Endüstri ve Hipnoz

HİPNOZUN ENDÜSTRİ VE İŞ HAYATINDA KULLANIMI

Çoğu iş adamı ve idareci hipnoz kelimesinden bahsedildiğinde küçümser bir eda ile gülümserler. Onlar hipnoz hakkında ne bilmektedirler? Onların bilgileri; hipnozun sadece ilginç, büyücülükle alakalı gizemli bir şey olduğudur. Halbuki şu anda uygulanan bilimsel hipnoz teorileri ile kendi kafalarındaki hipnozun hiç bir alakası yoktur. Gerçekte ise iş hayatı ile ilgili klasik kitapların çoğunda hipnoz kelimesinden bahsedilmeden hipnotik prensipler öğretilir.
D. Jornegia hata yapmaksızın başarılı olabilmek için ototelkinin ve hayal gücünün kontrollü kullanılmasının önemi üzerinde durmuştur. N. Vinjent Peale ise hayal aracılığı ile olumlu düşünceleri geliştirmenin metodunu araştırmıştır. N. Hill ise ototelkin ve hayal ile zihinsel düşüncenin zenginleşeceğini söylemiştir. M. Malts ise otohipnoz ve otoimaj çerçevesinde oluşturduğu psikosibernetik bilimini geliştirmiştir.
Konu ile ilgili bir çok çalışmalar yapılmıştır. Sonuçta ototelkin ve otoimajın uygulanması ile iş hayatında başarılar artmıştır. Bu nedenle binlerce profosyenel iş adamı ve yönetici otohipnozun başarısını teyid etmiştir. Biz de sizlere otohipnozu kullanarak işlerinizde daha başarılı olabileceğinizi söylüyoruz. İş sahasında 4 spesifik alanda hipnotik tekniği kullanabilirsiniz.
1. Negatif inançlanızı değiştirmede,

2. Önemli konuları ezberlemek için mental kapasitenizi artırmada,

3. Değişime direnç gösteren eğilimlere ve düşüncelere karşı savaşmada,

4. Kazanılmış başarıların devamı için.
Yukarıda belirlenen hedeflere ulaşmak için dinamik bir hayal proğramı geliştirilmiştir. Birinci aşamada negatif inançları değiştirmek için sekiz basamak çizildi. Negativizmden uzaklaşabilmek için olumlu ototelkin ve hayal otohipnozun sistematik olarak uygulanması ile yeniden güç kazanımı bunlardan bir kaçıdır. Diğer üç aşamada da aynı programlar uygulanır. Bu programı uygulayan birisi daha yaratıcı olabildiği gibi iki günde yapılabilecek işleri bir günde yapabilmektedir.Bu şahıs kendini sükunet içinde gerilimi azalmış , iş hayatında daha mantıklı ve makul davranmaya başlamıştır. Genel hayatı bile düzelmiştir.
Otohipnoz daha çok yaratıcı üretimde yeni alanlar temin eder. Etkili bir yaşam , daha mutlu bir hayat otohipnozun sağladığı diğer imkanlardır. Gevşemenin ve rahatlamanın gerektiği yaşam sahalarının bir çoğunda otohipnoz prensipleri ile karşılaştığımızda hoş bir şaşkınlığa düşeriz. Dişçide, yoğun trafikte, sıkıcı toplantılarda, kendimizi patronun baskısı altında hissettiğimiz zamanlarda hep otohipnozun yardımını bekleriz. Liste sonsuza kadar uzatılabilir. Barber, hipnozun daha geniş kullanılabilmesi için beş olgu tesbit etmiştir. Bu olgular eğitimde olduğu gibi iş sahasında da geçerlidir.
Onun Amaçlarının Temel Prensipleri; (Deneysel olarak gösterilmiştir.)
a. Biz devamlı kendi kendimizle konuşarak meşgul oluruz,

b. Kendi kendimize ne söylüyorsak performansımız ve üretimimiz ona eşdeğerdir,

c. Kendimize zaman zaman söylediğimiz negatif ve mutsuz şeyler, negatif hislerimizi artırır,

d. Düzenli çalışmalar ile negatif konuşmalarımızı azaltmayı, pozitif ototelkini artırmayı öğrenmeliyiz,

e. Mental teknik ve pratikler ile performans ve üretimi artırmak mümkündür.
Düşüncelerimiz hayatımıza yön verir. Bu negatif veya pozitif olabilir. Cinsel yaşamınız, aileniz ve arkadaşlarınız bundan bağımsız değildir. Olumlu yaklaşımlar ile iş hayatının etkin bir üyesi olmanız mümkündür. Otohipnoz tekniğini öğrenen bir kişi şöyle der; “Beynimde yepyeni bir sistem oluşturdum. Yıllarca kafamda taşıdığım tüm bilgileri , şimdi eskisinden daha iyi kullanıyorum.

Kötü Alışkanlıklar ve Hipnoz

ÖTÜ ALIŞKANLIKLARIN TEDAVİSİNDE HİPNOZUN KULLANIMI

Bazı reklamcılar bize hipnoz vasıtası ile bir çok alışkanlığımızı kontrol edebileceğimizi söylemişlerdir. Mesela bir hafta içerisinde 4 ila 5 kilogram zayıflayabilmek, ertesi sabah sigara alışkanlığını bırakarak uyanmak ve tüm isteklerinizi kontrol altında tutmak hipnoz ile mümkün olabilmektedir.
Bu reklamcıların ilanları hakkında şüpheci davranmakta, hassas olmakta haklısınız. Ancak herkes tarafından bilinen bir gerçektir ki; hipnoz vasıtası ile tırnak yemekten,aşırı oburluğa kadar bir çok kötü alışkanlıktan kurtulmak ta mümkündür. Devamlı üzüntülü bir karakter yapısı veya huysuz bir şahsiyet nedeni ile uyumsuz olma gibi arzu edilmeyen alışkanlıklar da hipnoz vasıtası ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Alışkanlıkların nasıl düzeltilebileceğinin genel prensiplerini, bu bölümün başında tartıştık. Burada tekrar stressin nasıl azaltılabileceğini gözden geçirmekte yarar vardır. Eğer daha stressli bir hayata doğru gidiyorsanız, bu stressli hayat sizi tüketecektir. Zihninizdeki olumlu düşünceleri silecek , onun yerine olumsuz düşünceleri zihne hakim kılarak, olumlu davranış kalıplarınızı tahrip edecek. Özellikle kendinizi sıkıntı içerisinde hissettiğiniz zaman, aşina olduğumuz savunma mekanizması en rahat bir şekilde duruyormuş gibi görünmektir. Bu davranış modeli hatalıdır. Sonuçta,stresin sebeblerini ortadan kaldırmak yerine onlarla yaşamaya ve şahsiyetinizi onlar var olacak şekilde kilitlemeye başlarsınız.
Hipnoz işte bu anda devreye girerek, size yepyeni bir dünya ve yepyeni çıkış yolları gösterir. Stressten arınmış bir hayat tarzını nasıl kuracağınızı öğrendiniz.
1.OBURLUK
Oburluk, stressli ve gerilimli bir hayatın bireye verdiği hatalı yöneliminden kaynaklanmaktadır. Kişiliğimiz ve savunma mekanizmalarımız, yıllarca süren gelişim evrelerinde davranış kalıpları şeklinde oluşmaktadır. Bunları sihirli bir çubuk ile bir anda değiştirmek veya düzeltmek mümkün değildir. Fakat hipnoz bazı spesifik problemlerin tedavisinde veya çözümünde bize yardımcı olabilir.Mesela oburluğu, tetikleyici bir özelliği olan stressin kontrol altına alınması mümkündür. Şişmanlıktan zayıflığa doğru olarak vücut görünümünüzü değiştirebilirsiniz. Yakışıklı veya güzel bir görünüme bürünebilirsiniz. Kendi kendinize saygınızı yitirmemeniz ve arzuladığınız kişiliğe kavuşabilmeniz için, yemek alışkanlıklarınızı değiştirebilecek iç güçleri harekete geçirebilirsiniz. Bu durumda yeme dürtüsü sadece gerçekten aç olduğunuz dönemlerde sizi uyarır. Sonuçta hipnoz aracılığı ile sizi aşırı yemeye iten eğilimlerinizi bilinç altındaki gerçek nedenlerini ortaya çıkararak, sizin boşalmanızı ve rahatlamanızı sağlar.
Biz, aşırı yeme probleminin tedavisinde şumullü bir program uyguluyoruz. Hipnoz ise bu şumullü programın esas kısmını oluşturmaktadır. Bu programın ihtiva ettiği ana özellikler şunlardır:
1. Düzenli kültür fizik programları,

2. Yemek alışkanlıklarının bir takvime bağlanması,

3. Yemek seçimi, yemek hazırlama ve yemek tüketimi ile ilgili aktivite ve alışkanlıkları ihtiva etmeyen diğer şeylerle uğraşmak.
Oburluğun kontrolünde tedavi edici bir yol olarak hipnotik tedavi başarılı sonuçlara ulaşmıştır. 1962 yılında Dr.Leo Wollman, ortalama 2,5 kilogram ağırlık kaybeden 450 şişman vaka hakkında bir makale yayınladı. Bu vaka takdimlerinde en fazla kilo kaybeden l kişi, iki ay içinde 25 kilogram kaybetmişti. Ondan sonra aylık olarak ortalama 5 kilogram kaybetti. Dr. Wollman’dan sonra aynı şekilde bir çok vaka takdimleri ve araştırma sonuçları yayınlandı. Hepsinde ortak olan husus: Hipnoz yöntemini kullanmak suretiyle fazla kilolardan kurtulmanın mümkün olduğudur.
2. SiGARA
Sigara içmek genellikle , oburluk alışkanlığından daha kolay bir şekilde üzerinden gelinebilecek bir problemdir. Biz yaşamımızı devam ettirmek için yeriz. Yeme alışkanlıklarının ekserisi çocukluk döneminde edindiğimiz alışkanlıklara bağlıdır. Sigara içme ise diğer bir alışkanlığımızdır. Ancak yaşamımızın devamı için sigara içmek şart değildir. Bu nedenle daha kolay bir şekilde bu alışkanlıktan vazgeçebiliriz.
Çalışmalar göstermiştir ki; Hipnozu kullanarak sigara alışkanlığından vazgeçmek kolayca ve süratli bir şekilde mümkün olmaktadır. Ancak kötü alışkanlığın tekrar gelmemesi için, düzenli olarak, otohipnoz ve gevşeme tekniklerini uygulamanız gerekmektedir.
Otohipnoz esnasında bireyler; soluklarının hoş kokusunu , havanın temizliğini sigaradan önce hissettikleri duygularını tekrar keşfettiler. Bu kişiler zihinsel güçlerini faaliyete geçirerek, sigaradan uzaklaştıklarında oluşacak tüm olumlu şeyleri hissetmeye çalıştılar.
Oburluğun tedavisinde hipnoz toplu bir proramın sadece bir parçası idi. Pratik hipnoz çalışmalarına ilaveten, tiryaki asla sigara içmeyeceği yerleri de kafasında canlandırdı. Mesela yatakta,araba kullanırken, telefona cevap verirken,kahve içerken kısacası sigara içmenin arzulanacağı tüm durum ve yerlerde sigara içmemeyi kafasından geçirdi. Tiryakilere, sigara içmeyi arzuladıkları zaman; sigarayı yakmadan önce en az on dakika beklemeleri tavsiye edildi. Bu süre içerisinde sigara içmemeye bağlı, oluşacak tüm olumlu hisleri ve düşünceleri zihninde canlandırması istendi. İşte tüm bu düşünceler esnasında, bilinç altını ve zihnini aktive ederek sigara ihtiyacını doğuran nedenlerin yerine daha sağlıklı ihtiyaçları koyarak gidermenin yollarını bulmalıdır.
3. ALKOL
Hipnoz, alkol tedavisinde de başarılı bir yöntem olarak kullanılmıştır. Los Angeles’te 8. cadde üzerinde hipnoz vasıtasıyle alkolikler tedaviye çalışılmaktadır. Dünyanın bu konuda çalışan belli başlı alkolik tedavi merkezleri de hipnozu kullanmaktadırlar. Topeca ve Kansas’daki klinikler bunlara örnektir. Bu merkezlerde hastalara yeni bir otoimaj verilerek, şahsiyetleri yeniden şekillendirilmektedir. Alkol almadan hayatın nasıl hoş olacağı ve hayattan zevk almanın diğer yönleri otohipnoz teknikleri ile gösterilmektedir.
Konu ile ilgili olarak çeşitli kontrol grupları ile çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri Wihter Veterans Administration Hospital’indeki çalışmadır. Burada alkol tedavisinde uygulanan 4 yöntem karşılıklı test edilmiştir. Bu yöntemlerden biri de hipnoterapidir. Sonuçlara bakıldığında hipnoterapinin alkol tedavisinde diğer yöntemlere göre % 12 oranında üstünlük gösterdiği tesbit edilmiştir.
İngilizlerin yaptığı bir çalışmada da; alkol alımının kontrol edilebilmesi için yapılan çalışmalarda en önemli hususun zihinsel gücün olumlu telkinlere kanalize edilmesi olduğudur. Bu da hipnoterapi ile çok iyi bir şekilde başarılabilmektedir. Burada öyle telkinler veriliyordu ki; hep olumlu zihinsel imajları uyarılıyordu. ” Alkolsüz yapılan her hareket kıymetli ve değerlidir… Rahat ve huzurlu geçen hergünü tam yaşa…Sağlıklı geçirdiğin her gün diğer insanlar içinde onlara bir armağandır…”
Alkolikler incelendiğinde çoğunun spesifik problemler nedeni ile içmeye eğilim gösterdiğini tesbit ederiz. Problemler genellikle ailelerinden, işlerinden veya etrafındakilerden kaynaklanmaktadır. Onlar inkar etse bile ,sıkıntı ve gerginlikler içmeyi tetiklemektedir. Hipnoz işte bu gerilimli insanlara yardım etmede çok yararlı bir yöntemdir. Onların hayatını daha olumlu ve pozitif düşüncelere yönlendirerek hayattan zevk almalarını sağlamak hipnoz ile mümkündür.

