sıklıkla derin ruhlailişkin çatışmayla bir arada olduğundan hastanın psikodinamiklerini hipnoterapi yoluyla araştırılması ve egonun inşası gibi tekniklerin kullanılması önerilir.

Füglere ilişkin modern kaynak kısıtlıdır ve hipnozun kullanımına ilişkin çok az sistematik ve anekdotsal bilgi bulunmaktadır.

DİSOSİYATİF KİMLİK BOZUKLUĞU

DKB’nun tedavisi konuya ilişkin kaynakların ana konusunu oluşturur. kaynakların çoğunda hipnoza bir atıfta bulunulmuştur. Yazar tarafından (Kluft, 1992a,b) ve daha yakın zamanda Phillips ve Frederick (1995) tarafından hipnotik yaklaşımlar çok sayıda makaleye dayanarak özetlenmiştir. DKB kimlik, bilinç ve hafıza ile ilgili değişiklik ve bozuklukları içerir. İdeal olarak tedavi farklı şahsi kimlikleri entegre ederek bütünleşmiş bir kimlik duygusuna erişmesi konusunda hastaya yardımcı olmayı esas almalıdır. Bunun yanısıra, “burada ve şimdi” ilkesi bağlamında daha net bir kimlik geliştirerek amnezi peryodlarının çözümlemelidir.

DKB için yukarıda tanımlanan üçlü model daha kompleks modeller arasında kaynaklarda daha fazla öne çıkmaktadır. Mesela Kluft (1991) tarafından öne sürülen model dokuz evre tanımlar: (a) terapinin tesis etme, (b) hazırlayıcı görüşmeler, (c) hikaye alma ve haritalama, (d) travmanın metabolizması, (e) entegrasyona doğru hareket, (f) entegrasyon/çözme, (g) yeni baş etme yeteneklerin öğrenilmesi, (h) kazanımların şekillendirilmesi ve (i) izleme. Herman’ın (1992) güvenirlik evresi ise şunları içerir: (a), (b), (c); (d) nin hatırlanması ve matemi ve (e) den (i) ye kadar olan evreleri ihata eden yeniden bağlanma.

Bir hasta a dan c ye kadar olan evrelere erişemediğinde travmaya ilişkin sistematik süreçte diğer aşamalara geçmemelidir. Travmatik materyale ulaşılmasının ardından ilerlemenin uygun olmadığı hastalarda hazırlık aşaması için yıllarca beklemek gerekebilir. Buna ilişkin kararlar konusunda bir yönerge de bulunmaktadır (Kluft, 1997c).

Hipnoterapötik görüşmelerin çoğunluğunu Tablo 13.1 de yer almaktadır.

Tablo 13.1. DKB da hipnotik olarak kolaylaştırılmış teknikler

1    Alterlere erişme

2    Alter substitüsyonları

3    Rekonfigürasyonlar

4    İdeomotor sorgulama

5    Sığınma provizyonu

6    Yoğunlaşmış afektin by-pass edilmesi ya da azaltılması

7    Slow-leak teknikleri

8    Azaltma abreaksiyonları

9    Fraksiyone abreaksiyonlar

10  Kolaylaştırıcı abreaksiyonlar

11  Öyküsel veri elde edilmesi

12  Zaman hissi değişimleri

13  Uzaklaştırıcı manevralar

14  Kolaylaştırıcı entegrasyonlar

15  Alterlerin geçici birleştirilmesi

16  Entegrasyon ritüelleri

17  Yeniden kontrol protokolleri

18  Semptom rahatlatma ve değiştirme

19  Otohipnoz öğretimi

20  Baskılayıcı ölçümler

21  Trans

22  Relaps önlenmesi

Bu tekniklerin çoğunun sabitlenmesini sağlamaya yönelik olduğunu ve masif gerileme olmaksızın abreaktif olarak çalışmanın mümkün olduğunu belirtmek önemlidir. Modern pratikler alterlerin bir araya getirilmesinden elde edilecek kazanımları ve bunların etkileriyle ilişkili semptom ve davranışlardaki rahatlamayı temel alarak alterlere ulaşılmasına ilişkindir. Buna karşın tehlikeli veya rahatsız edici semptom araştırma dışında travmatik materyal ile daha az ilişkilidir.

Alterlere ulaşmak çok önemlidir. Çünkü ek alterler çoğunlukla klinisyen tarafından bilinmeyebilir. Bir altere ulaşıldığında diğer bir alterle yer değiştirme istenebilir. Hasta bir alterin varlığıyla kaotik ve zihni o alterlerin duygularıyla empoze olmuş olabilir. Alterlerle yeniden bir konfigürasyon oluşturmak acı veren etkiyi uzaklaştırmak bakımından önemlidir ve geçişler arasında uyunması dekompansasyonu önlemede etkilidir.

Alterleri birbirleriyle konuşabilme durumuna getirmek disosiyatif bari yerleri kırmak konusunda bir fırsat verir ve daha az gerilime yol açar. Bu durum entegrasyon sürecinin daha az tehdit edici olması anlamına gelir ve Fine’nin (1991) bilişsel yaklaşımıyla örtüşür.

Tüm bunlara karşın, DKB olan hastaların tedavisinde hipnozun faydalılığını basit bir şekilde tartışmak zordur.

DEPRESONALİZASYON BOZUKLUĞU

Depersonalizasyon son derece yaygın bir psikiyatrik belirtidir. Bu nedenle öncelikli olarak hastada var olanın depersonalizasyon bozukluğu mu yoksa yalnızca bir belirti mi olduğunun belirlenmesi çok önemlidir. Depersonalizasyon bozukluğunun tedavisine ilişkin kaynak bilgisi daha ziyade anektodal bildirimlere dayanmaktadır. Kluft (1987) iki kategorili bir yaklaşım önermiştir. Bunlardan birincisi hipnoza yatkınlığı yüksek olan hastalarda olduğu gibi disosiyatif yönelimli durumda olanlar, diğeri ise kişiyi duyguları ve bedenini bir arada tutan bağlantıdan ayrı tutan obsesif ve diğer savunma düzeneklerinin işin içinde olduğu durumda olanlardır. Bunlardan ikincisi hipnoza yatkınlığı geniş bir aralık içinde olup esasında iyi hipnotik olmayan denekleri içerir. İlk grupta direk hipnotik görüşmeler, ikinci grupta ise hipnoanalitik ve Ericksonian stratejiler daha önceliklidir.

Hipnoza yatkınlıkları yüksek olan hastalarda tek bir seansla bile semptomlar ortadan kalkabilir. Kişiye oto hipnozla semptomlarını gidermesi öğretilebilir. Örneğin bir bayan hastada depersonalizasyon deneyimi sırasında hipnotik rahatlama semptomlarını gidermesi öğretilmişti. Kişi ve kendisi arasında var olan bağlantının yeniden sağlanması öğretilebilir.

DİSOSİYATİF TRANS BOZUKLUĞU

Bu tanı kategorisi hem bilinçteki geçici belirgin değişmeleri hem de kimlik kaybını içeren bir kategoridir. Sıklıkla travma ve aşırı stresle ilişkilidir. Kontrendikasyonu yoksa hipnoz oldukça başarılıdır. Otohipnoz egsersizileri öğretilir. Spontan transa girerken ya da çıkarken gerilimi nasıl azaltabileceği hastaya öğretilir. Bu dış kaynaklı kontrol yerine iç kaynaklı kontrol hissinin kazanılmasını sağlar. Hasta kontrol ve gücünün arttığını gördükçe spontan ya da tetiklenmiş trans durumlarına karşı daha güçlü bir kontrol duygusu taşır.

Trans ya da tutulum durumu geçici olduğunda tetikleyici etkenlerle mücadele etmek kültürel etkenlere daha fazla bağımlı tekniklerin uygulanması önemlidir. Tekrarlayıcı ya da süreğen olduğunda ise DKB’nda kullanılan tekniklerin kullanılması uygundur.

SONUÇ

Hipnoz DD olan hastalarda belirgin derecede faydalı bir yöntemdir. Bununla birlikte kontrendikasyonlar dikkate alınmalıdır. Gelişen olumsuzluklara rağmen, özellikle anılardaki haberlerin güvenilirliği konusunda, bunlar disosiyatif bozukluklarda tedaviyi hızlandırır.

REFERANSLAR

Allison, R. B. (1974). A new treatment approach for multiple personalities. Am. J. Clin. Hypn., 17, 15-32.Alpert, J. L. (Ed.) (I995a). Sexual Abuse Recalled: Treating Trauma in the Era of the Recovered Memory Debate. Northvale, NJ: Aronson. Alpert, J. L. (1995b). Criteria: Signposts toward the sexual abuse hypothesis. In J. L. Alpert (Ed.), Sexual Abuse Recalled: Treating Trauma in the Era of the Recovered Memory Debate (pp. 363-396). Northvale, NJ: Aronson. American Psychiatric Association (1994). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 4th edn. Washington, DC: American Psychiatric Association. Appelbaum, P. S. & Guthcil, T. G. (1992). Clinical Handbook of Psychiatry and the Law, 2nd edn. Baltimore, MD: Williams & Wilkins. Bliss, E. L. (1984). Spontaneous self-hypnosis in multiple personality disorder. Psychiat. Clinics N. America, 7, 135-148. Bliss, E. L. (1986). Multiple Personality, Allied Disorders and Hypnosis. New York: Oxford University Press.Boon, S. & Draijer, N. (1993). Multiple Personality Disorder in the Netherlands. Amster­dam: Swets and Zeitlinger. Braun, B. G. (1983). Psychophysiologic phenomena in multiple personality and hypnosis. Am. J. Clin. Hypn., 26, 124-137.Braun, B. G. (1988). The BASK (behavior, affect, sensation, knowledge) model of dissocia­tion. Dissociation, 1(1), 4-23. reuer, J.  &  Freud,  S.  (1955).  Studies on hysteria.  In  The Standard Edition of the Psychological Works of Sigmund Freud,   Vol. 2, ed. and trans. J.  Strachey. London: Hogarth. (Original work published 1893-1895.) Brown, D. (1995a). Pseudomcmorics, the standard of science, and the standard of care in trauma treatment. Am. J. Clin. Hypn., 37, 1-24. Brown, D. (1995b). Sources of suggestion and their applicability to psychotherapy. In J. L. Alpert (Ed.), Sexual Abuse Recalled:  Treating Trauma in the Era of the Recovered Memory Debate (pp. 61-100). Northvale, NJ: Aronson. Brown, D., Schcflin, A. & Hammond, D. C. (1997). Memory, Trauma Treatment and the Law. New York: Norton.Coons, P. M. (1992a). Psychogcnic amnesia: A clinical investigation of 25 cases. Dissocia­tion, 5, 73-79. Coons, P. M. (1992b). Dissociative disorder not otherwise specified: A clinical investigation of 50 cases with suggestion for typology and treatment. Dissociation, 5, 187-195. Coons, P. M. (1994). Confirmation of childhood abuse in childhood and adolescent cases of multiple personality disorder and dissociative disorder not otherwise specified. J. Nerv. Ment.Dis., 182,461-464. Coons, P. M. & Milstcin, V (1986). Psychoscxual disturbances in multiple personality: Characteristics, etiology, and treatment. J. Clin. Psychiat., 47, 106-110. Despinc, A., Sr (1840). De I’emploi du magnetisms animal et des eaux minerales dans le tfaitement des maladies nerveitses, suivi d’une observation tres curieiise de gnerison clenevropathie. Paris: Germcr, Bailliere. Pagan, J. & McMahon, P. P. (1984). Incipient multiple personality in children: Four cases. J.Nerv. Ment. D/s., 172, 26-36. Fine, C. G. (1991). Treatment stabilization and crisis prevention: Pacing the therapy of the multiple personality disorder patient. Psychiat. Clinics N. America, 14, 661-676. Frischholz, E. J., Lipman, L. S., Braun, B. G. & Sachs, R. G. (1992). Psychopathology, hypnotizability, and dissociation. Am. J. Psychiat,, 149, 1521-1525. Hammond, D. C., Garver, R. B., Mutter, C. B., Crasilneck, H. B., Frischholz, E., Gravitz, M. A., Hibler, N. S., Olson, J., Scheflin, A., Spiegel, H. & Wester, W. (1995). Clinical Hypnosis and Memory: Guidelines for Clinicians and for Forensic Hypnosis. Chicago:American Society of Clinical Hypnosis Press.Herman, J. L. (1992). Trauma and Recovery. New York: Basic Books.Hornstcin,   N.   L.   &   Putnam,   F.   W.   (1992).   Clinical  phenomenology  of child  and adolescent multiple personality disorder. J. Am. Acad.  Child Adolesc.  Psychiat., 31, 1055-1077. Janet, P. (1965). The Major Symptoms of Hysteria. New York: Hafncr. (Original work published in 1907). Kluft, R.  P.  (1982).  Varieties of hypnotic  interventions in the treatment of multiple personality disorder. Am. J, Clin. Hypn., 24, 230-240. Kluft, R. P. (1984). Treatment of multiple personality disorder. Psychiat. Clinics N. America, 7,9-29. Kluft, R. P. (1986a). Personality unification in multiple personality disorder: A follow-up study. In B. G. Braun (Ed.), Treatment of Multiple Personality Disorder, (pp. 29-60). Washington DC: American Psychiatric Press. Kluft, R. P. (1986b). Preliminary observations on age regression in multiple personality disorder patients before and after integration. Am. J. Clin. Hypn., 28, 147-156. Kluft, R. P. (1987). Dissociative disorders. In I A. Talbott, R. E, Hales & S. C. Yudofsky (Eds), American Psychiatric Press Textbook of Psychiatry (pp. 557-586). Washington DC: American Psychiatric Press. Kluft, R. P. (J988a). On treating the older patient with multiple personality disorder: ‘Race against time’ or ‘make haste slowly.’ Am. J. Clin. Hypn., 30, 257-266. Kluft, R. P. (1988b). Autohypnotic resolution of an incipient relapse in an integrated multiplepersonality disorder patient: A clinical note. Am. J. Clin. Hypn.,31, 91-96. Kluft, R. P. (1989). Playing for time: Temporizing techniques in the treatment of multiple personality disorder. Am. J. Clin. Hypn., 32, 90-98. Kluft,  R.  P.  (1990).  An abreactivc technique; A vigorous abreaction technique;  The fractionated abreaction technique; The slow leak technique. In D. C. Hammond (Ed.), Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors (pp. 526-530). New York: W. W. Norton. Kluft, R. P. (1991). Multiple personality disorder. In A. Tasman & S. M. Goldfinger (Eds), American Psychiatric Press Review of Psychiatry, Vol. /O, (pp. 161-188). Washington DC: American Psychiatric Press. Kluft, R. P. (1992a). Hypnosis with multiple personality disorder. Am. J. Prevent. Psychiat. Neurol.,3, 19-27. Kluft, R. P. (I992b). The use of hypnosis with dissociative disorders. Psychiat. Med., 10, 31 -46.  Kluft, R. P. (1993a). Treatment of dissociative disorder patients: An overview of discoveries, successes, and failures. Dissociation, 6, 87-101. Kluft, R. P. (1993b). Clinical approaches to the integration of the personalities. In R. P.Kluft & C. G.  Fine (Eds),  Clinical Perspectives on Multiple Personality Disorder,(pp, 101-133). Washington, DC: American Psychiatric Press. Kluft, R. P. (1995a). New emphases in the use of hypnosis in the treatment of multiple personality disorder. In G. D. Burrows & R. Stanley (Eds), Contemporary International Hypnosis, (pp. 69-80). Chichcster, UK: Wiley. Kluft,  R.   P.   (1995b).  The  confirmation and  disconfirmation of memories  of abuse in dissociative identity disorder patients: A naturalistic clinical study. Dissociation, 8, 253-258. Kluft, R. P (1995c). Current controversies surrounding multiple personality disorder. In L. Cohen, J. Bcrzoff & M. Elin (Eds), Dissociative Identity Disorder, (pp. 347-377). Northvale, NJ: Aronson. Kluft, R. P. (1996). Treating the traumatic memories of patients with dissociative identity disorder. Am. J. Psychiat., 153, 103-110, Festschrift Supplement.Kluft, R. P. (1997a). The argument for the reality of the delayed recall of trauma. In P. S. Appelbaum, L. Uychara, & M. Elin (Eds), Trauma and Memory: Clinical and Legal Issues, (pp. 25-57). New York: Oxford University Press.Kluft, R. P. (1997b). Overview of the treatment of patients alleging that they have suffered ritualized or sadistic abuse. In G. A. Fraser (Ed.), The Dilemma of Ritual Abuse: Cautions and Guides for Therapists, (pp. 31-63). Washington DC: American Psychiatric Press. Kluft, R. P. (1997c). On the treatment of traumatic memories of DID patients: Always? Never? Sometimes? Now? Later? Dissociation, 10, 80-90. Kluft, R. P. (in press). The management of abrcactions. In J. Turkus & B. Cohen (Eds), Dissociative Identity Disorder: Continuum of Care (in press). Northvale NJ: Aronson. Knudsen, II,, Haselrud, J., Boc, T., Draijcr, N. & Boon, S. (1995). Prevalence of dissociative disorders in a Norwegian general psychiatric department (inpaticnts and daycare). In 0. van dcr Hart, S. Boon & N. Draijer (Eds), Proceedings of the Fifth Annual Spring Meeting of the International Society for the Study of Dissociation, (p. 79). Amsterdam: Interna­tional Society of Dissociation. Nash, M. R. (1994). Memory distortion and sexual trauma: The problem of false negatives and false positives. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 42, 346-362. Ornc, M. T. (1979). The use and misuse of hypnosis in court. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 27, 311-341. Phillips, M. & Frederick, C. (1995). Healing the Divided Self: Clinical and Ei’icksonian Hypnotherapy of Post-traumatic and Dissociative Conditions. New York: W. W. Norton. Putnam, F. W. (1985). Dissociation as a response to extreme trauma. In R. P. Kluft (Ed.), Childhood Antecedents of Multiple Personality, (pp. 37-67). Washington DC: American Psychiatric Press. Putnam, F. W. & Loewcnstcin, R. J. (1993). Treatment of multiple personality disorder: A survey of current practices. Am. J. Psychiat., 150, 1048-1052. Ross, C. A.  (1991).  Epidemiology of multiple personality  disorder and  dissociation. Psychiat. Clin. N. America, 14, 503-518. Ross, C. A. & Norton, G. R. (1989). Effects of hypnosis on features of multiple personality disorder. Am. J. Clin. Hypn., 32, 99-106. Ross, C. A., Norton, G. R, & Fraser, G. A. (1989). Evidence against the iatrogcnesis of multiple personality disorder. Dissociation, 2, 61-65. Saxe, G. N., van der Kolk, B., Berkowtiz, R., Chinman, G., Hall, K., Lieberg, G. & Schwartz, J. (1993). Dissociative disorders in psychiatric inpatients. Am. J. Psychiat., 150, 1037-1042.Schactcr, D. L. (1996). Searching for Memory. New York: Basic Books. Schooler, J. W. (1994). Seeking the core; The issues and evidence surrounding recovered accounts of sexual trauma. Conscious. Cogn., 3,452-469. Spanos, N. P., Wcckes, J. R. & Bcrtrand, L. D. (1985). Multiple personality: A social psychological perspective. J. Abnorm. Psycho!., 94, 362-376. Spanos, N. P., Weekes, J. R., Mcnary, E. & Bcrtrand, L. D. (1986). Hypnotic interview and age regression procedures in the clicitation of multiple personality symptoms: A simula­tion study. Psychiat., 49,298-311.Spiegel, D. (1986). Dissociating damage. Am. J, Clin. Hypn., 29,123-131. Spiegel, D. (1991). Dissociation and trauma. In A. Tasman & S. M. Goldfinger (Eds), American Psychiatric Press Review of Psychiatry, Vol. 10 (pp. 261-276). Washington DC: American Psychiatric Press. Spiegel, D. & Schcflin, A. W. (1994). Dissociated or fabricated: Psychiatric aspects of repressed memory in criminal and civil cases. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 42,411-432. Spiegel, H. & Spiegel, D. (1978). Trance and Treatment. New York: Basic Books, van dcr Kolk, B. A. (1995). The body, memory , and the psychobiology of trauma. In J. L. Alpert (Ed.), Sexual Abuse Recalled: Treating Trauma in the Era of the Recovered Memory Debate, (pp. 29-60). Northvale, NJ: Aronson.van dcr Kolk, B. A. & Fisler, R. (1995). Dissociation and the fragmentary nature of traumatic memories: Overview and exploratory study../ Traum. Stress, 8, 505-525. Watkins, J. G. (197!). The affect bridge: A hypnoanalytic technique. International J. Clin Exp.Hypn.,l9,2\-27.Watkins, J. G. & Watkins, H. H. (1997). Ego States: Theory and Therapy. New York: Norton. Williams, L. M. (1994). Recall of childhood trauma: A prospective study of women’s memories of sexual abuse. J. Consult. Clin.Psychot.,61t 1167-1176.

