Cinsel bozukluklar

CİNSEL BOZUKLUKLAR VE CİNSEL KİMLİK BOZUKLUKLARI

Bu bölüm Cinsel İşlev Bozuklukları, Parafililer ve Cinsel Kimlik Bozukluğu için tanı ölçütleri setlerini kapsamaktadır.

fDSM-IV Cinsel İşlev Bozuklukları

Bütün primer Cinsel İşlev Bozuklukları için geçerli olan özgül alt tipler S. 207’de sıralanmaştır. Bu alt tipler bu bozuklukların başlangıcını, çerçevesini ve etyolojik etkenlerini tanımlamak için kullanılabilir.

Cinsel İstek Bozuklukları

302.71 Azalmış (Hipoaktif) Cinsel İstek Bozukluğu

A. Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması (ya da hiç olmaması). Klinisyen, kişinin yaşı ve yaşam koşulları gibi cinsel işlevselliğini etkileyen etkenleri göz önünde bulundurarak cinsel isteğin azaldığı ya da hiç olmadığı yargısına varır.

B. Bu bozukluk, belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz (başka bir Cinsel İşlev Bozukluğu dışnda) ve sadece bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel bir tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir

302.79 Cinsel Tiksinti Bozukluğu

A. Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, bir cinsel eş ile genital cinsel ilişki kurmaktan aşırı tiksinti duyma ve bundan tümüyle (ya da hemen tümüyle) kaçınma.

B. Bu bozukluk belirgin bir sıkntıya ya da kişiler arası ilişkilerde zorluklara neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz (başka bir Cinsel İşlev Bozukluğu dışında).

Cinsel Uyarılma Bozuklukları

302.72 Kadında Cinsel Uyarılma Bozukluğu

A. Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel uyarılmanın yeterli bir ıslanma-kabarma tepkisini sağlayamama ya da cinsel etkinlik bitene dek bunu sürdürememe.

B. Bu bozukluk, belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğuylada daha iyi açıklanamaz (başka bir Cinsel İşlev Bozukluğu dışında)ve sadece bir meddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi içn kullanılan bir ilaç)ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı deyildir.

302.72 Erkekte Erektil Bozukluk

A. Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, yeterli bir ereksiyon sağlayamama ya da cinsel etkinlik bitene dek bunu sürdürememe.

B. Bu bozukluk belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğuyla daha iyiy açıklanamaz (başka bir Cinsel İşlev Bozukluğu dışında ve sadece bir maddeni (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç)ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı deyildir.

Orgazmla İlgili Bozukluklar

302.73 Kadında Orgazm Bozukluğu

(önceki adı İnhibe kadın orgazmı)

A. Olağan bir cinsel uyarılma evresinde sonra orgazmın sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde gecikmesi ya da hiç olmaması. Kadınlar, orgazmı tetikleyen uyarının türü ya da yoğunluğu açısından büyük bir değişkenlik gösterirler. Kadında orgazm bozukluğu tanısı, kadının yaşı, cinsel deneyimi ve aldığı cinsel uyaranların yeterliliği açısından baktığnda klinisyenin kadının orgazm olma yetisinin beklenenden daha az olduğu yargısına varması temeline dayanmalıdır.

B. Bu bozukluk, belirgin bir sıkntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.

C. Bu orgazm bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz (başka bir Cinsel İşlev Bozuklukğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı deyildir.

302.74 Erkekte Orgazm Bozukluğu

(önceki adı İnhibe Erkek Orgazmı)

A. Klinisyenin, kişinin yaşını göz önünde bulundurduğunda, yoğunluğunun ve süresinin yeterli olduğunu düşündüğü cinsel etkinlik sırasında, olağan bir cinsel uyarılma evresi sonrası, sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, orgazmın gecikmesi ya da olmaması.

B. Bu bozukluk, belirgin bir sıkntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.

C. Bu orgazm bozukluğu, başka bir Eksen I Bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz (başka bir Cinsel İşlev Bozukluğu dışında) ve sadace bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

302.75 Prematür Ejakülasyon

(Erken Boşalma) 

A. Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, çok az bir cinsel uyarılma ile kişinin istemesinden önce, vajinaya girme öncesi, girer girmez ya da hemen sonra ejakülasyonun olması. Kılinisyen, yaş, cinsel eş ya da durumun yeni olması ve son zamanlardaki cinsel etkinliğin sıklığı gibi uyarılma evresinin süresini etkileyen etkenleri göz önünde bulndurmalıdır.

B. Bu bozukluk, belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.

C. Prematür ejakülasyon sadece bir maddenin (örn. opiyatların bırakılması) doğrudan etkilerine bağlı deyildir.

Cinsel Ağrı Bozuklukları

302.76 Disparoni (Genel Tıbbi Bir Duruma Bolmayan)

A. Erkekte ya da kadında cinsel ilişkiye, yineleyici bir biçimde ya da sürekli olarak eşlik eden genital ağrının olması.

B. Bu bozukluk, belirgin bir sıkntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.

C. Bu bozukluğa, sadece Vajnismus ya da ıslanmanın olmaması neden olmaktadır, bu bozukluk başka bir Eksen I bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz (başka bir Cinsel İşlev Bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

306.51 Vajinismus (Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı Olmayan)

A. Vajinanın dış üçte birindeki kaslarda koitusu engelleyecek bir biçimde, yineleyici bir biçimde ya da sürekli olarak istem dışı spazmın olması.

B. Bu bozukluk, bealirgin bir sıkıntıya ya da kişiler arası ilişkilerde zorluklara neden olur.

C. Bu bozukluk, başka bir eksen I bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz (örn. somatizasyon bozukluğu) ve sadece genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

Alt Tipleri

Aşağıdaki alt tipleri bütün primer cinsel işlev bozuklukları için geçerlidir.

Cinsel işlev bozukluğunun nasıl başladığını göstermek için aşağıdaki alt tiplerden biri kullanılabilir:

Yaşam Boyu Tipi: Cinsel işlevselliğin başından beri cinsel işlev bozukluğu varsa.

Edinsel Tip: Cinsel işlev bozukluğu olagan bir işlevsellik döneminden sonra ortaya çıkmışsa.

Cinsel İşlev Bozukluğunun ortaya çıktığı genel çerçeveyi göstermek için aşağıdaki alt tiplerden biri kullanılabilir:

Yaygın Tip: Cinsel İşlev Bozukluğu belirli bir takım uyarılar, durumlar ya da cinsel eşlerle sınırlı değilse.

Durumsal Tip: Cinsel İşlev Bozukluğu belirli bir takım uyarılar, durumlar ya da cinsel eşlerle sınırlı ise. Bu işlev bozuklukları çoğu kez bir cinsel eşle cinsel etkinlik sırasında ortaya çıkarsa da kimi olgularda mastürbasyon sırasında ortaya çıkan işlev bozukluklarını da tanımlamak uygun olabilir.

Cinsel işlev bozukluklarına eşlik eden etyolojik etkenleri göstermek için aşağıdaki alt tiplerden biri kullanılabilir:

Psikolojik Etkenlere Bağlı: Cinsel işlev bozukluğunun başlaması, şiddetlenmesi, alevlenmesi ya da sürmesinde psikolojik etkenlerin başlıca rol oynadığı ve Cinsel İşlev Bozukluğunun etyolojisinde genel tıbbi durumların ve maddelerin herhangi bir rol oynamadığı yargısına varıldığında.

Bileşik Etkenlere Bağlı: 1). Cinsel İşlev Bozukluğunun başlaması, şiddetlenmesi, alevlenmesi ya da sürmesinde psikolojik etkenlerin rolünün olduğu yargısına varıldığında ve 2). Genel tıbbi bir durum ya da madde kullanımının da katkıda bulunduğu, ancak Cinsel İşlev Bozukluğunu açıklamaya yetmediği yargısına da varıldığında. Genel tıbbi bir durum ya da madde kullanımı (ilaç yan etkileri de içinde olmak üzere) Cinsel İşlev Bozukluğunu açıklamaya yeterse Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı Cinsel İşlev Bozukluğunu (s. 208) ve/ya da Madde Kullanımının Yol Açtığı Cinsel İşlev Bozukluğu (s. 209) tanısı konur.

302.70 Başka Türlü Adlandırılmayan Cinsel İşlev Bozukluğu
Bu kategori, herhangi özgül bir Cinsel İşlev Bozukluğu için tanı ölçütlerini karşılamayan Cinsel İşlev Bozukluklarını kapsar. Örnekleri arasında şunlar vardır.
1. Başka koşullarda normal bir uyarılma ve orgazm olmasına karşın öznel erotik duyguların olmaması (ya da önemli ölçüde azalması)

2. Klinisyenin bir Cinsel İşlev Bozukluğu olduğu kanısına vardığı ancak bunun primer mi, genel tıbbi bir duruma mı bağlı olduğunu, yoksa madde kullanımının mı buna yol açtığını belirleyemediği durumlar.
Parafililer
302.4 Egzibisyonizm (Teşhircilik, Göstermecilik)
A. En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin genital organlarını, bunu beklemeyen bir yabancıya göstermesi ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

B. Bu fanteziler, cinsel dürtüler ya da davranışlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
302.81 Fetişizm
A. En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin canlı olmayan nesneleri kullanmakla ilgili (örn. kadın iç çamaşırları) yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

B. Bu fanteziler, cinsel dürtüler ya da davranışlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.

C. Bu fetiş nesneleri aykırı-giyimde kullanılan kadın giysileri (transvestik fetişizmde olduğu gibi) ya da taktil genital uyarı sağlamak amacıyla tasarlanmış araçlarla (örn. bir vibratör) sınırlı değildir.
302.89 Frotörizm (Sürtünmecilik)
A. En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin rızası olmayan bir kişiye dokunması ve sürtünmesi ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

B. Bu fanteziler, cinsel dürtüler ya da davranışlar klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, meslek alanlarında ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
302.2 Pedofili
A. En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin ergenlik dönemine girmemiş bir çocukla ya da çocuklarla (genellikle 13 yaşlarında ya da altında olanlarla) cinsel etkinlikte bulunmak ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

B. Bu fanteziler, cinsel dürtüler ya da davranışlar klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.

C. Bu kişi en az 16 yaşındadır ve A Tanı Ölçütündeki çocuk ya da çocuklardan en az 5 yaş daha büyüktür.
Not: 12-13 yaşlarında biri ile cinsel ilişki sürdüren geç ergenlik dönemindeki bir kişiyi buraya katmayınız.

Varsa belirtiniz:

Cinsel Yönden Erkeklere İlgi Duyan

Cinsel Yönden Kadınlara İlgi Duyan

Cinsel Yönden Her İki Cinse de İlgi Duyan
Varsa belirtiniz:

Ensestle Sınırlı İse

Tipini Belirtiniz:

Tek Eğilimli Tip (sadece çocuklara ilgi duyan)

Tek Eğilimli Olmayan Tip
302.83 Cinsel Mazoşizm
A. En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin hakaret edilme, dövülme, bağlanma ya da başka bir biçimde ıstırap çekme eylemi (taklidi değil gerçeği) ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

B. Bu fanteziler, cinsel dürtüler ya da davranışlar klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
302.84 Cinsel Sadizm
A. En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin, başka birinin psikolojik ya da fiziksel olarak ıstırap çekmesi (hakaret etme de içinde olmak üzere) eylemi (taklidi değil gerçeği) ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

B. Bu fanteziler, cinsel dürtüler ya da davranışlar kilinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
302.3 Transvestik Fetişizm
A. En az 6 aylık bir süre boyunca, heteroseksüel bir erkekte, aykırı giyim ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerin, cinsel dürtülerin ya da davranışların yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

B. Bu fanteziler, cinsel dürtüler ya da davranışlar klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
Varsa belirtiniz:

Cinsel Kimlik Disforisi İle Giden: Kişinin cinsel rolü ya da kimliği ile ilgili sürekli bir rahatsızlığı varsa
302.82 Voyörizm (Gözetlemecilik)
A. En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin bunu beklemeyen bir kişiyi çıplakken, soyunurken ya da cinsel etkinlikte bulunurken gözetleme eylemi ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması

B. Bu fanteziler, cinsel dürtüler ya da davranışlar klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
302.9 Başka Türlü Adlandırılamayan Parafili
Bu katagori, herhangi özgül katagorilerden birinin tanı ölçütlerini karşılamayan Parafilileri kodlamak içindir. Sadece bunlarla sınırlı kalmamak üzere örnekleri arasında telefon skatolojisi (açık saçık telefon konuşmaları), nekrofili (cesetler), parsiyalizm (sadece vücudun belirli bir bölümü üzerinde odaklaşma), zoofili (hayvanlar), koprofili (feçes), klizmafili (enema) ve ürofili (idrar) sayılabilir.
Cinsel Kimlik Bozuklukları
Cinsel Kimlik Bozukluğu
A. Karşı cinsiyetle güçlü ve sürekli bir özdeşim kurma (sadece, diğer cinsiyette olmanın getireceği sanılan kültürel üstünlükler için bir istek duyma olarak değil).

Çocuklarda bu bozukluk aşağıdakilerden dördü (ya da daha fazlası) ile kendini gösterir.

(1) diğer cinsiyette olma isteğini ya da ısrarını yineleyici bir biçimde dile getirme

(2) erkek çocukların aykırı giyimi yeğlemesi ya da kadınsı giyim kuşamı taklit etmesi; kız çocuklarının sadece kalıplaşmış alışılagelen erkeksi giysiler giyme konusunda ısrar etmesi

(3) İmgesel oyunlarda güçlü bir biçimde ve sürekli olarak karşı cinsin rollerini oynamayı yeğleme ya da sürekli olarak diğer cinsiyette olma fantezileri taşıma

(4) Karşı cinsin alışılagelmiş oyunlarına ve eğlencelerine katılma konusunda yoğun bir istek duyma

(5) Özellikle karşı cinsten oyun arkadaşları seçme
Ergenlerde ve erişkinlerde bu bozukluk diğer cinsiyette olma isteğini dile getirme, sıklıkla kendini diğer cinsiyetteymiş gibi gösterme, diğer cinsiyetteymiş gibi yaşamayı ya da davranılmayı isteme ya da diğer cinsiyete özgü duygularının ve tepkilerinin olduğuna ilişkin bir inanç taşıma gibi semptomlarla kendini gösterir.
B. Cinsiyetine ilişkin sürekli bir rahatsızlık duyma ya da cinsiyetinin gerektirdiği cinsel rol için uygun olmadığı duyumunun olması.
Çocuklarda bu bozukluk aşağıdakilerden herhangi biri ile kendini gösterir: Erkek çocuklarında, penis ya da testislerinin iğrenç olduğunu, ileride yok olacaklarını ya da bir penis sahibi olmamanın daha iyi olacağını öne sürme, kuralsız kaba saba oyunlardan tiksinme ya da erkeklere özgü oyuncakları, oyunları ve etkinlikleri reddetme; kız çocuklarında oturarak idrar yapmayı reddetme, penisinin olduğunu ya da ileride bir penisinin olacağını ileri sürme, göğüslerinin büyümesini ya da menstrüasyon görmeyi istememe üzerinde durma ya da olağan kadınsı giysilere karşı ileri derecede tiksinti duyma.
Ergenlerde ve erişkinlerde bu bozukluk primer ve sekonder cinsiyet özelliklerinden kurtulma üzerine kafa yorma (örn. diğer cinsiyeti taklit etmek için cinsiyet özelliklerini fiziksel olarak değiştirmek üzere hormon, cerrahi ya da başka tür bir girişim uygulanmasını isteme) ya da yanlış cinsiyette doğduğuna ilişkin bir inanç taşıma gibi semptomlarla kendini gösterir.
C. Bu bozukluk fiziksel bir interseks durumu ile birlikte gitmemektedir.

D. Bu bozukluk, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
O sıradaki yaşına göre kodlayınız:
302.6 Çocuklarda Cinsel Kimlik Bozukluğu
302.85 Ergenlerde ya da Erişkinlerde Cinsel Kimlik Bozukluğu
Varsa belirtiniz (cinsel yönden olgun bireylerde):
Cinsel Yönden Erkeklere İlgi Duyan

Cinsel Yönden Kadınlara İlgi Duyan

Cinsel Yönden Her İki Cinse de İlgi Duyan

Cinsel Yönden Her İki Cinse de İlgi Duymayan
302.6 Başka Türlü Adlandırılamayan Cinsel Kimlik Bozukluğu
Bu kategori, özgül bir Cinsel Kimlik Bozukluğu olarak sınıflandırılamayan Cinsel Kimlik Bozukluklarını kodlamak içindir. Örnekleri arasında şunlar vardır:
1. İnterseks durumları (örn. antrojen duyarsızlık sendromu ya da konjenital adrenal hiperplazi) ve eşlik eden cinsel disfori

2. Gelip geçici, stresle ilişkili aykırı giyim davranışı

3. Diğer cinsiyetin cinsiyet özelliklerini kazanma isteğini taşımaksızın sürekli olarak kastrasyon ya da penektomi üzerine kafa yorma
302.9 Başka Türlü Adlandırılamayan Cinsel Bozukluk
Bu kategori, herhangi özgül bir Cinsel Bozukluk için tanı ölçütlerini karşılamayan, ne bir Cinsel İşlev Bozukluğu, ne de bir Parafili olmayan bir cinsel bozukluğu kodlamak içindir. Örnekleri arasında şunlar vardır:
1. Erkeksilik ya da kadınsılıkla ilgili kendi koyduğu ölçülere göre cinsel başarının ya da diğer özelliklerinin belirgin olarak yetersiz olduğu duygusunu taşıma

2. Kişinin, sadece kullanılacak şeylermiş gibi düşündüğü, biribiri peşisıra gelen sevgililerini kapsayan yineleyici cinsel ilişki biçimi hakkında sıkıntı duyması

3. Cinsel yönelimi hakkında sürekli ve belirgin bir sıkıntı duyma

CİNSEL PROBLEMLERDE HİPNOZUN KULLANILMASI
A.CİNSEL PROBLEMLERDE HİPNOTERAPİYE GENEL BİR BAKIŞ
Hipnozun genel olarak ve bilhassa bizim cinsel problemlerde hipnoterapi programımızda bir terapotik araç olarak kullanılmasını destekleyen deliller birçok deneysel ve klinik çalışmanın ve geniş araştırmaların sonuçlarıdır. Bu araştırmaların çok büyük bir kısmı bu yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Ayrıntılı izahatlar azdır, fakat materyalin bütünü, hipnozun insan cinselliğine faydalı olabilme yollarını izah eder. Basit olarak, hipnoz; insan cinselliğinin vazgeçilmez bir parçası olan olumlu zihinsel durumu meydana getirir.
1980 yılında, ünlü bir hipnoz araştırmacısı olan psikolog Jhon Chaves ve onun ilk öğrencilerinden biri olan Jude Brown tarafından yirmi yıllık bir sürede basılan yirmialtı makalenin incelemesi yapıldı. İncelemelerinde, hipnozun cinsel problemlerin tedavisinde başarıyla kullanılabildiğini söylemektedirler. Ancak bu teoriyi desteklemek için daha fazla klinik bilgiye ihtiyaç bulunduğunu da vurguladılar. Cinsel sorunların tedavisinde hipnozun uygulanabileceği beş saha bulunduğunu belirtiyorlar.
1- Cinsel sorunların tanısı

2- Özgüvenin sağlanması

3- Cinsel semptomların arkasındaki muhtemel kişilik çatışmalarının çözülmesi.