Askeri alan ve Hipnoz Kullanımı

SİYASİ VE ASKERİ SAHADA HİPNOZUN KULLANIMI

Aşağıda Silahlı Kuvvetler dergisinde çıkmış bir makaleyi okuyacaksınız. Konunun uzmanı bir askeri yetkili tarafından neşredilen bu makalenin sınırları çok geniş ve insanın hayal sınırlarını zorluyor. Bu konuda yapılan çalışmalar genellikle spekülasyona dayandığından bilimsel irdelemesini ve incelemesini yapmak hemen hemen imkansız gibi bir şey.
Ancak biz teorik planda yaptığımız çalışmalar ve bazı pratik bilgilerimizin yol göstericiliği çerçevesinde bir sonuca ulaşabilmekteyiz. Hipnoz gibi insanın bilinç altına inen, biliç altı mekanizmalarını keşfeden ve insanın savunma mekanizmaların devre dışı bırakan bir yöntemle hayal ufkumuzun ötesinde de şeyler yapılabileceğine inanıyorum.
Literatür taramam esnasında tesadüfen ele geçirdiğim bazı bilgisayar temelli bilgi bankası kaynaklarında çok ilginç çalışmaların ipuçlarını buldum. Özellikle gizli haber alma örgütleri tarafından uygulanan beyin yıkama yöntemleri bir nevi zorunlu hipnotik trans gibi gelmektedir. CIA tarafından konu ile ilgili yayınlanmış gizli bir raporda soğuk savaş döneminde KGB’in beyin yıkama ve insan eğitme yöntemleri incelenmiş. Bu raporda insanın savunma sistemlerinin nasıl yıkılabileceği ve yeni model bir insanın nasıl inşa edileceği detaylı olarak anlatılmıştır.
Rejime muhalif insanların bu beyin yıkama yöntemlerinden nasibini aldığı gibi, rejimin yanında gönüllü olan insanların rejim ile tam bir uyum içerisinde birer robot gibi çalıştırılabilmesi için de bu yöntemler uygulanmaktadır. Gönüllü hipnoz ve benzeri seanslar ile bilinç altına girilen savunmasız birey rejimin tam bir robotu olabilmektedir. Tüm düşünce kalıpları rejimin istediği insan tipini inşa eden, gerektiğinde bir terörist, gerektiğinde bir sabotajcı gibi eğitilmesine imkan vermektedir. Konu ile ilgili çalışmalar sanat kültür hayatına konu olmuş ve bir çok özgün sanat eseri yapılmıştır. Bunlarla ilgili yazılan romanlar, senaryolar, tiyatrolar ve çekilen filmler hatıralarımızda hala canlılığını korumaktadır. Beyin yıkama yöntemlerinden en güzel bir örnek olarak son imparator filminde Mançurya İmparatorunun beyin yıkama operasyonudur. Bir imparatordan rejime uygun bir insanın nasıl inşa edildiği güzel bir örnek olarak sergilenmiştir.
Konu ile ilgili yaptığım diğer bir çalışmayı da burada müjdelemek isterim. Beyin yıkamanın tüm boyutlarını içine alan bir çalışmam ayrıca devam etmektedir. İnsanın zihninin bilinmezlik boyutlarını keşfeden emperyalist ülkeler sömürü çarklarını bu bilgiler üzerine inşa etmişlerdir.
Şimdi sizleri hipnoz ve ötesini , parapsikolojiyi içine alan bir gezinti ile baş başa bırakacağım.
PARAPSİKOLOJİ VE PARAPSİKOLOJİK HARP
Parapsikolojik Silahlanma
CIA eski başkanlarından Richard Helms Watergate soruşturmalarında Warren Komisyonu’na verdiği bilgilerde şöyle demiştir:
Yapılan araştırma göstermiştir ki SSCB kendi sisteminin isteklerine uygun politik görüşe bağlı olacak şekilde, halkının davranışlarını düzenleyebileceği bir kontrol teknolojisi geliştirmeye çalışmaktadır. Bundan böyle aynı teknolojiyi daha karışık bir yaklaşımla, bilgiler kodlanarak insan hedeflerine yöneltilebilecektir. Bu insan zihinleri harbi olacaktır
1980 yılları başında ise, ABD’yi uyaran daha enteresan ve ürkütücü haberler duyuluyordu. Başkan Reagan ABD’de iktidara gelince Pentagon, CIA, FBI, DIA’nın kesin bilgilerini kapsayan dosyalarla karşılaştı. Bu bilgilerin bir kısmına açık basında da rastlıyoruz. Konu, Sovyetlerin zihin harbi ve parapsikolojisi çalışmalarıdır.
Bu raporlarda, ABD’de yerleşen yeni tip bir casusluk şebekesinin mevcudiyetinden söz edilmektedir. Hipnoz, telapati., düşünce okuma ve nakli gibi özel yeteneklere sahip ajanlar, Amerikan halkının şuuraltlarını etkileyerek düşüncelerini KGB (Sovyet İstihbarat Örgütü)’nin programı çerçevesinde değiştirmeye çalışmaktadır. Bu ajanlar çeşitli dini ve mistik topluluklara nüfüz ederek, bu organizasyonları konsantrasyon ve imajinasyon çalışmaları ile etkilemek yolundadırlar. Washington çevresi, ABD yöneticileri ve politikacılarnı etkilemek için başlıca hedef bölgesi olarak seçilmiştir.
Albay Alexander Raporu olarak basına intikal eden bilgilerde; ” Başkan Reagan’ın zihnini ve şahsi kararlarını kontrol altına almak” şeklinde belirlenen çalışmalardan bahsedilmektedir. Yine aynı raporda insan ve çeşitli tip hayvanları etkileyebilmek için deneyler yapıldığı anlatılmaktadır. Sovyet vatandaşı bayan Kulagina’nın PK gücüyle bir kurbağanın kalp atışlarını durdurabildiği açıklanmıştır.
Albay Hodgson’un da, basına, parapsikolojik harp konusunda yaptığı açıklamalar çok önemlidir. Rapora göre, nükleer silah etkileri ESP gücü ile bir araya getirilerek “Hyperspace Nuclear Howıtzer” Uzay Üstü Nükleer Obüs adı verilmiştir. Sibiryanın ıssız bir bölgesinde beton sığınak içinde meydana getirilen nükleler infilak etkisi, bir grup yetenekli psjiko süje tarafından, tahribi istenen hedef üzerine, zihinsel olarak nakledilmektedir. Mesafe sınırlaması yoktur.

 

Sovyetler’in; labaratuvarda ürettikleri bakteri türlerini kullanarak, psişik süje yardımı ile uzak mesafelerde, zihin yoluyla hastalık çıkarabildikleri de anlatılmaktadır.
Albay Hodgson, raporunda psişik güç yükselticiden de bahsetmektedir. Düşüncelerin konsantrasyonu ve yükseltilmesi yoluyla hedefler tahrip edilebilecektir. Bu işlem için askeri hedefin fotoğrafını kullanmak yeterli olmaktadır.
ABD’de Hieronimus makinası olarak bilinen ve patenti alınmış olan cihazla uzak mesafelerden zararlı böcekler öldürülebilmektedir.
1963 yılında kaybolan ABDde Nükleer Denizaltısı Tehresher’in, bu tür bir silahla batırıldığı söylenmektedir.
ABD’de parapsikolojik savunma için psişik süje yetiştirme çalışmaları başlatılmıştır. Profesyonel yetenekli medyumlardan da yararlanılmaktadır. Parapsikoloji labaratuvarında ilk planda 34 medyum çalışmalara başlamıştır.
PARAPSİKOLOJİNİN ÖNEMİ
Yakın tarihlere kadar sansasyonel ve ruhçu haberler olarak açıklanıp reddedilen parapsikoloji alanında ortaya çıkan haberler; artık uzmanlar, bilim adamları hatta askerler tarafından ciddiye alınmaya başlanmıştır. Bu sahada Sovyet Bloku’nda hızlı gelişmeler olduğu hakkında haberler olduğu artmaktadır.
Sovyet füze bilim adamlarının başında gelen K.E.Tisioloski, 1930 yıllarında şunları söylemiştir:
“Telepatik yeteneklerin gerekliliği özellikle yakında başlayacak uzay yolculuğu çağında ortaya çıkacaktır. Bu yetenekler insanlığın genel tekamülünü değiştirecektir.
Bulgaristan Parapsikoloji Kurumu Başkanı Prof.Dr.Lozanov da ESP konusunda şöyle konuşmaktadır:
“Her insan telepattır (geleceği bilme, prejognition). ancak kimse bu sahip olduğu yeteneği kullanamıyor. Aynen musiki gibi. Herkes birkaç nota çalabilir, fakat onların içinde iyi bir müzisyen yeteneğine sahip bir kaç kişidir.”
Çekoslavakya Bruno Üniversitesi Rektörü Biyolog ve Fizyolog Dr. Eduard Babak, parapsikoloji hakkında şu açıklamayı yapmıştır:
“İnsan beş duyumdan daha fazla duyuma sahiptir. Bugün hiç şüphe yok ki, bazı psiko-fizyolojik şartlar altında insan ruhu başka bir insanın ruhunu etkilemektedir. Hem de başka duyumların algılamaları karışmadan.”
1970 yılları başında SSCB ‘ de paranormal olayları inceleyen, parapsikoloji alanında çalışan 20’den fazla merkez mevcuttur.
Yakın komşumuz Bulgaristan ,1965 yılında Prof.Dr. Lozanov başkanlığında 70 kişilik bir kadrosu olan, “Telkinbilim ve Parapsikoloji” kurumu kurmuştur. Zihin kontrolü, zihinsel şifa, retina ötesi görme, süratli öğrenme (saggestoloji) açık çalışmaları arasındadır. Çekoslavakya’ da psikotronik adı altında bilimsel olarak ele alının ESP çalışmaları; telepati, telegnosis ve psikoknesis branşlar içinde bir devlet kuruluşu olan Çekoslovak Koordinasyon Komitesi tarafından yürütülmektedir.Çalışmalar Bilim Sekreteri Dr. Zdenek Rejdak tarafından organize edilmektedir. Çek Bilimler Akademesi, çalışmaları desteklemekte ve Charles Üniversitesi Nörofizyoloji Bölümü deneylere yardımcı olmaktadır.
PARAPSİKOLOJİYE GİRİŞ
Sovyet bilim adamı Vlademir Bechterev ( 1857-1927), şartlandırılmış motor hareketlerini inceledi. İnsan; bir metal üzerine konmuş eline elektrik akımı verilince, kolunu çekiyordu. Dizinin altına çekiçle vurulunca ayağı havaya kalkıyordu. Bu hareketler birçok kere tekrarlanır ve her etkide zil çalınırsa, bir motor hareket teşekkül ediyordu. Yalnız zil çalmak suretiyle ayak havaya kalkıyor veya insan elini çekiyordu.
Sovyet bimi adamı İvan P. Pavlov (1849-1936), şartlı refleksler konusunu incelemiş, köpekler üzerinde çeşitli deneyler yapmıştır. Köpeklerin guddeleri şartlandırılabiliyor ve her zil çalışında salyaları akıyordu.ABD ve SSCB’de Biheyviorizm gelişirken Avrupada da Sigmund Freud (1856-1939) alt şuur üzerine teorisini geliştiriyor, tedavi buluyordu. Freud; insan hareketlerinde, ruhi durumunuda cinsel duyguların önemi üzerinde duruyordu.
Adler (1870-1937), Carl Gustav Yung (1875-1961), alt şuur fikri üzerinde Freud ile birlikte çalıştılar. Bilahare ayrılarak kendi görüşlerini geliştirdiler.
Amerikalı psikolog Prof. William James, psikolojinin maksadını değişik bir biçimde açıklamıştır. Normal şuur halimize akli şuur diyoruz. Ruh halimiz, özel bir şuur halidir. Akli şuurdan ince bir örtü ile ayrılmıştır. Bu bölgede tamamen farklı bir potansiyele sahip yaşantı hali uzanır. Biz ruhi incelemelerimizde, beş duyumuzu kullanıyoruz. Bu metod yanlıştır.