Kişilik ve Psikotik Bozukluklar

JOAN MURRAY-JOBSIS

İnsan Kaynakları Danışmanlığı, Chapel Hill, NC, USA

Çeviren: Uzm. Psk. Müge Akdağ

TARİHSEL SÜREÇ

İLK EVRE:CİDDİ PSİKOLOJİK SORUNLARI OLAN HASTALARDA HİPNOZUN KULLANIMINA KÖTÜMSER BAKIŞKişilik bozuklukları ve psikotik rahatsızlıkların tedavisinde klinik hipnoz uygulamaları bugünkü yerini 1800’lü yılların ortalarından bu yana birbirini izleyen safhalardan oluşan bir gelişim sürecinden geçerek almıştır. Psikotik bir hastada hipnozun başarılı olduğuna dair ilk rapor, 1838 yılında Esquirol tarafından bildirilmiştir. Esquirol hazırladığı bu raporda, 1813 ve 1816 yıllarında Abbe Faria ile birlikte ruhsal rahatsızlıklarda manyetizmanın etkisi üzerine yaptıkları deneylerden bahsetmektedir. Raporda belirtildiği üzere, bilinci bozulmuş akıl hastası ya da belli bir konu hakkında saplantısı olan onbir kadın üzerinde yapılan deneylerde, bu kadınlardan sadece bir tanesi manyetik etkiye tepkide bulunmuştur (Lavoie& Sabourin, 1980).

Daha sonraları ise, Lahey’li hekim Andries Hoek, 1868 yılında yayınladığı bir araştırmada, 1851 yılında psikotik bir hastayı hipnozla başarılı bir şekilde tedavi ettiğini bildirmiştir (Van der Hart& Van der Velden, 1987). Hoek’in yaptığı bu açıklamayı takiben, Fransız psikiyatrist Auguste Voisin de psikotik hastalarda kaydedilen olumlu klinik çalışmaları rapor etmiştir. Voisin raporunda hezeyanlı psikotik hastalarla yaptığı çalışmalardan bahsederken bu tür hastalarda hipnozun kullanımının tedavi edici etkisine dair aşırı taraftar bir yaklaşım sergilemektedir. Voisin aynı zamanda psikotiklerin %10’unun hipnoz edilebileceğine dair bir tahminde bulunmuştur.Bununla birlikte; Esquirol, Hoek ve Voisin’ın az çok ümit verici raporlarını izleyen muhtelif klinik raporlar, hipnoz ve ağır ruhsal sorunlara ilişkin farklı ve birbiriyle tutarlı olmayan sonuçlara işaret etmektedir. Pitres (1891), psikotiklerle yaptığı klinik incelemelerden yola çıkarak histerik olmayan hezeyanlara sahip kişilerde “telkine dayalı terapi”nin genellikle işe yaramadığı sonucuna varmıştır. Terrien’in (1902) kendi incelemelerinden çıkardığı sonuç ise, hipnozun genel olarak ağır ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde faydalı olmadığı şeklindedir. Tuckey (1902) de ağır ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde hipnozun başarılı olmasının oldukça zayıf bir ihtimal olduğunu belirtmiştir. Gilles de la Tourette (1889) ise, Pitres’in görüşüne kısmen katılarak, hipnozun sadece hezeyanlı histerikler ve manik hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini bildirmiştir. Grasset (1916) hipnozun histerik psikotiklerde (-ki hipnotize edilebilirlerse) bir miktar iyileşme sağladığını belirtmekle birlikte, dikkat sorunu yaşayan psikotiklerde veya “gerçek psikoz” (true psychosis) vakalarında faydalı olmadığı görüşündedir. Genel olarak, 1800’lerin sonu ve 1900’lerin başında, hipnozun başarılı ve yararlı olduğuna ilişkin bazı bireysel vaka çalışmalarından söz edilmesine karşın klinisyenlerin çoğu, psikotiklerde hipnozun kullanılması ve bu hastaların hipnoz edilebilirliğine ilişkin oldukça kötümser bir yaklaşım sergilemiştir (Lavoie &Sabourin, 1980).

Bu kötümser yaklaşıma bir itiraz Wetterstrand (1902)’dan gelmiş, içinde bulunduğu döneme göre sıra dışı sayılabilecek bir kavrayış ve önsezi ile ciddi ruhsal rahatsızlıkları olan hastalarda hipnozu kullanırken karşılaşılan belli başlı zorlukları dile getirmiştir. Bu zorluklardan biri söz konusu hastaların hipnozu kabul etmesini sağlamak, diğeri ise yeterli bir zaman periyodu boyunca onların dikkat ve işbirliğini devam ettirebilmektir. Wetterstrand, dikkat ve işbirliği faktörlerine bağlı olarak, psikozun belli safhalarında hipnozun uygulanabilir ve faydalı olabileceği sonucuna varmıştır. Hatta daha da ileri giderek psikotik hastalarda hipnozun başarılı olabilmesi için hastanın öznel dünyasına ulaşmanın zorunlu olduğunu ileri sürmüştür. Wetterstrand, aynı zamanda hipnozun psikotik hastalarda hallüsinasyon ve tacize uğrama fikirlerini de kapsayan çeşitli semptomlar üzerinde etkili olduğu bazı başarılı klinik uygulamalardan bahsetmektedir.

Diğer taraftan; Copeland ve Kitching’in (1937) ağır ruhsal sorunlar nedeniyle hastaneye yatırılmış hastaların teşhis ve tedavi sürecinde hipnozun kullanıldığı bir çalışma hakkında verdikleri raporla kötümser ses yeniden yükselmeye başlamış ve adı geçen klinisyenler, bir şekilde dolaylı bir mantık yürüterek “gerçek psikotikler”in hipnotize edilemeyeceğine karar vermişlerdir. Copeland ve Kitching bu durumu şöyle ifade etmektedir: “Eğer hipnoz istidadı gelişseydi, teşhislerimizi iptal etmek zorunda kalırdık.”1

Psikotik hastalarda hipnozu kullanmanın zorluklarından söz eden klinik raporlar 1900’lü yılların ortalarına kadar varlığını sürdürmüştür (Schilder&Kauders, 1926. 1956; Kraines,1941; London, 1947). Buna karşın, söz konusu raporları veren klinisyenler aynı zamanda psikotik hastalarda hipnozla çalışmanın sınırlı ve özel alanlarda başarılı olduğunu daha sıklıkla vurgulamaya başlamıştır. Schilder ve Kauders, hastalığın başlangıcında nevrozun klinik tablosunu sergileyen şizofreni vakalarının hipnozla müdahale karşısında uysal olduklarından bahsederken, London, paranoyak bir duruma hipnotik bir müdahale uygulamakla klinik açıdan önemli malzemelerin açığa çıktığını dile getirmektedir.

GEÇİŞ EVRESİ: CİDDİ PSİKOLOJİK SORUNLARI OLAN HASTALARDA HİPNOZUN KULLANIMINA DAHA İYİMSER BİR YAKLAŞIM

Psikotik hastalarda hipnozun gücünün anlaşılması 1945 yılında Lewis Wolberg’in Johan R. adlı bir hastasının hipnoanalizi üzerine yazdığı kitabı yayınlamasıyla başlamıştır. Hebefrenik, şizofreni teşhisi ile bir hastanenin kronik hastaların kaldığı koğuşuna yatırılan Johan R. ile Wolberg’in bir terapi ilişkisine başlangıç yapması bir yıldan fazla zamanını almıştır. Terapiye geleneksel psikanalitik tekniklerle başlayan Wolberg, hasta psikanalitik tekniklerden serbest çağrışım yapmada zorluk yaşayınca, hipnozu denemeye karar vermiş, ancak ilk hipnoz girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bununla birlikte rüya yorumları terapinin sonuna doğru hastanın hipnozdan yararlanmasına ve neticede hipnoanalitik tedavinin olumlu bir şekilde sonuçlanmasına olanak sağlamıştır. Sonuç olarak Johan R., akıl hastalığına dair görünürde bir belirtiye rastlanmadığından taburcu edilmiş, tedavi sonrası yapılan Rorschach testi sonucunda da anksiyetenin, nevrotik veya psikotik eğilimlerin varlığını destekler bir anı elde edilememiştir. Wolberg’in 16 yıl sonra yaptığı izleme çalışması Johan R.’nin bağımsız ve üretken bir yaşam sürdürdüğünü göstermiştir.

Wolberg’in dönüm noktası niteliği taşıyan kitabını takiben, hipnozun psikotik hastalarda klinik açıdan gücünü anlamamızı sağlayan bir diğer büyük adım ise, Margarette Bowers’ın çalışmaları olmuştur. Bowers (Bowers, Berkowitz& Brecher, 1954) ciddi düzeyde ruhsal sorunları olan hastalarda hipnozun kullanılması fikrini, tek bir bireysel vakadan ağır akıl hastalıkları grubunun geneline yaymıştır. Bowers 1954 yılında 10’u psikotik olmak üzere, ağır hastalardan oluşan bir dizi hasta grubu ile yaptığı olumlu hipnoterapi çalışması üzerine bir rapor yayınlamıştır. Daha sonraki yayınlarında; 30 kronik, hastaneye yatması gerekmeyen bir dizi şizofrenle yaptığı hipnoz çalışmalarını özetlemiş ve genel bir grup olarak şizofren hastalarda hipnoz uygulamalarının sonuçlarını dile getirmiştir (Bowers, Berkowitz& Brecher, 1954; Bowers, 1961; Bowers, Brecher-Marer& Polatin, 1961; Bowers, 1964). Bowers aynı zamanda çoğul kişilik bozukluğu gösteren hastalarla yaptığı ilk hipnoz uygulamalarından elde ettiği olumlu klinik sonuçlardan da bahsetmektedir (Bowers& Brecher, 1955; Bowers, Brecher-Marer ve meslektaşları, 1971). O, yaptığı çalışmalardan yola çıkarak psikozun bir savunma olduğu sonucuna varmıştır. Bowers’a göre, terapistin görevi, sağlıklı benliğin psikotik hastanın dışarıya sergilediği savunmacı dış görünüm üzerindeki kaybolan hakimiyetini yeniden ele geçirmesine yardımcı olmaktır. Bowers, ‘sağlıklı benlikle bağlantıya geçme ve hakimiyetini yeniden kurma sürecinde terapiste yardımcı olma bakımından hipnozun güçlü bir araç olduğunu düşünmektedir.

1900’lü yılların ortalarında, Wolberg ve Bowers’ın öncülük edici ve yol gösterici bu çalışmalarını takiben kaynaklarda, ciddi düzeyde ruhsal sorunları olan hastalarda hipnozdan yararlanılan ardı arkası kesilmez bir klinik çalışma akınından söz edilmektedir. Scmidhofer (1952) psikotik mücadelede kıdemli hasta gruplarında gevşeme ve telkin aracılığıyla semptomlardan kurtulmanın söz konusu olduğunu dile getirmiştir. Danis (1961) ise, kendi şizofreni hastalarından bazılarının süregelen terapilerini devam ettirme ve bu sürece dayanabilmelerine yardımcı olmak üzere hipnozdan yararlanabildiklerinden bahsetmektedir. Stauffacher (1958) de paranoyak şizofren bir erkek hastanın hipnozla başarılı bir şekilde tedavi edildiğini tasvir etmiştir. Hastanın bastırılmış materyali açığa çıkarmasına yardımcı olmak için hipnozdan yararlanılmış, hasta geri gelen bu geçmiş yaşantılara ait malzemeden sağladığı iç görüden faydalanarak tam bir iyileşme haline ulaşabilmiştir .