4- Yardımcı Cinsellik tedavisi

5- Cinsel semptomun ortadan kaldırılması
Bu kategoriler iki ana gruba ayrılabilir. İlk üçü, hipnozun cinsel sorunu meydana getiren bilinçaltı etkilerini ortaya çıkarmak için kullanılmasına dayanır. Son ikisi semptomun kendisini ortadan kaldırma üzerinde yoğunlaşırlar.
Hepsi konuya farklı teorik açılardan bakan ruh sağlığı uzmanları, hekimler ve evlilik danışmanlarından elde edilen istatistiki bilgilerin tamamı, hipnozun cinsel tedavideki bir yardımcı olarak kullanılmasını destekliyorlar. Daha sonraki raporlar da bu desteği kuvvetle teyid ediyor. Aşağıdaki durumlarla karakterize cinsel sorunların birçoğu bölüm beşte geniş ayrıntılarıyla izah edilecektir.
B. CİNSEL ARZUNUN YOKLUĞUN DA HİPNOZUN BAŞARISI
Connecticut, New Haven’den psikiatrist Reno Fabbri, hipnozun temel kurallarıyla, davranış modifikasyon tekniklerini birleştiren bir metod uyguladı. Bu yaklaşıma örnek vaka olarak yirmi beş yaşında bir öğretmen olan Ms. C’yi sunmaktadır. Ms. C., bir erkek topluluğunda aşırı sinirli oluşundan ve birçok erkek arkadaşından hoşlanmasına rağmen cinsel arzu duymadığından şikayet etmişti. Sonunda hiç kimseyle konuşmaz kendisin yalnız ve üzgün hisseder olmuştu.
Hipnozla hastanın hayal gücünü ilk aktive edişinde Dr. Fabbri, Ms. C.’nin relaks durumundayken bile, kucaklaşma ve okşama sahneleri gördüğünde heycanlandığını keşfetti. Ms. C.’nin bilinçaltının, cinsel yakınlığa cevabı sinirlilikti. Dr. Fabbri ona desensitizasyon tekniklerini uyguladı. Normal olarak, şahısta heyecan yaratan somut zihinsel imajlar, kendini iyi hissetmeyle ilişkilidir. Aynı anda hem sinirli hem de sakin olunamayacağından, relaksasyon doğal olarak anksiyeteyi bastırır ve gerginlik yatışır.
Ancak Ms. C. vakasında desensititzasyon başarılı değildi. Dr. Fabbri, hipnoz vasıtasıyla, bu sıkıntılı duyguları boşaltan geçmişteki olayı onun yeniden yaşamasına yardım etti. Ms. C. hipnoz altında “onüç yaşındayken erkek bir kuzeni tarafından kendisine saldırıldığını hatırladı; aynı anda öfke ve günahkarlık duygularını yaşadı.” Bu cinsel saldırıyı yeniden yaşama, Ms. C.’nin yıllarca baskılamış olduğu hapsedilmiş düşüncelerini açığa vurmasını sağladı ve evvelce baskılanmış materyalin katarsisi, onun sağlıklı bir cinsel hayatına başlamasını sağladı. Korku ve sinirlilik gibi olumsuz hislerinin kendi kafasında haklı bir kaynağı olduğunu ve ifade edilmelerinin gerektiğini görebildi. Biriken bütün bu olumsuzluğu boşaltmasından sonra, Ms. C., olumsuz imajları olumlulara çevirmek için hipnozu kullanmaya başladı. Giderek, anksiyeteyi meydana getiren cinsel ayrıntıları tasavvur etmeye yöneldi. Bir erkekle beraber olmaktan ve cinsel birleşmeden alabileceği zevki düşündü. Ms. C., artık olumsuz düşüncelerinden kurtulmuştu ve cinselliğin vereceği zevklere açıktı. Hipnozun tekrar tekrar kullanılmasının sonucunda Ms. C., kendisini yeniden normal hissettiğini cinsel güdülerine rahatça cevap verdiğini ve erkeklerle ilişkilerinden zevk aldığını bildirdi. Hipnoza başlanmasından altı ay sonra nişanlandı.
Dr. Fabbri, hipnozla cinsel problemlerin tedavisinde %72’lik bir başarı oranı bildirdi. Ancak Ms. C. vakasında şöyle bir soru akla gelmektedir: Bütün insanlar geçmiş hayatlarındaki olumsuz bir anıyı Ms. C. kadar kolay hatırlayabilirler mi? Genellikle hayır; fakat, bunun nedeni Ms. C.’nin telkine çok yatkın oluşu veya Dr. Fabbri’nin çok yetenekli olmasıdır. Çok sık olarak, cinselliğe karşı olumsuz tavır alınmasına sebep olan şey, tek bir olay değil, fakat yıllarca biriktirilmiş genel bir yaklaşımdır. Bu, (en azından yayınlanan bulgulardaki) cinsel arzu duymayan kadınların prevalansını izah edebilir. Çünkü kadınlar geleneksel olarak, aşk hakkında erkeklere nazaran çok daha olumsuz fikirler verilerek büyütülürler. Bu gelenek, cinsellikten korkan ve hipnozdan fayda görebilecek kadınların üzerinde etkili olmaktadır.
Cinsel arzu yokluğuna ait bir başka vaka; hipnozu kullanmasıyla ünlü doğum hekimi Dr. Ralph August tarafından tarif edildi. Otuz yedi yaşında evli bir kadın olan Bn. D., cinsel arzusunun dört yıllık bir peryod boyunca, kocasıyla çok nadir aşk yapacak kadar azaldığını fark etti. Dr. August hipnoz yoluyla, Bn. D’nin cinsel ilgisindeki azalmayı başlatan sebebi ortaya çıkardı: Dört yıl önce oğlu ciddi bir şekilde hastalanmıştı. Bn. D. çocuğu için aşırı bir korkuya kapılarak yersiz bir şekilde “çocuğum acı çekerken ben kendimi eğlendiremem” diye düşünmüştü. Çocuğun iyileşmesinden sonra, aşka karşı ilgisini yeniden kazanmayı beklemişti. Ancak bunun yerine şöyle düşündüğünü fark etti: “Ben kendimi eğlendirirsem, çocuğum yine hasta olacak”. Hipnozu kullanarak Dr. August, çocuğunun sağlık durumuyla, kendisinin aşktan zevk alması arasında ilişki bulunmadığını, Bn. D.’nin kabul etmesine yardımcı oldu. Bn. D. hipnotik durumdayken, Dr. August, “bu sorunun kendisini artık rahatsız etmeyeceğini ve boşa giden zamanı telafi edeceğini” telkin etti. Ve bu telkin gerçekleşti. Bn. D. yeniden aşktan zevk almaya başladı.
Jim, otuz yedi yaşında bir profesördü. Oniki yıllık evliydi, üç çocuk babasıydı ve cinsel arzu duyan bir adamdı. Sağlık durumu mükemmeldi, kariyerinin zirvesindeydi, sahasında bir otorite olarak tanınıyordu. Dışarıdan bakanlara göre onun hayatı, her Amerikalının düşündeki hayattı. Fakat son iki yıl içinde, karısı Ellen’le yaklaşık iki ayda bir cinsel ilişkide bulunmuştu. Daha sonra ise, sadece karısı istediği zaman ilişki olmuştu. Ellen yolunda gitmeyen birşeyler olduğunu sezdi ve eşiyle birlikte tedavi olmak için ısrar etti.
Jim aşk yapmak istese yapabileceğini, istemese yapamayacağını söylemişti. Klinik durum, onun ilkin erken boşalması olduğunu daha sonra ise, erektil disfonksiyonu olduğunu akla getirmişti. Fakat ciddi intrapsişik veya benzer sorunları olduğuna dair belirti yoktu. Her ne kadar cinsel arzu yokluğu ilk faktör olarak düşünülmediyse de daha sonra ortaya çıktı.
Hipnoterapi, Jim için üç amaçla kullanıldı. İlk amaç geçmiş hayatında aşk heyecanı duyduğu bir zamanı yeniden yaşamasına yardım etmekti. Ancak kısa bir süre sonra, Jim’in geçmişte heyecan veren hiçbir cinsel tecrübesi olmadığı ortaya çıktı. Böyle bir vakada hipnoz olması mümkün cinsel durumları hayal ettirmek için kullanılır. Buna ilaveten, geçmişteki olayları yeniden yaşatmak hayali olaylar üretmekten daha kolaydır. Fakat, hayal üretme eğitimiyle böyle bir hayal kurma hem mümkün hem de faydalıdır.
İkinci terapotik amaç, Jim’in aşka karşı olan tutumunun, ne zaman ve niçin değişmeye başladığını bilhassa cinsel arzu yokluğunu ortaya çıkarması muhtemel gelişimsel sorunlara dikkat ederek anlamaktı. Aşağıdaki tartışma, hastanın sorunlarını anlamada bu psikodinamik amacın niçin önemli olduğunu izah etmektedir.
Üçüncü amaç, Jim’e hayatın cinsel ilgi ve zevk yönünü önemli göstermekti. Ancak bundan sonra daha alışılmış bir cinsel tedavi tipi başlayabilirdi. Bu tip amaç Jim’in arzu yokluğunun hipnoz yoluyla tedavi için vazgeçilmezdi.
İlk ziyarette Jim ve Ellen’le önce birlikte görüşüldü, daha sonra tek tek konuşuldu. İlk seansın son bölümünde çiftin de onayı alınarak, Jim’in tek başına hipnotize edilmesine karar verildi. Jim, Ellen’in kendi hipnozunu seyretmesi konusunda gönülsüzdü. Ellen en azından ilk seans için hazır bulunmamayı kabul etti. Arkasından hemen hipnotik seans yapıldı.
Jim’le hipnozdan önce yapılan görüşme, onun aşka karşı duyduğu ilgisizliğin bütün hayatı boyunca sürmüş olduğunu kuvvetle düşündürdü. Jim üstün zekalıydı ve ailesi onu fiziki uğraşlar yerine, entellektüel uğraşlara yöneltmeyi tercih etmişti. Jim’in ergenlik çağı normal geçmişti. Fakat, on yedi yaşındayken, arkadaşları onu birkaç fahişeyle yapılan bir aleme dahil etmelerine kadar mastürbasyon yapmamış veya cinsel boşalma için herhangi bir dürtü hissetmemişti. Jim, ilgisini uyandırmasına rağmen bu tecrübeyi fiziksel uyarıcı olarak değerlendirmemişti ve fahişelerin gerçekte nasıl olduklarını öğrenme fırsatı bulduğundan dolayı memmun olduğunu ilave etti.
Jim, Ellen’i iki yaşından beri tanıyordu. Kolejde beraber geçen ilk yıllarında, Jim’in ona karşı ilgisi cinsel tabiatta olmayıp, sevgi ve nezaket şeklinde ifade ediliyordu. İlk defa evlendikten sonra cinsel birleşmede bulunmuşlardı. Bu sırada çekingen davranan Ellen hiçbir cinsel zevk almamıştı. Gerçekten, tedaviden iki yıl öncesine kadar hiç mastürbasyon yapmamıştı ve cinsel ilişkide orgazma ulaştığını hatırlamıyordu. Ancak, son iki yıl içinde, cinsel ihtiyaçlarıyla daha çok ilgilenmiş ve Jim’le fiziksel ilişkisinde tatmin olmayı arzu etmişti.Jim ve Ellen’in mükemmel bir evlilikleri vardı.Ellen’inJ im’e karşı sevgisi ve bağlılığı tamdı ve öfkesi sağlıksız bir cinsel duruma karşı sağlıklı bir cevaptı.
Jim sadece kendisini değil, Ellen’i de memnun etmek amacıyla aşkı öğrenmeyi denemek için gönüllü olduğunu ifade etti. Hipnotarepi kendisine anlatıldı ve az bile olsa zevk aldığı cinsel tecrübelerin sırasıyla bir listesini yapması için terapist Jim’e yardım etti. Zevk veren durumlar şöyle sıralanıyordu:
I- Ellen’in onu kucaklaması
II- Jim’in çıplak vücuduna yatakta kazara dokunması
III- Ellen’in sevişmek için şiddetli arzu göstermesi
IV- Ellen’in Jim’in göğsünü ve karnının okşaması
V- Jim’in, Ellen’in bacaklarını ve kalçasını okşaması
Hipnoz sırasında Jim’den karısıyla birlikte yatakta olduklarını düşünmesin istendi. Yukarıda sıralanan haz verici durumları kullanarak, terapist Jim’in kafasında ayrıntılı bir cinsel sahne meydana getirdi. Ellen’le yapılan bir aşk sahnesi geniş ayrıntılarıyla tarif edildi. Hareketler adım adım anlatıldı, duruma uygun sesler, kokular, tadlar telkin edildi ve hayali aşk sahnesiyle birleştirildi. Relaksasyon telkinleri yaşanırken, cinsel imajlarla birlikte rahatlama ve mutluluk hisleri telkin edildi. Jim, hayale karşı konuşarak cevap vermeye teşvik edildi. Öyle ki terapist, Jim’in hangi durumları en çok tahrik edici bulduğuna göre hipnotik telkinleri ayarlayabildi.
İki posthipnotik telkin yapıldı. Birincisi; Jim’e bu iyi hisleri Ellen’le gerçekten yataktayken, yeniden yaşayabileceğini hatırlattı. Bu telkinle terapist, Jim’e bu yeni cinsel hislerini tatmin etmesi için kuvvetle ihtiyaç duyurdu ve gerçekten yapmayı isteyip istemediğini düşünmeye zaman kalmadan bu hislerini tatmin etmesini telkin etti.
İkinci posthipnotik telkin; Ellen’in kucaklamasınının bu reaksiyonlar zincirini başlatması, neticede aşk yapmak için önüne geçilmez, şiddetli bir arzu doğurmasıydı. Daha sonra Jim, ne zaman cinsel arzu duyarsa Ellen’in onu kucaklamasını isteyebilirdi. Bu şekilde yeni cinsel arzu, Jim’i kendi isteği dışında kontrolüne alamayacaktı. Ellen’e bir sonraki tedavi görüşmesine kadar aşkı başlatmaması tavsiye edildi.
Bu tedavi seansını takiben, hipnoz altındayken onun için yapılmış olan bir audio teybi kullanarak günde en az bir defa otohipnoz yapması Jim’den istendi.
Bir hafta sonraki ikinci seans sırasında, Jim şunları ifade etti; Telkinlerden sonra, -hayatında ilk defa- cinsel arzu duymuştu. Fakat o ve Ellen oniki yıllık seyrek ve tekdüze aşktan sonra arzularını tatmin etmek için çok sıkılgan davranmışlardı. İlk seans sırasında yaşamış olduğu olumlu duyguları yeniden yaşamanın ne kadar kolay olduğuna şaşırarak Jim, aşka karşı duyduğu hissin değiştiğini fark edince, orjinal hipnotik tecrübesini bir günde üç defa kontrol etmişti. Sonuçta o ve Ellen ilk hafta içinde iki defa cinsel birleşmede bulunmuşlardı.
İkinci seansta Jim, kendisi hipnotize durumdayken Ellen’in hazır bulunmasını istedi. Bu şekilde tek tek hipnoz yoluyla terapist, Ellen’in arzu ettiği kadar gözlemci olarak kalmasına izin verdi ve Jim , terapistten gelen çok az bir telkinle hipnotik duruma girdi. Hipnoz altındayken zevkli bulduğu aşkla ilgili imajları yeniden şekillendirmesi istendi. Bu imajlara uygun olarak Ellen olaya kendiliğinden katıldı. Üçüncü bir posthipnotik telkinle, Jim’e cinsel arzuyu yaşamaktan zevk almanın hayatının sürekli ve önemli bir parçası olabileceği anlatıldı.
Üçüncü randevu dört hafta sonraydı. Bununla beraber bir sonraki hafta, bir telefon mini seansı düzenlendi. Bu kez Jim’in raporu memnuniyet vericiydi. Sürekli aşk yapmak istemiş ve zevk almıştı. O ve Ellen yeni ilişkilerinde çekingenlik hissetmiyorlardı. Terapist, evvelki posthipnotik telkinleri, etkilerini artırmak için tekrarladı.
Hava ve ulaşım güçlükleri sebebiyle, tasarlanan üçüncü görüşme asla yapılamadı. Fakat Jim’in ilerlemesini teşvik etmek için ikinci bir telefon mini seansı düzenlendi. Son mini seanstan altı ve oniki hafta sonra yapılan telefon konuşmaları, Jim’in cinsel arzu seviyesini koruduğunu gösterdi. Ellen ve o haftada ortalama üç kere aşk yapıyorlardı. Her mini seans sırasında, Jim gelişmelerden son derece mutlu olduğunu, Ellen’le kendisi arasındaki ilişkiden her yönden eskiye nazaran çok fazla zevk aldıklarını söyledi. Sekiz ay sonra yapılan son telefon konuşmasında aynı olumlu sonuçlar bildirildi.
Hipnozun hiç yapılmamış bir arzuyu nasıl meydana getirdiğini veya uzun süre baskılanmış bir arzuyu nasıl uyandırdığını iki hipotez izah etmektedir. İlk hipoteze göre; herhangi bir arzunun yaşanması sırasında, bilinçaltında bile olsa daima seçici bir unsur vardır. Çağrışım sahası bu prensibe dayanır. Çağrışım, bir konuyu şahsın algısına sunarak konuya karşı arzu uyandırabilir ve bu arzu şahıs tarfından hissedilen doğal bir ihtiyaç olabilir veya olmayabilir. Bu, sun’i arzular için geçerli ise, aşk gibi doğal bir arzuyu uyandırmada da etkili olabilir. Kanıtlar gösteriyor ki, örneğin tıka basa doymuş olan hipnotize bir şahıs, aç olduğuna inandırılabilir. Aşk dürtüsü konusunda, hipnotik hayalin cinsel ilgi, arzu ve stimulasyondan sorumlu nöronal mekanizmaları harekete geçirdiği veya uyandırdığı görülmektedir. M.F. Schwartz’ın diğer şeylerin yanında kuvvetle be- lirttiği gibi, cinsel arzunun nörolojik oluşumunda sinir iletiminin ve beynin rolü dikkatli fizyolojik araştırmayı gerektirmektedir. Özet olarak birinci hipotez, hipnozun, cinsel arzudan sorumlu subkortikal beyin aktivitesine ulaşarak bu arzuyu ya şahsın hayatında ilk defa ortaya çıkarabildiği veya onu yeniden uyandırabildiği şeklindedir.
İkinci hipotetik formulasyon; genelde defans mekanizmalarıyla, özelde ise baskılanmayla ilgilidir. Arzu yokluğu, hemen daima, hastanın hayatının erken dönemlerinde alınan ve daha sonra onun tarafından yeniden değerlendirilmeyen negatif mesajların sonucudur. Çoğu kez kendisini aseksüaliteyle gösteren bu yıkıcı gidişte, baskılayıcı mekanizma esas rolü oynar.
Bu iki hipotez, cinsel arzu yokluğunun tedavisinde, hipnozun bir terapotik araç olarak kullanılmasını desteklemektedir.
C. KADINLARDAKİ CİNSEL ARZU YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
Kadınlarda cinsel arzu yokluğunun açık belirtileri, penis girişini kolaylaştıracak vajinal salgının yokluğu ve vajinismus hali yani vajinal kasların penis girişini önleyecek şekilde, spastik kasılmasıdır.
İsrail’deki Hayfa Rambam Üniversitesi Tıp Merkezi’nden Dr. Karl Fuchs bazan bir parmak girişine bile imkan vermeyecek kadar şiddetli olabilen vajinismusun tedavisinde hipnozun kullanılmasıyla ilgili en ikna edici çalışmalardan birini yayınlamıştır. Dr. Fuchs’a göre on yıllık bir süre zarfında bu durumdaki yetmişbir kadın ya sadece hipnoz yoluyla veya birlikte vajinal dilatatörler kullanılarak başarıyla tedavi edildiler. Kadınların büyük çoğunluğu iki ila yedi yıldan beri vajinismustan şikayet etmekteydiler, hepsi jinekolojik ve/veya psikiatrik tedavi görmüşlerdi, hiçbir olumlu sonuç alınamamıştı. Bu kadınların birçoğu himenlerini ve vajinalarını cerrahi olarak bile genişletmişlerdi ve yine şifa bulamamışlardı
Önerilen ilk yaklaşım hipnozun tek başına kullanılmasıydı ve bu yaklaşım sonuç vermediğinde, bir başka metod önerildi. İlkin kadınlara otohipnoz öğretildi. Bu mental durumdayken, onlara önce bir parmaklarını, arkasından küçük bir vajinal dilatatörü vajinalarına nasıl sokacakları gösterildi. Bu işlem kolaylaştığında, giderek büyük dilatatörler verildi. Bazı vakalarda kadınların kocaları, dilatatörlerin karılarına nasıl uygulayabileceklerini öğrendiler. Hipnoz altındayken, kadınlar gevşeme ve rahatlama hissettiler ve en kısa sürede daha büyük dilatatörleri kullanabildiler.
Kadınların, bu dilatatörleri kullandıkları süre boyunca bir aşk birleşmesinde bulunduklarını tasavvur etmeleri istendi. Bu gidiş, onların kafasında gevşemeyle, cinsel birleşme arasında bir bağ yarattı ve neticede vajinanın normal genişlemesine sebep oldu. Son olarak kadına, kadının üstte olduğu pozisyonda gerçek penis vajina ilişkisine geçebileceği anlatıldı. (Bu özel pozisyon ona, kontrolün kendisinde olduğunu hissettirir ve böyle yaparak gevşemesine yardım eder.)
Bu metodun, vajinismusun altında yatan muhtemel psikolojik problemleri açığa çıkarmamasına rağmen, Dr. Fuchs vajinusmusun tedavisinde hipnozla daima olumlu sonuçlar aldığını iddia etmektedir. Öteki çalışmaların bu bulguları desteklediği görülüyor.
Birçok kadın cinsel birleşme sırasında zevk duyamamaktadır. İnsan seksüalitesi araştırmalarında önde gelen bir isim olan Dr. Hugo G. Biegel’e göre bu duyarsızlık sadece fiziksel hareket sırasında görülmemektedir, fakat, tek başına cinsel aktivite telkiniyle uyandırılmaktadır. Dr. Biegel evvelce duyarsız olan organların herbirini duyarlı hale getirmek için hipnozu sistemik olarak kullandı. Dr. Biegel hipnoz yoluyla, hastalarına geçmişte haz veren hisleri (emme, gıdıklama, sevme, okşama, mesane ve barsak boşalması, bir salıncak veya kızak üzerindeki abdominal hisler, hoş sürprizler, çocukken pahalı bir armağan alınması gibi hisler) yeniden yaşattı. Genital organlar da dahil bütün vücutlarına duyarlılık ve zevk vermek için daha sonra kadınların hafızalarını kullandı. Bu duyguları yeniden yaşama yoluyla kadınların hisleri canlandı ve aşk sırasında yeniden zevk alabildiler.
Öteki terapistler de, hastalarının aşk sırasında daha fazla zevk duymalarına yardımcı olmak için, hipnozu kullanmaktadırlar. Örneğin Dr. T.A. Richardson durumlarını gruplandırmak , sorunların sebeplerini açığa çıkarmak ve analiz etmek için hastalarını hipnotize etti. Dr. Rihchardson hipnozu kadınların gelişme dönemlerine ait sorunların baskılanan sebeplerini açığa çıkarmak için kullandı. Geçmişte yaşanan travmatik veya rahatsız edici bir olayla, olay hakkındaki olumsuz düşüncelerin birleşiminin herhangi bir kadının cinsel sorununa sebep teşkil ettiği ispatlanmıştır. Hipnoz, geçmişteki olayın yıkıcı gücünü ortaya çıkarma, inceleme ve ortadan kaldırma çabasında Dr. Richardson’a büyük bir yardımcıydı. Tedaviye başlamadan önce, bu kadınların sadece üçü orgazm yaşamışlardı. Dr. Richardson’un hipnoz tedavisinden sonra altmış üç kadın, cinsel ilişkilerinde çoğunlukla cinsel zevk ve orgazmı yaşayabildiler.
Dr. Leckie, kadınlardaki cinsel sorunların tedavisinde hipnozu başarılı bulan bir başka klinisyendi. Başlamadan önce, kadınlara aşk hakkında iyi eğitim verildiğinden emin oldu. Daha sonra, kadınlar hipnoz altındayken, aşkın her iki partnere zevk ve memnuniyet veren, normal, mükemmel bir aktivite olduğu şeklinde telkinler yaptı. Bu telkinler yoluyla değişik sevişme tekniklerini de anlattı. Bu işlemle aşkın zevk kabul edildiğini vurguladı. Sadece bu direkt telkinler kadınların aşktan zevk almalarını sağlayamadığı zaman, Dr. Leckie altta yatan sebepleri incelemek için daha derin analiz yaptı.
Yine, hipnozun kadınlardaki cinsel arzu sorunlarının tedavisinde kullanılmasını destekleyen en büyük kanıt, devam eden araştırma ve tedavinin etkileyici ve gelişme halinde olmasıdır. Bu kitabı cinsel hayatlarından ümitlerini kesen bütün kadınlara bunu göstermek için yazdık. Bu self-hipnozdur.

D. ERKEKLERDEKİ CİNSEL ARZU YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
Herhangi bir gözlemciye göre, cinsel arzu erkeklerde kadınlardan daha fazladır. Sorunlar daha kolay tespit edilmektedir. Bir adam ereksiyon yapabilir veya yapamaz. Cinsel arzu duymazsa ereksiyon olmayacaktır. Ereksiyon sorunlarının tedavisinde hipnozun tek başına son derece etkili olduğu ispatlanmıştır.
Masters ve Johnson’a göre, bütün ereksiyon problemlerinin yüzde 97’si psikolojik çatışmaların sonucudur. Halihazırdaki düşünceye göre, bu rakamın bir parça yüksek olmasına rağmen, hipnoz, çatışmaların kaynaklandığı seviyeye ulaşabilme kaabiliyeti sebebiyle- bu vakalarda bir terapotik araç olarak mantıklı bir seçenektir.
Esas olarak, ereksiyon güçlüklerinin tedavisinde hipnozu kullanmak için iki yol vardır:
1- Sorunların altında yatan sebepleri açığa çıkarmak. Bunlar daha sonra tedavi edilebilirler.

2- Hasta hipnozdayken direkt telkin ve değiştirme yapmak. Virginia, Richmond’dan Dr. Winfred Ward, erektil sorunların tedavisinde hipnozu etkili olarak kullandığı elli vaka tarif etti. Ortalama 29,4 yaşında olan bu adamlar tedaviden sonra normal ereksiyonu, cinsel birleşmeyi ve orgazmı sürdürebildiler. Bir şahsın tedavisi ortalama olarak sadece 12,5 saat sürdü. Daha sonraki parça, Dr. Ward’ın hipnozu, hastalarından birinin analiz ve tedavisinde etkili olarak kullandığını anlatmaktadır:
Özellik sahibi bu adam; Claude, yirmisekiz yaşındaydı ve evliydi. Karısı ona sevişme sırasında orgazma ulaşamadığını söyleyene kadar cinsel sorunu olmadığında ısrar etmişti. Hipnoz altındayken Claude, sorununun esasını teşkil eden noktayı gösterdi: Altı yaşındayken aşka karşı sağlıklı bir ilgi gösterdiği için babası onu şiddetle cezalandırmıştı. Ondan sonra Claude, bilinçaltında cinsel olarak anormal olduğuna inanmıştı.
Son zamanlarda, evlilik dışı bir ilişki kurmayı düşünmekteydi ve bu düşünceleri ona gerçekten cinsel olarak anormal olduğunun daha da açık bir kanıtı gibi geliyordu. Dr. Ward hipnoz sırasında Claude’ın ereksiyon güçlüklerinin kendi seksüalitesine ve özellikle zinaya karşı bir savunma mekanizması olduğunu keşfetti. Ereksiyonun olmayışıyla, Claude muhtemelen, babasının çok yanlış olduğunu söylediği şeyi yapamadı.
Yine hipnozu kullanarak Dr. Ward, Claude’ın sorununun kökünde yatan yanlış self-imajdan kendisini kurtarmasına yardım edebildi. Şu anki durum ve gelecek hakkındaki geçmişten kaynaklanan olumsuz düşüncelerin yerine olumlu hisler kondu. Sadece onsekiz saatlik bir tedaviden sonra bu adam normal bir aşk hayatı sürdürebildi.
Bu vaka, hipnozun önce erektil sorunların kaynaklarını ortaya çıkarmada, daha sonra ise olumsuz ve yıkıcı düşüncelerin yerine olumlu ve yapıcı imajların konmasını sağlamada, nasıl başarılı olabileceğini göstermektedir.
Los Angeles Büyük Tıp Enstitüsü’nün direktörü Dr. William Kroger, hipnoza karşı daha az analitik daha direkt bir yaklaşım kullanmaktadır. Bu yaklaşım, büyük ölçüde şahsın hayal gücüne ve telkine yatkınlığına dayanmaktadır. Yüzlerce hasta üzerinde yaptığı araştırmadan çıkan sonuçlara dayanarak Dr. Kroger, Dr. William Fezler’in yardımıyla, anksietenin azalmasını kolaylaştırmak için, yirmi beş tane standart hazır imaj geliştirdi. Bu doktorlara göre cinsel malfonksiyon da dahil, problem olan davranışların büyük çoğunluğu, şahsın anksiete hislerini yatıştıramamasının sonucudur. Bu inançtan ve kendi araştırmalarından yola çıkarak, Dr. Kroger ve Dr. Fezler çeşitli “hazır imaj” lar kullanmaktadırlar. Bunlardan biri aşağıda özetlenmektedir. Bir şahıs daha canlı hayal kurabilir, anksiyetesi daha fazla azalabilir ve sonuçta anksiyeteden kaynaklanan davranış bozukluğu ortadan kalkar.
Bu ‘hazır imaj’lara örnek olarak Kumsal Sahnesi gösterilmektedir.
Bu sahnenin amacı; renk, tad, koku, ses, sıcak ve soğuğun hissedilmesini sağlayan beş temel duyunun daha kolay ve canlı olarak hatırlanmasını öğretmektir.
Bu ‘hazır imaj’da şahıs, kendisini bir yaz günü kumsalda yürürken hayal eder, bu sahnenin her ayrıntısını; berrak mavi göğü, beyaz kumu, ve ılık suyu düşünür. Şahıstan dudaklarını yalıyorken havadaki tuzun tadına bakması ve koklaması istenir. Fonda, denek dalgaların çarpışını, uzaktaki bir martının bağırışını duyabilir. Sahneye daha ince ayrıntılar da yerleştirilebilir; şahıstan kumsala ve bilinen duyguları uyandıran bütün iyi şeylere dair daha çok hayal kurması istenir.
Kroger ve Fezler tarafından kullanılan öteki hazır imajlara şunlar da dahildir: Dağda Kabin Sahnesi, Bahçe Sahnesi, Çöl Sahnesi, Çiftlik Sahnesi, Orman Sahnesi, Havuz Sahnesi, Göl Sahnesi, Piknik Sahnesi, Tüple Suya Dalış Sahnesi ve Uzay Sahnesi.
Bu sahneleri hayal ederek, şahıs, duygularına daha çok uyum kazandırır. Özel cinsel sorun olan vakalarda, sahne şahsın kişisel ihtiyacına göre düzenlenir. Hayal tarafından meydana getirilen duyguların etkisiyle rahatladığında, şahıstan aşk yaparken başarılı olduğunu canlı biçimde hayal etmesi istenir.
Bu canlı olarak hayal kurma tekniği bilhassa Dr. Kroger ve Dr. Fezler tarafından erektil sorunları olan erkeklerin tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. Bilinçaltındaki olumlu düşünceleri desteklemek, olumsuz düşünceleri ortadan kaldırmak için şahsa önce hayal dünyasında başarı telkin edilir. Davranışı değiştirmek için hayal gücünün bu şekilde kullanılması davranış modifikasyon terapistleri tarafından ‘gizli iyileştirme’ denmektedir. Bu sahadaki önde gelen araştırmacılardan biri olan Dr. Joseph Cautela, olay gerçekten olsun ya da olmasın, hayal gücünün bir cevap uyandırabilecek durumda olduğuna inanmaktadır.
E. KADINLARDAKİ ORGAZM YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
San Fransisco’da çalışan ünlü bir jinekolog olan Dr. David Cheek, yıllarca hipnozla yapılan geniş araştırmalardan sonra, orgazmın ruhsal bir durum olduğuna karar verdi. Edindiği tecrübeler, geçmişte orgazm olmuş kadınlar için orgazmik cevabın yeniden sağlanması amacıyla iki saatlik hipnotik çalışmanın genellikle yeterli olduğunu gösterdi. Ancak evvelce hiç orgazm olmamışlarda daha uzun süre gerektiğini gördü.
Dr. Cheek bu hızlı sonuçları nasıl elde etti? Hipnozu kullanarak, sorunun gerçek veya hayali sebebini bulmak için kadının bilinçaltını inceledi. Birçok vakada, erken bir yaşta öğrenilen aşk hakkındaki olumsuz düşüncelerin ve algıların korku ve suçluluk yarattığını, kadının orgazm olamamasına sebep olduğunu buldu. Hipnoz yoluyla Dr. Cheek, kadınların aşka yaklaşımı yeniden öğrenmelerine yardım etti. Buna göre aşk normal eğlenceli bir aktiviteydi, sakınılması gereken kötü bir faaliyet değildi. Hipnoz altındayken kadınlar cinsel faaliyetlerin zevkli yönlerini düşündüler, sevdikleri birine duygulu birçimde dokunmayı hayal ettiler. Genital bölgelerine dokunulmasının, öpülmelerinin ve bütün vücutlarına dokunulmasının ne kadar hoş olduğunu hissettiler. Bu hayali eksersizlerin yardımıyla kadınlara, vücutlarının aşkı nasıl yaşayabileceği anlatıldı ve aşkın iyi olduğunu öğrendiler.
F. ERKEKLERDEKİ ORGAZM YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
Boşalma sorunlarını çözmek için hipnotik tedaviyi kullanan birçok uzmanın en ünlüleri Dr.H.G.Biegel ve Dr.M.H.Erickson’dur. En sık rastlanan ejekülasyon sorunu olan erken boşalma; şahsın kendi hakkındaki olumsuz düşüncelerini (kendine güvensizliğini) olumlu inançlara (kendine güvene) dönüştürmek için hipnozu kullanmak suretiyle çözülebilir. Erken boşalmanın daha karmaşık bir psikolojik sorunun göstergesi olduğu öteki vakalarda da hipnoz başarıyla fakat farklı yollarla uygulanarak isbatlanmıştır.
Şahsın kendi erkeklik gücü hakkında bilinçaltındaki inancı değiştirmede Erickson’un ‘zaman projeksiyon tekniği’ son derece etkili olmaktadır. Hipnotize durumdayken hasta, kendini istikbalde düşünür, cinsel faaliyetlerinde başarılı olduğunu hayal eder. Hasta kendini, hekimine sorununun başarıyla ortadan kaldırıldığını anlatırken bile düşünür. Bu hayal, aşkta başarısız olduğu şeklindeki olumsuz imajını düzeltir. Yerine yeni, cinsel olarak kendine güvenli bir kişilik koyar. De Shazer bu tekniği devamlı cinsel partneri olmayan erkeklere bile büyük ölçüde uyguladı. Gereken tek şey şahsın, bilinçaltını etkileyen self-imajı değiştirmek için motive olmasıydı.
Hipnozla psikoterapiden oluşan kombine bir tedaviyle H.B. Crasilneck ve C.A. Hall, araştırılan 400 erkekte, erken boşalma ve erektil sorunlarda % 80 şifa sağlamayı başardılar. Üç ila dört ay süreyle haftada bir yapılan hipnoz seansları esnasında, hipnoz, cinsel bozukluğun altında yatan psikolojik sorunları ortaya çıkardı. Bunu psikoterapi izledi. Bu da terapiste ve hastaya sorunun kaynaklarını ortadan kaldırma olanağını verdi.
Hipnoz, zevk yokluğunun ve hatta, cinsel birleşme sırasındaki ağrının tedavisinde de başarılı bulunmuştur. Dr. Leo Alexander hipnozu, şahısların aşk esnasında vücutlarındaki zevk verici hisleri algılamalarına yardım etmek için kullandı. Seanslar sırasında, hastalardan dikkatlerini, sevişmenin fiziki hazları üzerinde yoğunlaştırmaları istendi. Şahsın geçmişte yaşadığı zevkli duyguları hatırlama -veya en azından gelecekteki muhtemel cinsel zevki hayal etme- yoluyla hastalar aşkla zevk arasındaki bağı yeniden öğrendiler ve sonra onu hayatlarında etkin hale soktular.
Ereksiyon sorunları hakkında bir not: Bölüm beşte erektil güçlük için, ciddi bir fizyolojik sebep olduğuna işaret eden yeni bulguları hatırlatacağız.
G. HER İKİ CİNSEL PARTNER İÇİN AYNI ANDA KULLANILAN HİPNOZUN BAŞARISI
Şimdiye kadar anlatılan bütün vakalarda, cinsel problemlerden muzdarip şahıs sadece hipnotize edilendir. Eş veya cinsel partner, şayet katıldıysa sadece bir gönüllü veya yardımcı rolü oynadı. Ancak, yakın zamanlarda -her iki partneri etkileyen bir sorunun yine her iki partner tarafından çözülmesi gerektiğine inanan- meslektaşlar hipnozun ortak bir faaliyet olarak uygulanmasında ısrar etmeye başladılar.
Kanada Calgary’den Dr.Herbert Goba,hipnozu karşılıklı münasebetlerden doğan cinsel çatışmaları özel bir cinsel malfonksiyondan ziyade zayıf ilişki, baskınlık veya güvensizlik gibi yıkıcı yaklaşımlar ve davranışlardan kaynaklanan çatışmalar) incelemek için kullanmaktadır.
Dr. Goba’nın gözetimi altında, hipnozdayken çiftten, çatışmadan sorumlu olan durumu hayal etmesi istenir. Daha sonra, ilişkileri üzerinde daha olumlu bir etki yapabilecek yeni yaklaşımları ve davranışları incelemeleri ve bu ilişkiyi değiştirmeyi denerlerse, oluşabilecek olumlu zevkli duyguları hayal etmeleri telkin edilir.
Daha sonra çiftten gelecekte cinsel ilişkilerini etkileyebilecek muhtemel problematik durumları hayal etmesi istenir. Böylece her iki partner, çatışmalarını incelemek için daha olumlu yolları bilirler. Onlara bu yaklaşımı, gelecekteki aynı durumlar için kullanmaları anlatılır. Dr. Goba’ya göre bu teknik, çiftin geçmişteki olumsuz tecrübelerden, gelecekteki olumlu beklentilere geçmesini sağlar.
Şahsın davranış örneğinde derinlere yerleşmiş bir çatışma kaynağının bulunduğu vakalarda, Goba hipnozu kullanarak, çifti geçmişte problemi ilk defa yaşadıklar zamana geri götürmektedir. Olumsuz davranış örneğini iyice yerleştiren daha sonraki durumlar da hatırlanmaktadır. Bu davranışın geçmişte bazı amaçları olsa bile, sadece gereksiz olmakla kalmayıp, fakat çoğu kez yıkıcı olduğunu ve değiştirilmesinin mümkün olduğunu çiftin anlamasına Dr. Goba, yüzlerce çiftin karşılıklı zevk ve memnuniyete dayanan bir cinsel ilişki kurmasına yardım etti.
Chicago’dan Dr. Bennet Braun cinsel çatışmalara benzer şekilde ilişki sorunları yaşayan çiftlere benzer bir teknik uygulamaktadır. Dr. Goba gibi, Dr. Braun da, çalışmasında, rahatlama, hayal kurma ve olumlu düşüncelerin önemini vurgulamakta, hipnoz altındayken çiftlerden hayal güçlerini geliştirrmeye çalışmalarını istemektedir.
New York’tan Dr. James Morrison, çiftlere, geleneksel hipnoz yerine ‘hayal teknikleri’ dediği usulleri uygulamaktadır. Bu özel yöntemleri kullanarak, sadece cinsel sorunlara değil, aynı zamanda bir çiftin yaşayabileceği öteki sorunlara da çözüm getirebilmektedir.
Dr. Morrison tarafından kullanılan ilk yöntem, “yaşanmış bir olayın duygusal yönden yeniden yaşatılması” olarak adlandırılmaktadır. Bu teknikte, şahısların çocukluktaki duygusal çevreyi yaşamaları, anne-babalarını, öteki aile üyelerini anlatmaları, çocukken sık meydana gelen bir dizi olayı (öfke, anne-babayla çatışma, anlaşmazlıklar vs.) hatırlamaları istenir. Böylece olayların hatırlanması, sıklıkla bir veya iki ebeveyn hakkında kuvvetli duyguular uyandıran zengin bir hayal gücünün oluşmasına yardımeder. Morrison, geçmişle ilgili bu duyguların, şahsın partner veya eşle olan adult ilişkisini etkilediğine inanmaktadır.
Morrison bu tekniği anlatan ilginç bir örnek vermektedir:
John ve Laura ayrılmanın eşiğindeydiler. Her ikisinin de anksietesi, depresyonu, uyku sorunları ve cinsel disfonksiyonları vardı. Evlilik danışma seansları karşılıklı ilişkilerinin bulunduğu zayıf duruma fayda sağlamamıştı. İkisi de yüz yüze gelmekten kaçınıyor, öfkelerini sessiz kalma veya iğneleyici sözler söyleme gibi zararlı yollarla ifade etmeyi tercih ediyorlardı. İki partner bir aradayken, ilişki kurma yolları üzerine yapılan birçok başarısız seanstan sonra, terapist her bir eşin kendisiyle ayrı ayrı görüşmesini teklif etti.
Ayrı ayrı yapılan seanslar sırasında, John ve Laura’nın herbirinden, kendileriyle karşıt cinsiyette olan ebeveynlerinin ruhsal yapısı hakkında bir imaj yaratmaları ve ebeveynden sonra da kendi eşlerini tarif etmeleri istendi. Eş ve ebeveyn imajları nasıl karşılaştırıldı? John, hiçbir bağlantı kurmadan Laura’ya yıllarca ‘anne’ dediğini hatırlayarak, karısıyla annesinin ne kadar benzediklerini hemen fark etti. Annesi soğuk ve otoriter bir kadındı. John üç yaşındayken, annesi onun küçük kardeşini banyo yaptırırken kazara kendisi yaktığı halde, John’u suçlamıştı. Kardeşinin ölümünden iki yıl sonra John’u bir yetimhaneye vermişti. O zamandan beri John sürekli olarak, annesinin sevgisini kazanmayı denemekteydi.
Bu olayları hatırlamasının sonucunda, daha evvel hiç yapmadığı şekilde John, annesine karşı duyduğu gerçek hisleri farkedebildi. Sonuç olarak, annesi için taşıdığı duyguları Laura’ya yönelttiğini anladı.
Bir kere bunu anladıktan sonra, karısına karşı tutumunu değiştirmeye başladı ve karısıyla olan ilişkisi çok daha olumlu bir duruma geldi.Laura’nın seansı sırasında, ondan kocasıyla babasını karşılaştırması istendi ve benzerlikler onun da dikkatini çekmişti. Her ikisi de güçsüz tabiatlıydı. Özellikle, babası ona karşı sevgisini asla göstermemişti. Laura, annesinin babasını idare ettiği gibi, kendisinin de John’u idare ettiğini gördü ve annesi hakkındaki düşüncesi o kadar olumsuzdu ki, bu fark ediş onu, baskın olma eğilimlerini değiştirmeyi denemeye yöneltti. John’u daha olumlu değerlendirmeye başladı.
Bu seanslardan sonra, John ve Laura’nın ilişkileri hızla düzeldi. Bu hayal seansları onların olumsuz davranışlarını ortadan kaldırdı, birinin, ötekini ebeveyn imajlarınıdan etkilenmemiş bir gözle görmesini sağladı. Bu yeni algılarla, ilişkilerinin her yönünü kuvvetlendirmeye başladılar. Morrison’un kullandığı ikinci hayal kurma tekniğine “sembolik olaylar için duygusal hayal kurma” ismi verildi. Bu teknikte, herbir partnerden ötekini mutlu edecek, fakat gerçekte tamamen inanılmaz olan bazı şeyleri hayal etmesi istenir. Bu derinlere yerleşmiş duyguları açığa çıkarabilir. Bir koca, idareyi elinde tutan karısının kendi öfkesini açığa vurabileceğinden çok çekindiğini hayal edebilir veya tersine, baskın kadın, pasif kocasının insanüstü güçlere sahip olduğunu ve bu yüzden kontrolü elden bıraktığını hayal edebilir. Hayal gücünün bu yolla kullanılması, uzun süre gizli kalabilen hislere karşı partnerlerin daha duyarlı olmalarına yardım eder. Bu tür baskılanmış duyguların uyanması iletişim sağlama ve neticesinde bütün ilişkinin sağlamlaştırılması için şarttır.
H. CİNSEL SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN OTOHİPNOZUN KULLANILMASI
Burada anılan raporlara benzer şekilde, mesleki literatürün büyük kısmının odak noktası heterohipnozdur. Bununla, profesyonel bir terapistin yardımıyla meydana getirilen hipnozu anlamaktayız. Self-hipnozda, diğer adıyla otohipnozda hipnotik tedavi kendi kendine yapılır. Evvelki vakalarda heterohipnozu kullanan terapistlerin büyük çoğunluğunun hastaya seanslar arasında pratik yapmasını öğütlediğini hatırlayacaksınız. Bu şahıs pratiği self-hipnozdur ve canlı bir hipnotik tedavi şekli gibi etki gösterebilir.
Evvelce sözü edilen William Kroger, hipnozun cinsel sorunların tedavisinde kullanılması konusunda en saygın otoritelerden biridir. Dr. Kroger, self-hipnozun, birçok sıkıntı verici semptomu ortadan kaldırabileceğini, kötü alışkanlıkların yenilmesine yardım edebileceğini, gevşeme, konsantrasyon ve kendine güven sağlayabileceğini ifade etmektedir.
Başka uzmanlar da, cinsel güçlükleri tedavi etmek için self-hipnozu desteklemektedirler. Dr. Frank Caprio ve daha sonra Dr. Leslie le Cron hastalarından sorunu akılcı yoldan tespit etmek için self-hipnozu kullanmalarını istediler. Bu metodda bizim savunduğumuz canlı hayal kurma tekniği kullanılmadı.
Dr. Arnold Lazarus hastalarına özel bir cinsel sorun olmasa bile, şahsiyeti geliştirmek için self-hipnozda hayal gücünü nasıl kullanacaklarını öğretmektedir. Cinsel bir güçlüğü olan vakalarda; daha yoğun olarak günde birkaç kere self-hipnozun kullanılmasını tavsiye etmektedir. Gevşemenin ve kendi kendileri hakkında cinsel bakımdan olumlu hayaller beslemenin neticesinde, şahıslar çoğu kez bu sağlıklı, yapıcı duyguların sevişmelerini etkilediğini bildirdiler. Otohipnoz için Lazarus’un temel kuralı şuydu: “Bazı şeyleri gerçekten yapmak istiyorsanız, önce kendinizi onları yapıyorken hayal ediniz…” İnsanlar, kendilerini başarmayı istedikleri şeyleri başarırken gördükleri zaman ve bu görüntülere tekrar tekrar haftalarca, aylarca alıştıkları zaman, düşündükleri amaçlara ulaşabilme ihtimalleri çok daha kuvvetli olur.
Adelaide Bry ve Joseph Shorr kafamızın içinde oynayan filmlere, yani hareketlerimizi yönlendiren ve algılarımızı şekillendiren, hayat, dünya ve kendimiz hakkındaki imajlara işaret etmektedirler. Bunlar, neyin gerçek olduğuna inandığımıza bağlıdır. Bry ve Shorr, kafasındaki hayalleri nasıl yönlendireceğini öğrenen bir şahsın, hayatta daha başarılı olacağına inanmaktadırlar. Bry ve Shorr, cinsel sorunu çözmek için, hastanın canlı, olumlu hayal kurmasına yardım ederek, neticede sorunun sebebi olan olumsuz, kendi kendini sınırlayıcı imajı silecek yeni ve olumlu bir imajın oluştuğunu görmektedirler.
Kendi araştırmalarımızdan birinde, hangisinin daha başarılı olduğunu tayin etmek amacıyla, cinsel bir sorunun tedavisinde, self-hipnozla alınan sonuçları,daha geleneksel, cinsel tedavi teknikleriyle karşılaştırdık. Otohipnoz teknikleri öğretilmiş altmışyedi deney grubumuzu oluşturdu. Daha sonra geleneksel cinsel tedavi şekillerini öğrenmiş bulunan otuzdört başka şahıs da kontrol grubumuz olarak kabul edildi. Aşağıdaki tablo cinsel güçlüğün tipine göre bu iki grubun dağılımını göstermektedir.
Denekler cinsel disfonksiyona ve cinsiyete göre sınıflandırıldılar.
İki hafta süreyle hergün otohipnoz yapılmasından sonra, deney grubundaki altmış yedi şahıstan ellidokuzu kendilerinin ve eşlerinin ifadelerine göre önemli ölçüde iyileşme gösterdiler. Dört haftalık self-hipnozdan sonra, altmış üçü iyileştiğini bildirmişti. Son olarak, altı hafta sonra, altmışaltısı düzelme göstermişti. Bu %98.5’lik bir başarı oranı oluşturdu! Sadece bir adam, eşi bir parça iyileşme olduğunu söylemesine rağmen, herşeyin aynı olduğunu ifade etti.
İlişikteki tablo bu sonuçların toplamını vermektedir.