Psikologlar, yeni gelişmelerin ışığı altında, yöntemlerini değiştirmeye başlamışlardır. Psikolojinin maksadı genişletilmiştir. Bilime karşı, karşıt kültürde düşünen yeni gruplar; mantık, teknolojik makinalar, kompütürler kullanmaktadırlar. Diğer bir grup bilim adamı da kimyevi maddeleri, değişik şuur hallerini incelemekte kullanmaya başlamışlardır. Prof. William James, uyuşturucu maddelerle bir seri deney yaparak, normal şuur halinin , tek zihin durumu olmadığını ortaya koymuştur. Eski “esoterik” batıli sprinlerin içinde binlerce yıllık çalışmaların gizli olduğu ortadadır. Tibet Budizmi, Zen Budizmi, Sufizm ve Yoga gibi öğretiler, Batı da tamamıyla bilinmemektedir. Ancak bir çok düşünür ve bilim adamı, psikolojinin bilinen sınırları dışında çalışan diğer şuur hallerinden bahsetmektedirler. Şuur ve zihin sahalarını araştırmak için, yeni teknolojik cihaz ve makinalar geliştirilmiştir. Şuur olayını, deneysel psikoloji ve parapsikoloji artık labaratuvara sokmuştur. Yapılan yeni araştırmalar insanın diğen şuur hallerin ortaya koymaktadır. Bugün, normal akli ve teselsül halinde konuşmaya bağlı zihin halimizin yanında, sezgiye dayanan şuur halimiz kabul edilmektedir. İnsanın, akıl ile sezgiye dayanan kabiliyetleri arasında ki farklar incelenmektedir. Normal şuur sahasında ki eğitim, lisana bağlı ritmik fonsiyonlara dayalı fiziki bir çalışmadır. Heyecanlarımızı ve sezgi kabiliyetlerimizi çok az incelemekte ve geliştirmektedir. Dini ve mistik batıni sistemlerin, meditasyonu ve vecd halleri layıkiyle anlaşılamamaktadır.
Günümüzde çalışmalar iki grup halinde yönetilmektedir. Bir grup bilim adamı gündüz çalışmaktadır. Eski öğretilerin batıni bilgilerini topluyor, müşahade ve incelemelerini bir ışık elde edebilmek için geliştiriyorlar ancak sonuçta başarısızlığa uğruyorlar. Bu durum, onları bir ışık olmadığı görüşüne götürüyor. Bugün modern bilimin bulduğu madde ve enerji kanunlarının medeniyetimizin temeli olduğu açıktır. Ancak Galile, Nevton’dan Einstein’e uzanan bilim, özel bir haldir. Yalnız maddeye uygulanabilmektedir. Canlıların duyumlar dışı kabiliyetlerine yer vermemektedir. Sezgiye dayanan şuur halleri bildiğimiz müşahade şartları altında ortaya çıkmamaktadır.
Diğer grup ise gece çalışmaktadır. Metafizik ve mistik öğretilerden yola çıkarak dünya yaşantısının bir hayalden ibaret, bir rüya hali olduğunu kabul ederek, çalışmalarını sezgi sahasında yürütmektedirler. Ortaya koydukları araştırmalar ve yazılar, bilim adamlarınca anlaşılamamaktadır.
Yeni bir bilim dalı olarak gelişen ve kabul edilen Parapsikoloji, bu degişik iki şuur halinin sentezini yapma yoluna girmiştir. Eskinin batılı öğretileri ve bilgileri, modern teknolojik cihaz ve vasıtalarla incelenmeye başlanmıştır. Psikoloji bilimi yeni anlayışı ve vasıtalarıyla insanlığı yeni ufuklar açma yolundadır.
Londra Üniversitesi King’s College Matematik Profesörü John G. Taylor, The Shape of Minds to Come (Zihnin Gelecekteki Şekli) adlı kitabında, zihin ihtilalinin hakikatte yüzyıl önce başladığını söyleyerek şöyle demektedir:
“Zihin ihtilalinin yarı yolunda bulunduğumuz anlaşılıyor. Daha parlak gelişmeler olacak. Zihnin yeni anlayışı; insanın hislerini, hareket tarzlarını yahut zekasını kontrolde güçlü metotlar meydana getirdi. ”
Prof. Toylor teknik araçlarla insan zihninin kontrol edilebileceğine de değinerek şunları açıklamaktadır:
“Biz şimdi birçok zihin halini, hemen hemen bütünüyle, fiziki vasıtalarla kontrol edebiliyoruz. ”
SRI “Stanford Research institute” (Stanford Araştırma Enstitüsü) fizikçilerinden Laser Uzmanı Russel Targ ve Dr. Harold Puthoff yazdıkları Mınd-Reach, Positive Proof that E.S.P. Exısts (Zihin-Vüsat, ESP’nin Pozitif Mevcudiyetinin ispatı) adlı kitapta, 20 den fazla süje üzerinde yaptıkları, yüzden fazla bilimsel deneyde duyumlar dışı bir algılamanın mevcut olduğunu anlatmaktadırlar. Deneylerinin sonuçlarını şöyle toplamaktadırlar:
-Olay kısa mesafe ile sınırlı değildir.

-Elektriki şiltleme, algılamanın doğruluğunu engellememektedir.

-Süjelerin verdiği doğru bilglerin çoğu, isim yahut çalışma gibi analitik olmayan tabiatta değil, şekil, form, renk ve maddeye tekabül etmektedir.

-Hislerin şiltlendiği şartlar altında bilgi nakli, beynin sağ yarıküresinin çalışmasıyla ilgilidir.

-Tecrübeli ve tecrübesiz gönüllü denekler arasındaki başlıca fark, tecrübesizler fakültelerini teşhir etmiyorlar ve onların elde ettiği neticeler daha yetersiz. Bu bize uzak mesafeden görmenin (Clairvoyance ) geniş miktarda yaygın bir algılama kabiliyeti olduğunu muhtemelen uykuda (faaliyete geçmemiş) olduğunu göstermektedir.
PARAPSİKOLOJİ
Parapsikoloji terimi ilk olarak 1880 yıllarında Dessouir tarafından kullanılmıştır. Normal yaşantımızın kenarında, yanında cereyan eden fakat mevcut müspet bilgilerimizle açıklanamayan ruhi olaylar ifade edebilmektedir. Parapsikoloji beş duyumuzun dışında bazı olayları sezebilmek, etkileyebilmek ve geleceğe, geçmişe ait bazı şeyleri anlamayı kapsayan bir bilim dalı olarak ortaya atılmaktadır.
30 Aralık 1969 yılında parapsikoloji, Amerikan Bilim Geliştirme Birliği (AAAS)’ne esas üye olarak resmen kabul edilmiştir. Karar AAAS Meclisi tarafından alınmıştır. Bu meclis, tıp, mühendislik gibi 300 bilimsel üye birlikleri delegelerinden teşekkül etmektedir. Daha önce l963, l967, l968 yıllarında parapsikologların yaptıkları müracaatlar reddedilmişti. Bu degişiklik parapsikolojiye gelişmiş araştırma metotlarının getirilmesiyle sağlanmıştır. Schmidt’in imal ettiği elektronik numara jeneratörü ile yapılan araştırmalar ve Ulman’ın uyku monitörleri ile yaptığı deneylerin başarıya uluşması sonucu gerçekleşmiştir. ESP’nin varlığı konusunda yapılan bu deneylerin sonuçları tenkit edilememektedir. Bu teknolojik cihazlarla yapılan son PSİ araştırmaları bilim çevrelerince de ciddi olarak kabul edilmiştir. PSİ olayları laboratuvara sokulmuş, olaylar üzerinde çalışmalar başlamıştır. Şüphecilerin yegane üzerinde durdukları, aynı olayın aynı şartlar altında meydana getirilemeyişidir. Yıllarca yapılan tecrübe ve deneylere rağmen PSİ olaylarını tekrar meydana getiremiyoruz. Hatta bazen de karşıt sonuçlar meydana gelmektedir. Ancak olayların tekrar medana getirilmesi, fizik biliminde uygulanan bir metotdur.
Psikoloji ve fizyoloji bilimleri için yeni kriterler ve metotlar geliştirilmesi daha uygun görülmektedir.

Duyumlar dışı idrak ve PSİ dalgaları adını verdiğimiz paranormal olaylar:
-Parafizyolojik olaylar (hipnoz, suni uyku),
-Parapsişik olaylar (telepati, duru görü), olmak üzere üç grupta toplanabilir.
Parapsikoloji bilimi aşağıdaki PSİ (psişik, ruhi yetenekleri ve olayları incelemektedir:
-Telepati (Teliepathy): Diğer bir insanın zihin haline veya düşüncelerine karşı bir uyanıklık ve alğılamadır.
-Duru görü (Clairvoyance, Telestezi): Bir olay veya bir şeyin normal duyumlar dışında, uzaktan algılanmasını sağlayan uyanıklıktır.
-Önceden bilme (Precognition, Kehanet): Henüz cereyan etmemiş bir olayı görmek ve açıklamaktır.
-Zihnin madde üzerine etkisi (Telekinezi): Bir insanın fiziki organlarını kullanmadan, diğer bazı güçlerini kullanarak, maddeler üzerinde etkili olmasıdır.
-Psikometri (Psychometry): Bir insan veya olay hakkında, geçmişte ve gelecekte olacak veya olmuş şeyler hakkında cansız bir obje yardımıyla bilgi sahibi olmaktır.
-Radyestezi (Dawsing): Bir anten, çubuk veya sarkaç ile cisimlerin ve canlıların neşrettikleri dalgaları algılayarak, yeraltı su kaynakları ve madenlerin keşfedilmesi ve hastalıkların teşhis edilmesidir.
-Psikotoğraf (Psychophotograph): Hasta ile fiziki temas olmadan, uzaktan görme kabiliyetiyle tıbbi hastalık teşhisi yapmaktır.
-Ön teşhis (Paradiagnostic): Hasta ile fiziki temas olmadan, uzaktan görme kabiliyetiyle tıbbi hastalık teşhisi yapmaktır.
-Para Medieine: Çağdaş tıbbın açıklayamadığı değişik yollarla, hastalıkları iyileştirme metodudur.
Zihinle vücut kontrolü : irade dışı çalışan organların nasıl kontrol altına alınabileceğini öğrenmektir.
Vücut dışı deney (Out of body experience) OOBE, Astral Projeksiyon: Fiziki vücudun dışında, ruh veya zihnin, mekan ve zaman içinde seyahatidir.
ESP (DDİ) DUYUMLAR DIŞI İDRAK
(Extra Sensory Perception)

Duyumlar dışında bir algılamanın mevcudiyeti konusunda, ilk ciddi araştırmalar Dr. Josept Banks Rhine tarafından başlatılmıştır. Bu konuda daha önce Prof. William James ve İngiltere’den Dr. Mc. Dougall araştırmalar yapmışlardır.
Dr. Rhine insanın duyumlarını kullanmadan, dış dünyadan ve diğer insanların zihinlerinden bazı bilgiler alabileceğine inanıyordu. Bu hislere DDİ “Duyumlar Dışı Algılama” adını verdi.
Rhine deneyler için kart tahmin, tekniğini geliştirdi. Bir çok süje üzerinde yaptığı kart tahmin deneylerini, matematik ihtimal hesaplarıyla karşılaştırıyordu. Altı yıl süreyle yüz bine yakın deney yaptı. Sonuçları 1934 yılında ESP adı altında yayınlandı. Rhine’ne araştırmaları, mekanistik modern bilimin temellerini sarsıyordu. Duke Üniversitesi, ESP deneyleri için büyük para desteği sağlıyordu. 1935 yılında Rhine , Duke Üviversitesinde müstakil olarak parapsikoloji laboratuvarını kurdu. Rhine’in araştırmalarına karşı büyük bir tenkit kampanyası başlamıştı.
Mc. Gill Üniversitesi Psikologlarından Prof. E. Kellogg insanlığı refahı için önem taşıyan araştırmaların başka istikametlere saptırıladığını söylüyordu.
Prof. Rhine’in yürttüğü araştırmalar devam ediyordu. Ancak Duke Üniversitesi’nce tahsis edilen para çok azaldı . Başlıca tenkitler Rhine ve arakadaşlarını kullandığı matematik usullere yöneltiliyordu. Deney usulleri üzerinde de duruluyordu. Kayıt hataları, bilgi kartları, kartların hatalı karıştırlması tenkitler arasındaydı. Yapılan tenkitler deneylerin geliştirilmesine yardımcı oldu. Rhine’in başlangıç deneylerinde metot bakımından bir çok noksanlıklar olabilirdi. Bu seriden yapılan en önemli deney “Pearce Pratt” serisi olarak bilinmektedir.
1932 yılında Pratt, Dr. Rhine’in bir konferasına katıldıktan sonra kendisinin ve ailesinin ruhi güçleri olduğunu ileri sürdü. Pratt Dr. Rhine ile üniverrsitenin başka bir odasında açılan kartları tahmin ediyordu. Kartlar çift kopya olarak zarflar içinde veriliyordu. Sonuç hayret vericiydi. Tahminler ihtimal hesaplarının çok üstündeydi. Mesafe 250 metreye kadar artırıldı sonuç aynıydı. Dr. Rhine tahmin için kartlar üzerinde; yıldız, daire, kare, artı işareti, dalgalı hat olarak beş adet geometrik şekil kullanıyordu.
İngiltere’de de Prof. Rhine”ın deneyleri şüpheyle karşılanıyordu. Londra’ da Quenn Mary College’den Prof. SG. Soal l939 yılında ESP konusunda bir seri deney yaptı. Sonuçlar başarılıydı. Değişik şartlar altında deneylerini yaparak araştırmaları geliştirdi. Gayretleriyle İngiltere’ de parapsikolojiyi kabul ettirdi. l945 yılında Londra Üniversitesi Prof. Soal’a Bilim Doktoru unvanını verdi.

