Hipnoz Hastasının Özellikleri

HİPNOZ HASTASININ ÖZELLİKLERİ

Hipnoz adaylarını seçerken hastanın değerlendirilmesi önemlidir. Benim kanaatime göre gelecek hastaların uygun olup, olmadıklarına karar vermek için kullanılacak kriterler şunlardır:

A. Yaş

  B. Hipnoza ve hekime inanç ve şifa bekleme

  C. Motivasyon

  D. Konsantre olma kabiliyeti

  E. Hayal gücü

A – YAŞ: on ila yirmi yaşları arasında veya yirmi yaşların ilk yıllarında olan hastaların diğer yaş gruplarına nazaran hipnotik duruma daha kolay ve hızlı girdiği görülmektedir. Spesifik yaş sınfı olmamasına rağmen, yedi ila altmış yaş arasındakiler en iyi hipnotize olmaktadırlar. Hipnoz, yüksek hayal güçleri sebebiyle yedi yaştan daha küçükler üzerinde bile etkilidir. Çocuklarda hipnoz genellikle son derece basit bir işlemdir. Çocukların yaklaşık yüzde 100 ü hipnotize edilebilir. Teknik, adultler için tasarlanandan biraz farklıdır. Pratikte, çocukların hafif bir transa girdikleri ve onları hipnotize etmek için gerekli tekniği minimal olduğu görülecektir. Bu konuda iki ana kural şudur:

a) Çocuğun güvenini kazanınız.

b) Ne yapacağını ona anlatınız.

Yazarlar arasında erkeklerin mi yoksa kadınların mı hipnoza karşı daha hassas oldukları konusunda farklı fikirleri vardır. Fikirlerin çoğu kadınların erkeklere nazaran daha iyi denekler olduğu şeklindedir. Bu durum, muhtemelen toplumumuzdaki kadınların daha bağımlı cinsiyet olmalarına ve bundan dolayı, hipnotik indüksiyon sırasında verilen telkinlere daha az direnç göstermelerine bağlıdır.

B – HİPNOZA VE HEKİME İNANÇ VE ŞİFA BEKLEME: Hipnoza karşı beslenen inancın bilinçli olması şart değildir. En iyi sonuçların birçoğu şöyle diyen hastalarda meydana geldi. “Beni hipnotize edebileceğinize inanmıyorum.” Bu pek çok insan için, gece tek başına bir mezarlıktan geçmeye benzer, hiçbirimiz hayaletlere inanmasak da, orada kimseyle karşılaşmayı istemeyiz.

Hipnoz hakkındaki batıl inançlar ve hipnotistin gücüyle ilgili yanlış fikirler çoğu kez, hastanın hassasiyetini arttırıcı yönde etki eder. Bazan batıl inançlar ve yanlış fikirler hastayı engelleyecek özelliktedir. Fakat bu durum hekimle ilk konuşmada ortadan kalkabilir. Birçok yanlış fikirler, filmde, sahnede, televizyon veya radyoda hipnozun son derece dramatik sunulmasından kaynaklanmaktadır.

Bilinçaltı inancı hipnoz için elzemdir, bilinçli inanç ise arzu edilir. Şifa beklemek için inanç olmalıdır. Bazı hastalar, ancak öteki bütün tedavi türlerini denedikten ve pekçok hekimi ziyaret ettikten sonra hipnoza başvururlar. Bu hastalar tedavi metoduna inanmış olmalarından ziyade, onun, kendilerinin son umudu olduğuna inandıkları için, hipnotik tedaviye başvururlar. Bununla beraber, büyük kısmı, ilk seanslarında hipnoza iyice inanırlar.

Hasta, bir hipnetorepist olarak, hekimine güvenmelidir. Onun karar ve fikirlerine saygı duymalıdır. Bir hekimden yıllarca eski usul tedavi almış bir hasta, hipnoterapi için, cevap vermeyen birine nazaran daha iyi bir aday olacaktır.

Bazı hastalar rahatsızlıklarının psikojenik kısmını sorun kabul etmezler. Şayet bunlar iyi hipnotik denekler olurlarsa, iyileşme mükemmeldir. Ancak psikoterapiye karşı direnç meydana gelirse, iyileşme için daha dikkatli olunmalıdır. Tedavi süresinin uzatılması gerekebilir. Şahıs şifa bulacağını beklemelidir. Beklemek, arzu etmeyle aynı şey değildir. Uykusuz biri uyuyabilmeyi arzu eder, fakat, genellikle, bir başka uykusuz geceyi bekler.

C – ARZU VE YÖNELİM: Hastanın, inanç kazanmak için samimi bir motivasyonu olmalıdır. Bu belki de en önemli ön şattır. Bazan, hasta hipnotik tedaviyi ve terapisti kendi savunma sistemine yönelik bir tehlike gibi görür. Bu durum doğal olarak hastanın gururunu ve güvenlik hissini arttırır ve hasta tabii ki, mevcut davranış şeklinde ısrar ederek herhangi bir bozma veya değişikliğe karşı direnir.

Şifa sağlamak için, hastanın yeterli arzu ve yönelimi olmalıdır. Ağır ruhsal bozukluğu olan hastaların motivasyonu çok azdır. Hipnotik indüksiyon temininde, direnci önlemek için sadece hasta motivasyonunun değil, aynı zamada hekim motivasyonun da önemli olduğu düşünülebilir. Bunun karşılıklı bir ilişki olduğunu ve samimi olmazsa, hekimin dirence sebep olabileceğini akıldan çıkarmayınız.

Bazan, bir merak konusu olarak, hipnotize olmanın heyecanını yaşamak için veya sadece ne olduğunu görmek için hipnozu denemeyi arzu edenler hipnotik tedavilere başvururlar. Farkına varılırsa, böyle gruplar kabul edilmemelidir. Üçüncü seanstan sonra, iyileşme motivasyonu eksikliğinin hekimden saklanması güçtür.

Hasta konsantre olabilecek kadar, ruhsal kapasite taşımalıdır. Zeka seviyesi düşük şahıslardaki sonuçlar kötüdür. Çoğunlukla, daha zeki ve daha iyi eğitim görmüş bir şahıs, daha iyi denektir. En azından vasat bir zeka arzu edilir. Eğitim görmüş olma, hekimle hasta arasındaki ilişkiyi kolaylaştırdığı ve açıklığa kavuşturduğu için arzu edilir. Eğitim hastanın şikayetlerini, yaklaşımlarını ve arzularını daha açık tarif etmesini sağlar.

Normal şahıslarla kıyaslandığında, en iyi hastalar zeki olanlardır. Psikotikler, gerizekalılar ve bazı psikonörotiklerin hipnotize edilmesi güç, hatta imkansız olabilir. Fiziksel rahatsızlıkların, sinirsel orijinli olma ihtimalini düşünebilen bir hasta, kendisine böyle bir ihtimalin tartışılarak izah edilmesi gereken hastaya nazaran çok daha iyi cevap verecektir. Böyle düşünen hastalar, bu düşüncelerini hemen, genellikle de şikayetlerini anlatırken açığa vuracaklardır. Normal düşünce miktarından daha fazlasına sahip olan hastalar, birkaç tane bitmemiş veya memnun edici olmayan analize tabi tutulmuş veya psikoloji sahasında çok okumuş olabilirler. Çoğunlukla, böyle bir hasta, daha çok şey istemeyi ve daha çok eleştirmeyi öğrenecektir ve tedaviye ortalama bir hastadan daha az cevap verecektir.

D – KONSANTRE OLMA KABİLİYETİ: Hasta ilişki kurmaya istekli olmalıdır. Bu özellik, şüpheciler ve psikolojik bir dengesizliği olanlar dışında herkes tarafından gösterilir. Kooperasyon kurma kaabiliyetini azaltabilen korkular, şüphe, endişeler, ilk hipnotik seanstan önceki tartışmada ortadan kaldırılmalıdır.

Hastanın en önemli katkılarından biri, konsantre olma ve dikkatini toplama kaabiliyetidir. İnsanların çoğu konsantre olabilir, fakat, bazan, kişilik yapısı veya öteki faktörler sebebiyle, hipnotik indüksiyon için gerekli birkaç saniye süresince bile dikkatini tek bir düşünceye yöneltemeyen bir şahıs müracaat edebilir. Vaktin sınırlı olması bu tip bir hastanın herhangi bir hekim tarafından kabul edilmesini önleyebilir.

E – HAYAL GÜCÜ: Hastalarımızda engin bir hayal gücünü aramalıyız. Hayal gücü geniş; yer, zaman ve kişi bileşimlerinin çeşitli karışımlarını hayalinde kurabilen hastalar, indüksiyon tekniğinin başarıya ulaşmasında çok etkilidir. Bu tip hastalar tedaviden de büyük yarar görür.

Otohipnoz

KENDİ KENDİNİ HİPNOZ (OTO HİPNOZ)

Bir kişinin kendi kendini hipnoz edemiyeceğine dair eski bir inanç vardır ve bu hipnoanaliz için de geçerlidir. Hipnoanaliz gıdıklama veya gıcıklanmaya benzer. Kişinin kendi kendini hipnoanaliz etmesi oldukça zordur.

Yine de rahatlama, anestezi ve sınırlı diğer durumlar için self hipnoz uygulanabilir ve de sürekli durumlar için de self hipnozu tavsiye etmeyi düşünebilirsiniz. En etkili olacak olanı, hasta tamamen kendinde olmaya yakın olmalı ve hasta genel hipnoz hakkında adamakıllı bilgi sahibi olmalı. Eğer hasta transta iken telkinler verilirse, self hipnozu öğrenme daha kolay olacaktır. Hastanın düzenli seansları esnasında yararlı olana paralel bir metod seçimi yapılacaktır. Sizin tavsiye ettiğiniz önerilerin takviyesi için hasta self hipnozu kullanabilir.

Bir hipnotik transda telkinle hastaya “Sen benim seninle olduğumu ve sana yaptığım gibi sana hipnoz için verdiğim önerileri düşünerek kendi kendini hipnotize edeceksin. Sana vermiş olduğum ve senin kendi kendine verebileceğin aynı uyanma telkinlerini verebileceksin ki self hipnozdan uyanmama korkusuna sahip olmana gerek kalmasın. İlave olarak sizin otomatikman uyanabilmeniz için biri sizin yanınızda olmalı ya da başka bir kişi hipnotik durum esnasında size gereklidir.”

otohipnoz

Self hipnozu başarmak için kullanılan daha az yaygın yollar veya metodlar vardır. Bunlar, kasetçalar ile hastayı hipnotize ederek tedavi etmek, tedavi edici öneriler veya telkinler ve kendi yönteminizle uyanmak gibi çeşitli metodları içerisine alır. Hipnoz sonrasında hasta kaset çalacak ve daha sonraki hayali durumlarda hasta kendi kendine hipnotik duruma girebilecektir. Yazılı telkinlerle ve aynı yolun uygulanmasıyla bu başarılmıştır.

Aşağıdaki örnek Cinsel Problemlerde Hipnoterapi adlı kitabımızdan alınmıştır.

A. TEMEL OTOHİPNOZ

Cinsel Problemlerde Hipnoterapi’de birinci basamak, temel self-hipnozun öğrenilmesidir. Temel self-hipnozu iyice öğrenmenizden sonra, onu kendi spesifik cinsel ihtiyaçlarınıza nasıl adapte edeceğinizi bölüm altı ve yedide göreceksiniz.
Temel otohipnoz beş fazdan oluşur:

1. Doğal ritmik solunum.

2. Bilimsel vücut gevşemesi.

3. Olumlu hayal kurma.

4. Oto-telkin.

5. ‘Reentry’ (Geri Dönüş)

B. DOĞAL RİTMİK SOLUNUM

Doğal ritmik solunum, vücudunuzu kendi solunum ritmini bulmaya bırakmanızı mümkün kılar. Derin derin nefes almak için, kendinizi zorlamanıza gerek yoktur. Sadece, kendinizi uyuyan bir bebeğin rahatlığı ve sükunetiyle nefes almaya bırakın.

Fizyolojik olarak, doğal ritmik solunumun, vücudun gevşemiş bir durumda kalmasına yardım ederek, sempatik sinir sistemi fonksiyonu azaltma eğilimi vardır. Sinir sisteminizin sempatik bölümü, vücudunuzun kendi normal kapasitesinin üstünde zorlanmasından sorumludur. Stress veya tehlike zamanlarında, tehlikeyi karşılaması gereken bütün organlar aktive edilir. Sempatik sistem kalp hızını artırır, her vuruşta daha fazla kan pompalanmasına sebep olur. Göz pupillerinizi genişletir, görme duyarlılığınızı artırır. İlave adrenalin yapılır ve bu da, karaciğerinizi daha fazla glikoz üretmesi için uyarır. Stresi karşılamak için ihtiyaç duyulmayan organlara (mide gibi) giden kan azaltılır. Buna, tehlikeye cevap olarak, vücudun savaşması veya kaçması denir, çünkü, vücut tehlikeyle yüzyüze gelme veya ondan kaçma yoluyla hayatta kalmanın yolunu arar. Bu savaşma veya kaçma durumunda kalma, vücudun yıpranmasına ve hırpalanmasına yol açar. Doğal ritmik solunum, vücudunuzu rahatlatmaya yardım etmek ve normal fonksiyonuna geri döndürmek için bir yoldur.

Sürekli ve düzenli solunum yoluyla, sempatik sinir sisteminin rahatlatılması, psikolojik faydalar da sağlar. Rahatlık hissini artırır, sinirliliği yatıştırır, düşünce mekaniğinde rahatlama yapar ve iyilik hissini uyandırır. Basitçe doğal ritmik solunum, parasempatik sinir sistemini aktive ederek bütün vücudun stresten uzak fonksiyonunu sağlar.

Bu solunum tipinin faydalarını, modern bilim adamları gibi, eski yoga filozofları da biliyorlardı. Doğal ritmik solunum, fiziki aktiviteden uzaklaşmanıza izin verir, böylece zihni hipnotik tecrübe için hazırlar.

C. BİLİMSEL VÜCUT GEVŞEMESİ

‘Relaksasyon Cevabı’ adlı eserinde Dr. Herbert Benson, basit gevşeme (iskelet kası gerginliğinde azalma) ile, relaksasyon cevabı (sempatik sinir sistemi aktivitesinde azalma) arasındaki farkı belirtmektedir. Bilimsel vücut gevşemesi her ikisini de kapsar. Doğal solunum yoluyla, eş zamanlı olarak, kas gerginliğini azaltmaya ve sempatik sinir sistemi akitivitesini yavaşlatmaya çalışır. “Bilimsel” adını alır, çünkü, eksternal işaretleri gözleyerek ve ölçerek, vücudun ne zaman gevşediğini tespit etmek mümkündür. Bu eksternal belirtiler, yavaşlamış bir solunum hızı, yüz kaslarının gevşemesi, letarjik bir vücut postürü ve bilekten hafifçe kaldırıldığı zaman, elde ve parmaklarda balmumu yumuşaklığıdır. Bu durumu, bir içecek alma, televizyon seyretme veya sigara içme gibi yalancı gevşeme adı verilen daha sun’i vasıtalardan ayırt etmek için de ‘bilimsel gevşeme’ ismi verilmiştir.

Deneysel çalışmalar, bilimsel vücut gevşemesinin değişik yollarla sağlanabileceğini göstermiştir. Harvard Üniversitesinde bir fizyolog olan ve gevşemenin hastalığı önleyebileceği şeklindeki inancı sebebiyle bu yüzyılın başlarında relaksasyon üzerine araştırma yapan Edmund Jacobson, rezidüel gerginliğin (hissedemediğimiz kas gerginliği) sıklıkla hastalığın başlatıcısı olduğu sonucuna vardı. Sadece bir kası germe düşüncesiyle bile, kasla elektriksel reaksiyonun başlayacağını keşfetti. Daha sonra, Jacobson, bir kası gevşetme düşüncesinin bilimsel relaksasyon yapabileceği sonucuna vardı. Bilimsel relaksasyonu meydana getirmek için bir teknik olarak progressif relaksasyonu teklif etti. Ancak, onun metodu o kadar karmaşıktı ve o kadar çok pratik yapmayı gerektiriyordu ki, asla popüler olamadı.

Yıllar boyunca, bilimsel vücut relaksasyonunu sağlamak için, başka metodlar geliştirildi. 1920’lerde, Almanya’da otojenik eğitim tasarlandı ve psikiatrist J.H. Schultz tarafında geliştirildi. Vizüel imajı kas gevşemesiyle kombine etmesine rağmen bu metod çok uzundu ve zaman tüketiciydi. Bilimsel vücut gevşemesini temin etmek için meditasyon da kullanılmıştır. Biofeedback, relaksasyon sağlamak için, vücut-zihin iletişimini kullanmanın daha modern ve ileri bir metodudur.