I. CİNSEL PROBLEMLERDE HİPNOTERAPİ’NİN EVRİMİNDEKİ SON BASAMAKLAR
Kanıtlar cinsel problemlerde hipnoterapi programını kuvvetle desteklemektedirler. Hipnoz cinsel zevki artırmaktadır. Ve yeni yapılan deneysel çalışmaların sonuçları, bu kanıtlara ikna edici destekleri ilave etmektedir. Bu tip bir araştırmada, şahsın hayal kurma ve cinsel arzu duyma kabiliyeti de utangaçlık derecesi arasındaki ilişki incelendi. Dr. Ron Harris’in öncülüğünde Kanadalı üç araştırmacı yaşları onsekiz ve yirmibeş arasında bulunan 200 genç erkek ve kadından alınan cevapları incelediler. Bu araştırmayla ulaşılan düşünce, kolay hayal kuran şahısların, güç hayal kuranlara nazaran daha şiddetli ve daha sık cinsel arzu duyabilecekleridir. Ayrıca, içine kapanık kimselerin canlı mental imajlar yaratmayı dışadönük şahıslara nazaran daha kolay başarabilecekleri öne sürüldü.
Deneylerin sonuçları, hayal gücünü kullanma kaabiliyetinin, gerçekten, cinsel arzu duyma kaabiliyetiyle doğrudan ilişkili olduğunu teyid etti. Buna ilaveten, araştırma cinsel bir farklılık gösterdi. Kadınlardaki, özel şahsiyet tiplerinin cinsel arzuyu yaşama kaabileyetleri üzerinde erkeklere nazaran daha fazla bir etkisi vardır.
Bu araştırma çalışması, hayal gücünün, cinsel arzunun meydana gelmesindeki hayati rolünü bir kere daha teyid etti. Bunun kesin kanıtı, insanların normalde hayal kurmaya meyilli oluşları ve bu berrak canlı hayalleri cinsel zevk almak için kullanmaya yatkın olmalarıdır. Hayal kurma kaabiliyetinin daha iyi hale nasıl getirilebileceğini öğrenme yoluyla aşk daha özgür biçimde ve zevk alarak yaşanabilir.
Yukarıdaki kanıtlara rağmen, yine de, bazı kararsız yayınlar tarafından suçlandık. Toplumda en çok tutulan inançlardan biri, erkeklerin, kadınlara nazaran erotik zihinsel imajlar tarafından cinsel olarak daha çok etkilendikleridir. Bu teori, kadınların cinsel arzu duymak için, daha romantik bir ortama ihtiyaç duydukları şeklindeki faraziyeye dayanmaktadır. Erkeklere yönelik pornografik materyalin aşırı çokluğu bu inancı destekler göründü. Her iki cinste erotik zihinsel imajların kullanılmasına dayanan Cinsel Problemlerde Hipnoterapi programının başarısının bu teoriye kesin olarak ters düşmesinden dolayı, erotik hayallerin her iki cinsi eşit olarak uyardığından emin olmak istedik.
A.B.D.’de Müstehcenlik ve Pornografi Ulusal Komisyonu’nun denetimi altında 1970’lerde yapılan labaratuvar deneyleri araştırmacıların iddiasını desteklemektedir. Bunlara göre, her iki cinsiyet erotik yayınlara karşı eşit seviyede cinsel arzu ile cevap verdi.
Dr. Donald Mosher ve Barbara White tarafından yapılan bir başka çalışmada kadınların sadece erotik zihinsel imajların etkisiyle mi cinsel arzu duydukları yoksa, heyecanlanmak için daha romantik unsurlara mı ihtiyaç hissettiklerini araştırıldı. Onların çalışmalarında araştırılan 100 kadın gönüllüye, kadınları zihinsel ve emosyonel yönden etkileyen işitsel erotik materyal (öncü erotik hayal) dinletildi. Teyp bantları hem romantik hem de erotik unsurlardan oluştu. Öncü hayalin bitmesinden sonra, Dr. Mosher ve Ms. White kadınların cinsel, genital ve emosyonel cevapları tayin ettiler aynı anda cevaba eşlik eden temel emosyonları incelediler. (İlgi, sevinç, şaşırma, sıkıntı, kızgınlık, nefret, korku, suçluluk duygusu, ayıplama, utanç)
Bu araştırmanın sonuçları, kadınların gerçekte erotik hayaller sayesinde cinsel arzu duyduklarını ve cinsel arzu duymak için romantizmden başka bir şeye kesinlikle ihtiyaç duymadıklarını gösterdi.
Hayallerin, çok ayrıntılı mı olması gerektiğini yoksa, her bir şahsın emosyonel durumuna göre ayarlamak için yeterince esnek mi olması gerektiğini de merak ettik. Bu soruyu incelerken, kendi araştırmalarımızdan bazılarına bağlı kaldık.
A.B.D.’de yapılan benzer bir araştırmaya, yaşları yirmi üçle elli dokuz arasında değişen seksenüç ihtisas öğrencisi katıldı. Relaksasyondan sonra onlardan üç zihinsel sahne hayal etmeleri istendi.
1. Sonbahar mevsiminde bir ormanda iki arkadaşla beraber bir yürüyüş.

2. Bir kar fırtınası esnasında dağdaki ağaç bir kabinde sakin bir gece.

3. Çok güzel bir vadide hayali bir cinsel partnerle ilkbaharda yapılan bir piknik.
Daha sonra onlara aşağıdaki talimatlar verildi: “Yazıda her bir ayrıntıyı izlemelisiniz, hayal ettiğiniz bu olay sizden hayal etmeniz istenen kadar olacaktır, ne daha az ne daha fazla.
Her hayali sahne onbeş dakikaydı. Daha sonra yapılan görüşmede, deneklerin hiçbirinin verilen talimatlara uymadığı açığa çıktı. Yetmişiki şahıs önerilen konuyu kendi seçtikleri hayale dönüştürdüler. Bazıları önerilen hayali sahneyi tümüyle değiştirdiler. Diğerleri, imajları, yerine başkalarını koyma veya güzelleştirme yoluyla farklılaştırdılar. Sekiz tanesi araya entellektüel faaliyetler soktu. (ertesi gün yapılacak şeyleri planlama, veya faturaları ödemeyi düşünme), üç tanesi boşluğa düştüklerini veye uykuda gibi olduklarını ifade ettikler. Toplam altmış sekiz kişi, uygun hayaller kurmak için sarfettikleri çaba sırasında, sıkıntı duyduklarını bildirdiler. Geri kalan on beş kişiden yedisi, az miktarda sıkıntı duydu ve sekizi hiç sıkıntı duymadı. Son gruptan dört kişi hayalleri ve onların rahatlatıcı etkilerini yaşamaya devam etmişti.
Bu araştırma, kullanılan hayalin esnek olması gerektiğini teyid etti. Katı sınırlar koymanın başlangıçta sıkıntı verdiği görülüyor. Bilinçaltının imaja karşı nasıl tepki gösterilmesini istediğinin incelenmesi için hipnoz sırasında gevşemiş ve serbest olunması gerekir. Bu sonuçlara göre, Cinsel Problemlerde Hipnoterapi programımız büyük ölçüde bu öncü ve esnek hayallerin uygulanmasına dayanmaktadır.
Bir başka çalışmada, cinsel arzu duyamayan erkeklerin tedavisinde otohipnoz ve hetorohipnoz arasındaki farkı araştırıldı. Beş yıllık bir süre boyunca, bir partnerle aşk yapmayı ‘duygusuz, yavan, sıkıcı bir iş, hatta bir zorunluluk’ olarak gören otuz iki adam hakkında bilgi toplandı. Bu adamlar endişeliydi. Bazıları partnerlerinin gücendirmekten vazgeçebilmek için yardım istediler, diğerleri onları kaybetmekten korkuyordu.
Bu çalışmada adamlar iki gruba ayrıldı. İlk onaltısana şu anlatıldı: “Bu durumu değiştirmek için, size düşüncelerinizi büyük ölçüde nasıl seferber edeceğiniz öğretilecek. Gerçekte kendi kendinizi iyileştireceksiniz. Gereken tek şey yeni bir maharetin, yani self-hipnozun öğrenilmesi ve uygulanmasıdır. Sonuçlar, kısa bir zamanda görülecektir, çünkü zihninizin inanılmaz bir gücü vardır. “Daha sonra adamlara cinsel sorunlarını tedavi etmek için hipnozu hergün nasıl kullanacakları öğretildi.
İkinci gruptaki onaltı kişiye, sadece heterohipnoz hakkında bilgi verildi. onlara şu anlatıldı: “Hipnoz sizin durumunuzu değiştirecek güçlü bir vasıtadır. Sizi hipnotize edeceğiz ve sonuçta değişeceksiniz. Cinsel arzu duyup, cinsel zevk alabileceksiniz. Zihninizdeki, sizin değişmezine yardım edecek güçleri uyandırabiliriz. Sonuçları çok hızlı görebileceksiniz ve aşk işi, aşk sevinci haline gelecek.
Her iki grup, terapistlerle birlikte eşit miktarda zaman harcadı. Birinci grup araştırmacılarla irtibat yoluyla selfhipnzoun kullanılması konusunda bilgi aldı, ikinci guruba sadece heterohipnoz yapıldı.
Sonuçları değerlendirilmesinde, Thorne Aşk Envanteri, Fretz Cinsel Etüd Anketi ve Annon Cinsel Zevk Envanteri kullanıldı. Bu üç test önce ilk görüşmede daha sonra bundan üç ve sekiz hafta sonra olmak üzere araştırmanın ayrı ayrı noktalarında uygulandılar. Testlerden elde edilen sonuçlar self hipnoz yapanların cinsel arzularında belirgin bir artış olduğunu gösterdi. Fakat heterohipnoza katılan şahıslar, cesaret verici düzelme göstermediler.
Cinsel bir malfonksiyon yaşayan 200 çifti içine alan bir başka araştırmada self-hipnozun etkili olduğu yine ispatlandı. 150 çifte otohipnoz öğretildi. Geri kalan elli çifte hipnozsuz geleneksel aşk tedavi teknikleri verildi. Sonuçlar etkileyiciydi. Self-hipnozu kullananların tedavi süresi ortalama yedi seanstı. Hipnoz kullanmayanların tedavi süresi ise ortalama on iki seanstı. Buna ilaveten tedaviden bir yıl sonra, hipnoz kullanmayanlardan sadece on kişi hala aşk tedavi sonuçlarından memnundu. Self-hipnozu öğrenmiş olanlardan 210 kişi, sonuçlardan memnundu. Buna ilaveten grubun %72’si, otohipnoz yeteneğini uçakla seyahat veya dişçiye gitme gibi hayatlarındaki diğer sıkıntı veren sahalara kendiliğinden uyguladıklarını ifade ettiler.
Bu sonuçlar, self-hipnozun şahsa daha çok serbestlik ve düşünceleriyle bilinçaltındaki arzuları üzerinde bir kontrol hissi verdiğini kabul etmemizi sağladı. Self-hipnozla, şahsın bu düşünce proçeslerini harekete geçirmeyi ve günlük hayatını değiştirmeyi öğrenmesi çok kolaydır.
Böylece, kanıtların gösterdiği gibi, self-hipnozu ve öncü hayalleri kullanan erkekler ve kadınlar gerçekten cinsel fonksiyon ve zevklerini daha iyi hale getirebilirler. Bunlar bizim, Cinsel Problemlerde Hipnoterapi programımızı dayandırdığımız kanıtlardır.
2. CİNSEL PROBLEMLERİN NEDENLERİ
A. GİRİŞ
Cinsel problemler organik faktörlere bağlı veya negatif cinsel düşüncede olduğu gibi psikolojik faktörlere bağlı olarak ta ortaya çıkabilir. Öyle problemler vardır ki; bu problemlere sahip olan insanlar ilk etapta bir hekime müracaat etmek zorundadırlar. Organik nedenlere bağlı olarak meydana gelen bu cinsel problemler; ereksiyonun olamaması veya yetersiz olması, doyum esnasında ağrı olması şeklinde ortaya çıkabilir. Fakat yapılan araştırmaların çoğu, cinsel problemlerin temel kaynağında organik bozuklukların dışındaki nedenlere bağlı olduğunu göstermiştir.
Eğer sizin cinsel hayatınızda bir problem varsa öncelikle bir doktora görünmelisiniz. Bu aşamada doktorunuz probleminizin nedenini organik tabiatta bulmuş ise, tıbbi tedaviye alınırsınız. Bu durumda tedavilerden fayda görerek probleminiz tamamen giderilebileceği gibi, çoğu da ortadan kaldırılabilir. Ancak probleminizin kaynağı organik değil ise, tıbbi organik tedaviye muhtaç değilsiniz. Ancak bu durumda psikolojik yeteneklerinizin incelenmesi gerekmektedir. Çünkü problemlerin kaynağı psikolojik dünyanızda olabilir. Bu durumda genellikle, olumsuz cinsel düşünceler bireye hakimdir. Bu nedenle negatif düşünceler pozitif hale getirilmelidir.
B. ORGANİK NEDENLER
İnsanların cinsel hayatlarını birçok fiziksel problem etkilemektedir. Bu problemler; hafif soğuk algınlığından grip şikayetine, sırt ağrılarından, hazımsızlık şikayetlerine kadar uzanabilmektedir. Bunlar, hepimizin zaman zaman başınadan geçen, normal seyrinde takip eden rahatsızlıklardır. Bu rahatsızlıkların tedavileri yapıldığında çok kısa zamanda belirtileri ortadan kaybolur.
Yukarıdaki problemlerin yanında bazı problemler vardır ki; kısa sürede geçmesi beklenemez. Bu problemler cinsel organlarla veya diğer sistemlerle ilgili olarak sizi etkilemektedir. Dolayısıyla cinsel problemleri de beraberinde getirmektedir. Bu problemler nörolojik, endokrinolojik veya dolaşım sistemi ile ilgili olabilir. Bunların bazılarını aşağıda görelim :
Şeker Hastalığı (Diabet) : Bu rahatsızlık, en çok erkeklerin cinsel hayatlarıyla ilgili problemler ortaya çıkarır. En önemli problem ise ereksiyon güçlüğünün oluşmasıdır. Bir çok diabetli vak’ada sinir sisteminin tahrik olduğu gözlenmektedir. Yapılan çalışmalarda bu tip hastalardan % 30 ila %60 arasında ereksiyon kaybının bazı tipleri tespit edilmiştir. Hatta Dr. S. Deutsch ve L. Sherman yaptıkları araştırmalarda diabetin ilk semptonunun birçok vak’ada ereksiyon kaybı olduğunu ve diğer bulguların önüne geçtiğini iddia etmişlerdir. Sonuç olarak yetersiz ereksiyonu olan tüm hastalar tam bir tıbbi muayeneden sonra özel tedaviye alınarak problemleri azaltılmaya çalışılmıştır.
Diabetik kadınlar için herhangi bir problem gözükmemektedir.
Artrit, Böbrek hastalıkları, kalp bozuklukları, kanserler ve cinsiyet hormonlarını etkileyen şartların tamamı da, çeşitli oranlarda normal cinsel fonksiyonu etkileyebilmektedir. Cinsiyet hormonlarını etkileyen sistemler arasında; gonadlar, hipofiz bezi ve hipotalamus bulunmaktadır. Bu hormon salgılayıcı bezlerden salgılanan hormonlar aracılığı ile cinsel aktivitenin oluşmasında ilk basamaklar çıkılmış olur. Ne zaman ki, bu çok hassas ve kompleks hormonal sistem dengesini yitirir , sonuç olarak cinsel bozukluklar ve problemler ortaya çıkar.
Bunlara ilaveten belirli fiziksel travmalara bağlı olarak cinsel organların felç olması, fonksiyon göremeyecek oranda zarar görmesi veya tamamen parçalanması oluşabilir. Ayrıca bazı belirli cerrahi veya obstetrik uygulamalar, sonuçta cinsel problemlere de yol açabilmektedir. Mesala doğum sancısında uygulanan epizyotomi işlemi sonucunda kadınlarda cinsel ilişki esnasında ağrı duyusu oluşabilir. Benzer durumda erkeklerde prostat operasyonundan sonra, ejekülasyonun geriye yani idrar torbasına doğru olması da mümkündür.
Sonuç olarak; bazı ilaçlar ve alkolün de cinsel problemlere yol açabileceğini unutmamak gerekir. Aşırı miktarda alkol kullanımı sonucunda cinsel işlevin düzeninden sorumlu olan sinir yapıları dumura uğramakta, alkolik kişi orgazm ve ereksiyon esnasında bir çok problemlerle karşılaşmaktadır.
Bazı ilaçlar, orgazma ulaşmayı ve ereksiyonu meydana getirmeyi zorlaştırırken, bazıları da yüksek dozajlarda cinsel arzuyu tamamen kilitlemektedir.
Bilindiği üzere bu kitabın temel konusu fiziksel nedenlere bağlı oluşan cinsel problemler değildir. Eğer siz cinsel problemlerinizin kaynağında fiziksel bir neden düşünüyor iseniz; ilk başta bir hekime başvurarak tam bir muayeneden geçirilmeniz gerekmektedir. Hekiminizin kararına göre tedavi yönünü seçmek sizin elinizdedir. Hekim seçiminde başlangıç; bir aile hekimi olabileceği gibi; erkekler için dahiliyeci veya ürolog, kadınlar için kadın-doğumcu veya dahiliyeci olabilir.