Daha sonra 1959 yılında, Gill ve Brenman kendi çalışmalarındaki şizofreni hastalarının çoğunun görünürde hipnoza boyun eğmezken, bazı şizofrenlerin paradoksal bir biçimde hipnoza son derece olumlu yanıt verdiğinden söz etmektedir. Gill ve Brenman özellikle hastane personelinin çoğu tarafından ‘ümitsiz bir psikotik gözüyle bakılan ağır düzeyde şizofren bir kıza’ yapılan başarılı hipnotik müdahaleden söz etmektedir. Gill ve Brenman’ın bildirdiğine göre bu ağır derecede psikotik hastada gözlenen olumlu tepki ve klinik anlamda iyileşme, şüphe götürmez bir biçimde açık ve etkileyicidir.

Abrams (1963) da hastanede yatan ‘şizofrenik reaksiyon, ayırt edilmeyen kronik tip’ tanısı almış bir kadın hasta ile yapılan hipnoterapi çalışması ile ilgili açıklamada bulunmuştur. Hastanın semptomları halüsinasyon ve hezeyanları içermektedir. Daha önceki tedavi süreci esnasında hasta bir dizi tedavi yöntemi olan psikoterapi, elektrokonvülsif terapi ve ilaç tedavilerinden hiçbirine yanıt vermemiştir. Terapi sürecine hipnozun girmesiyle beraber, hastanın tedaviye karşı direncinde bir azalma olmuş ve böylelikle daha önceden kolayca erişilemeyen travmatik malzemeyi gündeme getirmesine imkan sağlamıştır. Sonuç olarak, tüm semptomlar yok edilmiş ve hasta kendisine hastanenin dışında bağımsız bir yaşam tahsis edebilmiştir.

Illovsky (1962) ise 80 kronik şizofrenle yaptığı grup terapisi çalışmasında hipnozdan yararlanmış ve elde ettiği ilginç sonuçları bildirmiştir. Bu hastalar ortalama 6 ile 8 yıldır hastanede yatmaktadır. Hastalarla büyük gruplar halinde görüşülmüş (bazen aynı anda 100-150 hasta), gevşeme ve egoyu yapılandırmak için telkinler verilmiştir. Hipnotik müdahaleye ek olarak hastalar trankilizanlarla tedavi edilmektedir. Hipnotik tedavi gruplarındaki hastaların iyileşme oranının hipnozla tedavi edilmeyen hastalarınkine kıyasla daha yüksek olduğu görülmüştür.

Bunun yanı sıra; Milton Erickson (1964, 1965), hipnozda dolaylı tekniklerin kullanımına ilişkin ünlü çalışmasını geliştirip yayınlarken, bir yandan da psikotik hastalarla yaptığı hipnoz çalışmalarına dair iki klinik rapor hazırlamıştır. Erickson 1964 yılında görsel ve işitsel halüsinasyonlardan yakınan 24 yaşındaki paranoyak şizofren bir kadında hipnotik müdahalenin başarılı olduğundan söz etmektedir. Erickson, hastanın direncinden istifade ederek ve dolaylı indüksiyon tekniklerini kullanarak bu son derece dirençli hastayı hipnozda tutabilmiştir. Sonrasında hasta, hipnozu terapi müdahalesi süreci için olumlu bir kaynak olarak kabul edebilmiştir. Erickson (1965) ikinci vaka raporunda, 25 yaşındaki psikotik bir erkek hasta ile yaptığı çalışmayı anlatmaktadır. Hastanın belli başlı semptomları karışıklık ve sözcük salatasından oluşmaktadır. Hastayı ilişki içinde ve nihayetinde terapide tutmak için dolaylı hipnoz teknikleri kullanılmıştır.

1967’de Biddle ciddi düzeyde psikotik bir hasta ile yapılan başarılı bir hipnoz çalışmasından bahseder. Hasta psikotik atak olduğu sırada ilk yetişkinlik dönemini seyreden bekar bir kadındır. Bu hasta, zihin bulanıklığı, hallüsinasyon, saldırgan davranış ve pisliği ile oynama, elleri ve dizleri üzerinde emekleme ve elbiselerini çıkarma gibi genel anlamda uygunsuz davranışlardan oluşan semptomlarla hastaneye yatırılmıştır. Hasta ile yapılan hipnoterapi çalışması uykuda gördüğü ve hipnoz altında telkinle oluşturulan rüyaların incelenmesi üzerine odaklanmıştır. Tedaviden 15 ay sonra Biddle hastanın hastaneden ayrılıp bir işe girerek ve evlenerek kendi yaşamının sorumluluğunu başarılı bir şekilde yeniden üstlenebildiğini belirtmiştir.

Guze (1967) ise şizofrenlerde hipnozdan yararlanabilmek için rehber terapi prensipleri formüle etmiştir. Guze, hipnozun hastanın hallüsinasyon, hezeyan ve düşünce bozuklukları gibi semptomlarının açığa çıkarılması ve daha sonra bunlara yeniden bir yön verilmesinde yararlı olduğunu görmüştür. O, hastanın imajinasyonuna (hayallerine, kuruntularına) sağlıklı bir yöne doğru rehberlik etmenin mümkün olabildiğince erken yapılmasının gerektiğini vurgulamıştır. Bununla birlikte Guze, hastanın tedavi sürecinde sadece üstesinden gelebileceği bir hızla yol almasının gerekliliği üzerinde de önemle durmuştur. Guze aynı zamanda hipnozun hastanın gizli psikotik yaşantısı ile bağlantıya geçmesinde terapiste yardım ettiğini ve bu şekilde terapistin, hastanın hem psikotik yaşantısının gerçekliğini kabul etmesine hem de onu daha sağlıklı bir yaşantı ve gerçekliğe dönüştürmeye başlamasına yardımcı olabildiğini düşünmektedir.

Worpell (1973), halüsinasyonları olan şizofren bir kadında hipnozun başarılı bir şekilde kullanıldığını anlatan bir rapor yayınlamıştır. Worpell’in belirttiğine göre, yapılan hipnoterapi uygulaması hastanın görünüşünde ve davranışlarında olumlu bir değişime yol açmıştır. Ayrıca halüsinasyonlarında da dikkate değer bir azalma olmuştur. Worpell, bu vakada uygun ilaç tedavisinin de önemli bir olduğundan söz etmiştir.

Zeig (1974) de paranoyak şizofrenlerle yaptığı çalışmasında, standart bir şekle bağlı kalmayan hipnotize etme tekniklerinden yararlandığını bildirmiştir. Şöyle der: “Hipnoza daha resmi bir başlangıç yaptığımda, psikotik hastalarla daha resmi indüksiyon tekniklerini kullandığımda görünüşe göre korkularını ve dirençlerini yavaş yavaş yatıştırmadığımdan dolayı az başarıya ulaştım.” Bu yüzden Zeig, metafor ve kelime oyunlarını kullandığı dolaylı gevşeme teknikleri hakkında açıklamada bulunmuştur. Bu dolaylı tekniklerin, paranoyak şizofren hastaların duydukları ‘sesleri’ kontrol altına almalarına veya yok etmelerine yardımcı olduğunu söylemektedir.

Scagnelli (1974, 1975, 1976, 1977) ise şizofrenler ve kişilik bozukluğu olan hastaların psikoterapi sürecine, hipnozun entegre edilmesi üzerine bir dizi çalışma yayınlamıştır. 1974 yılında yayınladığı bir makalede Scagnelli, akut şizofren bir erkek hasta ile gerçekleştirdiği başarılı bir klinik çalışmadan söz etmektedir. Hasta akut şizo-etkili bozukluk teşhisi ile iki kez hastaneye yatırılmıştır. Bu hasta birbiri ardı sıra açığa çıkan tehdit ve büyüklük hezeyanları sergilemektedir. Tehdit altında olduğuna ilişkin fikirleri içeren hezeyanlar, ölmek üzere olduğu ya da bir hayvana dönüşeceğine dair korkular etrafında dönmektedir. Büyüklük hezeyanları ise diğer hastaları iyileştirmekle görevlendirildiği hissi ile kendini göstermektedir. Bu hastanın anksiyete yüklü yetersizlik duyguları ile yüzleşmesine yardımcı olmak için hipnozdan yararlanılmıştır. Hipnoz yardımı ile hasta geçmiş yaşam deneyimlerine ulaşabilmiş ve onları yeniden çerçeveleyerek daha olumlu bir kendilik değeri algısı oluşturabilmiştir. Kullanılan özel hipnoz teknikleri şunlardır: Anksiyeteyi azaltmak için gevşeme egzersizleri, iç görü çalışması için hipnotik rüyalar, daha pozitif bir benlik kavramının gelişmesi için duyguları değiştirmeye yönelik hipnoz altında imaj dönüştürme çalışmaları ve hipnoz altında egoyu güçlendirici mesajlar verme. Hipnoterapinin yedinci ayında hasta artık hezeyanlı düşünce biçimlerinden kurtularak, yarım günlük bir işte çalışabilmiştir.

Bu bireysel vaka çalışmasını takiben Scagnelli (1975, 1976) ağır ruhsal sorunları olan çeşitli hastalarla yaptığı terapi çalışmalarını anlatan iki özet çalışma yayınlamıştır. 1976’daki çalışma, dört şizofren ve dört sınır kişilik hasta ile yapılan özel hipnoz çalışmasını anlatmaktadır. Şizofren hastalardan üçü ağır düzeyde rahatsız olup birkaç kez hastaneye yatırılmıştır. Sınır kişilik hastalardan üçü ise , 3 gün ile 3 ay arasında değişen periyotlarda hastaneye kaldırılmıştır. Sınır kişilik hastaların hepsi hipnozla tanışmadan önce birkaç yıldır terapi almıştır. Bu hasta grubu ile hipnozun kullanımında rastlanması olası özel problemler şöyle sıralanmıştır: kontrolü kaybetme korkusu, yakınlaşma korkusu, kendiyle ilgili olumsuz fikirlerden vazgeçmekten korkmak. Bu korkularla başa çıkmada izlenen yöntemler detaylı olarak anlatılmış, buna ek olarak psikotik ve sınır kişilik hastalarda başarıyla uygulanabilen özel hipnoz teknikleri ana hatlarıyla belirtilmiştir. Anksiyeteyi azaltmaya yönelik tekniklerin bu hasta gurubunda genel olarak uygulanabilir olduğu görülmüştür. Böylece hastadan hastaya değişen bireysel ihtiyaçlara göre değişiklik yapıldığı takdirde diğer hipnoz tekniklerinin de uygulanabileceği sonucuna varılmıştır. Raporda egoyu yapılandırma, iç görüyü sağlamak için serbest çağrışım, rüya üretimi ve analizi ve imaj değişimi yaratma teknikleri tanıtılmış ve detaylı bir biçimde anlatılmıştır. Scagnelli ayrıca bu raporunda ağır düzeyde ruhsal sorunu olan hastalarla gelecekte yapılacak hipnoterapi çalışmalarında ebeveyn ilişkilerini yeniden değerlendirmenin ve kendini ifade etme eğitiminin onları gelecekte de ağır rahatsızlıkları olan hastalarda hipnoterapi kullanımına yönelttiğini ileri sürmüştür.

Daha sonra 1977 yılında Scagnelli, şizofren kişilik bozukluğu gösteren bir hastanın hipnoterapi sürecini bir vaka inceleme çalışması olarak yayınlamıştır. Bu hasta ile hipnozu kullanmadığı normal terapi çalışmasında, ne zaman iç görü kazanmaya yönelik bir girişim olsa hasta yoğun anksiyete ile geri çekilme ve yetersizlik eğilimi göstermiştir. Bununla birlikte hipnoz, rüya üretimi ve analizi yöntemindeki potansiyel gücü ile terapi sürecine dahil edildiği zaman hasta, anksiyetesi azaldığı ve eskiye oranla daha az yetersizlik duygusu yaşadığı için terapide verimli bir şekilde çalışabilmiştir. Hipnotik rüya çalışmasında hasta kimlik karmaşası, belirsizlik veya birleşerek diğerinde yok olma kastrasyon ve ölüm temalarına ilişkin yoğun kaygılarının üstesinden gelebilmiştir. Diğer taraftan; hayal kurma sürecinde ‘yaratıcı kontrol’ tekniği ve oto hipnoz, hipnoz süreci esnasında hastaya kontrolünü yitirmediği hissini vermede ve bir psikotiğinkine benzeyen malzemeleriyle aşırı yüklenmeden başa çıkmasını sağlamada gerekli etkenler olarak görülmektedir. Hastanın kendi ifadesine göre, hipnoz sürecinde imgeleme, sembolleştirme ve metaforlar tek başına kelimelerle anlatamadığı şeyleri anlatmasına başka bir deyişle etkileşim kurmasına izin vermiştir.

1970’li yılların sonlarına doğru, kişilik bozukluğu gösteren hastalar ve psikotiklerle yapılan başarılı çalışmaları içeren vaka raporları yayınlanmaya devam etmiştir. 1977 yılında Berwick ve Douglas tarafından yayınlanan bir vaka raporunda iki paranoyak şizofren kadınla yapılan başarılı hipnoz uygulaması anlatılmaktadır. Kadınlardan biri eski kocasının ‘Şeytan’ olduğuna ve düşüncelerini yönettiğine inanmaktadır. Diğeri ise başına kötü şeyler gelsin diye kendisine “kara büyü” yapıldığına inanmaktadır. Her iki vakada da , geleneksel bir hipnoz tekniği olan gözü bir noktaya odaklama yöntemi kullanılmıştır. Daha sonra terapistler hastaların hezeyan sistemine girerek, onlara dış güçleri alt etmek üzere kendi güçlerinde artış olduğu şeklinde telkin vermiştir. Her iki hasta da olumlu tepki göstermiş, iç görü girişimi olmamakla birlikte, -hasta için artık- gittikçe yersiz ve gereksiz olmaya başladığı için hezeyan sistemleri ortadan kalkmıştır.

Sexton ve Maddox (1979) da psikotik olarak çöküş durumda olan üç kadın hasta ile yaptıkları hipnoz çalışmasını rapor haline getirmiştir. Hastalar karmaşık ve hezeyanlı düşünce kalıpları, kataleptik davranış, intihar etme fikri gibi semptomlar göstermektedir. Bu vakalarda resmi indüksiyon tekniklerinden hiç biri kullanılmamıştır. Bununla birlikte hastalar, problemlerine (Tanrı’ya ya da sevilen ve ölmüş birine dair) gelecekte çözüm yaratmak amacıyla zaman içinde ileriye doğru (daha ileri bir yaşa giderek) yönlendirilmişlerdir. Yazarlar, hastaların üçünde de egonun yeniden işlevini yerine getirmeye başladığını ve psikotik semptomlarda azalma olduğunu bildirmişlerdir.

ENTEGRASYON EVRESİ: HİPNOZUN KABULÜ VE TEORİ İLE TEKNİĞİN (UYGULAMANIN) BÜTÜN­LEŞMESİ

1980’li yıllarda, hem psikotik, hem de kişilik bozukluğu olan hastalarla yapılan başarılı hipnoz uygulamalarını anlatan klinik vaka raporları çoğalmaya devam etmiştir. Ayrıca, bu klinik vaka raporlarına ek olarak, kaynaklarda söz konusu hastalarla çalışırken kullanılabilecek yeni hipnoz tekniklerinden ve bu tekniklerin kabul edilmiş psikoloji teorileri ve kavramsal hipnoz modelleri ile bütünleştirilmesinden bahsedilmeye başlamıştır (Baker, 1981; 198a, b; Brown, 1985; Brown& Fromm, 1986; Copeland, 1986; Fromm, 1984; Murray-Jobsis, 1984, 1985, 1986, 1988, 1989, 1991 b, 1992, 1993, 1995, 1996; Scagnelli, 1980; Scagnelli-Jobsis, 1982; Vas, 1990; Zindel, 1992,1996).