Parapsikoloji konusunda bu yıllarda bir de mecmua çıkıyordu. l943 yılında mart sayısı sayfaları arasında enteresan bir olayın haberi veriliyordu. Olaya PK (Psiko Kinesis) adı verildi. Rhine’in bürosuna genç bir kumarbaz gelerek zar ile deneyler yapabileceğini bildirdi. Genç adam istediği zarı atabiliyordu. Rhine talebe leri üzerinde de aynı deneylere girişti. PK olayı mevcuttu. Zihin, maddeyi etkiliyordu. Böylece PK çalışmaları da ESP’nin yanında yer aldı. Bu iki fenomenin insanın iradi ve gayri iradi sinir sistemiyle ilgili olduğu kabul ediliyordu. ESP konusunda ilk çalışmaları başlatan William Mc. Dougall l933 yılında öldü. Ölmeden önce çalışmalarının kısmi sonuçlarını gördü. Parapsikolojinin ABD ve dünyada yayılmasına J. B. Rhine’in yenilmez iradesi ve araştırma arzusu sebep olmuştur. 25 deneyde beş isabet matematik ihtimal hesabına girmektedir. Beşin üzerinde elde edilen doğru tahminler ESP kabul edilmektedir.
Rhine’ın bazı süjelerle elde ettiği sonuçlar aşağıya çıkarılmıştır.
Rhine ve Soal’in yaptığı deneyler l933 yılında ABD’de kimyağer Dr. George R. Price’in ortaya koyduğu tenkitlerle, duyumlar dışı algılamaya inanış büyük bir sarsıntı geçirdi. Dr. Price şöyle diyordu: “Rehine ve takipçileri gerçekleştirdikleri deneyleri karşılıklı hipnoz halinde başarmışlardır. İstatistik ve kabul hataları yapılmıştır.
Bu deneyler, bilim dünyasını bir tercihle karşı karşıya bırakmıştır. ESP mevcutsa mekanistik modern bilim yanlıştır. Yahut bu ESP deneylerini yapanlar namuslu insanlar değildirler.”
l960 yıllarında Parapsikoloji Price Hansel Okulu’nun tenkitleri ve yetenekli deneklerin bulunamaması sonucu kötü deneklerin bulunması sonucu kötü günler geçirmiştir. l965 yılında Rhine emekli yaşına geldi. Duke Üniversitesi de parapsikoloji laboratuvarını desteklemekten vazgeçti. Ancak dünyanın çeşitli bölgelerinde münferit deneyler yapılıyordu. Prof. Hansel, ESP hakkında yazdığı kitapta şöyle diyordu: “ESP yoksa genç bilim adamlarının enerjileri daha faydalı sahalara çevrilmelidir.” Bu arada Hava Kuvvetleri (ll) laboratuvarlarında Amerika’da Veritac adı verilen otomatik bir makineyle deneyler yapılmıştır. Veritac otomatik bir makinedir. Rastgele kart atışları yapmakta denekler de bu kartları tahmin etmektedirler. Makine isabet eden sonuçları da kaydetmektedir. Bu makineyle yapılan deneyler ESP’nin mevcudiyetini teyit ediyordu. Bu makineyle insanın yapacağı hata ve hile ihtimalleri ortadan kalkıyordu.
İngiltere’de de Gn. Tyrreli bir cins makineyle başarılı ESP deneyleri yapmıştır. IBM hesap makineleriyle de bazı deneyler yapılmıştır.
l970 yıllarında geliştirilmiş yeni metotlarla yapılan deneylerle parapsikoloji yeniden doğuyordu. Uzay çağının başlamasıyla elektronik endüstrisinde bir patlama olmuştur. Entegre devrelerle, silikon levhaları üzerine milimetrik işlemlerle kompleks devreler meydana getirilmiştir. Böylece çok küçük hacimlere sığan ESP makineleri yapılmıştır.
İlk ESP makinesini Boing Araştırma Laboratuvarları’nda Dr. Helmut Schmidt meydana getirmiştir. Bu maksat için Strontium 90 kullanılmıştır. Modern fiziğe göre atomik çekirdeğin radyoaktif çözülmesi tamamen tesadüflere bağlıydı. Bu nedenle matematik hesaplarla bilinmesi mümkün değildi. Strontium 90 atomu çözülmede yüksek hızla elektron fırlattığı zaman Geiger-Müller tüpüyle kaydedilebiliyordu. Bu elektronlar tamamen tesadüflere bağlı aralıklarla yayılıyordu. İşte bu elektronlar Schmidt makinesi tahminleri için esas alınmıştır. Makine çalıştırılınca içindeki sayaçta l, 2, 3, 4, rakamları görülmektedir. Her durumun tekrar meydana gelmesi için ihtimal, saniyede milyonda birdir. Denek panelin önünde dört renkli lamba mevcuttur. Her lambaya komuta eden bir anahtar bulunur. Düğmeye basıldığı süre bir şey görülmez. Geiger Müller tüpüne gelen elektronla o anda hangi durumda ise Modulo-4 sayacını durdurur. Bu esnada çeşitli geçitler açılır ve panel üzerindeki ilgili lamba yanar. Eğer denek doğru olarak tahmini yapmışsa o lamba yanar ve cihaz otomatik olarak bu tahmini kaydeder. Aynı şekilde başarısız deney de kayıt edilir. Ayrıca bir kart delinmek suretiyle dışarıda da kayıt yapılmış olur. Makine üzerinde sayacı değiştirme ihtimali yoktur. Bu suretle hile ve yanılma ihtimalleri ortadan kaldırılmıştır.
Schmidt makinesi parapsikoloji deneylerinde kullanılan en gelişmiş bir cihazdır.Schmidt bu makineyle birçok deneyler yaptı. Bir kısmı şans hudutlarını aşıyordu. Bir fizikçi olan Dr. DW. ile yaptığı çalışmalar çok başarılı oldu. DW. 7.600 denemede 2.065’lik bir isabet sağlamıştı. Bu şansa bağlı olan ihtimalden l65 daha fazla idi. Schmidt yeni süjeler aradı. Scattle de bir grup psikabiliyetli spirütüalist arasında deneyler yaptı. Şansa karşı başarılı sonuçlar aldı. Schmidt’in ikinci deneyi: (l2)
DENEK HEDEF DENEME ADEDİ ŞANS SAPMASI YAKLAŞIK ODS.
OC Yüksek 5.000 + 66 30’a l
Yüksek 5.672 + l03 6.200’e l
JB Alçak 4.328 – l26 l20.000’e l
SC Alçak 5.000 – 86 200’e l
Bu yapılan deneylerde iki ihtimal ortaya çıkmaktadır. Süje yalnız tahmin yapıyorsa bu önceden bilmektir. Eğer makineyi etkileyerek istediği lambanın yanmasını sağlıyorsa PK, zihnin madde üzerindeki etkisi ortaya çıkmaktadır.
PK testleri için Schmidt makinesini değiştirerek daha basit yalnız iki çıkışlı bir cihaz meydana getirmiştir. Bir daire içine yerleştirilmiş dokuz lamba gözle görülür bir panele bağlanmıştır. Schmidt bu yeni cihazla da yaptığı deneylerde ESP ve PK’nın mevcudiyetini ortaya çıkarmış oluyordu. Ancak şüphe edenler, Schmidt’in bütün deneylerinin hatalı olduğunu ileri sürerek İPS realitesini kabul etmekten kaçınabileceklerdi.
Başka bilim adamları da Schmidt makineleriyle deneyler yaparak müspet sonuçlara ulaştılar. l969-l970 yıllarında Kuzey Karolina Parapsikoloji Enstitüsü’nden Erlengur Haraldsson çeşitli kaynaklardan temin ettiği 74 denek arasından en başarılı l2 tanesini seçti. Bunlarla yaptığı testlerde 2.000’de 1’lik bir sonuca ulaştı. l969 yılında, Boig Laboratuvarı’na taşınmış, insanlar ve hayvanlar üzerinde çeşitli başarılı deneyler yapmaktadır.

 

RÜYA TEST ÇALIŞMALARI
New York Maimonid Tıbbi Merkezi’nde de parapsikoloji ile ilgili diğer bir seri deney, modern cihazlarla yapılıyordu. Çalışmalar l960 yılında Dr. Montague Uliman tarafından başlatılmıştı. Bir uyku monitörü tekniği kullanılarak telepatik rüyaların meydana getirilmesi incelenecekti. Laboratuvar kurmanın pahalı olması nedeniyle parapsikoloji tesisi başkanı çalışmalarda Mrs. Eileen Garrett’ten yardım istedi. Garrett hayatında birçok ruhi olay yaşamıştı. Konu bilimsel olarak incelendikten sonra yer ve teçhizat temin edildi.
Garrett kendisi de denek olarak çalıştı. İki yıllık bir çalışmadan sonra Uliman tam teşkilatlı bir rüya laboratuvarının kurulmasına karar verdi. Menninger vakfından temin ettiği para yardımıyla projeyi Maimonid Hastanesi’ne taşıdı. Hastanenin akıl hastalıkları direktörü oldu. Modern rüya laboratuvarları çalışmalar l950 yıllarında Şikago Üniversitesi’nden Dr. Kleitman tarafından başlatılmıştı. Bu deneyler esnasında denek rüya gördügü sırada, beyin dalgaları açık olarak EEG İile kaydedilebiliyordu. Rüya gören insanda göz kürelerinde hafif titremelerin meydana geldiği de tespit edilmişti. Rüyasız uykuda bu titremeler meydana gelmiyordu. Bu olaya REM (süratli göz küresi titremesi) adı verildi. Bu titremeler elektriki olarak bir cihaz yardımıyla tespit edilebiliyordu. Bu buluşla rüya psikolojisinde ileri bir adım atılmış oluyordu.
Yapılan deneylerde, uyuyan bir insanın rüya görmeye başladığı an, tespit edilebiliyor, rüya bittiği anda uyandırılarak gördüğü rüyayı anlatması isteniyordu. Bu şekilde banda kaydedilerek yapılan çalışmalarda, rüyanın birçok sırları çözüldü. Uyku esnasında rüya görme zamanının %25 olduğu tespit edildi. Normal bir insan gecede vasati dört rüya görüyordu. İnsan ilk rüyayı uyuduktan bir saat sonra görmeye başlıyordu. Rüyanın süresi de l5 dakikaydı.
REM deneyleri esnasıda denek rüya görürken uyandırılırsa gördüklerini hatırlamaktadır. Eğer rüya görme bittikten bir süre sonra uyandırılırsa hiçbir şey hatırlamamaktadır. Ullman Rüya Laboratuvarlaı’nda tipik telepati alıcı olarak çalışacak denek, EEG ve REM cihazına bağlanmaktadır. Bu alıcı denek uyuyarak rüya görmeye başladığı anda, diğer bir odaya yerleştirilen verici denek, rastgele seçilmiş resimler üzerine teksif olarak göndermeye başlıyordu. Her uyku devresi sonunda uyandırılan alıcı, deneğin rüyada gördüklerini teybe kaydediyordu. Deney sonunda değerlendirilen resimlerin rüya halinde şansın üzerinde bir doğrulukta ortaya çıktı. Aynı deney l964 yılında Dr. Şol Feldstein ve Miss Joyce Plosky tarafından da yapılmış başarılı sonuçlar alınmıştır.
His bombardıman tekniği adı verilen diğer bir deney de Dr. Re Masters ve Dr. Jean Houston tarafından değişik şuur hallerini incelemek için yapılmıştır. Meydana gelen trans hali, hipnotik uyku, astral seyahat gibi meditasyon metotlarıyla meydana getirilen şuur haline benziyordu. Denek audio-visual bir çevreye yerleştirilerek, 2,5 metre büyüklüğünde kavisli bir perdeye slaytlarla çevresini kapayacak şekilde hayaller aksettiriliyordu. Bir çeşit stereo hoporlörden ses de kulakları bombardıman ediyordu. Bu müşterek ses ve hayal etkisi bir süre sonra deneği ASC (Altered State Consiousnous) değişik bir şuur haline sokuyordu. Bu hal içinde süje derin heyecan halleri yaşar. Bazıları da derin mistik bir uyanıklık haline geçer. Maimonid’den Dr. Stanley Krippner, süjenin telepatik kabiliyetini artırmak için bu sistemen etkili olduğunu açıklamıştır.
Moden parapsikololoji artık ESP olayları EEG, kompütür, tesadüfi rakam jeneratörleri ve uyku monitörleriyle deneylere tabi tutulmaktadır. Çok değişik şartlar altında yapılan deneyler PSİ varlığını ortaya koymuştur. Müspet istatistiki sonuçlar çalışmaların geliştirilmesine yol açmıştır. Bazı insanların olayları, meydana gelmeden önce sezinledikleri ortaya çıkmıştır. Bunlar EP olaylarıdır. Bazıları da zihinleriyle maddeye etkileyerek olayları isteklerine göre meydana getirebilmektedirler. Bunlar da PK olaylarıdır. Bu değişik tesirli olaylar belki de kaynağında birdir. Bizim henüz mevcudiyetini bilmediğimiz bir mekan ve zaman içinde gerçekleşmektedir. Gelecek yıllar içinde daha gelişmiş metot ve teknikler bulunarak ESP’nin mevcudiyeti şüphe edenlere kanıtlanacaktır.
Günümüzde ABD’de Düke Üniversitesi, New York Maimonki Tıp Merkezi, İngiltere’de Londra Üniversitesi, Hollanda’da Utrecht ve Batı Almanya’da Freburg Üniversiteleri başlıca parapsikoloji ile uğraşan merkezlerdir.
SSCB’DE PARAPSİKOLOJİ ÇALIŞMALARI
SSCB’de Prof. Vassiliyev’in l930 yıllarında yaptığı araştırmalar ilgi çekicidir. Buluşları, Zihni Telkin Tecrübeleri adı altında ancak l962 yılında Stalin devrinin kapanmasından sonra yayınlanabilmiştir. Vassiliyev araştırmalarını telepati yoluyla düşüncelerin beyinler arasındaki nakli sahasına yöneltmiştir. Fizyolog l. F. Tomasevski ve psikiyatris A. V. Dubroski çalışmalarında yardımca oluyorlardı. Bu maksat için yetenekli iki süje buldular. Ruhen hasta olan İvanovna ve Fedorova, Dr. Dubroski’nin tedavisi altında idiler. Yaşları yirmi beşti. İvanova deney odasında beyin dalgaları, cilt direnci ve diğer biyolojik fonksiyonları ölçülecek şekilde aletlere bağlanıyordu. İvanova’ya telkin yapılmaya başlanınca hipnoza giriyordu. Cihazlar da bunu kaydediyordu. İki kadın önceleri ayrı ayrı odalarda daha sonra da uzak mesafelerde transa sokuldular. Beyin yoluyla birbirlerine gönderdikleri mesajler kaydediliyordu. Beyin dalgalarında şiddetli değişiklikler meydana geliyordu. Faraday kafesi içinde aynı deneyler yapıldı. Telepatik neşriyat devam ediyordu. Bu dalgalar elektromanyetik dalgaların özelliğine sahip değildi.
Vassilyev telepatik yayının radyasyon olup olmadığını da araştırmıştır. Tomasevski kurşundan bir tabut içine yerleştirilerek deneylere devam edilmiştir. Fedorova, Tomasevski’nin verdiği kısa bir zihni telkinle uyku haline girmiştir. Telepatik zihni dalgalar kurşun levhalardan da geçiyordu. Vassilyev ruhi olayları mekanistik görüşe bağlayamayınca endişeye kapıldı. Çünkü buluşları rejime karşıydı. Başlangıçta süjelerin karşılıklı transa girmeleri şartlı refleks olarak düşünüldü. Deneyler değişik süjeler üzerinde de yapıldı. Netice katiydi. Deneklerde şuur kaybı oluyor, transa giriyorlardı. Prof. Vassilyev mesafeyi uzatarak da deneyler yaptı. Tomasevski’yi Sivastapol’a gönderdi. Arada 1.500 kilometre mesafe vardı.
Tomasevaki kararlaştırılan saatte konsantrasyona geçti. O anda Dubroski ile konuşmakta olan İvanova uyuyarak trans halindeyken soru sorulup cevap da alınıyordu. Süjeler arasında mükemmel bir haberleşme kanalı mevcuttu. Kendile rine sorulunca bu hali telefona benzetiyorlardı. Bazen de iplere bağlı birer kukla gibi hareket ettiklerini söylüyorlardı.