C. CİNSEL HAYATTA OLUMSUZ DÜŞÜNCE (CİNSELLİKVE DÜŞÜNCENİZ)
Cinsellik, vücudun yanlız başına oluşturduğu bir fonksiyon değildir. Bunun gerisinde düşünceleriniz ve sıkıntılarınız da oldukça önemli bir yer tutmaktadır.
Burada, beynimizin her iki ayrı yarımküresinde yerleşen ayrıca düşünce modelleri olduğunu burada hatırlayalım. Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki, akılcı düşüncenin yerleştiği merkez, beynin sol yarımküresidir. Bunun karşılığında sağ beyin yarım küresinde ise duygularımızın ve hayal dünyamızın uçsuz bucaksız hazineleri yer almaktadır.
Otohipnoz tekniğinde biz, iç düşüncemizi kavramaya, onu daha çok anlamaya çalışırız ve olumlu yönde onu harekete geçirmek için gayret gösteririz.
Düşüncelerimiz temelde, şuur ve şuuraltından oluşmaktadır. Uyanıkken veya şuur seviyesinde oluşturduğumuz düşüncelerin temelinde sol beyin yarımküresinin etkinliği vardır. Diğer tarafta ise sizin iç düşüncenizi temel alan bilinçaltı mevcuttur. Çoğu zamanlar kendinizin; iç düşüncelerinizin sizi uyardığını hissedebilirsiniz. Bu oldukça önemlidir. Çünkü iç dünyalarına eğilebilen fertler, bilinçaltının gizli mahzenlerinde kalmış düşünce ve duyguları bilince çıkarabilirler. Bu kitapta da, hipnoz aracılığı ile bunun nasıl başarılacağı anlatılmaktadır.
Vakaların çoğunda, şuurlu düşünce ile iç zihinsel düşünce üst üste durmaktadır. Bu yan yana ve üst üste durma nedeniyle düşünceler arasında kompleks bir yapı yaratır. Sizin kafanız olayları bir taraftan değerlendirip, analiz ederken (sol beyin küresinin fonksiyonu olarak), diğer taraftan sağ beyin yarımküresi de olayların, duyğuların yönünü hissetmeye çalışır. Cinsel düşüncedeki kararınız ve bulunduğunuz durum bu iki düşüncenin birbirlerini etkilemesinden ve karışmasından oluşur. Bu iki düşünce modeli birbiri ile yakından alakalıdır.
Düşünce temelde olumlu ve olumsuz olarak ikiye ayrılabilir. İç zihinsel düşüncemizin oluşmasında geçmişten gelen hatıralar ve bir çok eski mesaj bulunmaktadır.
İç zihinsel düşüncemiz aynı zamanda eski ve yeni deneyimler arasındaki bağlantıyı sağlar. Bunun yanında fantazilemiz, mental hayellerimiz, hafızadaki bilgilerimiz, emosyonel gerginliklerimiz de iç zihinsel düşüncemizin oluşmasında rol alır. Eğer düşünceleriniz olumlu istikamette ise, hayattan tat alırsınız ve hoş duygularla yaşarsınız. Şayet düşünceleriniz olumsuz ise sizi her zaman bir gerginlik ve acı duyusu sarar. Hafızanızı zorladığınızda, olumsuz ve sıkıntı dolu hatıralarınız aklınıza gelebilir. Bu hisle birlikte tüm vucudunuzu bir keyifsizlik ve olumsuz duyguların ızdırabı doldurur. Bu şekilde olumsuz düşüncenin zihnimizde ve vucudumuzda yarattığı ızdırabı yaşarız. Düşüncelerimizi ve iç gözlemimizi olumlu bir düşünce yoluna soktuğumuzda, durum tamamen değişecektir. Bu kez, geçmişte mutlu olaylar hatırlanacak, güzel anılar tazelenecektir. Vucudumuz ve zihnimiz diriliğini koruyacak böylelikle biz de yaşama sevinci ile dolacağız.
Sol beyin yarımküremizde hakim unsur olan mantıklı düşünme tarzı da, kendi içinde olumlu ve olumsuz ögeler taşır. Mesela, çalıştığınız ve geçiminizi temin ettiğiniz iş yerinizi, muhtemelen bir yangına veya kazaya karşı sigorta etme düşüncesi, mantığa dayalı olumsuz bir düşüncedir. Bunun aksi ise, ürettiğiniz malları kamuoyuna duyurmak için yapmayı planladığınız reklam kampanyası düşüncesi olumlu mantıksal bir düşünce tarzıdır. Bu şekilde, zihinsel ve mantıksal düşünceniz birlikte işleyebilir. Her ikisi de olumlu ve olumsuz ögeler taşıyabilir.
Olumlu ve olumsuz düşüncenin nasıl olduğunu test ederek anlamaya çalışalım.
Mesela, park yerinden arabanızı çıkarırken, bir başka sürücünün sizin yeni arabanıza sürterek park yerinden çıkmaya çalıştığınızı varsayın. Eğer burada siz olumlu bir düşünceye sahipseniz, sukunet ile sakin bir şekilde olayı karşılayacaksınız, önce duracaksınız. Karşılıklı olarak ehliyetinizi, sigorta poliçenizi ve telefon numaralarınızı birbirinize vereceksiniz. Bu durumda olay sukunetle halledilmiş olacaktır. Şayet bunun aksi bir ruh yapısı içinde iseniz, olumsuz düşüncenin etkisi altında, arabanıza zarar veren sürücüye karşı bağırıp, çağıracaksınız. Belki de kavgaya tutuşacaksınız. Ama sonuçta hiç bir şey halledemeyeceksiniz. Hem zihninizi hem de bedeninizi yormuş olacaksınız.
Hayatımızı etkileyen ufak büyük bu tür olaylarda zaman zaman olumlu düşünceler ağırlığını gösterirken, zaman zaman da olumsuz düşünceler hakim olmaktadır. Elbette siz de mümkün olsa cerrahi bir operasyon ile her zaman için olumlu düşünceleri taşıyan birey olmak istersiniz. İşte bu ruh halinde de, dikkat edecek olursak cinsellik, hisler ve gerilimler üzerine kurulmuştur. Cinsel hayatınızı olumlu yönde iyileştirmek istiyorsanız, mutlaka olumlu düşünceye sahip bir birey olmak için gayret göstermelisiniz. Bu durumda cinsel hayatınız daha hoş ve rahatlatıcı bir hale dönecektir.
Bu durumda, cinsel eylem esnasında fiziksel bir rahatlık ve gerilimsel bir tam doyuma ulaşma söz konusu olacaktır. Tabiidir ki olumlu cinsel düşünce sizi cinsel eylemlerde tam bir doyuma ulaştıracak ve kafanızdaki parazit fikirleri atacaktır.
Aşağıda, sizin sevgi dünyanızı örgüleştirecek olumlu imajlardan oluşan, olumlu düşüncelere bir kaç örnek verilecektir.
* Birlikte yanlız olmak çok hoş bir duygu olmalı.

* Bedeninden enerjinin akışını hissetmek ve güçlü bir şekilde tahrik olmak güzel bir duygu olmalı.

* Tatmin duygusu kişiye güç vermeli.

* Ciltlerin birbirine temas duygusu muhteşem bir his olmalı.

* Eşim o kadar güzel kokuyor ki.

* Eşimin vucudu bana o kadar güzel bir tad duygusu veriyor ki.

* Onun tarafından kucaklanmak o kadar yatıştırıcı ki.

* Cinsellik hayatımın mutluluk veren güzel bir parçası.
Aşağıda ise, yukarıdaki misallerin tam tersine, kişiyi olumsuz imajlara sürükleyen ve rahatsız eden olumsuz düşüncelerden bir kaç örnek göstereceğiz.
* Cinsellik; günahkarlık, şeytanlık ve kirliliktir.

* Eşim muhtemelen benim vucudumdan nefret etmektedir.

* Eşimin benden hoşlanacağı kadar iyi olmalıyım.

* Göbeğim o kadar sarkık görünüyor ki.

* Eşim için yeteri kadar iyi ve uygun birisi değilim.

* Bu oda çok çirkin görünüyor.

* Cinsel aktivite için kendimi çok güçsüz hissediyorum.

* Keşke hayır demeye muktedir olsam.

* Doyuma ulaşamıyacağımdan korkuyorum.
Bilinç veya bilinçaltından kaynaklanan negatif (olumsuz) cinsel düşünce, cinsel aktiviteden tad almayı azaltacak ve sonuçta bireyi cinsel problemlere doğru itecektir. Eğer zihniniz negatif düşüncelerle dolu ve onların istilasına maruz ise; tam bir doyuma ulaşma mümkün olmayacak ve çeşitli aşamalarda cinsel siklus bloke olacaktır. Bireye hakim olan negatif düşünceler, onun aşk dolu, hoş, fiziksel ve gerilimsel uyarılardan uzak kalmasına neden olur. Eğer olumsuz düşünceye bağlı blokaj ciddi ise ve gittikçe artıyor ise bir müddet sonra cinsel disfonksiyon (fonksiyon dışı kalma) söz konusu olacaktır.
Olumsuz cinsel düşünceye neden olan faktörler acaba nelerdir? Genel cinsellik hakkında inaçlarınız, kendiniz veya eşiniz hakkında sizin düşüncelerinizi veya organik bir nedene bağlı olarak meydana gelen herhangi bir tetikleyici mekanizma sonucu olumsuz cinsel düşünceyi ortaya çıkarabilir. Olumsuz düşüncenin bir çok farklı çeşidi mevcuttur. Fakat bu farklı çeşitler genellikle bir karışım halinde bulunmaktadır.
Bu karışımları ve cinsel siklusun çeşitli aşamalarındaki olumsuz düşüncelerle ilgili vaka örneklerini vermeye çalışacağız.
D. FİZİKSEL (ORGANİK) NEDEN LERE BAĞLI OLUMSUZ CİNSEL DÜŞÜNCE
Bazı kişilerde, kendilerinde cinsel fonksiyonlarla direkt alakası olan herhangi bir tıbbi problem ve organik bozukluk olmamasına rağmen; sanki organik ve tıbbi bir problemi varmış gibi bir düşünceye sahip olabilirler. Özellikle kalp problemi olan erkeklerde bu tür düşünce oldukça yaygındır. Hellerstesh ve Friedman tarafından yapılan ve çok iyi bilinen bir araştırma sonucunda, kalp hastalıklarında cinsel aktivitenin kısıtlanarak sayısının azaltılmasının gereksiz olduğu gösterilmiştir. Fakat bunlar olumsuz cinsel düşünce nedenidir ve bu hastalar her an bir kalp atağı olacağından korkmaktadırlar.
Bu tip bir eğilimi olan hastaya örnek olarak A. vakasını inceleyeceğiz. Bay A. 57 yaşında iki kalp atağı geçirdikten sonra, doktoruna kendisini eskisi gibi iyi hissettiğini söyledi. Nekahat döneminin bir bölümü olarak, hastaya tam sağlığa kavuşa bilmesi için bir program verildi. Bu esnada aktif cinsel yaşamına tekrar dönebileceğini söyledi. Bunun üzerine aktif cinsel eyleme başladı. Ancak bu esnada göğsünde ağrı hissettiğini ısrarla ileri sürdü. Bunun üzerine doktoru tarafından tekrar muayeneden geçirilen, Bay A. ağrıya neden olabilecek herhangi bir fiziksel faktörün varolmadığını öğrendi. Ancak tüm bunlara rağmen, sadece aşk düşüncesine sahip olması veya cinsel eylemi düşünmesi bile göğsünde aynı tip ağrıları başlatmaya yetiyordu. Bay A. sonuçta aynı fiziksel kalp rahatsızlığı geçirmiş bir arkadaşını buldu ve sorunlarını ona aynen anlattı. Arkadaşının cevabı ilginçti: “Tüm problemlerin hepsi senin kafanın içindedir” dedi. A. bunun üzerine düşünmeye başladı ve olayları realize etmeye çalıştı. Kafasından bir türlü atamadığı korkutucu hayalleri ve düşünceleri tek tek analiz ederek yorumlamaya başladı. Kendisini sevgilisinin kollarında baygın ve kendinden geçmiş bir şekilde hayal etti. Sadece bu düşünceler bile onu gerilim içerisinde zorlanmış bir şekilde kalmasına yetti… Hatta soluk almasını bile zorlaştırdı.
Elbette ki, kalp problemi olan hastaların hepsi bu şekilde durmamaktadır. Hastamız A., hayatının daha önceki bölümünde cinsel yönden asla bir problem yaşamamıştı ve çok normal bir cinsel hayatı vardı. Bunun da ötesinde mutlu bir cinsel hayat, onun için sağlık ve mutluluğa ulaştıran bir yoldu. Hastamızın ilginç bir hikayesi vardı. Çocukluk dönemlerine kadar inen bir hikaye amcası ile ilgiliydi. Henüz çocuk yaşlarındayken evde yüksek sesle amcasının cinsel ilişki sırasında nasıl kalbinin durduğu anlatılmıştı. Bu hikaye yıllarca evde tekrarlanmıştı. Yıllar sonra kendisinin bir kalp spazmı geçirmesi, tüm bu olumsuz düşünceleri ve hafızadaki bilgileri şuur seviyesine çıkardı. Bu düşünceler hemen olumsuz cinsel düşünceyi beraberinde getirdi. Onun fiziksel vucut sağlığına uymayacak bir şekilde, olumsuz tüm imajlar zihnine çakıldı, kaldı. Bay A. bu olumsuz düşünceler altında o kadar boğuldu ki, işindeki performansı bile düştü. Sonuçta Bay A. tüm kişilik itibariyle darmadağın oldu ve çoktan negatif düşüncelerin etkisi altında depresyona girdi, cansız bir yaşama devam etti.
Bay A. vakası, herhangi bir organik neden olmamasına rağmen, olumsuz cinsel düşüncenin tetikleyici etkisi ile sonuçların neler olabileceğini gösterme açısından çok önemlidir.

E. EŞLER ARASINDAKİ NEGA TİF CİNSEL DÜŞÜNCE
Genellikle cinsel problemler,eşler arasındaki ilişkiye bağlı olarak henüz ortaya çıkmamış stress faktöründen kaynaklanmaktadır.Henüz ifade imkanı bulamamış tatminsizlik ve/veya memnuniyetsizlik hissi, ayların birikimi olarak ortaya çıkabilir. İç dünyamızdan kaynaklanan bazı şikayetler sık sık meydana gelebilir.Fakat problemin çözümü konusunda hiç bir şey yapılmamıştır.Bu klasik yol, cinsel bir problemin şekli olarak ortaya çıkabilir veya her iki eş için daha az hoş olan ve daha rutin bir cinsel hayat oluşturabilir.
G., C., M. vakalarında konuyla ilgili ilişkiler üzüntülü bir üçlü ilişki halinde gösterilmiştir:
E.a. İyi Bir Eş Vakasının İncelen mesi
G., evlendikten 18 yıl sonra cinsel aktivitesindeki tüm hoş duyguları kaybetmişti.Yıllar boyunca kocası ile olan ilişkilerinde herhangi bir memnuniyet verici duygu hissedemedi. Bu durumunu kocasına ifade etmekten acizdi, herhangi bir söz söyleyememişti.Bu da, kendisinde asabi bir mizaç yaratmıştı.
Kocası artık akşam, yemeklere geç geliyordu veya ortalıkta hiç görünmüyordu.Artık kocası kaba bir insan olmuştu ve onu devamlı rahatsız ediyordu. G. kocasını nasıl memnun edeceğini, nasıl iyi bir eş olabileceğini düşünmeye başladı.Fakat o kendisini çok rencide edilmiş hissediyordu, zihni çok karmaşıktı. O tüm bunlara rağmen duygularını kitleyen, olumsuz yöne çeken düşüncelerin üzerine üzerine gitti. Fakat bu gayretleri hiç bir işe yaramadı. Herhangi bir şey elde edemedi. Tüm bunların yanında kocasının da çalışma hayatında birçok problemleri vardı. Onun da kafası karmakarışıktı. Çok çalışmaktan o kadar yorulmuştu ki, artık çalışamaz olmuştu. Zaman, ona üzüntü ve sıkıntı veren kötü bir zamandı. Dolayısıyla şimdi G., cinsel hayattan hoşlanamazdı. Ne zaman kocası ona dokunur veya onunla aşk yapmaya başlarsa, o kendisini ölü,cansız ve duygusuz hissetmişti. Aynı zamanda kendisinin bu şekilde hissetmesine şaşırmıştı da. Halbuki o daima cinsellikten hoşlanırdı. Onu bu duruma hangi yanlışlık itmişti? Değişen neydi? G. sonunda kendi jinekoloğuna müracaat etti. Jinekoloğu ona bilinçaltı düşüncesinin bu olaylara neden olduğunu bildirdi. Doktoru, G.nin muayenesinde herhangi bir patoloji bulamadı. Fakat G.nin evliliğinde büyük bir bozukluk olduğunu hissetti. Çünkü G. kocası ile kendi arasında kaynaklanan problemlerle ve sıkıntılarla henüz yüzyüze gelmemişti. Onun hakkında yapıcı herhangi bir şey oluşmamıştı.
Bilinçaltı, problemi onun günlük yaşamına aksettirmişti. Sanki vücudunun cinselliğe karşı cevabının ifadesini bu şekilde yerine getiriyordu. Cinsellikten hoşlanmama duygusu bilinçaltının olumsuz ve negatif düşüncesinin doğrudan bir ürünü idi.
F. ÖZEL PROBLEMLERE BAĞLI OLUMSUZ CİNSEL DÜŞÜNCE
Cinsellik insan yaşamının diğer alanlarından asla izole edilemez. Cinsellik; düşündüğümüz ve hissettiğimiz herşeyin bir uzantısıdır. Cinsel problemlerin sebeblerinden biri de, belki cinselliği yaşantınızın tamamen bağımsız ve apayrı bir alan olduğu konusundaki yanlış kanaatinizdir. İş hayatındaki aksaklıklar,maddi güç, sağlık ve fiziksel görünümünüz, cinsellikten hoşlanmanız için gerekli fiziksel enerjiniz olumsuz mental aktiviteye dönüşebileceğini gösteren bir kaç örnektir. Ancak öyle problem ve sıkıntılar vardır ki, sizin yardımınıza ihtiyaç duyar. Mesela ev halkından birisinin rahatsızlanması sizin de planlarınızı bozar ve yardım etmek ihtiyacı duyarsınız.
Bu esnada cinsel hayatınız karışır, kendinizi rahat hissedemezsiniz. Bu gayet normaldir. Ancak bazı diğer üzüntüler ve kafa yormalar çoğu zaman anlamsız, hatta size zararı dokunucu etkiye sahiptir. Ne zaman ki olmadık bir yerde anlamsız bir problemle karşılaşırsınız, o zaman siz de otomatikman cinsellikten hoşlanma duygusundan sizi alıkoyacak negatif düşüncelerin etkisi altına girersiniz.
G. İNANÇLAR HAKKINDA OLUMSUZ VE NEGATİF CİNSEL DÜŞÜNCELER
İnançlarınız cinsel hayatınızı etkiler.Eğer inançlarınız olumlu ve pozitif ise, cinsel hayatınız da hoş ve mutlu olacaktır. Ne zaman ki düşüncelerinizde olumsuz ve negatif unsurlar fazla ise cinsel yaşantınız da olumsuzluklarla dolu olacaktır. Peki tam olarak inançtan ne kastediliyor? Kastedilen; doğru olarak kabul ettiğimiz mental kabul ve tasdiklerimizin tamamıdır. Bu doğru, değerli ve gerçek olarak kabul edilen değerler,erken çocukluk döneminde başlayarak bu güne kadar gelen eğitim proğramının tüm etkileridir.İnançlarımızın gerisinde,tüm değer yargılarımız ve kültürümüz vardır.
Cinsellik anlayışınız, gerçeklik konsundaki perspektifiniz,bu çerçevenin kısımlarıdır. Mesela siz cinselliğin kötü bir şey olduğuna inanıyorsanız,meşru aşk hayatını da kötü görüyorsunuz. Şayet cinsellikle ilgili bakış açınız olumlu değilse,aşk yaparken gevşek ve rahat olmanız mümkün değildir. Eğer bir erkek,normal hayatta da kişilik olarak nazik olamıyorsa ve toplum dışı kalıyorsa; aşk yaparken de nazik olamayacaktır. Şayet bir kadın, kadınca bir tavıra sığmayacak şekilde ve hayvani bir zevk ile cinsellik ihtirası duyuyor ise, bu kadının cinsellikten tam bir zevk alması mümkün değildir.
Toplum içinde aşk ilişkilerini etkileyebilecek bir çok düşünce tarzı vardır. Bunlar arsında genellikle göze çarpanlar şunlardır:
* Daha büyük penis,daha güçlü cinselliktir.

* Bir çok orgazm çeşidi kadınlar için idealdir.

* Yaşlılar için cinsellikten hoşlanmak anormaldir.

* Aşk yapmada başlangıç erkeğe aittir.

* Gerçek erkek,bütün gece boyunca performansını koruyan kişidir.

* Aşk sadece üretkenlik ve evlilik içindir.

*Aşk için her zaman muktedir bir şekilde hazır olmalıdır.
Yukarıdaki listeye bu tip inançlarla ilgili olarak pek çok şey ilave edilebilir. Tüm bu ayrıntılar için geriye dönerek düşünmelisiniz. Kendi erken çocukluk döneminiz , ailenizin size etkisi, arkadaşlarınız, kültür yapınız, dinsel inançlarınız ve özellikle kamuoyu iletişim araçlarının etkisi bu eğitimde çok önemli roller üstlenmektedir. Şarkılar, filimler, televizyon proğramları, romanlar ve magazin haberleri sizi tabii bir obsesyonla aşırı cinsellik düşkünü bir birey yapabilir. Tüm bu etkilerin altında sapkınlığa ve cinsel yozlaşmaya doğru yol alabilirsiniz. Gerçek olmayan bir dünyada fantazileriniz ile yaşarsınız.
H. KENDİ CİNSEL DÜŞÜNCENİZİ TEST EDİNİZ
Eğer kendi ihtiyaçlarınızı, değerlerinizi ve önceliklerinizi dinliyorsanız, olumlu cinsel düşünceyi kendinizde hakim kılabilirsiniz. Bir başka kişinin düşünceleri , değer yargıları ve öncelikleri ile rahata ulaşamazsınız. Cinsellik hakkında hissettiklerinizi dinlerseniz, zihninizdeki güçleri bir düzene koyabilirsiniz.
Aşağıda belirtilen hususlar sizin mutlu ve huzurlu bir cinsel hayat sürebilmeniz için hazırlanmıştır. Siz olumlu cinsel düşünceye nasıl ulaşacağınızı öğreneceksiniz.
* Eşiniz sizi gerçekten arzu eden birisi olmalı,

* Cinsel eylemin geçtiği yer, zaman ve şartlar çok iyi olmalı

* Aşk yaparken sevgi ile ilgili tüm hislerinizi eşinize ifade edebilmelisiniz,

* Cinsel performans ile ilgili bilgileri unutarak, gevşeme ve tatmin olmak ile ilgili olarak kendinize müsaade edebilmelisiniz,

* İstediğiniz zaman aşk yapabileceğinizi hissetmelisiniz. Cinsel yaşamınızdaki tercihleriniz,sizin cinsel düşüncenizin ne olduğu sonucunu verecektir.İlk olarak negatif cinsel düşüncelerle ilgili bir ilişki içine girmişseniz , yapacağınız ilk şey kafanızdaki olumsuz düşünceleri atabilmek için hipnotenapiyi kullanmaktır. Sizin cinsel düşüncenizin büyük bir kısmı pozitif ve olumlu ise sizin göreviniz bu olumlu düşünceleri geliştirerek daha mutlu ve daha hoş bir gelecek sağlamaktır.
Zaman zaman kafanızdan cinsellikle ilgili geçen düşünceleri kendi seyrine bırakınız. Onları test ediniz. Test ederken bu düşüncelerinizi kaydediniz. Aşağıdaki yöntemi kullanarak kendinizi test etmeye çalışınız.
Cinsel Düşünceniz
Negatif Düşünceler Seçilmiş Hayaller

1.

2.

3.

4.

5.
Pozitif Düşünceler Seçilmiş Hayaller

1.

2.

3.

4.