Bilimsel vücut gevşemesini sağlamak için, temel self-hipnozun 4 fazında basit bir teknik teklif edilmektedir. Bu tekniğin avantajları çoktur. Bir kere öğrenilince, mevcut alternatif metodları kullanarak kısaltılabilir. Herhangi bir yerde yapılabilir ve özel bir ekipman gerektirmez. Bu relaksasyon durumunu sağlayınca, zihninizi berraklaştırabilecek ve onu kendi telkinlerinize açık hale getirebileceksiniz.

D. OLUMLU HAYAL KURMA

Aklınızın kontrolü elinizdedir. Onu kullanarak, analiz ve değerlendirme yapabilirsiniz, olaylara objektif gözle bakabilirsiniz. Tecrübe edebilir, yeniden yaşayabilir, kafanızda canlandırabilirsiniz. Birincisi, mantık ve fikir yoluyla gerçekçi düşünmedir. Sonuncu, hayal gücünü ve deneysel düşünceyi kullanarak hayal kurmadır. Cinsel Problemlerde Hipnoterapi’nin en önemli noktası olan olumlu hayal kurma, hayal gücünün, olumlu zihinsel tabloları yaratmak için esnek biçimde kullanılmasıdır. Olumlu hayal kurma gerçekleştiği zaman, zihni ve vücudu tam olarak etkiler. Uygun olarak gerçekleştirilirse böyle hayaller, bütün hislerinizi etkileyecek kadar canlı ve gerçektirler. Zihninizdeki imajları koklayabilir, işitebilir, tadına bakabilir ve hissedebilirsiniz.

Bu nasıl başarılır? Birinci basamak vücudun tam olarak gevşemesini temin etmektir, öyle ki zihin böyle hayalleri kurmak için serbest kalacaktır. Temel self-hipnozun doğal ritmik solunum ve bilimsel vücut gevşemesi fazlarından geçmenizin sebebi budur. Kalifornia Büyük Tıp Araştırma Enstitüsü’nden Dr. Kroger ve Dr. Fezler’e göre, daha sonra duyusal hatırlama yoluyla canlı olarak hayal kurabilir. Dr. Kroger ve Dr. Fezler bir kere yaşamış bir duygunun, her zaman hatırlanacağını ve hissedildiği zamanı hatırlama yoluyla, o duygunun yeniden yaşanabileceğini iddia ediyorlar. Farzedin ki kendinizin plajda dinlenirken hayal ediyorsunuz. Kafanızda tuzun kokusunu canlandırabilirsiniz. Bunu, kendikendinize ‘Tuz kokusu duyuyorum’ diye tekrarlayarak değil, fakat kokuyu duyduğunuz anı yeniden yaşayarak yapabilirsiniz.

Dr. Barbara Hariton’un öncü çalışması gibi birçok çalışmalar, olumlu hayal kurmanın, cinsel zevkin temel bir parçası olduğunu göstermiştir. Çünkü, olumlu hayal kurma, aşktan uzaklaşmaya yol açan olumsuz yaklaşımları etkisiz hale getirir ve zihni daha çok cinsel zevk verecek olan ototelkine açar. Cinsel Problemlerde Hipnoterapi cinsel zevki artırmak için olumlu hayal kurmayı öğrenmenizi sağlayacaktır.

E. OTOTELKİN

Hipnoz altındaki oto telkinler, hayatınızda, tutum alma, düşünme, hissetme veya cevap verme yolunuzu değiştirmeye yöneliktir. Dr. Kroger ve Dr. Fezler oto-telkinlerin 3 kural tarafından yönetildiğini ifade etmektedirler.

1. Konsantre Dikkat Kuralı:

Kabul edilebilir bir zihinsel imaj üzerinde aşırı konsontrasyon sıklıkla imajın gerçekleşmesine yol açar. Fakat, bu durum, sadece, ferdin imajı estetik ve ahlaki yönlerden kabul edilebilir bulması halinde husule gelebilir. Bütünüyle zihinsel bir telkinin etkisi olmayacaktır. Yani, ejekulasyon problemleri olan bir adam, sadece, kendi kendisine basitçe, “Ejekulasyon refleksimi kontrol edebilirim” diyerek ilerleme sağlayamaz. Bunun yerine, kendisini her ayrıntısından zevk aldığı ve kendiliğinden ejekulasyonunu kontrol ettiği bir cinsel sahnede canlı olarak hayal etmelidir.

2. Ters Etkiler Kuralı:

Sadece daha fazla çaba gösterdiğinizde hatırlamak daha güç olur. Örneğin bir ismi veya anahtarlarınızı koyduğunuz yeri hatırlamayı denediğinizi düşünün. Hatırlamanın en etkili yolunun, hafızanızdaki şartlara, sahnelere ve yerlere giderek bütünüyle hayati hatırlama olduğunu belki de biliyorsunuzdur.

3. Baskın Etki Kuralı:

Kuvvetli bir his, zayıf bir hissin yerini alır. Bu yüzden olumlu hisleri kuvvetlendirmek gerekir. Bu, Cinsel Problemlerde Hipnoterapi programındaki olumlu oto-telkinlerin önemini vurgulamaktadır. Olumlu oto-telkinler kafanızdan olumsuz düşünceleri atmanıza yardım eder. Pekçok kimse, cinsel zevki azaltan olumsuz cinsel düşüncelere sahip oldruğundan, maksimum cinsel zevk almak istiyorlarsa, olumlu oto-telkinleri kullanarak bu düşünceleri atmaları kendileri için önemlidir.

F. GERİ DÖNÜŞ

Geri Dönüş, zihnin, hipnozik durumdan gerçeğe dönmesidir. Geri dönüş, zihniniz karışmadan tedrici olarak ve sakin bir şekilde her zamanki dünyaya geri dönmenize izin verir. Geri dönüş yoluyla, hipnotik durumdan sakin, dinlenmiş ve rahatlamış olarak çıkacaksınız.

Artık, temel self-hipnozun beş fazı arasındaki ilişkiyi anlıyorsunuz. Temel otohipnoz için hazırlanmaya başlayabilirsiniz.

G. TEMEL SELF-HİPNOZ İÇİN HAZIRLIK

Önce hipnoz hakkında genel bir fikir edinmek için, aşağıdaki temel otohipnoz senaryosunu baştanbaşa okuyun. Self-hipnozu öğrenmeniz için ideal yol, senaryoyu bir teybe okumak veya tanıdığınız birinden bunu yapmasını istemektir. Yavaş yavaş okurken yumuşak yatıştırıcı bir ses kullanmalısınız. Bir kere teybe kaydettikten sonra, arzu ettiğiniz zaman geri alabilir ve çalışabilirsiniz. Senaryoyu uygulamaya öylesine alışacaksınız ki, artık teybe ihtiyacınız kalmayacak. Şayet senaryoyu teybe kaydetmek mümkün değilse, onu ve muhtevasını zihninizde canlandıracak kadar çok okumalısınız.

Temel otohipnoz senaryosuyla rahatladığınız zaman, self hipnoza uygun, en önemlisi trafik, telefon ve konuşma gibi dış gürültülerden uzak bir çevre bulun. Işıklar loş olmalı, giysileriniz gevşek ve rahat olmalıdır. Sizi en az rahatsız eden ve en fazla rahatlatan bir çevre bulmayı deneyebilirsiniz.

oto hipnozRahat bir sandalyeye oturun. Yatmaktan ziyade, oturmanız gerekir. Çünkü, bu yeni usulü öğrenmek için yeterince uyanık bulunmalısınız. Bilimsel vücut gevşemesini sağlamak için yatarsanız uyuyabilirsiniz. Yatmaktan ziyade oturma yoluyla, kendi kendinize hipnozun aktif bir işlem olduğu mesajını verirsiniz. Bu durum size, kontrol altında olduğunuz ve kendi hayatınızı iyileştirmek için birşeyler yaptığınız hissini verir. Self-hipnozdaki ustalığınız arttıkça, böyle ayrıntılı hazırlıklara gerek duymayacaksınız.

H. PRATİK YAPMA PROGRAMI

Bu eksersizin faydalı etkileri sizi şaşırtacaktır. Ancak, başlangıçta işe yaramadığı görülürse, cesaretiniz kırılmasın. Otohipnoz, pratik yapmayı ve hastanın iyice öğrenmesini gerektiren bir ustalıktır. Eksersizi sürdürün, çok geçmeden bu tecrübeden size fayda ve zevk sağlayacak başarılar elde edeceksiniz.

Yeni bir mahareti öğrenmek için herkesin farklı miktarda zamana ihtiyacı olduğundan, bu mahareti ne zaman iyice öğrendiğinize kendiniz karar vereceksiniz. Bu işlem size yürümek kadar doğal gelene dek, günde yaklaşık yarım saat temel otohipnoz pratiği yapmalısınız. Bu mahareti rahatça gösterebildiğinizi hissettiğiniz zaman, bölüm altıdan ona kadar ayrıntılı olarak verilen cinsel problemlerde hipnoterapi’nin, sonraki kısımlarına geçmek için hazır olacaksınız.

1. TEMEL OTOHİPNOZ SENARYOSU

Not: Aşağıdaki bölümde her üç periyodda talimatı gördüğünüz zaman kısa bir süre durun.

a- Faz I – Doğal Ritmik Solunum

Gözlerinizi kapatın ve vücudunuzu soluk almaya bırakın… Dikkatinizi vücudunuzun doğal solunum ritmi üzerinde toplayın… Sadece soluk alıp vermeniz üzerinde konsantre olun, bütün diğer düşünceleri uzaklaştırın… Aklınıza rahatsız edici düşünceler gelecektir, fakat bırakın onları açık pencereden geçen rüzgar gibi zihninizden gitsinler… Her nefes alışta daha çok ve daha çok gevşediğinizi hissedin… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… İşte böyle… Şimdi, her nefes alışta vücudunuzun rahat, sakin ve gevşemiş olduğunu, ve gerginlikten uzak olduğunuzu hayal edin… Gevşek biçimde nefes alın… Gerginlikten uzak nefes alın… Gevşek biçimde nefes alın… Gerginlikten uzak nefes alın… Nefes alın… Verin… Alın… Bir dakika veya daha fazla süreyle böyle nefes alıp vermeye devam edin…
(Kısa bir süre durun.)

b- Faz II-Bilimsel Vücut Gevşemesi

Şimdi, kaslarınızı gevşetmeye başlayın… Sağ ayak kaslarınızın gevşemesine izin verin… Her nefes alışta ayağınızın serbest, rahat ve gevşek olduğunu hissediyorsunuz… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Gevşekliğin sağ baldırınıza yayılmasına izin verin… Sağ baldırınız ısınıyor, ağırlaşıyor ve gevşiyor… Nefes alın… Verin… Sıcaklık sağ uyluğunuza yayılıyor… Sağ bacağınız bütünüyle gevşemiş durumda… İyilik ve sıcaklık hissini sağ bacağınızda toplayın… Gevşek biçimde nefes alın… Gerginlikten uzak nefes alın… Şimdi sol ayağınızı gevşetin… Rahatlık veren gevşemenin sol ayağınıza yerleştiğini hissedin… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Gevşemenin sol baldırınıza yayılmasına izin verin… İşte böyle… Nefes alın… Verin…. Gevşemenin sol uyluğunuza yayılmasına izin verin. Sol bacağınız bütünüyle gevşemiş, ısınmış ve ağırlaşmış durumda… Gevşeme hissini bacaklarınızda toplayın… Bacaklarınızın serbest ve gevşemiş olduğunu hissediyorsunuz… Bir süre bacaklarınızdaki gevşeme hissinin zevkini tadın…
(Kısa bir süre durun.)

Şimdi, bırakın gevşeklik kalçalarınıza ve pelvik bölgenize yayılsın. Bu organlarınız rahatlıyor… Gevşek biçimde nefes alın… Gerginlikten uzak nefes alın… Kalçalarınız bütünüyle bir rahatlık durumuna giriyor… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Bacaklarınız, kalçalarınız ve pelvik sahanız üzerindeki gevşemeye dikkatinizi verin…
(Kısa bir süre durun.)

Belinizin ve karnınızın daha çok ve daha çok gevşediğini hissedebiliyorsunuz… Her nefes alışta beliniz ve karnınız ağırlaşıyor ve daha çok gevşiyor… Nefes alın… Verin.. Alın… Verin… Gevşek biçimde nefes alın… Gerginlikten uzak nefes alın… Şimdi daha derin bir gevşeme hissi sırtınıza yayılıyor… Sırtınızdaki her kas gevşiyor, yumuşuyor, serbestleşiyor ve çok rahatlıyor… Her nefes alış gevşemeyi biraz daha artırıyor… Dikkatinizi bacaklarınız ve vücudunuzun üst kısmı üzerindeki derin rahatlama hissi üzerinde toplayın…
(Kısa bir süre durun.)

Gevşemeye bağlı olan rahatlığın sağ elinize yayılmasına izin verin… Sağ eliniz çok gevşek ve yumuşak durumda… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Sağ elinizden sağ kolunuza doğru sıcaklık yayılıyor… Şimdi kolunuz bir kukla kolu gibi gevşemiş durumda. Sağ kolunuzdaki serbestlik, sıcaklık ve gevşeklik hisleri üzerinde dikkatinizi toplayın… Nefes alın.. Verin… Alın… Verin… Şimdi sol kolunuzun daha çok ve daha çok gevşemesine izin verin… Eliniz yumuşak ve gevşek durumda… Sıcak hisler parmaklarınıza ve elinize yayılıyor.. Nefes alın… Verin… Alın… Verin…. Sıcaklık ve ağırlık sol elinizden sol kolunuza yayılıyor… Sol kolunuzun gevşediğini hissedin… Ayaklarınız, bacaklarınız, pelvisiniz, karnınız ve kollarınızdaki serbestliğe ve gevşemeye dikkatinizi verin… O kadar gevşemiş durumdasınız ki… Her nefes alışınızda, vücudunuz daha derin bir gevşeme durumuna giriyor… İşte böyle nefes alın… Verin… Alın… Verin… Vücudunuza yayılan rahatlığın zevkini tadın…
(Kısa bir süre durun.)

Şimdi, boynunuzu ve omuzlarınızı gevşetin. Her nefes alışınızda, masaj yapan sihirli ve mahir ellerin gerginliği uzaklaştırdığını hayal edin… O kadar gevşemiş ve rahatlamış durumdasınız ki… Kendinizi omuzlarınızdan büyük yükler kaldırılmış gibi hissediyorsunuz… Omuzlarınız sıcak, serbest ve gevşemiş durumda… Boynunuza ve omuzlarınıza ustaca yapılan masaja dikkat edin… Gevşemiş biçimde nefes alın… Gerginlikten uzak nefes alın… Nefes alın… Verin… Şimdi ağzınızı açın ve ağız kaslarınızı gevşetin… İşte böyle… Ağzınızın etrafındaki kaslar, iyice gevşemiş durumda… Çeneniz gevşemiş durumda ve dişleriniz birbirine dokunmuyor… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Gevşeme bütün yüzünüze yayılıyor… Sanki gözleriniz yuvalarında yüzüyorlarmış gibi hissediyorsunuz… Her yeni nefes alışta, daha çok gevşemiş durumdalar… Göz kapaklarınız ağırlaşmış ve gevşemiş durumda… Gerginlik yüzünüzden uzaklaşıyor… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Şakaklarınız ve alnınız o kadar gevşemiş durumda ki… Gevşeme hissi, başınızdan ayak parmaklarınıza kadar, vücudunuzun her kısmına doluyor… Gevşemenin bütün vücudunuzu dolaştığını hissedin… Sanki gevşeme kan dolaşımınızdan akıyor… Gevşek biçimde nefes alın… Gerginlikten uzak nefes alın… Bütün vücudunuzun son derece rahatladığını hissediyorsunuz. Bütün vücudunuzdaki sıcaklık, ağırlık ve gevşemenin zevkini tadın…
(Kısa bir süre durun.)

c. Faz III – Olumlu Hayal Kurma

Pekala, şimdi kendinizi on basamaklı bir merdivenin en tepesinde buluyorsunuz… Merdiven güzel, hoş bir yere iniyor… Bütünüyle rahatlayabileceğiniz bir yere… Belki de daha önce orada bulundunuz… Burası emniyetli, çok güzel bir yer… Basamakları indikçe bu çok güzel yere biraz daha yaklaşıyorsunuz… Onuncu basamağı iniyorsunuz… O kadar gevşek durumdasınız ki… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Şimdi dokuzuncu basamağı iniyorsunuz… Her basamakla birlikte daha çok gevşiyorsunuz… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Yedinci ve altıncı basamakları iniyorsunuz… Bu çok güzel yeri gittikçe daha açık olarak görmeye başlıyorsunuz… Beşinci basamağı iniyorsunuz… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Gittikçe daha çok ve daha çok rahatlıyorsunuz… Dördüncü basamağı yavaşça inin… Üçüncü basamağı… Şimdi ikinci basamağı… Şimdi birinci basamağı… Şimdi çok güzel bir yerdesiniz…İçinizi huzur ve mutluluk doldurdu…Sizin özel yerinizde huzur ve mutluluk mevcut…Etrafınıza bakınınız…Ne gördüğünüzün farkında olunuz…Ne hissettiğinizin farkında olunuz..Duyguların farkında olunuz…Sesleri dinleyiniz…Hislerinize yol vererek mutluluğu tadınız…Kendinizi huzur ve saadet içerisinde hissediniz…Kendinizi mükemmel,sakin ve emniyette hissediniz…Derin derin soluk alınız…Soluğunuzu yavaşça bırakınız…Derin derin soluk alınız…Yavaşça bırakınız…Spesifik yerinizin konforuna ve rahatlığına dikkat ediniz…
(Konuyu hülasa etmek için bir süre ara veriniz.)