Prof. Vassilyev uyuşturucu ilaçlarla da deneyler yapmıştır. Meskalin verdiği bir kızla başarılı duru görü deneylerine ulaşmıştır. Sekiz adet kutu içine pamuklara sarılı cisimler yerleştirerek bunların ne olduğunu sormuştur. Üzerinde Moskova Merkez Postanesi’nin bulunduğu resimli bir pulu “bu koca taştan binayı bu kutu içine nasıl soktunuz” diye cevaplandırmıştır. Denek kız, beş kutu içindeki cisimleri bilmeyi başarmlıştır.
Dr. Vassilyev l960 yılında yapılan bir bilimsel toplantıda şöyle demiştir. “ABD Deniz Kuvvetleri nükleer denizaltılarda haberleşme için ESP deneyleri yaptılar. Bizim ortaya attığımız bilim üzerinde 25 yıldır inandırıcı deneyler yapıldı. Peşin hükümlerden kurtulup çok önemli olan bu sahada çalışmalara girmeliyiz. ESP yoluyla elde edilecek enerji ve güçlerin keşfi nükleer enerji kadar önemli olacaktır.”
Bir yıl sonra da Leningrad’da Vassilyev yönetiminde üniversitede parapsikoloji laboratuvarları kuruldu. SSCB’de l970 yılı başlarında 20 ‘den fazla ESP sahasında çalışan laboratuvar mevcuttu. Genç bilim adamlarından Prof. Edward Maumov biyologtur ve parapsikoloji sahasında çalışmaktadır. SSCB’de bugün geniş çapta parapsikolojik araştırmalar yürütülmektedir. Bilhassa Nikolayev Yuri Kaminski çifti üzerinde başarılı deneyler yapılmaktadır.
Novosibirsk ile Moskova arasında 3.000 km. uzaklıkta Sovyet Bilim Akademisi tarafından aşağıdaki deneyler gerçekleştirilmiştir: Deneyleri Dr. Kogan yönetmiştir. Moskova’ da Yuri Kaminski elektrikle tecrit edilmiş bir odaya bilim adamları nezaretinde yerleştirilmiş kayıt cihazlarına bağlamıştır.
Kamiski biyofizikçidir. Krat Nikolayev de Sibirya’da Novosibirsk’te bir otelde bilim adamları nezaretinde deneye hazırlanmıştır.
Kaminski’ye evvela halkalı parlak bir yay verilmiştir. Kamisnski bir süre gevşedikten sonra cisme ve Nikolayev’e karşı kendini teksif etmiştir. Nikolayev aldığı telepatik mesajları şöyle bildirmiştir. “Parmakları görünmeyen bir şeyi tutuyor. Dairevi, madeni, parlak, bir bobinebenziyor.” İkinci cisim de siyah saplı bir tornavidaydı. Onu da kşöyle algılamıştır: “Uzun ince, madeni, plastik. Siyah plastik,” Kaminski müteakiben zener kartlarıyla göndermeye geçmiştir. Nikolayev 20 karttan l2 tanesini başarıyla bilmiştir. Bu ihtimal hesaplarına giren 25’te 5’in çok üstünde bir sonuçtu. Dr. L. Kogan şöyle demektedir: “Yapılan tecrübelerin sonuçları göstermiştir ki, sırrını henüz bilemememize rağmen, parapsikoloji bir bilim dalı olarak ortaya çıkmıştır.”
Bir tiyatro aktristi olan Nikolayev de, kendisinin doğuştan güçlü bir insan olmadığını telepatik yeteneğini uzun çalışma ve egzersizlerle elde ettiğini, herkeste mevcut olan bu yetenkleri geliştirebileceğini açıklamıştır.
SSCB’de l965 yılında Popov grubu geniş bir programla çalışmalara girişmiştir. Bu grubun başkanı Dr. Kogan ve yardımcısı Edward Naumov idi. l967 yılında Leningrad Üniversitesi ile Moskova arasında değişik bir deney gerçekleştirildi. Karl Nikolayev EEG ve diğer cihazlara bağlanmış olarak Leningrad Üniversitesi’nde bir odaya konuldu. Yarım saatlik bir gevşemeden sonra tecrübeye başlandı. Kaminski Moskova’dan telepatik mesajları göndermeye başladığı zaman Nikolayev’in bağlı olduğu EEG’deki A ritmi halinde yayılmakta olan beyin dalgalarının aniden değiştiği görüldü. Bu suretle kağıt şerit üzerine çizilen grafik, Nikolayev’in beynine ulaşan mesajlardı. Telepati olayı bu deneyle bilimsel olarak kanıtlanmış oluyordu.
Karl Nikolayev, Yuri Kaminski çifti üzerinde Leningrad Üniversitesi’nde yapılan diğer bir deneyde de başarı elde edilmişti. Kaminski bir odada oturuyordu. Dürbüne benzer bir cihaza bakıyordu. Cihazın içinde belirli frekansta titreşen farklı aralıklarla yanıp sönen bir ışık görülüyordu. Bu ışık flaşları deneğin beyin dalgaları üzerinde karakteristik degişimler meydana getiriyordu. Aynı anda Kaminski Nikolayev’i tahayyül ediyordu. Gönderme esnasında başka bir odada oturmakta olan Nikolayev telepatik mesaj aldığını bildiriyordu. Başına elektrotlarla bağlı EEG’de de ışık çakışları sıçramalarla görülüyordu.
Bioinformasyon konusunda Sovyetlerin yaptıklarını öğrendiğimiz bir deney de nükleer denizaltı ile kara arasında cereyan etmiştir. Denizaltıya yavru tavşanlar yerleştirilmiştir. Merkezde de ana tavşanın başına EEG elektrotları bağlanmıştır. Denizaltı uzaklaşıp dalışa geçtikten sonra yavru tavşanlar belirli aralıklarla öldürülmüştür. Her yavrunun öldürülmesinde ana tavşanın beyin dalgalarında tepkiler kaydedilmiştir. Bilindiği gibi elektromanyetik dalgalar su içinde yayılmamaktadır. Bu deneyle canlılar arasında mahiyeti bilinmeyen, haberleşmenin yayıldığı bir vasatın mevcudiyeti kanıtlanmış oluyordu.
SSCB parapsikologu Naumov, ESP konusunda görüşlerini şöyle açıklamaktadır:
“Biz insan düzeyinde şuur dışı gerçekleşen bir haberleşme sistemini bulmak üzereyiz. İnsan normal şuuru dışında başka bir insanı etkileyebilir mi? Bu telesomatik akımların yayılmasına neden olan şartlar nelerdir? Bu telesomatik akımlar belirsiz bir boyutun bilinmezliği içindedir. İşte bu bilinmeyen enerji üzerinde yapılacak çalışmalar sonucu elde edilecek buluşlar beşeri münasebetleri mükemmel bir ahenk içine sokabilecekter.”

SONUÇ
ABD New York Times Gazetesi’nin l6 Temmuz l977 sayısında şöyle bir haber yayınlanıyordu:
“ABD insanlığın esir edilebileceği görünmez silahlar geliştiriyor. ”
l978 yılında Walter Boward adındaki Arizonalı gazeteci yazar, Operation Mind Control (Zihin Kontrol Harekatı) adında yayınladığı kitabında şunları anlatmaktadır:
“CIA tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler ABD hükümetinin uyguladığı çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızca bir kısmıdır. Bu deneyler binlerce kişi üzerinde 35 yıl devam etmiştir. Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik, mikrodalgalar, alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve davranış değişiklikleri terapisidir.
CIA psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başararak artırmıştır. Şimdi bu kabiliyetleriyle yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu harf görünmez, muharebe sahası insan zihinleridir.
Parapsikolojik silahları devletler vatandaşlarını kendi ideolojik ve politik sistemleri içinde tutmak için veya diğer ülke insanlarının zihinlerini etkileyerek değiştirmek ve kendi gayelerine uygun yönlendirmek maksadıyla kullanacaklardır.>
Yazar Walter Boward kitabında şunları söylemektir:
“En büyük hayret edilecek şey, milli güvenlik etiketi altında Crytocrasy (Bürokrasinin gizli planı) zihinlerin kontrolünü araştırmaktadır.”
Yazar Boward zihin kontrolü için uygulanan MKUTRA projesi hakkında da şöyle demektedir:
“Senato istihbarat komitesine; Amiral Turner, CIA uyuşturucu ilaç deneylerini durdurdu demiştir. Sorulmadı ve kendisi de gönüllü olarak yeni zihin kontrol projelerinden bahsetmedi. Turner zihin kontrol harekatının durdurulduğunu söylemedi, yalnızca deneyler durduruldu dedi.”
Doğu ve Batı Bloku ülkelerinde insan zihninin kontrolü için ciddi araştırmalara girildiği anlaşılmaktadır. Günümüzde insan zihinlerine çeşitli tip araçlarla (gazete, kitap radyo ve televizyon) uluşma imkanları artmıştır. İnsan denilen biyolojik varlık çok kolay bir şekilde programlanabilmektedir. Beyin yıkama metotlarıyla şartlandırımış robot katiller kolayca öldürülebilmektedirler.
Okult (batıni, gizli) bir bilgi olan teknomaji (teknik büyü) ‘nin sırları son 300 yıl içinde insanlar tarafından çözülmüştür. Teknoloji adı altında uygulanarak doğaya hakimiyet sağlanmıştır. Bu bilgiler korkunç silahları da beraberinde getirmiştir. Teknokrat bilim adamı, askerlerden oluşan bir grup bu güçlerin kontrolünü elinde bulundurmaktadır.
XX. yüzyılın son 25 yılı içinde parapsikoloji ve psikotronik gibi adlar altında psikomaji (ruhsal büyü) ‘nin uygulama alanına konduğu yıllar olacaktır. Bu majinin hedefi insan zihinlerini kontrolüdür. Geleceğin insanının kaderini psikologlar, psikiyatristler, nörologlar, nörobiyologlar, biyokimyacılar, kuantum fizikçileri çizecektir.
Türkiye l977’li yıllar içinde parapsikolojinin harp şeklinde uyguladığı ve bunun korkunç kabusunun yaşandığı bir ülke olmuştur. Bu görünmez harbin gelecek yıllarda da devam edecektir. Yalnızca fiziki tedbirlerle önlenmesi mümkün görülmemektedir. Alınacak tedbirleri öğrenmek için en kısa zamanda parapsikolojik çalışmalara girmek mecburiyetindeyiz. Ancak geniş ve sürekli bir araştırma içinde bu harbin silahlarını tanıyarak gerekli savunma önlemlerini alabiliriz. ”
(Em.Kur.Alb. Baha Kadıoğlu Silahlı Kuvvetler Dergisi.)
Yukarda anlatılan geniş bilgilerden sonra bu konuda bize söyleyecek fazla bir söz kalmadı.

Kadın-Doğum ve Hipnoz

KADIN DOĞUMDA HİPNOZUN KULLANILMASI

A. DOĞUMDA HİPNOZUN KULLANIMI VE AVANTAJLARI

Herhangi bir hasta için ‘hipnoz’ yapmak, ufak bir gayretle ulaşılabilecek basit bir uygulamadır. Hastayı hipnotik transa sokabilmek için gösterdiğimiz yöntemlerin uygulanmaya çalışılması ve biraz gayret gösterilmesi yeterli olacaktır.