1980 yılında, Scagnelli transın hem hasta hem de terapist tarafından kullanılması üzerine bir rapor yazmıştır. Scagnelli raporunda psikotik ve kişilik bozukluğu olan her iki hasta grubu ile yaptığı çalışmalardan özet hikayeler aktarmış ve bu hastaların egolarını güçlendirmek ve bilişsel ve duygusal kaynaklarını bütünleştirmek üzere hipnozdan sıklıkla istifade ettiklerinden bahsetmiştir. Scagnelli ayrıca iç görü ve bastırılmış malzemeyi açığa çıkarma çalışmalarında bu hastaların bir hayli başarılı olduğunu da bildirmiştir. Raporda belirtildiği üzere, hipnoz çalışmasında resmi ve resmi olmayan indüksiyon tekniklerinin her ikisinin de faydalı olduğuna karar verilmiştir. Scagnelli transın hasta tarafından kullanılmasına ek olarak, ciddi ruhsal sorunları olan hastalarla çalışırken değerli bir teknik olarak terapist tarafından da kullanılmasının özellikle işe yaradığını vurgulamıştır. Yazar, terapistin oto hipnotik trans kullandığında, (hastanın trans hali ile birlikte) hastayla daha fazla empati kurabildiğini ileri sürmüştür. nBu artan empatinin, terapistin kendi bedensel, zihinsel ve duygusal durumundan yararlanarak hastanın duygularını ve deneyimlerini daha fazla anlamasını ve kabul etmesini kolaylaştırması olasıdır. Böylelikle empati düzeyindeki bu artış, terapistin hasta için ve hasta ile birlikte duyguları ve deneyimleri tanımlamasına, kelimelerle ifade etmesine ve yeniden çerçevelemesine yardımcı olabilir. Hastalarla yapılan çeşitli vaka çalışmalarından bahseden kısa hikayelerde, hasta ile kurulan empatik iletişimin ve onunla birlikte duyguları yorumlamanın terapi sürecinde ilerleme kaydetme açısından ne kadar önemli olabileceği örneklerle anlatılmıştır.

Baker 1981 yılında, nesne ilişkileri kuramına dayanarak, psikotik hastalarda hipnozun kullanımı için temel bir yapı sunmuştur. Baker, psikotik hastaların hipnoanalitik tedavisi için düşünülmüş yedi adımdan oluşan bir protokol geliştirmiştir. Baker bu protokolü psikotik durumlarla bağlantısı olan nesne ile ilişki kurma ve diğer ego fonksiyonlarındaki yetersizliklere dayandırmıştır. Yedi adımdan oluşan protokol, terapi ilişkisinde ortaya çıkan transferansın pozitif yönlerini arttırmak ve hastanın dış dünya ile kurduğu gerçek ilişkileri sürdürme kapasitesini desteklemek üzere hazırlanmıştır. Terapi sürecinde kullanılan teknikler, 23 yaşındaki paranoyak şizofren bir hastanın vaka çalışmasından örnekler verilerek anlatılmıştır. Daha sonra Fromm (1984) ve Copeland (1986), Baker’in bu çalışması üzerinde itina ile durmuş ve onu geliştirmişlerdir.

Baker da ciddi ruhsal sorunları olan hastalarla yaptığı kendi hipnoterapi çalışmalarını iki ilave makale yayınlayarak geliştirmiştir. Bu makalelerden ilkinde Baker (1983a); narsis, sınır kişilik ve psikotik hastalarla yaptığı bir çalışmasından bahsetmektedir. Bu çalışmada, Baker hastanın terapisti ile ilişki kurmasını kolaylaştırmada bir geçiş işlevi gören, hipnoz altında hayal kurma tekniğinden yararlanmıştır. Ayrıca hasta terapi ortamı dışında da kendi özerkliğinin ve kendine yeterliğinin gelişmesine yardımcı olması için hipnotik hayal kurma sürecinden yararlanabilmiştir. Bu makalede Baker, geçiş süreci olarak böyle bir hipnotik rüya çalışmasını kullandığı kişilik bozukluğu gösteren bir hastanın sürecini vaka örneği olarak anlatmıştır.

Baker (1983b), ikinci makalesinde sınır kişilik, narsis ve psikotik hastalarla yapılan hipnoterapi çalışmasında açığa çıkan direncin çeşitli yönlerini ve bu dirençle başa çıkabilmek için verdiği özel telkinleri sorgulamıştır. Makalede ayrıca mesafe koyma ihtiyacından ileri gelen direnci ve hastanın anksiyetesini azaltmak için terapistin koyduğu sınırları hastadan nasıl ayrı durduğunu örnekleyerek izah etmek için şizofren bir hastanın öyküsü kısa bir şekilde anlatılmıştır.

Ciddi ruhsal sorunları olan hastaların hipnoz çalışması için özel tekniklerin geliştirilmesi ile ilgili klinik vaka raporlarının gitgide artması ile eşzamanlı olarak bu hasta nüfuzun hipnoza girme kapasitesi ve hipnozdan yararlanabildiklerine ilişkin görüş birliği de giderek artmıştır. 1980’li yılların başında, psikotik ve kişilik bozukluğu gösteren hastaların hipnoza yatkın olduğu ve hipnozdan verimli ve güvenli bir şekilde yararlanabildikleri görüşünü destekleyen kaynakları taramaya dayalı üç makale yayınlanmıştır. Scagnelli-Jobsis tarafından 1982 yılında yayınlanan bu makalelerden birinde, söz konusu hastalarda hipnozun kullanımından bahseden klinik ve deneysel kaynakların, bu hastaların hipnoza yatkın olup aynı zamanda ondan verimli ve güvenli bir şekilde yararlanabildikleri fikrini desteklediği sonucuna varılmıştır. Aynı yıl Pettinati (1982, Pettinati, Evans, Staats& Home) yazdığı makalede ‘ağır düzeyde psikotik hastalar (özellikle şizofrenler) başarılı bir şekilde hipnoz edilebilmektedir’ diyerek benzer bir yorumda bulunmuştur. 1985 yılında Lavoie ve Elie (1978 ve 1980 yılında başlattıkları bir çalışmayı temel alarak) psikotik hastaların hipnotik kapasitelerine ilişkin Scagnelli-Jobsis ve Pettinati’nin yorumlarına katılarak, yukarıda sözü edilen makalelerden üçüncüsünü yayınlamıştır. Özellikle, elde ettikleri bir bulgudan şöyle bahsetmektedirler: ‘Şizofren hastaların hipnoza yatkınlıktan aldıkları ortalama puanlar benzer yaş grubundan normal deneklerden alınan puanlarla önemli derede benzerlik göstermektedir.’. Böylece psikotik ve kişilik bozukluğu olan hastaların potansiyel olarak hipnozdan güvenli ve verimli bir şekilde yararlanma kapasitelerinin olduğu genel olarak kabul edilmeye başlayınca, 1980’lerin başı yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.

1984 yılında, Murray-Jobsis hipnozun ciddi ruhsal sorunları olan hastalara uygulanabilir olduğuna dair varılan görüş birliğini özetlediği ve toplumdaki bu hasta grubunun ihtiyaç duyduğu tedavi tekniklerini ve zorunlu düzenlemeleri açıkladığı bir kitap bölümü (Wester ve Smith’in editörlüğündeki bir kitapta) yazmıştır. Söz konusu bölümde bu hasta grubuna uygulanan indüksiyon teknikleri, gruba özgü tedavi teknikleri ve özel tetkikler açıklanmış ve tartışılmıştır. Ayrıca hipnozun geleneksel tedavi tekniklerine entegre edilmesinin anahatları verilerek detaylı olarak anlatılmış, ardından ciddi ruhsal sorunları olan hastalarda bu teknikler uygulanırken yapılması gereken bazı düzenlemelere açıklık getirilmiştir. Buna ek olarak, bu hasta grubu için özel olarak geliştirilen yeni hipnoz teknikleri tanıtılmış ve bu tekniklerle ilgili açıklamalarda bulunulmuştur. Tekniklerden bazılarının kullanıldığı ve uygulamalarının gösterildiği bir vaka örneği de sunulmuştur.

Brown ve Fromm (1986) da psikotik ve sınır kişilik hastaların tedavisinde kullanılabilecek, bu hastalık grubuna özel hipnoz tekniklerinden bahsetmiştir. Brown ve Fromm’un ortaya koyduğu bu teknikler gelişim kuramına dayandırılmış, beden tasarımı ve sınırların oluşumunu, nesne ve kendilik tasarımları geliştirmeyi ve duygulanımın (duyguların) açığa çıkmasını kolaylaştırmak için tasarlanmıştır (Brown, 1985; Brown ve Fromm, 1986).

Daha sonra, 1980’lerin sonunda başlayıp 1990’lara yayılan bir zaman diliminde, Murray-Jobsis gelişimsel-psikanalitik bir çerçeveye dayanarak ciddi ruhsal sorunu olan hasta ile çalışmak için başka özel teknikler geliştirmiş, bunları yaygınlaştırmış ve bu teknikleri gelişim dönemlerine ait kayıp (eksik) yaşantıların eksikliğini gidermek ve onarmak üzere oluşturmuştur. 1976 yılında ortaya çıkan terapi teknikleri ve klinik çalışmaları temel alarak, Murray-Jobsis bağlanma ve olumlu ilişki kurma kapasitesinin gelişmesi ve pozitif bir benlik tasarımının şekillenmesi için hipnotik imgelemeyi besleyici teknikler geliştirmiş ve üzerinde özenle çalışmıştır. Ayrıca terk edilmekten ziyade hakimiyete ve yetkiye dayalı çözülme/bireyselleşme sürecini beslemek için hipnozu faydalı kılan imajinasyon teknikleri de geliştirilmiştir. Bu teknikler gelişimsel bir çerçeveye dayandırılmış olup, “iyileştirici senaryolar” yaratmanın önemine işaret etmektedir. Bu “iyileştirici senaryolar”la hastalar gelişim süreci içerisinde kaybolmuş veya zarar görmüş (yara almış) gerçek yaşam deneyimlerini onarmak üzere geçmiş yaşantılarına ilişkin pozitif imajlar yaratmaya teşvik edilmiştir (Murray-Jobsis, 1984, 1986, 1989, 1991b, 1992, 11993, 1995, 1996; Scagnelli, 1976).

KİŞİLİK BOZUKLUKLARI VE PSİKOTİK RAHATSIZLIKLARDA KLİNİK HİPNOZ UYGULAMALARININ BUGÜNKÜ DURUMU

Günümüze değin ulaşan deneysel çalışmaların ve klinik raporların çoğunluğu, psikotik ve kişilik bozukluğu olan hastaların hipnotik kapasiteye sahip olduğunu ve bu kapasiteden verimli ve güvenli bir şekilde yaralanabildikleri doğrultusunda varılan sonucu desteklemektedir. Genel hasta nüfuzu içinde hipnozla çalışmayı reddeden bazı bireysel vakalar da olacaktır. Hastaların kendi seçimlerine bağlı olarak yaptıkları itirazların dışında ağır ruhsal sorunları olan hastada hipnozun güvenli ve yararlı olması temelde terapistin bu hasta grubu ile olumlu bir ilişki ortamı yaratma yeteneğine ve duyarlılığına bağlıdır. Ciddi düzeyde rahatsız olan hastada, hipnoz kapasitesine ve hipnozun potansiyel yararını elde etmek, hasta-terapist arasında güvenin ve olumlu bir transferans ilişkisinin geliştirilip sürdürülmesine gereksinim duyar. Buna ek olarak, nasıl ki söz konusu hastalarla yapılan psikoterapi sürecinde destekleyici bir ortamda sağlam sınırlar oluşturmak için özel becerilere ve terapinin gidişatını ayarlamak üzere özel bir duyarlılığa ihtiyaç varsa, aynı beceri ve duyarlılığa hipnoterapi ile çalışırken de gereksinim duyulur. Dolayısıyla ağır hasta gruplarında hipnozla çalışırken gerekli olan temel şart, terapistin geleneksel terapide ihtiyaç duyulan bilgi ve becerilere de sahip bulunuyor olmasıdır.

Psikotik ve kişilik bozukluğu gösteren hastaların olumlu ve destekleyici bir terapi ilişkisi çerçevesinde klinik hipnoz uygulamalarından yararlanabildiklerini kabul etsek de, gerçek terapi dünyası çok daha karmaşıktır. Bu hasta grubu ile çalışan her terapist farkındadır ki, olumlu ve yapıcı bir transferans ilişkisi geliştirmek ve sürdürmek oldukça zor ve bazen de imkansız olabilmektedir. Bu yüzden, bu hastalarla iyileştirici bir hipnoz sürecinin oluşması da (transferans ilişkisine bağlı olduğundan) aynı derece de zor ve imkansız olabilir.

Ciddi ruhsal sorunları olan hastalarla yapıcı ve pozitif bir transferans ilişkisi kurmak ve sürdürmek için hipnoz çalışması genel olarak ‘kabul ve destek’ üzerinde duracaktır. Ayrıca verilen bu destek çerçevesi içinde, terapistin sınır da koyması gerekir. Bu sınırların hasta tarafından desteğin çekilmesi ve olumlu transferansın bozulacağı şeklinde değerlendirilmesi olasılığı da artacaktır. O halde, terapistin görevi, olumlu transferans ilişkisini mümkün olduğunca kalıcı kılmaya çalışırken, aynı zamanda, koyduğu yerinde ve sağlam sınırları da korumaktır. En azından söylemesi bile zor olan bu görevin yerine getirilmesi ciddi düzeyde rahatsız bir hasta ile yapılan herhangi bir terapi çalışmasında oldukça önemlidir. Buna ek olarak, terapist patolojik bağımlılık ve çaresizliğe yol açmamak ve gelişmeye doğru yol almayı sağlamak için verdiği desteği ve bağlılık ilişkisini de ayarlayabilmelidir.

Hipnozdan faydalanmayı desteklemek üzere bu ağır hasta grubu ile olumlu ilişki-transferansın yeterli düzeyde gelişebilmesi için, hastaların ilişkide güveni ve kontrolü kaybetmeye dair korku ve endişe gibi özel sorunlarının genellikle ele alınması gerekir. Tüm yakın ilişkilerde (ve anı de hipnoz ilişkisi içinde daha fazla) kontrol kaybı ve bu kayıptan duyulan kaygı potansiyel olarak mevcuttur. Ciddi ruhsal sorunları olan hastada bu kaygılar kendini, terk edilme korkusu ya da tam zıddı bir biçimde diğerinde yok olma/onu tarafından yutulma korkusu olarak gösterme eğilimindedir (Bu sebeple bu hastaların öykülerinde ve patolojilerinde bu korkulara önemli bir yer atfedilir). Bu hasta gruplarıyla çalışırken, bu iki yönlü terk edilme ve yutulma korkusunu bazı teknikler kullanarak hafifletmeyi öğrendik ki bu teknikler şöyle sıralanabilir: Oto hipnoz, hipnozda hastanın özerkliği ve hakimiyeti üzerinde önemle durmak, fiziksel olarak ayrı ve kontrolde olduğunu hissedebilmesi için hastanın gözlerini açmasına izin vermek, diğerinin içinde karışıp kaybolmaya karşı sınırları korumak, hastanın ihtiyaç duyduğu mesafeyi oluşturmak için hipnotik imajinasyon tekniğinden yararlanmak, hipnotik transın güvenli olduğuna dair terapistin model olması.

Psikotik ve kişilik bozukluğu gösteren hastalarla yapılan bugünkü hipnoz uygulamaları genel olarak, kaynağını psikanalitik ve gelişimsel yaklaşımlardan alan bir kavramsal çerçeveye dayanmaktadır. Ağır ruhsal sorunlarda görülen semptomlar, normal gelişim basamaklarında ilerleme yolunda hastanın yetersizliklerinin tezahürü olarak değerlendirildiği zaman daha iyi anlaşılmaktadır (Baker, 1981; Baker& McColley, 1982; Bowers, 1961, 1964; Brown& Fromm, 1986; Kernberg, 1968; Kohut, 1977; Murray-Jobsis, 1984, 1990, 1991b, 1992, 1993, 1996; Scagnelli, 1976, 1980; Winnicott, 1965).