d. Faz IV- Oto Telkin

Şimdi size zevk verici ve mutluluk dağıtıcı bir ortamda iken,bu hisleri arzu ettiğiniz herhangi bir zamanda geri çağırabileceğinizi söyleyiniz… (On saniye ara veriniz.) Faydalı,muktedir ve muhabbet dolu bir hisle kendi kendinize telkin yapınız…Yine zihninizde aynı hislerle bu düşünceleri mümkün olduğu kadar tekrarlayınız…
(On saniye ara veriniz.)

e. Faz V-Geri Dönüş

Şimdi yavaş bir şekilde merdivenlerden ineceksiniz…Çok yavaş bir şekilde yürüyünüz…Her basamağı geçtikçe zihninizde hayal ettiğiniz arzu ve isteklerinize ulaşacaksınız…En son basamağa ulaştığınız zaman kendinizi enerji dolu ve çok zinde bir şekilde gevşemiş olduğunuzu hissedeceksiniz…Dinlenmiş bir şekilde olduğunuzu hissedeceksiniz… Vücudunuzun ve zihninizin daha güçlü olduğunu hissedeceksiniz… Şimdi yavaş yavaş basamakları tırmanmaya başlayınız…Şimdi birinci basamağa çıkınız…Artık geri dönüyorsunuz… Şimdi ikinci basamağa çıkınız…Sıra üçüncü basamakta…Kendinizi daha zinde ve gevşemiş hissediyorsunuz… Dördüncü ve beşinci basamakları çıkınız…Soluk alınız…Veriniz… Alınız… Veriniz…Zihninizdeki isteklerden vazgeçmeye başlayınız…Şimdi altıncı basamağa çıkınız…Nefes alınız… Veriniz…Alınız…Veriniz…Şimdi yedinci basamağa doğru hareket ediniz…Şimdi sekizinci basamağa çıkınız… Düşüncelerinizi ve bakışlarınızı odanın içine yoğunlaştırınız…Artık yolculuğunuzun sonuna ulaşıyorsunuz…Birkaç adım sonra tam bir canlılık ve zindelik içinde olacaksınız…Nihayet onuncu basamağa ulaştınız..Nefes alınız…Veriniz…Alınız…Veriniz…. Artık onuncu basamaktasınız ve gözlerinizi açabilirsiniz…
Bu şekilde bir dakika bekleyiniz ve kendinizi etrafınıza adapte ediniz…

Sizlerin çoğu, böyle bir pratik uygulamadan sonra süratli bir şekilde birinci ve ikinci fazlara erişebilirsiniz.Eğer öngörülen süreden daha kısa bir süre içerisinde yukarıdaki yöntemlerle bilimsel gevşeme durumuna erişebiliyorsanız birinci ve ikinci fazdan sonra gelen aşamalara geçmek için çalışma yapabilirsiniz.Bu aşamaları geçtikten sonra doğrudan dördüncü ve beşinci fazlar üzerinde çalışınız.

İ. TEMEL OTOHİPNOZ ÇALIŞMASININ BİRİNCİ VE İKİNCİ FAZLARINA ALTERNATİF UYGULAMALAR

1. Rahat bir şekilde oturunuz ve gözlerinizi kapatınız.Düşüncenizi ve konsantrasyonunuzu nefes alıp vermeniz üzerine yoğunlaştırınız… Şimdi sizin etrafınızı saran ve sizi rehavete sokan bir ışık huzmesi içerisinde olduğunuzu hayal ediniz…Rahatlamaya ve gevşemeye yukarıdan başlayarak yavaş yavaş aşağı doğru ininiz…Rehavet duygusu ve gevşeme hissi her hücrenize ve her kasınıza ulaşana kadar gayret ediniz…Bu rehavet duygusunun etkisi ile kendinizi iyi, emniyette ve hoş hissedeceksiniz…Bu duyguların her hücrenize ve her sinir lifinize ulaşabilmesi ,bu duyguların daha da derinliğine hissedilebilmesi için ruhi engelleri kaldırınız…Bu derinliğini hissediş içerisinde vücudunuzda damarlarınızda dolanan kanın dolaştığını hissetmeye çalışınız… Solunumunuz daha da yavaşlayarak rehavet duygusununu tüm benliğinizi sardığını hissediniz…Her nefes alışınız ile birlikte vücudunuzun her santiminin daha da gevşediğini hissediniz…Saniyelerin her tik takı sizi daha derin bir rehavete götürecektir…Şimdi kendinizi daha huzurlu bir ortamda hissedeceksiniz…

2. Nefesinizi içerinizde tutmaya gayret ediniz ve havanın ciğerlernizin en ücra köşesine kadar doldurduğunu hayal ediniz..Her nefes alışınız ile karnınızın nasıl yükseldiğini ve alçaldığını görmeye çalışınız.. Bir elinizi veya iki elinizi birden karnınızın üzerine yerleştiriniz…Ve nefesinizin ritmik hareketlerini takip etmeye çalışınız…Şimdi rehavet ve gevşeme kelimeleri üzerinde düşününüz…Gevşeme ve rehavet kelimelerinin sakin ve tatlı bir sesle işitildiğini hayal ediniz…Gevşeme ve rehavet kelimelerinin vücudunuzun her hücresince emildiğini tahayyül ediniz…Tüm bunların üzerinde gerçekten gevşeyiniz…Bu şekilde rahat,huzurlu,gevşemiş ,ağırlığını kaybetmiş ve sakin bir şekilde rehavete eriştiğinizi hissediniz…Şu anda vücudunuz sanki bir kukla gibi oldu…

3. Nefesiniz üzerine yoğunlaşınız…Aldığnız her nefes sizi daha da gevşetmekte,rahatlatmakta ve huzura sokmaktadır…Şu anda yumruklarınızı sıkabildiğiniz kadar sıkmaya başlayınız..Şimdi de onları gevşetiniz…Şimdi de elleriniz aracılığı ile gevşeme duygusunun tamamen yayıldığını hissediniz…Şu anda da omuzlarınızı boynunuza doğru itiniz ve onları sıkabildiğiniz kadar sıkınız…Şimdide kaslarınıza gevşemeleri için izin veriniz..Şimdi de vücudunuzun tüm diğer parçalarını önce gerdiriniz,ardından gevşetmeye devam ediniz…Bu durumda tüm vücudunuzun gevşediğini,rehavete erdiğini ve sükuna ulaştığını hissedeceksiniz.

Hipnozun Yan Etkileri

HİPNOZUN YAN ETKİLERİ

Tıbbi denetim altında uygun kullanıldığı takdirde hipnoterapinin çok az kontrendikasyonları ve zararlı yan etkileri vardır. Karşılaşılan kişilerle, arasındaki ilişkilerde hiçbir zararlı etki ve bozukluk yoktur.
Psikiatristler prepsikotik ve psikotik hastalarda hipnozu denerler. Bu bir kısım psikiatrisler için oldukça heyecan vericidir. Hipnoterapi ile hızlanan bir psikozun gerçek bir sebebinin olmadığı bildirilmiştir.
hipnozun yan etkileriBu istisnaların dışında hipnotizmayı arzu eden hastalarda, hipnotizmanın hiçbir zorluk yaratmayacağından eminim. Hipnozla ilgili uygunsuz sonuçlar matematiksel olarak rutin yapılan cerrahi girişimler sırasındaki mental kondüsyonun canlılığındaki tetik mekanizmasından daha önemsizdir. Operasyonda karar verilen faktörler hazırdır ve yalnız uygun bir açıklama gereklidir. Dr. Erıchson “Çeşitli zamanlarda, yüzlerce konuda yapılan hipnotizmalarda, şahsî yapılan deneylerin hiçbirinde hipnozun zararlı etkisinin gözlenmediğini” bildirmiştir.
Radyoterapi gibi hipnozun da tehlikesi kullanımında değil, suistimal edilmesindedir.
Hiçbir doktor, her durum için ve her hastada hipnozu tavsiye etmemelidir. Hipnoz dikkatle seçilen durumlarda diğer tedavilerden daha etkili olduğu yerlerde kullanılır. Sağlam kliniksel hüküm koyulan vakalarda uygulanmalıdır.
Hipnozun bazı şekilleri hala anlaşılmadığından geri kalan ve açıklanmayan tek alan değildir. Psikodinamikde oryantasyon, hipnoterapinin başarılı olması için sabit olan bir unsurdur. Ve hipnoz bireye özgü değilse kötü muamele görebilir.

Hipnozun Uygulanmaması Gereken Haller

Hipnozun Uygulanmaması Gereken Haller
HİPNOZUN KONTRENDİKASYONLARI YAN ETKİLERİ VE SINIRLARI

