Tedavide hipnozu kullanmaya kimler yetkilidir?

Tedavide hipnozu kullanmaya kimler yetkilidir?

Hipnoz tekniğinin uygulanması oldukça basittir. Ufak bir gayret ve çalışma, bizleri hipnotik tanıma ulaştırır. Hipnozu uygulayan kişi de olağanüstü her hangi bir yetenek olması söz konusu değildir.

Ancak hipnozun sadece basit bir teknik olarak değil de, belirli bir tedavi yöntemi olarak kullanacaksak, o zaman durum değişir. Tedavi aracı olarak kullanılarak hipnoz tekniğinin uygulayacak olan hekimin, aynı zamanda psikiyatri ve dinamik psikolojiyi bilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde hastaya fayda yerine, zarar verebilir.

Hastanın tüm şartlarının hipnoz ile tedavi olabilecek şekilde uygun olduğuna karar verdiyseniz, hipnoz tekniğini uygulayabilirsiniz. Ancak hastanın hipnoz hakkındaki beklentileri ve umutları gerçekçi olmalıdır. Gereğinden fazla umut yüklü bir hasta, tedavinin gecikmesi, sonuçlarının uzun sürede alınması gibi durumlarda hayal kırıklığına uğradığı zaman, tedaviyi kesebilir.

Muayene ve terapi seans ücreti ne kadardır? Muayene ve terapi seans süresi kaç dakikadır?

Muayene ve terapi seans ücreti ne kadardır? Muayene ve terapi seans süresi kaç dakikadır?

  •  İLK MUAYENE: 250 TL+KDV (%8) = 270 TL
  • HÜCUM TERAPİSİ: 3600 TL+KDV (%8) = 3888 TL (30 SAAT)
  • İDAME TERAPİSİ: Terapistin öngördüğü seans süresi dakikası 3 TL+KDV (%8) den hesaplanır. 24 saat öncesinden bildirilmeden gelmeme durumlarında seans öngörülen süre üzerinden yapılmış olarak kabul edilir ve ücreti talep edilir.

Psikoterapiler

PSİKOTERAPİ, Psikoterapiler

Psişik etki vasıtaları ile hastaya yardımın bütün yönlerini kapsayan tedavi sistemidir. Başka bir ifade ile, hastayı ihata eden çevrenin düzeltilmesi ve onun vasıtasıyla hastalıklardan, hastalığı oluşturan etkenlerden uzaklaşılmasına yönelen bir tedavi usulüdür.

Medikal incelemeye alınmış bir çok psikoterapi yönteminin temelini, çağdaş ilmi istikametlere yönelen, sinir sistemi fizyolojisinin kanunları ile uygunluk arzeden psikoterapi okulları olmalıdır.

Psikoterapik etki vasıtasının en geniş yayılmış ve tecrübede kendini isbatlamış biçimi, hekimin sözüdür. Ancak doktorun söylediği tüm sözleri de, psikoterapotik etkiye sahip olduğunu söylemek doğru değildir. Hekimin sözlerinin psikoterapotik değere haiz olabilmesi için; hastanın elemine ve üzüntüsüne etki ederek onda olumlu yankılar yapsın, hastanın iyileşeceğine olan inanç artsın ve doktoruna karşı güveni yükselsin. Meşhur nöropsikiyat ve psikoterapist V. M. Behterov demiştir ki; “Doktorla konuştuktan sonra, hasta kendisini iyi hissetmiyorsa, o hekim hekim olamaz”

Sadece doktorların değil, bazı din adamlarının, dervişlerin, medyumların, cincilerin ve bu gibi diğer insanların, hastalar üzerindeki etkileri psikoterapotik etki ve telkin efekti gibi değerlendirilmektedir. Bu açıdan, psikoterapi vasıtalarının çok eskiden beri mevcut olması gerekir. Bu da bilinen bir husustur. Rus bilim adamı hekim B. J. Botçal şöyle demiştir; “Her bir hekim, onun kendi isteğine bağlı olmayarak ilk sırada psikoterapisttir. Onun belirlediği ilaçların ve diğer tedavi usullerinin % 60’ı psikoterapotik etki gösterir.”

Psikoterapinin umumî ve hususî biçimleri vardır. Umumî psikoterapi her doktorun kendi tedavi uygulamalarından, şahsına münhasır bir yer tutar. Bu özellik, yalnız hekimin şahsî keyfiyetleri değil, bilgisi, zekası, sözleri, aynı zamanda onun harici görünüşü, muayene ve tedavi tekniği, tedavi müessesinin düzeni ve rahatlığı, duvarında asılmış plaketler, sertifikalar, diplomalar, yazılar v.s. amiller, bu etkiyi oluşturan diğer psikoterapotik faktörlerdir.

Psikoterapinin içeriğini ve etkisini anlayan her hekim bütün bu cihetleri dikkate almalı ve gündelik çalışmasında onlardan yararlı bir şekilde istifade etmelidir.

Psikoterapinin Özel Metodlarını aşağıya sıralamak mümkündür. Bunlar;

  1. Rasyonel Psikoterapi
  2. Psikanalitik Yöntem
  3. Telkin
  4. Hipnotik Telkin
  5. Narkohipnoz
  6. Grup Psikoterapi
  7. İmagoterapi
  8. Autogening Training
  9. v.d.

Çağdaş psikoterapinin muhtelif ülkelerde tatbik edilen onlarca birim ve çeşidi vardır.

RASYONEL PSİKOTERAPİ

Rasyonel psikoterapi tüm uyanık halde hasta ile mantiki yönden temellendirilmiş bir tedavi sürecini uygulamaktır. Rasyonel psikoterapiyi ilk tatbik eden İsviçreli psikoterapist P.S. Dubya olmuştur. (1912) Telkin etme biçiminden farklı olarak, rasyonel psikoterapi uygulamasında hekim hastayı sadece duyguları üzerinde değil, daha çok entellektüel düşünme, muhakeme etme yapısı üzerinde çalışır. Hastanın iyileşmesi, hekimin yaptığı görüşme peryodları içinde, hastanın kendi hastalığının içeriğini anlaması, iç görüş sahibi olması ve hastalığına karşı münasebetlerini değiştirmesi çerçevesinde ortaya çıkar. Yani bazende hekimin esas vazifesi hastanın “anormal” muhakemesinin, aksi istikamete döndürmek, yani hastalığının asıl mahiyetinin hastanın tasavvurundaki olumsuz bir savunma mekanizması olduğunu izah etmektir. Dubya, teklif ettiği metodun izah edici, açıklayıcı özelliğin ön plana getiriyor ve bunda hiçbir telkinin olmadığını söylüyor.

Ancak, gerçek bu şekilde değildi. Rasyonel psikoterapi hem telkin, hem inandırma, en başlıcası ise doktorun şahsiyetine yüksek güven olmasıdır. Hekimin gösterdiği psikolojik tesir hastanın emosyonel yapısına tesir etmeden “tedavi etkisi” ortaya konamaz.

Hekim psikoterapi sohbetine başlamadan önce derin bir anamnez toplamalı, çok iyi bir sistemik muayene yapmalı, laboratuvar araştırmalarında bulunmalı, gerekirse konsültasyon istemelidir.
Psikoterapi, entellektüel seviyesi yüksek, zeki eğitimli insanlara yapıldığında daha büyük etki göstermektedir.

Rasyonel psikoterapi muhtelif hipokandrial sendromlar, fobiler ve psikosomatik hastalıklarda geniş olarak tatbik edilebilir.

PSİKANALİTİK PSİKOTERAPİ

S. Freud tarafından ortaya konulmuş bu usul, daha çok Batı aleminde yayılmıştır. Bu metodu temelinde, hastalığı oluşturan “bilinçdışı çatışmaların” bilinçaltından bilince çıkma gayretleridir. Freud’un iddiasına göre, serbest çağrışım yöntemiyle yapılan konuşmalar neticesinde, hastanın ızdıraplarına neden olan faktörler tesbit edildiğinde, bilince çıkarıldığında hastanın durumu iyileşmeye başlıyor ve tedricen düzeliyor.

Psikonalitik yaklaşımdaki uygulamada, çeşitli sembollere, bu çerçevede rüya görmelere, görülen rüyanın muhtevasına, dil sürçmelerine, hatalara büyük önem veriliyor. Bunlar, hastalığın bilinçdışı kalmış yansımaları ve kılık değiştirmiş sunumları gibi kabul ediliyor. Hekimin başlıca vazifesi bu sembollerin anlamlarının ortaya konması, muhtevasının tahlil edilmesi ve böylelikle hastanın onların menfî tesirinden kurtarılmasıdır.

TELKİN TEDAVİSİ

Geniş olarak yazılmış metodlardan biri olup aynı zamanda diğer ihtisas dallarındaki uzmanlar tarafından da muvaffakiyetle tatbik edilir. Yerinde önerilmiş hekim sözünün kıymetini her zaman gözönünde tutmak gerekir.

Tedavi seansını yapma için hekim hastayı rahat bir koltuğa oturtur veya bir yatağa uzanmasını söyler. Hastaya gözlerini kapatarak, bütün kaslarını gevşetmesini, gerginlik ve telaştan uzak kalmasını teklif eder. 5-10 dakikadan sonra hasta oldukça sakindir. Böyle bir durumda hekim, telkine başlar. Hekim sözlerini kısa, sade ve anlamlı bir şekilde söyleyerek hastanın ızdırabını hafifletmeye çalışır. Bütün hastalar için uygulanacak tek tip bir telkin yoktur. Bunu hekim tayin eder. Doktor, hastasının yaşına, cinsiyetine, entellektüel seviyesine, medenî yaşantısına ve en önemlisi ise hastalığın esas semptomlarını gözönüne alarak tertip etmelidir.

Bazı psikoterapistlerin, meşhur yazarların ve alimlerin sözlerini buraya almakta yarar var.

“Ümidini yitiren ümitsiz kalır.”

“Senden hareket, Allah’tan bereket.”

“Her gecenin bir gündüzü, her derdin de bir çaresi vardır.”

“Derdini söylemeyen, dermanını bulamaz.”

“Dert, dert getirir.” v.s.

Uyanık halde yapılan bu telkinin, hipnoza yaktınlığı olmadığı veya aksi tesir gösterebileceği durumlarda uygulamak gerekir. Muhtelif fobilerde, (Kardiofobi, kanserofobi, spidfobi… v.s.) nevrotik sendromlarda, çocuk nevrozlarında başarıyla tatbik olunabilir. Enfarktüs ve felç geçirmiş hastaya emredici tonda telkin yapılmaması tavsiye olunur.

Resim 8: Hipnoz Seansı

HİPNOTİK TELKİN

Bu usulün başlıca yönü, hastayı hipnotik transın altına alacak telkin vermektir. Hipnotik transın fizyolojik mahiyeti tam olarak ortaya konamamıştır. Bir çok alimler hipnozu, normal uykunun bir çeşidi gibi kabul etmiştir. İ. P. Pavlov’a göre, normal uyku beyin korteksinin yaygın, bazende subkortikal alanlarıda içine alan inhibisyonudur. Hipnotik transı ise local bir inhibisyon halidir. Beyin korteksinde “Gözetici bölgelerin” olması ile normal uykudan ayrılır. Hipnotist, aynı “Gözetici Bölgelerin” aralığı ile hipnoz altına alınan şahısla bağlantılarını sürdürebilir.

Hastayı hipnotik transa almadan önce, sistematik bir muayene yapılması gerekir. Aynı zamanda hipnoza yatkınlığın derecesi tayin edilmelidir. Bazı alimlerin verdiği bilgiye göre, insanlar arasında hipnoza yatkınlık % 60-70 civarındadır. Elbette, hipnoz yapanın tecrübesine ve maharetine bağlı olarak bu rakamlar değişebilir.

Hipnotik transı oluşturmak amacı ile muhtelif uyarıcılar (parlayan eşyalar, ışık, monoton ses, tıkırtı v.s.) istifade ederek beş duyuyu etkileyen (işitme, görme, taktil v.s.) amacına ulaşır. Sözle telkin, gözle tesbit yöntemi ile hipnotik trans oluşturmak en çok uygulanan yöntemdir. Bu amaçla gerekli muayene ve hazırlıktan sonra hasta özel bir koltuğa alınır veya rahat bir yastığa uzandırılır. Onun dikkatini herhangi bir noktada topladıktan sonra, takriben aşağıdaki içerikli telkin ifadelerinden istifade etmek mümkündür.

“Gözlerini aynı noktadan ayırmadan benim sözlerimi dikkatle dinleyin. Bir müddetten sonra kolların, ayakların ve nihayet bütün bedeninin ağırlaştığını hissedeceksiniz. Aynı tempoda göz kapaklarının ağırlaşmaya başlayacak ve sonra onları kapatarak uyumaya başlayacaksınız. Ona kadar sayıyorum. 10 dediğimizde göz kapaklarınız kapanarak rahat ve sakin uykusunda dertsiz olacaksınız. Bir…… iki…… üç….. kollarınız yavaş yavaş ağırlaşıyor, ağırlık bütün bedenini sardı. Dört…. beş….. şimdi ise göz kapaklarınız ağırlaşmaya başlıyor. Altı…. yedi….. aralarla derin nefes alın. Gözleriniz kararıyor, bedeninizi hoş bir rahatlık kapladı. Sekiz…. dokuz….. artık gözlerinizi açık tutamıyorsunuz. İradenin dışında onlar kapanmak istiyor. On…. gözleriniz tamamiyle kapanıyor… Rahat ve tam istirahat edin, daha derin uyuyun….”

Elbetteki telkinin içeriği daha geniş ve başka ifadelerden ibaret olabilir. Başlıca şart, söylenen sözlerin telkin gücünü artıran faktörlere bağlıdır. Sözleri monoton sözle, arayla, inandırıcı şekilde söylemek lazımdır. Başlıca şartlardan biri de, muntazaman çalışmak ve tecrübe toplamaktır. Hipnoz ile tedavi metodunun bütün cihetleri konu ile ilgili literatürde geniş olarak mevcuttur.

Hipnotik trans altında telkin etmekle, tedavi bir çok hastalıklarda, nevrozlarda ve nevrotik sendromlarla psikosomatik bozukluklarda, bronşial asthma, hipertanyison ve şeker hastalığında bir takımdiğer rahatsızlıklarda, çocuklarda enüreziste, konuşma ve davranış bozukluklarında başarı ile tatbik edilebilir.

Literatürde en çok dissosiyatif bozukluklarında uygulandığını ve en basit tedavi yolu olduğunu görüyoruz. Onun haricisinde anksiyete nevrozu grubu hastalıklarda (fobiler, obsessif kompulsif bozukluk, genelleşmiş anksiyete bozukluğu, PTSS), somatoform bozukluklarda, kişilik bozukluklarında, cinsel fonksiyonel bozukluklarda kullanıldığını ve muhtelif psikoterapotik yöntemlerle kombine edildiğini görüyoruz.

NARKOHİPNOZ

Hastanın ven içine heksonal (% 10’luk) veya tiopental sodyum vermekle uyku meydana getirilebilir. Ancak bu tedavi yönteminde hastayı tam uyutmayor, sadece bilinçli hali kayboluyor. Ancak hekimle irtibatı devam ediyor. Bu esnada hekimin telkinleri başlıyor. Bazı hallerde yatması için izin veriliyor. Tedavi seanslarının sayısı, hastalığın ağırlık derecesine ve şahsın bu tedavi usulüne ilgisini dikkate alarak 8-10 veya daha çok seans yapılabilmektedir.

Sade yöntemlerle hipnotik trans mümkün olmadığında narkohipnoz metodundan istifade edilir. M. E. Teleşevskiya, bu yöntemi teşvik edici, düzeltici ve güçlendirici bir terapi olarak isimlendirmiştir.

GRUP PSİKOTERAPİSİ

Aynı zamanda birkaç kişi ile veya grup ile yapılan tipleri vardır. Grup içinde yapılan psikoterapide hekim aynı telkin ifadeleri ile bütün gruba tesir gösterir. Grup psikoterapisi, tedavi grubunda olan hastaların birbirine olumlu tesirinden de istifade eder. Bu maksatla, hastalar gruba alınırken, teşhisleri, yaşları, entellektüel seviyeleri göz önüne alınarak seçilir. Psikoterapi konusunun esasını, hekimin grupla dialoğu teşkil eder. Hekim hastalara, onları rahatsız eden hastalıkları hakkında onun meydana gelme sebepleri ve diğer yerlerden bilgi verir. Hastalık hakkında onlarda meydana gelmiş, yanlış düşünceleri ortadan kaldırmaya çalışır. hekimin becerisi, hastalarda biçimlenmiş olan negatif yaklaşımları değiştirmek, onların tedavi olacaklarına ve iyileşeceklerine olan inançlarını sağlamalı ve bunları yükseltmelidir.

Bu tedavi yöntemi, genellikle alkolizm, nevrozlar, nevrotik sendromlar ve sinir sisteminin diğer fonksiyonel bozukluklarında tatbik edilir.

İMAGOTERAPİ

Rus psikoterapisti İ. J. Volpert tarafından (1972) de teklif edilmiş bu yöntemin mahiyeti şöyledir: Psikoterapistin rehberliği (tavsiyesi) altında kendi hastalık belirtilerinin ortadan kaldırılmasına müsbet etki gösterebilecek “hayali suretlerle (imajinasyonla)” hayaller oluşur ve günde 1-2 saat aynı hayalin rolünü oynatır. Hasta seçtiği rolün, mânevî hususiyetlerini, davranışlarını, ilk etaptan duygulanımını ne kadar canlı ve objektif ifade ederse, o kadar çok başarı kazanmış olur.

Hastaya öğretmek gerekir ki; o kendisini temkinli, sakin ve huzurlu hissetsin. Kendindeki gerginliği, asabiliği ve diğer bu gibi halleri mülayimlik, tebessüm, şaka ve çeşitli yollarla ortadan kaldırır. 1-3 ay devam eden bu tedavi usulü bir çok hallerde müsbet neticeler verir.

İmagoterapi nevrozların bütün biçimlerinde o çerçevede gerginlik, sinirlilik, dahili organlarda hoşagitmez duygularla belirtilen nevrotik sendromlar da tatbik edilir.

AUTOGEN TRAİNİNG

Bu yöntemin başlıca üstünlüğü odur ki; onu benimseyen her birkişi, hekimin iştiraki olmadan istenilen vakit ondan istifade edebilir. Autogen Training ilk defa Alman psikiyatristi ve psikoterapisti Şults (1932) tarafından tatbik edilmiştir. Autogen training veya psikoloji jimnastica onunla meşgul şahsın iradesinin gücüne kendine telkin etkisi sağlamak usulüdür. Bu maksatla ilk sırada, kasların relaksasyonuna ulaşmak, bunun arkasından Şults’un teklif ettiği altı vaziyeti oluşturmak gerekir. Bu esnada hasta, rahat yatakta veya kanapede oturmalı veyahut yatmalıdır. Rahat nefes alıp vermek başlıca şarttır. Çalışmaları günde üç defa (sabah uykudan uyanır uyanmaz, öğleyin ve gece yatarken) yapmak gerekir. Önceden bu konu ile çalışan bir kişi, kollarını, bacaklarını, sonra ise tüm vücudunun ağırlaşmasını ve uyuşmasını telkin etmeyi öğrenmelidir. Bu maksadla, kendi kendine içten birkaç defa “kolların ve bacaklarım ağırlaşıyor. Bütün bedenin ağırlaşıyor” diye tekrar etmeli. Ağırlaşmanın tafsilatını hayalinde canlandırmalıdır. Bundan sonraki aşamada ise; sıcaklık hissi, mide bulantısı, nefes alıp vermenin serbest ve muntazam olmasını, karında sıcaklık ve nihayet alında serinlik hissi oluşturmayı öğrenmelidir.

Gösterilen umumi aşamaların becerilmesinden sonra, herbir kişi için ortaya konan özel telkin biçimlerine geçilir. Tedavi etkileri ortaya çıkarana kadar çalışmalar sürdürülür

Autegen Training kompleksine, yalnız başına becerilebilmesi için 2-3 ay süreyle hergün uğraşmak gerekir. Hekimle birlikte çalışıldığında bu süre kısalır, kendine telkin herbir şahsın, kendi organizmasına, tedaviye cevap vermesine ve sinir sisteminin bir çok fonksiyonel bozukluklarını tedavi etmeye geniş imkanlar verir

Hücum Tedavisi

Hücum Tedavisi, Hücum Terapisi, Hucüm terapisi istanbul

Psikoterapi ve kombine terapi grubuna rastgele örneklem yöntemi ile alinan hastalara psikoterapi uygulamasi baslandi. Hastalarin ilk fizik ve psikiyatrik muayenesi yapildiktan sonra, hastalarla tedavi plani ile ilgili görüsme yapildi. Tedavi planini kabul ettiklerine ve programa devam edeceklerine dair karsilikli söz verilip, imzalari alindi.

Tedavi plani on günlük hücum tedavisi ve idame tedavisi olarak iki gruba ayrildi. Hücum tedavisi günlük iki kez 60 dakikalik görüsmeleri içeriyordu. Bu görüsmelerin yarisi sabah, yarisi ögleden sonra uygulandi.