5.
I. CİNSEL DÜŞÜNCE TESTİ
Olumsuz cinsel düşüncelerinizden kaynaklanacak bir çok cinsel probleminizi keşfettiğinizde, bunların çözüm yollarını hipnoterapi ile bulmanız mümkündür. Size yardımcı olabilecek mutlaka bir hipnotik teknik mevcuttur.
Otohipnozu kullanma fikrini unutma. Olumsuz cinsel düşünceleri otohipnoz aracılığı ile olumlu düşüncelere çevirmek mümkün olduğu gibi, olumlu cinsel düşünceleri geliştirmek ve daha uygun hale getirmekte mümkündür.
FONKSİYONEL KARAKTERLİ CİNSEL BOZUKLUKLAR
Sağlıklı insanlarda rastlanan cinsel hazzın, bu çerçevede libidonun (cinsel eğilimin) tam tatmin olmaması veya yeteri kadar olmaması çoğu durumlarda fonksiyonel karakter taşır.
Fonksiyonel karakterli cinsel bozuklukları diğer organik kaynaklı cinsel patolojilerden; çeşitli hastalıklar (organik, somatogen, endokrinolojik) neticesinde oluşan ve anormal cinsel yönelimlerden (homoseksüalizm, sadomozoşizm, pedofiliya v.s.) ayırmak lazımdır. Bilindiği gibi cinsel eğilim hem ruhsal, hem de endokrinolojik komponentlerin ortak aktivitesi sonucu oluşur. Cinsel ilginin içeriği insanlarda hayvanlar aleminden farklı olarak psişik etkenler yönünden zenginleşir ve yeni nitelikler kazanır. Buna göre de insanlar arasında rastlanan cinsel bozukluklar çoğu durumlarda psişik kaynaklı olur.
Cinsel bozuklukların ayrı-ayrı tiplerinden bahsetmeden önce cinsel eğilimin ve ilişkilerin fizyodinamiğine kısa da olsa gözden geçirmek gerekir.
Cinsel olgunluk, yani cinsel hormonların tam faaliyet göstermesi dönemi oğlanlarda 15-16 yaşlarında, kızlarda ise biraz daha erken (13-15) başlar. Bu dönemden itibaren sekonder seks belirtileri, bu çerçevede, kişiliğin, davranışın, sesin değişmesi, karşı cinse karşı cinsel ilginin oluşması v.s. tesbit edilir. Bu yaşlarda erkek çocuklar arasında pallüsiya (rüya ile ejekülasyon ve haz alma durumu), kızlarda ise gece orgazmı tesbit edilir.
Normal çerçevesinde gece boşalmalarının (pallüsiya) izlerini gören anne babalar ve diğer eğitmenler çocukları suçlaması, utandırması, doğru değildir. Cinsel bezlerin faaliyetini ve libidonun gittikçe güçlenmesi sonucunda oğlanlar arasında zaman zaman gözlenen masturbasyona da yaklaşımda aynı tarzda olmalıdır. Başka bir ifade ile, mabturbasyonla (onanizm) meşgul olmak tam normal bir hal olmadığı gibi, onu patolojik bir durum olarak da kabul etmek doğru değildir. Gençler arasında bekarlık döneminde nadir durumlarda yapılan masturbasyonlar harhangibir hastalığa sebep olan etken gibi değil, fizyolojik bir ihtiyaç gibi gözönüne alınmalıdır. Cinsel hayata başladıktan sonra bu hareketler biter ve hiçbir anormal sonuçlar oluşturmaz. Ancak bazen masturbasyonu alışkanlık haline getiren, hatta evli iken bile masturbasyonun tercih edilmesi gözlenebilir. Bu, şüphesiz hoş bir durum olmayıp, hem de herhangibir hastalığın (kişilik bozukluğu, şizofreni v.s.) belirtisi gibi değerlendirilmeli ve bu şahısı doktora götürmelidir.
Şimdi ise normal cinsel ilişkinin ayrı ayrı tip ve aşamalarını görelim. Cinsel eğilim veya libidoerotik-seksüel aktivitenin etkisi altında koitusa ilgi göstermeye ve arzulamaya denir. Cinsel arzunun normalden çok olmasına hipererotizm, erkeklerde satiriaz, kadınlarda minfomaniya olarak isimlendirilir. Normalden düşük olmasına hipolibidemi, tamamı ile olmamasına ise alibidemi (kadınlarda frigidlik) denilir. Cinsel ilişkiye girmek için erkeklerde ereksiyon, cinsel organının sertleşmesi gerekir. Libidonun tesiri altında oluşan bu gelişim, yeteri derecede oluşamazsa normal cinsel ilişki mümkün olmaz. Ereksiyon impotensiya olarak isimlendirilen bu durum klinik gözlemlerde daha sık rastlanılır. Cinsel ilişki; erkek cinsel organının kadın cinsel organına girmesi ile başlar ve üç aşamada oluşur.
1. Hareketlerle oluşan friksiya (plato)
2. Orgazm
3. Boşalma
Kadınlarda normal cinsel ilişkiyi temin eden lubrikasyon durumuna, vajen duvarının özel salgı ile (transudo) nemleşmesi, klitoriumun ve küçük labiaların damarlarının genişlemesi, şişmesi ve vajen kaslarının gevşemesiyle ulaşılır. Bu durum cinsel organların taktil duyularının yükselmesine ve seksüel psikolojik hissin güçlenmesine neden olur.
Gösterilen hazırlık aşamasının olmaması veya zayıf olması cinsel arzunun sönmesine (seksüel hiposteziya) veya tamamiyle kaybolmasına (seksüel anesteziya) uygun ortam oluşturur. Frigitlikten sıkıntı çeken kadınların çoğunda bu belirtiyi tesbit etmek mümkündür. Normal cinsel ilişkiye mani olan ve kadınlar arasında fonksiyonel cinsel bozuklukların %10’unu teşkil eden diğer patolojiye, vaginismus (vagen kaslarının irade dışı kasılarak penisin girişini engellemesi hali) denir. Cinsel ilişkinin en önemli fazı orgazmdır. Bu erkeklerde sperma, kadınlarda ise özel maddenin salgılanması ile birlikte ulaşılan cinsel haz dönemidir. Orgazmın kadınlarda süratle (bazen cinsel ilişkiye başlayan gibi) ortaya çıkması erkeklerden farklı olarak onların rahatsızlığına sebep olmamaktadır.
Bu durumlarda cinsel Burada iki sahife atlanmış. Sayfa 355-356 ilişkiyi devam ettirmek mümkündür ve kadın bu ilişki süresince defalarca orgazma ulaşabilir. Erkeklerde ise bu mümkün değildir. Ejekulasyondan bir müddet sonra libido zayıflamakta ve penis ereksiyonu kaybolmaktadır. Buna göre de erkeğin kadından önce orgazm fazına ulaşması ve boşalması, kadına zevk vermemektedir. Çünkü o, orgazma ulaşma imkanından mahrum kalmaktadır.
ERKEKLERDE KARŞILAŞILAN CİNSEL BOZUKLUKLAR
Burada gözönüne alınan fonksiyonel cinsel bozukluklar temelde psikojen kaynaklı olup aşağıdaki sebeplerden dolayı ortaya çıkar.
1. Yersiz uyarılma
2. Cinsel ilişki esnasında ortaya çıkan olumsuz emosyonel etkenler.
3. Geçmişe ait olan ve etkisini şimdi de gösterebilen olumsuz emosyonel etkenler, (Kötü hatıralar, yakın akrabaların, kaynananın, baldızın olumsuz yaklaşımları, cinsel yapıya ait psişik travmalar v.s.)
4. Karaktere ait yönler, kişilik bozuklukları ve nevrotik bozukluklar.
Gösterilen etkenler tek tek veya birlikte cinsel eylemin herhangi bir aşamasında olumsuz etkide bulunabilir.
1. Ereksiyon Bozuklukları: Birincil ve ikincil olabilir. Birincil bozukluklar cinsel hayatın ilk döneminden itibaren vardır ve devamlılık gösterir. Bu bozukluktan rahatsız olan şahıslar ya cinsel ilişkiye girememekte veya zorlukla yapabilmektedir. İkincil bozukluklarda ise, cinsel hayat bir süre normal devam ettikten sonra ortaya çıkar. Ereksiyonun zayıflaması veya olmaması bazen olumsuz çevre şartlarına bağlı olabilir veya herhangi birine karşı (meselâ, sadece veya dışarıdan birisine karşı) oluşabilir. Buna göreceli veya selektif bozukluklar denir. Şartlara bağlı olmayan tüm cinsel partnerlere karşı oluşan bozukluklara total veya generalize olunan ereksiyon bozukluğu olarak isimlendirilir. Böyle bozuklukları olan kişilerde muhtelif nevroz belirtileri tesbit edilir.Onlar daima kederli ve cesaretsiz görünürler. Aile içerisinde oluşan huzursuzluk kişiyi reaktif depresyon durumuna düşürebilir. Hatta intihar düşünce ve eylemlerini ortaya çıkarabilir. Ereksiyonun bozulmasının psişik olmayan nedenleri de vardır. Bunlar arasında yapısal, organik-nörojen, (MSS’in beyin ve omuriliğe ait önemli bölgelerin organik bozuklukları, skleroz, siringomyeli, tabes dorsalis v.s.), endokrinolojik (androjenlerin sentezinin bozulması), idrar yollarının, prostat bezinin hastalıkları, şeker hastalığı, toksik etkenler (kronik alkolizm, narkomaniler, ilaç etkisi ve bağımlılığı, bu çerçevede nöroleptikler ve sedotif ilaçların kullanımı) ve başkalarını göstermek mümkündür. Ancak bütün bu etkenler neticesinde ortaya çıkan bozukluklar %15-20’den fazla değildir.
Ereksiyonun organik bozukluklardan değil, psikojenik etkenler sonucunda meydana çıkmasını tasdik eden faktörlere özel bir dikkat göstermek gerekir. Onlardan uyku esnasında, mastürbasyon yaparken, kadının erojen bölgesine dokunurken, bazı kadınlara karşı ereksiyonun oluşmasını göstermek mümkündür.
Psikojen faktörler arasında sık sık karşılaşılan durumlar şunlardır: Uygun olmayan ortamlar (meselâ, her an kapının açılma ihtimali olduğu ortamlar v.s.) da cinsel ilişkiye girmek, hamile bırakma korkusu olduğunda, kadın tarafından gösterilen psikolojik etki (meselâ tahkir edici sözler söylemek, onu alaya almak, güçsüzlüğüne işaret etmek, soğuk yaklaşım göstermek, cinsel ilişki esnasında lüzumsuz hareketler, liderliği ele almaya çalışmak v.s.), fiziki ve emosyonel yorgunluk, ruh halinin bozuk olması v.s. Özel olarak, şunu da belirtmek gerekir ki; nevroz hastalığı olan şahıslar cinsel ilişkilerin bu veya başka aşamalarının zaman zaman bozulmasından şikayet etmektedirler. Prematür ejekülasyon bir dakikadan daha çabuk ortaya çıkan ejekülasyonlara denir. Bazen bir süre daha geç, bir kaç dakikadan sonra, ancak kadının orgazm haline ulaşmadan önce ortaya çıkan ejekülasyonu da anormal kabul etmek gerekir. Çünkü cinsel ilişkinin her iki tarafa ait bütün kompenentleri oluşmamaktadır. Erkek giriş çıkışları uzun süre devam ettirebilmesi mümkün olmazsa kadın yeteri kadar zevk alamıyor ve orgazma ulaşamıyor. Seksologların yaklaşımlarına göre (G. S. Vasilçenko, 1977) 4 dakikadan erken oluşan ejekülasyon anormal kabul edilmektedir. Ancak dikkate almak gerekir ki, birbiri ile uygunlaşmış eşler için bu kuralı koymak uygun değildir. Temel şart onların cinsel doyuma ulaşabilmeleridir.
Prematür Ejekülasyonun başlıca nedenleri şunlardır:
1- Genellikle bekarlarda, uzun süre cinsel ilişkinin olmaması sonucu “cinsel enerjinin” yoğunlaşması ve hassasiyetin artması;
2- Bazı psikolojik faktörlerin; cinsel ilişki esnasında herhangi bir sebepten dolayı stress, telaşlanmak, kadını tatmin edememe korkusu ve cinsel ilişkinin yapısına etki edebilecek diğer faktörler;
3- Frijid kadınlara sıkıntı vermemek amacı ile erkeğin cinsel ilişkiyi kısa sürede sonuçlandırma çalışması;
4- Bazı ürolojik, meselâ prostat bezinin patolojisi, fimozis, MSS’in organik hastalıkları v.s.
5- Konjenital etkenler sonucunda ejekülasyon refleksinin anormal faaliyet göstermesi. Nevrozlu hastalardan (özellikle nevrastenide) gözlenen hem ereksiyonun, hem de ejekülasyonun genel zayıflığını da buraya dahil etmek mümkündür.
Nadir durumlarda ejekülasyonun çok gecikmesi (nisbî bozukluk) veya hiç olmaması (total bozukluk) gözlenebilir. Sadece psikojen etkenler sonucunda ejekülasyonun engellenmesi, geçici bir durum olarak değerlendirilmelidir. Elbette uzun süre tedavi olunmayan vakalarda mevcuttur.
Tam ereksiyon ve orgazm aşamaları olduğu halde ejekülasyonun olmaması da mümkündür. Yaşlı şahıslarda (55-60 yaşından sonra) ejekülasyonun gecikmesi veya hiç olmaması daha şık görülür. Bu durum, bazı organik ve somatojen hastalıklara bağlıdır.
Bazen orgazmsız ejekülasyon da olabilmektedir. Hatta bazı şahıslar spermlerinin akmasından şikayet ederler. Ejekülasyonun total bozuklukları, genellikle, sinir sisteminin organik patolojisi ( ejekülasyon beyin merkezinin zedelenmesi, bu cerrahî girişim sonucunda oluşabilir), cinsel organın taktil duyusunun zayıf olması ile ilgilidir. Bu durumlarda bazen masturbasyon suretiyle ejekülasyon oluşturmak mümkündür.
Hem erkeklerde, hem de kadınlarda cinsel arzunun azalması ile karakterize olunan ve cinsel güçsüzlük gibi anlaşılan empotans (erkeklerde), frigitlik (kadınlarda) sıkça rastlanmaktadır. Çoğu durumlarda fonksiyonel bir belirti gibi meydana çıkar. İnsan ruhuna tesir eden zararlı faktörlerin hepsi bu sendromların meydana çıkmasına neden olabilir. Nevrastenide ızdırap çekenler arasında cinsel arzunun azalması normal bir durumdur. Uzun süre sıkıntı geçiren, şüphe ve korku altında yaşayan şahıslarda da cinsel zayıflık sıkça gözlenir. Bir hasta cinsel ilişkiden önce kendini tam sağlam hissettiğini, ilişkiye girerken derhal ereksiyonun kaybolduğunu ve cinsel arzunun kaybolduğunu belirtiyordu. Bu hastanın muayenesi sonucunda, bu hasta bir yıldan fazla süreden AIDS’e yakalandığından şüphelenmekteydi. Eşine bunu bulaştıracağı korkusu onun yakasını bırakmamaktadır. Uygun muayene ve psikoterapi uygulandıktan sonra herşey normale dönmüştür. Frijiditenin önemli sebeplerinden biri de hamile kalmak korkusudur. Frijit kadınları muayene ederken tam bir anamnez almak, gerekli bütün muayeneleri (laboratuvar, enstrumental v.s.) yapmak gerek.
Kadınlardaki cinsel arzu eksikliğinin sebeplerini araştırırken onların cinsel hayatlarının bazı psikolojik özelliklerini göz önüne almak gerekir. Cinsel münasebetlerde kadınlarla erkekler arasında bazı eksiklikler mevcuttur. Meselâ, erkeklerde cinsel arzu çok çabuk, hatta sevgi hissi olmadan da oluşabilir, kadınlarda ise aksine cinsel arzunun oluşmasına sevgi neden olur. Cinsel ilişkiden önce daha uzun hazırlık dönemine ihtiyaç duydukları halde, erkekler bunu ereksiyon oluştuktan sonra bitirmek istiyorlar. Bazı araştırmacılar öyle hesap ediyor ki, cinsel ilişkilerdeki disharmoniyi anatomik-fizyolojik nedenlerde araştırmak gerekir. Hatta biolojik uygunluk görüşünü ileri sürerler. Ancak detaylı bilimsel çalışmalar bunu onaylamamaktadır. Tecrübeli seksopatologlardan sık sık şu cümleleri duymak mümkündür. “Soğuk kadın yoktur, beceriksiz erkek vardır”, yahut da “Empotent erkek yoktur, zarifliğini kaybetmiş kadın vardır.” Bazı durumlarla frijiditeye utanma, örf adetler, dinî fanatizmin baskısı neden olabilir. Bu durumlarda cinsel arzunun artırılmasına, psikoterapik görüşmelere ihtiyaç vardır. Elbette eşler arasında tam açıklığa, etik ve estetiğe uymayan yaklaşımlara da yol verilmemelidir. Herşeye bir sınır koymak gerekir.
M. Moten “Tecrübe” kitabında belirtiyor ki, Pisagor’un baldızı demiştir ki, “Erkek ile cinsel ilişkiye giren kadın elbisesi ile birlikte utanmayı da çıkarmalı, sonra ise elbisesi ile birlikte onu tekrar giymelidir.”
Kadınlar arasında rastlanan cinsel bozukluklardan biri de vajinizmdir. Reflektör olarak kadın vajen kaslarının spazmının sebepleri çeşitlidir. Vajinizm belirtisi bazı kadınlarda cinsel ilişki esnasında, hatta jinekolojik muayenede de ortaya çıkabilir. Herhangi bir sebep yüzünden korku geçiren veya gönülsüz cinsel ilişki esnasında vajinizm sıkça oluşabilir. Vajinusmusun derecesi muhtelif olabilir. Bazı araştırmacılar onun 4 derecesini ayırt etmektedirler. Jinekologlarca iyi bilinir ki, ağır vajinismusu olan kadınları ancak narkoz altında muayene etmek mümkündür.
Cinsel organın ve vajenin iltihabî hastalıkları ile ilgili oluşan vajinismusu gerçek vajinismustan ayırmak gerekir.
25 yaşında bir kadında vajinismusun sebebini araştırırken görülmüştür ki, ilk gece (zifaf) eşi ona karşı kabalık yapmış, çok ağrı hissettiğini söylediği halde eşi bunu dikkate almamış ve alaylı sözler söylemiş. Bu olaydan sonra 3 yıl boyunca kadın vajinismusun eziyetini çekmiştir.
Cinsel Bozuklukların Tedavisi
Fonksiyonel karakterli cinsel bozuklukların tedavisi esasen psikoterapi, ilaçlar ve bazı ek yöntemlerle, seksoterapi, müzik ile tedavi, cerrahî ameliyatlar v.s. yollarla yapılır.
Psikoterapi yöntemlerinin yararlılığı klinik çalışmalarda gösterilmiştir. Amaca uygun (rasyonel), patogenetik, hipnosujjestif psikoterapi ve autojen training yöntemlerinden yaygı olarak yararlanılabilir. Cinsel bozukluğa sebep olan psikojen etkenleri analiz etmek, onun mekanizmasını ve bundan çıkış yollarını hastaya anlatmak gerekir.
Cinsel ilişkilerde yeteri kadar bilgisi ve tecrübesi olmayan kişilerin kadınların arasında soğukluğun yaygınlığı dikkate alarak onlara bu konuları izah etmek, sabırlı, zarif ve sakin yaklaşmayı tavsiye etmek gerekir. Hastalara izah etmek gerekir ki, normal cinsel ilişkinin oluşması için bütün şartlara, psikolojik hazırlığa, cinsel oyunlara, ince dokunuşlarla erojen bölgelerin uyarılmasına önem vermek gerekir.
Hipnosujjestif psikoterapinin sayısı 10-12 seans olabilir. ilk seanslarda hastanın emosyonel halinin yükseltilmesine, kendine güven hissinin güçlenmesine yardım eden telkinler yapılmalıdır. Sonraki tedavi seansları kesin belirtilerin tedavi edilmesine yöneltilmelidir.
Psikoterapi, farmakoterapi ile paralel yapılmalıdır. Fonksiyonel bozukluklarda, özellikle gençlerde, endokrin preparatlardan yararlanmak uygundur. Bu ilaçların uygulanması 30-35 yaştan sonra, objektif muayenenin sonuçlarına göre (testesteron kanda 5 mg/ml’den az olursa) yapılmalıdır. Gücü artıran maddelerden (iohinbin), sedatif maddelerden (meprobomat, tazepam v.s.) yararlanılır. Nevroz belirtileri olan hastalara fizyoterapi yöntemleri (esasen su işlemleri), tedavi sporları, brom, valerial preparatlar, jen-şen, erevit (günde bir tablet), strikinin verilebilir

Diş Hekimliği ve Hipnoz

DİŞ HEKİMLİĞİNDE HİPNOZUN KULLANILMASI

A. GİRİŞ

Diş hekimliğinde hipnozun kullanımını ifade eden “HİPNODONTİ”in uzun bir tarihi vardır. Hipnozun diş hekimliğinde yaygın bir kullanım alanı vardır. İlk başta da diş problemlerine bağlı ortaya çıkan akut ve kronik ağrıların tedavisinde kullanılmaktadır. Diş hekimleri günlük çalışmalarında, hipnotik telkinler yardımı ile yeni yeni ilginç kullanım alanları geliştirmektedirler.

Diş hekimliği literatüründe konu ile ilgili çok geniş araştırma, makale ve kaynak bulmak mümkündür. Son on yılın literatürü içinde toplayan “Dünyada Hipnoz – Makale Özetleri” kitabımızda da görüleceği gibi, hipnodonti ile ilgili son on yılda bir çok araştırma ve makale yayınlanmıştır. 1980 öncesi dönemde göze çarpan çalışmalar arasında Badra (1961), Bernick (1972), Bodecker (1956), Cheek ve LeCson (1968), Crowder (1965), Damseaux (1959), Drewer (1961), Golan (1975), Hortland (1966), Kornfield (1988) Klopp (1975), McAmmond (1971), Mason (1960), Owens (1970), Roston (1975), Scott (1968), Secter (1965), Shaw (1958), Thompson (1963), Wald ve Kline (1955)

Konu ile ilgili ilk çalışmalar Burgess (1952) tarafından başlatılmıştır. Bu çalışmaları da diş hekimliği psikolojisi ile hipnoz arasındaki köklü ilişkiye değinilmiştir. HİPNODONTİK terimini literatüre tanıtan kişi Moss (1956) olmuştu. Bu terimi tanımlarken; Diş biliminde hipnozun kullanımı ve yararlılıklarını ihdas eden bir dal olduğunu söylemiştik. Ayrıca diş hekimliği pratiklerinde kullanılan telkin ve diğer yöntemleri de bu kapsamın içinde mütalaa etmiştir.

Konu ile ilgili dikkate değer ilk kitap 1950 ve 1958 yılında yayınlanmıştır. Stolzenberg tarafından yayınlanan 1950 tarihli bu kitap “Psychosomatics and Sugestion Therapy in Dentistry” ismi ile basılmıştır. 1958 yılında Shaw tarafından yayınlanan diğer kitabın ismi ise “Clinical Applications of Hypnosis in Dentistry” dır. Show’a göre diş hekimliği pratiklerinde ciddi hipnoz indüksiyon tekniklerine ihtiyaç kalmadan, basit telkinler vasıtası ile bir çok dental işlem yürütülebilmektedir. Ancak daha ciddi ve komplike problemleri olan bazı hastalarda hipnotik indüksiyon yöntemi tercih edilmelidir.

Ament (1955) yayınladığı bir çalışmasında hipnozun dental pratiklerde kullanılması ile ilgili olarak ilginç bir yaklaşım getirmiştir. “Time Distortion” uygulaması ile, koltukta pratik için saatlerce kalmak zorunda kalan hastalara bu süre kısaltılmaktadır. Hasta hipnotik transa alınmakta ve zamanın çok çabuk geçtiği konusunda verilen telkinler ile hastanın uzun pratik zamanını çok kısa algılaması temin edilmektedir. Hastanın pratik işlemleri bittiğinde transtan çıkartılmakta ve hastaya ne kadar süre geçtiği sorulmaktadır. Hastalar işlem süresinin çok kısa sürdüğünü ve çok rahat ettiklerini ifade etmektedirler.

Diş gıcırdatması genellikle gece uykusunda veya alkolün etkili olduğu dönemler boyunca ortaya çıkan ciddi bir problemdir. Bilinç altındaki dürtülerden oluşan bu diş gıcırdatmaları sonucunda sağlıklı dişler tahrip olur, mine tabakaları zedelenerek hastalıklı bir diş takımı oluşur.

“Briksizm” olarak adlandırılan diş gıcırdatması bilinçaltındaki stress ve gerilimin bir nevi ifadesidir. Uykuda iken bu gerilim ve sıkıntı kendini bu şekilde ortaya koyar. Hipnoz altında iken sağlanan derin solunum çalışmaları, hastaların bir kısım stress ve gerilimlerini atmak için yeterli olmaktadır. Bazen de direk baskılama yöntemi şeklinde verilen telkinler vasıtasıyla semptomlar kontrol altına alınabilmektedir. Direk baskılama yöntemi bilinçaltındaki gerilim nedenleri veya olayı ortaya çıkaran gerçek nedenler tesbit edilemediğinde uygulanmalıdır.

Bazı vakalarda semptom değiştirme uygulanabilir. Diş gıcırdatması olan hastalara posthipnotik telkinler ile, diş gıcırdatması yerine el parmaklarını herhangi bir yere vurma ve fiskeleme şeklinde semptom ikame edilebilir. Veya daha başka uygun bir alternatif semptom bulunabilir.

Bazı vakalarda ise otohipnoz ve ototelkin yöntemi kullanılmaktadır. Uyku zamanı geldiğinde hastalar kendi kendilerine ototelkin vererek, dişlerini gıcırdatmıyacaklarını telkin eder ve uyurlar. Uyku süresince dişlerini gıcırdatmadıkları tesbit edilmiştir.

Bazı vakalarda kişiler hipnotik transa alınmakta ve bir müddet sonra telkin ile normal uykuya geçmesi sağlanmaktadır. Hasta normal uykuya geçtikten sonra diş gıcırdatması başlamaktadır. Bu hastalar hemen uyandırılmakta ve diş gıcırdatması kesilmektedir. Ardından tekrar uyumalarına izin verildiğinde, diş gıcırdatmasının süratli bir şekilde tedavi olduğu gözlemlenmiştir.

Kuhne (1959) ve Sinyer (1960) hasta ile hekim arasındaki psikolojik süreçleri ve karşılıklı ilişkileri incelemiştir. Singer özellikle Adler tarafından geliştirilen bazı teknikler üzerinde durmuştur.

Secter (1960) hipnozun diş hekimliğinde kullanım alanlarını göstermiş ve özellikle öğürme ve geğirme refleksinin tedavisinde hipnozun kullanımını göstermiştir. Hipnoz geğirme ve öğürme refleksinin kontrolünde kıymetli bir yöntemdir. Konu ile ilgili bir çok çalışma yapılmıştır. Bunlar arasında Ament (1971) Chastain (1965), Stolzenberg (1959-1961), Wegand (1972) sayılabilir. Barlett (1971) direk telkin vasıtası ile öğürme refleksinin önüne geçilebileceği belirtilmiştir.

Bilindiği gibi ağzı çok hassas kişilerde normal dişlere karşı bile bir öğürme duygusu oluşmaktadır. Bu tip hastaların muayenesinde herhangi bir organik neden bulunamamıştır. Ayrıca çeşitli diş protezleri ve apareyleri kullanan bazı hastalarda da durum aynıdır. Bunlarda da dayanılmaz bir öğürme refleksi başlayabilmektedir.

Konunun daha da vüzuha kavuşabilmesi için bir vaka takdimi yapmakta yarar vardır. Crasilneck (1971) ten naklettiğim bu vakada hastamız otuz yaşlarında, iki çocuk annesi, evli bir bayandır. Hastamızın dişleri ileri derece bir hassasiyete sahiptir. İlkokuldan bu tarafa dişlerine dışardan gelebilecek herhangi bir uyarı çok rahatsızlık vermektedir. Bu nedenle dişlerini fırçalamak ve temizlemek hemen hemen imkansız bir hale geliyordu. Zaman zaman almak zorunda kaldığı soğuk ve sıcak içeceklere tahammül edemiyordu. Her türlü farklı uyarı hastayı rahatsız ediyordu.

Hasta tüm bu şikayetlerden kurtulmak ümidiyle hipnoterapi ile tedavi olmak istiyordu. Hasta bu hassasiyeti nedeni ile diş kürdanı, diş ipi gibi temizleyici şeyler de kullanamıyordu. Tüm bunların yanında hastanın dişlerine cerrahi bir müdahale yapılmak zorunluluğu da ortaya çıkmıştı. Cerrahi öncesi muayenenin yapılması ve cerrahi sonrası oluşacak ağrıyı düşünmesi bile hastayı ileri derecede rahatsız ediyordu. Bu düşünceler altında hasta yüksek bir gerilim içine giriyor ve depresyona eğilim gösteriyordu. Hastanın ağzı ve dişleri ile ilgili sahip olduğu stress ve reaktif depresyon haricinde herhangi bir psikolojik sıkıntısı ve rahatsızlığı olmadığı gözleniyordu. Tüm bu şartlar altında, samimi bir dille diş doktoruna şöyle diyordu: “Dişçiye gitmektense bir bebek doğurmayı tercih ederim. Bebek doğurmak bu işlemin yanında benim için daha kolay gelmektedir.” Hasta ile yapılan görüşmeden sonra hastaya hipnodonti çalışması yapılmaya karar verildi.

El yükseltme testi vasıtası ile oluşturulan hipnotik indüksiyon yöntemi başarılı olmuştu. Hastada eldiven anestezisi oluşturuldu. Hastanın gözleri açık bir şekilde parmakları üzerinde ağrılı uyaran verildi. Hekimin tırnakları vasıtasıyla, hastanın parmaklarına verilen ağrılı uyaranlarda hasta hiçbir ağrı hissetmediğini duyumsadı ve gözlemledi. Bu şekilde hasta hipnoanestezi vasıtası ile ağrıyı kontrol edebileceğini gördü. Parmaklarda oluşturulan bu anestezi hali, vücudun diğer bölgelerine de rahatça yapılabilir veya taşınabilirdi. Aynı anestezik ve analjezik etki ağız içine de ulaştırılabilirdi. Bunun üzerine hastaya verilen otohipnoz ve ototelkin telkinleri sayesinde, ağzındaki hassasiyeti azaltması önerildi.

Hasta, günlük olarak yaptığı uygulamalar ile ağzı içindeki hassasiyeti azaltmayı başardı. Dışarıdan gelen uyarılara karşı artık bir tepki olmuyordu. Her geçen gün alınan sıcak ve soğuk sıvılara karşı tahammül artıyor ve ağrı duyusu azılıyordu. Sonuçta hasta diş hekimliği ile ilgili yapılacak her türlü manipülasyona fiziki ve ruhsal olarak hazır olduğunu söyledi.

Hastanın durumunu tesbit edebilmek için her gün hekimin bürosuna uğraması söylenerek günlük raporlar alındı. Hasta her gün iki kez otohipnotik transa giriyor ve kendisine öğütlenen telkinlerin yerine getiriyordu. Bu telkinlerde ağzı ve dişleri ile ilgili desensitizasyon telkinleri mevcuttu. Hasta transtan çıktığı zaman hissettiklerini şu şekilde dile getiriyordu: “Uykunun derin bir aşamasına ulaşıyorum. Ancak, düşündüğüm ve yaşadığım her şeyi detaylarına kadar hatırlıyorum.” Trans esnasında yaşanan olayların tamamının hatırlanması bir çok kişide meydana gelmektedir. Bazıları az şey hatırlarken, bazıları hiç bir şey hatırlayamamaktadır.

Bu aşamada hastaya; ağzı içinde yapılmasına tahammül edemeyeceği bir işlemin veya düşüncenin olup olmadığı soruldu. Hasta bu soruya şöyle cevap verdi: “Dişlerimin arasından havanın geçmesine veya emilmesine asla tahammül edemem. Böyle bir işleme bir saniye bile dayanabileceğimi zannetmiyorum.” Hastanın bir sarsıtıcı ve anlamsız görünen cevabı için doktoru ototelkinlere devam etmesini söyledi.

Hasta yine günlük raporlarını vermesi için büroya uğruyordu. Hassasiyet, ağrı, korku ve huzursuzluk bir hafta sonra tamamen sona ermişti. İki hafta sonra herhangi bir komplikasyon olmadan hipnoanaljezi ve hipnoanestezi sayesinde hastanın ağzındaki cerrahi işlem başarılı bir şekilde tamamlandı. Hastaya verilen posthipnotik telkinler ile cerrahi sonrası tüm olumsuz duyguları hissetmesinin önüne geçildi. Bir hafta sonra hasta kendi haline bırakıldı. Hasta zaman zaman ağzından ve dişlerinden kaynaklanan problemlerle karşılaştığında otohipnozu kullanmaktadır. Bu şekilde problemlerin üstesinden gelmektedir.

Kişiler ne kadar sağlam yapılı olsalar da, diş ile ilgili uygulamalar ve işlemler insanlarda her zaman bir sıkıntı ve stress kaynağı olmuştur. Hiç bir kimse güle oynaya dişçi koltuğuna oturmaz… İstemese de, sevmese de… zorunluluk nedeni ile o koltuğa ve hekimin uygulamalarına tahammül eder.

Bazılarına göre oral kavitenin fonksiyonları çok önemlidir. Özellikle Freud ve takipçilerinin üzerinde durduğu temel konu, psikolojik gelişimdeki oral aşamanın durumudur. Bebeğin gelişmesinde oral aşamanın rolünden büyük olduğunu iddia etmektedirler. Bir çok nevrotik problemi ve kişilik yapısının bu erken çoçukluk döneminde ortaya çıktığını iddia etmektedirler. Bu dönemde meydana gelen sapmalar, saplantılar ve fiksasyanlar, bir çok patolojik bireyi doğurmaktadır. Buna bağlı olarakta oral kavitenin hassasiyetleri ortaya çıkmaktadır.

Bir çok alışkanlık oral karakter eğilimlerinin yansımasına bağlıdır. Fazla yemek yemek, sigara içmek, alkol almak bunlara bağlıdır. Oral fiksasyon bazı homoseksüel fantazilerin gelişmesine ve bazı depressif formların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Bazı nevrotik problemlerde de olduğu gibi, normal psikolojik gelişim esnasında ağız boşluğunun bu psikolojik önemi yanında, diş uygulamalarında insanların psikolojik bir sıkıntı ve gerilim içine girmesi insanları şaşırtmamalıdır. Çünkü oral boşluk gelişimin erken dönemlerden itibaren, en önemli bir iletişim merkezi ve odağı olmuştur. Bunun da ötesinde, insanın hayatiyetini devam ettirmekte gerekli olan yiyecek ve gıda alımı, konuşmanın temini, hatta sevginin ifadesi bu bölgenin bir fonksiyonudur. Böyle önemli bir bölgenin, diş uygulamalarına tabi tutulması, cerrahi işleme sokulması insanda elbette huzursuzluk ve gerilim yarartacaktır. (Pavasi, 1963; Raginsky, 1958; Sandar, 1961) Tüm bu bilinçaltı gelişim ve düşüncelerinin etkisi altında birey, kendisine uygulanacak işlemlere gereğinden fazla önem atfederek, yoğun bir stress altına girebilir. Bilinçaltındaki olumsuzluk dolu duygularını fiziksel bir ağrıya dönüştürebilir. (Castillo, 1960)

Bazı hastalar yıllardır baskıladıkları bu fantazi ve duygularını veya oral gerilimlerini, diş uygulamalarına projekte ederler. Böyle kişilerde sonuçta anksiyete oluşur, gerilim artar ve normal bir işlem şeklinde oluşması beklenen diş uygulamaları karmakarışık bir duygular kombinezonu halini alır.

Bu tip vakalarda hekimler hastanın psikolojik dinamiklerini keşfetmeye çalışmalıdır. (Barlard, 1961). Hasta niçin ve neden böyle bir semptom geliştirmektedir. Niçin böyle bir savunmaya gerek duymaktadır. Hipnoanaliz yöntemi ile hastaların bilinçaltındaki duyguları keşfedilir ve sembolizasyon mekanizması ortaya çıkarılabilir. Hastaların psişik dinamikleri ortaya çıkarıldıktan sonrada, onlara uygulanan bir tedavi yöntemi izlenir.