Tıbbi denetim altında uygun kullanıldığı takdirde hipnoterapinin çok az kontrendikasyonları ve zararlı yan etkileri vardır. Karşılaşılan kişilerle, arasındaki ilişkilerde hiçbir zararlı etki ve bozukluk yoktur.
Psikiatristler prepsikotik ve psikotik hastalarda hipnozu denerler. Bu bir kısım psikiatrisler için oldukça heyecan vericidir. Hipnoterapi ile hızlanan bir psikozun gerçek bir sebebinin olmadığı bildirilmiştir.
Bu istisnaların dışında hipnotizmayı arzu eden hastalarda, hipnotizmanın hiçbir zorluk yaratmayacağından eminim. Hipnozla ilgili uygunsuz sonuçlar matematiksel olarak rutin yapılan cerrahi girişimler sırasındaki mental kondüsyonun canlılığındaki tetik mekanizmasından daha önemsizdir. Operasyonda karar verilen faktörler hazırdır ve yalnız uygun bir açıklama gereklidir. Dr. Erıchson “Çeşitli zamanlarda, yüzlerce konuda yapılan hipnotizmalarda, şahsî yapılan deneylerin hiçbirinde hipnozun zararlı etkisinin gözlenmediğini” bildirmiştir.
Radyoterapi gibi hipnozun da tehlikesi kullanımında değil, suistimal edilmesindedir.
Hiçbir doktor, her durum için ve her hastada hipnozu tavsiye etmemelidir. Hipnoz dikkatle seçilen durumlarda diğer tedavilerden daha etkili olduğu yerlerde kullanılır. Sağlam kliniksel hüküm koyulan vakalarda uygulanmalıdır.
Hipnozun bazı şekilleri hala anlaşılmadığından geri kalan ve açıklanmayan tek alan değildir. Psikodinamikde oryantasyon, hipnoterapinin başarılı olması için sabit olan bir unsurdur. Ve hipnoz bireye özgü değilse kötü muamele görebilir.
Bir kişiyi hipnoz yardımıyla bir suça yönlendirebilmenin mümkün olup olmadığı sorusu tıbbi görüş açısından tamamen akademiktir. Böyle bir durumun olabileceğini kabul etsek bile, hekimin moral yapısı ve tedavinin amaçları hipnotik durumun böyle bir kullanımını imkansız kılar.
Bununla birlikte hipnoz sırasında böyle bir duruma yönlendirilmiş kişide uyanıklık sırasında bu durumun gerçekleşebilmesi gayet düşük olasılıktadır. Çok az vakada kişiyi kendi isteği ve moral yapısının tersine olarak antisosyal veya kendisine zarar verici davranışlara doğru etkilemek mümkün olabilir. Bu kişiler şüphesiz ki uyanıklık durumlarında da alışılagelmiş moral durumlarına ve ilgilerine zıd aktivitelere doğru uygun tartışmalarla ikna edilmektedirler.
Trans sırasındaki kişiler deneysel amaçlarla kullanıldıklarını kolaylıkla fark edebilirler.Eğer hipnotistin dürüstlüğüne karşı tam bir inançları varsa kendilerini tehlikeli olabilecek bir rolü bile büyük bir samimiyetle oynayabilirler. Bununla birlikte bunun da nereye kadar uzanacağının bir sınırı vardır.
Doktor Woolberg böyle bir olgusunu anlatmaktadır. Doktor Wolberg hipnoz sırasında hastasına biraz sonra kendisi bir doktorun ziyarete geleceğini ve bu doktorun tüm insanları öldürmeyi planladığını, bunun içinde bir virüs geliştirdiğini söyler. Bu durumda yapılması gereken şeyin mutlaka bu zararı vermeden önce bu adamı öldürmek ve insanlığı bu beladan kurtarmak oldruğunu belirtir. Daha sonra hastasına bu doktor arkadaşı ziyarete geldiği zaman kendilerine çay ikram etmesini ve bu sırada bu kötü doktorun çay bardağına şekerlikte göstermiş olduğ X işaretiyle işaretli potasyum siyanürlü şekerlerden koyarak vermesini tenbih eder. Hasta da bunu büyük bir samimiyetle yerine getirir. Doktora birşey olmadığını gördüklerinde Dr.Wolberg hastasına olasılıkla bir hata yaptıklarını bu kez işi daha sağlama almaları gerektiğini söyler ve üzerinde potasyum siyanür yazılı iki kapsülü vererek kbu kapsülleri doktorun çayına koymasını söyler. Hasta bu sırada birden trans durumundan çıkar. Çünkü hastaya göre ilk deneme bir oyun niteliğindedir; oysa ikinci kapsüllerin içinde potasyum siyanür bulunması olasılığı çok fazladır.
Yapay olarak oluşturulmuş dissosiyatif durumlardaki deneyler Dr. Wolberg’e göstkermiştir ki kriminal kişilik özellikleri olan hastalarda bile denek hatalı olduğunu kavradığı impulslarını inhibe edebilmektedir. Bununla birlikte suça eğilimli kişiler hipnozun etkisi altında kalarak suç işlediklerini belirtip kurtulabilecekleri düşüncesi ile böyle bir fırsat yakaladıklarını kabul ederler ve suça sürüklenebilirler. Bu nedenle de hipnozun diplomasız ve meslek dışı kişiler tarafından yapılması suçtur.
Bilgili ellerde hipnozun hiçbir zararlı etkisi yoktur, fakat eğer bilgisiz kişiler tarafından ve hastadaki dinamikler anlaşılmaksızın semptomun ortadan kaldırılması işlemine girişilir ise nevrotik kişi bundan ters olarak etkilenebilir. Nevrotik kişinin zaten kişiler arası ilişkile – rinde bir sürü ciddi problemi vardır. Kişilere güvenemez ve sürekli olarak kendi motivasyonları hakkında şüpheleri vardır. Başından uygun olmayan trans denemesi geçirmiş ise akut olarak bozulabilir ve güvensizlik ve gücenikliligi daha da artar.
Hipnoz şimdiye kadar büyük oranda eğitilmemiş hipnotistler ve şarlatanlar tarafından uygulanılmıştır. Özellikle şarlatanlar popüler gazeteler ve radyo tarafından hipnozun en çarpıcı yönlerini sergilemeye yüreklendirilmişlerdir. Sonuç olarak hipnoz hak etmediği bir takım uygunsuz ön yargılarla lekelenmiştir.
Hekimlik mesleği bu durumda tamamen suçsuz olarak kabul edilemez; çünkü hekimler hipnoza sahip çıkmamışlar ve hipnozun kullanım alanlarını ve sınırlarını belirlememişlerdir. Hipnozun eylence amacıyla kullanmasını yasaklayıcı ivedi yasal tedbirlere gereksinim vardır ve hipnozun kullanımı eğitilmiş ve ehliyetli kişilere bırakılmalıdır.
Hipnoz hünerli kişiler tarafından kullanıldığı zaman bile bir takım komplikasyonlar oluşur. Hipnoz sonrasında kısa süren göz kararması, mide bulanması ve baş ağrıları yaygındır. Bazen spontan trans durumları kendiliğinden oluşabilir ve hasta bu sırada hiçbir neden yokken dissosiye beden algıları yaşıyabilir. Kendiliğinden ortaya çıkan bu trans durumları ve histerik fenomenler hipnoz sırasında bunların bir daha ortaya çıkmıyacağı kesin bir şekilde telkin edilerek önlenebilir.
Otoriteryen bir telkinle semptomu ortadan kaldırılan hastanın hekimine ne kadar bağlanacağı ise bir diğer sorudur. Teorik olarak bir bağımlılık ve sonlandırılamaz bir bağlılığın ortaya çıkabileceği düşünülebilir. Fakat pratikde hipnozun diğer psikoterapilerden daha fazla bir bağımlılık oluşturmadığı da bilinir. Hastanın bağımlı olup olmayacağı tekniğin kullanılmasından ziyade hastanın buna gereksiniminin olup olmadığına bağlıdır. Bir terapiste karşı bağımlılık gereksinimi olan hastalarda direktif olmayan pasif yaklaşımların ön planda düşünülmesi uygun olacaktır.
Hipnoza karşı tavrını bireyin temel karakter yapısı belirliyecektir. Kompulsiv bir şekilde bağımlılığı olan bir kişinin bağımlılık geliştirmek için hipnoza gereksinimi yoktur. Hipnoza karşı da diğer kişiler arası ilişkilerinde olduğu gibi tavır takınacaktır. Hipnozun kişiyi çocuklaştırdığı, iradesini zayıflattığı veya kişiyi diğer terapötik tekniklerden daha çok bağımlı bir hale getirdiği konusunda hiçbir kanıt yoktur. Kişinin sürekli olarak kendisini hipnotize edenin etkisi altında kalacağı ve bu etki alktığında istemediği birtakım şeyleri yapmaya zorlanacağı korkusu için hiçbir haklı neden yoktur.
Ender olarak bazı dengesiz ve histerik kişiler kendilerindeki arzuları yansıtarak hipnotisti seksüel tasallutla suçlayabilirler. Bu tür suçlamalar çok ender olmakla birlikte hatırda tutulmalı ve hastanın cinsel fantazilerinin güçlü bir rol oynadığı durumlarda bunlar hastaya derindeki motivasyonel paternler olarak açıklanılmalıdır. Hipnozun herkesin kafasında sembolik bir cinsel fenomen olduğunu kanıtlıyacak hiçbir olgu yoktur. Gerçekde çok ender görülen bu tür olgularda eğer hasta tüm yakın ilişkileri seksüel olarak görmüyor ise bu olguyu da bu şekilde kavraması için hiç bir neden yoktur. Hastanın hipnoz sırasındaki cinsel fantkazilerini eyleme dönüştüreceği konusunda hiç bir gerçek tehlike söz konusu değildir.
Hastanın tehlikeli olabilecek telkinlere yanıt verme yeteneğinin sınırlı oluşu terapötik olarak yararlı telkinler için de söz konusudur. Hipnozun psişik, somatik ve viseral fonksiyonlar üzerindeki dramatik etkisi hipnoz öğrencilerini hipnoza aşırı bir değer vermeye yönlendirebilir. Geçmişte hipnoz hakkında rastlanılan ümit kırıklıklarının büyük çoğunluğu da birçok nevrotik semptomların sujjesyon ile ortadan kaldırılmasında başarısızlığın ortaya çıkmış olmasındandır.
Hastayı dayanılmaz anksiyetesinden kurtaran birçok nevrotik semptomu aynı zamanda onda uygun olmayan bir dengeyi de oluşturmuştur. Nevrozun etkinliğini azalttığını hissederek hekime başvuran hastalar esasen ikili bir motivasyonla kendilerinin bütün kişiler arası ilişkilerini yapılandırırlar ve terapötik ilişkiye karşı da ne şekilde davranacaklarını koşullandırırlar.
Bireyin bu ikili motivasyonel sistemine uymayan değişiklikeri oluşturmaya çabalamak tepkiyle karşılanacaktır. Yeterli bir şekilde motive istenci olmayan bir birey transa sokulmuşsa ve bu sırada semptomlarından vaz geçmeye veya hastalığına karşı tavırlarını değiştirmeye, veya değişik bir hayat felsefesi edinmeye, veya diğer kişilerle daha kafadengi bir duruma gelmeye, veya önemli bilinç dışı çatışmalarını tanımaya zorlanırsa yanıt vermekte başarısız olur.
Transda mucizevi hiçbir şey yoktur. Birçok değerleri vardır; fakat bireyin mevcut motivasyonları ve değişebilme kapasitesi yönünden sınırları da vardır. Terapötik başarısızlıklar diğer birçokları gibi hipnozda da ortaya çıkar.
Dr. Wolberg burada bir hekim hastasını nakletmektedir. Bu hekim hasta ailesinin desteği ile New York’da tıp fakültesini bitirmiştir ve gene ailesinin isteği ile New York’ta serbest hekimlik yapabilmek için bord sınavına girecektir. Ancak sınava hazırlamak için ne zaman kitabı açsa zihni dağılmakta ve okuduğundan hiçbir şey anlayamamaktadır. Sonunda Dr. Wolberg’e gelir ve kendisini hipnotize ederek bu sorununun üstesinden gelebilmesine yardımcı olmasını ister. Dr. Wolberg’in bu konudaki yardım çabaları hep sonuçsuz kalır; çünkü hekim hastanın sevdiği kız New York’un dışında bir şehirde oturmaktadır ve temelde bu hekim de sevdiği kızın bulunduğu şehirde serbest hekimlik yapmak istemektedir. Fakat öte yandan ailesine olan borçluk duyguları bu düşüncesini açıkça ortaya koymasını engellemektedir. Tedavinin başarısız kalmasının nedeni de bu motivasyonun anlaşılamaması ve hastanın temelde hiç de istemediği bir duruma zorlanmasıdır. Dr. Wolberg bunu hekim hastası sınavı kazanamadıktan ve daha sonra sevdiği kızın bulunduğu şehirdeki sınavı kazanıp orada serbest hekimlik yapmaya başladıktan sonra anlamıştır. Bu vaka hipnotik tedavide hastanın motivasyonunun çok iyi anlaşılmasının ne kadar gerekli olduğunu göstermesi açısından önemlidir.
Gene Dr. Wolberg’in bir hastası hipnoz için baş vurmuştur ve tedavinin sonucunda elindeki listede belirttiği amaçları kazanmak istemektedir. Bu listede şunlar yazılıdır: birincisi! “her zaman güçlü olacaksın, özellikle kadınlara karşı” ikincisi”her zaman berrak düşüneceksin, alçak ve düzgün bir ses tonuyla etkileyici bir şekilde konuşacaksın! üçüncüsü “gece saat birde kalkacaksın ve sabah saat yedide tamamen dinlenmiş bir şekilde uyanacaksın”; dördüncüsü “bütün engellere karşı hayatta başarılı olacaksın”. Bu kişi bu amaçları çok uzun süren psikanalitik tedavide kazanamamıştı ve sonuçta kendisine hipnozun yararlı olabileceğini düşünüyordu.
Birçok kişinin, hipnozun birçok şeyi mucizevi bir şekilde düzelttiği ve sihirli gücü olduğu gibi yanlış beklentileri vardır. Hipnotiste 70 yaşında empotan yakınması olan erkek hastadan 6 yaşında, geri zekalılığı olan ve hiçbir zaman yürümeyi ve konuşmayı öğrenememiş bulunan çocuğun annesine kadar birçok kişi baş vurabilir.
Hipnozdaki başarısızlıklar iki grupda incelenebilir: Transın oluşmasında başarısız kalınanlar ve terapötik bir amacın oluşmasında başarısız kalınanlar.
Trans oluşturmakta başarısızlıklar çok şükür iyi tekniklerin uygulanmasıyla enderdir. Kişiler arası ilişkilerden korkanlarda ve özellikle zarar verici veya tehlikeli olduğu zannedilen bir otoriteye yenilme korkusu olanlarda direnç gelişebilir ve bu direnç hipnotik durumun elde edilmesini önler. Burada hipnotistin kişiliği ve deneyimi belirleyici faktör olabilir ve eğer rezistanslar uygun bir şekilde ele alınır ise trans sağlanabilir.
Burada Dr. Wolberg tarafından bir örnek verilmiştir. Bu örnekte homoseksüel dürtülerini kontrol edebilmede kendisine kontrol yeteneği kazanmak isteyen birisi hipnoz için baş vurmuştur. Hipnotik seans sırasında hasta yumruklarını ve dişlerini sıkmış ve hemen hemen kavgaya hazır bir postür almıştır. Biraz sonra da öfkeli kir şekilde yerinden kalkarak “yapamıyorum, kendimi bırakamıyorum” diye bağırmıştır. Daha sonra da orgazm olduğunu ve kendisine tamamen sahip olabilecek bir üstün güce yenilmek istiyormuş gibi hissettiğini söylemiştir. Bu hasta hipnoza kendi nevrozu çerçevesinde sımsıkı sarılmış ve kendisini hipnotize eden doktor kendisine sanki direnemediği bir aşıkmış gibi gelmiştir. Telkinlere karşı hem yenilme hem de direnmeyi arzu ederek bir trans durumuna gerçekten girdiğini sandığı sırada panik duygusu yaşamıştır.
Transın oluşabilmesi için uygun bir hipnotize edilebilme motivasyonu gereklidir. Bu motivasyon mherkeste varmış gibi görünür, fakat bazen özellikle duygusal problemi olanlarda bulunmayabilir. Hipnotize olmaya karşı direnen bir kişiyi hipnotize etmek genellikle mümkün değildir; ya hipnotistin emirlerine itaat etmeyi istemelidir ve transa girer ya da kendi iradesine karşı bir takım duyguları olmalıdır ve hipnotistin emirlerine direnemez. Bilinç dışı bir hipnotizma edilme motivasyonu, bilinçli hipnoza direnme arzusundan daha güçlü olabilir. Hipnoza girmeye karşı savaşan bir çok kişi vardır, fakat bu kişiler buna rağmen telkinler başladıktan sonra uyanık kalamazlar.
Trans endüksiyonundaki başarısızlıklar, hekimin hastanın hipnotize edilme isteğine karşı olan etmenleri tanıması ile en az düzeye indirilebilir. Eğer hekim tutum ve tavırları ile güven telkin edebilirse, hastanın hipnoz hakkındaki hatalı ön yargılarını ortadan kaldırabilirse, hastadaki iyi olmaya yönelik sağlıklı impulsları eyleme geçirebilirse ve hastayı sağlığına hipnozun yadımıyla kavuşabileceğine ikna ederse, veya bazı hırslarını veya amaçlarını tatmin ederse hipnoz korkusunun üstesinden gelmek olasıdır.