Hücum tedavisinin ve idame tedavisinin uygulandigi mekan özel olarak hazirlandi. Psikoterapi odasi ses geçirme yönünden izole edildi. Yan odalardan içeri ses girmesi ve disari ses çikmasi önlendi. Hastanin kendini psikoterapi odasinda güven ve emniyet içinde hissetmesi saglandi. Psikoterapi odasinda üç koltuk, kütüphane, video kamere, kayit cihazi, televizyon, kaset çalar mevcuttu. Psikoterapi odasi zaman zaman isiktan da izole ediliyor ve karanlik veya los bir ortam saglaniyordu. Aydinlatma uygun sekilde yapilmis ve istendiginde isigin siddetini degistirebilen cihazlarla donatilmisti.

Imajinasyon ve Hipnotik Trans çalismalari yapildiginda, hastanin oturdugu koltuk, elektrikli kumanda ile yatirilmakta ve hasta yatar vaziyete geçmekteydi.

Hücum tedavisine baslandigi gün hastanin tüm tedavisi video kamera ile VHS video kasetlere kaydedildi. Daha sonra, idame tedavisi de video kayitlara alindi.

On günlük hücum tedavisinin içeriginde davranisçi, bilissel(kognitif) ve içgörü yönelimli (Insight oriented) psikoterapi yaklasimlari mevcuttu. Bu açidan elastik ve eklektik bir uygulama yapildi. Fobik ve kompulsif hastalara davranisçi teknikler, panik ve anksiyeteli hastalara bilissel teknikler agirlikli olarak uygulanirken, dinamik formülasyona uygunluk arzeden hastalarda içgörü yönelimli bir terapi yaklasimi agirlikla uygulandi.

Hücum tedavisi süresince; teknik olarak interpersonel görüsme, imajinasyon, serbest çagrisim, fikra aktarma, katatimik rüya görüntülemesi, hipnotik trans, rüya analizleri, günlük yazma ve yorumlanmasi uygulandi.

Hücum tedavisi içerisinde hastalara tedavi rasyoneli aktarilmakta, tedavileri ile ilgili teknikler ögretilmekte ve sorunlar karsisinda nasil davranabilecegi, düsünebilecegi ve yorumlayabilecegi ile ilgili beceriler kazandirilmaktadir.

Hucum tedavisinde uygulanan davranisçi teknikler.

Davranis Hedefleri

Hastanin degistirmek istedigi belirli davranislar. Örnekler: egzersiz, kontrol etme, el yikama ve ödev yapma dakikalari

Yüzlestirme:

Korkulan bir uyarici ile yüzlesme. Örnek: Obsesif-kompulsif hastaya elleri kirli suya sokulduktan sonra el yikamadan uzak durmasi istenir.

Cevap/Uyarici hiyerarsisi:

Yüzlesmede kullanilmak üzere en çok korkulandan en az korkulana tepki ve davranislara dogru giden bir liste. Örnek: Hasta ve terapist, hastanin korktugu durum ve davranislari en azdan en çok korkulana dogru listeler. Asansörden korkan hasta için “asansörü düsünme” en az olurken, “Çok yüksek bir binanin tepesine çikan asansöre binme” en çok olur.

Modelleme:

Terapist istenilen tepkiyi kendi gösterir. Örnek: Terapist seansta uygun güçlü bir tepkiyi hastanin taklit etmesi için gösterir.

Taklit:

Hasta terapistin tepkisini kopyalar. Örnek: Hasta diger kiside gözledigi davranisi kopyalar ve uygular.

Davranis provasi:

Hasta terapi disinda uygulayacagi davranisi yapar. Örnek: Hastaya seansta patronuyla nasil yüzlesecegini gösterir.

Rahatlama Egitimi:

Ardarda, degisik kas gruplarini, rahatlatma görüntülerini hayalleyerek, agir nefes alarak rahatlama. Örnek: Terapist hastaya degisik kas gruplarini gittikçe gerip ve rahatlatacak, sonunda da bir rahatlama görüntüsüyle bitirecek sekilde rehberlik eder.

Aktivite Programi:

Aktiviteleri gün içinde zevk, yeterlilik, endise, üzüntü, korku ve diger hisler ve duygular seklinde siralayarak uygular. Örnek: Hasta saatlik bir programla ruh hallerini ve aktivitelerini belirler.

Dereceli Görevler:

Zevk ve yeterlilik yaratacak davranislari planlama ve uygulama. Genellikle bu davranislar terapistin ve hastanin belirledigi bir ödül menüsünden seçilir. Örnek: Hasta depresyona girmeden evvel mesgul oldugu davranislari listeler ve bu aktiviteleri en az zordan en çok zora dogru yapmak için belirler.

Kendine güven Egitimi:

Nasil zevk ve öz-saygi yaratacak isteklerde bulunulacaginin ögretimi. Örnek: Terapist hastaya bir diger kisinin davranislarinda degisiklik yaratacak isteklerde nasil bulunulacagini ögretir. Sonra hasta seans disinda güvenli tepkileri uygular.

Iletisim Egitimi:

Baskalariyla konusurken BEN cümlelerinin nasil kullanilacaginin egitimi. Örnek: Terapist hastaya suçlayici olmayan BEN cümlelerini ve hastanin tercih ettigi dogrultudaki cümleleri ögretir.

Aktif Dinleme Egitimi:

Arastirma, tekrarlama, empati yapma ve geçerli kilma egitimi. Örnek: Hasta digerlerinin duygulari, düsünceleri (arastirma) hakkinda daha fazla bilgiyi istemeyi, “sen….diyorsun” seklinde, duydugunu tekrarlamayi, karsisindakinin duygularini, “sen kizginsin çünkü…” seklinde belirtmeyi ve karsisindakinin dediklerinde bir dogruluk payi bulmayi “sen …diyorsun, çünkü….” demeyi ögrenir.

Kendini Ödüllendirme:

Istenilen davranislari artirmak için kendini methetme ve güçlendirme. Örnek: Hasta kendini bazi somut, olumlu seylerle (yiyecek, filim, hediye ya da iyi bir davranis) ya da olumlu cümlelerle “denedigim için kendimle gurur duyuyorum” seklinde ödüllendirebilir

Hucum tedavisinde uygulanan bilissel (Kognitif) teknikler.

Olumsuz düsünceleri belirleme:

Hasta depresyon, endise ve sinirle ilgili düsünceleri belirler. Örnek: Hasta ne düsündügünde kendini daha kötü hissettegini bulabilir. “Basaramayacagimi düsündügümde endise duyuyorum.”

Düsüncedeki inancin ve düsünceye bagli duygularin derecesini degerlendirmek:

Hasta negatif düsüncelerini (Ör. :üzgün, sinirli, hayal kirikligina ugramis,) belirleyince hangi düsünce ile hangi duygunun birbirine bagli oldugunu anlar. Sonra 0’dan 100’e kadar ne kadar “üzgün” oldugunu ve negatif düsüncesine ne kadar inandigini dereceler. Örnek: Ben , “Beni sevecek kimseyi bulamayacagim” düsüncesine %85 derecesinde üzülüyorum ve buna %90 inaniyorum.

Negatif Düsünceyi Sininflandirma:

Hasta düsünceyi, düsünceyle bilertilen düsünme bozukluguyla siniflandirir. Yani algilamadaki sistematik hatalarini farkeder.Bu hatalar; keyfi çikarsama, falcilik yapma, düsünce okuma, yanlis niteleme, kötüye yorma, özellestirme, ya hep ya hiç seklinde düsünme, abartama, bireysellistirme, küçümseme, olumlulara inanmama ve genellleme olabilir.

Eger düsünce dogru ise bu ne demek?(Düsey inis):

Terapist sorar, “Eger düsüncen dogruysa bu sana ne ifade ediyor? Bu niçin bir problem? Ne olur ” Bu sorular her bir sorunun cevabi için sorulur. Örnek: “Eger partide reddedilirsen, bunun senin için çekici olmadigin anlamina geldigini söyledin. Eger çekici olmazsan ne olur?

Altta Yatan Düsünce Nedir?:

Terapist hastanin altta yatan kurallarini inceler. Örnegin, hastanin “eger-o zaman” ve “yapmaliyim” cümlelerini. Örnegin, “Eger biri beni sevmezse, bu sevilecek biri degilim demektir.”

Düsüncenin maliyeti ve kari nedir?:

Tepapist hastadan düsüncenin tüm avantaj ve dezavantajlarini listelemesini ve avantajlar ile dezavantajlar arasini yüz puana bölmesini ister. Bu hastanin düsünceyi degistirmek için motivasyonuna yönelir.

Delil nedir?

Hasta düsüncesini destekleyen delilleri listeler. Deliller ne kadar agirliklidir? Delillerin niteligi nedir.?

Olayi Perspektife (Yelpazeye) oturtmak:

Hastadan olayi 0’dan 100’e kadarlik yelpazede incelemesi istenir. Eger olay gerçeklesirse ne olur. Ardindan daha kötü ya da iyi ne olabilir. Eger olay gerçeklesirse hala ne yapilabilir.?

Çifte-standart:

Terapist hastaya “Bu standardi baskalari için de uygularmisiniz? Neden, Neden Degil?”, diye sorar.

Düsünce Hakkinda Konusma:

Terapist ve hasta, negatif düsünce aleyhinde söz alacak sekilde rol alirlar. Roller degisebilir.

Bölgesel Analiz:

Hasta dogrulanmamis sonuçlara mi variyordur? Örnegin: “Eger sinavda basarili olamazsam, ben kendim bir basarisizim.”

Alternatif bir Açiklama Var mi?:

Hastadan pek çok alternatif sebebi ve sonucu, özellikle daha az negatif alternatifi incelemesi istenir.

Çözülecek bir problem var mi?

Hasta düsüncesine bir problem çözüçü olarak yaklasiyor mu? Problem nedir? Amaç ne olacaktir? Hangi kaynaklar, bilgiler, beceriler ve hareketler ile ilgilidir.? Hasta problemi çözmek için ne gibi planlar düsünebilir?

Kabul:

Hastanin fikse etmek ya da kavga etmekten çok, kabul etmeyi ögrenecegi bir gerçek var midir?

HÜCUM TEDAVISI PROGRAMI

1.Gün Sabah: Hastanin psikoterapi odasina alinmasi, videokayit cihazinin çalistirilmasi ve hastanin anamnezinin kaydedilmesi. Bu süreç içerisinde hastadan psikiyatrik hikayesi alindi. Kimlik bilgileri, hastalik öncesi hikayesi, geçirdigi hastaliklar kaydedildi. Anamnezinde; prenatal ve perinatal hikayesi, erken çocukluk dönemi (Dogumdan üç yasina kadar), orta çocukluk dönemi (3-11 yas arasi ), geç çocukluk dönemi (Puberte ile adölesan arasi dönem), adultlük dönemi, psikoseksüel gelisimi ve aile hikayesi alindi.

Geç çocukluk döneminde sosyal iliskileri, okuldaki durumu, kognitif ve motor gelisimi , ruhsal ve fiziksel problemleri, cinsellikle iligili tutum , davranis ve gelisimi sorgulandi. Adultlük döneminde; is hayati, evlilik ve çevresi ile iliskileri, egitim ve ögretimdeki durumu, dini inançlari, sosyal aktiviteleri, yasadigi mekanin durumu ve özellikleri, yasalarla ilgili hikayesi ögrenildi.

Ögleden Sonra: Mental Durum Muayenesi yapildi. Mental durum muayenesinde genel degerlendirmede; görünümü, davranis ve psikomotor aktivitesi, doktora karsi yaklasimi degerlendirildi. Duygudurum ve affektleri açisindan; hastanin duygudurumu, jest ve mimikleri, duygudurumun jest ve mimiklere uygunlugu incelendi. Konusmanin yapisi, niteligi, içerigi, sürati degerlendirildi. Algilama ve kavramanin durumuna bakildi. Düsüncenin sekil ve içerik açisindan durumu incelendi. Daha sonra hastanin algilama ve bilissel yetileri incelendi. Hastanin zekasi, soyut düsünme yetenegi ve içgörü seviyesi degerlendirildi. Suur seviyesi, oryantasyonu, hafizasi, konsantrasyon ve dikkat yetenegi, okuma ve yazma kapasitesi, visuospatial algilamasi, soyut düsünce durumu ve zekasi kontrol edildi. Ayrica hastanin dürtü kontrol durumu ve içgörü yetenegi degerlendirildi. Gerekli görülen hastalarda; genel fizik muayene, nörolojik muayene, ilave psikiyatrik görüsme tekniklerinin uygulanmasi, laboratuvar ve psikometrik testlerin uygulanmasi yapildi.

2. Gün Sabah: Hasta hakkinda düsünülen pozitif ve negatif bulgular listelendi. Tüm elde edilen verilerden yola çikilarak bir hastalik formülasyonu olusturuldu. Hastaya konan teshis çerçevesinde psikodinamik bir formülasyon netlestirildi ve buna uygun bir tedavi plani yapilandirildi.. Hasta hakkinda düsünülen teshisin ve psikodinamik formülasyonun dogrulugunu test etmek amaci ile ileri soru ve incelemeler yapildi ve hatalarin önüne geçilmeye çalisildi.

Ögleden Sonra: Hastanin bu formülasyon perspektifinde rahatsizliginin hangi anksiyete bozuklugu kümesine girdiginin tesbiti yapildi. Fobik, obsessif kompulsif ve anksiyöz kümelerinde olan bu hastalarin, anamnezlerinden elde edilen bilgiler çerçevesinde bozuklugun davranissal, bilissel ve psikodinamik ögelerinin neler oldugu ortaya kondu. Davranissal ögeleri agirlikli olan hastalar için davranisçi bir yaklasimla tedavi hedefleri gelistirildi ve tedavi plani olusturuldu. Bilissel çarpitmalari agirlikli olan hastalar için buna uygun tedavi hedefleri ve stratejileri gelistirildi. Psikodinamik agirlikli bir formülasyon üzerinde duruluyor ise içgörü yönelimli kisa dinamik psikoterapi hedefleri ve stratejilerinin tesbiti yapildi.

3. Gün Sabah: Hasta psikiyatrik bir ön egitime alindi. Bu psikiyatrik egitimde insanin biyopsikososyal gelisimi hastaya algilayabilecegi seviyeden anlatildi. Mental yapinin davranislarini nasil belirledigi anlatildi. Davranissal kaliplarin ve beyindeki otomatik releks cevaplarin nasil olustugu örnekleri ile aktarildi. Davranissal açidan normal ve patolojik davranisin nasil ögrenildigi ve uygulandigi aktarildi. Davranissal hatalardaki sosyal ögrenme teorisi, modelleme ve genelleme gibi konular üzerinde duruldu. Bilissel yeteneklerimizin gelismesi ve algilarimizdaki subjektivitenin etkisini göstermek amaci ile sistematik hatalar hastalara tek tek anlatildi. Bunlar arasinda ; selektif seçicilik, asiri genelleme, küçültme, abartma, ya hep ya hiç tarzinda düsünme, bireysellistirme ve keyfi çikarsama üzerinde oldukça yogun duruldu. Otomatik düsünceler ve bilinç disi afonksiyonel semalarin ne oldugu ve nasil çalistigi anlatildi. Düsünce ve duygulanim arasindaki etkilesme siklusunun nasil bedensel yapimizi etikledigi ve otonom sinir sistemimizde ne tür etkilere yol açtigi aktarildi.

Ögleden Sonra: Dinamik formülasyona uyan hastalara daha da agirlikli olmak üzere bebegin psikoseksüel gelisimi aktarildi. Psikoseksüel dönemdeki takintilarin ne tür ruhsal bozukluklara yol açabilecegi hastalari izah edildi. Mental yapimizin Freudiyen nazariye çerçevesinde id, ego ve süperego ile bilinç, bilinç öncesi ve bilinçdisi kavramlari basitlestirilerek anlatildi. Id, ego ve süperego’nun arasindaki dengenin nasil saglandigi ve bu denge bozukluklardinda meydana gelen anksiyetenin temel nedenlerinin neler olabilecegi aktarildi. Ego’nun düzenleyici rolünün önemi ve bu rolünü yerine getirirken kullandigi savunma düzeneklerinin neler oldugu anlatildi. Bozuklugun içgörüsünün yakalanabilmesi açisindan savunma düzeneklerinin nasil çalistiginin hasta tarafindan çok iyi bilinmeliydi. Bu nedenle tüm savunma düzenekleri hastaya örnekleri ile birlikte tek tek anlatildi.

4. Gün Sabah: Hastaya verilen tüm bilgi ve egitim materyalinin hastanin kendi hayati ile iliskilendirilmesi yapildi. Hastanin kendi hayat hikayesinden alinan çarpitmalar, otomatik düsünceler, davranissal kaliplar, savunma düzenekleri hastanin tolere edebilecegi seviyede aktarildi. Hastanin yazmaya basladigi günlükleri ve getirdigi rüya materyalinin yorumu üzerinde duruldu. Hastaya ilk imajinasyon testleri yaptirildi. Imajinasyonunun nasil gelistirecegi ve vucut relaksasyonunun nasil olusturacagi ile ilgili teknik bilgiler verildi. Hastayi mayalamak amaci ile daha önce Dr. Tahir Özakkas tarafindan hazirlanmis olan bir hipnotik trans seansi videokaseti seyrettirildi. Bu hipnotik trans kasetinde; bilinç ve bilinçdisi kavraminin ne oldugu, savunma düzeneklerinin nasil çalistigi, posthipnotik telkinlerin sujeler tarafindan nasil uygulandigi ve bu uygulamalarini bilinç seviyesinde nasil izah ettiklerini, bilissel çarpitmalarin nasil çalistigini bir objektif örnekle seyretme ve içgörü kazanma imkanina sahip oldular.

Ögleden Sonra: Hastalar gelistirdikleri imajinasyon çalismalari ile hipnotik transa hazir hale getirildiler. Dr. Tahir Özakkas tarafindan hazirlanmis olan “Otohipnoz ve Relaksasyon” ses kaseti dinlettirilerek hipnotik transa alindilar. Hipnotik transa giremeyen hastalarin dirençlerini yok etmek için yardimci bir takim teknikler kullanilarak hastalarin transa alinmasi saglandi. Hastalar orta seviyede bir hipnotik trans konumunda muhafaza edildiler. Hastalar kataleptik vaziyette iken motor koordinasyonlarini kaybetmekte, ancak bilinçlerini hafif bir bulaniklikla birlikte muhafaza ettiler. Bu hal bir nevi hipnogojik bir duruma benzemekteydi. Bu dönemde hastalarin bir rüya görmeleri istendi. Rüyalar ya hekimin senaryolastiridigi bir çerçevede telkinle olusuturuldu ya da spontan olusmasina izin verildi. Bu rüya içeriginin yorumlanmasi ile bozuklugun bilinç disi nedenleri veya etkili olan travmatik hadiselerin boyutlari anlasilmaya çalisildi. Bu rüya içeriginin trans boyunca yorumlanmasi ve bu yorumlarin dogrulugunun ayni anda rüya içerigine müdahale ederek uygun olup olmadigi test edilmesi mümkündü. Bu durum tedavinin basinda hekim tarafindan yapilan formülasyonun geçerli olup olmadigini hekime geri bildirim seklinde bildiriyordu.

5. Gün Sabah: Hastanin günlüklerinin ve rüyalarinin üzerinde duruldu. Hasta hipnotik transa alindi. Hipnotik transta standart imajlarin görülmesi temin edildi. Bu standart imajlarin durumu dikkatli bir sekilde not edildi. Standart imaj olarak orman, göl, akarsu, orman içinde bir ev, evdeki albüm, dag, orman içinde antik bir sehir , antik sehrin yeraltindaki odalari imajine ettiriliyordu. Bu imajlardan projektif bir test gibi istifade ediliyor ve sembolizasyonun analizi yapiliyordu. Imlajlardaki saglikli ögeler ve patolojik ögeler ayristiriliyordu. Patolojik ögeler konusundaki yargilar baska imajlarla kontrol ediliyor, dogrulugu onaylanirsa o imajlari degistirmeye yönelik telkin tedavisi ve yeni senaryolor ve yardimci ego güçleri olusturulmaya çalisiliyordu. Bu imajlarda ego güçleri arasindaki uyumsuzluklar ortaya konuluyor, bozukluga neden olan ego güçleri hekimin de desteklemesi ile diger ego güçleri tarafindan zayiflatiliyor veya ortadan kaldiriliyordu. Fobik hastalar için fobik ortam ,bu hipnodrama da kontrollü olarak olusturuluyor, hastanin birebir tepkilerini ve dirençlerini ölçmek mümkün oluyordu. Hipnodrama sayesinde hastalar fobik uyarana karsi güçlü ve kisa süre içerisinde desensitize edilmeye çalisiliyordu. Obsessif-Kompulsif hastalar için yüzlestirme ve cevap engelleme gibi davranisçi ve kognitif teknikler hipnotik trans altinda hipinodrama ile mükerrer defalar yapildi. Kisinin kompülsiyonlarini önleme gücü ve obsesyonlari ile basetme yetenekleri bu sekildi artirildi. Anksiyöz hastalarin anksiyetelerini kontrol altina alabilmeleri için otohipnoza girmeleri ögretildi. Hipnotik trans altinda olumlu düsünce ve olumlu imajlarla duygudurumunu degistirebilme ve bedensel degisiklikleri olumlu olarak yorumlayip onlari kontrol edebilme deneyimi kazandirildi.