Jacoby (1968) yayınladığı çalışmalarında 300 hastasını daha önceden hazırladığı teyp kasetleri sayesinde hipnotik transa aldığını ve dental işlemlerini başarı ile yaptığını belirtmiştir. Stoptos (1958) hastalarında özel problemler çıktığında hipnodontiyi uyguladığını ve başarılı olduğunu söylemiştir. Smith (1965), dental uygulamalarda hipnodontiyi çocuklar üzerinde denemiş ve çok olumlu sonuçlara ulaşmıştır.

Corchrar ve Secter (1965) dört yıl boyunca histerik olarak tad duyusunu kayeden bir hastayı hipnodonti yöntemiyle tedavi ettiklerini belirtmişlerdir.

Stolzenery (1961) hipnotik yaş gerilemesini kullanarak iki hastadaki “diş fobisi”nin kaynaklarını araştırmıştır. Her iki hastada da erken dönemde uygulanan bir diş cerrahi operasyonunun bu korkudan sorumlu olması beklenirken, sonuç böyle çıkmamıştır. Her iki hastada kulaktan duyma ve toplumsal etkilenme sonucu “Diş fobisi”nin oluştuğu görülmüştür.

B. DİŞ HEKİMLİĞİNDE HİPNOZUN KULLANIM ZAMANLARI

Diş hekimliğinde hipnozun kullanım endikasyonları Marcus (1963) bir liste halinde özetlemiştir. Bunlar;

1- Diş tedavisine ihtiyacı olduğu halde buna izin vermeyen hastalara ulaşmada

2- Gereksiz korku ve endişelerin hakim olduğu durumlarda. Böyle hastalar daha öneleri hoş olmayan bir diş uygulaması geçirmiş olabilirler ve duygularını bu olumsuz anıların üzerine bina etmiş olabilirler.

3- Kimyasal meditasyona ilaveten veya onun yerine ikame edilmek üzere premedikasyon uygulamalarında

4- Kimyasal anestezik kullanılmışsa bunlara bağlı sonradan çıkan hoş olmayan durumların önlenmesinde veya hiç kimyasal anestezik kullanılmamasında.

5- Kalp hastalıkları, allerjik nedenler gibi kişiye has özellikler nedeniyle kimyasal analjezik ve anestezik olamayan hastalarda alternatif bir yöntem olarak.,

6- Parmak emme, dili sorma gibi erken çocukluk dönemi alışkanlıkları ve öğürme refleksi gibi handikapları olan hastalarda,

7- Diş uygulamaları esnasında hastaların yaşadığı olumsuz duyguları ortadan kaldırarak onlarla iyi bir iletişim içine girmek için,

8- Kapiller kanamanın kontrolünde, salgı ve tükrük ifrazatının önlenmesinde,

9- Diş uygulamalarında kullanılan çarkın hoş olmayan vibrasyon ve gürültünün azaltılmasında,

10- Operasyon sonrası meydana gelebilecek kanama ve ağrının kontrol edilebilmesi için posthipnotik telkinlerin verilmesinde,

11- Ağızdaki diş protezlerinin, yumuşak dokusu ve tüm dişler hakkındaki olumsuz zihinsel düşünce ve imajların ortadan kaldırılmasında HİPNODONTİ kullanılmaktadır.

Kanamanın kontrolü ile ilgili olarak diş literatüründe geniş bir yayın listesi bulunmaktadır. (Newman, 1971). Ancak konunun objektif kıstaslarının ortaya konabilmesi için daha çok klinik çalışmanın yapılması gerekmektedir. Yapılan bu çalışmalar hipnotik trans esnasında ve transtan önce pıhtılaşma faktörlerinin herhangi bir değişiklik arzettiği tesbit edilememiştir. Trans seviyesi, pıhtılaşma faktörleri üzerinde bir etki yaratmamaktadır ve herhangi bir değişikliğe neden olamamaktadır. Kanamanın kontrolünde temel nedeninin muhtemelen arteriollerin kontraksiyonudur. Bunun da bir ölçümü ve karşılaştırmak bir çalışması bugüne kadar yapılmamıştır. (Crasilneck ve Fogleman, 1957)

Fakat, diğer bir gerçekte hipnoz altında iken hastalardan kanama mutlaka azalmaktadır. Hatta konu hemofili hastalar üzerinde de uygulanmıştır. Aynı sonuçlara ulaşılmıştır. (Dufour, 1968; Lucos, 1965, Newman, 1974) Hemofili hastalarında bir kanamanın ne kadar ciddi sonuçlar oluşturabileceği düşünülürse, hipnozun bunlar üzerindeki etkisi ciddi olarak düşünülmeye değerdir.

Diş hekimliğinde hipnozun kullanım alanlarından çoğunu, hipnoanestizi ve hipnoanaljezi oluşturmaktadır. (Bartlett, 1970; Kroll, 1962) Aşağıda nakledeceğimiz vaka takdimi buna güzel bir örnektir. Hastamız, 32 yaşında bir bayandır. Hasta diş hekiminin bürosuna ilk gelişinden takiben 1,5 saat sonra hipnoz uygulamasına başlanmıştır ve hastaya şöyle uygulama yapılmıştır.

“Gözlerini kapa ve tüm vücudumu tamamen gevşemesine izin ver. Sanki bezden bir bebek gibi olduğunu hissetmeye çalış ve konsantre ol.. Rahatça bükülebilen bir bebek. Şimdi gerginliklerini gider ve rahat ol.. Çok iyi… Çok iyi… Şu anda gevşemeni istiyorum. Tüm vücudunu tamamen gevşet. Tamamen gevşet… Daha da gevşet.. Çok güzel.. Çok güzel… Vücudun tamamen gevşedi. Sanki eklemlerin bir birinden ayrıldı. Kaslarının her lifi gevşedi. Şu anda göz kapaklarına büyük bir ağırlık koydum. Göz kapakların kurşun gibi bir ağırlığın altında… Göz kapaklarını açmaya çalıştıkça göz kapakların daha da kapanıyor… Sanki tutkalla birbirine yapışmış gibi. Şu anda derin bir transa giriyorsun. Güzel bir hipnotik transa .. Çok başarılısın… Endişelenecek hiçbir şey yok.. Tekrar konsantre olmanı istiyorum. Şu anda sağ el işaret parmağına konsantre ol.. Zihinde işaret parmağını canlandır. Parmağının üzerine sanki bir eldiven geçirildi.. Eldiven geçen bölge tamamen hissizleşiyor.. Parmağında hiç bir ağrı duyusu kalmadı… Sadece basınç ve dokunma duyusunu hissedebiliyorsun… Basınçtan başka bir şey hissedemiyorsun. Şu anda göz kapaklarını açmaya izin veriyorum. Göz kapaklarındaki ağırlığı kaldırdım.. Evet şu anda göz kapaklarını açabilirsin. Sağ elinin başparmağına dikkatlice bakmanı istiyorum. Şu anda gördüğün gibi tırnaklarım ile parmağını sıkıştırıyorum. Ancak hiç bir ağrı duymuyorsun. Sadece dokunmamı hissediyorsun. Evet başparmağından ağrı duyusunu tamamen kaldırdım… Artık gözlerini tekrar kapatabilirsin Lütfen ağzını aç ve anestezi oluşturduğumuz, uyuşturduğumuz parmağını ağzına götür. Parmağını sancılı dişine dokundur.. Birazdan elindeki anesteziyi ağzına nakledeceğiz… Evet şu anda elindeki anestezi hissi ağzına geçti. Hissedebiliyorsun. Artık ağız içi tamamen uyuştu. Dişlerinde ve ağız içinde hiçbir sancın kalmadı. Artık hiçbir şey hissetmiyorsun.l Parmağını artık çıkarabilirsin. Çok güzel… çok güzel… Şimdi biraz da çok güzel ve hoş duygular içine gireceksin. Kulağına güzel bir müzik sesi geliyor. Kendini bu müzik sesine veriyorsun ve hoşça bir vakit geçiriyorsun. Seni muayene ederken ve ağzında gerekli işlemleri yaparken çok rahat ve huzur içinde olacaksın. Çok hoş duygular yaşayacak ve huzur içinde olacaksın. Hiç bir endişe ve korkun olmayacak. Evet işlemlere devam ediyorum. Müzik çok güzel.. Duygular çok güzel…”

İşlem boyunca hasta ile hekim arasındaki iletişim bu şekilde devam eder. Cerrahi işlem bittikten sonra hastaya şu telkinler verilmiştir:

“Dişlerinden dolayı duyduğun huzursuzluk ve korkular artık bitti. Çünkü bütün problemlerin halledildi. Ağzında ve dişlerinde yapılması gereken tüm işlemler başarılı bir şekilde ikmal edildi. Bundan sonra kendi kendine ototelkinler vereceksiniz. Dişlerin ile ilgili cerrahi bir işlem ile karşılaştığında otohipnoza girerek şu telkinleri kendine yapacaksın “Diş hekimim ağzımla ve dişlerim ile ilgili işlem yaparken hiç bir şey hissetmeyeceğim… Çok rahat ve huzur içinde olacağım… Hiç bir ağrı duymayacağım. Hiç bir kuşkuya kapılmayacağım… Tüm diş uygulaması boyunca bu durumun muhafaza edeceğim… Dişlerime ve ağzıma cerrahi işlemler uygulandıktan sonra hiçi bir olumsuz duygu taşımayacağım. Daha sonra da ağrı duymayacağım.. Süratli bir şekilde iyileşeceğim.. Transtan çıkma zamanının geldiğinde ondan bire doğru sayacağım. Bir ile birlikte uyanacağım” diyeceksiniz.

Cerrahi işlem bittikten sonra, aşağıdaki telkinler verilerek hasta transtan çıkartılmıştır.

“Cerrahi işlem başarılı bir şekilde bitirildi. Ağzın ve elinizin tamamen normal haline dönüştü. Gece boyunca rahat bir uyku çekeceksiniz. Kendi kendinizin doktoru gibi bundan sonra ağzınızın ve dişlerinizin bakımını yapacaksınız.. Gerektiğinde, herhangi bir işlem için diş hekiminize gittiğinizde otohipnozu kullanabileceksiniz. Şimdi sizi ondan bire doğru sayarak uyandırıyorum. Bir dediğimde dipdiri ve taptaze olarak, hayat dolu bir şekilde uyanacaksınız. 10 – 9 – 8 – 7 – 6 – 5 – 4- 3- 2 – 1..”

Bazı araştırıcılar (Smith, 1970) otohipnozu hastalarında kullanmışlardır. Petrov, Traillov ve Kalentgiev (1964) 49 hastalarında hipnoaneljeziyi başarılı bir şekilde kullanmışlardır.

Ülkemizde Diş tabibi Ali Eşref Müezzinoğlu’nu bu konuda oldukça ciddi çalışmaları mevcuttur. Geniş pratik çalışmalarını takdirle karşıladığımız, bu kıymetli hipnotist arkadaşımızın kendi vaka takdimlerini bir seri halinde yayınlanmasını bekliyoruz. Konuya ilgi duyan bir çok diş hekimi arkadaşımız, muayenehanelerinde bu tip uygulamaları yapmaktadır. Zaman zaman bizimle de iletişime geçen bu hekimlerimizin çalışmalarını efkarı umumiye aktarmalarında büyük yarar görmekteyiz.

Yukarıda özetlediğimiz kullanım alanlarında hipnodonti çok yararlı bir uygulamadır. Özellikle kimyasal anesteziklere karşı allerjisi bulunan hastalar için, hayati öneme haizdir. Bu tip özel vakalar literatürde sıkça neşredilmekte oldukça ilgi toplamaktadır. Bunlardan birini Crasilneck, McCranse ve Jenkis (1956) neşretmişlerdir. Procaine ve lokal anestizekleri ileri derecede hassasiyeti olan bir bayan hasta bu yöntemle tedavi edilmiştir.

Öğürme refleksi ve diş gıcırdatması diş hekimlerinin sıkça karşılaşabilecekleri iki önemli problemdir. bu problemlerin kaynağında genellikle psişik bazı faktörler yatmaktadır. Bu nedenle diş hekimlerimizin bu tip vakalarda hipnoterapi uygulayacaksa psişik dinamikleri çok iyi bilmeleri uygun olur. Çalışmalarımız ve yayınladığımız kitaplar umarız ki, onlar için bir başlangıç olur.

Spor ve Hipnoz

HİPNOZUN SPORDA KULLANIMI

Hayal etme, gözünde canlandırma ve zihinsel olarak olayı yaşama başarılı atletlerin müsabakadan önce uyguladıkları temel yöntemlerdendir.

Atletlerin bu tip uygulama programlarına, iç konsantrasyon, zihinsel oyun gibi isimler verilmiştir. Bunlar otohipnozun varyasyonlarıdır. Bir çok atlet kafalarında canlandırdıkları üç önemli adımdan sonra giderler. Bu zihinsel adımlardan ilk etapta kesin amaçları vardır. Bir baseboll oyuncusu belirli bir saha üzerinde dikkatli bir şekilde bir çizgi boyunca vurmayı arzu eder. Bir tenis oyuncusu topa daha çok falsolu vurmak ister. Her spor dalının ve her şahsın farklı amaçları vardır.

İkinci aşamada zihinsel olarak olayı yaşamaya çalışır. Bu esnada kafasından geçirdiği amaçlara nasıl ulaşabileceğini hayal eder. Zihninde amaçlarına ulaştığını görünce kendisini daha güçlü hisseder.

Üçüncü aşamada olayı uygular. Zihninde başarmanın verdiği arzu ile işe başlayan atlet bunun etkisi ile tutuşur. Kendini tamamen oyuna veren ve oyunda yalnız başına olduğunu düşünen bir atlette hemen hemen hiç bir gerilim yoktur. İyi bir fiziksel oyun çıkarabilmek için , böyle bir zihinsel oyunu uygulamak gerekir.

S. Kenler ( basketbol antrenörü) ekibinin 36 maçtan 33’ünü kaybetmesi üzerine bu yöntemden yararlanmak istedi. Sonuçta Kenler’in takımı son 8 yılda görmediği başarıyı kazandı. 171 oyundan 142’sini kazanmıştı. Aynı şekilde otohipnozu zihinsel tasarımda da uygulayan atletlerde de benzer başarı kaydedilmiştir. Oyundan önce gevşeme, konsantrasyon ve zihinsel tasarım oyun performansını artırmaktadır.

Biz burada hipnozun yararlı olabileceği bir çok hayat alanından sadece bir kaçına değindik. Yapılabilecek şeyler sonsuzdur. Bu kitabın içine sığdırılması da mükün değildir. Bu konuyu burada kapatırken hipnozun sadece bir araç olduğunu bilmenizi isterim.O, tüm hastalıkları iyileştirecek sihirli bir solüsyon değildir. Hipnoz zihninizdeki tabii güçleri harekete geçirerek sizi , iyiye , güzele, mutluluğa ve başarıya ulaştıracaktır.

Eğitim ve Hipnoz

HİPNOZUN ÖĞRENMEDE KULLANIMI

Öğrenmede hipnozun etkisi üzerine çok şey yazılmıştır. Çalışmalar göstermiştir ki; hayal etme üzerine temellendirilmiş olan mental düşünce yardımı ile elde edilen hafıza, hatırlama ve yoğunlaşma öğrenmede önemlidir.

Belirli mental araçları kullanarak hafızanın ve öğrenmenin artırılması metoduna MİNEMONİK denmektedir. Örnek olarak HOMES kelimesini hatırladığınızda Amerika’daki büyük göllerin isimleri akılınıza gelir. Bu göller Huran, Ontario, Michigan, Enie, Superior’dur. Hipnoz vasıtası ile zihinsel hayal gücünüzü aktive ettiğinizde hafızıya ulaşmada kolay bir yol olan hayal etmeyi aktive ederek kolayca öğrenebilirsiniz. Hukuk, polis akademisi ve diğer öğrenci gruplarının bulunduğu yerlerdeki zihinsel işlerde çalışanlar zor ve kapsamlı sınavları geçebilmek için kafalarında daha etkili çalışma yöntemleri düşünmektedirler. Bireylerin çoğu bilgilerine başvurulmak maksadı ile çağrıldıklarında veya herhangi bir konuda engin bilgilerine müracaat edildiklerinde gerilim içine girerler. Bu gerilim ve stress de öğrendiklerini hatırlama ve aktarmalarını güçleştirir. Sonuçta bilgi kapasiteleri azalır ve inhibisyona uğrar. Bizim klinik çalışmalarında hipnoz , mülakaat sınavları ve polis testlerinde başarılı bir uygulama alanı bulmuştur. Bu sınavlarda kişiler hipnozu kullanarak zihinlerindeki hayalleri nasıl aktive edip, nasıl gevşeyeceklerini öğrenmişlerdir. Bu şekilde bazı hayaller onların kafalarındaki ihtiyaçları olan depolanmış bilgileri emiyormuş gibi alıp çıkarır. Bu tip çalışmalar esnasında testlerde bireyler sanki yüksek kapasiteli bir kompütür gibi beyinlerindeki tüm bilgilerı çağırmayı hayal edebiliyorlardı. Herkes kendisi için spesifik bir imaj seçmiş idi. Bir polis memuru büyükannesinin sesini hayal ediyordu. Çünkü büyükannesi onun kafasında her türlü bilgiyi kendisine ulaştıran, ona kitap okuyan çocukluk döneminin temel figürü idi.

Büyük annesinin imajını kritik ettiğinde çocukluk dönemine ait bir çok hatıraları canlanıyordu. O gevşeme hislerini bu kaynaktan besliyordu. Bilgiyi hatırlama, öğrenme kapasitesini artırmaya muktedir olma kafasındaki bu güçten kaynaklanıyordu.

Öğrenme ve hipnoz, tabiatı itibarı ile sanki birbirine bağlanmış gözüküyor. A. Einstein bilimsel başarılarındaki temel özelliğin adolesan dönemde sahip olduğu hayal etme gücünden bahsetmesi ve hayal edebilmenin insana verdiği olumlu bir özellik olduğunu belirtmiştir. Çocukluk döneminden itibaren ışığın dağılımı ile ilgili düşünceleri vardı. Bu şekilde öğrenmeye kaabiliyeti artıyordu.

T. X. Barber isimli araştırıcı yaptığı araştırmada hipnozu kullanmanın indirekt olarak öğrenme kapasitesini artırdığını bulmuştur. Olumlu ototelkini kullanmak suretiyle yapılan deneysel öğrenci çalışmalarında, öğrenme kapasitelerinin artırıldığı tesbit edilmiştir. Bunlara verilen olumlu ototelkinler şu şekildedir;

1. Gevşeme ve sükünet hislerinizi kuvvetlendirin,

2. Çalışmalardaki ustalığınızı ve hoşlanma duygunuzu artırınız,

3. Canlılık ve enerji hislerinizi artırınız,

4. Vukufiyetinizi geleşitiriniz.

Olumlu telkinler zihinsel gevşemeye yardım ederek bilinçaltının daha da hür kalmasını sağlayıp, bilgilerin bilince çıkmasını temin eder. Böylece öğrenme proçesi kolaylaşmış olur. Halbuki negatif düşünceler ve gerilimler insanı öğrenmekten alıkoyan olumsuz etmenlerdir.

Sanat ve Hipnoz

HİPNOZUN SANATSAL YARITICILIKTA KULLANIMI

Yaratıcı düşüncenin kritik anı, duygu ve düşüncelerdeki bilinen klasik kalıpların terkedilmesi ile mümkündür. Bu esnada henüz zihne ulaşmamış entellektüel ve emosyonel alanlardaki bilgi ortaya çıkar.

Yaratıcılık, hatırlama ve hipnozda, birincil olarak sağ beyin yarım küresi aktivitesi etkindir. Eğer siz hipnoz pratikleri yapıyorsanız, sağ düşünce kalıplarınız daha çok uyarılacaktır. Bu durum da daha büyük yaratıcılık kabiliyetlerini ifade etmeye imkan tanınacaktır.
M. Erichson yaptığı araştırmada hipnoz altında iken insanın yaratıcı gücünün kesin bir şekilde arttığını göstermiştir.Sanatsal yetenekler sağ beyin yarım küresinin çalışmaları sonucu ortaya çıkmaktadır.Sanatsal gelişimin oluşabilmesi için sağ beyin yarım küresi çalışmalarının etkisi altında sol beyin yarım küresinin disiplini ile mümkündür. Hipnoz sağ mental düşünce kalıplarını aktive etmektedir. Bu şekilde hepimizde bulunan uykudaki sanatsal yeterlilik bir şekilde açığa çıkarılabilir. Dünyada, okullarda öğrencilere piyesler aracılığı ile yeteneklerinin nasıl ortaya çıkarılacağı öğretilmektedir.Böylelikle bir nevi otohipnoz yapılmaktadır.
Profesör B. Edwards tarafından yapılan araştırmada resim yapmada sağ beyin yarım küresinin etkisi araştırılmıştır. 5 kişiden oluşan bir gruptan bir insan yüzü çizmeleri istenmiş, daha sonra aynı grup hipnotik transa alınarak çizimleri tekrarlamaları istenmiştir. Sonuçta görülmüştür ki; iki grup resim karşılaştırldığında hipnoz altında yapılan resimler diğer resimlere nazaran çok çok iyi bulunmuştur. Sadece resimde değil müzik, bilim, iş hayatında da hipnoz ile yaratıcılık daha da artırılabilmektedir. Çünkü hipnoz esnasında insanlar daha geniş bir perspektiften hayal dünyalarını çalıştırabilmekte, sonsuz kombinasyonları rahatlıkla görebilmektedir

Endüstri ve Hipnoz

HİPNOZUN ENDÜSTRİ VE İŞ HAYATINDA KULLANIMI

Çoğu iş adamı ve idareci hipnoz kelimesinden bahsedildiğinde küçümser bir eda ile gülümserler. Onlar hipnoz hakkında ne bilmektedirler? Onların bilgileri; hipnozun sadece ilginç, büyücülükle alakalı gizemli bir şey olduğudur. Halbuki şu anda uygulanan bilimsel hipnoz teorileri ile kendi kafalarındaki hipnozun hiç bir alakası yoktur. Gerçekte ise iş hayatı ile ilgili klasik kitapların çoğunda hipnoz kelimesinden bahsedilmeden hipnotik prensipler öğretilir.
D. Jornegia hata yapmaksızın başarılı olabilmek için ototelkinin ve hayal gücünün kontrollü kullanılmasının önemi üzerinde durmuştur. N. Vinjent Peale ise hayal aracılığı ile olumlu düşünceleri geliştirmenin metodunu araştırmıştır. N. Hill ise ototelkin ve hayal ile zihinsel düşüncenin zenginleşeceğini söylemiştir. M. Malts ise otohipnoz ve otoimaj çerçevesinde oluşturduğu psikosibernetik bilimini geliştirmiştir.
Konu ile ilgili bir çok çalışmalar yapılmıştır. Sonuçta ototelkin ve otoimajın uygulanması ile iş hayatında başarılar artmıştır. Bu nedenle binlerce profosyenel iş adamı ve yönetici otohipnozun başarısını teyid etmiştir. Biz de sizlere otohipnozu kullanarak işlerinizde daha başarılı olabileceğinizi söylüyoruz. İş sahasında 4 spesifik alanda hipnotik tekniği kullanabilirsiniz.
1. Negatif inançlanızı değiştirmede,

2. Önemli konuları ezberlemek için mental kapasitenizi artırmada,

3. Değişime direnç gösteren eğilimlere ve düşüncelere karşı savaşmada,

4. Kazanılmış başarıların devamı için.
Yukarıda belirlenen hedeflere ulaşmak için dinamik bir hayal proğramı geliştirilmiştir. Birinci aşamada negatif inançları değiştirmek için sekiz basamak çizildi. Negativizmden uzaklaşabilmek için olumlu ototelkin ve hayal otohipnozun sistematik olarak uygulanması ile yeniden güç kazanımı bunlardan bir kaçıdır. Diğer üç aşamada da aynı programlar uygulanır. Bu programı uygulayan birisi daha yaratıcı olabildiği gibi iki günde yapılabilecek işleri bir günde yapabilmektedir.Bu şahıs kendini sükunet içinde gerilimi azalmış , iş hayatında daha mantıklı ve makul davranmaya başlamıştır. Genel hayatı bile düzelmiştir.
Otohipnoz daha çok yaratıcı üretimde yeni alanlar temin eder. Etkili bir yaşam , daha mutlu bir hayat otohipnozun sağladığı diğer imkanlardır. Gevşemenin ve rahatlamanın gerektiği yaşam sahalarının bir çoğunda otohipnoz prensipleri ile karşılaştığımızda hoş bir şaşkınlığa düşeriz. Dişçide, yoğun trafikte, sıkıcı toplantılarda, kendimizi patronun baskısı altında hissettiğimiz zamanlarda hep otohipnozun yardımını bekleriz. Liste sonsuza kadar uzatılabilir. Barber, hipnozun daha geniş kullanılabilmesi için beş olgu tesbit etmiştir. Bu olgular eğitimde olduğu gibi iş sahasında da geçerlidir.
Onun Amaçlarının Temel Prensipleri; (Deneysel olarak gösterilmiştir.)
a. Biz devamlı kendi kendimizle konuşarak meşgul oluruz,

b. Kendi kendimize ne söylüyorsak performansımız ve üretimimiz ona eşdeğerdir,

c. Kendimize zaman zaman söylediğimiz negatif ve mutsuz şeyler, negatif hislerimizi artırır,

d. Düzenli çalışmalar ile negatif konuşmalarımızı azaltmayı, pozitif ototelkini artırmayı öğrenmeliyiz,

e. Mental teknik ve pratikler ile performans ve üretimi artırmak mümkündür.
Düşüncelerimiz hayatımıza yön verir. Bu negatif veya pozitif olabilir. Cinsel yaşamınız, aileniz ve arkadaşlarınız bundan bağımsız değildir. Olumlu yaklaşımlar ile iş hayatının etkin bir üyesi olmanız mümkündür. Otohipnoz tekniğini öğrenen bir kişi şöyle der; “Beynimde yepyeni bir sistem oluşturdum. Yıllarca kafamda taşıdığım tüm bilgileri , şimdi eskisinden daha iyi kullanıyorum.