Doğum hastalarının hemen hemen tamamı bu yöntemden istifade edebilirler. Tüm doktorlarda anne adaylarına hipnozu rahatlıkla uygulayabilirler. Hipnoz hasta ile hekim arasında geçen ikili bir ilişkidir. Hipnotik transta üzerinde durulması gereken önemli konu, hastanın psikolojik yapısı ve psikodinamik durumudur. Bu nedenle hekim, hipnoz uygulayacağı hastasının psikodinamik gelişimini ve psikolojik yapısını bilmelidir.
Hipnozun doğum hastalarında kullanılmasının bir çok önemli avantajı mevcuttur. Bilindiği gibi doğum esnasında veya sezeryanda bir çok kimyasal ajanlar kullanılmaktadır. Bu madde kullanımı annenin ve özellikle de bebeğin sağlığını ileri derecede tehdit etmektedir. Kimyasal maddelerin kullanımına bağlı bebekte solunum depresyonu gelişmekte, bebek oksijensiz kalabilmektedir. Ayrıca anne ve bebek kimyasal maddelere bağlı anoksi nedeniyle dolaşım ve solunum sistemi rahatsızlıklarına yakalanabilmektedir. Çeşitli enfeksiyonlar ane ve bebekte ortaya çıkabilmektedir.
İşte tüm bu olumsuzlukları; hipnoz kullanarak ortadan kaldırabiliriz. Çünkü hipnoz kullanıldığında kimyasal maddeler ya hiç kullanılmamakta ya da çok az kullanılmaktadır. Hipnoz sayesinde kasların gücü ve performansı artırılır. Sonuçta doğum boyunca anne adayları daha az yorgunluk hissederek, rahat ve huzurlu bir doğumu gerçekleştirirler.
Hipnoz kullanımının çok önemli olduğu diğer bir konu, anestezi olamayan hastalardır. Kalp problemleri, verem, erken doğum gibi nedenlere bağlı olarak kimyasal ajanların kullanılmasının kontrendike olduğu durumlarda, hipnoz anestezi tehlikesi korkusu olmadan anne ve bebek için kullanılabilir.
Genel kabul gören ve dünyada yapılan uygulamada uterus aktivitesini oluşturabilmek için kimyasal ajanların yaygın olarak kullanılması gerekmektedir. Ancak, hipnoz da buna da gerek yokdur. Hipnotik telkinler vasıtası ile uterus aktivitesi normal olarak çalıştırılabilir.
Hipnozun kullanımına bizi iten diğer bir neden de; hipnozun her zamnan için kontrol altında tutulabilmesidir. Ancak kimyasal anestezide hastanın derin anesteziye sokulması ve ardından anestizeden çıkartılması işlemleri tam kontrol altında değildir ve zamana bağlı bir olaydır. Oysaki; hipnozda süjenin veya hastanın derin anestejiye sokulması birtelkin ile mümkün olurken, başka bir telkin ile o anda tamamen normale dönüştürülmesi mümkün olabilmektedir.
Hipnozda yaptığım anestezi durumlarını, kimyasal anesteziklerle yapmak bir anda mümkün olmadığı gibi; kimyasal anesteziklerin etkisini ortadan kaldırabilmek için başka kimyasal maddeleri vücuda vermek gerekmektedir. Bu maddelerin hepsi de sonuçta toksik etkiye sahiptir.
Genel kabul gören diğer bir husus da hipnoz esnasında, kapiller kuramının çok az olduğudur. Bunun sebebi tam olarak bilinmemektedir. Ancak iradi olarak damarların büzülmesi veya iradenin koagülasyon zamanına olan bilinmeyen olumlu etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Bu konu ile ilgili bir çok deneysel çalışma yapılmıştır. Henüz fizyolojiik bir izah ortaya konamamıştır. Konu ile ilgili daha detaylı çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Literatürden takip ettiğimiz kadarı ile, bazı vakalarda süjeler kanamaları tamamen kontrol altına alabilmektedirler ve kanama tamamen durabilmektedir. Bu araştırmaya değer çok ilginç bir konuda kanamanın durdurulması ile ilgili çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Kapiller bölgedeki kasların kontraksiyonu ve vazospazmın çeşitli şekilleri o bölgedeki kanamayı kontrol altına almaktadır.
Doğumda hipnozun kullanılmasının diğer bir nedeni de hastaya ve hekime zaman zaman kazandırmasıdır. Doğum uzmanı, doğumdan önce hastasını hipnotize eder. Uzun bir süre uğraşsa da onu somnambul safhaya ve anestezi haline getirerek doğum gününe hazırlar. Doğum günü geldiğinde artık hiçbir problem yoktur. Hastaya verilen bir kaç telkin ile hasta hemen hipnotik transa geçer ve rahat bir doğum başlatılır.
Ancak ülkemizde hipnoz ile doğum yaptırmak konusun- da yasal bir düzenleme olmadığından, tereddütler ortaya çıkmaktadır. Hastahane yönetimleri bu tip bir doğum olayına sıcak bakmamaktadırlar. Ancak bir kaç iyi niyetli yönetici ve cesaretli hekimler sayesinde bu engeller aşılabilmektedir. Ülkemizde hipnoz ile ağrısız doğum yaptıran hekimlerimiz uygulamalarını genellikle kendi kliniklerinde yapmaktadırlar. Posthipnotik telkinlerin kullanılması ve otohipnoz tekniklerinin geliştirilmesi, bu konuda yeni gelişmeleri ortaya koymaktadır. Eğitim seviyesi yüksek anne adaylarının ilgisi bu konuya gittikçe artmaktadır.
Hipnoz vasıtası ile doğum zamanı da kısaltılmıştır. Mesela doğum esnasında hasta aldığı olumlu telkinler nedeni ile rahattır. Bu durumda doktorun hastası ile devamlı ilgilenmek zorunda kalmaz. İlk doğum yapacak anne adayları doğumun ilk evresini iki saat gibi kısa bir sürede tamamlayabilmektedir. Ardında doğumun ikinci evresini fazla zorlanmadan atlatabilmekte ve doğumu gerçekleştirmektedirler.
Hipnozun doğumda kullanılmasının tercih nedenlerinden biri de; çok az alet manipülasyonuna gerek bıraktırmasıdır. Bilindiği gibi normal doğumlarda bir çok alet kullanılmaktadır. Bu da annenin ve bebeğin sağlığını olumsuz etkilemektedir.
Bu olgu anestejik ajanlara bağlı meydana gelen tehlikelerden tamamen farklıdır. Vakum, forceps v.b. aletlerin kullanılması doğumda bir çok problemleri de beraber getirmektedir. Hipnoz ile yapılan binlerce doğumda bu tip manipulasyoner ortaya çıkmamıştır ve herhangi bir vaka rapor edilmemiştir.
Hipnoz ile doğumda önemli bir nokta da; hastaların çoğunun tam bir hipnoanestezinin doğum esnasında sağlanamayacağı düşüncesine sahip olmalarıdır. Bu tamamen gerçek dışıdır. Düşük ve …. seviyede hipnoza giren hastalar bile yeterli seviyede hipno anestezi oluşturabilmektedir. Bu durumda hemen hemen tüm hastalar ister düşük seviyede isterse yüksek seviyede hipnoza yatkın olsunlar bu yöntemden yararlanabilmektedirler. Bu da doğum hastalarının %95 – 100 ünü içine almaktadır. En azından hipnoz yardımı ile doğum esnasında kullanılacak olan kimyasal maddelerin miktarı en aza indirilmiştir.
Hipnozun doğumda kullanılmasının diğer bir nedeni de; doğum sonrası bakımdaki rahatsızlıktır. Doğum yapmış anneler, alınan telkinler sayesinde lohusalık döneminin sıkıntılarından kendilerini kurtarabilirler. Bu şekilde; tamamen ağrısız bir ortamda, keyifli bir şekilde, atelektazi tehlikelerini ve diğer doğum sonrası tehlikeler en aza indirerek lohusalığın tadını çıkarırlar.
Hipnozu hastalarına uygulayan bir kısım hekimlerimiz, direk telkin ile süt salgılarının arttığı, göğüslerinin süt ile dolduğu, anne ile bebek arasındaki sevgi şelalesinin çok olumlu bir seviyeye getirildiği ve bu sayede bebek bakımının mükemmel olduğunu bildirmişlerdir.

B. HİPNOZUN KUSURLARI
Hipnozun temel dezavantajı, hastaları pusonelinin çalışmaları ile bağlanması ve kilitlenmesidir. Mesela; doğum yapacak hipnoanestezili bir hasta doğumhaneye gelir ve doğum odasındaki yatağına uzanır. Bu esnada diğer odalardan ve holden bağıran ve inleyen kadınların seslerini duymaya başlar. Her tarafında olumsuzluklar vardır. Bir sürü bağıran, inleyen kadın doğum yapmaya uğraşmaktadır. Tüm bu olumsuz çağrışımlar hastanın ağrısını hatırlatır ve ağrılarını hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle hipnoanestezisi kırılabilir. Benzer şekilde, yatağında yatmış bir vaziyette beklerken, konudan habersiz bir hemşire veya bir doktor gelerek rutin bir şekilde sancısının ve ağrısının nasıl olduğunu sorar. Bu tip sorular da hastaya ağrı çağrısını yaptırarak, hipnoanestezinin kırılması ve ağrılarının geri gelmesine neden olabilir.
Tüm bu olumsuz şartlar önceden bilinirse hasta bunlar içinde eğitilebilir. Hastaya verilen ototelkinler vasıtası ile bu tip çağrışımların önüne geçilmeye çalışılır. Bir hemşire veya doktor “Ağrı” veya “Sancı” kelimesini sorduğunda, bunu “Rahim kasılması” olarak algılaması konusunda hasta şartlandırılır. Herhangi bir hemşirenin “Sancınız nasıl?” sorusunu “Kasılmalarınız nasıl?” olarak algılar. Bu algılama sonucunda da herhangi bir ağrı duyusu uyanmaz.
C. KOMBİNE YAKLAŞIM
Hipnoz; hiç bir zaman ya hep, ya hiç fikrini ortaya atmamıştır. Zaman zaman bazı kimyasal ajanlarla birlikte kombine olarak kullanılmıştır. Bunun da hiç bir mahsuru yoktur. Her hastanın somnanbul safhaya girerek tam bir anestezi içine girmesi mümkün değildir. Toplumdaki insanların ancak %30 – 45 arası derin transa girebilmektedir. Diğerleri hafif ve orta trans seviyesinde kalmaktadır. Veyahutta hastaların bir kısmı hipnozu tam öğrenememekte ve uygulanamamaktadır. Bir çok eksiklikler ibulunmaktadır. Bu tip hastalara belirli miktarlarda %10 – 20 – 50 veya daha fazla anestezik desteği yapılabilir. Aynı zamanda hipnoz uygulamasına da devam edilir.
Ayrıca hipnoz vasıtası ile total anestezinin sağlanamadığı bir kısım hastalarda, hipnozun diğer fenomenlerinden yararlanması temin edilebilir. Yeni öğrendiği hipnotik fenomenler ve olumlu zihinsel düşünce sayesinde hamileliği daha rahat ve huzurlu, hamilelik sonrası daa bebek bakımı ve takibi daha güvenli olur.
D. HİPNOZ İLE DOĞUM YAPACAK ANNE ADAYLARININ HAZIRLANMASI
D. a. İLK ZİYARET
Burada, doğumda hipnozu nasıl kullanabileceğinize dair kilgileri sizlere tek tek vereceğiz. İlk ziyarette hastanın hipnoz ile ilgili kafasında canlanan suallere cevap verilmeye çalışılır. Hastanın konu ile ilgili bilgisi varsa, bu görüşme tanışma ve hipnoz üzerine genel bir sohbet şeklinde geçer. Şayet hastanın hipnoz hakkında hiç bilgisi yok veya kulaktan duyma bilgileri varsa, kendisine konu ile ilgili hazırlanmış küçük bir broşür veya kitapçık verilebilir. İkinci ziyarete kadar bu broşürü okuması istenir. Bu görüşmede hasta hekimini, hekim hastasını tanımış olur.
D.b. İKİNCİ GÖRÜŞME
İkinci görüşmeye gelindiğinde tartışma, hastanın kafasındaki hipnoz ile ilgili olumsuz şeyleri öğrenmek ile başlar. Hastanın hipnoz hakkındaki doğru ve yanlış kanaatları tesbit edilir. Özellikle hastanın hipnoza girmesinin, tamamen uykuya girmesi ve bilincinin kaybolması anlamına gelmediği hatırlatılır. Hipnoza girmiş bir hasta, normal insanlar gibi işitir, hisseder, tadar, duygulanır, konuşur ve hareket edebilir.
Hastanın yanlış kanaatları ortadan kaldırıldıktan sonra hasta seansa alınır. Hasta uykuya girmediğini hissederken, etraftaki her şeyi duyabilmektedir. Ancak bu esnada vucudunu çevirdiğini, rahatladığını ve tatlı bir duygunun bedenini sardığını hissedecektir. Verilen telkinler sayesinde hastanın dışardan gelen olumsuz duygu, düşünce ve etkileri elimine edeceği (dışlayacağı) ve konsantrasyon kabiliyetini artırabileceği telkin edilerek, uygulamaya konur.
Yukarlarda bahsettiğimiz gibi toplumun tamamı derin hipnoza giremez. Ancak bir kısmı derin hipnoza girebilir. Diğer kısım hafif ve orta trans seviyesinde kalır. Bu seviyelerde de tam bir anestezi ve analjezi sağlamak mümkün olamamaktadır.
Bu durumlarda kimyasal ajanların kombine bir tedavi olarak kullanıldığından bahsetmiştim.l Şayet hastamız hafif ve orta trans seviyesinden ileriye geçemiyorsa, bu hastaya kimyasal maddeler de kullanabiliriz. Ancak bunu hastaya dikkatli bir şekilde söylemeliyiz. Birisi çıkarda, böyle bir hastaya: “Hipnozdan fayda göremezsin sana bazı kimyasal maddeler ve ilaçlar kullanacağız” derse, her şey karışır. Bu hasta için oldukça kolumsuz bir telkinden ibarettir. Bu durum problemlerin ve trans derinliğinin daha da kötüleşmesine neden olur. Hiç bir zaman bu doktor hipnoz uyguladığı bir hastasına: “Bu çalışmadan sonuç alamadık size diğer tıbbi yöntemleri uygulayacağız” dememelidir.
Hekim, elbette hastasına doğruları söyleyecektir. Söylediği her şey doğru olacaktır, ancak her doğruyu zamanı gelmeden söylemeyecektir. Bu tip hastalarına hipnoanesteziyi, hipnoanaljeziyi, bilinç ve bilinçaltı mekanizmalarının çalışma sistemlerini anlatacak ve öğretecektir. Bu esnada ve doğum esnasında nasıl duygular taşıyacağını, hissedeceklerini anlatmalıdır. Hastanın bilinçaltı, tüm bu anlatılanlar ve yaşanılanlar karşısında bir yargıya varacaktır. Çeşitli alternatifleri kafasında karşılaştıracaktır.
Hipnotik anestezi ve analjezi ile, kimyasal anestezi ve analjeziyi karşılaştıracak, hatta hiç bir anestezik ve analjezik almadan yaşayacağı duyguları hissetmeye çalışacaktır. Onun bilinaçaltının bu farklılıklar hakkındaki kararını dinlemekte yarar vardır. O muhtemelen doğruyu ve kendisi için en yararlısını bulacaktır. Bilinçaltının yardımı ile seçtiği tekniği uygulamak isteyecektir. Hastaya bu konuda her türlü yardım yapılmalıdır. Hasta tüm bu konularda detaylı olarak aydınlatılmalıdır. Hipnotik transın faydaları kendisine izah edilmeli, alternatif yöntemlerin sakıncaları gözönüne getirilmelidir.
Bu görüşmede önemli diğer bir nokta HİPNOZ YÖNTEMİ’nin hastaya öğretilmesidir. Halen hastanın izleyeceği yolu burada ayrıntıları ile anlatmalıdır. Hipnoz hakkında ve uygulama yöntemi hakkında her hekim kendisine uygun bir yol izleyebilir. Hastasına hipnoz hakkında bilgi vermek isteyen bir hekim şu şekilde söze başlayabilir: “Yüzlerce hastama, yıllar boyunca hipnozun nasıl kullanılabileceğini öğrettim. Bu hastalarımın çoğu hipnozu çok kısa bir sürede öğrenmeyi ve uygulamayı başardı. Ancak hastalarımın bir kısmı diğerlerine nazaran daha yavaş bir şekilde öğrendi ve uygulamaya geçti. İnsanların herhangi bir şeyi öğrenmekteki yetenekleri nasıl farklı ise hipnozu öğrenmekteki yetenekleri de farklıdır. Mesela bir kısım genç kız daktilo öğrenmeye karar verse… Bunlardanr bir kısmı daktilonun tuşlarına vururken ve yazmaya çalışırken müzik dinlemekten hoşlanabilir. Müziğin ritmi ile öğrenmeyi ve kavramayı daha kısa sürede sağlayabilir. Bir kısmı bundan hiç hoşlanmayabilir veya konsantrasyonu bozulabilir. Bir kısmı gözleri açık ve tuşlara dikkatli bir şekilde bakarak daktilo yazarken, bir kısmı gözleri tuşlara bakmadan yazmayı tercih edebilir. Fakat sonuçta bunların hepsi de daktilo kullanmayı öğrenir. Öğrenirken bir çok hatalar yapılabilir. Zamanla bu hatalar telafi edilerek yanlışların farkına varılarak amaca ulaşır. Bu amaca kızların bir kısmı kısa sürede ulaştığı halde diğer bir kısmı daha uzun bir sürede bu amaçlara ulaşabilir.”
Hekim bu şekilde hastasına hipnoz yöntemini öğretmekten gayretine devam etmelidir. Hipnotik yöntem mümkün olduğu oranda izah edilmeli ve anlaşılamayan yerler açığa kavuşturulmalıdır. Hastaya şöyle devam edebiliriz: “Öğrenmek bir süreç işidir. Yükselen bir grafik gibi her an yeni şeyler öğrenirsiniz. Ancak bu grafik çizgisi dik bir seyir göstermez. Bir aşama yükselir ardından bir plato veya sabit dönem gelir. Ardından tekrar yükselir… Ardından bir düzlük ve bekleme dönemi gelir… Ardından tekrar yükselir. Sonuçta öğrenme tamamlanmış olur.”
Bu bilgilerin verilmesi ve hipnozun tartışılması sizin en çok 10 – 15 dakikanızı alır. Hastanın okuduğu hipnoz ile ilgili kitapçıkla ilgili kafasına takılan sorular varsa onlar izah edilir. Tüm bu konuşmalar ve izahlar yapılırken hastanın entellektüel ve eğitim seviyesi gözönünde bulundurulmalıdır. Eğitim seviyesi ve entellektüel durumu yetersiz olan hastalarla bu tip bir görüşme ve konuşma anlamsızdır.
Bu çalışmanın ikinci adımını, hastaların hipnozu nasıl gireceğini izah etmek oluşturmalıdır. Hastaya hipnotik trans esnasında oluşacak fenomenler izah edilmelidir. Bu aşamada hipnotik teknik için herhangi ön bir seçim yapılmamalıdır. Hipnotik indüksiyon veya uygulama hastanın rahat bir sandalyeye oturtulması ile başlar. Bu esnada hasta ile konuşmaya başlar ve kafasından geçirdiği tekniği uygulamaya koyar.
Hipnozda iki devre vardır. Bunlar; transı oluşturmak için geçen indüksiyon devresi ve trans oluştuktan sonra bu dönemden yararlan dönemidir. Transdan yararlanma döneminde, hastanın ihtiyacı olan amaçlarına ulaşması ve bunlardan yararlanmasına çalışılır. İndüksiyon tekniği başlar başlamaz, hekim hastasına önemli hedefle – rinden bahsetmeye başlar “Vucudunu tamamen gevşetmelisiniz… Kaslarınızı daha da gevşetmelisiniz… Bu şekilde daha derin bir transa gireceksiniz… Ne kadar derin transa girerseniz, hipnozdan o derece istifade edeceksiniz. Şayet daha derin bir transa girerseniz daha rahat ve huzurlu olacaksınız. Normal bir doğum yapıp, sağlıklı bir bebek sahibi olacaksınız. Derin trans ise çok şey kazandıracaktır. Doğum esnasında hiçbir ağrı duymayacaksınız… Bu da sizi çok rahat ve mutlu edecek.. Sonuçta sağlıklı bir bebeğiniz olacak…” Tüm bu konuşmalardan amaç nedir? Terapi ve hastanın tedavisi, indüksiyon tekniğinin bir parçasıdır.
Doktorların çoğu yıllarca süren tecrübeleri sonucu davranırlar. Hastalarının karşısına geçer ve onunla konuşmaya başlar. Hastasının tepkilerini dikkatli bir şekilde gözlemler. Hekim hastasının durumu ve özel prosblemleri ile ilgili görüşmeye başlar. Hastasının problemleri başağrısı, astım, karın ağrısı veya farklı bir şey olabilir. Bu esnada hastaya olan yaklaşım çok önemlidir. Candan, içten, sevecen bir yaklaşımla her kelimenin bir önemi vardır. Hasta tüm bu yakınlaşmalara karşı çok olumlu tepkiler geliştirir. Hasta bu esnasında iç dünyasına yönelir ve dertleri ile başbaşa kalır. Dış dünyadan gelen impulsları algılamaz. Trans yavaş yavaş oluşmaktadır. Hekim hastasına müşfik ve içten yaklaşarak, hastanın iç dünyasına biraz daha dalmasına yardımcı olur.
Bu esnada hasta gözlendiğinde, gözlerinin sabit bir hal aldığı, derin ve boş bakışlar içerisinde olduğu, yüz kaslarının donmuş ve hareketsiz kaldığını, vücut kas aktivitesinin olmadığı görülür. Bu esnada hasta iç dünyasına yönelmiş ve problemleri ile karşı karşıya kalma imkanını bulmuştur. Bu esnada hasta hafif, orta veya derin trans içine girmiş olabilir. Transının hangi seviyede olduğunu, tecrübeli bir hekim hemen farkederek telkinlerini ve davranışlarını ona göre ayarlar.