Ögleden Sonra:Hastanin sabah yapilan transi ile ilgili yorumlar yapilarak hastanin hastaligi ile ilgili bir içgörü kazanmasi temin edilmeye çalisildi. Egosunun kaldiramayacagi çatismali yorumlardan kaçinildi. Hasta hipnotik transa alindi. Standart imajlar verildi. Bu imajlardaki olumlu ve olumsuz degisiklikler irdelendi. Hastanin tedaviye yaklasim tarzi ve tedaviden beklentileri ile ilgili imajlarin neler oldugu üzerinde duruldu. Tedaviye karsi negatif hisler, dirençler ile tedaviden asiri beklentiler öncelikle farkedilerek gerekli önlemler alindi .Olayin rasyoneli tekrar tekrar aktarildi. Hastanin spontan rüya görmesi için trans altinda telkin yapildi. Spontan rüya ile hastanin öncelikle dile getirmek istedigi duygulari açiga çikartildi. Dinamik formülasyona uyan hastalara hipnotik trans altinda hayat hikayeleri hipermnezik ve ekmnezik bir yaklasimla tekrar anlattirildi. Travmatik kaynaklara ulasilmaya ve katarzis temin edilerek olusmus bilinçdisi negatif yüklenmenin bosaltilmasina çalisildi. Katarzis temin edilen hastalarda büyük bir rahatlama oldugu gözlendi. Bu rahatlamadan yola çikilarak bozuklugun tamamen yok edilebilmesi için travmatik kaynaklara ulasmak ve nesne iliskilerini tekrardan bugünkü düzlemde yeniden kurmak için çalismalar yapildi. Bu çalislmalarda yine hipnodramaya büyük agirlik verildi.

6. Gün Sabah:Günlükler ve getirilen rüya materyali üzerinde duruldu. Birgün önceden verilen ev ödevlerinin yapilip yapilmadigi arastirildi. Basarilamayanlarin nedenleri üzerinde duruldu. Bir gün önceki hipnodramadaki imajlarin uygun olanlarinin yorumu yapildi. Hastaya rüya analizleri ve sembol dili ile ilgili bilgiler verilerek rüyalarinin analizi ve bilinç disi çatismalarinin algilamasi ögretildi. Hastaligin rasyoneli ve formülasyonu hasta ile birlikte gözden geçirildi. Hatali veya yanlis bulunan ögeler üzerinde durularak yeniden yapilandirilmaya çalisildi. Bu konuda hastanin aktif is birligi saglandi. Hastanin tedavisi ile ilgili yeni hedefler ve yeni stratejiler gelistirildi. Bu hedeflere ulasmak için uygulanmasi gerken teknikler üzerinde dikkatli bir sekilde duruldu.

Ögleden Sonra: Hastanin gün ile ilgili yorumu dinlendi. Bir istegi olup olmadigi soruldu. Herhangibir önerisi yoksa otohipnoz teknigini nasil kullanacagi ögretildi. Tedavi odasinda hekimin yaninda kendi kendine hipnotik transa girmesi önerildi. Otohipnozu basarip basaramadigi gözlendi. Hatali uygulamalari düzeltildi. Otohipnoza girdikten sonra hipnodrama ve standart imajlar uygulandi. Sstandart imajlardaki degisime göre tedavi programi revize edildi. Hastanin durumuna göre hipnodrama içerisinde aktif yeni senaryolar olusuturularak hastanin bozuklugunu yenmesi için telkin ve motivasyonlar verildi. Hasta taranstan çikartildi gerekli ev ödevleri verildi ve gönderildi.

7. Gün Sabah: Hastanin günlügü okundu, rüyalari dinlendi ve yorumlari yapildi. Hastanin tedaviye olan uyumundaki aksakliklar üzerinde duruldu. Ortaya çikan yogun direnç mekanizmalarinin ne oldugu , direnç mekanizmalarinin nasil çalistigi ve hastaliktan dogan sekonder kazançlarin neler oldugu anlatildi. Tedaviyi baltalayarak tedavinin basarisini engellemeye çalisan kimlik ögelerinin nasil çalistigi, bunlara karsi nasil mücadele edilmesi gerektigi ile ilgili bilgiler verildi. Hasta hipnotik transa alindi. Hipnotik transta standart imajlar uygulandi. Transta iken Dr. Tahir Özakkas arafindan hazirlanan olumlu ve olumsuz ego güçlerinin çatismasini simgeleyen “Tiyatro Sahnesi” isimli ses kaseti hastalara dinletilerek olumlu ego güçlerinin bu savasi kazanmasi temin edilmeye çalisildi.

Ögleden Sonra: Hastanin direnç mekanizmalari üzerinde duruldu. Hastanin rahatsizligi nedeni ile elde ettigi sekonder kazançlari konusunda içgörü kazanmasi ve bunlardan vazgeçerek daha saglikli hedeflere yönelmesi temin edilmeye çalisildi. Bilissel-davranissal tedavi tekniklerinin hangisinin daha yararli olabildigi konusunda tartisma yapildi. Zorluklarin nasil asilacagi ve yeni hedeflere nasil ulasilacagi ile ilgili bilgiler verildi.Hastanin izolasyondan siyrilarak duygularini daha rahat ifade edebilen ve paylasabilen bir birey haline gelmisine yardimci olundu.

8. Gün Sabah:Hastanin günlügü okundu, rüyalari dinlendi ve yorumlari yapildi. Hastanin olumsuz düsüncelerinin neler oldugu ve bu olumsuz düsüncelerin otomatik olarak nasil ortaya çikmtigi üzerinde duruldu. Otomatik düsünceleri olusturan daha altta duran afonksiyonel bilinçdisi semalarin neler oldugu üzerinde duruldu. Bu semalarin nerelerden kaynak aldigi ve niçin bunlarin tartismaya açilmadigi ile ilgili sorgulama yapildi. Bu semalarla ilgili içgörü kazandirilmaya çalisildi. Hasta hipnotik transa alindi, Dr. Tahir Özakkas tanrafindan hazirlanmis “Olumsuz Düsünceleri Yok Etme” kaseti dinletilerek, olumsuz düsüncelerin imajla yok edilmesine ve olumlu ego güçlerini destek verilmeye çalisildi.

Ögleden Sonra: Hastadan günün yorumu dinlendi ve içgörü kazandigi konulari aktarmasi istendi. Basarabildiklerini ve basaramadiklarini ifade etmesine imkan verildi. Basarisizliklarin üzerinde tartisma yapilarak çikis yollari birlikte arandi. Hasta hipnotik transa alindi “Olumsuz düsünceleri yok etme ” ses kaseti dinlettirildi. Hasta transtan çikartildi. Ev ödevleri üzerinde tartisilarak ev ödevleri verildi.

9. Gün Sabah: Hastanin günlükleri okundu, rüyalari incelendi ve gerekli yorumlar yapildi. Daha önce doktor tarafindan önemli görülmüs bulunan videokaset fragmanlari hasta ile birlikte izlendi. Hata kendindeki degisimleri, bu kasetler vaitasi ile objektif olarak yakaladi. Farkina varamadigi davranis, tutum ve yaklasimlarindaki olumsuz ve olumlu ögeleri tekrar degerlendirme imkanina kavustu. Hayat hikayesini tekrar dinleyerek tekrardan yorumladi. Gereksiz ayrintilari, anlatilmadan geçen ve saklanan ögeleri, bunlarin arkasindaki dinamik güçleri bizzat görmesi temin edildi. Degisik ego state’lerdeki tepkilerinin ve yaklasimlarinin farkliligini farketmesi istendi. Hasta hipnotik tarns altindaki kasetlerini de seyrederek aldigi egitim ve bilgiler çerçevesinde o güne kadar doktor tarafindan yapilmayan yorumlari da yapma imkanini buldu. Bundan sonraki hayatinda daha saglikli adimlar atmasi için bir takim çözüm anahtarlarini eline geçirdigini, en azindan hangi problem karsisinda ne yapmasi gerektigini ögrenmis oldu

Ögleden Sonra: Hastadan günün yorumu dinlendi. Belirlenen videokasetlerin izlenmesine devam edildi. Bu video kasetler üzerinde yorumlama, içgörü kazanma ve elestirme gibi hususlar üzerinde durularak tesbit edilen hedeflere ulasilmaya çalisildi.. Yeni bir kimligin yeniden yapilandirilmasi ve restorasyonu için ego’nun saglikli ve rasyonel yapisindan istifade edilmeye çalisildi. Uzun vadeli saglikli hedefler ortaya konuldu.

10. Gün Sabah: Hatanin günlükleri okundu, rüyalari incelendi ve gerekli yorumlar yapildi. Tedavi programi genel olarak gözden geçirildi. Nereden baslanildigi nereye gelindigi tartisildi. Yapilabilenler ve yapilamayanlar gözlendi. Tedavi strateji ve tekniklerinde eksik olup olmadigi tartisildi. Eksik görülen hususlarin üzerinde birkez daha duruldu. Hasta hipnotik transa alindi. Olumlu telkin ile egosu takviye edildi. Tiyatro Sahnesi ses kaseti tekrar dinletilerek olumsuz ego güçleri tamamen ortadan kaldirilmaya çalisildi.

Ögleden Sonra: Hastaya hücum tedavisinin sonuna gelindigi hatirlatildi. Bugüne kadar sürdürülen programda zihnine takilan konulari açik olarak sormasi istendi. Program birlikte tekrar gözden geçirildi. Idame tedavisi ile ilgili yakin ve uzak hedefler ortaya konuldu. Yakin ve uzak hedefler için zaman sinirlamasi konuldu.Idame tedavisinin baslangiçta haftada iki kez, daha sonra haftada bir kez, daha sonra iki haftada bir kez yapilmasina karar verildi. Video kasetlerden bazi fragmanlar izlendi. Hasta kisa sürede kendi kendine otohipnoza girebildigini ve burada kendine olumlu telkinler verebildigini hekimine gösterdi. Hasta ev ödevleri ve yapmasi gerekenlerle ilgili olarak bilgilendirilerek gönderildi. Gönderilmeden öjnce standart psikometrik testleri doldurmasi da istendi.

Uygunsuz ve Hatalı Hipnoz Uygulamasının Olumsuz Sonuçları

ROBB O. STANLEY ve GRAHAM D. BURROWS

Mellbourne Üniversitesi, Avustralya

Çeviren: Deniz Şenelt

Yıllar boyunca bazıları hipnozun kendisinin hassas bireyler için bazı riskler ortaya çıkartabileceğini savunmuş (Meares, 1961) diğerler bir bazıları da hipnoz kullanımında hiç bir risk olmadığını ileri sürmüşlerdir (Le Cron, 1961). Ters etkiler konusunda bir sonuca varmak için herzaman için hipnoz tekniklerinin hangi koşullar altında, kim tarafından ve kime kullanıldığı göz önünde bulundurulmalıdır (Stanley, 1994).

MacHovec (1988) bu ters etkileri hipnoz uygulamaları ile ilişkili olarak özel olarak belirlemeye çalışmıştır.

Hipnozun komplikasyonları/sorunları, hipnoz sırasında veya sonrasında ortaya çıkan, üstünde anlaşmaya varılmış hedeflerle çelişen ve normal zihinsel işleve zarar vererek hipnotik sürece engel oluşturan, beklenemedik ve istenmeyen düşünceler, duygular veya davranışlardır. Bunların geçmişten gelen veya tekrarlanan benzer zihinsel veya fiziksel bulguları yoktur. Bunlar sağaltıcı olmayan, ya da sağaltım dışı şeylerdir. (Tedavisi yoktur). (MacHovec, 1988, sf.46)

Hipnozun herhangi bir alanda kullanılmasından ters etkiler doğduğuna yönelik kanıt var mıdır ve bu ters etkiler nelere bağlanabilir? Bir durum veya bir seri olgu olarak hipnozun bizzat kendisinin bu alanların herhangi birinde zarara sebep olabileceğine kanıt var mı, yoksa ters etkiler hipnozun kullanılış yolunun ve trans sırasında verilen telkinlerin bir sonucu mu?

HİPNOZ TECRÜBESİNİN TERS ETKİLERİ

Hipnozun olası ters etkileri ile ilgili ilk endişeler, irade kontrolü konusu ve hipnoz edilmiş öznenin başka koşullarda yapmayacağı ve kabul etmeyeceği şekilde davranma olasılığı ile ilgiliydi. Özel olarak bu konudaki ilgi ve endişe, saldırı suçları komisyonuna ve yetkililerin dikkatini çeken cinsel taciz ve tecavüz vakalarındaki irade kontrolü değişiklikleri üzerinde toplanmıştı. Bu kaygılar, Fransız Hükümetinin kurduğu Mesmerizmi Araştırma Komisyonu tarafından 1784 yılında dile getirilmiştir.

İrade kontrolü ve hipnoz konusu bu bölümün kapsamı dışındadır. Bununla ilgili olarak ‘Öznelerin, hipnoz yoluyla, normalde kabul edilemez buldukları veya kendilerine/diğerlerine zarar vermesi olası bir şekilde davranmaları sağlanabilir mi?’ sorusunun cevabı belirsiz kalmakta olduğu yorumunu yapmak yeterlidir. Bu sorunun cevabı, bulunulan bağlam, öznenin özellikleri, kullanılak teknik ve belki de katılımcının farkındalığının dışında olan psikolojik süreçler dolayısıyla cevap, ‘Belki evet, belki hayır’ gibi gözükmektedir.

Hipnozdan kaynaklanan değişen bilişsel süreçler durumu kendi başına bir tehlike ortaya çıkartabilir mi? Çoğu insanın psikolojik işleyiş dağarcığında mevcut olan bir ‘durum’un kendisine fiziksel olarak zararlı olması muhtemel değildir. Tabiat bir tür canlıya, doğası gereği kendi türünün bir üyesinin zarar görmesine neden olan bir özelliği çok nadiren verir.

Bu durumun yaratıldığı bağlam bazı problemlere sebep olabilir. Eğer bilişsel süreçlerin değişikliği kişinin kendi güvenliğini korumak için yapması gerekenleri engellerse zararlı olabilir. Böyle bir durum, katılması gereken aktivitelerden uzaklaşmasında tehlikenin yattığı, sözde ‘anayol hipnoz’ ile ortaya çıkar. Böyle kendiliğinden olan durumlar ile burada ilgilenmiyoruz. Benzer zorlukların, hipnotik olguların kasıtlı yaratılmasında ortaya çıkması da mümkündür, ancak bu olgunun sonucu değil, ama içinde kullanıldığı bağlamın sonucudur.

Benzer şekilde, özel telkinlerin kullanılması, kişinin olağan kendini koruma kabiliyetini engelleyebilir. Özellikle, ağrı algılamada değişiklik dikkatli yapılmamışsa, hastada yeni bir ağrı kaynağına koruyucu bir karşılık verememe riski ya da tedavi edilen bozuklukla ilgili değişiklik yaratabilir.

Hipnoz herkesin psikolojik sağlığı ve iyiliğine karşı bir risk ortaya çıkartır mı? Hipnozun profesyonel olarak terapi amaçlı kullanımının başlamasından bu yana (hatta Marquise de Puysegar’ın 1784’deki çalışmasından beri), klinik hipnozun (Conn, 1981; Eastabrooks, 1943; Rosen, 1960; Meares, 1960, 1961; Orne, 1965, Weitzenhoffer, 1957; Williams, 1953; Wolberg, 1948) ve özellikle, eğitimsiz uygulayıcılar tarafından veya eğlence aracı olarak hipnozun kullanımının (Weitzenhoffer, 1957; Wolberg, 1948) olası ters etkileriyle ilgili dile getirilen endişeler vardır.

Bildirilmiş ters etkiler bunalımlı/depresif tepkiler, panik atak telaşı ve psikoz atakları kapsar. Ancak klinisyenlerle araştırmacılar bu konurda fikir birliği içinde değildir. Bazıları hipnozun hiç bir tehlikesi olmadığını savunurlar (Janet, 1925; Le Cron, 1961). Diğerleri ise hipnozun sadece yanlış uygulandığında risk ortaya çıkartabileceğini ileri sürer (Yapko,1992). Başka bir grup ise hipnozun, yapısı gereği bazı hastalarda potansiyel olarak tehlikeli olduğunu belirtirler.

Bu ters etkilerin var olduğunun kanıtı nedir? Üç çeşit kanıt bulunmakta: klinik veriler veya vaka raporları, hipnoz uygulayıcılarının incelemeleri ve katılımcılarla klinik, araştırma ve eğlence ortamlarına yapılan görüşmeler

KLİNİK OLAYLAR

Marquise de Puysegar 1784’de ‘geçici uyurgezerliği’ yarattığında hipnozun potansiyel ters etkileriyle ilgili kaygıları dile getirdi (Conn, 1981). 19. yüzyılın ortasına kadar, ilkbaşta bu hastaların iradeleri dışında hareket etmeye yönlendirilmeleri ya da kandırılmaları/iğfal edilmeleri ile ilgili olsa da, hipnoz kullanımına karşı yaygın kaygılar ortaya atıldı (Conn, 1981; Reiter, 1958).

Hipnozdan kaynaklanan klinik sorunlar seyrek olarak ortaya çıktı ve Marceus (1959) hipnozdaki gerçekler ve kurgular üzerine olan dönüm noktası metninde 11 ana kaygı hoktasına dikkat çekti. Bunlar konuya dahil olan öznenin psikolojik sağlığı; telkin edilen fizyolojik sonuç; histerik boyutlara varan akut sıkıntı ve hipnotik olarak onerilen sağırlık, körlük veya hafıza kaybı ile ilgiliydi. Bunlar genelde konuya dahil olan hipnoterapistin tecrübesizliğinden ve hipnozun kendi doğasından çok kullanılan telkinler ve metaforlardaki sorunlardan kaynaklandı.

Bu yüzyılın ilk yarısında hipnozun yan tesirleri hakkında birçok rapor ortaya çıktı. Hilgard, Hilgard, ve Newman (1961) başağrıları, titreme, nevrotik ve psikotik bulguların hipnozun klinik uygulamalarından ortaya çıkabileceğini iddia eden bu alandaki literatürü gözden geçirdiler. Son 50 yılda, psikotik bulguların gelişmesiyle ilgili 15 hipnoz vakası buldular ve birçok vakada bu ters etkilerin, daha önceden varolan rahatsızlıklardan oluşan uzun bir tarihçesi olan hastalarda meydana geldiği savını ortaya attılar.

Meldman (1960) uçma fobisine karşı hipnoz temelli bir tedaviyi takiben bir ‘kişilik yetersizliği’ vakası raporladı. Rosen (1960) duygusal boşalımla etkisiz bir şekilde başa çıkmaya ve belirsiz psikolojik yan etkilere karşı uyarı yaptı. Meares (1961) bağımlı kişilik tipiyle, önpsikotik şizofren hastayla; şizoid kişilik tipiyle; ve depresyondaki hastayla hipnoz uygulaması hakkındaki kaygılarını dile getirdi. Akut panik tepkilerle, duygusal boşalımlarla, tedavi edici olmayan telkinlerin tamamen kaldırılmamış olmasıyla ve transı ve semptom değişimini sona erdirmeyle ilgili zorluklarla uğraşmaktan kaynaklanabilecek problemlere dikkat çekti. Benzer şekilde, Haberman (1987) psikotik sorunları varolan bir hastaya profesyonel olmayan bir doktor hipnoz uyguladığında psikolojik işleyişin kötüye gittiğini rapor etti.

Depresyondaki hastanın içindeki intihara eğilimli düşünceleri harekete geçirmeyi cesaretlendirmek için hipnozun kullanılma potansiyeli hakkındaki kaygılar bir çok klinik tedavi uzmanı ve araştırmacı tarafından dile getirilmiştir. Cheek ve Le Cron (1968) depresyondaki hastalarda hipnozun kullanılmasına karşı uyardı. Benzer şekilde, Spiegel ve Spiegel (1978), Miller (1979), Burrows (1980), Crasilneck ve Hall (1985) ve Watkins (1987) hipnoz temelli tedavilerin hastaları intihar düşüncesi yönünde hareket etmeye cesaretlendirme potansiyeli hakkında aynı kaygıları dile getirdiler. Bu görüşler başta dolaylı hipnoz tekniği kullananlar tarafından (Gilligan, 1987; Yapko, 1992) olmak üzere evrensel kabul görmemiştir. Ancak bu durumda dahi uygun tekniğin seçilmesine özen gösterilmesi gereğine dikkat çekilmiştir.

Diş tedavisi alalında, Kleinhauz ve Eli (1987) klinik hipnoz uygulamasından sonra endişe, bunalım, hipnoz sonrası karmaşa ve idrak zayıflığı üzerine dört vaka bildirmiştir.

Kleinhauz ve Beran (1981) ‘sahne hipnozu’nun hastanın fiziksel sağlığını tehdit eden ve hastanelik olmasıyla sonuçlanan, şiddetli bir psikolojik tepkiyi hızlandırdığının ortaya çıktığı bir vaka bildirmiştir. Kleinhauz, Dreyfuss, Beran ve Azikri (1984), travma geçmişi olan bir öznede, anksiyete, depresyon ve ‘episodik psikotik dekompansasyon’u da içeren psikolojik sıkıntılara neden olan bir ‘sahne hipnozu’ vakası bildirdiler. Kleinhauz ve Beran (1984) hipnozun sırasıyla depresyon ve antisosyal davranışı hızlandırdığının ortaya çıktığı iki ileri vaka tanımladılar. Benzer şekilde, Allen (1995) ‘eğlence’ ortamında hipnoza katılmanın ertesinde ‘şizofrenik psikozun’ açıkça görülen hızlanmasını raporladı.

Page ve Handley (1990) araştırma ortamında iki ters etki vakası raporladılar.