Kötü Alışkanlıklar ve Hipnoz

ÖTÜ ALIŞKANLIKLARIN TEDAVİSİNDE HİPNOZUN KULLANIMI

Bazı reklamcılar bize hipnoz vasıtası ile bir çok alışkanlığımızı kontrol edebileceğimizi söylemişlerdir. Mesela bir hafta içerisinde 4 ila 5 kilogram zayıflayabilmek, ertesi sabah sigara alışkanlığını bırakarak uyanmak ve tüm isteklerinizi kontrol altında tutmak hipnoz ile mümkün olabilmektedir.
Bu reklamcıların ilanları hakkında şüpheci davranmakta, hassas olmakta haklısınız. Ancak herkes tarafından bilinen bir gerçektir ki; hipnoz vasıtası ile tırnak yemekten,aşırı oburluğa kadar bir çok kötü alışkanlıktan kurtulmak ta mümkündür. Devamlı üzüntülü bir karakter yapısı veya huysuz bir şahsiyet nedeni ile uyumsuz olma gibi arzu edilmeyen alışkanlıklar da hipnoz vasıtası ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Alışkanlıkların nasıl düzeltilebileceğinin genel prensiplerini, bu bölümün başında tartıştık. Burada tekrar stressin nasıl azaltılabileceğini gözden geçirmekte yarar vardır. Eğer daha stressli bir hayata doğru gidiyorsanız, bu stressli hayat sizi tüketecektir. Zihninizdeki olumlu düşünceleri silecek , onun yerine olumsuz düşünceleri zihne hakim kılarak, olumlu davranış kalıplarınızı tahrip edecek. Özellikle kendinizi sıkıntı içerisinde hissettiğiniz zaman, aşina olduğumuz savunma mekanizması en rahat bir şekilde duruyormuş gibi görünmektir. Bu davranış modeli hatalıdır. Sonuçta,stresin sebeblerini ortadan kaldırmak yerine onlarla yaşamaya ve şahsiyetinizi onlar var olacak şekilde kilitlemeye başlarsınız.
Hipnoz işte bu anda devreye girerek, size yepyeni bir dünya ve yepyeni çıkış yolları gösterir. Stressten arınmış bir hayat tarzını nasıl kuracağınızı öğrendiniz.
1.OBURLUK
Oburluk, stressli ve gerilimli bir hayatın bireye verdiği hatalı yöneliminden kaynaklanmaktadır. Kişiliğimiz ve savunma mekanizmalarımız, yıllarca süren gelişim evrelerinde davranış kalıpları şeklinde oluşmaktadır. Bunları sihirli bir çubuk ile bir anda değiştirmek veya düzeltmek mümkün değildir. Fakat hipnoz bazı spesifik problemlerin tedavisinde veya çözümünde bize yardımcı olabilir.Mesela oburluğu, tetikleyici bir özelliği olan stressin kontrol altına alınması mümkündür. Şişmanlıktan zayıflığa doğru olarak vücut görünümünüzü değiştirebilirsiniz. Yakışıklı veya güzel bir görünüme bürünebilirsiniz. Kendi kendinize saygınızı yitirmemeniz ve arzuladığınız kişiliğe kavuşabilmeniz için, yemek alışkanlıklarınızı değiştirebilecek iç güçleri harekete geçirebilirsiniz. Bu durumda yeme dürtüsü sadece gerçekten aç olduğunuz dönemlerde sizi uyarır. Sonuçta hipnoz aracılığı ile sizi aşırı yemeye iten eğilimlerinizi bilinç altındaki gerçek nedenlerini ortaya çıkararak, sizin boşalmanızı ve rahatlamanızı sağlar.
Biz, aşırı yeme probleminin tedavisinde şumullü bir program uyguluyoruz. Hipnoz ise bu şumullü programın esas kısmını oluşturmaktadır. Bu programın ihtiva ettiği ana özellikler şunlardır:
1. Düzenli kültür fizik programları,

2. Yemek alışkanlıklarının bir takvime bağlanması,

3. Yemek seçimi, yemek hazırlama ve yemek tüketimi ile ilgili aktivite ve alışkanlıkları ihtiva etmeyen diğer şeylerle uğraşmak.
Oburluğun kontrolünde tedavi edici bir yol olarak hipnotik tedavi başarılı sonuçlara ulaşmıştır. 1962 yılında Dr.Leo Wollman, ortalama 2,5 kilogram ağırlık kaybeden 450 şişman vaka hakkında bir makale yayınladı. Bu vaka takdimlerinde en fazla kilo kaybeden l kişi, iki ay içinde 25 kilogram kaybetmişti. Ondan sonra aylık olarak ortalama 5 kilogram kaybetti. Dr. Wollman’dan sonra aynı şekilde bir çok vaka takdimleri ve araştırma sonuçları yayınlandı. Hepsinde ortak olan husus: Hipnoz yöntemini kullanmak suretiyle fazla kilolardan kurtulmanın mümkün olduğudur.
2. SiGARA
Sigara içmek genellikle , oburluk alışkanlığından daha kolay bir şekilde üzerinden gelinebilecek bir problemdir. Biz yaşamımızı devam ettirmek için yeriz. Yeme alışkanlıklarının ekserisi çocukluk döneminde edindiğimiz alışkanlıklara bağlıdır. Sigara içme ise diğer bir alışkanlığımızdır. Ancak yaşamımızın devamı için sigara içmek şart değildir. Bu nedenle daha kolay bir şekilde bu alışkanlıktan vazgeçebiliriz.
Çalışmalar göstermiştir ki; Hipnozu kullanarak sigara alışkanlığından vazgeçmek kolayca ve süratli bir şekilde mümkün olmaktadır. Ancak kötü alışkanlığın tekrar gelmemesi için, düzenli olarak, otohipnoz ve gevşeme tekniklerini uygulamanız gerekmektedir.
Otohipnoz esnasında bireyler; soluklarının hoş kokusunu , havanın temizliğini sigaradan önce hissettikleri duygularını tekrar keşfettiler. Bu kişiler zihinsel güçlerini faaliyete geçirerek, sigaradan uzaklaştıklarında oluşacak tüm olumlu şeyleri hissetmeye çalıştılar.
Oburluğun tedavisinde hipnoz toplu bir proramın sadece bir parçası idi. Pratik hipnoz çalışmalarına ilaveten, tiryaki asla sigara içmeyeceği yerleri de kafasında canlandırdı. Mesela yatakta,araba kullanırken, telefona cevap verirken,kahve içerken kısacası sigara içmenin arzulanacağı tüm durum ve yerlerde sigara içmemeyi kafasından geçirdi. Tiryakilere, sigara içmeyi arzuladıkları zaman; sigarayı yakmadan önce en az on dakika beklemeleri tavsiye edildi. Bu süre içerisinde sigara içmemeye bağlı, oluşacak tüm olumlu hisleri ve düşünceleri zihninde canlandırması istendi. İşte tüm bu düşünceler esnasında, bilinç altını ve zihnini aktive ederek sigara ihtiyacını doğuran nedenlerin yerine daha sağlıklı ihtiyaçları koyarak gidermenin yollarını bulmalıdır.
3. ALKOL
Hipnoz, alkol tedavisinde de başarılı bir yöntem olarak kullanılmıştır. Los Angeles’te 8. cadde üzerinde hipnoz vasıtasıyle alkolikler tedaviye çalışılmaktadır. Dünyanın bu konuda çalışan belli başlı alkolik tedavi merkezleri de hipnozu kullanmaktadırlar. Topeca ve Kansas’daki klinikler bunlara örnektir. Bu merkezlerde hastalara yeni bir otoimaj verilerek, şahsiyetleri yeniden şekillendirilmektedir. Alkol almadan hayatın nasıl hoş olacağı ve hayattan zevk almanın diğer yönleri otohipnoz teknikleri ile gösterilmektedir.
Konu ile ilgili olarak çeşitli kontrol grupları ile çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri Wihter Veterans Administration Hospital’indeki çalışmadır. Burada alkol tedavisinde uygulanan 4 yöntem karşılıklı test edilmiştir. Bu yöntemlerden biri de hipnoterapidir. Sonuçlara bakıldığında hipnoterapinin alkol tedavisinde diğer yöntemlere göre % 12 oranında üstünlük gösterdiği tesbit edilmiştir.
İngilizlerin yaptığı bir çalışmada da; alkol alımının kontrol edilebilmesi için yapılan çalışmalarda en önemli hususun zihinsel gücün olumlu telkinlere kanalize edilmesi olduğudur. Bu da hipnoterapi ile çok iyi bir şekilde başarılabilmektedir. Burada öyle telkinler veriliyordu ki; hep olumlu zihinsel imajları uyarılıyordu. ” Alkolsüz yapılan her hareket kıymetli ve değerlidir… Rahat ve huzurlu geçen hergünü tam yaşa…Sağlıklı geçirdiğin her gün diğer insanlar içinde onlara bir armağandır…”
Alkolikler incelendiğinde çoğunun spesifik problemler nedeni ile içmeye eğilim gösterdiğini tesbit ederiz. Problemler genellikle ailelerinden, işlerinden veya etrafındakilerden kaynaklanmaktadır. Onlar inkar etse bile ,sıkıntı ve gerginlikler içmeyi tetiklemektedir. Hipnoz işte bu gerilimli insanlara yardım etmede çok yararlı bir yöntemdir. Onların hayatını daha olumlu ve pozitif düşüncelere yönlendirerek hayattan zevk almalarını sağlamak hipnoz ile mümkündür.

Askeri alan ve Hipnoz Kullanımı

SİYASİ VE ASKERİ SAHADA HİPNOZUN KULLANIMI

Aşağıda Silahlı Kuvvetler dergisinde çıkmış bir makaleyi okuyacaksınız. Konunun uzmanı bir askeri yetkili tarafından neşredilen bu makalenin sınırları çok geniş ve insanın hayal sınırlarını zorluyor. Bu konuda yapılan çalışmalar genellikle spekülasyona dayandığından bilimsel irdelemesini ve incelemesini yapmak hemen hemen imkansız gibi bir şey.
Ancak biz teorik planda yaptığımız çalışmalar ve bazı pratik bilgilerimizin yol göstericiliği çerçevesinde bir sonuca ulaşabilmekteyiz. Hipnoz gibi insanın bilinç altına inen, biliç altı mekanizmalarını keşfeden ve insanın savunma mekanizmaların devre dışı bırakan bir yöntemle hayal ufkumuzun ötesinde de şeyler yapılabileceğine inanıyorum.
Literatür taramam esnasında tesadüfen ele geçirdiğim bazı bilgisayar temelli bilgi bankası kaynaklarında çok ilginç çalışmaların ipuçlarını buldum. Özellikle gizli haber alma örgütleri tarafından uygulanan beyin yıkama yöntemleri bir nevi zorunlu hipnotik trans gibi gelmektedir. CIA tarafından konu ile ilgili yayınlanmış gizli bir raporda soğuk savaş döneminde KGB’in beyin yıkama ve insan eğitme yöntemleri incelenmiş. Bu raporda insanın savunma sistemlerinin nasıl yıkılabileceği ve yeni model bir insanın nasıl inşa edileceği detaylı olarak anlatılmıştır.
Rejime muhalif insanların bu beyin yıkama yöntemlerinden nasibini aldığı gibi, rejimin yanında gönüllü olan insanların rejim ile tam bir uyum içerisinde birer robot gibi çalıştırılabilmesi için de bu yöntemler uygulanmaktadır. Gönüllü hipnoz ve benzeri seanslar ile bilinç altına girilen savunmasız birey rejimin tam bir robotu olabilmektedir. Tüm düşünce kalıpları rejimin istediği insan tipini inşa eden, gerektiğinde bir terörist, gerektiğinde bir sabotajcı gibi eğitilmesine imkan vermektedir. Konu ile ilgili çalışmalar sanat kültür hayatına konu olmuş ve bir çok özgün sanat eseri yapılmıştır. Bunlarla ilgili yazılan romanlar, senaryolar, tiyatrolar ve çekilen filmler hatıralarımızda hala canlılığını korumaktadır. Beyin yıkama yöntemlerinden en güzel bir örnek olarak son imparator filminde Mançurya İmparatorunun beyin yıkama operasyonudur. Bir imparatordan rejime uygun bir insanın nasıl inşa edildiği güzel bir örnek olarak sergilenmiştir.
Konu ile ilgili yaptığım diğer bir çalışmayı da burada müjdelemek isterim. Beyin yıkamanın tüm boyutlarını içine alan bir çalışmam ayrıca devam etmektedir. İnsanın zihninin bilinmezlik boyutlarını keşfeden emperyalist ülkeler sömürü çarklarını bu bilgiler üzerine inşa etmişlerdir.
Şimdi sizleri hipnoz ve ötesini , parapsikolojiyi içine alan bir gezinti ile baş başa bırakacağım.
PARAPSİKOLOJİ VE PARAPSİKOLOJİK HARP
Parapsikolojik Silahlanma
CIA eski başkanlarından Richard Helms Watergate soruşturmalarında Warren Komisyonu’na verdiği bilgilerde şöyle demiştir:
Yapılan araştırma göstermiştir ki SSCB kendi sisteminin isteklerine uygun politik görüşe bağlı olacak şekilde, halkının davranışlarını düzenleyebileceği bir kontrol teknolojisi geliştirmeye çalışmaktadır. Bundan böyle aynı teknolojiyi daha karışık bir yaklaşımla, bilgiler kodlanarak insan hedeflerine yöneltilebilecektir. Bu insan zihinleri harbi olacaktır
1980 yılları başında ise, ABD’yi uyaran daha enteresan ve ürkütücü haberler duyuluyordu. Başkan Reagan ABD’de iktidara gelince Pentagon, CIA, FBI, DIA’nın kesin bilgilerini kapsayan dosyalarla karşılaştı. Bu bilgilerin bir kısmına açık basında da rastlıyoruz. Konu, Sovyetlerin zihin harbi ve parapsikolojisi çalışmalarıdır.
Bu raporlarda, ABD’de yerleşen yeni tip bir casusluk şebekesinin mevcudiyetinden söz edilmektedir. Hipnoz, telapati., düşünce okuma ve nakli gibi özel yeteneklere sahip ajanlar, Amerikan halkının şuuraltlarını etkileyerek düşüncelerini KGB (Sovyet İstihbarat Örgütü)’nin programı çerçevesinde değiştirmeye çalışmaktadır. Bu ajanlar çeşitli dini ve mistik topluluklara nüfüz ederek, bu organizasyonları konsantrasyon ve imajinasyon çalışmaları ile etkilemek yolundadırlar. Washington çevresi, ABD yöneticileri ve politikacılarnı etkilemek için başlıca hedef bölgesi olarak seçilmiştir.
Albay Alexander Raporu olarak basına intikal eden bilgilerde; ” Başkan Reagan’ın zihnini ve şahsi kararlarını kontrol altına almak” şeklinde belirlenen çalışmalardan bahsedilmektedir. Yine aynı raporda insan ve çeşitli tip hayvanları etkileyebilmek için deneyler yapıldığı anlatılmaktadır. Sovyet vatandaşı bayan Kulagina’nın PK gücüyle bir kurbağanın kalp atışlarını durdurabildiği açıklanmıştır.
Albay Hodgson’un da, basına, parapsikolojik harp konusunda yaptığı açıklamalar çok önemlidir. Rapora göre, nükleer silah etkileri ESP gücü ile bir araya getirilerek “Hyperspace Nuclear Howıtzer” Uzay Üstü Nükleer Obüs adı verilmiştir. Sibiryanın ıssız bir bölgesinde beton sığınak içinde meydana getirilen nükleler infilak etkisi, bir grup yetenekli psjiko süje tarafından, tahribi istenen hedef üzerine, zihinsel olarak nakledilmektedir. Mesafe sınırlaması yoktur.

 

Sovyetler’in; labaratuvarda ürettikleri bakteri türlerini kullanarak, psişik süje yardımı ile uzak mesafelerde, zihin yoluyla hastalık çıkarabildikleri de anlatılmaktadır.
Albay Hodgson, raporunda psişik güç yükselticiden de bahsetmektedir. Düşüncelerin konsantrasyonu ve yükseltilmesi yoluyla hedefler tahrip edilebilecektir. Bu işlem için askeri hedefin fotoğrafını kullanmak yeterli olmaktadır.
ABD’de Hieronimus makinası olarak bilinen ve patenti alınmış olan cihazla uzak mesafelerden zararlı böcekler öldürülebilmektedir.
1963 yılında kaybolan ABDde Nükleer Denizaltısı Tehresher’in, bu tür bir silahla batırıldığı söylenmektedir.
ABD’de parapsikolojik savunma için psişik süje yetiştirme çalışmaları başlatılmıştır. Profesyonel yetenekli medyumlardan da yararlanılmaktadır. Parapsikoloji labaratuvarında ilk planda 34 medyum çalışmalara başlamıştır.
PARAPSİKOLOJİNİN ÖNEMİ
Yakın tarihlere kadar sansasyonel ve ruhçu haberler olarak açıklanıp reddedilen parapsikoloji alanında ortaya çıkan haberler; artık uzmanlar, bilim adamları hatta askerler tarafından ciddiye alınmaya başlanmıştır. Bu sahada Sovyet Bloku’nda hızlı gelişmeler olduğu hakkında haberler olduğu artmaktadır.
Sovyet füze bilim adamlarının başında gelen K.E.Tisioloski, 1930 yıllarında şunları söylemiştir:
“Telepatik yeteneklerin gerekliliği özellikle yakında başlayacak uzay yolculuğu çağında ortaya çıkacaktır. Bu yetenekler insanlığın genel tekamülünü değiştirecektir.
Bulgaristan Parapsikoloji Kurumu Başkanı Prof.Dr.Lozanov da ESP konusunda şöyle konuşmaktadır:
“Her insan telepattır (geleceği bilme, prejognition). ancak kimse bu sahip olduğu yeteneği kullanamıyor. Aynen musiki gibi. Herkes birkaç nota çalabilir, fakat onların içinde iyi bir müzisyen yeteneğine sahip bir kaç kişidir.”
Çekoslavakya Bruno Üniversitesi Rektörü Biyolog ve Fizyolog Dr. Eduard Babak, parapsikoloji hakkında şu açıklamayı yapmıştır:
“İnsan beş duyumdan daha fazla duyuma sahiptir. Bugün hiç şüphe yok ki, bazı psiko-fizyolojik şartlar altında insan ruhu başka bir insanın ruhunu etkilemektedir. Hem de başka duyumların algılamaları karışmadan.”
1970 yılları başında SSCB ‘ de paranormal olayları inceleyen, parapsikoloji alanında çalışan 20’den fazla merkez mevcuttur.
Yakın komşumuz Bulgaristan ,1965 yılında Prof.Dr. Lozanov başkanlığında 70 kişilik bir kadrosu olan, “Telkinbilim ve Parapsikoloji” kurumu kurmuştur. Zihin kontrolü, zihinsel şifa, retina ötesi görme, süratli öğrenme (saggestoloji) açık çalışmaları arasındadır. Çekoslavakya’ da psikotronik adı altında bilimsel olarak ele alının ESP çalışmaları; telepati, telegnosis ve psikoknesis branşlar içinde bir devlet kuruluşu olan Çekoslovak Koordinasyon Komitesi tarafından yürütülmektedir.Çalışmalar Bilim Sekreteri Dr. Zdenek Rejdak tarafından organize edilmektedir. Çek Bilimler Akademesi, çalışmaları desteklemekte ve Charles Üniversitesi Nörofizyoloji Bölümü deneylere yardımcı olmaktadır.
PARAPSİKOLOJİYE GİRİŞ
Sovyet bilim adamı Vlademir Bechterev ( 1857-1927), şartlandırılmış motor hareketlerini inceledi. İnsan; bir metal üzerine konmuş eline elektrik akımı verilince, kolunu çekiyordu. Dizinin altına çekiçle vurulunca ayağı havaya kalkıyordu. Bu hareketler birçok kere tekrarlanır ve her etkide zil çalınırsa, bir motor hareket teşekkül ediyordu. Yalnız zil çalmak suretiyle ayak havaya kalkıyor veya insan elini çekiyordu.
Sovyet bimi adamı İvan P. Pavlov (1849-1936), şartlı refleksler konusunu incelemiş, köpekler üzerinde çeşitli deneyler yapmıştır. Köpeklerin guddeleri şartlandırılabiliyor ve her zil çalışında salyaları akıyordu.ABD ve SSCB’de Biheyviorizm gelişirken Avrupada da Sigmund Freud (1856-1939) alt şuur üzerine teorisini geliştiriyor, tedavi buluyordu. Freud; insan hareketlerinde, ruhi durumunuda cinsel duyguların önemi üzerinde duruyordu.
Adler (1870-1937), Carl Gustav Yung (1875-1961), alt şuur fikri üzerinde Freud ile birlikte çalıştılar. Bilahare ayrılarak kendi görüşlerini geliştirdiler.
Amerikalı psikolog Prof. William James, psikolojinin maksadını değişik bir biçimde açıklamıştır. Normal şuur halimize akli şuur diyoruz. Ruh halimiz, özel bir şuur halidir. Akli şuurdan ince bir örtü ile ayrılmıştır. Bu bölgede tamamen farklı bir potansiyele sahip yaşantı hali uzanır. Biz ruhi incelemelerimizde, beş duyumuzu kullanıyoruz. Bu metod yanlıştır.

Psikologlar, yeni gelişmelerin ışığı altında, yöntemlerini değiştirmeye başlamışlardır. Psikolojinin maksadı genişletilmiştir. Bilime karşı, karşıt kültürde düşünen yeni gruplar; mantık, teknolojik makinalar, kompütürler kullanmaktadırlar. Diğer bir grup bilim adamı da kimyevi maddeleri, değişik şuur hallerini incelemekte kullanmaya başlamışlardır. Prof. William James, uyuşturucu maddelerle bir seri deney yaparak, normal şuur halinin , tek zihin durumu olmadığını ortaya koymuştur. Eski “esoterik” batıli sprinlerin içinde binlerce yıllık çalışmaların gizli olduğu ortadadır. Tibet Budizmi, Zen Budizmi, Sufizm ve Yoga gibi öğretiler, Batı da tamamıyla bilinmemektedir. Ancak bir çok düşünür ve bilim adamı, psikolojinin bilinen sınırları dışında çalışan diğer şuur hallerinden bahsetmektedirler. Şuur ve zihin sahalarını araştırmak için, yeni teknolojik cihaz ve makinalar geliştirilmiştir. Şuur olayını, deneysel psikoloji ve parapsikoloji artık labaratuvara sokmuştur. Yapılan yeni araştırmalar insanın diğen şuur hallerin ortaya koymaktadır. Bugün, normal akli ve teselsül halinde konuşmaya bağlı zihin halimizin yanında, sezgiye dayanan şuur halimiz kabul edilmektedir. İnsanın, akıl ile sezgiye dayanan kabiliyetleri arasında ki farklar incelenmektedir. Normal şuur sahasında ki eğitim, lisana bağlı ritmik fonsiyonlara dayalı fiziki bir çalışmadır. Heyecanlarımızı ve sezgi kabiliyetlerimizi çok az incelemekte ve geliştirmektedir. Dini ve mistik batıni sistemlerin, meditasyonu ve vecd halleri layıkiyle anlaşılamamaktadır.
Günümüzde çalışmalar iki grup halinde yönetilmektedir. Bir grup bilim adamı gündüz çalışmaktadır. Eski öğretilerin batıni bilgilerini topluyor, müşahade ve incelemelerini bir ışık elde edebilmek için geliştiriyorlar ancak sonuçta başarısızlığa uğruyorlar. Bu durum, onları bir ışık olmadığı görüşüne götürüyor. Bugün modern bilimin bulduğu madde ve enerji kanunlarının medeniyetimizin temeli olduğu açıktır. Ancak Galile, Nevton’dan Einstein’e uzanan bilim, özel bir haldir. Yalnız maddeye uygulanabilmektedir. Canlıların duyumlar dışı kabiliyetlerine yer vermemektedir. Sezgiye dayanan şuur halleri bildiğimiz müşahade şartları altında ortaya çıkmamaktadır.
Diğer grup ise gece çalışmaktadır. Metafizik ve mistik öğretilerden yola çıkarak dünya yaşantısının bir hayalden ibaret, bir rüya hali olduğunu kabul ederek, çalışmalarını sezgi sahasında yürütmektedirler. Ortaya koydukları araştırmalar ve yazılar, bilim adamlarınca anlaşılamamaktadır.
Yeni bir bilim dalı olarak gelişen ve kabul edilen Parapsikoloji, bu degişik iki şuur halinin sentezini yapma yoluna girmiştir. Eskinin batılı öğretileri ve bilgileri, modern teknolojik cihaz ve vasıtalarla incelenmeye başlanmıştır. Psikoloji bilimi yeni anlayışı ve vasıtalarıyla insanlığı yeni ufuklar açma yolundadır.
Londra Üniversitesi King’s College Matematik Profesörü John G. Taylor, The Shape of Minds to Come (Zihnin Gelecekteki Şekli) adlı kitabında, zihin ihtilalinin hakikatte yüzyıl önce başladığını söyleyerek şöyle demektedir:
“Zihin ihtilalinin yarı yolunda bulunduğumuz anlaşılıyor. Daha parlak gelişmeler olacak. Zihnin yeni anlayışı; insanın hislerini, hareket tarzlarını yahut zekasını kontrolde güçlü metotlar meydana getirdi. ”
Prof. Toylor teknik araçlarla insan zihninin kontrol edilebileceğine de değinerek şunları açıklamaktadır:
“Biz şimdi birçok zihin halini, hemen hemen bütünüyle, fiziki vasıtalarla kontrol edebiliyoruz. ”
SRI “Stanford Research institute” (Stanford Araştırma Enstitüsü) fizikçilerinden Laser Uzmanı Russel Targ ve Dr. Harold Puthoff yazdıkları Mınd-Reach, Positive Proof that E.S.P. Exısts (Zihin-Vüsat, ESP’nin Pozitif Mevcudiyetinin ispatı) adlı kitapta, 20 den fazla süje üzerinde yaptıkları, yüzden fazla bilimsel deneyde duyumlar dışı bir algılamanın mevcut olduğunu anlatmaktadırlar. Deneylerinin sonuçlarını şöyle toplamaktadırlar:
-Olay kısa mesafe ile sınırlı değildir.

-Elektriki şiltleme, algılamanın doğruluğunu engellememektedir.

-Süjelerin verdiği doğru bilglerin çoğu, isim yahut çalışma gibi analitik olmayan tabiatta değil, şekil, form, renk ve maddeye tekabül etmektedir.

-Hislerin şiltlendiği şartlar altında bilgi nakli, beynin sağ yarıküresinin çalışmasıyla ilgilidir.

-Tecrübeli ve tecrübesiz gönüllü denekler arasındaki başlıca fark, tecrübesizler fakültelerini teşhir etmiyorlar ve onların elde ettiği neticeler daha yetersiz. Bu bize uzak mesafeden görmenin (Clairvoyance ) geniş miktarda yaygın bir algılama kabiliyeti olduğunu muhtemelen uykuda (faaliyete geçmemiş) olduğunu göstermektedir.
PARAPSİKOLOJİ
Parapsikoloji terimi ilk olarak 1880 yıllarında Dessouir tarafından kullanılmıştır. Normal yaşantımızın kenarında, yanında cereyan eden fakat mevcut müspet bilgilerimizle açıklanamayan ruhi olaylar ifade edebilmektedir. Parapsikoloji beş duyumuzun dışında bazı olayları sezebilmek, etkileyebilmek ve geleceğe, geçmişe ait bazı şeyleri anlamayı kapsayan bir bilim dalı olarak ortaya atılmaktadır.
30 Aralık 1969 yılında parapsikoloji, Amerikan Bilim Geliştirme Birliği (AAAS)’ne esas üye olarak resmen kabul edilmiştir. Karar AAAS Meclisi tarafından alınmıştır. Bu meclis, tıp, mühendislik gibi 300 bilimsel üye birlikleri delegelerinden teşekkül etmektedir. Daha önce l963, l967, l968 yıllarında parapsikologların yaptıkları müracaatlar reddedilmişti. Bu degişiklik parapsikolojiye gelişmiş araştırma metotlarının getirilmesiyle sağlanmıştır. Schmidt’in imal ettiği elektronik numara jeneratörü ile yapılan araştırmalar ve Ulman’ın uyku monitörleri ile yaptığı deneylerin başarıya uluşması sonucu gerçekleşmiştir. ESP’nin varlığı konusunda yapılan bu deneylerin sonuçları tenkit edilememektedir. Bu teknolojik cihazlarla yapılan son PSİ araştırmaları bilim çevrelerince de ciddi olarak kabul edilmiştir. PSİ olayları laboratuvara sokulmuş, olaylar üzerinde çalışmalar başlamıştır. Şüphecilerin yegane üzerinde durdukları, aynı olayın aynı şartlar altında meydana getirilemeyişidir. Yıllarca yapılan tecrübe ve deneylere rağmen PSİ olaylarını tekrar meydana getiremiyoruz. Hatta bazen de karşıt sonuçlar meydana gelmektedir. Ancak olayların tekrar medana getirilmesi, fizik biliminde uygulanan bir metotdur.
Psikoloji ve fizyoloji bilimleri için yeni kriterler ve metotlar geliştirilmesi daha uygun görülmektedir.

Duyumlar dışı idrak ve PSİ dalgaları adını verdiğimiz paranormal olaylar:
-Parafizyolojik olaylar (hipnoz, suni uyku),
-Parapsişik olaylar (telepati, duru görü), olmak üzere üç grupta toplanabilir.
Parapsikoloji bilimi aşağıdaki PSİ (psişik, ruhi yetenekleri ve olayları incelemektedir:
-Telepati (Teliepathy): Diğer bir insanın zihin haline veya düşüncelerine karşı bir uyanıklık ve alğılamadır.
-Duru görü (Clairvoyance, Telestezi): Bir olay veya bir şeyin normal duyumlar dışında, uzaktan algılanmasını sağlayan uyanıklıktır.
-Önceden bilme (Precognition, Kehanet): Henüz cereyan etmemiş bir olayı görmek ve açıklamaktır.
-Zihnin madde üzerine etkisi (Telekinezi): Bir insanın fiziki organlarını kullanmadan, diğer bazı güçlerini kullanarak, maddeler üzerinde etkili olmasıdır.
-Psikometri (Psychometry): Bir insan veya olay hakkında, geçmişte ve gelecekte olacak veya olmuş şeyler hakkında cansız bir obje yardımıyla bilgi sahibi olmaktır.
-Radyestezi (Dawsing): Bir anten, çubuk veya sarkaç ile cisimlerin ve canlıların neşrettikleri dalgaları algılayarak, yeraltı su kaynakları ve madenlerin keşfedilmesi ve hastalıkların teşhis edilmesidir.
-Psikotoğraf (Psychophotograph): Hasta ile fiziki temas olmadan, uzaktan görme kabiliyetiyle tıbbi hastalık teşhisi yapmaktır.
-Ön teşhis (Paradiagnostic): Hasta ile fiziki temas olmadan, uzaktan görme kabiliyetiyle tıbbi hastalık teşhisi yapmaktır.
-Para Medieine: Çağdaş tıbbın açıklayamadığı değişik yollarla, hastalıkları iyileştirme metodudur.
Zihinle vücut kontrolü : irade dışı çalışan organların nasıl kontrol altına alınabileceğini öğrenmektir.
Vücut dışı deney (Out of body experience) OOBE, Astral Projeksiyon: Fiziki vücudun dışında, ruh veya zihnin, mekan ve zaman içinde seyahatidir.
ESP (DDİ) DUYUMLAR DIŞI İDRAK
(Extra Sensory Perception)

Duyumlar dışında bir algılamanın mevcudiyeti konusunda, ilk ciddi araştırmalar Dr. Josept Banks Rhine tarafından başlatılmıştır. Bu konuda daha önce Prof. William James ve İngiltere’den Dr. Mc. Dougall araştırmalar yapmışlardır.
Dr. Rhine insanın duyumlarını kullanmadan, dış dünyadan ve diğer insanların zihinlerinden bazı bilgiler alabileceğine inanıyordu. Bu hislere DDİ “Duyumlar Dışı Algılama” adını verdi.
Rhine deneyler için kart tahmin, tekniğini geliştirdi. Bir çok süje üzerinde yaptığı kart tahmin deneylerini, matematik ihtimal hesaplarıyla karşılaştırıyordu. Altı yıl süreyle yüz bine yakın deney yaptı. Sonuçları 1934 yılında ESP adı altında yayınlandı. Rhine’ne araştırmaları, mekanistik modern bilimin temellerini sarsıyordu. Duke Üniversitesi, ESP deneyleri için büyük para desteği sağlıyordu. 1935 yılında Rhine , Duke Üviversitesinde müstakil olarak parapsikoloji laboratuvarını kurdu. Rhine’in araştırmalarına karşı büyük bir tenkit kampanyası başlamıştı.
Mc. Gill Üniversitesi Psikologlarından Prof. E. Kellogg insanlığı refahı için önem taşıyan araştırmaların başka istikametlere saptırıladığını söylüyordu.
Prof. Rhine’in yürttüğü araştırmalar devam ediyordu. Ancak Duke Üniversitesi’nce tahsis edilen para çok azaldı . Başlıca tenkitler Rhine ve arakadaşlarını kullandığı matematik usullere yöneltiliyordu. Deney usulleri üzerinde de duruluyordu. Kayıt hataları, bilgi kartları, kartların hatalı karıştırlması tenkitler arasındaydı. Yapılan tenkitler deneylerin geliştirilmesine yardımcı oldu. Rhine’in başlangıç deneylerinde metot bakımından bir çok noksanlıklar olabilirdi. Bu seriden yapılan en önemli deney “Pearce Pratt” serisi olarak bilinmektedir.
1932 yılında Pratt, Dr. Rhine’in bir konferasına katıldıktan sonra kendisinin ve ailesinin ruhi güçleri olduğunu ileri sürdü. Pratt Dr. Rhine ile üniverrsitenin başka bir odasında açılan kartları tahmin ediyordu. Kartlar çift kopya olarak zarflar içinde veriliyordu. Sonuç hayret vericiydi. Tahminler ihtimal hesaplarının çok üstündeydi. Mesafe 250 metreye kadar artırıldı sonuç aynıydı. Dr. Rhine tahmin için kartlar üzerinde; yıldız, daire, kare, artı işareti, dalgalı hat olarak beş adet geometrik şekil kullanıyordu.
İngiltere’de de Prof. Rhine”ın deneyleri şüpheyle karşılanıyordu. Londra’ da Quenn Mary College’den Prof. SG. Soal l939 yılında ESP konusunda bir seri deney yaptı. Sonuçlar başarılıydı. Değişik şartlar altında deneylerini yaparak araştırmaları geliştirdi. Gayretleriyle İngiltere’ de parapsikolojiyi kabul ettirdi. l945 yılında Londra Üniversitesi Prof. Soal’a Bilim Doktoru unvanını verdi.