Gelişimsel model bağlamında bakıldığında, ağır hastalık semptomlarının benliğin ilk farkındalığı ve çözülme-bireyselleşme temaları etrafında dönen çatışma ve problemlerle ilintili olduğu görülebilir. Bu nedenle de, kişilik bozukluğu ve psikotik rahatsızlık semptomlarının, daha önce belirtildiği gibi, normal gelişim basamaklarında ilerlemedeki bir yetersizliğin tezahürü olduğu anlamı çıkarılabilir. Bu gelişimsel çerçeve içinde, genel olarak terapinin, özelde de hipnoterapinin görevi, gelişimsel yetersizlikleri düzeltmektir. Terapide “yeterince iyi” bir çevrenin (ilişkinin) oluşması için makul ve net sınırlar koymak suretiyle destek ve kabul ortamı yaratılır. Bu yeterince iyi olarak tanımlanan ilişki ortamı; pozitif bir bağın ve benlik kavramının oluşumuna izin vermek, ayrılmanın kabulünü kolaylaştırmak, çözümlenmemiş öfke, kaygı ve çaresizlik duygularının kabulü ve bu duygularla çalışmayı desteklemek ve olumlu özerkliğe doğru gelişimi teşvik etmek için oluşturulur. Bu nedenle, ağır sorunları olan hastalarla bugünkü hipnoz uygulamaları, hastaların sağlıklı gelişme ve ilerleme potansiyellerini geri kazanmalarını sağlamak üzere eksik yaşam deneyimlerini tamamlamak, bazı yaşantıları düzeltmek ve yeniden deneyimlemek için yapılmaktadır.

Hipnozun bu hastalarla günümüzdeki kullanımında ayrıca terapi çalışmasının hastanın iç görü ve gelişim kapasitesine göre adım adım ilerleyerek yapılması vurgulanır. Terapist hastanın ilerlemesini empati yaparak izler. Hastanın terapide ağır adımlarla ilerlemesine izin vermek, onu geçmişten gelen travmatik malzeme ve zamanı gelmeden yapılan iç görü girişimleri altında ezilmekten korur. Hasta ile terapist arasındaki bu empatik ilişki, bu hasta grubu ile gerek geleneksel gerekse hipnoterapi ile yapılacak tedavi çalışmasının başarılı olması için anı de en temel koşuldur. Bununla birlikte terapide böylesi bir duyarlı empatik yol alış, terapistin baskısı ve telkini karşısında hastanın bir şekilde daha savunmasız olması sebebiyle hipnoterapi sürecinde daha da önemlidir.

Özel hipnoz telkinlerine gelince, neredeyse tüm geleneksel psikoterapi teknikleri hipnoz kullanımına adapte edilebilir. Aşamalı gevşeme, teneffüs etmeye duyarsızlaştırma, güç ve yeterlilik kazanmak için rol provası yapma gibi davranış şekillendirme tekniklerinden hipnoz sürecinde yararlanılabilmiş, hızlı ve etkili sonuçlar elde edilmiştir. Psikotik ya da kişilik bozukluğu gösteren hastalarla yapılan hipnoz çalışmalarında psikodinamik tekniklerden de yararlanılabilir. Serbest çağrışım, rüya üretimi ve analizi ve yansıtmalı tekniklerin tümü dinamik teknikler olup hipnozdaki imgeleme doğal bir şekilde ve kolaylıkla uyum sağlayabilmiştir. Ayrıca bu hasta grubu ile daha önceki ve daha ilerideki bir yaşa gitme gibi özel bazı hipnoz teknikleri de kullanılabilir. Gerideki bir yaşa dönerek bastırılmış ve hayli travmatik bir materyali meydana çıkarırken, hastanın gelişimini empatik bir biçimde izlemek şarttır. Önemli olan bir diğer durum, travma materyalini açığa çıkarmayı hedefleyen tekniklerden yararlanırken, terapistin ortaya çıkacak yoğun duyguyla başa çıkmaya, bu duyguyu zaptetmeye, hastayı yeniden örselemekten kaçınmaya, geçmişteki travmatik yaşantıyı uygun bir şekilde yeniden deneyimleyip çerçevelemeye ve imajinasyon fazla tehdit edici bir hal aldığında imajlarda dönüşüm yaratmaya hazır olmasıdır.

Buna ek olarak, ciddi düzeyde rahatsız olan hastalarla hipnoz uygulanırken günümüzde kullanılan hipnoz tekniklerinin içinde hastaların özel gelişimsel yetersizliklerle başa çıkmalarını sağlamak üzere oluşturulmuş bazı özel teknikler de yer almaktadır. Bunlardan hipnotik imajinasyonla yeniden besleme tekniğinde hastanın ilk döneme ait bağlanma ve kendini sevme kapasitesini ortaya çıkarmak üzere anne yerine geçen terapistin ve yetişkin hastanın imajlarından yararlanılmaktadır. Terk edilmekten çok yetkinlik duygusuyla oluşan ayrılma deneyimleri vasıtasıyla ‘çocuğu’ büyütmek için hipnotik imajinasyon ve senaryolar geliştirilmiş olup bunlar günümüzde de kullanılmaktadır. Son olarak, eski travmaları yeniden deneyimlemek ve iyi yönde değiştirmek üzere geniş kapsamlı ‘iyileştirme senaryoları’ adı verilen bir teknik oluşturulmuş ve günümüzde de bu teknikten faydalanılmaktadır.

Özetle, şu anda ciddi ruhsal sorunları olan hastalara nasıl ulaşıp yardım edebileceğimize dair bir anlayışa ve hipnoterapinin alanında yararlanmak üzere güçlü bir terapi tekniği donanımına sahibiz.

NOTLAR

1. Lavoie ve diğerleri (1976, 1978) en son çalışmalarında bu dairesel akıl yürütmeden söz ederek, Copeland ve Kitching’in çalışmasının, hastalar arasında ilk kez psikoz tanısı alanlar bulunduğundan hipnoz edilebilmenin gerçekte hastalığın seyriyle bağlantılı olduğu yönünde fikir verdiği sonucuna ulaşmışlardır. Öyle ki bu hastalardan bir kısmı kolaylıkla hipnoz edilip iyileşme olasılıkları artarken bazıları da hipnoz edilemeyip daha da kötüye gitmiştir. Bu yüzden, Lavoie ve diğerleri hipnoz edilebilmenin hastalığın seyriyle ilişkili olduğu fikrini desteklerken, hipnoz yapılabiliyorsa psikoz teşhisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği doğrultusundaki görüşe katılmamaktadır.

2. 1982 yılına ait bu makalede, Scagnelli-Jobsis aynı zamanda, tahminen egoları zayıf olan psikotik hastalarla hipnozun nasıl başarılı bir şekilde kullanılabildiğine dair teorik bir açıklama ve gerekçe sunmuştur. Bu açıklamayı, uyum sağlayıcı regresyonu kullandığı bir hipnoz modeline dayandırmış ve Schilder ve Kauders’in ilk çalışmalarını esas almıştır. (Schilder ve Kauders, 1926; Gill& Brenman, 1959; Lavoie et al.,1976; Fromm& Shor, 1979). Daha sonraki yıllarda Murray-Jobsis 1982’deki bu makaleyi genişletmiş, uyum sağlamaya dönük gerileme ve transferansla teorik bir hipnoz modeli geliştirmiştir. Bu model, hipnozla çalışırken, psikotik ve kişilik bozukluğu gösteren hastaların klinik anlamda ortaya koydukları beceriyi (kapasiteyi) anlamamız için bir çerçeve sunmaktadır (Murray-Jobsis, 1988,1991a).

REFERANSLAR

Abrams, S. (1963). Short-term hypnotherapy of a schizophrenic patient. Am. J. Clin. Hypn., 5, 237. Baker, E. L. (1981). An hypnotherapcutic approach to enhance object rclatedness in psychotic patients. ////. J. Clin. Exp. Hypn., 29(2), 136-147. Baker, E. L, (1983a). The use of hypnotic dreaming in the treatment of the borderline patient: Some thoughts on resistance and transitional phenomena. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 31(1), 19-27. Baker, E. L, (1983b). Resistance in hypnotherapy of primitive states: Its meaning and management. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 31(2), 82-89. Baker, E. L.  & McColley, S. (1982).  Therapeutic strategies for the aftercare of the schizophrenic: an object relations perspective. InternationalJournal of Partial Hospitalszation, 1(2), 119-129. Berwick, P. & Douglas, D. (1977). Hypnosis, exorcism, and healing: A case report. Am. J. Clin. Hypn., 31, 18-27.Biddle, W. E. (1967), Hypnosis in the Psychoses. Springfield, IL: Charles C. Thomas. Bowers, M. K. (1961). Theoretical considerations in the use of hypnosis in the treatment of schizophrenia. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 9(2), 39-46.Bowers, M. K. (1964). The use of hypnosis in the treatment of schizophrenia. Psychoanai Rev., 51(3), 116-124. Bowers, M. K., Berkowitz, B. & Brechcr, S. (1954) Hypnosis in severely dependent states. J. Clin. Exp. Hypn.,2(\),2-\2. Bowers, M. K. & Brechcr, S. (1955). The emergence of multiple personalities in the course of hypnotic investigation. J. Clin. Exp. //y/w., 3(4), 188-199. Bowers, M. K., Brcchcr-Marer, S. & Polatin, A. H. (1961). Hypnosis in the study and treatment of schizophrenia: A case report. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 9(3), 119-138. Bowers, M. K., Brechcr-Marcr, S., Newton, B, W., Piotrowski, A., Spycr, T. C., Taylor, W. S. & Watkins, J. G. (1971). Therapy of multiple personality. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 19(2), 57-65. Brown, D. P. (1985), Hypnosis as an adjunct to the psychotherapy of the severely disturbed patient: An effective development approach. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 33(4), 281 -301. Brown, D. P. & Fromm, E. (1986).  Hypnotherapy and Hypnoanalysis.  Hillsdale, NJ: Erlbaum. Copeland, C. L. &. Kitching, E. H. (1937). A case of profound dissociation of the personality. J.Ment.ScL, 83, 719-726. Copeland, D. R. (1986). The application of object relations theory to the hypnotherapy of developmental arrests: The borderline patient. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 32, 157-168. Danis, G. (1961). Methodical psychotherapy in general practice: Medical hypnosis as applied in 500 cases. Br. J. Mod. Hypn., 12,23. Erickson, M. H. (1964). An hypnotic technique for resistant patients: The patient, the technique and its rationale and field experiments. Am. J. Clin. Hypn., 7, 8-32. Erickson, M. H. (1965). The use of symptoms as an integral part of hypnotherapy. Am. J. Clin. Hypn., 8, 57-65.Esquirol, J. E. D. (1838). (Cited by Lavoie, G. & Sabourin, M. 1980.) Fromm, E. (1984).  Hypnoanalysis with particular emphasis on the borderline patient. Psychoanai. Psycho!., 1, 61-76. Fromm, E. & Shor, R. E. (Eds) (1979). Hypnosis: Developments in Research and New Perspectives. New York: Aldine. Gill, M. M. & Brenman, M. (1959). Hypnosis and Related Stales: Psychoanalytic Studies in Regression. Madison, CT: International Universities Press. Gillcs de la Tourette, G. (1889). (Cited by Lavoie G. & Sabourin, M., 1980.) Grasset, 1(1916). (Cited by Lavoie G. & Sabourin, M., 1980.)Guze, H. (1967). Toward a theory of schizophrenia and schizophrenic process: The borderline of hypnosis. In M. V Kline (Ed.), Psychodynamics and Hypnosis: New Contributions to the Practice and Theory of Hypnotherapy (pp. 146-164). Springfield, IL: Charles C. Thomas. Illowsky, J. (1962). Experience with group hypnosis on schizophrenics. ,/ Ment. Sci,, 108, 685-693. Kcrnberg, G. (1968). The treatment of patients with borderline personality organization. Int. J. Psychoanai,, 49, 600-619. Kolnit, H. (1977).  The Restoration of the Self. Madison, CT: International Universities Press. Kraines, S. H. (1941). The Therapy of Neuroses and Psychoses. Lea & Fcbiger, Philadelphia, PA.Lavoie, G. & Elie, R. (1985). The clinical relevance of hypnotizability in psychosis: With reference to thinking processes and sample variances. In D. Waxman, P. Misra, M. Gibson & M. A. Baskcr (Eds), Modern Trends in Hypnosis (pp. 41-64). New York: Plenum Press.Lavoie, G, Sabourin, M., Ally, G. & Langlois, J. (1976). Hypnotizability as a function of adaptive regression among chronic psychotic patients. Int. J. Ciin, Exp. Hypn., 24(3) 238-257. Lavoie, G., Lieberman, J., Sabourin, M. & Brisson, A. (1978). Individual and group assessment of hypnotic responsivity in coerced volunteer chronic schizophrenics. In F. H. Frankcl & H. S. Zamansky (Eds), Hypnosis at its Bicentennial: Selected Papers, (pp. 109-124). New York: Plenum Press. Lavoie, G. & Sabourin, M. (1980). Hypnosis and schizophrenia: A review of experimental and clinical studies. In G. D. Burrows & I. Denncrstcin (Eds), Handbook of Hypnosis and Psychosomatic Medicine (pp. 377-419). New York; Elscvier/North-Holland Biomedical. London, L. S. (1947). Hypnosis, hypno-analysis and narco-analysis. Am. J. Psychother   I 443. Murray-Jobsis, J. (1984). Hypnosis with severely disturbed patients. In W. C. Wester & A. H. Smith (Eds), Clinical Hypnosis: A Multi-disciplinary Approach (pp. 368-404). Philadel­phia: Lippincott. Murray-Jobsis, J. (1985). Exploring the schizophrenic experience with the use of hypnosis Am. J. Clin. Hypn., 28, 34-42. Murray-Jobsis, J. (1986). Hypnosis with the borderline patient. In E. Thomas Dowd & J. M. Healy (Eds), Case Studies in Hypnotherapy (pp. 254-273). New York: Guilford Press. Murray-Jobsis, J. (1988). Hypnosis as a function of adaptive regression and of transference: An integrated theoretical model. Am. J. Clin. Hypn., 30, 241-247.Murray-Jobsis, J. (1989). Clinical case studies utilizing hypnosis with borderline and psy­chotic patients. Hypnos, 16, 8-12. Murray-Jobsis, J. (1990). Rcnurturing: forming positive sense of identity and bonding. In D. C. Hammond (Ed.), Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors. New York, W. W. Norton & Co. pp. 326-328. Murray-Jobsis, J. (199la). An exploratory study of hypnotic capacity of schizophrenic and borderline patients utilizing SHSS and HIP in a clinical setting. Am. J. Clin. Hypn., 33, 150-160. Murray-Jobsis, J. (1991b). Hypnosis with a borderline and a psychotic patient: Two clinical case studies. Paper presented at the 33rd Annual Scientific Meeting of the American Society of Clinical Hypnosis, St. Louis, MO.Murray-Jobsis, J. (1992). Hypnotherapy with severely disturbed patients: Presentation of case studies. In W. Bongartz (Ed.), Hypnosis: 175 years after Mesmer: Recent develop­ments in theory and application. Proceedings of the 5th European Congress of Hypnosis in Psychotherapy and Psychosomatic Medicine (pp. 301-307). Konstanz, Germany: Univcrsitatsvcrlag Konstanz. Murray-Jobsis, J. (1993). The borderline patient and the psychotic patient. In J. W. Rhue, S. J. Lynn & I. Kirsch, (Eds), Handbook of Clinical Hypnosis. Washington DC: American Psychological Association. Murray-Jobsis, J. (1995). Hypnosis and psychotherapy in the treatment of survivors of trauma. In G. D. Burrows & Robb Stanley (Eds), Contemporary International Hypnosis. Chichester, UK: Wiicy. Murray-Jobsis, J. (1996). Hypnosis with a borderline patient. In S. J. Lynn, I. Kirsch & J. W. Rhue (Eds), Casebook of Clinical Hypnosis. Washington, DC: American Psychological Association. Pettinati, H. M. (1982). Measuring hypnotizability in psychotic patients. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 30(4), 404-416. Pettinati, H. M., Evans, F. J, Staats, J. M. & Home, R. L. (1982). The capacity for hypnosis in clinical populations. Paper presented at the 9th International Congress of Hypnosis and Psychosomatic Medicine, Glasgow, Scotland.Pitres, A. (1891). (Cited by Lavoie G. & Sabourin M. 1980.) Scaenelli, J. (1974). A case of hypnotherapy with an acute schizophrenic. Am. J. Clin. Hypn., 17, 60-63. Scaenelli, J. (1975). Therapy with eight schizophrenic and borderline patients: Summary of a therapy approach that employs a semi-symbiotic bond between patient and therapist. £Clin.Psychol.,3l,5l9-525. Scagnelli, J. (1976). Hypnotherapy with schizophrenic and borderline patients: Summary of therapy with eight patients. Am. J. Clin. Hypn., 19, 33-38. Scagnelli, J. (1977). Hypnotic dream therapy with a borderline schizophrenic. Am. J. Clin. //V/w.,20, 136-145. Scagnelli, J- (1980). Hypnotherapy with psychotic and borderline patients: The use of trance by patient and therapist. Am. J. din. Hypn., 22, 164-169. Scagnclli-Jobsis, J. (1982). Hypnosis with psychotic patients: A review of the literature and presentation of a theoretical framework. Am. J. Clin. Hypn., 25, 33-45. Schilder, P. & Kaudcrs, O. (1956). Lchrbuch dc hypnose. (A textbook of hypnosis) In P. Schilder (Ed.), The Nature of Hypnosis, trans G. Corvin (pp. 45-184). Madison, CT: International Universities Press. (Original work published 1926.) Schmidhofcr, E. (1952). Therapeutic relaxation. Psychiat. Quart., 26, 73. Sexton, R. & Maddox, R. (1979). Age regression and age progression in psychotic and neurotic depression. Am. J. Clin. Hypn., 22, 37-41. Stauffacher, J. C. (1958). Recovery from paranoid delusions following hypnotic uncovering of repressed episodes. J. Clin. Psycho!., 14, 328. Tcrricn (1902). (Cited by Lavoie, G. & Sabourin M. 1980.) Tuckcy, L. (1902). (Cited by Lavoie, G. & Sabourin M. 1980.) Van dcr Hart, O. and Van dcr Velden, K. (1987). The hypnotherapy of Dr Andries Hoek; uncovering hynotherapy before Janet, Breuer and Freud. Am. J. Clin. Hypn., 29, 264-271. Vas, J. (1990). Mutually projective identification as a special way of communication between the schizophrenic patient and the therapist during hypnotherapy. Paper presented at the 5th European congress of Hypnosis in Psychotherapy and Psychosomatic Medicine, Konstanz, Germany. Voisin, A. (1884). Study on hypnotism and suggestions with a mentally ill patient. Annal. Med. Psychologique, 12, 289-304. Voisin, A. (1887). On hypnotism and hypnotic suggestion in their application to the treatment of nervous and mental diseases, Rev. 1’Hypnotisme, 1, 4. Voison, A. (1897a). The Use of Hypnotic Suggestion in Certain Types of Insanity. Paris: Bailliere. Voisin, A. (1897b). Treatment of certain types of insanity and related neuroses through suggestion during hypnotic sleep. Rev. Med., 6, 3-7. Wetterstrand, O. G. (1902). Hypnotism and its Application to Practical Medicine. London: Knickerbocker. Winnicott, D. W. (1965). The Matt/rational Processes and the Facilitating Environment. Madison, CT: International Universities Press. Wolberg, L. R. (1945). Hypocwalysis. New York: Grunc & Stratton. Worpell, D. F. (1973). Hypnotherapy with a hallucinating schizophrenic. Am. J. Clin. Hypn., 16,134-137. Zeig, J. K. (1974). Hypnotherapy techniques with psychotic in-patients. Am. J. Clin. Hypn., 17, 56-59. Zindcl, P. (1992). Hypnosis in psychotherapy of schizophrenic patients and borderline patients. In W. Bongartz (Ed.), Hypnosis: 175 years after Mesmer: Recent developments in theory and application. Proceedings of the 5th European Congress of Hypnosis in Psychotherapy and Psychosomatic Medicine (pp. 309-313). Konstanz, Germany: Uni-versitatsverlag Konstanz.Zindcl, P. (1996). The Active Introjection of the Therapist as a hypnoanalytic technique for severely disturbed patients. Paper presented at the 7th European Congress of Hypnosis in Psychotherapy and Psychosomatic Medicine, Budapest, Hungary