UYGULAYICILARIN İNCELEMELERİ

Averback (1962) yaptığı anketle 828 psikiyatristi inceledi ve hipnoz uygulaması hakkında kaygılarını belirten 120 doktordan hipnoz kullanımıyla aynı zamana gelen 210 ters etki ortaya çıkardı. Sürekli rapor edilen psikotik dekompansasyon (N=119) diğer çalışmalardan belirgin şekilde yüksekti. Ancak bu, diğer zorluklar profesyonel yardım gerektirmeyebilirken, bu zorlukların tedavi için bir psikiyatriste gönderilmesinden kaynaklanmış olabilir.

Levitt ve Hershman (1962) en önde gelen iki Amerikan Hipnoz Birliğinin üyelerine postalanan 2500 anketten 866’sına karşılık aldı. Gelen yanıtların 301’i hipnotik müdahalelere ‘alışılmışın dışında tepkiler’ bildirdi, bunların en yaygın olanları: anksiyete, panik, depresyon (%9,63); başağrısı, kusma, baş dönmesi, bayılma (%4,98); ağlama ve histeri (%2,99); ve overt psikozlar ‘dır(%1,66). Bu çalışma pek çok metodoloji problemi içerdiğinden sonuçlarını yorumlamak zordur.

Judd, Burrows ve Dennerstein (1985), Avustralya Hipnoz Birliğinin 1086 üyesinin katılımıyla yaptıkları ankette, alınan 202 yanıttan 88 ters etki bildirdiler. Yine sorunların en yaygın görülenleri; panik ve anksiyete (%60); bağımlılık (%28), transı sonlandırma zorlukları (%28) ve kötüleşen veya hızlanan psikozlardı. (%15)

HİPNOZ ARAŞTIRMALARINDA DENEKLER ÜZERİNDEKİ ANKET İNCELENMESİ

Hilgard, Hilgard, ve Newman (1961), hipnoza yatkınlığı Stanford Hipnotik Klinik Skalası (SHSS) ile test ettikten sonra 220 deneğin %8’inin kısa süreli başağrısı, başdönmesi ve bilinç bulanıklığı bildirdiklerini buldular. Hilgard’ın (1976) hipnoza yatkınlığı SHSS kullanılarak test edilen 120 denekteki olumsuz etki çalışması, %15’i olumsuz etkileri bir saatten uzun bir süreçte deneyimlerken, %16’sının kısa süreli olumsuz etkiler gösterdiğini ortaya koydu. Crawford, Hilgard ve MacDonald (1982) Harvard Grup Hipnotik Klinik Skalası (HGSHS) uygulandıktan sonra bildirilen olumsuz etkileri, daha fazla bilişsel materyalin kullanıldığı Stanford Hipnotik Klinik Skalasıyla (SHSS) karşılaştırdılar. HGSHS kullanımı 107 deneğin %5’inin olumsuz olaylar raporlaması ile sonuçlandı, %1’i bunun bir saatten fazla sürdünü bildirdi. Aksine SHSS kullanımı, deneklerin %29’unun olumsuz etkiler bildirmesi ile sonuçlandı, bu etkilerin %12’si bir saatin üstündeydi. Hipnoza daha yatkın öznelerde daha fazla bilişsel çarpıtma bulunma eğilimi vardı. Brentar ve Lynn (1989) HGSHS kullandığı 240 deneklik bir çalışmada bu bağlantıyı destekleyemediler.

Echterling ve Emmerling (1987) ‘hipnoz sahne şovu’na katılmış 105 öğrenciyle görüştü. Bu deneklerden %33’ü, genelde geçici olmakla beraber olumsuz olaylar bildirdi. Misra (1985) ‘sahne hipnopzu’na katılan 2000 katılımcıdan 16’sının olumsuz etkilerden sözettiğini bildirdi ve yine bu etkilerin çoğu geçici bir yapıdaydı. Crawford, Hilgard ve MacDonald (1992) ‘eğlence’ ortamında hipnoza katılan denekler üzerindeki araştırmalarında, çalışmaya katılanların yaklaşık üçte birinin, genelde geçici olmakla beraber, ortadan şiddetliye yan etkiler bildirdiğini raporladılar. Anksiyete ve bilinç dağınıklığı raporlanan olumsuz etkiler içinde belirgin sayıdaydı.

SONUÇ

MacHovec (1986, 1988) eleştirilerinde hipnozun ters etkilerine dair, %50’si klinik ortamda meydana gelen, 86 vaka örneği bildirdi ki bunların %25’i araştırma ortamında ve %25’i ise sahne gösterisi sonucunda ortaya çıkmıştı. Genelde hipnozun orta dereceden şiddetliye varan ard etki riskinin, araştırma ve klinik örneklerde %7; sahne gösterisiyle ilgili olanlarda ise %15 olduğu sonucuna vardı. Hipnozun komplikasyonlarıyla ilgili değerlendirmesi, hipnozun yan etkileriyle ilgili klinik ortamda olandan daha az rapor edildiğini kaydederek başlamıştır. Bu, çoğu klinik uzmanın yan etkilerle karşılaştığında onlarla terapi becerilerini kullanarak başa çıkması ve bu nedenle sorunların kısa ömürlü olması nedeniyle olabilir. Komplikasyonlar üzerindeki ikinci eleştirisinde MacHovec (1988) daha önce böyle bir problemi olmayan katılımcılar tarafından bildirilen 48 yan etki semptomunu listeledi.

Eğer hipnozu değiştirilmiş bilinç durumu ve bir ikna edici iletişim şekli (Yapko, 1992) olarak kabul edersek, o zaman böyle bir zarara sebep olabilen bizzat hipnozun kendisi değildir, ama hipnoz süreciyle alakalı olan iletişim, hipnozun oluştuğu bağlam ve verilen telkinlerin yönetilmesindeki yeterliliktir (kullanılan telkinlerin uygunluğu, telkinlere veya duruma ilişkin bireysel istenmeyen çağrışımlar, ve telkinin yeterli bir şekilde sonlandırılmasında başarılı olamamak). Yapko’nun (1992) belirttiği gibi, bu tedaviye aykırı olabilen diğer deneyimlere irade dışında yönelen çağrışımlardır.

Ters etkilerin riskleri ruhsal hastalıklar, daha önce çözümlenmemiş duygusal travma ve hipnoza yatkınlık gibi öznel özelliklere bağlanabilir. Ters etkiler ayrıca hipnoz uygulayan kişinin, risk altındaki kişileri gözlem eksikliği, rahatsızlıkların yanlış teşhisi, muğlak telkinler, uygunsuz müdahaleler, etkisiz trans sonlandırma ve yetersiz bilgilendirme gibi özelliklerine de bağlanmıştır.

Klinik ve araştırma yazınını gözden geçirmek bizi şu sonuçlara ulaştırır:

1.    Hipnozun klinik veya diğer ortamlarda kullanılmasında doğabilen ters etkileri vardır.

2.    Çoğu ters etkiler geçici ve orta derecede ıstırap verici iken, psikotik dekompansasyon, depresif ve panik tepkiler ve intihara teşebbüs gibi ciddi sağlığa zararlı etki ihtimali/potansiyeli de vardır.

3.    Bu sağlığa zararlı etkilere hipnozun bizzat kendisinin neden olduğuna dair hiç bir kanıt yoktur. Ters tepkiler hastanın varolan hassasiyetlerinden, terapistin psikoterapik problemlerle başa çıkmadaki tecrübesizliğinden, uygun olmayan telkinlerin ve metaforların kullanımından, istenmeyen tedavi dışı telkinlerin bırakılmasındaki yetersizlikden, hastayı tamamen yönlendirmede eksiklikden ve hastayı yeterli şekilde bilgilendirmedeki başarısızlıktan kaynaklanabilir.

4.    Bu problemlerin ortaya çıkması, eğer bağlam bu problemlerle yeterince ilgilenmey olanak vermiyorsa (sahne gösterilerinde olduğu gibi) veya eğer uygulayanın eğitim ve tecrübesi ortaya çıkan problemleri çözmesi için yeterli değilse (hipnoz ve psikolojik işlev alanlarında yetersiz eğitim) daha olasıdır.

5.    Uygun düzeyde psikolojik ve klinik eğitimden yoksun olan profesyonel eğitim görmemiş uygulamacılar ters reaksiyonlarla daha büyük olasılıkla karşılaşır ve bunlara sebep olurlar. Terapik olarak onlara karşılık verebilmeye ve hastanın bu yan etkiden kurtulmasını sağlamada daha yetersizdirler.

6.    Hipnoz uygulaması belli bir düzeyde bilgi ve beceri kullanmayı ve hitabedilen problemle ilgili terapi yaklaşımları üstüne denetlenen bir eğitim gerektirir. Çoğu uzmanlık, üyelerinin sadece uygun eğitimi aldıkları alanlarda tedavi sunmalarını gerektirir. Hastanın korunması bu sınırlamalara riayet edilmesini gerektirir.

7.    Hastanın, uygulayanın yeterli anlayışa sahip olmadığı tedavi yaklaşımlarına konu olmamasını sağlamak için yeterli eğitim ve yetkilendirme prosedürlerinin yerinde olması gerekir.

8.    Halkın korunması için, yüksek tehlike ortaya çıkaran bağlamlarda hipnozun kullanımının kontrol edilmesi veya engellenmesi gerekir. Karşı iddialara rağmen, sahnede hipnoz uygulamalarını takiben rapor edilen önemli sayıda ciddi yan etkiler vardır.

Transın oluşturulduğu bağlam bazı problemler ortaya çıkartabilir. Eğer bilişsel işleyişteki değişimlerin herhangi biri, kişinin kendi güvenliğini sürdürmesi için yapması gereken şeye engel olursa, o zaman zararlı olabilir. Hipnotik durumu kolaylaştıran uygun olmayan çağrışımlar veya bilişsel fonksiyonunun her zamanki haline geri dönmeyi başaramamak, eğer kişi tam bir dikkat gerektiren bir durumda ise potansiyel olarak risk olusturabilir. Bu etkiler hipnozun bizzat kendisinin bir sonucu değil, ancak bazı potansiyel olarak riskli bağlamlarda hipnotik dikkat değişikliğini kolaylaştırabilen belirtileri farketmedeki başarısızlığın sonucudur. Benzer şekilde, hipnoz edilen kişiyi bilişsel fonksiyonunun normal durumuna geri döndürmeyi başaramamak hipnozun bir problemi değil, ama uygulanışının problemidir.

REFERANSLAR

Allen, D. S. (1995). Schizophreniform psychosis after stage hypnosis. Bi: J. Psychiat., 166,  680. Avcrback, A. (1962). Attitudes of psychiatrists to the use of hypnosis. J. Am, Med. Assoc., 180,917-921. Brentar, J. & Lynn, S. J. (1989). Negative effects and hypnosis: A critical examination. Br. J.din. Exp. Hypn., 6, 75-84. Burrows G. D. (1980). Affective disorders and hypnosis. In G. Burrows & L. Dcnnerstein (Eds), Handbook of Hypnosis and Psychosomatic Medicine (pp. 149-170). Amsterdam: EIsevier/North Holland.Cheek, D. & Le Cron, L. (1968). Clinical Hypnotherapy. New York: Grime & Stratton. Conn, J. H. (1981). The myth of coercion through hypnosis: A brief communication. Int. J.Clin. Exp. Hypn., 29, 95-100. Crasilncck, H. B. & Hall, J. A. (1985). Clinical Hypnosis: Principles and Applications. New York: Grunc & Stratton. Crawford, H. J., Hilgard, J. R. & MacDonald, H. (1982). Transient experiences following hypnotic  testing and  special termination procedures.  Int.  J.   Clin.  Exp.  Hypn., 30, 117-126. Crawford, H. J., Kitncr-Triolo, M., Clarke, S. W. et al. (1992) Transient positive and negative experiences accompanying stage hypnosis. / Abnorm. Psycho!., 101, 663-667. Eastabrooks, G. H. (1943). Hypnotism. London: Dutton. Echterling, L. G. & Einmcrling, D. A. (1987). Impact of stage hypnosis. Am. J. Clin. Hypn., 29, 149-154.Gilligan, S. (1987). Therapeutic Trances: The Cooperation Principle in Ericksonian Hyp­nosis. New York: Brunner/Mazel. Haberman, M. A. (1987). Complications following hypnosis in a psychotic patient with sexual dysfunction treated by a lay hypnotist. Am. J. Clin. Hypn., 29, 166-170. Hilgard, J. R. (1974). Sequelae to hypnosis. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 22, 281-298.Hilgard, J. R., Hilgard, H. R. & Newman, M. R. (1961). Sequelae to hypnotic induction with special reference to earlier chemical anesthesia. J. Nerv. Men!. Dis., 133,461-478. Janet, P. (1925). Psychological Healing. New York: Macmillan. Judd, F. K., Burrows, G. D. & Dennerstcin, L. (1985). The dangers of hypnosis: A review. Aust. J. Clin. Exp. Hypn., 13, 1-15. Kleinhauz, M. & Beran, B. (1981). Misuses of hypnosis: A medical emergency and its treatment. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 29, 148-161. Kleinhauz, M. & Beran, B. (1984). Misuse of hypnosis: A factor in psychopathology. Am. J. Clin. Hypn., 26, 283-290. Klcinhauz, M., Drcyfuss, D. A., Beran, B. & Azikri, D. (1984). Some after-effects of stage hypnosis: A case study of psychotic manifestations. Am. J. Clin. Hypn., 27, 219- 226. Klcinhauz, M. & Eli, I. (1987). Potential deleterious effects of hypnosis in the clinical setting. Am. J. Clin. Hypn., 29, 155-159. Le Cron, L. (1961) Techniques of Hypnotherapy. New York: Julian Press. Levitt, E. E. & Hcrschman, C. (1962). The clinical practice of hypnosis in the United States: A preliminary survey. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 32, 55-65.MacHovec, F. J. (1986). Hypnosis Complications: Prevention and Risk Management. Spring­field, IL: Charles C. Thomas. MacHovec, F. J. (1988). Hypnosis complications, risk factors, and prevention. Am. J. Clin.Hypn., 31,40-49.Marcusc, F. L. (1959). Hypnosis: Fact and Fiction. Baltimore: Penguin Books. Meares, A. (1960). A System of Medical Hypnosis. New York: Julian Press. Meares, A. (1961). An evaluation of the dangers of medical hypnosis. Am. J. Clin. Hypn., 4, 90-97. Meldman, M. J. (1960). Personality decompensation after hypnosis symptom suppression. J. Am. Med. Assoc., 173, 359-364.Miller, M. M. (1979). Therapeutic Hypnosis. New York: Human Sciences Press. Misra, P. (1985). Psychiatric casualties of stage hypnosis. Paper presented at the 10th International Congress of Hypnosis and Psychosomatic Medicine, Toronto, Canada. Orne, M. T. (1965). Undesirable effects of hypnosis: The determinants and management. Int.J. Clin. Exp. Hypn., 13,226-237. Page, R. A. & Handley, G. W. (1990). Psychogenic and physiological sequelae to hypnosis: Two case reports. Am. J. Clin. Hypn., 32, 250-256. Reiter, P. J. (1958). Antisocial or Criminal Acts and Hypnosis: A Case Study. Springfield, IL: Charles Thomas. Rosen, II. (1960). Hypnosis: Applications and misapplications. J. Am. Med. Assoc., 172, 683-687. Spiegel, H. & Spiegel, D. (1978). Trance and Treatment; Clinical Uses of Hypnosis. New York: Basic Books. Stanley, R. O. (1994) Adverse effects of hypnosis: Inappropriately or ineptly applied. In B. J. Evans and R.O. Stanley (Eds), Hypnosis and the Law: Principles and Practice (pp. 189-197). Melbourne: Australian Society of Hypnosis. Watkins, J. G. (1987). Hypnotherapeutic Techniques. New York: Irvington. Weitzenhoffcr, A. M. (1957).  General Techniques of Hypnotism. New York: Grune & Stratton.Williams, G. W. (1953). Difficulties in dehypnotizing. J. Clin. Exp. Hypn., 1, 3-12. Wolberg, L. R. (1948). Medical Hypnosis. New York: Game & Stratton. Yapko, M. D. (1992). Hypnosis and the Treatment of Depression—Strategies for Change. New York: Brunner/Mazel.

Klinik Hipnozun Çocuklar Üzerindeki Uygulamaları

DANİEL P. KOHEN

Minnesota Üniversitesi, ABD

Çeviren: Psk. Nesteren Gazioğlu

KONUNUN TARİHİNE GENEL BAKIŞ

Hipnozun çocuklarda uygulanması, antik çağlardan beri kayıtlara geçmiştir. Pek çok kültür çocuklarla ilgili trans ya da trans benzeri olguların yer aldığı zengin bir iyileştirme, dini ve/veya insiyatif ayinleri tarihine sahiptir. Modern çağlarda, Dr. Franz Mesmer’in hayvansal manyetizması uygulaması, yetişkinlerin yanı sıra çocukların tedavisinde de kullanılmıştır. Franklin Komisyonu’nun 1784’teki Mesmer soruşturması, söz konusu klinik etkilerin manyetizma nedeniyle olmadığı sonucuna varmıştır. Bu soruşturma gözlemlerini özellikle imgeleme dayandırmaktaydı ki artık bu yöntem, çocuk hipnozunda kritik işlevsel unsurlardan biri sayılmaktadır.

Kimyasal anestezinin gelişiminden önce Braid ve Elliston, büyük çaplı ameliyatlarda rahatlık sağlamak için bir çok çocuk üzerinde hipnoz yöntemlerini başarıyla uygulamıştır. On dokuzuncu yüzyılın sonunda, Fransız hekimler Liebeault ve Bernheim, çocukların kötü alışkanlıkları üzerinde hipnoz tekniklerinin kullanılması ve çocukların hipnoza duyarlılığı hakkında bilgiler vermişlerdir. İngiliz psikoterapist J. Milne Bramwell, 1903’te yayınlanan hipnoz ders kitabında, tırnak yeme ve sürekli tekrarlayan baş ağrıları gibi sorunlarda hipnoterapinin başarılı bir biçimde kullanımından söz etmiştir. Sonraki yıllarda, çocuklarda hipnozun uygulanması ilk başta Kuzey Amerika’da pek fazla dikkat çekmemiştir. Ancak bu durum, 1950’lerin sonlarında, Drs Milton Erickson ve Erik Wright tarafından çocuklarda hipnozun kullanımı teşvik edilmeye başlamasından ve 1960’larda Amerikan Klinik Hipnoz Derneği’nin ilk pediatrist başkanı olmasına yol açan, Dr. Franz Baumann’ın çocuk hipnozuna yaptığı ustaca katkılardan sonra değişmiştir.

Çocuklarda hipnozun başarılı uygulamalarına ait gittikçe artan kaynaklar (Gardner, 1976, 1978; Olnes, 1975) 1970’lerde ortaya çıkmaya başladı. Aynı yıllarda yapılan araştırmalarda çocuklarda otohipnoza bağlı olarak ortaya çıkan klinik etkinlik ve psikofizyolojik değişimler hakkında bilgiler yer almaya başladı. Ayrıca kanser, hemofili ve astım gibi kronik hastalıklara yakalanmış çocuklar için hipnoz eğitiminin yararları kabul edildi.

Hipnoz eğitimi almış çocuk sağlığı uzmanlarının sayısı, son 25 yıl içinde önemli ölçüde artış gösterdi. Sayıları artmakta olan ciddi araştırma projeleri, bu tür kendi kendini düzenleme yöntemlerinin klinik etkilerini anlamaya ve bunları daha büyük bir dikkatle uygulamaya çalışmaktadır.

Hipnoterapi yöntemleri, tek başına ya da diğer kendi kendini düzenleme eğitimi yöntemleriyle (örneğin, biyo-geri bidirim) birlikte (Culbert, Reaney ve Kohen, 1994), çocuk sağlığı uzmanlarına, ilgilendikleri çocuklar üzerinde, duruma hakim olma ve bir tür kişisel yetkinlik hissi oluşturmayı kolaylaştırmada, bir takım fırsatlar sunmaktadır. Kendi kendini düzenlemenin başarılı uygulamaları, kişisel kontrol ve çocuğun karar alabilmesine odaklanma ve kişisel imgeleme becerisinin kullanımında çocuğun tercihlerine özel olarak dikkat etmeyi içermektedir. Çocukların imgesel becerilerinin özelliklerini inceleyen araştırmanın, (Kosslyn, Margolis, Barrett, Goldknopf ve Daly, 1990) bu konuda araştırma yapanlara belli bir çocuk için hangi hipnoterapi yaklaşımının seçileceği konusunda daha kesin yollar göstereceği ümit edilmektedir.

 

TANIM VE KURAMSAL YAKLAŞIM

İşlevsel olarak çocuklarda hipnoz (uyuklama ya da hayalde canlandırma duygusuna benzeyen) alternatif bir uyanıklık ve dikkat durumu olarak tanımlanabilir. Bu durumda, kişi özel bir amaca ulaşmak ya da bir potansiyeli gerçekleştirmek amacıyla, (gevşeyerek ya da değil) belli bir düşünce veya imgeye özellikle odaklanır, çekilir veya konsantre olur.