 

D. c. DOĞUMDA HİPNOZ
Böylece, indüksiyon tekniğinin bir parçası olarak hastanın arzu ve istekleri kullanılabilir. Mesela: “Artık huzurlu, rahat ve ağrısız bir doğumu bu sayede başarabilirsiniz.. Şu anda siz çok şanslısınız…
Çünkü sizin doğum tekniğinize sahip olma fırsatını elde edemeyen diğer anne adayları sizden çok daha kötü şartlarda doğum yapmak zorunda kalacaklardır. Onlar sancı içinde kıvranırken, siz rahat ve huzur içinde olacaksınız. Bu sizin için büyük bir şans…” Hekim, bu şekilde transı derinleştirmenin yollarını aramalıdır.
Bir sonraki adımda, derin transa girmiş hastaya normal doğum olayını ve aşamalarını mümkün olduğu kadar izah eder. Çünkü kadınlar ilk doğumlarında bilmedikleri bu olgudan korkarlar ve endişeye kapılırlar. Hastanın yaklaşan doğum ile ilgili tüm endişelerinin ve kuşkularının yersiz olduğunu anlatır ve telkin eder Anne adaylarında doğumda ağrının yükselmesinin ve artmasının en yaygın nedenlerinden biri bilgisizlikten ne olacağının bilinmediği bir ortam, hasta stres ve gerilim içine girer. Hemen ardından korku başlar ve ağrı artar. Bu psikolojik süreç çocuklarda çok sık olarak karşımıza çıkar. Çocuk bilmediği şeyden ürker ve korkar. Eğer hastalar hekimlerini ne yaptığını veya ne yapmak istediğini bilmiyorlarsa, onlar heyecanla sorarlar: “Doktor ne yapıyorsun?” Elbetteki bu durumda da , hastaların endişeleri, hastaların stressleri ve ağrıları artacaktır. Yukarda da izah ettiğimiz gibi, bu durum şimdiye kadar bebek sahibi olmamış anneler için geçerlidir. Anne adaylarının ne olduğunu, ne bittiğini anlamalarına izin verelim. Onların beklentileri ve umutları yönünde konuşup, telkinler verelim. Onlara olan biten hakkındaki şeyleri izah edelim. Tüm bunlar hekimin sadece bir kaç dakikasını alır. Eğer müstakbel anne bir sonraki aşamada neler olacağın bilirse, buna göre sıkıntısı, stresi ve endişesi daha az olacak. Sakinleşecek ve huzura erişecektir. Dolayısı ile ağrı hissetmesi de o oranda azalacaktır.
Bir sonraki aşamada, hastanın derin transını koruyarak amnezi fenomeni (unutma) ile ilgili telkinlerin verilmesidir. Hekim amnezi oluşturmak için şu şekilde bir telkin vermemelidir. “Sizi transtan çıkardıktan sonra, size söylediğim her şeyi unutacak ve hiçbir şey hatırlayacaksın…” Çünkü, hasta söylediğiniz şeyleri hatırlayabilir. Bu durum ise hasta bundan sonra verilecek telkinlere güveni sarsılır ve isteksiz bir tavır alabilir. Ancak baz hastalar bu yöntemle de tam bir amneziyi (unutma) gerçekleştirebilir. Yukardaki amnezi telkinleri ye – rine şu şekilde telkinler verilebilir: “Bu konuşmalarımız esnasında bir çok yeni şeyler öğrendiniz. Bu öğrendiğiniz bilgilerden bazıları sizin bilincinizde devamlı hatırlanırken, bazıları bilinçaltınızda hatırlanmadan kalabilir. Bilinçaltının, tüm düşünce ve eylemlerinizde etkisini gösterir. Bilinaçltına yerleşmiş olan bu bilgiler sizi etkiler. Siz farkında olmadan etkilenme sürer gider. Ancak bundan sizin haberiniz olmaz. Haberiniz olması da gerekmez.. Bundan kastımız, şu anda kulağınız ile duyduğunuz her şeyi hatırlamanızın gerekmediğidir. Öğrendiğimiz veya duyduğumuz, gördüğümüz her şeyin her an hatırlanması da mümkün değildir. Ancak tüm bu bilgilerimiz hafızamızda kayıtlıdır. Gerektiği oranda bilince çıkarılır. Nasıl ki; okuduğumuz kitapları, seyrettiğimiz filmleri, telefon numaralarını, çeşitli isimleri biliriz, ancak her zaman bilincimizde canlı ve hazır tutmayız. Sadece hafıza depolarında gerekeceği gün için bekletiriz. Gerekeceği gün veya an gelip çattığında, tüm o bilgiler hafıza kayıtlarından çıkarak, bilincimize erişir” Tüm bu telkinler verildikten sonra, artık duyduğu her şeyi hatırlayamaz. Bilgilerin büyük bir kısmı hafıza depolarına kaydedilir. Hasta uyandırıldıktan sonra belki bir kısım sözler ve bilgiler hafızasında canlı olarak kalabilir, ancak yarın çok daha az şeyi hatırlayacaktır. Bunların hepsi doğru ve gerçektir. Unutulan veya hatırlanmayan, bilinçaltına depo ettiğimiz tüm bu bilgiler, lazım olduklarında tek tek bilince çıkacaktır. Ancak tüm bu bilgilere hasta kendi sahiplenecek ve yaptığı işlere bir mantık kılıfı uydurarak savunmaya girecektir. Kitabımızın 1. cildini okuyan okurlarımız hatırlarlar; posthipnotik telkinler verilen hastamız elinde batırılı vaziyette duran iğne ile uyandırıldığında elindeki iğnenin gelirken otobüste batmış olabileceğini iddia etmiştir. Burada vurgulamak istediğimiz esas nokta, UNUTMA fenomeninin hastanın beklentileri ve arzuları yönünden telkinler şeklinde yapılması gerektiğidir. Hasta öğrendiği şeyleri unutmak istemeyebilir.Fakat kendi kendisinden şöyle bir iddiayı planlayarak iradesini göstermek istemiş olabilir: “Şu anda her şeyi hatırlıyorum. Ancak yarın bana söylenen her şeyi hatırlamayabilirim. Belki de gelecek hafta bana söylenen hiç bir şeyi hatırlayamayacağım…” Hasta bu şekilde kendi kendine olumlu telkinler vererek, bir iç çatışmaya gitmeden bunu sağlayabilir. Doğum için hipnoz uygulamasındaki bir sonraki aşama ANESTEZİ’nin teminidir. Eğer zaman yetersizce ve ağrıya bağımlı bir hale gelinmişse hemen hemen tüm hastalar için eldiven tarzı bölgesel anestezi oluşturmak düşünülebilir. Çeşitli hipnotik skalalar da, Anestezi fenomeninin hangi hipnotik trans seviyesinde gerçekleştirilebileceği konusunda çelişkili bulgular mevcuttur. Ancak genel kanaat orta seviyede bir hipnotik transa girebilen hastalarda, eldiven tarzında anestezinin oluşturulmasının mümkün olabileceği doğrultusundadır” Bölgesel anestezi veya eldiven anestezisi hafif trans seviyesinde de başarılabilir. Bilindiği gibi eldiven anestezisi, ellerin eldiven giydirilen bölgelerinin anestezi veya hissiz hale getirilmesidir. Hasta eğer bu eldiven anestezisini başarabiliyorsa, bunun vucudun diğer bölgelerine nasıl taşınacağı hastaya öğretilmelidir. Eldiven anestezisi verilen telkinler ile karın bölgesine, sırt bölgesine veya vücudun herhangi bir bölgesine aktarılabilir. Hasta vücudunun herhangi bir noktasında oluşturabildiği, anestezi bölgesini geliştirmeyi ve taşımayı öğrenmelidir. Eğer bu andan itibaren yeterli zaman varsa, hastaya trans derinliğine uygun olarak diğer fenomenler öğretilmeye çalışılır. Bu esnada posthipnotik telkinler verilerek; yeni öğrendiği bilgileri düzenlemek, onlara erişmek ve başarı sağlamak temin edilebilir. Hasta bunları bir keresinde başarabilmiş ise daha sonraları daha çabuk ve daha kolay bir şekilde başarabilecektir. Bu posthipnotik telkinler vasıtası ile daha sonraki seanslarda transa daha çabuk ve daha kolay gireceği, transın gelecek sefer daha da derinleşeceği konusunda talimatlar verilir. Tüm bu yapılanlar herşeyin bittiği anlamına gelmemelidir. Bu görüşme esnasında hastamız, komple bir anestezi oluşturabilir. Karın kısmı, etek kısmı veya vücudunun diğer bölgeleri tamamen hissizleşebilir. Bu durum arzu edilen bir durumdur. Ancak bu seansa bakarak hastanın doğuma tamamen hazır olduğu ve ağrısız normal bir doğumu gerçekleştirebileceği düşünülmemelidir. Tabii bu tip bir doğum uygun hastalarda mümkündür. Ancak bunu genelleştirmek doğru olmaz. Bunun yerine, hastanın anestezili ve ağrısız bir doğumu nasıl yapabileceği ile ilgili detaylı bir fikre ve tecrübeye sahip olduğu düşünülmelidir. Şimdiye kadar anlattığımız tüm bu seans araları 30 ile 60 dakika arasında sürmektedir.
E. DAHA SONRAKİ SEANSLAR
Hastamız artık rahat, çabuk ve arzu edilen seviyede hipnotik transa girebilmektedir. Bilindiği gibi doğum hastalarının normal olarak son aya kadar üç haftada bir, son ayında da ayda bir kontrol edilmektedir. Hasta bu şekilde doğuma hazırlanmaktadır. Rutin olarak devam eden bu görüşmeler esnasında, hipnoz uygulaması da yapılır. Bu hipnoz uygulamalarından amaç hastanın daha önce öğrendiklerini tekrarlaması, hipnotik fenomenleri tekrar tekrar yaşamasıdır. Aynı zamanda anksiyete ve korkulardan arındırılması bu görüşmelerle sağlanır. Bu görüşmeler esnasında her seferinde olumlu telkinler verilmeye devam edilir. Doğum günü gelip çattığında hekim daha önceki rutin uygulamalarını aynı şekilde tekrarlar. Hastayı transa alır, telkinlerini tekrarlar, anestezisini temin eder ve hastayı doğum odasında hazır tutar. Hasta doğumhaneye gelmeden önceki seanslarında, hekimi burasında olayları bir çok kez zihninde yaşamıştır. Hatta hastaya verilen özel telkinler ile otohipnoz da öğretilmiştir. Hasta otohipnoz sayesinde tüm hipnotik fenomenleri tecrübe etme imkanını bulmuştur.
Bu açıdan OTOHİPNOZ oldukça öneme haiz bir uygulamadır.