Doğaldır ki uygun bir tekniğin kullanılması zorunludur. Sayısız hipnotik teknik vardır. Bunlardan bazıları bazı bireylerde başarılı olurken diğerleri de diğer bazı bireylerde başarılı olur. Güven telkin eden, hastaya hipnoz yardımıyla çok şeyler elde edileceğini fakat çok az şey kaybedeceğini hissettiren, onun dikkatini bir uyaran üzerinde yoğunlaştırabilmesine olanak sağlayan veya monoton ve ritmik olarak yineleyen sınırlı sayıdaki uyarıların kullanıldığı bir teknik en başarılısıdır.
Trans endüksüyonuna karşı en yaygın dirençler şunlardır: hipnotistin otoritesine karşı koyma arzusu, kişinin irade gücünü veya bağımsızlığını kaybedeceği korkusu, kendisinin üstün ve hipnotistten daha güçlü olduğunu kanıtlama arzusu, hipnoz görevini yerine getirmede başarısız olacağı korkusu. Bu dirençli kişilik problemlerinin gösterileridir ve semptomlar olarak tedavi edilmelidirler. Dirençlerin doğasını önlemeye çalışmalı ve bunlar üzerine eğilmelidir.
Tekniği hastanın karakter yapısına göre uydurmak sabır ve yetenek gerektirir. Bazen transı derinleştirmek için hastanın dirençlerinden yararlanmak da olasıdır. Bunlar birlikte çok sık olarak bu yöntemin uygulanması tedavi amaçlarına ters düşebillecek bir takım karışıklıklara neden olabilir. Hastanın direncinin çok belirgin olduğu durumlarda trans endüksüyonundan vaz geçmek ve hastanın işbirliğini ve aktif katılımını istemek genellikle temeldir.
Burada doktor Wolberg hastanın dirençlerini analiz etmeden onları kırma girişiminin nasıl güçlükler ortaya çıkarabileceğini bir örnekle göstermektedir. Bu hasta iki yıllık başarısız bir psikoterapi denemesinden sonra kendisine gönderilmiştir. Bu hasta kompulsiv bir kişiydi, yeteneklerini çok fazla abarttığı ve her türlü yaklaşıma karşı, karşı koyucu bir tavır takındığı, aşırı bir gururu sürdürdüğü insanlardan kopuk bir sistem oluşturmuştu. Psikoterapi nevrotik yapısına karşı bir tehdit oluşturmuştu ve kendisini hekime karşı burnu yukarda ve düşmanca tavırlarla savunmuştu ve bu durum kendisine yararlı olacak türde bir transferansın oluşmasına engel olmuştu.
Tedavi ilerledikçe gittikçe fürüstre olmuştu ve sonuçta psikanalistine kendisini hipnotizma etmesi için ısrar etmişti. Ancak hipnoz yardımı ile güçlüklerinin üstesinden gelebileceğini sanıyordu. Analisti onu bir çok hipnotiste göndermişti. Bütün hipnoz girişimleri başarısız olmuştu. Çünkü hasta endüksüyon prosesine karşı direniyordu ve sonuçta hipnotize edilemediği için yoğun bir hayal ve ümit kırıklığı yaşamıştı.
Sonuçta Dr. Wolberg’e gelen bu hastanın ilk sözü “iddiaya girerim ki beni hipnotize edemiyeceksiniz” olmuştu. Sonra kibirli bir şekilde gülümsemiş ve mesleklerinde çok başarılı olduğu söylenen dört hipnotistin kendisini hipnotize etmede başarısız kaldığını söylemişti; onların hekim birisiyle hiçkimsenin kendisini hipnotize edemiyeceğine ilişkin kendi kendisiyle bahse girdiğini söyleyerek meydan okumuştu. Dr.Wolberg’ kendisine “öbürleri başarısız olmuş olabilirler ama bakarsınız ben başarılı olabilirim” demesi üzerine de bundan emin olmadığını, ancak sodyum amitalin hipnozda yardımcı rolü olduğunu duyduğunu ve eğer bunu kullanırsa başarılı olabileceğini söylemişti. Eğer Dr. Wolberg kendisini üç kapsül bu ilaçtan verirse belki direncini kırabilirdi. Bunun üzerine Dr. Wolberg hastaya sodyum amital olduklarını söylediği üç adet plesabo kapsülü vermişti. Hasta “onlar sodyum amital değil mi? şimdi onları almalımıyım?” diye sormuştu. Dr. Wolberg’de kendisine, bazı güçlü sedatiflerin hipnozu kolaylaştırdığı konusunda hem fikir olduğunu söylemiş ve bu ilaçların karşı direncini kırabileceğini söylemişti.
Hasta ilaçları aldıktan çok kısa bir süre sonra uyuklama hissinden yakınmaya başlamıştı. Bunun üzerine Dr. Wolberg trans endüksüyonuna başladı ve hastayı derin bir hipnotik duruma koydu. Hasta uyandığı zaman pek neşeliydi fakat çok kısa bir süre sonra yoğun bir anksiyete atağı geçirdi. Çarpıntı, nefes alma güçlüğü ve sanki duvarlar onu kapatıyormuş hissi vardır. Hasta bu ilaçları aldığı için ne olursa olsun hipnotize edilebileceğine inanmıştı ve kendisini gevşetmiş ve dikkatini belirli bir noktaya toplamış sonuçta da transa girmişti. Ama daha sonra geçici bile olsa defanslarının yıkıldığı korkusu kendisinde paniğe yol açmıştı.
Daha sonra hastanın hekimi anksiyete atağının bir hafta boyunca sürdüğünü Dr. Wolberg’e söyledi. Bu yaşantının hasta için çok yararlı olduğuna inanıyordu. Çünkü böylelikle hasta ilk defa diğer insanlarla yakın olmanın kendisine nasıl bir anksiyete yarattığını fark etmiş oluyordu. Bu olay, böyle bir durumda bile olsa hastanın dirençlerinin kırılmasının nasıl bir anksiyeteye yol açtığını göstermektedir.
Eger hipnoz başarılmış ise terapötik başarısızlıklar diğer tür psikoterapilerdeki başarısızlık nedenleri ile tamamen aynı koşullar altında oluşabilir.
Başarısızlığın en sık rastlanan nedeni hipnoz için yetersiz veya çarpık bir motivasyondur. Daha önce de belirtildiği gibi hipnoz birçok kişi tarafından sanki herşeyin üstesinden gelen bir yöntemmiş gibi algılanır ve bu nedenle bazı hastalar mucizevi bir takım beklentilerle tedaviye gelmek eğilimi gösterebilirler. Kompulsiyon nevrozları özellikle bu nedenle hipnotik yöntemlere tutkundurlar, majik bir araç olarak arzu ederler.
Bazı durumlarda hipnozda sembolik olarak doyum bulan bu çarpık motivasyonlar çok kısa bir süre sonra bazı rahatsız edici semptomlarla hastayı bir sona getirirler. Dr. Wolberg bunu da bir örnekle anlatmaktadır. Hastanın birisi kendisine saf hipnozu öğrenmek için baş vurmuştur ve amacı kendisinde deri anastezisi oluşturabilmektir. Bu özel isteği için gerekçe olarak şunları göstermektedir: Dağ başında bir otomobil kazası geçirebilir ve yardım gelinceye kadar ızdırabını dindirebilmek için bu yöntemden yararlanacaktır. Bu istek hastanın kesinlikle farkında olmadığı sorusunak, daha önce ufak tefek bir takım promlemleri olduğu, bunlardan birisinin nişanlısıyla ilgili olduğu, ama bu arada bir psikiyatristten psikoterapi gördüğü ve tedaviden yararlandığı, şu anda hiçbir terapötik yardıma ihtiyacı olmadığı yanıtını vermiştir. Hasta self hipnoz tekniklerini çok kısa bir sürede öğrenmiştir. Ancak hipnoz tedavisi boyunca rüya oluşturulması ve diğer hipnoanalitik tekniklerin kullanılması sırasında hastanın insanlardan uzak yaşamayı bir karekter defansı olarak geliştirdiği ortaya çıkmıştır.
Görünürde kendisinden memnun ve kendine güvenen bir kişidir; ancak birisiyle yakın bir arkadaşlık ilişkisine başladığını anladığı zaman bu ilişkiyi kendine özgü yöntemlerle sonlandırmaktadır. Son bir kaç ay içerisinde hayatında ilk kez bir kadına aşık olmuştur ve bu duygu kendisini rahatsız etmiştir. Bu duygudan kaçıp kurtulmak istemiş fakat ne yaptıysa başaramamıştır. Bu sırada kendisini ve duygularını kontrol edebilmek için kafasında bir plan geliştirmiştir. Self hipnoz yardımıyla kendisine ve duygularına eğemen olabilecektir. Ancak bu duygular ve yapılan plan tamamen bilinçdışıdır. Deri anestezisi öğrenme arzusu sadece dokunma duyusunu değil aynı zamanda bu duygularında kontrol edebilmesine yarayacaktır. Hastaya hipnoz sırasında bu gerçekler söylenmiş ve uyandığı zaman bunları hatırlaması istenmiştir. Ancak bu konuşmasının çok az bir etkisi olmuştur ve hemen hemen hiç kaydedilmemiştir. Daha sonra da uyanıklık döneminde hasta bu konuya ilgili tam bir amnezi geliştirmiştir. Sonuçta vücudunun çeşitli yerlerdinde, istediği zaman anastezi oluşturabilmeyi öğrenmiştir. Bundan birkaç ay sonra Dr. Wolberg’e telefon etmiş ve hipnozun kendisini yeni bir insan haline getirdiğini ve artık nişanlısının yanında kendisini huzursuz hissetmediğini söylemiştir. Ancak bu sırada birden bire self hipnozu niçin öğrenmek istediğini anlamıştır. Bundan kısa bir süre sonra da Dr. Wolberg ile psikoterapiye başlamıştır.
Hipnoz için diğer yetersiz motivasyonlar arasında mazohistik doyum elde edebilmek için omnipoten bir otoriteye boyun eğme duygusu olabilir. Bu koşullar altında psikoterapi genellikle başarısızlıkla sonlanır. Homoseksüel ilgilerinde fürüstüre olan birçok pasif homoseksüel hipnozu güçlü bir otoriteye karşı hem savaşmak hemde yenilmek için isteyebilir. Bu kişilerin bu isteklerinin altında homoseksüelliklerini kontrol etmek için hipnozun yardımını isteme arzusu varsa bile, eğer nevrotik motivasyonları anlaşılmaz ve analize edilmezse doyurucu bir tedavi sonucunun elde edilmesi tamamen önlenebilir. Eğer bu türde motivasyon varsa, bunun hasta ile hasta uyanıkken tartışılması ve tedavinin eğer hasta istiyorsa bu daha akılcı yola sokulması gerekir. Eğer hasta bunu reddetmişse hipnoterapi problemlerine yardımcı olmak yerine onları arttırabilir.
Bazı kişiler de hipnozu, diğer psikoterapiler çok uzun sürdüğünü ve bunun için yeterli sabırları olmadığı gerekçesiyle tercih edebilirler. Hipnozun terapötik prosödürü sıklıkla kısalttığı doğrudur; fakat kişinin derin çatışmaları ve başarılı bir uyumu engelleyen kişiler arası ilişkilerinde bozuklukları üzerinde gerektiği gibi uyumu engelleyen kişiler arası ilişkilerinde bozuklukları üzerinde gerektiği gibi çalışılmaksızın ona hayatta başarılı bir işlev yeteneği sağladığı yanlıştır. Kişinin nevrozunun üstesinden gelebilmek için sabırsız olması gayet anlaşılabilir bir gerekçedir; bununla birlikte bireyin hayatla diğer kişilerle işlevsel ilişkilerini tamamen düzeltmeyi amaçlayan psikoterapiler için zaman, mutlaka gereklidir. Eğer hasta tedavinin zaman alacağını anlamamışsa hipnozdan imkansızı umma eğilimi gösterir ve arzularının gerçekleşmediğini görünce de kendisini suçlayabilir ve hastalığına karşı tamamen umutksuz bir tutum geliştirebilir. Hekimin kde hipnozun yalnız başına kişiliğin bazı yönlerini düzeltemiyebileceğini anlaması zorunludur. Kendine güven ve tuttuğunu koparma yeteneği gibi bazı komponentlerin kazanılması tedavide öğrenilkenlerin gerçek hayatta uygulamaya konulmasını gerektirebilir ve bu da khatırı ksayılır bir zaman alar.
Terapötik başarısızlıkların nedenini tamamen anlayabilmek için terapötik başarıdan neyin kasdedildiğini anlamak gereklidir. Tedavide başarı bizim belirlenmiş bir amacı elde ettiğimizi gösterir. Şurası muhakkak ki terapötik başarısızlıklar terapötik başarılarda olduğu gibi önceden planlanmış terapötik amacın kazanılmaması durumunda söz konusu olabilir. Önce bu amaç tasarlandıktan sonra sonuçlarımızın bu amaca uygun olup olmadığını ve bunun bir başarı mı yoksa bir başarısızlık mı olduğuna daha sonra karar verebiliriz. Eğer elimizde yeterli zaman veya motivasyon yoksa, ya da azalmış bir “ego” gücü varsa, yalnızca kişiyi sakat bırakan bir semptomun ortadan kaldırılması gibi belirli bir hedefi elde edebileceğimize karar verebiliriz. Bu belirlediğimiz amaç açısından tedavinin başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte ne gerçekten kişinin kişilik yapısını etkilediğimizi, ne de konun temel nevrotik kalıplarını düzelttigimizi söyleyemiyeceğimizi itiraf etmemiz gerekir. Böylece bir diğer görüş açısından tedavimizi bir başarısızlık olarak kabul etmemiz gerekir.
Örneğin nevrotik bir hasta hipnoterapiye sadece uykusuzluk yakınması ve bu semptomunun düzeltilmesi için gelmiş olabilir. Tedavinin sonunda direk telkinlerle bu semptomu düzelmiş olabilir. Bununla birlikte kişinin nevrotik yapısı dokunulmamış olarak kalacaktır. Bununla birlikte kişinin nevrotik yapısı dokunulmamaş olarak kalaacaktır ve bu kişi kişiler arası ilişkilerindeki bozukluktan ve kendisini kısıtlı bırakan nevrotik yapısından muzdarip olmaya devam edecektir. Bu durumda hastanın uykusuzluğunun düzeltilmesinden bir terapötik başarı olarak söz etmeye hakkımız varmıdır? Eğer hedefimiz uykusuzluk semptomunun düzeltilmesi ise o zaman onu tedavi ettiğimizi söylemeye hakkımız vardır. Bununla birlikte eğer amacımız o kişiyi toplumda işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getiren bir birey durumuna getirmek ise, o zaman çabalarımızın bir başarısızlık olarak kabul edileceğini itiraf etmemiz gerekir.
Gene Dr. Wolberg’in bir hastası Dr. Wolberg’e şu amaçla hipnoz için baş vurmuştur: Hasta psikopat ve alkoliktir, alkol aldığı sırada karşılıksız çekler imzalamaktadır. Hasta hipnozla kendisine öyle bir şey yapılmasını istemektedir ki bunun sonucunda içki içtiği halde karşılıksız çek imzalamaya karşı sağ kolunda bir spastik paralizi oluşması koşullandırılmıştır. Ancak bu hasta bir süre sonra sol kolu ile imza atmasını ögrenmiş ve gene içkili olduğu sırada sol eli ile imzalayarak birçok karşılıksız çek vermiştir.
Tedavide yeterli bir hedefin tarifi, mutlaka derin bir ideal olarak kabul edip çabaladığımız şeyin, kişinin hayatla olan ilişkilerinde tam bir rehabilitasyon sağlamak olduğu gerçeğini hesaba almalıdır. Bu dürtüleri grup değerleriyle uyum içinde doyurmak ve gereksinimleri mevcut kaynaklar ve çevresel fırsatlar doğrultusunda gidermek önemli bir amaçtır. Hasta diğer kişilerle üretken ve uyumlu bir şekilde ilişkiye girebilme kapasitesi elde etmelidir. Otorite ile olan ilişkilerinde, korku ve öfke olmaksızın, kendisini yardımcı bir rolde gördüğü ilişkiler kurabilmelidir ve bazı durumlarda da liderilk vasıflarını elinde tutabilmelidir. Kendisini streslere ve früstrayanlara karşı çocuksu tipte savunmalar veya fantaziler ortaya çıkarmaksızın, kendisini yardımcı bir rolde gördüğü ilişkiler kurabilmelidir ve bazı durumlarda da liderlik vasıflarını elinde tutabilmelidir. Kendisini streslere ve früstrasyonlara karşı çocuksu tipte savunmalar veya fantazilker ortaya çıkarmaksızın adapte edebilme yeteneği geliştirmelidir. Bu makul ölçülerde olduğunda, veya grup yararı için gerekli olduğunda, veya impulslarını hak ha – line getirmenin sonuçları, sağlayacağı rahatlıktan daha çok zarara neden olacak ise bireyin anksiyete göstermeksizin bir miktar deprivasyona tahammül edebilme yeteneğine sahip olması gerekliligini kapsar. Geçmişiyle yüz yüze gelebilme ve şu andaki mevcut sıkıntılarını çocukluk yaşantılarından ayırt edebilme kapasitesiyle birlikte bir birey olarak kendisi hakkında sağlıklı bilgileri olmalıdır. Yeteneklerinin sınırlarını bilmeli ve bu sınırlar içinde kalarak kendisini gerçekleştirebilmek yeteneğine sahip olmalıdır. Diğer amaçlar kendine güven , tuttuğunu koparıcılık, özgürlük duygusu, spontanite ve self toleransdır.
Görüldüğü gibi bu hedefler çok üst düzeydedir ve birçok vakada elde edilemiyebilir. Bunun birçok nedeni vardır. Başarısızlık için temel nedenlerden birisi kişinin motivasyonunun eksikliğidir. Problemlerinin üzerine eğilme gereksinimi yoktur, hayatla ve kişilerle yetersiz bir uyum yapmaktan doyumludur, veya kendisinin bu amaçları elde edebilmesini sağlıyabilecek olan teknikle çalışmaya karşı isteksizdir. Bir diğer neden de, bireyin ego yapısı o kadar zayıftır ki derindeki problemlerini anlamasına neden olabilecek olan olayların yarattığı anksiyetelere dayanabilecek güçte değildir. Bu problemler onu diğer kişilere bağlayan ve yaşayabilmesine, deneyim sahibi olabilmesine yarayan unsurlardır. Bu durum şizoid, çok bağımlı veya kuzak karakterlerde söz konusudur.Bu kişilerde yakın ilişkiler öyle bir anksiyeteyi eyleme geçirirler ki, bu anksiyete bu kişilerin güçlüklerinin daha yeterli bir çözümü üzerinde çalışacak elverişli gücü kullanabilmelerini olanaksızlaştırır. Üçüncü neden de bireyin nevrozu sayesinde elde etmiş olduğu sekonder kazançlar sıkıntısını bastıracak kadar çok olabilir. Bir dördüncü neden ise tedavinin yanlış yönlendirilmesidir. Bu da terapistin otoriteryen bir yaklaşımla sonuç alabileceğini zannetmesi ve hastayı öylediklerini kabullenmesi için zorlaması, da bazı durumlarda aantajı vardır; özellikle sınırlı bazı amaçların elde edilmesinin söz konusu olduğu kısa süreli psikoterapilerde yarralı olabilir fakat bu durum tam bir iyileşme elde edilmesini bloke edebilir.
Hasta tedaviye her zaman aktif yardım istediği bir problemle gelir, Hasta diğer doktorlarla ilişkilerinde olduğu gibi kendisinin doktora yalnızca problemlerini söylemek mecburiyetinde olduğunu zanneder. Hekim onun bu güçlüklerini ortadan kaldıracaktır ya da ona nasıl iyi olabileceğini söyleyecektir. Bu düşüncede çok büyük bir yanlış anlamanın tohumları yatmaktadır; çünkü terapistten gelen yönlendirmeleri ve telkinleri olduğu gibi kabul etmek hastanın iyileşmesini bloke edebilir. Hekimlerin en çok istedikleri amaç hastayı yalnızca kendi kaynaklarını kullanarak güçlü, yeterli tuttuğunu koparan bir kişi, üretken bir hayata yönelme çabalarından kendi seçimlerini ve kararlarını kendisinin yapabileceği bir noktaya getirmektir. Hasta bu güne kadar bunların hiçbirisini gerçekleştirememiştir. Kendi yetersizlik duygularının bir sonucu olan güçlüklerinin büyük bir çoğunluğu otoriteden aşırı isteklerde bulunmak, bağımlılık ve düşmanca tutumlardır. Eğer terapist tedavi boyunca hastaya sürekli telkinler veriyor ve kendisini bir lider durumunda görerek kendi moral yargılarını hastanın düşüncelerine ve eylemlerine tutmaya çalışıyorsa, bu hastayı çocuklaştıracaktır ve hasta hiçbir zaman kendi değerlerini kendisi formüle eden bir kişi olma yolunda çabalama fırsatını bulamıyacaktır. Kısıtlanma veya destek görme gereksinimlerini güçlendirmeye devam edecektir ve hiçbir zaman otoritenin eğemenliğinden kendisini kurtaramıyacaktır.
Hipnotik seansın kendi geleneksel oluşumu, hastanın terapistin otoriteryen isteklerine uymasını gerektiren bir rol oynar. Bir hasta bir hekime hipnoz için geldiğinde hemen bir pasif rolü benimser. Kendisinin kolayca telkin edilinebilir bir duruma konacağını, yönlendirileceğini ve majik bir gücün kendisini sağlığa veya başarıya götüreceğini farzeder. Kendisine telkinler verileceği ve boyun eğici bir ilişkiye gireceği gerçeğinin kesinliği tedavi edici amacı sınırlar.
Görünüşte hekimlerin çok büyük bir zıtlıklar karşı karşıya oldukları, hipnozun oluşmasının hastayı pasiviteye sürüklediği ve bir çocuk ana-baba ilişkisindekine benzer telkinlerin verildiği söylenecektir. Öyleyse hekimin emredici bir otoriter olduğu hipnozdan hastanın tam bir iyileşme amacını elde etmesi nasıl mümkün olacaktır?
Bu itirazlar geçerlidir ve Dr. Wolberg’in fikrine göre hipnotik tedavi geleneksel bir tarzda sürdürüldüğü sürece hasta ne kendisini otoriteden kurtarabilecek, ne de karakter yapısında büyük bir değişiklik elde edebilecektir. Kişiliğin gelişmesi ve bağımsız, tuttuğunu koparan bir birey olabilme yeteneği hastanın kendi problemleri üzerinde bizzat kendi kaynakları ve güçlükleriyle çalışabildiği bir tedavi yaşantısının elde edilmesiyle mümkün olacaktır. Bu nedenle hipnotik seansın oluşturulması artık hastanın kendisini pasif bir duruma koymadığı ve kendisini ruh sağlığına doğru yönlendiren omnipoten hipnotistin telkinlerini beklemediği bir noktaya modifiye edilmelidir. Tam bir kişilik rehabilitasyonun söz konusu olduğu tedavideki kesin amacın elde edilebilmesi, hastanın terapistin yönlendirmelerine ve telkinlerine bağlanabileceği bilgisinin terk edilmesine bağlıdır. Aksi halde tedavide başarısızlıklar kaçınılmaz olacaktır.
Hipnozun geleneksel anlamda kullanılmasının çocuk ebebeyn ilişkisini yeniden canlandırması ve hastanın kişiliğinin gelişmesini engellemesi hem hipnoz oluşturmak için uygulanan teknikleri, hemde hipnoz sırasında uygulanan teknikleri değiştirmeyi zorunlu kılar. Olağan yöntemde hasta hipnozun oluşması sırasında kendisine yöneltilen telkinlere yanıt verir. Gittikçe daha uykulu bir hale gelir ve sonunda bir trans durumuna girer. Daha sonra kendisine yapılan telkinlere hem kendi serbest iradesiyle böyle yapmak istediği için, hem de bu telkinlere direnmede kendisini güçsüz bir kişinin gücü altına koyar ve kendisinden rıza göstermesi beklendiği için buna rıza gösterir.
Hastayı bu beklentiden kurtarmak için hipnoz oluşturma yönteminde yapılacak temel değişiklikler birkaç türlü olabilir. Metodlardan birisi telkinlerin hastanın kendisinin de hipnoz oluşması projesine aktif katıldığını hissetmesini sağlayacak şekilde verilmesidir. El kalkması yöntemi bu hususta en büyük yardımı yapacaktır ve başka türlü olduğunda başarısızlıkla sonlanacak birçok durumda başarıyı sağlıyacaktır. Dahası, hastayı bu konuda kendisinin de aktif katılımı olduğunu farz edebileceği bir yönde hazırlamış olmasıdır. Hasta transa girme tekniğini öğrendikçe bu işi için yönlendirme hastaya transfer edilebilir. Hastaya eğer çok arzu ediyor ise kendisine belirli bir emrin verilmesiyle kendiliğinden transa girebileceği ve bazı testleri kendi çabası ile kendi kendisine telkinler vererek elde edebileceği söylenir. Hasta kendi kendine düş görme, otomatik yazı yazma veya bir emir üzerine kendisine yapılan post hipnotik telkinleri yerine getirme testlerini gerçekleştirebilir. Bunun sonucunda hasta eylemleri kendi kendisine yerine getirme kapasitesi ve kendi problemlerini çözebilerek ego gelişmesini arttırıcı bir etki kazanır ve daha güçlü bir kişiden yardım isteme gereksiniminde olduğu duygularından kendisini kurtarmaya başlar.
Gerçi terapötik seansın bu şekilde oluşturulması tam bir kişilik rehabilitasyonunun amaçlandığı durumlarda tedavide minimum bir başarısızlığa yol açarsa da, bu tür bir tedaviyi başaramıyacak birçok kişinin olduğu da hatırda tutulmalıdır. Problemleri çok fazla, ego yapıları çok zayıf motivasyonları çok yetersiz olanlar vardır ve bunlar kendilerinden karar vermeleri ve kendi kendilerini yönlendirecekleri bir doğrultuda gelişmeleri istendiğinde kırgınlık gösterirler ve tedavi projesine katılmayı reddederler. Bu durumda daha yetersiz, fakat nevrotik karekter yapısı karşısında semptomatik bir rahatlamayı gerçekleştirebilecek türde bir tedaviye geçilerek tam bir iyileştirme amacını terk etmek gerekir.
Bu türdeki bir tedavide amaç aşağı yukarı destekleyicidir. Egoyu, gerçekleştirilemiyen gereksinimleri alabildiğince sağlıyarak, veya hastaya olabildiğince rahat etmesi için nevrotik defansları ile birlikte yaşayabileceği bu duruma getirecek yönlendirmeleri ve telkinleri vererek olabildiğince stabil bir hale getirmektir.
Buna bir örnek bir yakının ölümüne ya da ayrılığına karşı depresyon ve anksiyete ile yanıt veren, bütün hayatı boyunca bağımlılıkların yardımıyla işlev gören immatür personelitedir ve böyle bir kişi tedaviye bir kollaps durumu içinde gelir. Bu koşullarda hipnozu yapan terapist hastanın bugüne kadar bağlanmış bulunduğu bireyin yerine geçen bir otorite rolünü oynadığını farz eder, Hasta ile umutsuzca nevrotik tipte bir ilişkiye girer ve bu ilişkide hastanın gerçekleşmesini istediği gereksinimlerini sağlar. Bu durumda anksiyete, gerilim ve diğer semptomlar yok olmak zorundadır. Semptomatik rahatlamaya karşın, temelde hastanın tedavi öncesindeki aynı nevrotik kişi olduğunu hatırda tutmak önemlidir. Burada hasta yalnızca nevrotik gereksinimlerini doyurduğu yeni bir ilişki içine germiştir. Eğer tedavide amaç semptomların rahatlatılması veya anksiyetenin yok edilmesi ise bu sonucu tedavide başarı olarak kabul edebiliriz. Bununla birlikte kendimizi başarının kalitesi hakkında aldatmamalıyız çünkü burada birey gerçekte temel problemlerini çözmemiştir.
Yalnızca otoriteryen yaklaşıma duyarlı olan bazı bireylerde vardır. Burada otoritatif emirlerle semptomların terk edilmesi, anksiyetenin yok olmaya zorlanması veya yaşama karşı tavırlarının değiştirilmesine ikna ile hipnozun geleneksel kullanımı semptom rahatlatması biçiminde bir başarıya yol açabilir.
Hipnotik seansın aşırı otoriteryen bir biçimde yönetilmesi ile birçok başarıların elde edildiği bildirilmiştir. Burada Dr. Wolberg gene iki hastasını örnek olarak vermektedir. Bunlardan birisi yıllardan beri tedavi edilemeyen histerik afonisi olan bir hastadır ve sürekli olarak konuşmaya zorlandığı birkaç oturumdan sonra birden bire konuşmaya başlamıştır. Aynı hasta beş yıl boyunca bir daha histerik afoni geliştirmemiştir. Diğer vaka ise bir alkolik hastadır ve koşullandırma tedavisi, şok tedavisi ve psikoterapi ile içki içmekten vaz geçmiştir ve hemen hemen iki yıl boyuncada içmeden kalabilmiştir.
Bununla birlikte birçok olguda hastaya semptomlarını terk etmesi konusunda yapılan otoritatif emirler tam bir başarısızlıkla sonlanacaktır. Direk ataklar yerine semptomların aldatmaca yolu ile ortadan kaldırılabileceği bir değişik teknik bazen başarılı olabilir. Burada Dr. Wolberg gene bir hastasını nakletmektedir. Bu hasta hayatını trompet çalarak kazanan bir kişidir ve son zamanlarda ne zaman trampeti ağzına götürse çene kaslarında spazm oluşmaktadır ve bu durumu iki yıldan beri sürmektedir. Kişi evde yemek yerken ağzına bir çatal kaşığı götürdüğü zaman da çene kentlenmesi gene ortaya çıkamaktadır. Hastanın semptomunun sembolik doğası aşikar görünmektedir. Fakat hastanın bu konuda, kesinlikle bir iç görüsü yoktur ve ne anlamı konusunda bir şey bilmektedir ne de doğasının doktor tarafından görülmesini istemektedir. Roschach Testi rijit karakterolojik defanslar ile aşırı bir şekilde kısıtlanmış bir kişilik ve manifest ego zayıflığını işaret etmiştir. Hasta üç hafta içinde tedavi olmayı arzu etmektedir. Çünkü bir yerde çalışmak için bir kontrat yapmıştır ve hayatını kazanabilmesi için çalışması zorunludur.
Derin hipnoz altında hastanın trompetini çalması konusunda yapılan girişim boşta kalmıştır ve bunun üzerine Dr. Wolberg hastaya ne zaman trompetini çalacak olur ise çene kaslarının spazmı yerine sol ayağında bir spazm olacağını telkin etmiştir. Amaç spazmı sembolik değerleri ile birlikte daha az kapasitesi olan bir vücut bölümüne transfer etmektir. Bu aldatmadan sonra hasta trompetini çalabilmiştir ve trompetini çalarken de uyanmıştır. Hasta uyanır uyanmaz sandelyeden sevinç içinde fırlamış fakat sol ayağında bir kramp olduğunu görmüştür. Bununla birlikte konuşmaya başladıktan sonra kramp kaybolmuştur. Hasta coşkulu bir şekilde trompetini ağzına götürmüştür fakat bu sırada sol bacağında gene bir kramp olmuştur. Krampın canını sıktığını söylemiş fakat kendisini çalmaktan ala koymadığınada sevinmiştir. Hasta orada kaldığı süre içinde bu koşulla refleks güçlendirilmiştir ve daha sonra da hasta çalışmasını bu şekilde sürdürmüştür.
Yetersiz motivasyonu veya şüphesi ego gücü olan birey – lerden tam bir kişilik rehabilitasyonu amacını elde etmesi beklenemez. Burada hastanın mevcut kaynaklarının tam kapasite ile kullanımı sağlanarak hastanın mevcut olan nevrozuna uyum yapması ve hastalığa yatkınlıkların en az düzeye indirilmesi beklenilebilecek herşeydir. Hipnoz zayıf olan egonun mevcut basınç ile baş etmede yürüklendirilmesinde yardımcı olabilir. Bununla birlikte hastalıkta yinelenmeler beklenmelidir çünkü hasta bu tip bir tedavi yardımıyla yaşamın stressleri ile matür ve realistik bir biçimde baş etmesine izin verecek boyutta bir yeterliliği elde etmemiştir. İşte bu nedenle semptomları yok etme veya bireyin tavırlarını değiştirmeye iknada aracı olarak kullanılan hipnoterapi yalnızca geçici başarı sağlamaya mahkumdur. Hipnotist otoriteryen gücü ile kendisini otomatik olarak etkisi altına alan hipnoza tümden güvendiği sürece kendisinin tedavi edici etkinliği hocaların sağladığı tedaviden daha uzun süreli olmayacaktır.
Semptomların doğrudan ya da aldatmaca yolu ile ortadan kaldırılması o semptomun önemi anlaşılmadıkça ve telafi edici bazı olanaklar sağlanmadıkça genellikle tavsiye edilmez. Elimizde semptomun ortadan kaldırılmasından başka kullanabileceğimiz bir tedavinin olmadığı durumlarda, hastaya o semptomu ile sembolik olarak benzer önemi olan ve kendisini kaldırılacak olan semptomdan daha az enkapsite edecek olan bir miktar telafi edici bir diğer semptom verilmesidir. Örneğin bir hastada bir kol paralizisi ortaya çıkmışsa ve bu paralizi ebeveynlerine karşı düşmanca tavırları olan ve kendisini onları öldürme impulslarından alıkoymak amacı ile enkapasite hale getirmiş olan bir hastada paraliziyi artadan kaldırma girişimleri çok yoğun bir anlaşılmışsa hastaya tüm konunun yerine bir küçük parmağının paralize olması telkin edilerek ve bu aldatmaca hastaya kabul ettirilerek anksiyete belki önlenebilir. Dr.Wolberg otoritatif telkinlerle semptomunun ortadan kaldırılması sonucu yoğun anksiyete durumlarına girmiş birçok hasta ve bir keresindede psikotik duruma girmiş ve hastası olduğunu bildirmektedir.
Bu sınırlarına karşın telkin edici hipnozun tedavi edici sahada bir yeri vardır. Her zaman amacın kısmi olduğunu kabul etmek ve hastanın kapasitelerinin tümü ile işlev görmesini beklemek temeldir. Yapılması gereken şey hastanın uygun motivasyonlar elde etmesinde olası bütün girişimleri yaparak rehberlik etmek daha akılcı bir tedaviyi kabul edebilmesi için egosunu daha stabil bir duruma yükseltmektir.