Bu açıdan bakıldığında küçük hastalarımızla kendilerinden istendiği şekilde dikkatlerini verdikleri, dinledikleri, içine çekildikleri ve cevap verdikleri bir söyleşiye giriştiğimizde, muhtemelen, hipnoz işini ‘yapmış’ oluyoruz. Pek çok çocuk, bir şeye; örneğin, video oyunlarına, beğenilen filmlere (Aslan Kral, Pocahontas gibi), televizyonda gösterilen futbol maçına, ‘evcilik’ oyununa, hikaye dinlemeye, kukla oyununa ya da bir hayal kurmaya odaklandıklarında, kendiliğinden gelişen hipnoz benzeri durumlara girer ve çıkarlar. Kuttner (1988), özellikle küçük çocukların sınırları karıştırdığına; ayrıca sık sık, doğal olarak ve kolayca hayal dünyasından gerçekliğe geçtiğine dikkat çekmektedir.

Bu doğal, kendiliğinden hipnoz durumları genellikle olumludur ve hayal dünyasına çekilmesi, dikkatin odaklanması ve telkine açıklık nedeniyle ‘dışarıdan uyarıyla oluşturulmuş’ hipnoz durumları olarak değerlendirilir. Gevşeme, bazen çocukların hipnoz durumuna geçmelerini sağlasa da, bu durum başarılı bir çocuk hipnozu için ne gereklidir ne de evrenseldir. Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da, kendiliğinden hareketsizlik ve gevşeme gözlense de, 6 ya da 7 yaşın altındaki küçük çocuklar hipnoz sırasında genelde görünür bir biçimde gevşemez. Hatta, açık bir biçimde gevşememiş olan küçük çocuklar, hipnoz sırasında hayal dünyasına kapılmalarının bir sonucu olarak sandalyelerinde ya da odada hareket edip gezinirler. Bu gibi hipnoz deneyimlerinde, küçük çocuklar çoğu kez gözlerini kapatmamayı tercih eder. Bunun bilincinde olarak, hekimler yaklaşımlarını ve dillerini bu ‘aktif uyanık hipnoza’ göre düzenler.

Düşünceli bir çocuk sağlığı uzmanı için çocuğu, odaklamalı konsantrasyon durumlarına yönlendirebilme konusunda pek çok yol vardır. Bunlar bir sorunu çözme, rahatsızlığı kontrol etme, endişeyi azaltma ya da yok etme, ya da kötü bir alışkanlığı hafifletmeye yönelik olabilir. Ayrıca, hastalık süreçlerini, yollarını modellemek, sadece çocuk ve uzman arasındaki yaratıcılık ve terapi ilişkisiyle sınırlıdır. Hipnoz durumu oluşturmak için kullanılan teknikler ve stratejiler sayılamayacak kadar çoktur. Bunlar arasında sınırsız derecedeki gevşeme ve zihinsel imgelem, biogeribildirim, sanat terapisi, müzik ve hareket terapisi (Olness ve Kohen, 1996) sayılabilir.

Hipnoza ‘yatkınlık’ ya da ‘duyarlık’ durumları, ondokuzuncu yüzyıl başlarında Liebault ve Bernheim’ın çalışmasında ve daha yakın bir zamanda 1963’teki London’s Children’s Susceptibility Scale’de (Londra, Çocukların Hipnoza Yatkınlık Ölçeği) ve 1979’da Morgan ve Hilgard’ın çocuklar için Stanford Hypnotic Susceptibility Scale (Stanford Hipnoza Duyarlık Ölçeği) çalışmasında tanımlanmıştır (Olness ve Kohen, 1996). Ne yazık ki bunlardan hiçbiri, belli bir çocuk, bir çocuk grubu ya da tanı için hipnozun klinik olarak başarısı veya başarısızlığının belirlenmesi konusunda kanıtlanmış bir öngörüde bulunamamıştır. Ancak, çocukların imgelemi konusunda devam etmekte olan araştırmalar, (Kosslyn v.d., 1990) her bir çocuk için uygun yaklaşımı seçme hususunda daha özel, klinik olarak yol gösterici kurallar sağlayacaktır. Devam eden araştırmalar, çocukların ideal hipnoza duyarlık ölçeğini tespit etmeli ve tanımlamalıdır. En azından böyle bir düzey aşağıdaki özellikleri taşımalıdır:

1. Kısa (örneğin 5-15 dakika uzunluğunda).

2. İlginç ve içine çeken.

3. Gelişimsel olarak hassas ve kendine özgü.

4. Öğrenme biçimi hassas ve kendine özgü.

5. Birden çok algıya hitap eden ve belki de algılar arasında ayrım yapan.

6. Kültürel önyargıdan arınmış.

7. Öngörülebilir (yani bu ölçek belli bir çocuğa, belli bir öğrenme biçiminde, belli bir gelişme düzeyinde ve belli bir sorunda, hangi hipnoz stratejisinin en çok yararlı olacağı konusunda, karar verme aşamasında bir uzmana rehberlik etmelidir).

Bu idealin yaratıcı gelişimini beklerken, mevcut araştırmalar ve çocuklarda hipnozla ilgili gittikçe artan klinik bilgi birikimi, yola çıktığımız yerden daha bilgili bir yerde durmamızı sağlamaktadır. Çocuklarla yaşanan klinik deneyimlerde tüm çocuklarda (orta veya ciddi zihinsel geriliği olanlar hariç) çok olumlu bir şekilde, hipnoza tepki verme potansiyeli mevcuttur. Bu olumlu beklentiyle yola çıkmak, sonucu etkileyebilecek olası etkenleri tanımlamamıza izin verir. Söz konusu etkenler arasında çocuğun (ve ailesinin) kişisel tarihi ile değişim ve olumlu sonuç için duydukları arzu, motivasyon ve beklentiler sayılabilir. Gerekli eğitimi almış uzmanlar tarafından, uygun bir biçimde uygulanan hipnozun güvenli, etkili ve yan etkilerden uzak olduğunu bildiğimiz için (Kohen ve Olness, 1993) hipnoz, çocuk sağlığını koruma hususunda birçok klinik konunun yönetiminde kullanılan önemli bir kuvvetli araç haline gelebilir.

 

ÇOCUK SAĞLIĞINI KORUMA UYGULAMALARI

Hipnoz, çocuk sağlığı uzmanlarına çocuk hasta üzerinde yetkinlik ve hakimiyet tesis etmeleri konusunda fırsatlar sunar. Diğer tedavi stratejilerinde de olduğu gibi, uzman tarafından oluşturulan kuramsal çerçeve ve beklentilerine boyun eğen hasta davranışlarından daha çok, hastanın, ‘neler olduğunu ve niçin olduğunu’ anlamasıyla başarıya ulaşılabilir. Hipnoterapinin başarılı yöntemleri, çocuğun imgelem becerilerini kullanırken, karar alınmasına ve kontrolüne odaklanma ile çocuğun tercihlerine dikkat etmeyi içerir.

 

GELİŞİMSEL HUSUSLAR

Çocuk hipnozunun ne olduğu, ne zaman, nasıl ve niçin oluştuğu sorunu pek çok çocuk uzmanına, aileye ve çevresel değişkenlere bağlıdır. Yaş, çocuğun olgunluk düzeyi, konuşulanı anlama becerisi ve herhangi bir şeye odaklanma ve/veya onunla ilgilenme becerisinden daha az önemlidir. Biz, daha çok onların gelişimsel olarak bu çeşit stratejilere karşı tepki verip vermediklerini anlamakla ilgileniriz. Örneğin, okul öncesi çocuklar gibi. Böyle bir çocuğa bir kitaba dikkatini verip onunla ilgilenmesini, yatmadan önce anlatılan bir masalla ilgilenmesini, veya bir ses bandındaki hikayeyi dinlemesini ve ona katılmasını isteyebiliriz.

Hipnozla ilgili yaklaşımlar, çocuğun gelişimsel düzeyinin ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde olmalıdır. 9 veya 10 yaşında olduğu halde, gelişimsel olarak geri kalmış ve 5 yaşındaki bir çocuk düzeyinde olan bir çocuğa, hipnoz sırasında 5 yaşındaymış gibi yaklaşılmalıdır. Benzer biçimde, 10 yaşında ve erken gelişmiş bir çocuğa sanki 12-13 yaşındaki bir çocuk gibi yaklaşılmalıdır. Bireysel kişilik, hoşa giden ve gitmeyen şeyler, öğrenme biçimi, aile düzeni, önceki deneyimler ve ayrıntılı klinik geçmişin her biri özel hipnoz teknik ve stratejilerinin gelişimi ve hastalara yardım için öneriler geliştirilmesi noktasındaki eleştirel hususlara katkıda bulunur.

 

KLİNİK UYGULAMALAR

Çocuk hipnozunun klinik uygulamaları, kabaca altı kategoriye ayrılabilir. (Tablo 22.1). Bu kategoriler, çocuk sağlığını korumak için kullanılan değişik klinik uygulamalarda, bu tekniklerin nasıl uygulanabileceğini düşünmek için pratik bir yol sunar. Aşağıda yer alan kısa klinik hikayeler özel uygulama örneklerini ve gerçek klinik vakalarda görülen hipnoz öncesi görüşmelerde ve hipnoz sırasında uygulanan hipnoz dilinin kullanımını tasvir etmektedir.

Tablo 22.1 Çocuk hipnozunun klinik uygulamalarının kategorileri

1. Kötü alışkanlıklar ve Bozukluklar – örneğin parmak emme, tırnak yeme, saç teli yolma, alt ıslatma.

2. Davranışsal Sorunlar – örneğin uyum sorunları, sinirlilik, kardeş kıskanma.

3. Biyodavranışsal Düzensizlikler – örneğin astım, migren, Tourette sendromu, iltihabi bağırsak hastalığı, yüksek tansiyon, siğil.

4. Ağrı – örneğin akut ağrı (yaralanma, hastalık veya tıbbi müdahaleler sonucunda oluşan), kronik ve sürekli tekrarlayan ağrı (kronik bir hastalık veya özür, travma, tekrarlayan işlemler sonucu oluşan).

5. Anksiyete – örneğin performans anksiyetesi (sahne korkusu, resitaller, okul sınavları, spor müsabakaları), akut üzüntü ve kayıp (ölüm, boşanma v.b.), travma sonrası stres bozuklukları, anksiyete bozuklukları, fobiler.

6. Kronik Hastalık/Çoklu Sistem Hastalık/Ölümcül Hastalık – örneğin hemofili, AIDS, kistik fibroz, diyaliz, kanser, otobağışıklık sistemindeki düzensizlikler.

 

ALIŞKANLIK SORUNLARI

Gevşeme ve zihinsel imgelem ile kendi kendine hipnoz becerisini öğreterek, çocukların alışkanlıklarının tedavisinde çok başarılı olunmuştur ve bu durum uzmanlar için memnuniyet vericidir (Kohen, Olness, Colwell ve Heimel, 1984; Gardner, 1978; Sugarman, 1997). Alışkanlığı olan bir çocuk bu alışkanlığını sona erdirmek için ilgi ve istek duyduğunda, uzmanlar bu çocuğa gönül rahatlığıyla kendi kendine hipnoz yöntemini öğretebilir. Ailelere sorunun pratik yaparak yok olacağının beklendiği açıklanır. Bir alışkanlığı bırakmak isteyen çocukların çoğu gevşeme ve zihinsel imgelem yöntemini pek çabuk (bir ya da iki muayenede) öğrenir. Normal şartlar altında çocuklarda görülen belirtiler, dört ya da beş muayeneden sonra kaybolmaya başlar (Kohen v.d., 1984). Yetişkinlerde alışkanlıkların hipnoterapiyle tedavisinde görülen alternatif semptom üretme ikilemi ise çocuklarda çok az görülmektedir (Gardner, 1978; Olness ve Kohen, 1996).

Alışkanlıklar – ve tümü olmasa da pek çok çocuk sağlığı sorunu – konusunda uzmanlar çocuğa sadece yapması gerekenleri anlatmakla yetinmemeli, ayrıca çocuğa sorunuyla bağlantılı olarak vücudunun nasıl çalıştığı hakkında özel bir eğitim vermelidir. Söz konusu alışkanlığın nasıl ortaya çıktığını çocuk diliyle anlatmak çok önemlidir. Alışkanlıkların ne olduğunu, nasıl geliştiklerini ve sonuçta nasıl üstesinden gelinebileceğini anlatmak için bilgisayarla ilgili benzetmeler çoğu kez yararlıdır.

Aşağıdaki örnek, hipnoz benzeri dil ve telkinlerin nasıl olması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca bu örnekler, bunu takip edecek daha resmi hipnoz eğitimi sırasında kullanılacak dil, beklentiler ve telkinlerin tonunu da ayarlar.

 

GECE ALT ISLATMA

Aslında birincil gece alt ıslatma, muhtemelen gerçek bir alışkanlık bozukluğu sayılmasa da bu sorunun bazı unsurları ‘alışkanlık kazanılmış/koşullu’ davranış içerir ve çoğu kez çocukların değişime karşı izin vermesinde etkili bir unsur olarak sunulmaktadır. Hipnozun kullanılmaya başlamasından önce, ayrıntılı bir tıbbi geçmiş, fiziksel tarama ve idrar tahlili yapılmalıdır. Böylelikle uzman ve aile yatak ıslatmayı açıklayabilecek iyileştirilebilir tıbbi-fiziki bir sorunun olmadığı konusunda emin olur (Olness, 1975; Kohen, 1990). Uzmanlar yatak ıslatmanın nedenleri ve bu soruna başarılı bir çözüm yolu bulma hususundaki beklentileri ile ilgili olarak, hastanın ve ailenin düşünce ve tutumlarını anlamaya çalışmalıdır. Normal üreme ve idrar yolları anatomisi ve fizyolojisi ile ilgili kolayca anlaşılabilecek bir açıklama yapmak; anlama, eğitim ve sonuçta daha hızlı ilerleme sürecine yol açar. Bu çerçevede, alt ıslatma alışkanlık sayılabilir. Ayrıca hipnoz bu alışkanlığın ortadan kaldırılmasında kullanılan yararlı bir strateji olabilir.

KLİNİSYEN: Evet, ne oldu da beni görmeye geldin?

ÇOCUK (örneğin 9 yaşında bir çocuk): Yatak ıslatma sorunum var.

KLİNİSYEN: O zaman, söyler misin, haftada kaç gün kuru bir yatakta uyanıyorsun? [Normal bir hipnoz durumunun olmaması halinde, kullanılan dilde ve odaklanmada yapılan değişiklikler daha sonra yapılması muhtemel bir hipnoz için ‘tohumlar eker’. Bu örnekte KURU YATAK odaklanılması ıslaklığa odaklanmaktan daha yararlıdır.]

ÇOCUK: Çoğu günler… hım…, acaba kaç gün kuru oluyor? … Bunu hiç düşünmedim, bir bakayım… 2 gibi, bazen 3 sanırım.

KLİNİSYEN: Demek haftada 2 gün kuru uyanıyorsun. Peki ,gündüzleri ne durumda, pantolonunda ıslaklık oluyor mu hiç?

ÇOCUK: Hayır, hiç olmuyor!

KLİNİSYEN: O zaman her gün, tüm gün kuru ve bazı geceler – haftada 2 gece – kuru oluyor öyle mi? Vay canına, sana yardım etmek düşündüğümden daha kolay olacak! [Alışılagelen geçmiş-anlamaya yönelik bu işlem, takip edecek olan ‘resmi’ hipnozun kurulmasıyla devam eder.] Peki, nasıl yapıyorsun?

ÇOCUK: Neyi yapıyorum?

KLİNİSYEN: Nasıl yapıyorsun… Sen tüm gün boyunca nasıl kuru kalıyorsun? [Burada amaç çocuğun vücuduna söz geçirebildiğinin anlatılması ve vücudun işleyişi konusunda bir tartışmanın sunulmasıdır.]

Sen daha küçükken [hastaya sunulan ve artık daha büyük olduğunu ima eden dolaylı bir kişilik güçlendirici önerme] ebeveynin sana öğretmiştir. Kısa zamanda sanki otomatik olarak öğrendin değil mi? Artık tuvalete gitmen gerektiğinde, ‘çiş yapmam gerek’ diye sesli olarak duyurarak banyoya gitmiyorsun, değil mi? Tabi ki hayır… çoğu zaman sadece gidiyorsun, öyle mi? Varsayalım ki şu anda işemen [‘çiş yapman’ v.s.] gerekse, bunu nasıl anlardın?

[Çoğu çocuk bir müddet durakladıktan sonra ‘bunu hissedebilirim’ şeklinde cevap verir. Bu cevap ‘evet, ama hissettiğini nasıl biliyorsun?’ sorusunu davet eder. Çocuğun sinirler, sinyaller ve beyin hakkında bilgi sahibi olmadığı bir ortamda ‘Nasıl biliyorsun, sinyal ya da mesaj nereden geliyor ve nereye gidiyor?’ sorularını sormak kolaydır. Bu vücut hakkında doğal olarak gelişen bir tartışmaya zemin hazırlar. Basit açıklamalar, söz konusu olunca kalp bir pompa, böbrekler kanın filtrelendiği ya da temizlendiği ve idrarın üretildiği yer, idrar torbası ise etrafında kasların yer aldığı bir torba, yani işeme zamanı gelene kadar idrarın toplandığı yer olarak tanımlanabilir. İdrar torbasında, idrar içerde kaldığında kapalı kalan, ancak zamanı geldiğinde açılarak ait olduğu yer olan tuvalete gitmesini sağlayan bir ‘kapı’ ya da ‘geçit’ olduğunu vurgularız. Bu kaslardan oluşan bir ‘geçit’ düşüncesi çocuğun diğer kaslarına benzetilebilir. Bu durumda:

Kaslarını kim kontrol eder? Evet, sen kontrol edersin, peki senin neren kaslarının ‘patronudur’? Evet, beyin dediğimiz bilgisayar. Peki, çiş yapman gerektiğinde bunu nasıl bilirsin…? İdrar torban, beynine dolu olduğunu söyleyen bir sinyal gönderir… sesli olarak söylemez, ama söylediğinde sanki şöyle der gibidir ‘Hey, beyin, ben doldum’. Beynin mesajı alır ve idrar torbana şöyle cevap verir ‘Aradığın için teşekkür ederim idrar torbası, fakat idrar torbası geçidini kapalı tutman yönünde bir emir veriyorum, çünkü doktorun sandalyesine çişini yapman hiç de hoş olmaz!’ Acaba bu şekilde sesli bir biçimde mi söylersin, içinde bu biçimde mi düşünürsün ya da iç düşüncende bu biçimde mi oluverir? [Vücudun nasıl çalıştığını anlatan bir eğitimde bu anlatılanlar bilinçaltı düşünceleri ve iç akıl terimlerine bir giriş anlamı taşımaktadır. Diğer dil değişimleri gibi bunlar daha sonra gerçek hipnoz işinde kolaylıkla kullanılabilir ve o zaman geldiğinde bu kavramlar çocuk için yeni şeyler olmadığı için artı fayda sağlar.]

Sesli bir biçimde ‘Tamam, ayaklar banyoya doğru yürüyün, eller kapıyı açın, fermuarı indirin ve nişan alın. İdrar torbası sen de geçidi aç ve çişin tuvalete gitmesini sağla?!’ mı diyorsun, yoksa sadece yapıyor musun? Tabii ki sadece yapıveriyorsun, çünkü beynin ve idrar torban birbirleriyle nasıl konuşacaklarını biliyor. Çünkü onlara uzun zaman önce sen öğrettin ve şimdi onlar hiç düşünmeden otomatik bir alışkanlık biçiminde yapıyorlar.

Klinisyen, sorulara cevap almak için periyodik aralar vererek, telkin aşamasına geçebilir “Şimdi biliyorsun ki bu sorun beynin ve idrar torbasının geceleri kazara (suçlamayı kaldırır) birbirleriyle konuşmayı bıraktıkları için oldu (geçmiş zaman!). İç aklını kullanarak ben sana onların yeni bir iletişim alışkanlığı kazanması ve sonuçta sabahları kuru kalkman konusunda hipnoz yoluyla yardım etmeyi öğreteceğim.” (‘Yardım etmen’ ifadesine yapılan gönderme çocukta büyümekte olan yardım edici egoya bir başvurudur. Beyin ve idrar torbasına gönderme yaparak ‘onlar’dan sözetmek onları sorumluluktan uzaklaştırmak için bilinçli bir çözücü telkindir.)

Bu gibi açıklamalar şu sonuçlara yol açar: (a) Utanma ve suçluluk ortadan kalkmaya başlar; (b) Sorun hakkında mantıklı düşünmeye yol açar; (c) Otohipnoz yoluyla sorunun nihai çözümü için olumlu beklentiler ve motivasyon konusunda temel atar.

 

DAVRANIŞ SORUNLARI

Kendi kendine hipnoz becerileri, geniş bir alandaki ‘davranışsal sorunlar’ın çözümünde yardımcı olduğu için büyük değere sahiptir. Bu konuda genellikle çocuk ve aileye uyumsuz davranış örneklerinin kesintiye uğrayarak değişimin ortaya çıkması konusunda yardımcı olur.

Bu gibi durumlarda kullanılan yaklaşımlardan biri, belirli amaçların baştan tespit edilmesini gerektirmektedir. Bu hedefler, kötü alışkanlıkların tedavisinde, bir kişinin makul olarak bekleyeceği şekilde, sorun çözme yolundan daha çok otohipnoz yardımıyla geliştirilmiş mücadele, endişenin azaltılması ve kendine güvenin arttırılmasını içerir.