Parapsikoloji konusunda bu yıllarda bir de mecmua çıkıyordu. l943 yılında mart sayısı sayfaları arasında enteresan bir olayın haberi veriliyordu. Olaya PK (Psiko Kinesis) adı verildi. Rhine’in bürosuna genç bir kumarbaz gelerek zar ile deneyler yapabileceğini bildirdi. Genç adam istediği zarı atabiliyordu. Rhine talebe leri üzerinde de aynı deneylere girişti. PK olayı mevcuttu. Zihin, maddeyi etkiliyordu. Böylece PK çalışmaları da ESP’nin yanında yer aldı. Bu iki fenomenin insanın iradi ve gayri iradi sinir sistemiyle ilgili olduğu kabul ediliyordu. ESP konusunda ilk çalışmaları başlatan William Mc. Dougall l933 yılında öldü. Ölmeden önce çalışmalarının kısmi sonuçlarını gördü. Parapsikolojinin ABD ve dünyada yayılmasına J. B. Rhine’in yenilmez iradesi ve araştırma arzusu sebep olmuştur. 25 deneyde beş isabet matematik ihtimal hesabına girmektedir. Beşin üzerinde elde edilen doğru tahminler ESP kabul edilmektedir.
Rhine’ın bazı süjelerle elde ettiği sonuçlar aşağıya çıkarılmıştır.
Rhine ve Soal’in yaptığı deneyler l933 yılında ABD’de kimyağer Dr. George R. Price’in ortaya koyduğu tenkitlerle, duyumlar dışı algılamaya inanış büyük bir sarsıntı geçirdi. Dr. Price şöyle diyordu: “Rehine ve takipçileri gerçekleştirdikleri deneyleri karşılıklı hipnoz halinde başarmışlardır. İstatistik ve kabul hataları yapılmıştır.
Bu deneyler, bilim dünyasını bir tercihle karşı karşıya bırakmıştır. ESP mevcutsa mekanistik modern bilim yanlıştır. Yahut bu ESP deneylerini yapanlar namuslu insanlar değildirler.”
l960 yıllarında Parapsikoloji Price Hansel Okulu’nun tenkitleri ve yetenekli deneklerin bulunamaması sonucu kötü deneklerin bulunması sonucu kötü günler geçirmiştir. l965 yılında Rhine emekli yaşına geldi. Duke Üniversitesi de parapsikoloji laboratuvarını desteklemekten vazgeçti. Ancak dünyanın çeşitli bölgelerinde münferit deneyler yapılıyordu. Prof. Hansel, ESP hakkında yazdığı kitapta şöyle diyordu: “ESP yoksa genç bilim adamlarının enerjileri daha faydalı sahalara çevrilmelidir.” Bu arada Hava Kuvvetleri (ll) laboratuvarlarında Amerika’da Veritac adı verilen otomatik bir makineyle deneyler yapılmıştır. Veritac otomatik bir makinedir. Rastgele kart atışları yapmakta denekler de bu kartları tahmin etmektedirler. Makine isabet eden sonuçları da kaydetmektedir. Bu makineyle yapılan deneyler ESP’nin mevcudiyetini teyit ediyordu. Bu makineyle insanın yapacağı hata ve hile ihtimalleri ortadan kalkıyordu.
İngiltere’de de Gn. Tyrreli bir cins makineyle başarılı ESP deneyleri yapmıştır. IBM hesap makineleriyle de bazı deneyler yapılmıştır.
l970 yıllarında geliştirilmiş yeni metotlarla yapılan deneylerle parapsikoloji yeniden doğuyordu. Uzay çağının başlamasıyla elektronik endüstrisinde bir patlama olmuştur. Entegre devrelerle, silikon levhaları üzerine milimetrik işlemlerle kompleks devreler meydana getirilmiştir. Böylece çok küçük hacimlere sığan ESP makineleri yapılmıştır.
İlk ESP makinesini Boing Araştırma Laboratuvarları’nda Dr. Helmut Schmidt meydana getirmiştir. Bu maksat için Strontium 90 kullanılmıştır. Modern fiziğe göre atomik çekirdeğin radyoaktif çözülmesi tamamen tesadüflere bağlıydı. Bu nedenle matematik hesaplarla bilinmesi mümkün değildi. Strontium 90 atomu çözülmede yüksek hızla elektron fırlattığı zaman Geiger-Müller tüpüyle kaydedilebiliyordu. Bu elektronlar tamamen tesadüflere bağlı aralıklarla yayılıyordu. İşte bu elektronlar Schmidt makinesi tahminleri için esas alınmıştır. Makine çalıştırılınca içindeki sayaçta l, 2, 3, 4, rakamları görülmektedir. Her durumun tekrar meydana gelmesi için ihtimal, saniyede milyonda birdir. Denek panelin önünde dört renkli lamba mevcuttur. Her lambaya komuta eden bir anahtar bulunur. Düğmeye basıldığı süre bir şey görülmez. Geiger Müller tüpüne gelen elektronla o anda hangi durumda ise Modulo-4 sayacını durdurur. Bu esnada çeşitli geçitler açılır ve panel üzerindeki ilgili lamba yanar. Eğer denek doğru olarak tahmini yapmışsa o lamba yanar ve cihaz otomatik olarak bu tahmini kaydeder. Aynı şekilde başarısız deney de kayıt edilir. Ayrıca bir kart delinmek suretiyle dışarıda da kayıt yapılmış olur. Makine üzerinde sayacı değiştirme ihtimali yoktur. Bu suretle hile ve yanılma ihtimalleri ortadan kaldırılmıştır.
Schmidt makinesi parapsikoloji deneylerinde kullanılan en gelişmiş bir cihazdır.Schmidt bu makineyle birçok deneyler yaptı. Bir kısmı şans hudutlarını aşıyordu. Bir fizikçi olan Dr. DW. ile yaptığı çalışmalar çok başarılı oldu. DW. 7.600 denemede 2.065’lik bir isabet sağlamıştı. Bu şansa bağlı olan ihtimalden l65 daha fazla idi. Schmidt yeni süjeler aradı. Scattle de bir grup psikabiliyetli spirütüalist arasında deneyler yaptı. Şansa karşı başarılı sonuçlar aldı. Schmidt’in ikinci deneyi: (l2)
DENEK HEDEF DENEME ADEDİ ŞANS SAPMASI YAKLAŞIK ODS.
OC Yüksek 5.000 + 66 30’a l
Yüksek 5.672 + l03 6.200’e l
JB Alçak 4.328 – l26 l20.000’e l
SC Alçak 5.000 – 86 200’e l
Bu yapılan deneylerde iki ihtimal ortaya çıkmaktadır. Süje yalnız tahmin yapıyorsa bu önceden bilmektir. Eğer makineyi etkileyerek istediği lambanın yanmasını sağlıyorsa PK, zihnin madde üzerindeki etkisi ortaya çıkmaktadır.
PK testleri için Schmidt makinesini değiştirerek daha basit yalnız iki çıkışlı bir cihaz meydana getirmiştir. Bir daire içine yerleştirilmiş dokuz lamba gözle görülür bir panele bağlanmıştır. Schmidt bu yeni cihazla da yaptığı deneylerde ESP ve PK’nın mevcudiyetini ortaya çıkarmış oluyordu. Ancak şüphe edenler, Schmidt’in bütün deneylerinin hatalı olduğunu ileri sürerek İPS realitesini kabul etmekten kaçınabileceklerdi.
Başka bilim adamları da Schmidt makineleriyle deneyler yaparak müspet sonuçlara ulaştılar. l969-l970 yıllarında Kuzey Karolina Parapsikoloji Enstitüsü’nden Erlengur Haraldsson çeşitli kaynaklardan temin ettiği 74 denek arasından en başarılı l2 tanesini seçti. Bunlarla yaptığı testlerde 2.000’de 1’lik bir sonuca ulaştı. l969 yılında, Boig Laboratuvarı’na taşınmış, insanlar ve hayvanlar üzerinde çeşitli başarılı deneyler yapmaktadır.

 

RÜYA TEST ÇALIŞMALARI
New York Maimonid Tıbbi Merkezi’nde de parapsikoloji ile ilgili diğer bir seri deney, modern cihazlarla yapılıyordu. Çalışmalar l960 yılında Dr. Montague Uliman tarafından başlatılmıştı. Bir uyku monitörü tekniği kullanılarak telepatik rüyaların meydana getirilmesi incelenecekti. Laboratuvar kurmanın pahalı olması nedeniyle parapsikoloji tesisi başkanı çalışmalarda Mrs. Eileen Garrett’ten yardım istedi. Garrett hayatında birçok ruhi olay yaşamıştı. Konu bilimsel olarak incelendikten sonra yer ve teçhizat temin edildi.
Garrett kendisi de denek olarak çalıştı. İki yıllık bir çalışmadan sonra Uliman tam teşkilatlı bir rüya laboratuvarının kurulmasına karar verdi. Menninger vakfından temin ettiği para yardımıyla projeyi Maimonid Hastanesi’ne taşıdı. Hastanenin akıl hastalıkları direktörü oldu. Modern rüya laboratuvarları çalışmalar l950 yıllarında Şikago Üniversitesi’nden Dr. Kleitman tarafından başlatılmıştı. Bu deneyler esnasında denek rüya gördügü sırada, beyin dalgaları açık olarak EEG İile kaydedilebiliyordu. Rüya gören insanda göz kürelerinde hafif titremelerin meydana geldiği de tespit edilmişti. Rüyasız uykuda bu titremeler meydana gelmiyordu. Bu olaya REM (süratli göz küresi titremesi) adı verildi. Bu titremeler elektriki olarak bir cihaz yardımıyla tespit edilebiliyordu. Bu buluşla rüya psikolojisinde ileri bir adım atılmış oluyordu.
Yapılan deneylerde, uyuyan bir insanın rüya görmeye başladığı an, tespit edilebiliyor, rüya bittiği anda uyandırılarak gördüğü rüyayı anlatması isteniyordu. Bu şekilde banda kaydedilerek yapılan çalışmalarda, rüyanın birçok sırları çözüldü. Uyku esnasında rüya görme zamanının %25 olduğu tespit edildi. Normal bir insan gecede vasati dört rüya görüyordu. İnsan ilk rüyayı uyuduktan bir saat sonra görmeye başlıyordu. Rüyanın süresi de l5 dakikaydı.
REM deneyleri esnasıda denek rüya görürken uyandırılırsa gördüklerini hatırlamaktadır. Eğer rüya görme bittikten bir süre sonra uyandırılırsa hiçbir şey hatırlamamaktadır. Ullman Rüya Laboratuvarlaı’nda tipik telepati alıcı olarak çalışacak denek, EEG ve REM cihazına bağlanmaktadır. Bu alıcı denek uyuyarak rüya görmeye başladığı anda, diğer bir odaya yerleştirilen verici denek, rastgele seçilmiş resimler üzerine teksif olarak göndermeye başlıyordu. Her uyku devresi sonunda uyandırılan alıcı, deneğin rüyada gördüklerini teybe kaydediyordu. Deney sonunda değerlendirilen resimlerin rüya halinde şansın üzerinde bir doğrulukta ortaya çıktı. Aynı deney l964 yılında Dr. Şol Feldstein ve Miss Joyce Plosky tarafından da yapılmış başarılı sonuçlar alınmıştır.
His bombardıman tekniği adı verilen diğer bir deney de Dr. Re Masters ve Dr. Jean Houston tarafından değişik şuur hallerini incelemek için yapılmıştır. Meydana gelen trans hali, hipnotik uyku, astral seyahat gibi meditasyon metotlarıyla meydana getirilen şuur haline benziyordu. Denek audio-visual bir çevreye yerleştirilerek, 2,5 metre büyüklüğünde kavisli bir perdeye slaytlarla çevresini kapayacak şekilde hayaller aksettiriliyordu. Bir çeşit stereo hoporlörden ses de kulakları bombardıman ediyordu. Bu müşterek ses ve hayal etkisi bir süre sonra deneği ASC (Altered State Consiousnous) değişik bir şuur haline sokuyordu. Bu hal içinde süje derin heyecan halleri yaşar. Bazıları da derin mistik bir uyanıklık haline geçer. Maimonid’den Dr. Stanley Krippner, süjenin telepatik kabiliyetini artırmak için bu sistemen etkili olduğunu açıklamıştır.
Moden parapsikololoji artık ESP olayları EEG, kompütür, tesadüfi rakam jeneratörleri ve uyku monitörleriyle deneylere tabi tutulmaktadır. Çok değişik şartlar altında yapılan deneyler PSİ varlığını ortaya koymuştur. Müspet istatistiki sonuçlar çalışmaların geliştirilmesine yol açmıştır. Bazı insanların olayları, meydana gelmeden önce sezinledikleri ortaya çıkmıştır. Bunlar EP olaylarıdır. Bazıları da zihinleriyle maddeye etkileyerek olayları isteklerine göre meydana getirebilmektedirler. Bunlar da PK olaylarıdır. Bu değişik tesirli olaylar belki de kaynağında birdir. Bizim henüz mevcudiyetini bilmediğimiz bir mekan ve zaman içinde gerçekleşmektedir. Gelecek yıllar içinde daha gelişmiş metot ve teknikler bulunarak ESP’nin mevcudiyeti şüphe edenlere kanıtlanacaktır.
Günümüzde ABD’de Düke Üniversitesi, New York Maimonki Tıp Merkezi, İngiltere’de Londra Üniversitesi, Hollanda’da Utrecht ve Batı Almanya’da Freburg Üniversiteleri başlıca parapsikoloji ile uğraşan merkezlerdir.
SSCB’DE PARAPSİKOLOJİ ÇALIŞMALARI
SSCB’de Prof. Vassiliyev’in l930 yıllarında yaptığı araştırmalar ilgi çekicidir. Buluşları, Zihni Telkin Tecrübeleri adı altında ancak l962 yılında Stalin devrinin kapanmasından sonra yayınlanabilmiştir. Vassiliyev araştırmalarını telepati yoluyla düşüncelerin beyinler arasındaki nakli sahasına yöneltmiştir. Fizyolog l. F. Tomasevski ve psikiyatris A. V. Dubroski çalışmalarında yardımca oluyorlardı. Bu maksat için yetenekli iki süje buldular. Ruhen hasta olan İvanovna ve Fedorova, Dr. Dubroski’nin tedavisi altında idiler. Yaşları yirmi beşti. İvanova deney odasında beyin dalgaları, cilt direnci ve diğer biyolojik fonksiyonları ölçülecek şekilde aletlere bağlanıyordu. İvanova’ya telkin yapılmaya başlanınca hipnoza giriyordu. Cihazlar da bunu kaydediyordu. İki kadın önceleri ayrı ayrı odalarda daha sonra da uzak mesafelerde transa sokuldular. Beyin yoluyla birbirlerine gönderdikleri mesajler kaydediliyordu. Beyin dalgalarında şiddetli değişiklikler meydana geliyordu. Faraday kafesi içinde aynı deneyler yapıldı. Telepatik neşriyat devam ediyordu. Bu dalgalar elektromanyetik dalgaların özelliğine sahip değildi.
Vassilyev telepatik yayının radyasyon olup olmadığını da araştırmıştır. Tomasevski kurşundan bir tabut içine yerleştirilerek deneylere devam edilmiştir. Fedorova, Tomasevski’nin verdiği kısa bir zihni telkinle uyku haline girmiştir. Telepatik zihni dalgalar kurşun levhalardan da geçiyordu. Vassilyev ruhi olayları mekanistik görüşe bağlayamayınca endişeye kapıldı. Çünkü buluşları rejime karşıydı. Başlangıçta süjelerin karşılıklı transa girmeleri şartlı refleks olarak düşünüldü. Deneyler değişik süjeler üzerinde de yapıldı. Netice katiydi. Deneklerde şuur kaybı oluyor, transa giriyorlardı. Prof. Vassilyev mesafeyi uzatarak da deneyler yaptı. Tomasevski’yi Sivastapol’a gönderdi. Arada 1.500 kilometre mesafe vardı.
Tomasevaki kararlaştırılan saatte konsantrasyona geçti. O anda Dubroski ile konuşmakta olan İvanova uyuyarak trans halindeyken soru sorulup cevap da alınıyordu. Süjeler arasında mükemmel bir haberleşme kanalı mevcuttu. Kendile rine sorulunca bu hali telefona benzetiyorlardı. Bazen de iplere bağlı birer kukla gibi hareket ettiklerini söylüyorlardı.

Prof. Vassilyev uyuşturucu ilaçlarla da deneyler yapmıştır. Meskalin verdiği bir kızla başarılı duru görü deneylerine ulaşmıştır. Sekiz adet kutu içine pamuklara sarılı cisimler yerleştirerek bunların ne olduğunu sormuştur. Üzerinde Moskova Merkez Postanesi’nin bulunduğu resimli bir pulu “bu koca taştan binayı bu kutu içine nasıl soktunuz” diye cevaplandırmıştır. Denek kız, beş kutu içindeki cisimleri bilmeyi başarmlıştır.
Dr. Vassilyev l960 yılında yapılan bir bilimsel toplantıda şöyle demiştir. “ABD Deniz Kuvvetleri nükleer denizaltılarda haberleşme için ESP deneyleri yaptılar. Bizim ortaya attığımız bilim üzerinde 25 yıldır inandırıcı deneyler yapıldı. Peşin hükümlerden kurtulup çok önemli olan bu sahada çalışmalara girmeliyiz. ESP yoluyla elde edilecek enerji ve güçlerin keşfi nükleer enerji kadar önemli olacaktır.”
Bir yıl sonra da Leningrad’da Vassilyev yönetiminde üniversitede parapsikoloji laboratuvarları kuruldu. SSCB’de l970 yılı başlarında 20 ‘den fazla ESP sahasında çalışan laboratuvar mevcuttu. Genç bilim adamlarından Prof. Edward Maumov biyologtur ve parapsikoloji sahasında çalışmaktadır. SSCB’de bugün geniş çapta parapsikolojik araştırmalar yürütülmektedir. Bilhassa Nikolayev Yuri Kaminski çifti üzerinde başarılı deneyler yapılmaktadır.
Novosibirsk ile Moskova arasında 3.000 km. uzaklıkta Sovyet Bilim Akademisi tarafından aşağıdaki deneyler gerçekleştirilmiştir: Deneyleri Dr. Kogan yönetmiştir. Moskova’ da Yuri Kaminski elektrikle tecrit edilmiş bir odaya bilim adamları nezaretinde yerleştirilmiş kayıt cihazlarına bağlamıştır.
Kamiski biyofizikçidir. Krat Nikolayev de Sibirya’da Novosibirsk’te bir otelde bilim adamları nezaretinde deneye hazırlanmıştır.
Kaminski’ye evvela halkalı parlak bir yay verilmiştir. Kamisnski bir süre gevşedikten sonra cisme ve Nikolayev’e karşı kendini teksif etmiştir. Nikolayev aldığı telepatik mesajları şöyle bildirmiştir. “Parmakları görünmeyen bir şeyi tutuyor. Dairevi, madeni, parlak, bir bobinebenziyor.” İkinci cisim de siyah saplı bir tornavidaydı. Onu da kşöyle algılamıştır: “Uzun ince, madeni, plastik. Siyah plastik,” Kaminski müteakiben zener kartlarıyla göndermeye geçmiştir. Nikolayev 20 karttan l2 tanesini başarıyla bilmiştir. Bu ihtimal hesaplarına giren 25’te 5’in çok üstünde bir sonuçtu. Dr. L. Kogan şöyle demektedir: “Yapılan tecrübelerin sonuçları göstermiştir ki, sırrını henüz bilemememize rağmen, parapsikoloji bir bilim dalı olarak ortaya çıkmıştır.”
Bir tiyatro aktristi olan Nikolayev de, kendisinin doğuştan güçlü bir insan olmadığını telepatik yeteneğini uzun çalışma ve egzersizlerle elde ettiğini, herkeste mevcut olan bu yetenkleri geliştirebileceğini açıklamıştır.
SSCB’de l965 yılında Popov grubu geniş bir programla çalışmalara girişmiştir. Bu grubun başkanı Dr. Kogan ve yardımcısı Edward Naumov idi. l967 yılında Leningrad Üniversitesi ile Moskova arasında değişik bir deney gerçekleştirildi. Karl Nikolayev EEG ve diğer cihazlara bağlanmış olarak Leningrad Üniversitesi’nde bir odaya konuldu. Yarım saatlik bir gevşemeden sonra tecrübeye başlandı. Kaminski Moskova’dan telepatik mesajları göndermeye başladığı zaman Nikolayev’in bağlı olduğu EEG’deki A ritmi halinde yayılmakta olan beyin dalgalarının aniden değiştiği görüldü. Bu suretle kağıt şerit üzerine çizilen grafik, Nikolayev’in beynine ulaşan mesajlardı. Telepati olayı bu deneyle bilimsel olarak kanıtlanmış oluyordu.
Karl Nikolayev, Yuri Kaminski çifti üzerinde Leningrad Üniversitesi’nde yapılan diğer bir deneyde de başarı elde edilmişti. Kaminski bir odada oturuyordu. Dürbüne benzer bir cihaza bakıyordu. Cihazın içinde belirli frekansta titreşen farklı aralıklarla yanıp sönen bir ışık görülüyordu. Bu ışık flaşları deneğin beyin dalgaları üzerinde karakteristik degişimler meydana getiriyordu. Aynı anda Kaminski Nikolayev’i tahayyül ediyordu. Gönderme esnasında başka bir odada oturmakta olan Nikolayev telepatik mesaj aldığını bildiriyordu. Başına elektrotlarla bağlı EEG’de de ışık çakışları sıçramalarla görülüyordu.
Bioinformasyon konusunda Sovyetlerin yaptıklarını öğrendiğimiz bir deney de nükleer denizaltı ile kara arasında cereyan etmiştir. Denizaltıya yavru tavşanlar yerleştirilmiştir. Merkezde de ana tavşanın başına EEG elektrotları bağlanmıştır. Denizaltı uzaklaşıp dalışa geçtikten sonra yavru tavşanlar belirli aralıklarla öldürülmüştür. Her yavrunun öldürülmesinde ana tavşanın beyin dalgalarında tepkiler kaydedilmiştir. Bilindiği gibi elektromanyetik dalgalar su içinde yayılmamaktadır. Bu deneyle canlılar arasında mahiyeti bilinmeyen, haberleşmenin yayıldığı bir vasatın mevcudiyeti kanıtlanmış oluyordu.
SSCB parapsikologu Naumov, ESP konusunda görüşlerini şöyle açıklamaktadır:
“Biz insan düzeyinde şuur dışı gerçekleşen bir haberleşme sistemini bulmak üzereyiz. İnsan normal şuuru dışında başka bir insanı etkileyebilir mi? Bu telesomatik akımların yayılmasına neden olan şartlar nelerdir? Bu telesomatik akımlar belirsiz bir boyutun bilinmezliği içindedir. İşte bu bilinmeyen enerji üzerinde yapılacak çalışmalar sonucu elde edilecek buluşlar beşeri münasebetleri mükemmel bir ahenk içine sokabilecekter.”

SONUÇ
ABD New York Times Gazetesi’nin l6 Temmuz l977 sayısında şöyle bir haber yayınlanıyordu:
“ABD insanlığın esir edilebileceği görünmez silahlar geliştiriyor. ”
l978 yılında Walter Boward adındaki Arizonalı gazeteci yazar, Operation Mind Control (Zihin Kontrol Harekatı) adında yayınladığı kitabında şunları anlatmaktadır:
“CIA tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler ABD hükümetinin uyguladığı çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızca bir kısmıdır. Bu deneyler binlerce kişi üzerinde 35 yıl devam etmiştir. Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik, mikrodalgalar, alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve davranış değişiklikleri terapisidir.
CIA psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başararak artırmıştır. Şimdi bu kabiliyetleriyle yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu harf görünmez, muharebe sahası insan zihinleridir.
Parapsikolojik silahları devletler vatandaşlarını kendi ideolojik ve politik sistemleri içinde tutmak için veya diğer ülke insanlarının zihinlerini etkileyerek değiştirmek ve kendi gayelerine uygun yönlendirmek maksadıyla kullanacaklardır.>
Yazar Walter Boward kitabında şunları söylemektir:
“En büyük hayret edilecek şey, milli güvenlik etiketi altında Crytocrasy (Bürokrasinin gizli planı) zihinlerin kontrolünü araştırmaktadır.”
Yazar Boward zihin kontrolü için uygulanan MKUTRA projesi hakkında da şöyle demektedir:
“Senato istihbarat komitesine; Amiral Turner, CIA uyuşturucu ilaç deneylerini durdurdu demiştir. Sorulmadı ve kendisi de gönüllü olarak yeni zihin kontrol projelerinden bahsetmedi. Turner zihin kontrol harekatının durdurulduğunu söylemedi, yalnızca deneyler durduruldu dedi.”
Doğu ve Batı Bloku ülkelerinde insan zihninin kontrolü için ciddi araştırmalara girildiği anlaşılmaktadır. Günümüzde insan zihinlerine çeşitli tip araçlarla (gazete, kitap radyo ve televizyon) uluşma imkanları artmıştır. İnsan denilen biyolojik varlık çok kolay bir şekilde programlanabilmektedir. Beyin yıkama metotlarıyla şartlandırımış robot katiller kolayca öldürülebilmektedirler.
Okult (batıni, gizli) bir bilgi olan teknomaji (teknik büyü) ‘nin sırları son 300 yıl içinde insanlar tarafından çözülmüştür. Teknoloji adı altında uygulanarak doğaya hakimiyet sağlanmıştır. Bu bilgiler korkunç silahları da beraberinde getirmiştir. Teknokrat bilim adamı, askerlerden oluşan bir grup bu güçlerin kontrolünü elinde bulundurmaktadır.
XX. yüzyılın son 25 yılı içinde parapsikoloji ve psikotronik gibi adlar altında psikomaji (ruhsal büyü) ‘nin uygulama alanına konduğu yıllar olacaktır. Bu majinin hedefi insan zihinlerini kontrolüdür. Geleceğin insanının kaderini psikologlar, psikiyatristler, nörologlar, nörobiyologlar, biyokimyacılar, kuantum fizikçileri çizecektir.
Türkiye l977’li yıllar içinde parapsikolojinin harp şeklinde uyguladığı ve bunun korkunç kabusunun yaşandığı bir ülke olmuştur. Bu görünmez harbin gelecek yıllarda da devam edecektir. Yalnızca fiziki tedbirlerle önlenmesi mümkün görülmemektedir. Alınacak tedbirleri öğrenmek için en kısa zamanda parapsikolojik çalışmalara girmek mecburiyetindeyiz. Ancak geniş ve sürekli bir araştırma içinde bu harbin silahlarını tanıyarak gerekli savunma önlemlerini alabiliriz. ”
(Em.Kur.Alb. Baha Kadıoğlu Silahlı Kuvvetler Dergisi.)
Yukarda anlatılan geniş bilgilerden sonra bu konuda bize söyleyecek fazla bir söz kalmadı.