Hipnoz Teknikleri

HİPNOZ TEKNİKLERİ

Hipnotizmanın tarihçesini işlerken gördüğümüz gibi; hipnotizma yapmak için bir çok usul kullanılmaktadır. Hatta her hipnotist kendi kişiliğine uygun bir usul tesbit ederken; sujenin durumunu da göz önüne alarak bu usulünde zaman zaman değişmeler yapabilmektedir.

Belli başlı hipnotistlerin kullandıkları usulleri ve metodları yeri geldikçe izah ctmeye çalışacağız. Ama esas vermek istediğimiz kendi kullandığım metodun ayrıntılarını burada sizlere sunabilmektir. Yılların araştırmalarının vermiş olduğu bilgi ve tecrübe birikimini burada satırlara dökmeye çalışacağım. bu arada literatür bilgisi ile çatışan veya desteklenen yerleri de özellikle belirteceğim. Şimdilik aşağıda ismi belirtilen araştırmaların usul ve metodlarını ve bu arada kendi usulümüzü aktarmaya çalışacağım. Bunlar;

1 – Kendi Usulümüz «Bakışla Tesbit, Sözle Telkin»

2- DELEUZE USULÜ

3-Tester USULÜ

4- NOİZET USULÜ

5- ESSDAİL USULÜ

6- FARİA USULÜ

7- BRAİD USULÜ

8- CHARCOT USULÜ vardır.

9- LIEABEAULT USULÜ

10- BERNHEIM USULÜ

1- KENDl USULÜMÜZ: BAKIŞLA TESBİT, SÖZLE TELKİN METODU:

Metodumuz temelde diğer tekniklerden pek farklı değildir. Bütün teknikler temelde aynı fizyolojik kanunlardan hareket ederek belirli sonuçlara ulaşmışlardır. Temelde aynı olan metodlar ve teknikler kullandıkları yol itibarı ile birbirinden ayrılmaktadırlar.

Metodumuzun giriş kısmını Hipnotaabilite: (Suggestibilite) testlerini izah ederken kısmen değinmiştik. Burada konuyu daha detaylı ve etraflı olarak inceleyeceğiz.

Şahsıma yapılan müracaatların çoğu. hipnotizmayı nasıl yaptığım ve bu işin püf noktasının ne olduğu etrafında idi. Durum bu merkezde olunca; elbette ki bende bu konuya fazla eğileceğim ve bu suallere tatminkar bir cevap vermeye çalışacağım.

Çalışmalarımızda esas elde etmek istediğimiz amaç süjelerimizin bize olan itimat ve güvenlerini sağlamaktır. Bunun için de bir çok hileli yola başvurmaktayım. Tarafımızdan bilinen bir çok fizyolojik illüzyon ve halusinasyonlardan yararlanarak; süjelerimızin itimadını sağlamaktayız. Süjelerimizin itimadını temin ettik-ten sonra onlan yavaş yavaş istediğimiz yöne kanalize etmekte ve bu arada oluşan telkin alma kabiliyetindeki artmadan da yararlanarak onları hipnotize etmekteyiz.

Herhangi bir süjemle hipnoz konusunda anlaşmaya vardıktan sonra daha önceki bölümlerde gördüğümüz; «Hipnoza Hazıriık» safhasında gerekli olan tüm şartları yerine getirmeye çalışırım.

Hipnoza hazırlık safhasında belirttiğim Genel Faktörler ve Özel Faktör-ler’den ne kadar fazla yararlanabilirsem başanm da o oranda artmaktadır. Ama bunun yanında bu bahsettiğimiz kolaylaştıma faktörlerin çoğuna sahip olmadan da çok başarılı hipnotizma seansları yaptığımızı burada belirtmek isterim. Yeri geldikçe bu seanslann özel durumlarını izah etmeye çalışacağım.

Belirttiğimiz çevre şartlarını da sağladıktan sonra süjemle hipnoz odasında karşı karşıya geliriz. Odada bulunan şahıslar ve süjem pür dikkat, hareketlerimi takip etmektedir. Bu andan itibaren biraz occuttik (gizemci), biraz esrarengiz tavır ve cümlelerle seansıma başlarım.

Şimdiye kadar bir kaç seansım hariç bakışla hipnotizma yapmış değilim. Dr.Braid’in yapmış olduğu metodun bir benzerini uygulamaktayım. Bahsettiğim hipnoz odasının sade ve düz olan duvarına 20 x 20 cm. ebadında bir beyaz veya saman kağıdını bir selobantla yapıştınnm. Bu yapıştırma olayı rastgele bir olay değildir. Yaptığımız her hareketin ya occuttik bir anlamı veya fizyolojik bir temelivardır. Kağıdı yapıştırdığımız yer süjemin göz hizasından 30-40 cm. yukarıda bulunur. Yaptığım çeşitli denemelerde en uygun şartın bu olduğunu gördüm. Süjemm gözüyle aynı seviyede tutulmuş, kağıt yapıştırma çalışmalarının sonucu daha başarısız oldu.

Sıra süjemin kağıda olan uzaklığın tesbite geliyor. Sujemin kağıda olan uzaklığı 1,5-2 metre kadar olmalıdır. Daha uzak ve daha yakın mesafelerde aynı şekilde daha başarısız sonuçlar verdiğini gördüm.