EDİTÖRÜN NOTU

Amerika Birleşik Devletlerinde, 1990’lı yıllar “beyin çağı” olarak ilan edilmiştir. Ulusal Akıl Hastalıkları Birliği (The National Alliance of Mentall Illness-NAMI) tarafından yoğun ve başarılı bir şekilde yapılan lobi çalışmalarını takiben, Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü (The National Institute of Mental Health-NIMH) şizofreni ve bi-polar bozukluk gösteren hastalarda yaptığı araştırmalara, ‘aklın’ ön planda olduğu psikoterapilerden beyin fizyolojinin incelenmesine doğru yeniden bir yön vermiştir. Nörotransmiterler ve ilaç tedavileri alternatif olarak gelen bir slogan olmuştur.

Psikotik hastalıkların ve Eksen II’deki Kişilik Bozukluklarının teşhis edilmesi için gerekli kriterlerin standardizasyon çalışmalarındaki artış, bu hastalıkların tedavisinde uygun psikotropik ve antidepresan ilaçların seçiminde esas belirleyici olmaya başlamıştır. Hastayla 15 dakikayı kapsayan seanslar yapmak yaygın hale gelmeye başlamış ve psikofarmokologlar , psikanalistleri tedavi ekibinin lideri yerine koymuşlardır.

Buna karşın bütün klinisyenler bilmektedir ki, hastalar hala yaşamlarına anlam vermek için acı çeken ve mücadele eden insanlardır. Terapötik işbirliği bu hastalıkların tedavisinde ilaç kullanılsa da kullanılmasa da tedavinin etkili olabilmesi için vazgeçilmez bir şart (sine qua non ) olarak varlığını sürdürür. Amerikan psikiyatri kaynaklarında anlatılan bir örnek bu durumu aydınlatmaktadır.

1986’da Harvard üniversitesinde okuyan genç bir öğrenci, şizofren bir hasta olarak psikoterapi sürecindeki deneyimini ismini belirtmeden kaleme almıştır. Tekrarlayıcı bir şekilde hastaneye yatmasına ve ilaç tedavisi görmesine rağmen, terapisitine şu soruyu sormuştur: “Konuşabilir miyiz?”. Psikiyatrist konuşmuş,hastanın umudunu beslemiş, başa çıkma becerileri öğretmiş fakat tüm bunlardan daha da önemlisi dinlemiştir. Hasta makalesini şöyle bitirmiştir: “ Zayıf (kırılgan) ego tek başına zayıf kalır. İlaç tedavisi ya da yüzeysel (üstünkörü) bir destek kişinin diğer insanlar tarafından anlaşıldığını hissetmesi için tek başına aracı olamaz. Ben en büyük hediyeyi terapistimin yıllarca gerçekten bana yardım ettiğinin ve bu yardımı etmeye ve benim hayatta ulaşmak isteğim şeyi elde etmem için destek olmaya devam edeceğinin farkına vardığım gün aldım. Bu farkındalıkla, bir insan olarak yaşama kabiliyetim gelişmeye başladı. İyileştiğimi iddia etmi­yorum- Hala acı, korku ve hastalığımın getirdiği engellenmeyi yaşıyorum. Biliyorum ki önümde uzun bir yol var, fakat ben dürüst bir şekilde söyleyebilirim ki artık ümitsiz değilim.” [1]

Bu kitap bölümü, ağır düzeyde akıl hastalıklarındaki hipnoz uygulamalarında oldukça yetenekli ve deneyimli bir psikolog tarafından yazılmıştır. Bu psikolog dikkatini terapötik işbirliği kurma, egoyu güçlendirme, eğer varsa eski gelişimsel yetersizlikleri (eksiklikleri) giderme, erken dönemlerdeki travmatik deneyimleri açığa çıkarma ve bunları hastanın sağlıklı yanına entegre etme metotları üzerine verir. Son olarak, psikotik hatta ağır kişilik bozuklukları olan hastaların tedavisinde yüzyıllardır kullanılan hipnoz tekniklerini araştırıp bularak ve daha sonra bu tekniklerin ayaktan tedavi edilen hastaların terapisi içinde, günümüzdeki uygulamalarını açıklamaktadır.

Okuyucularımızı ağır ruhsal sorunları olan hastaların psikofizyoloji ve psikofarmakolojiden önemli ölçüde faydalanmalarına rağmen aynı zamanda bir birey olduklarını hatırlamaya davet ediyoruz ki bu hastalar çoğu kez unutulmuş ve bazen ihmal edilmiş ruhlarına birilerinin el uzatmasını bekliyorlar. Sarkaç ileri geri sallanmaya devam ediyor . Şizofreninin bir beyin hastalığı olduğuna ilişkin bugünkü anlayışımızın sınırlılıkları ile karşı karşıya kaldığımızda, hastalarımız bize bir kez daha soracaklar, ‘Konuşabilir miyiz?’.

Konversiyon Bozuklukları

C.A.L. HOOGDUIN ve KARIN ROELOFS

Nijmegen Üniversitesi, Hollanda

Çeviren: Dr. Nebahat Gülcü

GİRİŞ

Trillat (1986) Histroire de L’hyslerie’ yi “Histeri ölüdür, bu aşikardır. O tüm bilinmezliklerini mezara götürmüştür” kelimeleriyle sonlandırmıştır. Mace (1992 a, b) ile aynı fikirde olmalıyız ancak bu tamamen doğru değildir. Hastalar hala sıklıkla konversiyon histerisinin garip motor semptomlarından acı çekmektedir. Son yıllarda böyle şikayetlerde uzmanlaşmış olan psikiyatrik ayakta hasta ünitemizde tedavi edilen hastalarda şu semptomlar görülmektedir. Atak bezleri sallanması ve kollar ile bacakların her iki yanda sallanması, başın öne doğru eğildiği ve bir taraftan diğer tarafa değişen hareketle titreme atakları, vücudun bir yanında paralizi, her iki bacakta paralizi, körlük, koklama veya tat alma duyusunun kaybı, kas koordinasyonunda yetersizlik, yalancı nöbetler, el veya ayakta kramplar, gözleri açamama, her iki bacakta hissizlik, konuşamama fısıltıdan daha fazla konuşamama, yalancı spastik konuşma, yutkunamama, kollarda, bacaklarda ve kafada tremorlar, duyular ve ağrıyla ilişkili çeşitli bozukluklar. Bu hastanın psikiyatri ve psikoloji alanları dışında uzun yıllar bir nörolog veya rehabilitasyon uzmanı tarafından tedavi edildiği dikkate değerdir.

 “Histeri” ve “Konversiyon” sıklıkla birbirinin yerine kullanılmaktadır. “Histeri” Yunanca rahimden gelmektedir. Eski Yunanda, çoğu tamamen değişen vücut içinde dolaşan rahmin sebep olduğu düşünülürdü (Abse 1974). Abse konuyla ilgili olarak Eflatun’a (Ö.360 MÖ) atıfta bulunur. Rahim denilen ve kadın matriksi aynı şeydir, onların içindeki hayvan, çocuk yaratma arzusundandır ve uygun zaman geçildikten uzun süre sonra meyvesiz kalmaya devam ettiğinde, nahoş ve kızgın hale gelir ve vücutta her yönde gezinmeye başlar, solunum yollarını kapatarak nefes almayı engeller, uçlara yöneldiğinde her türlü hastalığı sebep olur.’. ‘Konversiyon’ terimi orta çağ kadar eski zamanlardan beri kullanılmaktadır. Kadınların “rahim boğulması” (Mace,1992 a) denilen acı çektikleri döneme ait tanımlar vardı bu sendromda duygusal bir krizi takiben değişik başka sendromların gelişme eğilimi vardır, yani “kendisini başkasına çevirebilen” bir sendrom vardır. Bunda histeriye ait yansımaların varlığını fark etmek zor değildir.

DSM-IV (APA,1994)’te konversiyon bozukluğu şu şekilde tanımlanmaktadır. ‘Konversiyon bozukluğu’ teşhisi istemli kas dokusu veya duyusal fonksiyonlara ait açıklanamayan bozukluklardan ibaret şikayetler olduğunda konulabilir. Semptomlar nörolojik veya başka fiziksel bozukluğu telkin eder. Bununla birlikte, şikayetlerin fiziksel açıklaması bulunamaz ve bu sebeple yalancı-nörolojik olarak kabul edilir. Hatta psikolojik faktörler (örneğin stres) şikayetlerin başlangıcında veya alevlenmesinde eşlik etmelidir.

Konversiyon bozukluğunun başlamasını açıklamaya yönelik teoriler tabiatında spekülatiftir. İyi deneysel araştırma yoktur ancak anlaşılan teorilerde zamanın incelenmesi ortak olan önemli bir yöndür- konversiyon semptomlarının altında yatan nosyon hayatı tehdit eden veya yıkıcı yaşamış özel olaylarla ortaya çıkmaktadır. Bunlar bir defalık felaketler veya yıllarca süren hayatı tehdit edici durumlar olabilir.

Bu kabulü destekleyen bir örnek ensest kurbanları ve savaş zamanı erkeklerde görülen konversiyon olayı ile ilgili çalışmalardır. Albach (1993) ensest kurbanları (n=97) ve bir kontrol grubunda konversiyon semptomları üzerine çalışmıştır ve ensest (n=65) grubundaki kadınlarda bu fenomenin anlamlı olarak daha sık olduğu bulunmuştur. Felç, körlük, sağırlık ve benzer sorunlar bu grupta % 26 iken , kontrol grubunda % 0 görülmüştür. Yüzdeler nispi olarak % 28 ve % 0 idi. “Histerik atakların” ki olayın kusurlu hafızada hatırlanmasını takiben tekmeleme ve çığlık atma dönemlerini kastetmekte kullanılan terimdir – yüzdesi sırasıyla % 28 ve % 3 idi. Bunlar şaşırtıcı farklardır, dolaysıyla çalışmada kullanılan metodolojiyle ilgili çok şey söylenebileceğine dikkat edilmelidir.

Farley, Woodruff & Guze (1968) da yeni doğmuş bebeği olan 100 sağlıklı annedeki konversiyon semptomlarının örneğinin yüksek olduğunu bulmuştur. Yüzdeler şu şekildedir: Felç %22, baygınlık % 5, histerik atak %4. Yazarların ensest hikayesi yönünden inceleme yapmadıklarına dikkat çekilmelidir.

Savaş zamanları dışında bu bozukluk erkeklerde nadirdir. Binswanger, 1.Dünya Savaşı askerlerinin tedavisine ait deneylerini anlattığı, savaş histerisi üzerine olan kitabında “ Bu kadar fazla erkek histerisi görmemiştik” yorumunu yapmaktadır (Binswanger 1992). Carden & Schramel (1966) konversiyon semptomları travmatik bir olayın ardından (örneğin bir bombalı saldırı) kısa süre sonra ( saatler veya günler içinde ) ortaya çıkmıştı.

Yakınlardaki bir çalışmada travma ve çözülme arasındaki ilişkiye işaret edilmektedir( Boon & Draijer, 1993; Chu & Dill, 1990; Vanderlinden, van Dyck,

Vandereycken & Vertommen, 1993; bir gözden geçirme için bkz. Spiegel, 1993). Kihlstrom gibi bilişsel kuramcılar, konversiyon bozukluğunu bir çözülme bozukluğu olarak görmekte ( Kihlstrom, 1992a) ve gerçekte ICD-1 içinde gibi ( Dünya Sağlık Teşkilatı, 1992) içinde sınıflamaktadır.

Travmatik olaylara ait hafızadaki yolun, normdan çözüldüğüne dair göstergeler vardır ( Alpert, 1995; Christianson, 1992, 1992; Le Doux, 1993; van der Kolk, 1994; van der Kolk &Fisler, 1995). Van Der Kolk çözülmenin travmatik hafızanın karakteristik bir özelliği olduğunu öne sürmektedir ( Van Der Kolk & Fisher 1995). Hipokampusun merkezi rol oynadığı “hatıra kategorileme sisteminde” aşırı stresle bozulabildiği ve sonuç olarak hatıraların parçalanmış çok az sözlü ifade ile birlikte etkili ve algısal durumlar şeklinde depolanmaktadır ( Van der Kolk, 1994). Bu bireysel duysal ve tesirli etkiler tutarlı şekilde birleştirilmekte, sonra anlamsallaştırılmakta ve böylece kesin hafızayı oluşturmaktadır. Algısal özelliklerin işlenmesi anlamlı işlemeden daha hızlıdır. Algısal özellikler, kesin bilinçsiz düzeyde yer alırken anlamsal özellikler onları desteklediği düşünüldüğünden bilinçlidir ( Kihlstrom, 1992 b).