Çocukların kızgınlığı ya da hırçın huylu tepkiselliği, hipnozla müdahaleye kolayca izin verir. Çocuğa otohipnozun öğretilmesi çoğu kez kızgınlık, çaresizlik ve/veya hırçın huylu olma hallerine eşlik eden kendini kaybetme durumlarını kontrol edebilme hususunda yapıcı, kişisel ve rahatlatıcı bir etkiye sahiptir. Çocuklar, hırçın olmadıkları zamanlarda, düzenli olarak otohipnoz uygulaması yaptıklarında, çabucak anlarlar ki ‘gerçekten ihtiyaçları olduğunda’ kendilerini kontrol etmeyi kendilerine çabucak öğretebilirler.

Örnek Vaka: SarahSekiz yaşındaki Sarah ‘davranışsal sorunlar’ nedeniyle Davranışsal Pediatri Programı Kliniği’ne getirildi. Bu sorunlar arasında 7 yaşındaki kız kardeşi ve 5 yaşındaki erkek kardeşine kötü davranma, okul sonrası gündüz çalışmalarında huzur bozucu davranışlar, ebeveyniyle günlük ilişkilerinde hemen her gün sinirlenme sayılabilir. Muhalif Karşı Gelme Bozukluğu teşhisinin ölçütlerine uyuyordu ve herhangi bir öğrenme zorluğu da yoktu. Sarah’a ve ailesine uygulanan terapi, aile toplantıları ve tartışmaları da içeren temel davranış yönetimini kapsıyordu. Kızgınlık nöbetleri için Sarah’a aşağıda anlatıldığı biçimde otohipnoz öğretildi:

‘Gözlerin kapalı olarak yapmayı sevdiğin bir şeyi bilinçli olarak bir hayal et… sanki şu anda oluyormuş gibi zihninde canlandır. Belki arkadaşlarınla bisiklete biniyorsun… Bunu iyice hayal etmeyi başardıktan sonra aklının bir köşesinde, bir hayali video veya televizyonu aç. Açık olduğunda bana haber ver (kafasını sallar). ŞİMDİ… çok önemli bir şey öğrenmek için, erkek kardeşinin yaptığı bir şey yüzünden önceki gün evde gerçekten üzgün ve kızgın olduğun zamana ait bir kaset seyret (kendisinden istenmeden kafasını sallar). Şimdi, uzaktan kumandadaki DURDUR! düğmesine bas, büyümüş, mutlu bir Sarah kaseti koy… Gördün mü nasıl da gülüyor, anne ve babası nasıl da gurur duyuyor… ve kendisi de ne kadar gururlu… Çok güzel!’

Sarah’a kızgınlığını kontrol etmek için ikinci bir yol öğretildi: ‘Kötü duyguların başladığını fark ettiğinde, hangi renkte ve biçimde olduğuna bak… o kırmızı kızgınlık üçgeninin bir kenarında bir sifon hayal et. Şimdi zihnindeki o sifonu çek… Bırak da kızgın duygular düşüncenden dışarı, yüzünden aşağı boynuna, oradan omuzlarına, kollarına ve ellerine akıp gitsin. Kızgınlık ellerine toplandığında ellerini sıkı bir yumruk yap, derin bir nefes al ve tut… geriye doğru sayarken yumruğunu sık… yavaşça… beşten geriye doğru… 5… 4… 3… 2… 1… 0 ve 0’a geldiğinde nefesini yavaşça bırak, işte böyle… ve her yerinin rahatlamış olduğunu hisset, kötü ve kızgın duyguları çok uzaklara attığını farz et… çöpe ya da uzaya… Çünkü nasıl rahatlayacağını bildiğin için onlara ihtiyacın yok artık… Çok güzel! Zihninde geriye doğru bak ve kızgın duyguların renk ve biçiminin neye dönüştüğünü gör… güzel… rahatlık duygusunun renk ve biçimine bak… Ve bu şekilde sakinleştiğinde anne ve babanla daha rahat konuşabilirsin…’

Benzer bir biçimde kontrol ve rahatlama üzerine odaklanan otohipnoz eğitimi kişilik güçlendirmesi yoluyla kendine güven yaratmada, uyum bozukluklarıyla baş etmede ve genel stres kontrolünde etkili bir yardımcı unsurdur.

İşbirliği içindeki ve bilgilendirilmiş bir aile katkısı, otohipnoz konusunda ailelerin eğitilmesiyle elde edilebilir (örneğin, kendilerine hipnoz yapılması ya da bu konudaki örneklerin video kasetten izlenmesi gibi). Böylelikle çocuklarının ne öğrendiklerini anlayabilirler. Bu bilinç ve bilgi sayesinde ebeveynler hatırlatma, müdahale ve gereksiz karışmalar olmaksızın, çocuklarının evde serbestçe ve özerklik içinde bu beceriyi geliştirmeleri istendiğinde buna izin verme konusunda istekli ve rahat olurlar. Bu durum, ebeveynlerin özel olarak çocuklarına otohipnoz ‘pratiği’ yapmalarını hatırlatmamayı gerektirebilir. Bunu sağlamak için çocuklardan akıllarına takılan soruları sormak için uzmanı aramaları istenir. Böylelikle hipnoz pratiği konusunda uzmanın – ebeveynlerin değil – ‘koç’ ya da öğretmen olduğu vurgulanır. Böyle bir yaklaşım özerkliği teşvik eder ve uzman-çocuk ilişkisinin gelişmesine katkıda bulunur. Bu pek çok aile için uygun ve kabul edilebilir bir durumdur. Ancak, kendi kendilerine hipnoz uygulamasını hatırlayamayacak ya da yeterli özerkliğe sahip olmayan, 4 ya da 5 yaşın altında çocukları olan aileler bunun dışındadır. Bu durumlarda ebeveynlerin uzman rehberliğinde evde ‘koç’luk yapmak üzere eğitilmeleri önemlidir. Ebeveynler, bu rehberliği kabul ve takip etmede farklılık gösterirler. Bu yüzden rehberliğin yönetimi kişiye göre ayarlanmalıdır.

BİYODAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Kesin bir biçimde patofizyolojik kökenler ve etkilerle tanımlanan bu bozukluk grubunun, geleneksel olarak önemli psikoduygusal özelliklere sahip olduğu kabul edilmektedir. Örneğin, astım, migren, dışkı tutamama, Tourette sendromu, iltihabi bağırsak hastalığı gibi rahatsızlıkların tümünde, semptomların kötüleşmesini ‘tetikleyen’ psikolojik stres mevcuttur. Ayrıntılı bir tedavi yaklaşımının ayrılmaz bir parçası olarak otohipnozun öğretilmesi, hem genel bir kendini kontrol etme bilincinin teşvik edilmesi ve hem de belirtilerin azaltılması için bir strateji sunulması konularında yarar sağlar.

Dışkı tutamama sorunu olan bir çocuk örneğinde olduğu gibi otohipnoz davranış düzenleme konusundaki değer sebebiyle (örneğin, etiket kartı ödül sistemiyle yemeklerden sonra düzenli tuvalet alışkanlığı), sindirim sistemi anatomisi ve fizyolojisi, beslenme rehberliği (kabızlığı engelleyici bir diyet), davranış değişimi ve kendi kendini izleme eğitimini içeren bir çoklu-sistem terapi stratejisi olabilir.

Daha önceleri, istem dışı olduğu düşünülen işlevlerin düzenlenmesin araştırmalarında, hipnozun etkisi, artık iyice yerleşiklik kazanmıştı. Bunlar arasında çevresel organlardaki ısının kendi kendine ayarlanması (Dikel ve Olness, 1980), beyin sapının sese karşı tepkisi (Hogan, Olness ve MacDonald, 1985), deri yoluyla oksijen akıntısı (Olness ve Conroy, 1985), tükürük bağışıklık sistemi (Olness, Culbert ve Uden, 1989), migren baş ağrıları (Olness, MacDonald ve Uden, 1987), akciğer işlevleri (Kotses, Harver, Segreto v.d., 1991; Kohen, 1995b), tik ve Tourette sendromu (Kohen ve Botts, 1987; Kohen, 1995a) sayılabilir.

Astımlı çocuklar, akut nefes darlığını kontrol edebilmek için otohipnoz ve biogeribildirme yöntemlerini kolaylıkla öğrenmektedir (Kohen, 1986; Kotses v.d., 1991; Kohen ve Wynne, 1997; Kohen, 1995b). Otohipnoz öğrenen astımlı çocuklar, daha az acil servise gitmekte, okulda daha az devamsızlık yapmakta ve daha iyi bir kontrol hissi yaşamaktadır (Kohen, 1995b). Gevşeme ve zihinsel imgelemeyi (GZİ) öğrenen migrenli gençler, migren ağrılarının yoğunluk, sıklık ve sürelerini düşürmede, kontrol hastalarından ya da propranolol kullanan hastalardan, daha etkin olmaktadır (Olness, MacDonald ve Uden, 1987).

Çocuk hipnoterapisinde, dikkatli hipnoz telkinleri çocuğun kişisel imgelemine (örneğin, en sevdiği faaliyetler), sorunu kendine özgü anlama biçimine, sorunu ortaya koymada ifade ettiği duygu ve imgelemlere bağlıdır. 11 yaşındaki migrenli bir kız çocuğundan migrenin ve rahatlığın (yani baş ağrısı olmadığı halin) resmini çizmesi istenir. Birbirine geçmiş kırmızı, siyah ve mavi çizgilerin kaotik bir karışımını çizer ve bu resme ‘migren’ adını verir. Daha sonra bir örtü, plaj şemsiyesi, bir kitap, büyük kolonları olan bir kaset çalar ve pipetli bir içeceğin tamamladığı bir plaj manzarası çizer. Hipnoz sırasındaki imgelemde ‘hiçbir şeyin rahatsız etmediği ve hiçbir zaman baş ağrısı yaşanmayan yer’i seçmesi isteneceğinde, imajinasyon için seçilecek figür çok açıktır (Kohen ve Olness, 1993).

Örnek Vaka: Barry

Barry, 12 yaşın üzerinde, çocuk hastalıkları nörologu tarafından migreni konusunda otohipnoz için seçilmiş bir çocuktur. Zeki bir delikanlı olan Barry, ‘Buraya migren ağrılarım için kendimi nasıl hipnotize edeceğimi öğrenebileceğimi söyleyen Dr ___ ‘ın tavsiyesi üzerine geldim… Eğer migren ağrılarından kurtulabilirsem bu çok güzel olurdu…’ dedi. Barry, kreşte başlayan baş ağrılarının 7 yıllık hikayesini ayrıntılarıyla anlattı. Acetaminop­hen yararlı olmuş, ancak ‘artık işe yanamıyormuş’. Ibuprofen’in baş ağrılarının yarısında etkili olduğu söylenmiş, fakat herhangi bir ilaç kullanmamayı tercih etmişler. Tipik bir migren olarak Barry’nin baş ağrıları alın bölgesinde, çoğu kez tek taraflı başlıyor ve ‘bazen göz ağrısı’ oluyormuş. Ses ve görüntülerden rahatsız oluyordu. Bu durumu tetikleyen etkenler arasında bilgisayar veya televizyon gibi güçlü ışıklar, okulda yapılacak olan bir test ve ‘çok küçük olmak ve itilip kakılmaktan kaynaklanan stres sayılabilir. Barry, baş ağrılarıyla beraber, bitkinlik ve iştahsızlık olduğunu da belirtiyordu. Çoğu baş ağrısı 1-2 saat sürüyor, ancak bazıları tüm gün boyunca devam ediyordu. Özellikle geçen ay içinde yarı ‘düzenli’ ve yarı ‘migren’ olan baş ağrılarından söz etmişti.

0’dan 12’ye kadar numaralandırılan bir baş ağrısı cetveli fikri uygulandı. Barry çabucak karar verdi ve ‘genellikle’ ağırıların 3 ya da 4 düzeyinde olduğunu söyledi. Ibuprofen olmaksızın en yüksek düzey 9, gelmiş geçmiş en yüksek düzey 10 ya da 11 oluyordu ve ilaç almadan önce ise 6 oluyordu. Sonrasında baş ağrısı ‘2, 1 veya 0’a düşüyordu. 1-2 düzeyinde olduğunda kendine geliyordu. Barry’nin amacı baş ağrısını ‘2’nin altına, mesela 1.75’e’ indirmekti.

Barry’nin 6 yaşından beri solunum alerjisi vardı, kısa boyluydu (7. sınıfta en kısa boylu) ve uyurgezerlik geçmişi vardı, bir keresinde gece ortasında evden çıkmaya çalıştığını fark etmişti.

İkinci muayenede, Barry’nin takvimi geçen iki haftanın bir çok günü, ‘7 düzeyine kadar puanlandırdığı baş ağrıları olduğunu gösteriyordu. Barry ve ailesi otohipnoz öğrenen çocukların yer aldığı bir video kaset izledi. En sevdiği yeri hayal etme, rahatlama ve istediği düzeyde ayarlayabildiği baş ağrısı ‘cetvelini’ hayal etme gibi otohipnoz alıştırmaları öğretilmişti. Kendi cetvellerini ayarlayabilen çocuklardan söz eden hikayeler anlatıldı. Örneğin, “Karın ağrısı olan 7 yaşında bir kız çocuğu tanıyorum. Ne zaman ağrısı olsa zihninde bir asansör canlandırıyor, karın ağrısı hangi düzeydeyse asansörde o katta oluyor… yani ağrı 4 düzeyindeyse kendisini dördüncü katta düşünüyor. Asansör düğmesine uzanıyor ve basıyor… aşağı… 3’e doğru… 4’teki ışık sönüyor ve 3’te yanıyor… sonra 3’te sönüp 2’de yanıyor… gerçekten. Sonra 1 ve 0 oluyor, asansörden çıktığında karın ağrısı gitmiş oluyor. Bir de 11 yaşında başağrısı olan çocuk var. Vücudunda gezintiye çıktığını hayal ediyor. Beyin olarak adlandırılan ana bilgisayara gidiyor, ba şağrısı düğmesini buluyor ve onu… kapatıyor… nasıl bir yol bulacağını bilmiyorum ama bulacağını biliyorum…” Bu ilk tecrübe sırasında otohipnoz öğretildi ve her gün uygulayacağı konusunda anlaşmaya varıldı.

İki hafta sonraki üçüncü muayenede, Barry yatmadan önce günlük otohipnoz alıştırmasını yaptığını ve geçen iki hafta içinde sadece üç baş ağrısı olduğunu iftiharla söyledi. İki hafta sonra dördüncü muayenede, ‘otohipnozla yok ettiği 5 dakikalık’ iki baş ağrısı olduğunu söyledi. Barry’nin annesi ondaki değişimi fark etmişti. Sadece baş ağrıları yok olmamıştı, artık okuldan bitkin vaziyette gelmiyor ve genelde çok daha mutlu görünüyordu.

AĞRI

Akut ağrısı olan çocuklar, hipnoz teknikleriyle en kolay yardım edilebilecek hastalardır. Çünkü bu tip hastalar, daha iyi hissetmeye, hayatlarını kontrol etme hissini yeniden kazanmaya ve rahatsızlıklarını yok etmeye – en azından azaltmaya – iyice motive olmuş kişilerdir. Muayenehanede, acil servis, acil bakım merkezi ya da bir kaza mahallinde yaralanmış veya hasta bir çocukla güven verici, rahatlatıcı ve inandırıcı bir biçimde konuşmak önemlidir. Akut ağrılı acil durum içinde olan çocuklar, kendiliğinden, negatif biçimde odaklanmış, hipnoz durumunda olmaktadır. Ayrıca yaralanma, kanama ve işlerin daha da kötüye gideceği korkusuna gittikçe artarak odaklanan bir olumsuzluk içindedir (Kohen, 1986; Olness ve Kohen, 1996; Kuttner, 1997). Bu yüzden kullandığımız dili dikkatle seçmemiz önemlidir. Ayrıca, olumlu duygular, beklentiler ve nihayetinde işbirliğine dikkat çekmek için neyi nasıl söylediğimizi kontrol etmeliyiz. Bir uzman empati kurarak acil servise gelen bir çocuk hastaya “Of!.. gerçekten acıtmış olmalı! dediğinde uzmanın iyi bir gözlemci olduğunu, çocuğun uzmana dikkatini verme yönündeki istek ve becerisini beslediğini ortaya koyar. Ayrıca bu durum rahatlamaya yönelik ek hipnoz telkinleri için fırsat yaratır. Örneğin “doktora geldiğin için çok memnun oldum, muhtemelen kısa zamanda ağrın azalacak” ya da “Artık ihtiyacı kalmayıncaya kadar ağrımaya devam edecek muhtemelen… şimdi buradasın ve sana yardım edildiğini biliyorsun…”. Bu gibi olumlu ‘yeniden çerçeveleyici’ beklentiler, çocuğun rahatsızlık algılamasını değiştirmek üzere oluşturulmuş hipnoz stratejileriyle kolayca desteklenebilir. Örneğin “Aklını başka bir yere verebilir misin?” ya da “Tüm bunlar bitip eve döndüğünde ne yapacaksın?” diyebiliriz. Bu sorular dikkat dağıtmanın ötesinde çocuğun eve döneceği konusunda güvence verir. Benzer biçimde, akut ağrısı olan çocuklar, çoğunlukla ağrıyı gidermeye yönelik ve doğrudan yapılan ‘izin’ ya da telkinleri kolaylıkla kabul eder. Örneğin, “Gözlerini kapat… zihnindeki rahatsızlığı kontrol eden düğmeleri bul… bacağın için olanı bul… Zihninde hangi renkte?… Hangi biçimde? Düğme basılarak mı yoksa çevrilerek mi açılıp kapanıyor? Şimdi, onu aşağı doğru çevir… sonra 1-2-3 düzeyine getir, kapat, nasıl hissettiğine bir bak… çok güzel!”. Sevilen bir yere gitmeyi hayal etmek, yaralanan bölgeyi ‘serin ve rahatlatıcı bir sıvıyla’ temizlemek yoluyla hipnoanestezi ya da analjezi uygulanması yararlı ek stratejiler arasında sayılabilir. Özellikle bunlar, çocuğun ihtiyaçlarına göre ayarlandığında çok yararlıdır (Kohen ve Olness, 1993; Olness ve Kohen, 1996).

İğne yapma, kan alma, damar yolu açma, kemik iliği veya omurilikten örnek alma gibi işlemlerde, tedaviyi planlamak ve hipnoz yardımı için daha çok zaman olur. Bu durumda, belli bir çocuğa en büyük yararı sağlayabilmek için tekniklerin yaratıcı keşfine ve belirlenen işlemlerin hazırlanmasına izin verir. Pek çok sayıdaki hipnoz yoluyla ağrı (ve endişe) kontrolü yöntemleri (Olness ve Kohen, 1996) şunları içermelidir:

1. Önceki (bölgesel) anestezi anılarından kalan hissizlik duygusunu yeniden oluşturmak.

2. Bir ‘ağrı düğmesini’ kapatma yoluyla rahatsızlığın giderilmesi alıştırması yapmak.

3. Rahatsızlığı sabun köpükleriyle (gerçek ve hayali anlamda) birlikte uzaklaştırmak (Kuttner, 1986, 1988, 1997, 1999; Sugarman, 1997).

4. Potansiyel ağrı bölgesinden gelen sinyallerin beyne ulaşmasını önlemek için koruyucu bir engel oluşturma gayesiyle vücutta maceralı bir yolculuğa çıkma imgelemesi yapmak. Bahsedilen (iğne yapma vb.) işlemler tekrarlandığında ve önceki işlemlerden hatırlanan ağrı hissinin muhtemelen bunda ortaya çıkacağı beklentisi, duygusal olarak mevcut işleme aktarıldığından, önceki olaylar için hipnotik hafıza kaybı (amnezi) uygulanması çok yararlı olabilir.

Önceki acıların anıları daha sonra tekrarlayan ağrı sendromuyla (örneğin, tekrarlayan gövde ağrıları, migren, iltihabi bağırsak hastalıkları v.s.) veya kronik hastalığıyla ilgili olarak çocuğun algılama ve davranışlarını ciddi biçimde etkileyebilir. Biyo­dav­ranışsal sorunlarla birlikte, çocuklar ve ergenlerde kronik veya tekrarlayan ağrıların tedavisinde hipnoz uygulanması, çocuğun kişisel ihtiyaçlarına göre ayarlanmış ayrıntılı bir ağrı tedavisi programı dahilinde düşünülen bir strateji olarak görülebilir (Kuttner, 1999).

ANKSİYETE

Gelişen terapi ilişkisinde dikkatli adımlarla ilerlemenin yanı sıra hassas, eksiksiz bir geçmiş öyküsü alma ve değerlendirme belli bir çocuk için hipnoterapinin uygun rolü konusundaki düşünceleri genellikle ortaya çıkarır. Büyük bir maç ya da konserden önce görülen sahne korkusu, çarpıntı ya da ‘karında kelebekler uçuşması’ gibi performans anksiyetesi durumunda, çocuğa tepkilerinin, tıpkı bir alışkanlık gibi, olumsuz beklentilerle birleşen şartlı tepki olduğu kolayca gösterilebilir ve benzer biçimde yenilebileceği ve üstesinden gelinebileceği öğretilebilir.