Süjemizi uygun bir kanepeye oturturum. Otunna işlemi de çok önemlidir. Süje otururken adalelerinden hiçbirinin kasılmaması gerekir. Çünkü sabit bir şekilde uzun süre durmasını isteyeceğimiz süjenin dikkati, bir müddet sonra adalelerinin ağrısı ve kasılması sonucu dağılabilir. Bu da bizim işimizi bozar. Onun için süjemi diş hekimlerinin kullandığı tipten bir ayarlanan koltuğa oturtmak en iyi yoldur. Şayet kullandığımız koltuk bu ise bu koltuğu 30-40 derecelik bir eğim yaptırtılarak, arkaya yatırılması sağlanır. Burada dikkat edilecek önemli noktalar-dan biride süjenin boyun adalelerinin boşta kalmasına mani olmaktır. Bu tip koltuklarda süjemizin başını destekleyecek düzenekler bulunduğun-dan pek problem olmamaktadır. Şayet böyle bir koltuk ımkanına sahip değilsek, ‘ahat ve arkası uzun olan bir kanapeden yararlanabiliriz. Kanapenin arkasının (sırt dayanacak kısmın) uzun olmasının amacı; süjen’m başını destekleme imkanına sahip olmamızdandır. Şayet böyle bir koltuğumuz yoksa seansımızı basit bir karyola üzerinde de yapabiliriz

Tüm bunlardan amacımız, süjemizin adalelerinin gevşek olabileceği bir or- tamı sağlamaktır. Şayet bu şartlar sağlanırsa artık süjemiz tüm kasları eşit oranda kasılacağından (izometrik) hiç bir problem çıkmayacaktır.

Bundan sonra süjemizin görüş alanına girebilecek her şeyi ortadan kaldır- maya çalışırız. Seyirci olarak bulunan kişiler, süjenin gerisinde bulundurulmalıdır. Bundan amacımız hertürlü vizüel uyarıcıyı ortadan kaldırmak, dolayısıyla dikkatin belirli bir noktada toplanmasını sağlamaktır.

Süjemizin dikkatinin belirli bir noktada toplanmasını engelleyen iki tip uyaran vardır.

1- Dış Uyaranlar

2- İç Uyaranlar

Amacımızın tamamı ilk etapta bu dış ve iç uyaranlann etkilerini minimum seviyeye indirerek, süjeyi istediğimiz noktaya yönelterek dikkatini toplayabilmektir. Süjemizin dikkatini belirli bir noktada toplamasını engelleyecek dış uyaranlar oldukça çoktur ve bunlar 5 duyu yolu ile algılanmaktadır.

Bunların birkaçını sıralayacak olursak:

I-Dış Uyaranlar

A-Göz ile Algılananlar

1-Işık

2- Cisim

3- Şekil

4- Şahıs

B- Kulak lle Algılananlar

1 – Her türlü ses

C- Burun İle Algılananlar

1- Her Türlü Koku

D- Dil İle Algılananlar

1- Her Türlü Tad

E- Deri İle Algılananlar

1- Sıcaklık

2- Soğukluk

3- Nemlilik

4- Kuruluk

5- Basınç

6- Dokunma

7- Hava Akımı

II- İç Uyaranlar

A- Solunum Sistemi İle llgili Olanlar

B- Kardiovasküller Sistem ile İlgili Olanlar

C- Genitoüriner Sistem İle İlgili Olanlar

D- Kas İskelet Sistem İle İlgilı Olanlar

E- Gastro İntestinal Sistem İle İlgili Olanlar

F- Psişik (Ruh ve Sinir) Sistem lle ilgili Olanlar

G- Her Çeşit Ağrı

Görüldüğü gibi uyaranlar çok çeşitlidir. Bunlardan birini önlesek diğerini önlememiz mümkün değildir.

Hipnoza hazırlık kısmında belirttiğimiz ideal şartlan maksimum düzeyde yerine getirdikten sonra esas amacımız iç uyaranlardan psişik uyaranları önle-mektir. İşin en zor yanı da budur.

Artık süjemizle karşı karşıyayız; süjemiz de, biz de seansa başlamaya hazı rız. Seansa başlamadan önce süje ile son bir görüşme yapılarak istenenler ve izleyeceği yol kendisine ayrıntılı olarak anlatılır.

Süjemı’zden yapmasını istediğimiz şeyler vardır. Ve bunu kendisine madde-ler halinde sıralarız.

SÜJEMİZ HİPNOTIZE EDILIRKEN UYMASINI İSTEDİĞİMİZ KURALLAR

1- Hiç birşey düşünmeyeceksiniz. Düşüncelerinizin tamamını karşıda gör-tiüş olduğunuz kağıdın üzerindeki noktaya yönlendireceksiniz. Şuurunuza her an iç ve dış dünyanızdan yüzlerce şey gelecek. Bunları tamamen silip, yalnız karşıdaki noktayı düşüneceksiniz. Noktayı düşünmeye devam ederken farkında olmadan düşüncelerinizin başka şeylere kaydığını göreceksiniz. Bunu hissettiğiniz anda şuurunuzda yılmadan yeni bir mücadele safhası açarak karşıdaki noktayı düşüneceksiniz.

2- Sizi hipnotize ederken size çeşitli sualler tevcih edeceğim. Suallerime sadece «Evet» veya «Hayır» şeklinde cevap vereceksiniz. Bazen yanlışlıkla size sorduğum sual daha tefarruatlı bir cevabı gerektirebilir. İşte o zaman hiçbir cevap ermeyiniz. Ben hatamı anlar, sualimi «Evet» veya «Hayır» şeklinde cevap veri- lebilecek bir şekle dönüştürürüm.

3- Suallerime «Evet» veya «Hayır» cevabı verirken kesinlikle el, kol ve mimik “areketleri yapmayacaksınız. Basit birşekilde «Evet» veya «Hayır» diyeceksiniz.

4- Kendinizi tekrar kontrol ediniz. Herhangi bir yerinizi ağrıtan, acı veren, ; kıntılandıran veya kasan bir yeriniz var mı? Varsa lütfen düzeltin. Sizin için en ahat olduğuna emin olduğunuz pozisyonda durunuz.

5- Karşıdaki noktaya olan bakışlarınız özellik arzetmektedir. Şu şekilde bir düşunce tarzı ile bakmanız gerekir. Nasıl ki; zaman zaman kızarız, hırslanırız veya çok aşırı sinirleniriz. İşte o zaman gözlerimiz çakmak çakmak yanar. Veya çok kızdığımız birinin üzerine atılıp kavga etmek isteriz. Işte şu anda da bu duygularla beraber olduğunuzu varsayarak bakacaksınız. Bakışlarınız karşı noktaya yönleni rken, sanki gözlerinizden çıkan bir ışık huzmesi, karşı noktayı eritip geçmektedir. Vücudunuzda biriktirdiğiniz enerjiyi, önce gözbebeklerinizde toplayacak sonra noktaya yönlendireceksiniz.

6- Karşıdaki noktaya sabit nazarlarla bakarken gözlerinizden yaşlar akabilir. Böyle durumda herhangi bir hareket yapmayacaksınız. Her şeyi oluruna bırakacaksınız. Göz yaşlarınız rahatça akacak ve siz müdahale etmeyeceksiniz.

7- Sabit nazarlarla bakarken göz kapaklarınızda bir ağrı duyabilirsiniz, sakın ağrıyı gidermek amacıyla göz kapaklarınızı hareket ettirmeyiniz.

8- Başarımız ikimizin iyi bir ilişki kurmasına bağlıdır. Söylediklerimi harfiyyen anında uygularsanız başarımız kaçınılmazdır. Başarıya el ele birlikte ulaşaca- Ne zaman ki, şuurunuz ve şuur altınız söylediklerime karşı direnir, otokritik yapar o zaman sizinle hiç bir yere ulaşamayız. Bundan dolayı bana güveneceksiniz.İnanacaksınız ve hiç bir endişe ve korkuya kapılmayacaksınız.

Süjemize bunları söyledikten sonra seansımıza başlayabiliriz. Ve direk tel- kinlerimize geçeriz. Bu soylediğim hususların hipnotize edilen bir süje için çok önemi vardır. Telkinleri söylerken, yeri geldiğinde bunların sebeblerini ayrıntılı olarak izah edeceğim. İnsanoğlu korkunç bir mekanizma halinde ve korkunç bir mükemmeliyette» yaratılmış. İnsan gibi bir makineyi kurcalarken çok dikkatli olmak gerekmektedir? Yapılacak küçük bır hata affedilmeyecek sonuçlar doğurabilir. a Daha önce de belirttiğim gibi amacımız sujeyi kendımize inandırmamız ve bağlamamızdır. Bu işi yaparken de başta bazı fizyolojik mekanizmalardan hare-ket etmekteyiz. Bu fizyolojik mekanizmalan her gün yaşadığımız halde farkına varamayız. Tıp tahsili yapmış bir kişinin olayın temelini bilmesi nedeniyle bunla’-dan istifade edebilmektedir. Bu tip algılama bozuklukları her insanda olur; E-algılama yanılmaları duyularımızın fonksiyonfan ile ilgilidir.

GÖRME DUYUMUZ ile İLGİLİ BİLMEDİĞİMİZ BAZI GERÇEKLER:

Gözümüz üç tabakadan meydana gelmektedir. Bunlar:

a- Göz Akı Tabakası (Kornea)

b- Renkli Tabaka (Koroid)

c- Ağsı Tabaka (Retina)’dır.

«Ağsı Tabakada ışık ve renk uyanmlanna duyarlı iki türlü hücre varc Şekillerine göre bunlara çubuklar ve koniler denir. Koniler gözbebeğinin karşı sında ve ağsı tabakanın ortasında toplanmıştır. Çubuklar ise çevreye yayılırsa durumdadır. Ağsı tabakanın tam ortasından içeri doğru biraz basık 3 mm2 lik b yer vardır. Buna sarı leke (Fovea) denir.

Gündüz ışığında görülen nesnenin imgesi burada teşekkül ettiği zaman en iyi görülür. Sarı leke, koni biçimindeki hücrelerin en yoğun bulunduğu yerdir. Koniler gün ışığında özellikle sarı, kırmızı, mavi gibi kromatik renklere duyarlı cisimcikler dir. Konilerin daha çok göz bebeğinin karşısına isabet eden ağsı tabakan -ortasında toplandığını ve bunlann görevinin renkleri ayırdetmek olduğunu şu bas-deneyimle ispatlamak mümkündür.

DENEY : 1 Yanınıza birkaç tane değişik renkte kalem alınız (renkli başka nesneler de olabilir). Bu kalemlerden birini gelişigüzel alıp, kolunuzu sağ tarafta’ açarak arkadan öne doğru, yani görüş alanının dış sınırından ortaya doğru yavaşca hareket ettirin. Önce kalemin yalnız şekli görülür ve ancak daha sonra belli bir noktadan itibaren rengi de görülmeye başlar. Koniler sarı lekeden etrafa doğru gittikçe azalır. deney s 2 Gözümüzde, göz sinirinin göze girdiği yere kör nokta denir Burada koniler ve çubuklar haliyle yoktur. Burası görmeye karşı duyarsızdır. bu fizyolojik temelden hareketle, görüntüler belirli mesafelerde bu noktaya düşürü- ürlerse görülemezler. Bunu şu deneyle yapabiliriz. Kitapla gözünüz arasındaki mesafe 40 cm. olmak üzere sol gözünüzü kapatıp çarpı işaretine dikkatle bakarken kitabı kendinize doğru yaklaştıracak olursanız öyle bir an gelir ki, sağ yandaki elmayı görmez olursunuz. Kitabı biraz daha yaklaştıracak olursanız, tekrar görürsünüz. Elmayı görmediğimiz sürece, bunun imgesi ağsı tabakada kör nokta üzerine düşmektedir.

DENEY : 3 Görme duyusunda rastlanan ilginç bir olay ARDİMGE’lerdir. Herhangi bir ışıklı cisme bakıldıktan sonra göz kapatılacak olursa bu cismi kısa bir süre daha görmeye devam ederiz. Buna olumlu ardimge denir.

DENEY: 4 Bir de olumsuz ardimge vardır. Uzun bir süre renkli bir cisme baktıktan sonra gözümüzü nötr bir zemine çevirecek olursak o cismin tamamla yıcı renkteki şeklinin meydana geldiğini görürüz. Örneğin; Kırmızı bir dikdörtgene uzunca bir süre baktıktan sonra gözleri nötr bir zemine çevirecek olursak, orada yeşil bir dikdörtgen meydana gelir ve dikdörtgeni bir süre görmeye devam ederiz. Buna olumsuz ardimge denir. İşte görüldüğü gibi gerçekte herkes için varolan bu tip görme fonksiyonların-dan iyi bir hipnotizör yararlanmak zorundadır. Bu da ancak iyi bir fizyoloji bilgisi ile mümkündür. Biz de buna benzer yollardan hareket ederek hedefe ulaşmaktayız. Süjemizin bilmediği bu tip enteresan şeyleri kullanarak şuurunu dağıtmakta, onda bir panik veya hayranlık yaratmaktayız. Daha sonra ise söylediğimiz her söz kabul edilmektedir. Biz şimdi süjemizi bıraktığımız yere dönelim. Süjemiz her türlü ön şartlan-dırma yapıldıktan sonra telkinlerimize çok musaıt bir şekilde bizi beklemektedir. Süjemize artık telkin vermeye başlayabiliriz. Şöyle diyoruz:

«Şu anda hipnotizma seansımıza başladık. Dikkatlice karşıdaki noktaya bakıyoruz… Daha dikkatli bakıyoruz… Vücudumuzda korkunç bir enerji var. Bu enerjiyi gözbebeklerimizde biriktiriyoruz. Göz bebeklerinde biriktirdiğimiz bu enerjiyi bir enerji huzmesi halinde karşıya gönderiyoruz. Şu anda kafamıza binlerce düşünce geliyor… Bunları hissediyorum. Evet, bunları atıyoruz… Tekrar noktayı düşünüyoruz… Sadece noktayı düşünüyoruz ve yalnız noktaya bakıyoruz… Gözbebeklerimizden fışkıran o korkunç enerjiyi karşıdaki noktaya yönlendi-riyoruz. İnançla bakıyoruz… Azimle bakıyoruz… Hiç birşey düşünmeden bakıyo-ruz…» Bu arada seans devam ederken; hipnotizörün yapacağı şeyier vardır. Çok dikkatli bırşekilde süjeyi kontrol etmektedir. Süjenin hal, hareket, tavırve mimik-lerinden anlamlar çıkarmak zorundadır. Bu da ancak tecrübe ile olmaktadır. Yaptığım çalışmalarda gördüğüm hususları buraya nakletmek istiyorum. Telkinlere başladıktan 15-45 sn. içinde süjemiz iradi dikkatini noktaya yönlendirir. Ancak bu süre içinde «İÇ UYARANLAR» dediğimiz psışik uyaranlar kendini rahatsız eder. Uyanık bir insan normalde binlerce, milyonlarca bilgi iletimi ile karş karşıya olan ve bunlara uygun cevaplar veren bir organizmadır. Bu canlı orga-nizmanın dış dünya ile olan bu bilgi alışverişini kesmek o kadar kolay değildir Ancak çok harikulade ve heyecan verici durumlarda insanoğlunun bu bilgi iletişim ve konsantrasyonu o konu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Işte biz telkinlerimizde bu konsantrasyonu nokta üzerine toplamaya çalışıyoruz. Ancak bu çok zor bir iştir İş, ilk konsantrasyonu temin etmektedir. Işte, süjemizin tavırlarını takip ederken bir an durgunlaştığını bakışlannın sabitleştiğini, yüz ifadelerinin donup katılaştığını, anlamsızlaştığını bir an görür-sek, hemen telkinimizi değiştirmeliyiz. Süjemiz bu esnada bizi dinler gözükme-sine rağmen kafasındaki bazı düşüncelerle uğraşmaktadır. Bunu normal durum-larda, eş-dost toplantılarında sohbet ederken her an görebiliriz. Karşımızdak arkadaşımıza hararetli hararetli bir konuyu anlatırken, o arkadaşımız nezake-icabı bizi dinler gözükmekte hatta arada sırada «evet, haklısınız» gibi kelimeler söylemektedir. Halbuki, o arkadaşımız o anda bizi dinlememekte kendi hayal dünyasında gezmektedir. Belki de yann gelecek olan ev sahibine kirayı nas vereceğini düşünmektedir.