Yukarıdakilerden travmaların,çözülme bozuklukların gelişmesinde önemli rol oynadığı sonucuna ulaşılabilir. Aynısı konversiyon bozukluğu için söylenemez çünkü, ikisi de bölünme bozukluğu olarak görülse de travmalarının oluşum etiolojilerine dair sistematik araştırma yoktur.

Öncekine örnek olarak, kliniğimizdeki göremeyen fakat tamamen mobilyalarla dolu bir odada hiçbirine çarpmadan yürüyebilen hastadır. O aynı zamanda önünde bir el kaldırıldığında kaç parmak gösterildiğini “tahmin” edebiliyordu. Parmakların olduğu yöne bakması, aklına geldiğinde 1 ve 10 arasındaki ilk figürü yüksek sesle söylemesi istendi. Doğru cevabı vermekte hiçbir zaman başarısız olmadı. “Nasıl ne olduğunu bildiği” sorulduğunda, “Siz bana açıklama yapmak zorunda olacaksınız. Ben hiçbir şey göremiyorum ve siz bana doğru cevabı nasıl verdiğimi söyleyeceksiniz” diye cevapladı. Açıktır ki burada bir algı vardı ancak çoğu hasta bunun farkına varmayabilir. (Kihlstrom, 1992,b).

Bölünme bozukluklardaki bu uyumsuzluklara dair çeşitli yayınlar Kihlstrom, Tataryn ve Hoyt (1990) ve Schacter ve Khilstrom (1989) tarafından gözden geçirilmiştir. Örneğin, Lyon (1985) rastgele kendisine sorulan bir telefon numarasını unutmakta sorun yaşayan bir hasta tanımlamaktadır. Aradığı numara annesininkiyle tersyüz olmuştu. Aynı şekilde bize doğum tarihini vermekte tüm amnezisi olan bir hastayı sorguladık. Kadın cevabı bilemedi. Daha sonra ona aklına gelen ilk tarihi söylemesini istediğimizde cevap onun doğum tarihi idi.

Yukarıdakilerden görüldüğü gibi hastanın hatırlayamadıkları veya göremedikleri şeylere ait itirazlarına rağmen bu “ hatırlanmayan” veya “örülmeyen” gerçekler veya olaylar hala onların deneyim düşünce ve davranışlarını etkilemektedir (bkz. Kihlstrom, 1992b).

KONVERSİYON BOZUKLUĞU, ÇÖZÜLME VE HİPNOTİK TRANS

 Çözülme olgusu, Kihlstrom tarafından şu şekilde açıklanmaktadır. Bilgi bilinçli olarak işlenmez, hasta bilinçli olarak bir objeyi algılamaz veya olanı hatırlamaz. Bununla birlikte, bilinçsiz olarak uyarı hastanın davranışını etkilemektedir. Bu gözlemler iki hafıza sistemi; bilinçli hafıza ve bilinçsiz hafıza sistemi olduğu görüşünü desteklemektedir (Schacter,1987) veya farkındalıkla birlikte olan veya olmayan hafıza sistemleri ( Jacoby & Dallas,1981) benzer bir ayrılma algı için öne sürülmektedir (Kihlstrom 1992 b). Bilinçsiz hafıza ve algı sürecinde Kihlstrom (1992 b) bilgi prosesleri olarak bilinçsiz duygusal ve bilişsel yaşanmakta olan deneyim, düşünce ve hareketi farkındalık olgusu dışında etkileyebildiğini söylemektedir.

Çözülme ve hipnotik trans yakın ilişkilidir. Hipnoz dikkatin özel bir yöne odaklanmasının mümkün olduğu böylece kas gevşemesi halinin kolayca sağlandığı değişmiş bir bilinç hali olarak görülmektedir. Bu prosedür esnasında kişinin ağrı, soğuk, sıcak ve diğer duysal algılarına ait deneyimleri değiştirmek mümkündür (Frankel, 1978). Bu değişmiş algı durumu değişme semptomları olan hastalarda da oluşabilir. Hasta bacaklarının felç olduğunu hissederek fiziksel sebeplerle felç olan bir hasta gibi davranabilir. Felç olduklarını görür ve hissederler. Hipnoz altında değişen hastalarda görülen böylesi bozukluklar uyarılabilir ve çok yatkın hastalarda yeniden kaybolması sağlanabilir.

Bliss’in (1984) yaptığı araştırmada değişim bozukluğu olan hastaların istisnai olarak telkine yatkın olduğu ortaya konulmuştur. Stanfort Hipnotik Yatkınlık Skalası (Form C,0-12 aralığı) 18 hastanın yatkınlığını ölçmekte kullanılmıştır. Ortalama skor 9.7±0.48 olup sigara içicilerden oluşan kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksekti (6-6±0.37). Değişim hastalarının ortalaması telkin edilebilirlik yönünden nüfusun tepesindeki %10’da yer almaktadır. Bu, kişinin hipnoz altında iken işitsel halusinasyonlar ve negatif görsel halusinasyonlar (gerçekte orada olan şeylerin görülmemesi) görmesi için gereken telkin edilebilirlik düzeyidir. Bliss (1984) kişinin kendisinin hızla transa girebilme kabiliyetinin ( hipnoid durum) ilkel bir savunma mekanizması olarak kabul edilebileceğini öne sürmektedir. Böylece değişim semptomları kendi kendine hipnozla ortaya çıkarılabilir.

Bunun bir yansıması hayvanlar aleminde bulunmaktadır.Tehlike hayvanları tehdit ettiğinde kaçabilirler veya uygun donanıma sahipse savaşabilirler. Düşmanı çok güçlü, çok kuvvetli veya çok hızlı olduğunda ise ölüm zamanıdır. Bu durumlarda bazı hayvanların üçüncü bir seçeneği vardır.”Totstell refleksi” veya İngilizce’de daha yaygın olarak bilindiği şekilde “ölüyü oynamak”. Buna iyi bir örnek faredir, fare kedi tarafından evde sıkıştırıldığında ölmüş görünür ancak daha sonra kaçar.Bu reaksiyon bok böceği gibi böceklerde örümcekler ve balıklarda görülebilir.Balıkçılar büyük bir çipuranın yakalandıktan sonra olduğu gibi bir süre hareketsiz olarak yan şekilde yüzdüğünü ve suda ilerlemediğini görmeye çok aşinadırlar.Benzer davranışlar kuşlar, timsahlar, yılanlar,tavuklar ve Gine domuzlarında görülebilir.

“Totstell refleks”e benzer bir reaksiyon bazı hayvanlardaki ani zafiyet taklidi yapmaktır. Taylor (1986) civcivleri olan çulluğun yuvasını yırtıcı bir kuşun dikkatinden uzaklaştırmak için kanadı kırık bir kuşu taklit ettiği bir örneği belirtmektedir. Benzer koordine olmayan motor davranışlar hatta şiddet tehlikeye maruz kalan çeşitli başka hayvanlarda da görülebilir. Yakalandığında bir arı, çıldırmış gibi vızıldar, bir kuş oda içinde yakalandığında hızla kanatlarını çırpar panik içinde duvarlara ve pencerelere doğru uçar.

Hayvanlarda bu fenomen tehlike ile tetiklenen hayatta kalma mekanizmalarıdır (kıs. Hoogduin, 1988). İnsanlarda da çözülme reaksiyonu aşırı durumlarla başa çıkmanın bir yolu olarak görülmektedir.

Buraya kadar bahsedilenler şu noktalarda özetlenebilir;

•     Konversiyon semptomlarına sahip hastalar ciddi şekilde hayatı tehdit eden durumlarda kaldıklarında uzun vadede veya anlık olarak bozukluk geliştirir.

•     Konversiyon bozukluğu ve çözülmenin her ikisinin de kökeninde benzer mekanizmanın yattığının göstergeleri vardır.

•     Konversiyon semptomları hipnozla indüklenebilen durumlar veya şartları andırır.

•     Konversiyon semptomları bazen aşırı tehdit anında hayvanlarda da gözlenen davranışları andırır.

HİPNOTERAPÖTİK STRATEJİ

Van Dyck ve Hoogduin (1989) hipnotik müdahaleyi iki geniş kategoriye ayırmıştır; semptoma yönelik ve tetkike yönelik. İlki daha eski olup istenen bir şekilde semptomları etkilemek üzere yükseltilmiş telkin edilebilirlik durumu oluşturmaktan ibarettir. Tetkike yönelik yaklaşımda yeniden canlandırma veya yaş geriletme gibi semptomların muhtemel sebebini keşfetmek üzere telkinler kullanılır.

Burada tanımlanan prosedürler mümkün olduğu yerlerde her iki stratejinin kombinasyonudur. İlk olarak araştırmalar değişim semptomlarının başlangıcında bazı travmatik deneyimlerin öncülük edip etmediğini araştırmaya yönelik olarak yapıldı. Eğer öyle ise yeniden canlandırma kullanıldı. Takiben direkt ve dolaylı olarak semptomları etkileme girişiminde bulunuldu. Psikolojik travma olmadığı anlaşıldığında, yaklaşım semptomların direkt ve dolaylı etkilenmesiyle sınırlandırıldı.

Burada önerilen tedavi stratejisi şu şekildedir;

•      Semptomlar hastanın ilgilenemeyeceği kadar güçlü duygular sonucu ise duyguları ortaya çıkaranın rahatlatılmasıyla, bu yeniden yaşatılacak, semptomlarda azalmaya sebep olacak şekilde başa çıkma sağlanacaktır.

•      Herhangi bir duygunun başıboş bırakılması için hasta cesaretlendirilirken yeniden canlandırma ile resmi trans indüksiyonu.

•      Son hipnotik telkinler; Seans sonunda hastanın duygularla temas etmeye devam edebileceği örneğin gece uykuda rüya formunda post-hipnotik telkini verilir.

•      Semptomları azaltmak için direkt ve dolaylı telkinler kullanılır.

•      Ses kasetleri kullanılarak oto hipnoz çalışması

•      Durumu kurtarma: Bu tercihen bir partner veya hastanın ebeveyni varlığında yeniden canlandırmanın önemi ve ağırlığı vurgulanarak sağlanabilir.

•      Havasının önemi ve ağırlığı daha önceleri hastanın böyle duygularla baş edememesi oranıyla ilişkilendirilerek tedavi verilir.

•      Rehabilitasyon: Yılladır mevcut olan semptomlarda düzelme olduğunda, iyi fizyoterapötik rehabilitasyon ve rehberlik esastır.

•      Bozukluğun başlangıcında atfedilen stres faktörlerinin etkilenmesi

•      Hastaya yakın olmakla bozukluğun muhtemel yeniden güç kazanmasının etkilenmesi.Bu sıklıkla bozukluğun fiziksel nosyonu devam ettiğinde önemli rol oynayan partner veya ebeveynin tutumunun düzeltilmesini kapsar (Taylor 1986).

•      Yeniden canlandırmanın gerekli olduğuna dair bir gösterge bulunmadığında, bu unsur prosedür dışında tutulur. Tedavi stratejisinin geri kalanı aynı kalır.Semptomların direkt ve dolaylı olarak etkisi makul oranlama, resmi trans indüksiyon ve post hipnotik telkinler, yüz koruma rehabilitasyon ve herhangi bir muhtemel önceki veya sonuç etkilenmesi de tedavi stratejisinin bir parçası olarak kalır.

ÜÇ VAKA HİKAYESİ

Her iki bacağında flask felcinden muzdarip bir kadının yeniden canlandırma ile tedavisi;

Bayan A, hayatının kolay olmadığını düşünen 40 yaşında bir öğretmendi. Evliliğini ve ailesini ve ağır bir yük olarak görüyordu. Eşiyle ilişkisi yaklaşık 10 yıldır kötü gitmekteydi. Bu süre zarfında ameliyat olmuştu, fakat operasyondan sonra bile sırtında ağrı hissetmeye devam etmişti. Bir gün korkunç bir tartışmanın ardından kocası ondan ayrılmaya karar verdi. Çaresizlik içinde kadın onun ardından koşmaya çalıştığı sırada her iki bacağı da felç oldu ve yere yığıldı. Kocası, o akşam ona geri döndü ve ayrılık hakkında daha fazla konuşma geçmedi. Felci yine de devam etti.

Hastaneye çeşitli başvurular ve bir yıl süreyle rehabilitasyon merkezinde yatarak tedaviden fayda görmedi ve hasta tekerlekli sandalyeye mahkum oldu ve bu durumdaki insanlar için özel olarak tasarlanmış bir eve taşındı.

Yıllar geçti. Felcin başlangıcından dokuz yıl sonra, böyle hastaların hipnoz kullanımıyla sıklıkla düzeldiğini duyan bir sosyal danışman bayan A’yı tedaviye kaydettirdi.

Muayenede bacakların dizden aşağısının tamamen felçli olduğu ve dizin yukarısında yalnızca minimum hareket olduğu bulundu. Çeşitli nörolojik incelemeler hiçbir açıklama getirmedi. Konversiyon sendromu akla yatkın bir tanı olarak görünüyordu. Hastaya zaman zaman bir kişi aşırı strese maruz kaldığında yaşanan gerilim ve duyguların kendilerini vücudun bir kısmını etkileyerek gösterdiği açıklandı. Daha sonra eğer böyle duygular yeniden yaşanır ve onlarla temas edilirse normal fonksiyonunun etkilenen vücut fonksiyonu tarafından muhtemelen yeniden sağlanacağı telkin edildi.

İkinci seansta, 9 yıl öncesinde olayların aşırı duygunun yeniden yaşanması sonrasında, hasta ayaklarını bilinçli hareket ettirdi. Takip eden seansta bu yeniden oldu. Kadın ayağını geçmişi düşünürken istemli olarak hareket ettirmeye başladı. Ardından post hipnotik telkinin yardımıyla hasta trans durumunda olmadığı zaman ayağını hareket ettirdi.

Kademeli olarak zafiyetin üstesinden geldi ve yaklaşık altı ay sonra pratik olarak iyileşmişti. Sonraki altı aylık takipte durumunda hiçbir yönde bozulma olmadı ve bir saat süreyle yürüyebiliyordu.

Direkt ve Dolaylı Telkinlerle Tedavi:

Bayan B sıkılmış bir yumruğun tedavisi için sunulduğunda edildiğinde 42 yaşında idi. Onbir ay süreyle durumunda değişme olmamıştı. İlk kez 16 yıl önce ortaya çıkmıştı. Bisikletine binerken aniden muhtemelen şaka amacıyla bir kamyon sürücüsü kornasına çok gürültülü bir şekilde basmıştı. Onun reaksiyonu el tutamaklarını çok sıkıca kavramaktı ve sonuç olarak her iki elinde de kramp oluşmuştu. Ellerini el tutanaklarından gevşetebildi fakat daha sonra sol eli birkaç ay boyunca kramplı kalmaya devam etti. En son dört yıl önce oldu ve sekiz ay sürdü. Bu dönemler arasında eli tamamen normaldi. Bazen sıkılmış yumruk şeklindeki eli ani olarak gevşiyordu ve bir hipnoterapist tarafından tedavi edilmesi zorunlu idi. Bununla birlikte bizim ayaktan hasta bakılan kliniğimize gönderilmeden 11 ay öncesine kadar tedavisi tamamen başarısız olmuştu.

Hasta evli ve dört sağlıklı çocuk sahibi idi. Stres veya gerilimeye maruz kalmadığını ve özel bir sorunu olmadığını söylüyordu. Hiçbir zaman böyle bir şeyin olmadığını ve aynı şekilde bir yük altında olmadığını da belirtiyordu.

Yumruk normalde bir insanın yapacağı tipte yumruk şeklinde değil garip görünüyordu. Boğumlar ileri doğru çıkmak yerine içine çökmüştü. Koldaki kas niteliği normaldi, hatta terapistin yumruğu açma çabaları ve parmakları bir milimetre bile oynatması mümkün değildi. Bir miktar hareket vardı ancak bu sadece boğumların eklemlerinde idi. Şikayet dominant sol elde parmaklar ( baş parmak değil) ile sınırlı idi.

Yaşamındaki tek değişiklik patatesleri soyamamaktan kaynaklanıyordu. Diğer günlük ev işlerini yapabiliyordu. Tedavisinde nörolojik incelemelerde hiçbir açıklama ortaya konamadı. Ancak araştırmalar geçmişte DSM-III R tanı kriterlerine göre somatizasyon bozukluğuna uygun pek çok fiziksel şikayet olduğu bulundu.