 

F. OTOHİPNOZ TEKNİĞİNİN UYGULANMASI
Hastamız, daha önce uyguladığımız seanslar boyunca otohipnoza hazırlanmıştır. Hastanın hipnoz ile ilgili endişe, korku ve aşırı beklentileri ortadan kaldırılmıştır. Heterohipnoz sayesinde hasta arzu edilen trans seviyesine ulaşmakta ve hipnotik fenomenleri gerçekleştirebilmektedir. Hipnotik fenomenlerden en önemlisi de, hipnotik anestezidir. Hipnotik anestezinin tam sağlanması, başarılı ve ağrısız bir doğum için oldukça önemlidir. Bu nedenle hipnotik fenomenleri ve özellikle hipnotik anesteziyi güçlendirecek her teknik sonuna kadar kullanılmalıdır. Bunlardan en önemlisi de otohipnoz tekniğidir. Otohipnoz tekniği sayesinde hasta anestezi seviyesini artırarak doğumla ilgili pratiklerini geliştirebilir. O halde hasta otohipnozu nasıl hazırlanır. Öncelikle, normal hipnotik seanslar içerisinde otohipnoz ile ilgili bilgiler ve teknikler verilir. Hastamız hipnoza çok yatkın birisi ise; ntrahipnotik olarak verilen telkinler vasıtasıyla hastaya bir şifa verilir. Hasta otohipnoza girmek istediğinde bu şifreyi tekrarladığında hemen otohipnotik transa girer. İradesinin serbest kalan bölümü ile otohipnozun gelişimini kontrol eder. Bu esnada tüm hipnotik fenomenleri vücudunda yaşamaya gayret eder. Otohipnoz yapmasını tavsiye ettiğimiz hastalarımıza şunları tavsiye ederiz.
a- Öncelikle rahat, sakin ve sessiz bir ortam seç. Bu ortam içinde uyarıcı herhangi bir şey olmasın.

 

b- Mümkünse bir yatağa uzan ve tüm vücudunu gevşet. Odada loş bir ışık bulunsun. Bu mümkün değilse rahat bir koltuğa veya sandalyeye otur.

 

c- Daha sonra, size verilmiş olan şifreyi tekrarlayınız. (Genellikle verdiğimiz şifre şudur: Sağ elinizi yumruk yapınız. Ancak baş parmağınız yumruğunuzun içinde olsun. Gözlerinizi kapatarak birden ona kadar yavaş yavaş sayınız. Bu esnada yumruk yaptığınız elinizi yavaşça karnınızın üzerine aynı şekilde koyunuz. Saymanız ona ulaştığında artık derin bir hipnotik transa girmiş olacaksınız.)

 

d- Hastamız kendisine öğretilen şifre, hareket ve kelime – leri uyguladıktan sonra, derin bir transa girer.

 

e- Derin transa giren süje kendi iradesi ile hipnotik fenomenleri tek tek deniyerek, kendi kendine güçlendirici telkinler verir. Bu esnada vücudunun muhtelif yerlerinde anestezi oluşturacak denemeler yapar.

 

f- Amacına ulaşan hasta daha sonra otohipnozdan çıkar.

 

g- Otohipnozdan çıkma iki şekilde başarılır. Ya daha önce şifre kelime ile birlikte hastaya otohipnozda kalabileceği süre belirlenmiştir, ya da hastanın kendi iradesine bırakılmıştır. Eğer hasta daha önce bu konuda posthipnotik bir telkin ile şartlandırılmış ise; bu süre genellikle 3-5 dakika arasında olmaktadır. Yok, bu konuda herhangi bir posthipnotik süre verilmemişse, hasta bu süreyi kendi ayarlar.

 

Otohipnoza girmek hiçbir zaman bir tehlike doğurmaz. Çünkü iradenin belirli bir kısmı dış dünyaya devamlı açıktır. Dış dünyadan gelen bilgiler bilinçte değerlendirilmekte ve ona göre karar verilmektedir. Şayet dışarıdan bir tehlike varsa otohipnozdan çıkmayı gerektiren bir durum var ise hasta kendiliğinden transtan çıkmaktadır. Bu teknik hastalar tarafından hemen hemen hep uygulanmalıdır. Hastanın kendine olan güveni artırılmalıdır. Hastaya otohipnoz ile ilgili bir şifre verilmemişse yine otohipnoz uygulanabilir. Hasta pozisyonunu aldıktan sonra, gözlerini sabit bir şekilde bir noktaya tutar. Gözleri o noktada sabitleşirken, vücudunun gevşediğini daha da gevşediğini hisseder. Tüm düşüncelerini vücudunu gevşemesi ve solunumu üzerine konsantre eder. Ototelkinler vasıtası ile yavaş yavaş transa girerek, hipnotik fenomenleri uygulamaya koyulur. Çalışmaları bittikten sonra otohipnozdan çıkar. Kendi kendine hipnoza girmek için detaylı teknik bilgi OTOHİPNOZ bölümünde verilmiştir. İsteyen kimse o bölümü okuyarak, başka birine ihtiyaç duymadan otohipnoza girebilir.
G. HİPNOLOĞUN TRANSFERİNİN SAĞLANMASI
Normal trans veya ototrans için her zaman kişinin kendi hipnoloğunu her an bulabilmesi mümkün değildir. Özellikle de doğum olayı başlayıpta doğum sonuna kadar doktorunun hastasının başında devamlı kalması, zarar açısından pek mümkün değildir. Böyle durumlarda hipnolog transferi gerçekleştirilebilir. Yani hastayı transa alan hekim, kendi rolünü isteyerek bir başkasına devredebilir. Mesela; doğum anı gelip çatan bir hasta hekimi ile birlikte hastahaneye ulaşmış olsun. Hekim hastasını burada transa alır. Doğumun ilk kasılmaları başlamıştır. Ancak doğuma kadar daha çok süre vardır. Bu aradaki boşlukta hastanın bizzat takip edilip, ihtiyaçları ve arızaları yönünde güçlendirici telkinlerin verilmesi gerekmektedir. İşte bu aşamada hekim, kendi rolünü hastanın kocasına veya asistan, intörn bir doktora devredebilir. Hipnotik transa aldığı hastasanı verdiği direk telkinler ile, bundan sonra emirleri ve telkinleri kocasından veya diğer bir doktordan alacağı konusunda talimat ve telkinler verir. Bu durumda HİPNOLOG TRANSFERİ gerçekleşmiş olur.
Sonuç olarak bir hekim kendi şartlarını, büro ve hastahane şartlarını ve hastasının tüm özelliklerini gözönüne alarak uygun bir teknik seçer. Her hastaya has bu kombine teknikler vasıtası ile maksimal fayda temin edilmeye çalışılır.
H. DOĞUMDA HİPNOZUN KULLANILMASI İLE İLGİLİ BAZI SORULAR VE CEVAPLARI
Aşağıdaki sorularla sık sık karşılaşıyoruz. Özellikle doğumun hipnoz ile ağrısız bir şekilde yaptırmak isteyen anne adayları bu sualleri yöneltmektedirler. Ayrıca konuya yabancı hekim arkadaşlarımız ve araştırıcılar da bu soruların cevaplarını merak etmektedirler.
1- Herhangi bir hekim veya hipnoloğun yardımı olmaksızın, anne adayları kendi kendilerine evde bu teknikleri geliştirip, uygulayabilirler mi?

Bu mümkündür. Düzenli yapılan otohipnoz egzersizleri ile hipnotik transa ulaşmak ve hipnotik anestezi sağlamak mümkündür. Bu konu ile ilgili olarak bu kitaptaki otohipnoz tekniğine bakılmalıdır. Ayrıca “Cinsel problemlerde HİPNOTERAPİ” kitabımızın da ilgili bölümlerinin okunmasında yarar var.
2- Hastalara hipnoz ile doğumun süresi hakkında kesin bir süre vermek doğru mudur? Doğru değildir. Doğumunuz bir saatte gerçekleşecek gibi sözler sarfetmek, insanı yanıltabilir. Bu da hastanın hekimine güvenini sarsarak transın bozulması sonucunu getirebilir.
3- İlk hipnotik trans indüksiyonunu bir hemşirenin yapması uygun mudur? Bence pek uygun değildir. Çünkü hekime muayene olmak ve onun bilgisine başvurmak için gelen bir hasta, karşısında bir hemşire bulunca hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu da transın olumsuz etkilenmesine neden olur.

Ancak bazı hekimlerin yurt dışında bu tip uygulamalar yaptığı bilinmektedir. Hasta ile yapılan görüşmelerde, hipnotik transın bir hemşire yardımı ile gerçekleştirileceği söylenmekte ve hastalar buna ikna edilmektedir.
4- Hipnotik trans ile doğum yapacak anne adayı doğumun başladığının farkına varamayabilir mi? Kesinlikle hayır. Çünkü buradaki temel hadise ağrı duyusunun ortadan kaldırılmasıdır. Ancak hasta doğum kasılmalarını rahatça hissetmektedir. Fakat bu kasılmalardan ağrı duymamaktadır. Normal bir hasta kasılmaları nasıl algılı – yorsa, hipnozdaki hasta da o şekilde algılamaktadır. Ama hastaya hem ağrı duyusunu, hem de kasılmaları algılamama konusunda özet telkinler verilmişse o zaman durum farklıdır. Bu durumda anne adayı kasılmaları hissedemiyeceğinden, doğumun başladığının farkına varamayacaktır. Bu şekilde çocuk doğum kanalında ilerleyecek ve istenmeyen zaman ve mekanda doğum olabilecektir.
5- Anne adayları hipnoz uygulamasına hamileliğin hangi ayında başlamalıdırlar? İlk doğum yapacak anne adayları hipnoz tekniğini öğrenmek için, hamileliğin üçüncü veya dördüncü ayından itibaren çalışmaya başlamalıdırlar. Multipar anne adayları ise beşinci veya altıncı ayda uygulamaya başlayabilirler.
6- Hipnoz için ayrı bir ücret ödenmeli midir? Bu durum, hastanın ve hekimin şartlarına göre düzenlenmelidir. Ancak, hipnoz ile hazırlanılan bir doğum hekimi daha az yorucu ve daha az bir zamana ihtiyaç gösterdiği hatırda bulundurulmalıdır.
7- Doğum için grub hipnozu kullanılabilir mi? Kullanılabilir. Özellikle hipnoza yatkın süjelere bu konuda toplu seans yapılması zaman açısından hekime büyük avantajlar sağlar. Ancak hekim, her hastasının spesifik problemleri ve özel bir kişiliği olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdır.
8- Hipnoz vasıtası ile hamileliğe bağlı bulantı ve kusmaların önüne geçilebilir mi? Bu konu ile ilgili yapılan araştırmalar olumlu sonuçlar vermektedir. Diğer tekniklere nazaran (düzenli basit, solunum egzersizleri, palrebo v.b.) daha etkili olduğu görülmüştür. Ancak konu ile ilgili daha kapsamlı ve geniş araştırmalar yapılması gerekir kanaatindeyim

Uz. Dr. Melenia TÜRKMEN

Doğum Yeri : Gürcistan
Doğum Tarihi : 30/08/1970
İkamet Ettiği İl : İstanbul
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk annesi
E-mail : melaniturkmen@hotmail.com

EĞİTİM :
Lisans : Ivane Javakhishvili Tiflis Devlet Üniversitesi (1997)

KATILDIĞI EĞİTİMLER : 

  • 2008 – Psikoterapi Enstitüsü Bütüncül Psikoterapi Eğitimi 4. Basamak
  • 2007 – İstanbul Tıp Fakültesi 2. Psikiyatri Atölyeleri
  • 2007 – Türkiye Psikiyatri Derneği Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Kursu
  • 2007 – Türkiye Psikiyatri Derneği Panik Bozukluğunda Bilişsel Davranışçı Tedavi Kursu
  • 2007 – 17. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kongresi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı Psikoterapi Uygulamaları Kursu
  • 2007 – Psikosomatik Tıp Buluşmaları-3 Epilepsi ve Psikiyatri Sempozyumu
  • 2007 – Aile ve Evlilik Terapileri Derneği 4. Ulusal Aile ve Evlilik Terapileri Kongresi