Bu belki günlük stres yaratan olaylara verilen fizyolojik tepkileri tartışmakla kolayca gerçekleştirilebilir. Çokça bilinen örneklerden biri, utançtan yüzün kızarmasıdır. Uzman bu durumu şöyle açıklayabilir; önce birisi bir şey yapar, sonra utanma duygusu bunu izler, daha sonra neredeyse ‘eşzamanlı’ olarak fiziksel bir tepki olarak yüz kızarır ki bu durum da aslında başka bir utanma nedeni olabilir. Uzman, çocuğa yüz kızarıklığının kalıcı olup olmadığını sorduğunda, genelde utanma hissini kaldırmak amacıyla öyle veya böyle bazı hareketler yaptıklarını anlatırlar. Bu da yüz kızarma olayını azaltıcı etkiye sahiptir. Bu kısa konuşma çocuğun duygularında oluşan bir değişimin, hakkında hiç düşünmediği halde, fiziksel tepkilerinde (yüz kızarma) bir değişime yol açtığının her gün rastlanabilecek bir örneğidir. Hissetme ya da ‘düşünme’ değişimlerine tepki olarak otonom tepkilerde meydana gelen değişimlerin grafiklerle gösterilmesi çocuklara hipnoz/rahatlama ve hayal etme deneyimleri sırasında oluşan EMG (elektromyografi), EDA (elektrodermal hareket) tepkileri veya çevresel organ ısılarındaki değişimlerin bilgisayar destekli bio-geribeslemeleriyle daha açık bir biçimde gösterilebilir (Culbert, Reaney ve Kohen, 1994).

Öyleyse bilişsel yetkinlik, hipnoz yaklaşımının, anksiyeteyi geçirmek isteyen birinin kullandığı herhangi bir yaklaşımı desteklemesine izin verir. Bu ‘ayrı ekranlar yaklaşımı’nı içerebilir. Bu yaklaşımda çocuk kendini evde başarılı ve hatasız bir biçimde konuşma yaparken, şut atarken, dans ederken ya da keman çalarken hayal eder. Sonrasında hipnoz yoluyla bu olumlu, başarılı görüntüyü bir sahne ya da büyük bir oyun sahasındaki görüntüsüne aktarır. Diğer seçenekler arasında, çocuğa ‘düğme’ düşüncesini öğretmek sayılabilir. Bu seçenekte çocuğa şunlar söylenir: ‘Şu sinirli duygudaki düğmeleri 4’ten 3’e çevir bakalım… İşte böyle… 3’ten 2’ye… güzel… ve istersen doğrudan 2’den 0’a ya da 2’den 1’e sonra 0’a, hangisini istersen.’ Motive edici, kişilik güçlendirici telkinler arasında ‘gelecek tasarımı’ adı verilen yöntem yer alır. Bu yöntemde çocuklar ‘izleyiciler nasıl da alkışlıyorlar, ne kadar gurur verici, annen ve babanın ne kadar gurur duyduğunu söylediğini duymak çok güzel’ gibi durumları zihinlerinde canlandırır.

Fobiler veya travma sonrası stres bozuklukları gibi diğer anksiyete tepkileri daha yoğun hipnoterapi tedavisi ve tedaviye eklenen duyarsızlaştırma prosedürünü gerektirir. Hipnozun psikoterapi ile birleştirilmesiyle ilgili ayrıntılı bilgi başka kaynaklarda bulunabilir (Hammond, 1990; Rhue, Lynn ve Kirsch, 1993; Olness ve Kohen, 1996).

Destekleyici danışmaya ek olarak hipnoterapinin kullanımı yaygın olan ayrılma anksiyetesinde çocuklara ve ailelere yardım etmede çok etkilidir. Bunlar arasında eski arkadaşlardan ayrılma, uzun bir aradan/tatilden sonra okula yeniden başlamayla ilintili hüzün ve diğer belirtiler ya da büyük baba, büyük anne, başka bir akraba, arkadaş veya evcil hayvanın ölümünü izleyen doğal fakat zor bir üzüntü sürecinde çocuklara yardımcı olmak sayılabilir. Mutlu anıların hayal edilmesinin olumlu kullanımı, ölüm hakkında bir şeyler öğrenmede ve onu kabul etmede bir köprü olmanın yanı sıra yalnızlık duygusuna biraz ara vermeyi sağlar (Kohen ve Olness, 1996).

KRONİK HASTALIK, ÇOKLU SİSTEM HASTALIĞI, SON SAFHASINA GELMİŞ ÖLÜMCÜL RAHATSIZLIK

Ölümcül bir hastalığın ilerlemesinde, hipnoz ve otohipnozun etkisi hakkında anksiyete üzerindeki etkisinden daha az şey bilinmektedir. Kanserli çocuklar RMİ stratejilerini hastalıklarıyla mücadelede yardımcı olması için çabucak öğrenir ve birçok biçimde uygular. Bilgilendirici ve iyimser filmler olan ‘No Fears, No Tears (Korku Yok, Gözyaşı Yok)’ ve onun devamı ‘No Fears, No Tears – 13 Years Later’ (Korku Yok, Gözyaşı Yok – 13 Yıl Sonra)’da kanserli çocuklar rahatsızlıklarını yok etmede, zor ve sürekli tekrarlanan tıbbi işlemlerin üstesinden gelmede ve bu zor durumların oluşturduğu etkileri göğüslemede yardımcı olarak hipnoz yöntemlerinin değişik biçimlerini ve yararlarını gösterirler.

Çalışmalar göstermektedir ki; kemoterapi sonucunda mide bulantısı ve kusmanın azaltılmasında çocuklar hipnoz becerilerini kullanabilmektedir (Zeltzer ve LeBaron, 1982; LeBaron ve Hilgard, 1984; Jacknow, Tschann, Link ve Boyce, 1994). Ayrıca bazı çalışmalarda (Olness ve Singher, 1989) çocuklar hastalık teşhisi konulduktan hemen sonra öğrenmeye başladıklarında RMİ yöntemlerini en iyi biçimde kullanmaktadır (LaClave ve Blix, 1989). Hastalıkları son safhaya gelmiş çocuklarda hipnoz hasta ve ailesine, özellikle çocuğun hayatının son zamanlarında yardımcı olma konusunda etkilidir (Gardner, 1976; Olness ve Kohen, 1996).

SONUÇ

Hipnoz ve hipnoterapi iyi eğitilmiş, yetenekli uzmanlar tarafından dikkatlice kullanıldığında etkili ve etkin stratejilerdir. Her terapi yöntemi gibi, uzmanlar genel ve özel pediatri bakımı çerçevesinde uygulamak ve onunla birleştirmek amacıyla uygun pediatri klinik hipnoz eğitimi almalıdır. Uzmanlar, hastaların burada tarif edildiği biçimde doğuştan gelen hayal etme yeteneklerini kullanarak hipnozu öğrendiklerini keşfetmişlerdir. Ayrıca hastalar olgunluk dönemlerinde artan bir yetkinlik geliştirmektedir. Pek çok terapi müdahalesi, uygunsuz yan etkilere yol açabilse de çocuklara uygulanan hipnoterapinin, gelişmesini umut ederek çalıştığımız en büyük yan ürünü artan yetkinlik hissidir.

Not: Klinik hipnozla ilgili eğitim aşağıda adları ve adresleri verilen yerlerden alınabilir:

The Society for Developmental and Behavioral Pediatrics (c/o Ms Noreen Spota, 19 Staion Lane, Philadelphia, PA 19119-2939), The American Society for Clinical Hypnosis (130 E. Elm Court, Suite 201, Roselle, IL, 60172-2000, USA, Faks 630 351 8490) ve the Society for Clinical and Experimental Hypnosis (SCEH, PO Box 642114, Pullman, WA 99164-2114. Tel 509 332 7555 Faks 509 335 2097. e-postasceh@pullman.com).

REFERANSLAR

Culbcrt, T., Reaney, J. & Kohen, D. P. (1994). Cyberphysiologic strategics in children: The biofecdback-hypnosis interface. Int. J. CUn. Exp. Hypn., 42, 97-117.Dikel, W. & Olness, K. (1980). Self-hypnosis, biofeedback and voluntary peripheral temperature control in children. Pediatrics, 66, 335-340. Gardner, G. G. (1976). Childhood, death, and human dignity: Hypnotherapy for David. Int. J. din. Exp. Hypn., 24, 122-139. Gardner, G. G. (1978). Hypnotherapy in the management of childhood habit disorders. J. Pediatrics, 92, 838-840. Hammond, D. C. (Ed.) (1990). Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors. New York: W. W. Norton. Hogan, M., Olness, K. & MacDonald, J. (1985). The effects of hypnosis on brainstem auditory responses in children. Am. J. Clin. Hypn., 27, 91-94. Jacknow, D. S., Tschann, J. M., Link, M. P. & Boycc, W. T. (1994). Hypnosis in the prevention of chemotherapy related nausea and vomiting in children. A prospective study. J. Develop. Behav. Pediatrics, 154, 258-264. Kohcn, D. P. (1986). Applications of relaxation/mental imagery (self-hypnosis) in pediatric emergencies. Int. J. Clin. Exp. Hypn. ,34(4), 283-294. Kohen, D. (1990). A hypnotherapcutic approach to enurcsis. In D. C. Hammond, (Ed.), Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors (pp, 489-493). New York: W. W. Norton. Kohen, D.  P. (1994). Self-regulation by children and adolescents with cystic fibrosis: Applications of relaxation/mental imagery (self-hypnosis). Paper presented at the 36th Annual Scientific Meeting of the American Society of Clinical Hypnosis, 15 March, 1994Kohcn, D. P. (1995a). Ericksonian communication and hypnotic strategies in the manage­ment of tics and Tourette Syndrome in children and adolescents. In S. R. Lankton &J.K. Zcig (Eds), Ericksonian Monographs Number 10: Difficult Contexts for Therapy (10, pp. 117-142). New York: Brunncr/Mazel. Kohcn, D. P. (1995b). Relaxation/mental imagery (self-hypnosis) for childhood asthma: behavioral outcomes in a prospective, controlled study.  HYPNOS, Swedish J. Hypn. Psychoiher. Psychosom. Med., 22(3), 133-144. Kohen, D. P., Olness, K. N. Colwell, S. O. & Heimcl, A. (1984). The use of relaxation/mental imagery (self-hypnosis) in the management of 505  pcdiatric behavioral encounters. J, Develop. Behav. Pediatrics, 5(1), 21-25. Kohen, D. P. & Botts, P. (1987). Relaxation-imagery (self-hypnosis) in Tourette Syndrome: Experience with four children. Am. J. Clin. Hypn., 29(4), 227-237. Kohen, D. P. & Wynne, E. R. (1997). Applying hypnosis in a preschool family asthma education program: Uses of storytelling, imagery, and relaxation. Am. J. Clin. Hypn., 39(3), 2-24. Kohcn, D. P., Mahowald, M. W. & Rosen, G. M. (1992). Sleep-terror disorder in children: The role of self-hypnosis in management Am. J. Clin. Hypn., 34, 233-244. Kohen, D. P. & Olness, K. (1993). Hypnotherapy with children. In J. W, Rhue, S. J. Lynn & I. Kirsch (Eds), Handbook of Clinical Hypnosis (pp. 357-381). Washington, DC: American Psychological Association. Kosslyn, S. M., Margolis, J. A., Barrett, A. M., Goldknopf, E. F. & Daly, P. F. (1990). Age differences in imagery abilities. Child Develop., 61, 995-1010. Kotses, H., Harvcr, A., Segreto, J., Glaus, K. D., Crccr, T. L. & Young, G. A. (1991). Long term effects of biofccdback-induced facial relaxation on measures of asthma severity in children. Biofeed. Self-Reg., 16, 1-22.Kuttner, Leora (1986). ‘No Fears, No Tears: Children with Cancer Coping with Pain’ (30-minutc videotape & manual). Canadian Canecr Society, Vancouver, BC, Canada. Kuttner, L. (1988). Favourite stories: A hypnotic pain-reduction technique for children in acute pain. Am. J. Clin. Hypn., 30, 289-295. Kuttncr, Leora (1996). A Child in Pain: How Jo Help,  What to Do. Hartley & Marks Publisher, Canada.LaClavc, L. & Blix, S. (1989). Hypnosis in the management of symptoms in a young girl with malignant astrocytoma: A challenge to the therapist. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 37, 6-14. LcBaron, S. & Hilgard, J. R. (1984). Hypnotherapy of Pain in Children with Cancer. Los Altos, CA: William Kaufmann. Olness, K. (1975). The use of self-hypnosis in the treatment of childhood nocturnal cnuresis: A report on 40 patients. Clin. Pediatrics, 14, 273-279. Olness, K. (1981). Imagery (self-hypnosis) as adjunct therapy in childhood cancer: Clinical experience with 25 patients. Am. J. Pediat. Hematology/Oncology, 3, 313-321. Olness, K. (1990). Pediatric Psychoneiiroirninunology: Hypnosis as a Possible Mediator: Potentials and Problems in Hypnosis: Current Therapy, Research and Practice. Amster­dam: VU University Press. Olness, K. (1990). Reflex sympathetic dystrophy syndrome in children treated successfully with cybcrphysiologic strategics. Swedish J. Hypn. Psychother. Psychosom. Med., 17, 15-18. Olness, K. & Conroy, M. (1985). Behavioral considerations in leukemia management. In C. Pochedley (Ed.), Acute Lymphoid Leukemia in Children. New York: Masson Pub­lishing.Olness, K., Culbert, T. & Uden, D. (1989) Self-regulation of salivary immunoglobulin A by children. Pediatrics, 83(1), 66-71. Olness, K. & Singher, L. (1989), Pain and symptom management training for children with cancer: A five year study. Topics in Pediatrics, 7, 2-6. Olness, K. & Kohen, D. P. (1996). Hypnosis and Hypnotherapy with Children (3rd edn). New York: Guilford Press. Olness, K., MacDonald, J. & Uden, D. (1987). Prospective study comparing propanolol, placebo and hypnosis in management of juvenile migraine. Pediatrics, 79, 593-597. Rhue, J. W, Lynn, S. J. & Kirsch, I. (Eds) (1993),  Handbook of Clinical Hypnosis. Washington DC: American Psychological Association. Sugarman, L. I. (1997). Imaginative Medicine: Hypnosis in Pediatric Practice. (Videotape Documentary). New York: Rochester. Zeltzer, L. & LeBaron, S. (1982) Hypnosis and non-hypnotic techniques for reduction of pain and anxiety during painful procedures in children and adolescents with cancer. J.Pediatrics, 101, 1032-1035.

Diş Anksiyetesi Bozuklukları, Fobiler ve Hipnoz Edilebilirlik

Jack A. GERSCHMAN

Melbourne Üniversitesi, Avustralya

Çeviren: Psk. Nesteren Gazioğlu

Daha önceki bölümde hastaların trans haline spontane geçiş kapasiteleri ve diş hekimlerinin bu gibi potansiyel olarak ya da patolojik vasıfları tespit etme ve bunları kontrol etme becerileri konusuna değinmiştik.

Bu fenomenin doğası ve kullanımı, daha sonrasında diş anksiyetesi bozuklukları ve sebepleri ile birlikte hipnotize olabilirlik konularına değinilerek genişletilecektir

DİŞ KORKULARI VE FOBİLERİ

Azot monoksit (1844), eter (1846) ve sinir anestezisi (1855) gibi anestezik bileşenler bulununcaya kadar diş tedavisi özellikle de diş çekimi herkes için büyük bir ızdırap kaynağı idi.

O zamandan beri bu meslek ağrı kontrolünü ilerletmiştir. Diş bilimindeki bütün bu gelişmelere rağmen diş hekimi korkusu ve diş tedavisinden kaçış, diş hekimleri için bir merak konusu olmaya devam etmektedir.

Dişçi korkusu insanların sahip olduğu genel korku listesi içinde ilk beşte, en yoğun korkular içerisinde ise ilk onda yer almaktadır. Diş tedavisi ile ilişkili bir korku veya en azından bir endişe yaşamamış olan çok az insan vardır. Lautch (1971)’a göre diş tedavisi korkusu o kadar genel bir şeydir ki gerekli olan bir müdahaleyi olumsuz etkilemeyecek kadar olanı normal kabul edilebilir. Diş hekimine giden bireylerin % 89’unun tedavide korku yaşadığı tahmin edilmektedir.( Scott & Humpreys, 1987)

DİŞ KORKULARININ SINIFLANDIRILMASI

Diş korkusunun sınıflandırılmasında iki önemli eğilim vardır. Birincisi, hastaların fobi sahibi oldukları varsayılır. “Odontofobi”, Borland tarafından türetilmiş bir kelimedir ve ‘Diş Fobisi’nin yerine kullanılmıştır. (Borland 1963). Diğeri ise, diş hastalarının taşıdığı korkuyu daha yaygın bir kategori içerisinde diş hekimi korkusu veya diş hekimi anksiyetesi olarak ifade eder ve “orantısız diş anksiyetesi ” ifadesini tercih ederler. (Molin & Seaman 1970)

Çağdaş diş anksiyetesinin sınıflandırması, American Psikiyatri Kurumu’nun ‘Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel Kılavuzu’ kitabının dördüncü baskısında yer almaktadır. (DSM-IV, APA,1994)

Anksiyete bozuklukları, agorafobili veya agorafobisiz panik bozuklukları, panik bozukluklar olmaksızın agorafobi veya belli bazı fobiler, sosyalfobi, obsesif-kompalsif bozukluk, akut stress bozukluğu, genelleşmiş anksiyete bozukluğu ve tıbbi şartlardan doğan anksiyete bozukluklarını ihtiva eder.

DİŞ KORKULARININ SEBEPLERİ

Diş korkularının ilk açıklaması psikodinamik kişilik teorileri açısından yapılmış olup bunlar, “ağız bölgesi” denilen veya “ağız ve yüz bölgesi” olarak da bilinen, „çocuklukta çok hassas bir bölge“ olan ağız ve etrafının, “bilinçaltı dürtülerinin sembolik temsilcileri’ olması „ciddi oranda duygusal yükü olması „yüz-ağız bölgesi’ ifade edilen bölgenin temel dürtüler ve tutkular veya bunların yara alması tehtidiyle ilgili olduğunu vurgulamaktaydı. Son yıllardaki davranışcı araştırmalar, negatif olaylara karşı öğrenilmiş veya şartlanılmış tepkilerin önemini ortaya koymuştur. Bunlar, aile tutumları, yaşanmış diş travmaları, ağrıya tahammül edememek, evvelki fayda vermemiş diş tedavileri ve daha genel aksiyetelerdir. Hastaların çoğunluğu birden çok değişkeni olan sebepler öne sürmektedir.

Gesherman ve arkadaşları (1979,1980,1989,1991), orta veya derin hipnoz olabilen fobik bireylerin gerçek veya hissedilen diş travmalarının kaynağında ve tedavisinde spontane trans halinin önemini ortaya koymuştur.

KONTROL

Tedavi ilk önce önleyici olarak hedeflenmelidir. Bu da ilk olarak diş sağlığı eğitimi ve diş tedavisini mümkün olduğunca stressiz bir hale getirme teşebbüsleri ile mümkün olacaktır.

Ağrı dindirici müdahaleler psikolojik tedavi stratejileri ve ilaç tedavisinin kombinasyonunu içerir. Ön şart olarak iyi bir hasta-hekim iletişimi kurulmalıdır.

ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KONTROLÜNDE HİPNOZ

Anksiyete bozukluklarının psikolojik tedavisi bilişsel, davranışsal ve psikoterapik temellere dayalı çok değişik teknikler içerir Hipnoz, bunlara ek olarak bu stratejilerin etkisini arttıracak başka yaklaşımlar sağlayacaktır. ( Stanley, Burrow & Judd, 1990)

Anksiyete için yapılan psikolojik terapilerin birincil amacı: hastayı anksiyeteyi harekete geçiren durumla (imajinasyon yoluyla veya gerçek olarak) yüzleştirerek bu şartlanmayı bozmak, buna alışkanlık kazandırmak ve hassasiyeti azaltmak; tehdit algısını değiştirmek için ilgili durumların tekrar tekrar bilişsel değerlendirmesini yapmak, anksiyeteyi provoke eden sembolik kişisel imgeleri saptamak; bilişsel veya davranışsal olarak kararlılık yetisini arttırabilmek, anksiyeteyi ve semptomlarını ortaya çıkartma ve bunlar ile başedebilme ile ilgili provalar yaparak hastanın bu tür becerilerini arttırmaktır.

Hipnoz daha özel olarak çözülme (disosiyasyon) ve algılar, düşünme süreçleri ve hafıza verilerini değiştirme, anksiyete belirtileri üzerinde kontrolü güçlendirme ve telkine dayalı kontrol tekniklerinin kullanımını kolaylaştırabilir.

HİPNOZA YATKINLIK VE KLİNİK POPÜLASYON

Hipnoz olabilme, yani kişilerin hipnoza yatkınlık kapasitesi, genel olarak, değişikliğe kaşı nisbeten dirençli olan sabit bir özellik olarak anlaşılır ve açıklanır (Hilgard,1975). Buna karşı bir fikir ise hipnoza yatkınlık için pozitif eğilimler aşılama ve uygun kişilerarası ortam oluşturma amacına yönelik bilişsel beceri eğitiminin hipnoza duyarlığı çok önemli ve ciddi ölçüde artıracağına işaret etmektedir. ( Spanos, Cross, Menary & Smith, 1988). Ama varyans yerine kovaryans ile tekrar yapılan analizler (Frischolz, 1997) sonucunda, tutumlar veya kişisel etkiler yüzde 50 olarak tespit edilirken durumdan kaynaklanan etkiler (telkin seremonisi türü) sadece yüzde 17’de kalmıştır ve bu, Spano’nun iddialarını çürütmekte, hipnoza yatkınlığın değişime karşı nisbi direnci olan bir özellik olduğunu doğrulamaktadır.