5. seansta hastaya bir objenin –plastik köpük yumurta –değişken şekilde giderek büyüdüğü ve giderek küçüldüğü telkin edildi, böylece el açılıp bir miktar kapatılıyordu. Bir buçuk saat sonra parmak uçları pembe idi ve el gevşemiş ve açılabilmişti. Daha sonra hastaya kolu hala gevşek bir durumda iken transtan çıkması söylendi. O da bunu yaptı ve semptomlar ortadan kayboldu.

Seans elin yeniden kapanması ihtimalini tartışarak sonlandırıldı. Hastaya bu olursa sakin kalmaya çalışması ve hipnozu öğrenerek durum üzerinde kontrol kazanması gerektiği söylendi.

Altıncı seansta durumu uyarmak ve tekrar kaybetmek mümkün oldu. Hasta bunun nasıl olduğunu düşündü. Derin bir trans halinde iken sağ elini kapatması ve yavaşça açması böylece sol elini açmayı da öğrenmesi sağlandı. Bu telkinin iyi çalıştığı görüldü. Sonuçta burada taslağı verilen prosedür kullanılarak resmi hipnoz olmaksızın elini açmaya başladı.

Bir yıl takipten sonra bazı prosedürler hala kramplara sebep oluyordu, fakat yardım almaksızın yumruğunun açabiliyordu. Bu sırada gözünde yanma hissinden şikayet ediyordu. Bir göz hekimi tarafından görüldü fakat şikayeti için somatik bir sebep bulunamadı.

Yalancı-ataksi Vakasında El Levitasyonunun Geri Döndürülmesi

Bayan C, 7 yıldır ataksiden muzdarip 40 yaşında bir kuaför idi. Elleriyle koordine, amaca yönelik hareketleri yapamıyordu. Örneğin, ellerini bir araya getirmeye çalıştığında birkaç santimetre ile kaçırıyordu. Bazen hareket oldukça kontrol dışı olup, ellerini duvara ya da dolaba çarpıyordu. Yardımsız olarak yiyebiliyor ve içebiliyordu. Önceki durumuna göre tek fark yüzünü tabağa çok yakın tutmasıydı. İkinci şikayet, gövde kaslarında koordinasyon bozukluğu idi. Örneğin Bayan C ayağa kalkmaya çalıştığında her yönde sallandı ve yardımsız yürüyemedi. Baston yardımıyla yürüyebildi ancak hala sallanma hareketi devam ediyordu. Bu olmadığında düşmesine yol açtı. Şikayetler aniden ortaya çıkmıştı. Yedi yıl önce bir operasyon geçirmişti. Anestezi alma fikrinden korkmuştu çünkü bir arkadaşı anestezi aldıktan sonra uzun bir süre komada kalmıştı. Operasyon sabahı Bayan C uyandığında tamamen felçti ve operasyon iptal edilmek zorunda kalındı. Kas gücü birkaç gün içinde geri döndü fakat ataksik şikayetler tekrarlanan nörolojik araştırmalara rağmen açıklanamadan kaldı. Sonunda hasta iş hayatına uygun olmadığını ifade etti. Şikayetler 6 yıl buyunca değişmeden kaldı. Yukarıda tanımlanan şikayetlere ilaveten sağ dizinde artrit ve bunun sonucunda giderek daha az yürüyebilir hale geldi. Ataksi ve ağrı kombinasyonu hastanın tekerlekli sandalyeye mahkum olmasıyla sonuçlandı ve bu durumun artması tedaviyi yapan nöroloji uzmanının sevk etmeyi önermesine yol açtı.

Kabul prosedürü sırasında (kocası da mevcuttu), psikiyatristin durumunda düzelme için yardım edebilme ihtimali hastaya hafif derecede güven vermiş göründü. Hasta iki yıl süreyle hipnoz tedavisi altına alındı, bu sırada pek çok farklı ilaç denemesi başarısızlıkla sonuçlandı. Hasta olduğu gerçeğine boyun eğdi sadece acil durumlarda kendisini sevk eden nöroloji uzmanına başvurdu.

Tedavisinde Sacerdote tarafından tanımlanan katalepsi indüksiyonu yapıldı. Şikayetlerinin açıklaması olarak, hastaya ortada belirsiz bir durumun olduğu, bunun kaynağının nöropsikolojik, psikolojik, nörofizyolojik, ve nörokimyasal süreçlerden kaynaklandığı- oldukça belli belirsiz böylece kaba nörolojik tanı prosedürleri ile tespit edilebileceği söylendi. Tedavi hipnoz yardımı ile basitçe şikayetler üzerinde bir miktar kontrolün yeniden kazanılmasına yönelik araştırmadan ibaretti, keşif hipnoterapisi için aldığı telkinin çeşidi değil telkinin direkt kaslar üzerine çalışılan bir teknik olması önemli idi. Sağ ele Sacerdote’nin tekniği uygulandı. Birkaç dakika içinde el kataleptik hale geldi ve hasta elinin çözüldüğünü hissetti. Elin nihai analjezisinin gösterilmesi bunun nasıl bir dikkate değer durum olduğunun vurgulanmasında kullanıldı.

Tedavinin sonraki fazında hastaya çözülmüş elini dikkatli şekilde hareket ettirmesinin öğretilmesi üzerinde duruldu. İlk defada elin kendi kendine pozisyonunu çok az hareket ettirebileceği telkini verildi. Bu yapıldığında ve el hala o durumda iken, hasta sağ elini her ne kadar yavaş ve sertçe de olsa nihayetinde hareket ettirebildi.

Daha sonra kocasına elin çözülmüşlük hissinin sağlamada karısına nasıl yardımcı olabileceği, bazı ev işleriyle ilgili görevleri yapabilmesi için elini yeniden kullanmayı nasıl öğreneceğine dair tasarlanan egzersiz programı öğretildi. Bunda büyük başarı sağlandı. Dört seans sonra hasta her iki kolunu adeta bir robot gibi fakat ataksisi olmadan kullanabiliyordu.

Hastanın gövdesindeki koordinasyon bozuklukları tedavideki ikinci hedefti. Burada da Sacerdote tekniği kullanıldı. Önce hasta ayakta iken her iki kolda katalepsi hali sağlandı. Sonra hastanın ellerinden biri kalça kemiğinin önüne yerleştirildi. Sonra terapist bir elini hastanın sırtına ve diğer elini kalçasındaki elin üzerine yerleştirdi. Hastayı yavaşça ileri ve geri doğru iterek önce bir sonra diğer ele basınç uygulayarak kataleptik halin tüm vücudu kaplaması sağlandı. Sonunda hasta dengesi bozulacak kadar itildi. Hastaya ‘spontan olarak’ ayaklarını bir miktar ileriye doğru kaydırıp kaydıramayacağı soruldu. Bunu her ne kadar tembelce ve cansız şekilde olsa da yaptı. Sonuç olarak hastaya kocasının yardımıyla yapabileceği bir egzersiz programı verildi böylece hasta bu sert, robot benzeri adımlarını normal hareketlerin yapabilecek kadar ilerletebildi.

Altı seans sonra, Bayan C ataksisi olmadan onbeş dakika yürüyebildi. Hala yorgunluktan şikayet ediyordu, fakat tekerlekli sandalye önce bir defalığına sonra tamamen tavan arasına konuldu. Üç yıllık takipte hala şikayeti yoktu (Hoogduin &van de Kraan, 1987).

SONUÇ

Hipnozu içeren klinik tedaviler motor konversiyon bozukluğu olan hastalarda istenen sonuçlar alınması imkanını sağlar görünmesine rağmen bazı noktalara dikkat edilmelidir.

Konversiyon semptomları olan hastanın gerçekten fiziksel bir durumdan muzdarip olma ihtimalinin hatırda tutulması önemlidir. ‘Konversiyon Bozukluğu’ tanısı sadece somatik ve nörolojik incelemelerde şikayetlere bir açıklama getirilemediğinde düşünülmeli ve bu vakada olduğu gibi yanı sıra oluşan değişiklikler konusunda uyanık olmaya devam edilmelidir. Eğer herhangi bir şüphe varsa, daima ileri nörolojik muayene istenmelidir. Hasta sadece böyle temkinli olmayı takdir edecektir.

Konversiyon bozukluğu tanısı alan hastalardan %26-60’ında sonradan şiddetli (nörolojik) bir hastalık teşhis edilmiştir (Weintraub, 1983). İki hastada bu üzücü bir tablo oluşturdu. İlkinde 40 yaşında, karnında şişkinlik hissi olan bir kadın bunu çok teatral bir tarzda ifade etmişti. Aynı zamanda sırtında biraz ağrısı ve bacaklarında nahoş hisler olduğunu da söylüyordu. Tekrarlanan (aynı zamanda klinik) nörolojik araştırmalar şikayetlere bir açıklama getiremedi. Birkaç ay sonra hasta nöroloji kliniğinden taburcu edildikten sonra belkemiği ile ilgili kord ince zarında tümörle yeniden hastaneye başvurdu.

İkinci hasta yine çok teatral bir tarzda, uygun şekilde konuşamadığını, bunu göstermeye çalıştığını söyledi ve semptomlarının fiziksel olduğuna inandırmaya çalıştı ve psikoterapistinin verdiği yönlendirmeleri takip etmeyi reddetti. Gerçekte, onunla birlikte hiçbir şey yapmak istemiyordu. Bir yıl sonra beyincik tümörü nedeniyle hayatını kaybetti.

Dikkat edilecek daha ileri bir nokta, hipnozun istenen sonucun alınmasına yönelik tedavi kapsamında esas unsur olduğunun kesin olarak bilinmemesidir. Bu alanda kontrollü çalışmalara büyük ihtiyaç vardır. Ancak davranış terapisi ve fizyoterapinin çok pozitif sonuçların ortaya koyduğunu düşündüren çok iyi belgelenmiş vaka tanımları vardır (Kop, van der Heijden, Hoogduin & Schaap, 1995; Hoogduin ve meslektaşları, 1993).

REFERANSLAR

Abse, D. W. (1974). Hysterical conversion and dissociative syndromes and the hysterical character. In S. Arieti (Ed.), American Handbook of Psychiatry, Vol. 3: Adult Clinical Psychiatry (pp. 155-195). New York: Basic Books Atbach, F. (1993). Freitds Verleidingstheorie: Incest, Trauma, Hysterie. Amsterdam: Acade-misch Proefscbrift. Alpcrt, J. (i995). Trauma, dissociation and clinical study as a responsible beginning. Consciousness and Cognition, 4, 125-129.  APA (1994). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders: DSM-IV. Washington, DC: American Psychiatric Association.

Binswanger, O. (1922). Die Kriegshystcrie. In O. von Schjcrning (Ed.), Handbuch der Arztlichen Erfahnmgen im Weltkrieg 1914/1918, 4th Edn, (pp 45-68). Leipzig: Barth Verlag.

Bliss, E. L, (1984). Hysteria and hypnosis. J. Nerv. Mem. Dis., 172, 203-206. Boon, S. & Draijcr, N. (1993). Multiple personality disorder in the Netherlands: A clinical investigation of 71 patients. Am. J. Psychiat., 150, 489-494. Garden, N. L. & Schramel, D. S. (1966). Observations of conversion reactions seen in troops involved in the Vietnam conflict. Am. J. Psychiat., 123, 21-31. Christiansen, S. A. (1992). Emotional stress and eyewitness memory: A critical review. Psychol. Bull., 112, 284-309. Chu, J. A. & Dill, D. L. (1990). Dissociative symptoms in relation to childhood physical and sexual abuse. Am. J. Psychiat., 147, 887-892. Dyck, R. van & Hoogduin, C. A. L. (1989). Hypnosis and conversion disorders. Am. J. Psycho/her., 43, 1-14. Farley, J., Woodruff, R. A. & Guze, S. B. (1968). The prevalence of hysteria and conversion symptoms, Br. J. Psychiat., 114, 1121-1125. Frankcl, F. (1978). Hypnosis and altered states of consciousness in the treatment of patients with medical disorders. In T. B. Karasu & R. I. Steinmullcr (Eds), Psychotherapeutics in Medicine. New York: Grime & Stratton. Hoogduin, C. A. L. (1988). On the treatment of motor conversion disorder. Directieve Therapie., 8, 224-239. Hoogduin, C. A. L., Akkermans, A., Oudshoorn, D. & Reinders, M. (1993). Hypnotherapy and contractures of the hand. Am. J. Clin. Hyp/i., 36, 106-112. Hoogduin, C. A. L. & Dyck, R. van (1990). On the hypnotherapeutic treatment of motor conversion disorder. Hypnos., 17, 214-220. Hoogduin, C. A. L, & Dyck, R. van (1992). Open trial with patients with conversion paralysis: Results and follow-up. In W. Bongartz (Ed.), Hypnosis: 175 Years after Mesmer; Recent Developments in Theory and Application. Konstanz: Universitatsverlag. Hoogduin, C. A. L. & Kraan, V van der (1987), Catalepsy applied in conversion disorders. Directieve Therapie., 7, 301-309. Jacoby, L. L. & Dallas, M. (1981). On the relationship between autobiographical memory and perceptual learning. J. Exp. Psychol., 110, 306-340.

Kihlstrom, J. F, (I992a). Dissociative and conversion disorders. In D. J. Stein & J. E. Young (Eds). Cognitive Science and Clinical Disorders (pp. 247-270). San Diego, CA: Aca­demic Press.

Kihlstrom, J. F. (1992b). Implicit perception. In R. R Bornstein & T.S. Pittman (Eds), Perception without Awareness: Cognitive, Clinical and Social Perspectives (pp. 17-54). New York: Guilford Press, Kihlstrom, J. F., Tataryn, D. J. & Hoyt, I. P. (1990). Dissociative disorders. In P. B. Sutkcr &H, E. Adams (Eds), Comprehensive Handbook of Psychopathology (pp. 203-234). New York: Plenum Press. Kolk van dcr, B.  A.  (1994).  The body keeps the score.  Memory and the evolving psychobiology of post-traumatic stress. Harvard Rev. Psychiat., 1, 253-265. Kolk van dcr, B. A. & Fisler, R. (1995). Dissociation and the fragmentary nature of traumatic memories: Overview and exploratory study../ Trainn. Stress., 8, 505-525. Kop, P. R M., Heijden, H. P van der, Hoogduin, C. A. L. & Schaap, C. P. D. R. (1995). Operant procedures applied to a conversion disorder. Clinical Psychology and Psychother­apy, 2, 59-66. Le Doux, J. E. (1993). Emotion as memory: In search of systems and synapses. Ann. New YorkAcad. Sci., 702, 149- 157.

Lyon, L. S. (1985). Facilitating telephone number recall in a case of psychogenic amnesia. J. Behav. Then Exp. Psychiat., 16, 147-149.

Mace, C. J. (1992a). Hysterical conversion I: A history. Br. J. Psychiat., 161, 369-377. Mace, C. J. (1992b). Hysterical conversion II: A critique. Br. J. Psychiat., 161, 378-387. Plato (c. 360 bc). Timaeus, extract from a translation by B. Jowett. Schactcr, D. L. (1987). Implicit memory: History and current status. J. Exp. Psycho/. Learning, Mem. Cogn., 13, 501-518. Schacter, D. L. & Kihlstrom, J. R (1989). Functional amnesia. In F. Boiler & G. J. Grafman, (Eds), Handbook of Neuropsychology (pp. 209-231). Amsterdam: Elscvicr Science.

Spiegel, D. (1993). Dissociation and Trauma. Dissociative Disorders: A Clinical Review (pp. 117-132). Baltimore: Sidran Press.

Taylor, D. C. (1986). Hysteria, play-acting and courage. Br. J. Psychiat., 49, 37-41. Triilat, E. (1986). Histoire de I’hysterie. Paris: Scghers.

Vandcrlindcn, J., Dyck, R. van, Vandcrcycken, W. & Vertommen, H. (1993). Dissociation and traumatic experiences in the general population in the Netherlands. Hosp. Commitn.Psychiat., 44, 786-788.

Weintraub, M. I. (1983). Hysterical Conversion Reaction. Lancaster, PA: Falcon House.

WHO (1992). The ICD-10 Classification of Mental and Behavioural Disorders: Clinical Description and Diagnostic Guidelines. Geneva: World Health Organisation.