Hipnozun normal bilişsel fonksiyona sahip olan bir bireyin becerisi olarak tarif edilmesine rağmen, bazı psikiyatrik bozukluğu olanların da değişik düzeylerde hipnoz olabileceği görülmüştür. Frankel (1974) başka gruplara kıyasla fobi hastalarının hipnoz olabilme oranlarının çok yüksek olduğunu kayda geçenlerin ilkidir. Bu bulgular, karma bir klinik popülasyonda tekrarlanmaktadır. ( Foenander, Burrows, Gerschman & Horne, 1980; Gerschman v.d. 1979, 1987; Gerschman & Burrows, 1989; John, Hollander & Perry, 1983, Kelly, 1984) Fakat Frischolz, Spiegel ve diğerleri (1982) ve Oven, Bliss, Koester & Jeppsen (1989) bu bulguların tekrarlandığını ispat edememişlerdir. (Tablo 21.1)

Yüksek derecede hipnoza yatkınlık ile tanımlanabilen daha ileri bozukluklar vardır. Bunlar histeri, çok kişilik, akut travmatik stres bozuklukları ve (bulimia) doymama gibi bazı yeme bozuklukları katagorileridir (Coman, 1992).Bu gibi hipnoz edilebilir gruplar, şizofrenlerin tam tersidir (Spiegel v.d., 1982) Obsesif ve anoraksia olan insanların ise hipnoza daha düşük seviyede yatkın oldukları bulgulanmıştır. ( Coman,1992).

Günümüzde, psikiyatrik popülasyonun psikiyatrik olmayanlara oranla daha düşük oranda hipnoza yatkın oldukları ve daha şiddetli bozukluklarda bu seviyenin daha da düşeceği kabul edilmektedir. Ama hala psikiyatrik gruplar arasındaki hipnoz olabilirlik farkları tam olarak anlaşılabilmiş değildir.

Bazı araştırmacılar, hipnoza yatkınlık ile hipnoz ile tedavinin olumlu sonuçları arasında bir ilişki olduğunu ifade etseler de, bütün hastalar için bu tamamen aynı değildir. Hipnozun kronik ağrı problemleri, psikosomatik durumlar, astım gibi değişik bir çok dermatolojik durum ( Hilgard, 1975) ve diş fobisinde de olumlu bir etkisinin olduğu belirtilmiştir ( Gerschman, Burrows & Reade, 1987).

Bu sonuçlar obezite, sigara ve alkol bağımlılıkları gibi hipnoza yatkınlık seviyesiyle sonucun ilişkisiz olduğu bozuklukların tedavisinin değerlendirilmesiyle zıtlık içindedir. ( Perry v.d., 1979).

Tablo 21.1 Hipnoza yatkınlık ve fobi bozuklukları arasındaki ilişkiyi değerlendiren çalışmalar.

Hasta grubu Puanlama ölçeği Doğrulandı-doğrulanmadı
Frankel (1974); Frankel & Orne (1976) Karma, klinik Harvard grouP Scale (HGCH:A) Doğrulandı
Gerschman ve ark. (1979) Dişçi Fobisi olanlar, klinik Diagnostic Rating Precedure (DRP) Doğrulandı
Feonander ve ark. Karma (HGCH:A) Doğrulandı
John Hollander & Perry (1983) Karma, klinik (HGCH:A) Doğrulandı
Kelly (1984) Karma, klinik Hypnotic Induction Profile (Hip) Stanford Hypnotic Clinical Scale (SHCS) Doğrulandı
Frischholz ve ark. Karma, klinik (HIP) Doğrulanmadı
Gerschman, Burrows & Reade (1987) Dişçi Fobisi olanlar, klinik (DRP) Doğrulandı
Owens ve ark. Karma, gönüllü (SHCS) Doğrulanmadı

HİPNOZ OLABİLİRLİK VE FOBİK BOZUKLUKLAR

Frankel (1974) bu ilişkiyi ilk olarak ifade eden kişidir. Harvard Hipnoza Duyarlık Grup Ölçeği, Form A (HGHS:A, Shore & Orne, 1962) ile hipnoz hassasiyeti değerlendirildiğinde 24 kişilik fobik bir grubun yüzde 58’i gibi yüksek oranının olumlu tepki verdiği görülmüştür. Fobik olan grup, sigarayı bırakmak isteyen kontrol grubuna kıyasla hipnoz çok daha yatkın bulunmuştur. Daha sonra da, hipnoz ve bu fobilerin sebebi arasında ilişki olduğunu öngörmüştür. Bunları destekleyici veriler Frankel & Orne (1976) ve Frankel (1974, 1976) tarafından ortaya konulmuştur.

Gerschman v.d. (1979) diş fobisi olanlar ile benzeri sonuçlar bulmuştur – 40 hastanın yaklaşık yüzde 48’i tanı ölçüm işlemlerine göre yüksek derecede hipnoza duyarlı bulunmuştur (Diyagnostik ölçüm prosedürü, DRP; Orne & O’Connel, 1977). Daha sonraki bir çalışmada Foenander v.d. (1980), 33 kişilik karışık bir grupta benzer sonuçlar bulmuştur, HGSHA:a’ya göre hastaların yüzde 45.5’inin çok duyarlı olduğu tespit edilmiştir. John, Hollander & Perry (1983), HGSH:a’yı kullanarak yılan, örümcek ve fare fobisi olan 20 kişilik bir hasta grubunun hipnoza çok olumlu tepki verdiğini bulmuştur (Kelly, 1984). 112 değişik şikayeti olan hastayı 22 fobik hastayla kıyasladığımızda, hipnotik indüksiyon profilini (HIP, Speigel, 1974 ) ve Stanford Hipnotik Klinik Ölçeğini ( SHCS, Morgan & Hilgard, 1975) kullandığımızda bulduğumuz şey, fobik hastaların genel popülasyona ve fobik olmayanlara göre hipnoz açısından daha olumlu tepki verdiğidir.

İki araştırma bu bulguları desteklemekte başarısız oldu. Frischolz ve meslektaşları (1982), Hipnıtik İndüksiyon Profilini kullanarak 95 fobik, 226 sigara içen ve 65 kronik ağrı çeken kişi arasında anlamlı bir ilişki bulamadı. Owens ve meslektaşları (1995) 25 sosyal fobik hastayı kıyasladığındafobiklerin kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük hipnotize edlebilirllekleri olduğunu saptamıştır.

DİĞER ONAYLAYICI DİŞ ÇALIŞMALARI

Gerschmen, Burrow & Reade (1987) ve Gerschmen & Burrow (1989), fobik davranışları ölçen çok daha farklı metodlarla, daha büyük ölçekte örnekler kullanarak yaptıkları çalışmalarda fobik bozukluklar ve hipnoz olabilme arasındaki ilişkiyi araştırmıştır.

Bu çalışmanın popülasyonu, diş fobisi olan 130 (% 67.7’si bayan, % 33.3’ü erkek) hastadan oluşmaktadır. Ortalama yaş 27,2 ve ortalama semptom süresi 134,7 aydır. Dental fobik hastalarda, diğer genel popülasyona veya hipnoz ile tedavi edilmiş kronik yüz ağrıları olan diğer 35 hastaya göre çok daha yüksek bir hipnoza duyarlık gözlemlenmiştir. Hipnoza yatkınlık ve fobik bozuklukların şiddeti arasında çok yakın bir ilişki tespit edilmiştir; birden çok fobik semptomu olanlar sadece bir fobisi olanlara göre çok daha duyarlı bulunmuştur. Hipnoz edilebilirlik ve başarılı bir tedavi sonucu arasında güçlü bir ilişki vardır. Halihazırdaki bu çalışma hipnoz olabilme ve fobik bozuklukların ilişkisini bulmaya çalışan altıncı çalışmadır. Bu da, sağlam bir teori oluşturabilmek için laboratuvarlar ve kültürler arası yakınlaşmanın önemini göstermektedir.

TARTIŞMA

Yapılan çalışmaların çoğu Frankel’in (1974) hipnoza yatkınlık ve fobiler arasındaki ilişki üzerine olan tezini desteklemiştir. Özel olarak dişle ilgili fobiler hipnoza yatkınlık ile hep olumlu ilişki göstermiş ve tekrarlanma noktasında da problem tekil etmemiştir. Ama Frischolz ve ark. (1982) ve Owens ve ark. (1989) bu ilişkiyi tespit edememiştir. Bu farklılığın sebeplerinin açıklaması ayrıca yapılmıştır (Gerschman & Burrows, 1995).

Dental fobik popülasyonun hipnotize olabileceğine dair anlamlı ve çok güçlü bir yığın gösterge vardır ve bunlar hipnoza yatkınlığın fobik bozuklukların kontrolü ve edinimi ile nedensel bir ilişki göstermektedir. Bu, fobik semptomların birden çok sebebi olabileceğini, psikoanalitik, davranışsal, bilişsel ve biyolojik özellikleri olabileceğini reddetmek anlamına gelmez.

Fobik bozuklukların ve hipnoz olabilirliği destekleyen çok canlı bir hayal gücüne sahip olmak ile ilgili daha belirgin kanıtlar, yüksek dalma yeteneği ve bilgi işlem stratejileri yeteneğinde bu her iki popülasyonun da esnek olduğunu ortaya koymuştur (Crawford & Barbasz, 1993). Crawford (1997). Daha sonra, hipnoz kabiliyeti yüksek olanların düşük olanlara oranla daha verimli bir dikkat veya ilgi sistemi olduğunu, aynı şekilde bilgi işleme kabiliyetlerinin de daha hızlı olduğunu ortaya koymuştur.

DİŞ FOBİLER VE HİPNOZA YATKINLIK ARASIN­DAKİ İLİŞKİSİ ÜZERİNE İZLENİMLER

Bulgulardan elde edilen izlenimler dental fobilerin kaynağı kadar, kontrolü açısından da çok önemli olmuştur.

Fobik hastaların zihinsel fonksiyonlarının hipnotik indüksiyona da aynı tepkiler veren bir tür eğilim gösterdikleri düşünülebilir. Ayrıca Frankel (1979) tarafından bu hastaların, hipnoza yatkın bireylerin özelliği olan bazı bilişsel fonksiyonları sergileme kabiliyeti olduğunu öngörmüştür.

Yararlı bulunan tedavi stratejilerden biri de şudur: Eğer spontan trans halleri için fobik hasta eğilimi tanınıyorsa bu, semptomların tekrar ortaya çıkabileceği bir ortam hazırlayabilir.

Terapik olarak yaklaşım ne bu semptomları bir kenarı atar ne de belirgin olan bu dinamik faktörleri aramak için birincil olarak hipnoza dayanır. Bunun yerine, hipnoz, hastanın kendisinin bu özel zihinsel fonksiyon modunu anlamayı kolaylaştırmasında kullanılır. Hipnoz durumu imajinasyona dayanan duyarsızlaştırma programını ivmelendirecek bir çalışma ortamı sağlayabilir (Frankel, 1976) veya cerrahide bireyler için en sıkıntılı psikopatalojik anormal örneklere benzer semptomlar üretmekte kullanılabilir. Eğer birileri bu semptomu oluşturabilir ve hastaya bir dereceye kadar aşinalık kazandırır ve deneysel olan bu durum üzerinde kontrol sağlayabilirse, o kişi psikopatalojik durumların kontrolü ve sebeplerini içeren fonksiyonlar hakkında yeni birşeyler öğrenmeye başlamış olur.

Daha ötesi, otohipnozun dikkatli kullanımı ile kendini daha etkili kontrol edecek olan hasta, inancını tazeler. Bu metod, ayrıca karşı şartlanma ve davranışların şekillenmesi işlemlerini destekler.

Diş hekimliği ile ilgili durumlara ait bazı özel çıkarımlar, dişçi fobisi olan hastalıkların kaynağını ve bunların kontrolünü içerir. Hipnoza yatkınlığın dişci fobisinin ediniminde kolaylaştırıcı rolü olduğu bilinmelidir. Özellikle çoçuklarda spontan trans durumunun tanınması ve kontrolü özel bir dikkat gerektirmektedir.

Çocukların özellikle hipnoz edilebilir olduğu düşünülmektedir (London & Cooper, 1969). Trans durumlarının gerçek veya algılanan diş travmalarıyla olan ilişkisi özenli bir müdahaleyi garanti etmektedir. Özellikle fobik çocuklardaki hipnoz çalışmaları, hipnotik telkin açısından dişçi fobisi alanındaki gelişmelere daha fazla katkılar sağlayabilir.

Elde edilen sonuçlar ve hala devam etmekte olan tartışmalar hipnozun dişci fobisi kontrolünde fazlasıyla uygun olacağını öngörmektedir. Literatür, diş tedavilerinde bu tür teknikler ve uygulamaların yüzlercesi ile doludur.

Son zamanlarda dental analjezi üretimi ile hipnoza yatkınlık arasındaki ilişkiyle ilgili teşebbüsler bir çok mükemmel çalışmalarla genişletilmiştir ki hipnoz ile ağrı azaltma arasında bazı ilişkiler bulan Gottfredson’ın (1973) bulguları ve hipnozun sadece hipnoz olabilirlik değil, hemen hemen bütün durumlarda ağrı azaltmakta etkili olduğunu bulan Barber’ın (1977) dikkate değer iddiaları bunlardandır.

Diş alanında bundan sonraki araştırmalar, dişci fobisi rahatsızlıkları DSM- IV sınıflandırmasına göre, diş fobisinin kazanıldığı yaş ve bu çocukların hipnoza yatkınlığını ilişkilendirme, biyolojik yönler ve ikiz çalışmaları hedefleniyor olmalıdır.

Forgione (1988) direkt ve dolaylı hipnoz telkinlerinin algıda bozulmalara, sezgide değişimlere yol açtığını, fobik ve normal popülasyonda beklenti modifikasyonuna sebep olduğunu vurgulamıştır. Diş hekimleri için bu bulgulardaki bir uyarı; eğer bu konuda eğitimli değillerse veya hipnoz veya hipnoz gibi teknikler kullanmaya çok istekli değillerse bu popülasyonun büyük bir bölümü buna karşı tepki vereceğinin farkında olmalıdırlar. Bu yüzden tedaviye karşı tepki verecek olan bu tür hastalara telkin yapılmamalıdır. Aksi takdirde yanlışlıkla tedavi zorlukları ve süreğen problemler ortaya çıkarılmış olur. Açık ya da üstü örtülü, simgesel veya doğrudan, çarpıcı veya derinden yapılan telkinler davranışı ve hastalığı etkileyebilir.

REFERANSLAR

APA (1994). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (4th cdn). Washington, DC: American Psychiatric Association. Barber J. (1977). Rapid induction analgesia: A clinical report. Am. J. Clin. Hypn., 19, 138-147. Borland, L. R. (1963). Odontophobia–inordinate fear of dental treatment. Dent. din. N. Am., 1,683-690. Coman, G, (1992). Hypnosis in the treatment of Bulimia—A review of the literature. Aust. J. Clin. Exp. Hypn., 20, 89-104.Crawford, H. (1997). Lecture, 14th International Congress of Hypnosis, San Diego, USA. Crawford, H. J. & Barbasz, A. F. (1993). Phobias and intense fears: Facilitating their treatment with hypnosis. In J. W. Rhuc, S. J. Lynn & 1. Kirsch (Eds), Handbook of Clinical Hypnosis. Washington, DC: American Psychological Association. Focnander, G., Burrows, G. D., Gerschman, J. A. & Home, D. J. (1980). Phobic behavior and hypnotic susceptibility. Aust. J, Clin. Exp. Hypn., 8, 41 -48. Forgionc, A. (1988). Hypnosis in the treatment of dental fear and phobia. Dent. Clin. N. Am., 32,745-761. Frankel, F. M. (1974). Trance capacity and the genesis of phobic behavior. Arch. Gen. Psychiat., 31, 261-263.Frankct, F. M. (1976). Hypnosis: Trance as a Coping Mechanism. New York: Plenum Press. Franke!. F. M. (1979). Hypnotic responsiveness—Clinically a mixed blessing. Aust. J. Clin. Exp. Hypn.,1, 117-123. Frankel, F. H. & Ornc, M. T. (1976). Hypnotizability and phobic behavior. Arch. Gen. Psychiat., 31, 26\.Frischolz, E. J, (1997). Lecture, 14th International Congress of Hypnosis, San Diego, USA. Frischolz, E. J., Spiegel, D., Spiegel, H., Balma, D. L. & Markell, C. J. (1982). Differential hypnotic rcsponsivity to smokers, phobics and chronic pain control patients. A failure to replicate. J. Abn. Psycho!., 91, 269-272. Gcrschman, J. A. (1983). An investigation of chronic orofacial pain and dental phobic illness. PhD Thesis, Melbourne University, Melbourne, Australia. Gerschman, J. A. (1988). Dental fears and phobias. Aust. Fain. Phys., 17(4), 261-266. Gerschman, J. A. & Burrows, G. D. (1989). Dental phobic disorders and hypnotizabitity. J. Dent. Res., 68, (4), Abst. S13, 553. Gcrschman, J. A. & Burrows, G. D. (1995). Hypnotizability and dental phobic disorders. In G. D. Burrows & R. O. Stanley (Eds), Contemporary International Hypnosis (pp. 309-379). Chichester Wiley. Gcrschman, J. A. & Burrows, G. D. (1997). Dental anxiety disorders and hypnotizability. In M. Mchrstadt & P. O. Wikstrom (Eds), Hypnosis in Dentistry (pp. 25-31). Hypnosis Internationa] Monographs. Gerschman, J. A., Burrows, G. D. & Reade, P. C. (1980). Hypnosis in dentistry. In G. D. Burrows & L. Dcnncrstcin (Eds), Handbook of Hypnosis and Psychosomatic Medicine (pp. 443-479). Amsterdam: Elsevicr/North Holland, Biomedical Press. Gerschman, J. A., Burrows, G. D. & Reade, P. C. (1987). Hypnotizabilhy and dental phobic disorders. Int. J. Psychosom., 33,42.Gerschman, J. A., Burrows, G. D., Reade, P. C. & Foenander, G. (1979). Hypnotizability and the treatment of dental phobic illness. In G. D. Burrows & D. R. Collinson (Eds), Hypnosis 1979 (pp. 33-39). Amsterdam: Elsevier. Gcrschman, J. A. & Giebartowski, J. (1991). Effect of electronic dental anesthesia on the pain tolerance levels of human teeth subjected to stimulation with an electronic pulptester. Anesth. Prog., 38,45-49. Gottfredson, D. K. (1973). Hypnosis as an anaesthetic in dentistry. Doctoral Dissertation. Department of Psychology. Brigham Young University. Dissertation Abstracts Interna­tional 1973,33: 7.B:3303, 152, 162, 163.Hilgard, E. R. (1975). The alleviation of pain by hypnosis. Pain, 1, 213-231.John, R, Hollander, B. & Perry, C. (1983). Hypnotizability and phobic behavior. Further supporting data. J. Abn. Psycho!., 92(3), 390-392.Kelly, S. F. (1984). Measured hypnotic response and phobic behavior. A brief communica­tion. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 32, 1-5. Klcinknccht, R. A., Kelpac, R. K. & Alexander, L. D. (1973). Origins and characteristics of fear in dentistry. J. Am. Dent. Assoc., 86, 842-842. Lautch, H. (1971). Dental phobia. Br. J. Psychiat,, 142, 199-151. London, P. & Cooper, L. M. (1969). Norms of hypnotic susceptibility in children. Devel Psycho!.,I, 113-124. Molin & Seeman (1970). Disproportionate dental anxiety. Acta Odontol.  Scand., 28, 197-212. Morgan, A. H. & Hilgard, R. J. (1975). Stanford Hypnotic Clinical Scale. In E. R. Hilgard & J. R. Hilgard (Eds), Hypnosis in the Relief of Pain (pp. 209-221). Los Altos, CA: Kaufman. Orne, M. T. & O’Conneli, D. N. (1977). Diagnostic ratings of hypnotizability. Int. J. Clin. Exp. Hypn.,15, 125-133. Owens, M. E., Bliss, E. L., Koester, P. & Jeppsen, E. A. (1989). Phobias and hypnotizability: A re-examination. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 37(3), 207-216. Perry, C., Gelfand, R. & Marcovitch, P. (1979). The relevance of hypnotic susceptibility in the clinical context. J. Abn. Psycho!., 88, 592-603.Scott, J, & Humphreys, M. (1987). Psychiatric aspects of dentistry. Br. Dent. J., 163, 81-87. Shore, R. E, & Orne, E. C. (1962). The Harvard Group Scale of Hypnotic Susceptibility:Form A. Palo Alto, CA: Consult. Psychol. Group. Spanos, N., Cross, W., Menary, E. & Smith J. (1988). Long term effects of cognitiveskill training for the enhancement of hypnotic susceptibility. Br. J. Exp. Clin, Hypn., 5(2),73-88. Spiegel, H. (1974) Manuals for Hypnotic Induction Profile: Eyeroll Levitation Method(rev. edn). New York: Soni Medica. Spiegel, D., Dctrick, D. & Frischholz, E. (1982). Hypnotizabilily and psychopathology. Am.J. Psychiatry, 139, 431^37. Stanley, R., Burrows, G. D. & Judd, F. K. (1990). Hypnosis in the management of anxietydisorders. In R. Noycs, Jr, M. Roth & G. D. Burrows (Eds), Handbook of Anxiety, Vol. 4,

The Treatment of Anxiety (pp. 537-548). Amsterdam: Elsevier.