İşte böyle bir mizansen ile hepimiz her zaman karşılaşmış, hatta kendimi: yaşamışızdır, Işte o anda karşımızdaki şahsa dikkat etmişsek, bizi dinlemediğini ve dalıp gittiğini anlarız. Aynı şey seansımızın ilk saniyeleri için de geçerlidir. Işte bu anı tespit ede-hipnotizör ilk zaferi kazanmıştır. Çünkü süjesini hemen uyarmıştır. Düşüncesini başka yerlerde olduğunu, lütfen noktayı düşünmesi gerektiğini bir otoriter tavrıyla hatırlatır. 0 zaman süjede nasıl bir psişik tavır ortaya çıkar. Bu şuuraltında yapılan ve farkına varılmayan bir otokritiktir. Süje kendi kendine şöyle der: «Allah Allah bir anda nasıl da bildi kafamdan geçenleri… Neler hissettiğimi nasıl da anladı… bu adamda iş var… Boş değil…» ve böyle bir yargılama ile ilk sempatilerini belirtmiş olur. Bu arada hipnozitör telkinlerine devam eder. Bazı fizyolojik fonksiyonlardan yola çıkan hipnozitör, kendisine karşı yapılan otokritikte başarılı sonuçlar almaya devam eder. Şöyle telkin verir: (İlk bir dakika dolduktan sonra)

«Şu anda noktaya daha dikkatli bakmanızı isteyeceğim. Evet daha dikkatli bakınız. Birazdan çok enteresan şeyler göreceksiniz… Evet daha dikkatli bakı-nız… Bakın… Bakın… Evet noktamız hafif hafif titriyor… Evet noktamız titremeye başladı… Gittikçe şiddetienıyor..Görüyor musunuz? “Evet cevabı alınırsa telkinlere devam edilir. Değilse o yönde telkin verilir.). Evet evet bak siz de görüyorsu-nuz… Nokta hareketlendi… Bak zig zaglar çiziyor… şimdi dairesel hareketler çizmeye başladı… Bakın bakın… Dairesel hareketler gittikce büyüyor… Daha dikkatli bakın… Bir an dahi noktadan aynlmayın… Daha dikkatli bakın… Sakın noktayı kaçırmayın… Şu anda nokta dairesel hareketlerine devam etmekte… Birazdan noktanın yönünü değiştireceğim.» Görüldüğü gibi telkinler bu minval üzerine devam ediyor. Burada süje açısın-dan olaylar nasıl olmakta ve hipnozitör nasıl değerlendirilmektedir, Bunu gör-mekte yarar var. Her türlü şartları hazırlanarak önümüze gelmiş olan süje zaten telkinlerimizin olurluğuna hazırdır. Normalde bir noktaya sabit nazarlarla GÖZ kapağini HAREKET ETTİRMEDEN bakılırsa bir müddet sonra karşı tarafın netliği kaybolur ve cisimler titremeye başlar. Işte biz bu normal hadiseyi sanki kendimiz yapmış gibi sunmaktayız. Suje de buna inanmaktadır.

Daha önce böyle bir denemeyi yapmamış olan süje artık bize olduğu gibi inanmıştır ve bizim telkinlerimize kendisini bırakmıştır. Olaylar bundan sonra süje açısından ilgi çekici ve enteresan olmaya başlamıştır. Bizim de tek istediğimiz bunu başarmaktır. Olaylar süjeye ilginç gelmeye başlayınca tüm bilgi iletişimi ve konsantrasyonunu bu konuya çevirir, Yavaş yavaş dünyadan kopmaya başlar. Bu durum süjenin yüzündeki hayranlık ve şaşkınlık ifadesiyle kendini gösterir. Bunun aksi olabilir mi? Tabii ki mümkündür. Bunun aksi iki şekilde olabilir:

1- Süje bizim telkinlerimizi hep kulak ardı ettiğinden bizi hiç dinlememiştir. Kendisiyle ilışkiye girilememiştir. Bu tip süjeler hipnoza dirençli olanlarıdır. Bunlar . ya apar topar önümüze çıkanlmış süjeler veya hipnozitörün emrine girmeyi kabul etmeyerek devamlı otokritik yapan insanlardır. Süjemizin böyle birisi olduğuna karar verilirse, seans burada kesilebilir.

2- ikincı durumda ise süjemiz o kadar hipnotizabıldır ki; daha biz ileri telkinle- -mize geçmeden kendisi kataleptik hale gelmiştir. Bu tip vakalarla oldukca çok karşılaştım. Süjeler seans esnasında ilk sorum olan «Noktanın titrediğini görüyor musun?» sorusuna «Hayır» cevabını veriyorlar. Ama bu ses tonu çok değişik bir ses tonudur. Hipnotize olmuşlara has derinden gelen, monoton ve his taşımayan mekanik bir sestir. Süiemiz ilk telkinlerimiz ile derin bir transa girmiştir. Karşıda hareket etmediğini söylediği noktayı aslında görmemektedir. İlk etapda gördüğü ve hayaline kilitlediği bu sabit noktayla başbaşadır. Ve devamlı olarak noktayı sabit görmektedir. Diğer bir ifadeyle kendisi noktaya kilitlenmiş kalmıştır. İşte bu tip süjelere ileride izah edeceğim telkinler yapılarak transı derinleştirilir.

Artık hipnotizör kendisi içın ideal hale gelen süje üzerindeki son halüsinas-yon denemelerini yaptıktan sonra son darbeyi de vuracaktır. Sujeye göre olaylar henüz kendisinin dışında cerayan ediyor. Nokta hareketleniyor, karşı taraf sisle-niyor v.s. İşte bu esnada hipnozitor yeni bir fizyolojik temelden hareket ederek yeni bir hamle yapar ve yeni puanlar toplar. Süje kendi hayal dünyasında nokta ile uğraşırken kağıdı ve duvarı görmemektedir, unutmuştur. Fakat süjeye bunların hatırlatılması süjede son bir bilgi iletişim ile bilgi verir… Bu süjenin son savunmala-rıdır.

Hipnozitör şöyle der «Şu anda noktanın hareketlerini çok iyi takıp ediyorsu-nuz… Şu anda karşıda görmüş olduğunuz kağıdı ortadan kaldırıyorum, artık göremezsin… Evet kağıt tamamen kayboldu Duvarla birleşti… Duvarla özdeş-leşti, karşı taraf bembeyaz… Karşıda sadece bembeyaz bir alan var… Başka bir şey göremiyorsun, değil mi? (Suje evet derse telkinlere devam edilir.)»

Görüldüğü gibi süje kendi hayal aleminde nokta ile uğraşırken bir de kendisi-nin karşısına kağıt diye bir gerçek çıkarıldı. Küçücük bir noktanın hareket etmesi olabilir. Ama koşkoca bir kağıt kaybolur mu? sorusunu kendine sorar. Süje; bunu tartışmaya fazla fırsat bulamaz. Çünku Hipnozitörün telkin bombardımanı devam etmektedir. Zaten fizyolojik olarak da Kağıt görmesi mümkün değildir. Ancak son bir gayretle kağıdı puslu veya sisli olarak fark edebilir. Ama net olarak göremez. Ve sonunda süje kendini hipnozitörün telkinlerine tamamen bırakır. Kendince (şuuraltında) bunda da bir mahzur görmez. Çünkü olaylar henüz organizmasının dışında cereyan etmektedir.

Bu safhadan sonra herşeye hakim olduğunu gösteren hipnozitör artık süjeyi istediği gibi yönlendirebilecektir. Şuurunda açtığı gedikten içeri girecek ve onu fethedecektir. Artık hipnozitörün açamıyacağı kapı yoktur. Hipnozitör telkinlerine büyük bir rahatlıkla ve hiçbir endişeye kapılmadan şöyle devam eder.

«Gördüğün gibi herşey benim kontrolüme giriyor. Sakın endişelenmeyin, bana güvenin ve inanın. Şu anda karşı taraf bembeyaz bir saha. Bakın buranın rengini değiştiriyorum. Bu beyaz saha hafrfce saranyor… Evet daha dikkatlı bakın… Sararma gittikce artıyor görüyor musunuz?.. Bak sarının tonu gittikce artıyor… Evet daha da arttı… Şimdi tamamen sarardı… Çok koyu sarı oldu… Koyu sarı daha da renk değiştiriyor. Şimdi kavuniçiye dönüşüyor… Evet evet kavuniçi oldu… Kavuniçi de gittikce koyulaşıyor değil mi? şimdi açık pembeye dönüşüyor. Açık pembeyi görebiliyor musunuz? Evet açık pembe de gittikce koyulaşıyor ve kırmızı oluyor… Gittikce kırmızılaşıyor değil mi? Kıpkırmızı oldu… Evet renk şimdi dönüyor ve leylakî oluyor… Bakın bakın iyice belirginleşti… Tamamen leylakî oldu… Mor oldu, çok koyu mor oldu… Görüyorsunuz değil mi?» Görüldüğü gibi süje istenilen yöne sevkedilebilmektedir. Renk halusinasyon-ları başarıyla uygulanmıştır. Artık süjenin organizmasına hakim olmaya sıra gel-miştir. Bunun için de kullanılabilecek bir köprü lazımdır. Bu köprü de yine bir fizyolojik fonksiyondur. Süje kendini o kadar kaptırmıştır ki içden ve dıştan gelen bilgi uyarıcılanna pek dikkat etmemektedir. Gözleri dakikalardır sabit nazarlarla olaylan kovalamaktadır. Ama artık göz kapağı ve göz adeleleri yorulmuştur ve onfarın da istirahata ihtiyacı vardır. Henüz süjenin farkında olmadığı ama hipnozi-törün elinde büyük bir koz olarak duran bu fizyolojik olay bir köprü vazifesi görecektir. Ve süjenin son savunma mekanizması da bu şekilde yıkılacaktır. Suje bu hayal aleminden uzaklaştınldığı an göz kapaklarının ne derece yorulduğunu hissedecektir ama iş işten geçecektir.

Telkine devamla: «Şu anda morzemin üzerindeki noktanın aşağı doğru olan hareketini takip ediyorsun… Nokta aşağı iniyor… İniyor. Evetşu anda göz kapak-larına büyük bir ağırlık soktum… Göz kapaklann bu ağırlığın altında eziliyor ve aşağı çekiliyor… Kurşun gibi bir yük onları aşağı çekiyor. Karşı koma… Kendini rahat bırak… Bırak kapansınlar… Evet tamamen kapandı… Artık gözkapakların benim kontrolüm altında… Onları ben söylemeden kaldıramazsın… Evet sadece ben izin verirsem kaldırabilirsin… Göz kapaklanna kurşun gibi bir yük bindirdim. fstersen bir dene bakalım kaldırabilecekmisin. Bak kaldıramıyorsun… Herşey benim kontrolümde, korkmayınız, endişelenmeyiniz… Bana inanınız ve güveni-niz…»

Hipnozitör artık ırmağın karşısına geçmiş, süjenin organizmasındaki ilk ara-ziyi almıştır. Bu yer göz kapaklandır. Artık göz kapakları onun elindedir. Ve telkinlerine devam eder. Bu arada manyetik el pasları ile süjenin daha derin bir transa girmesini temin eder. Ve devamla:

«Şu anda göz kapaklarınızdaki ağırlığı yüzünüze oradan omuzlarınıza indiri-yorum… Farkediyor musunuz… Bu ağırlık tatlı bir sızıltı halinde yayılıyor… Şimdi sol kolunuza ve sol elinize bu ağırlığı indirdım… Sol kolunuz kurşun gibi oldu… Çok ağırlaştı… Aynı şekilde şimdi sağ kolunuz ve sağ eliniz ağırlaştı… Göz kapaklarınız ve kollarınızdaki bu ağırlığı karnınıza, oradan da bacaklarınıza ve ayaklarınıza indirdim. Her yeriniz kurşun gibi oldu… Vücudunuz artık tamamen kontrolüm altında… Ben söylemeden hiç bir hareket yapamıyacaksınız… Vücu-dunuzun kontrolü tamamen benim elimde. Sağ kolunuzu kaldırmaya çalışın bakalım… Kaldırabilecek misiniz?.. Bak kaldıramıyorsunuz. Boşuna çabalama-ym… Ben izin vermeden kaldıramazsınız.. Bak şimdi izin veriyorum ve artık sol kolunuzu kaldırabilirsiniz. Evet güç veriyorum,enerji veriyorum…Kolunuzu kaldı rın.»

Artık hipnozitör süjenin organizmasını tamamen eline geçirmiştir. Süje ken-disini tamamen hipnozitöre teslim etmiştir. Fakat süjede son direnme noktaları vardır. Her ne kadar vücudunun kontrolünü kaybetmişse de, düşünmeye otokritik yapma kabiliyetini hala korumaktadır. Hala endişeleri vardır, hala korkuları vardır. Velhasıl benim diyebileceği bazı şeyleri vardır. Bu kanaata nerden vardım diye sual edilebilir. Bu konuyla ilgili çok ilginç bir hatıram oldu. Onu nakletmek isterim. Doktor arkadaşlarımdan Askeri Dr. İ.H.O.’la samimiyetimiz çok ileri derecede idi. Zaman zaman birbirimize takılır, karşılıklı espriler yapardık. Esprilerimden birinde «Kendisini hipnotize edersem, kendisine Çin İşkencesi yapacağımı» söyledim. 0 da gülüp geçmişti. Günlerden bir gün arkadaşımı hipnotize etmeye razı ettik. Ve çok başarılı bir seansla çok kısa sürede organizması üzerindeki kontrolümü tesis ettim. 0 anda aklıma yaptığım espri geldi. Ve bunu uygulamaya soktum. Yaptığım telkinlerle vücudunun so) tarafının -40 derecede çıplak olarak durduğunu, diğer sağ yarısının ise çok sıcak bir hamamda bulunduğunu belirttim. Manzara çok enteresandı. Vücudunun yarısı titrerken, diğer yarısı kızarmış ve ter numuneleri vardı. Bu esnada kapının zili çalınmıştı ve şahsıma bir telgraf gelmişti. Evrakı ‘imzalamak için süjeyi bir müddet o pozisyonda bıraktıktan sonra geri döndüm. Gördüğüm şey çok enteresandı. Suje kaslannı hareket ettirerek, göz kapaklarını açmaya çalışıyor, ama muvaffak olamıyordu. Kollarında hatif kas seğirmeleri oluyor, kollannı kaldırmaya çalışıyor, buna da muvaffak olamıyordu. Bu duru-munu görünce gülmeye başladım. Ne yaptığını sordum. Cevap olarak: «Kerdisi nin bundan çok rahatsız olduğunu, kurtulmak istediğini, fakat buna muvaffak olamadığını belirtiyordu. Çok korktuğunu söyledi, kendisini uyandırmam için bana yalvarmaya başladı.» Bana yalvarıyor, aman diliyor, fakat kendisini bir türlü kurtaramıyordu. 0 halde düşünce sistemi normal çalışıyordu ama vücuduna hakim olamıyordu. Daha sonra bu ısrarlara dayanamıyarak arkadaşımı uyandır-dım. Yaşadığı dakikaları ölene kadar unutamayacağını ve kendisini bundan sonra kimseye teslim etmeyeceğini söylemişti.

Bu olayda da görüldüğü gibi insan organizması bir anda ele geçirilemiyor. Adım adım ilerlemeli… Organizmanın derinliklerine yavaş yavaş inmek gerekiyor. Bu seansımdan sonra transı derinleştirmek için yeni şeyler bulmak istiyordum. Nihayet bunu da deneme yanılma metodu ile buldum. Telkinlerime şöyle devam ettim:

«Gördüğün gibi vücudun tamamen kontrolüm altında… Benden izinsiz hiçbir şey yapamıyorsun… Şu anda senden 10 katlı bir bina hayal etmeni istiyorum. Görebiliyor musun? Evet bu binaya tırmanmanı isteyeceğim… Yalnız çok önemli bir iş için tırmanıyorsun. 10. katta bir hasta var… Bu hastaya ilaç götüreceksin…

Götüreceğin ilaç hastanın hayatını kurtaracak, çok çabuk götürmelisin… Hazırmı-sın… (Evet cevabından sonra) Son süratle tırmanmaya başla… Çok suratli koşu-yorsun. (Süje bu esnada sanki koşuyormuş gibi derin nefes alıp vermeye başlar). Evet daha da süratli koşacaksın… Çok yoruluyorsun… Evet ama hayat kurtara-caksın.. Daha süratli koş… Daha da süratli… Son gücünle….Son enerjinle koşu-yorsun. Şu anda 7. kattasın, 8’e çıkıyorsun… Çok yoruldun… Artık ellerinle tırmanıyorsun… Bacaklarında hiç kuvvet kalmadı… Evet son merdivenler, son basamaklar… Bak hasta orada duruyor… Evet ilacı ver…. Çok yoruldun… Biliyo-rum ama başardın…. Hastanın hayatını kurtardın… Bak ileride beyaz bir yatak var… Görüyormusun… Yumuşacık, bembeyaz… Vesençokyorgunsun… Şimdi o yatağın yanına git ve ben izin verince o yatağa yatacaksın. Derin ve tatlı bır uykuya gireceksin… Hazırmısın… Evet yatabilirsin… (Bu arada hipnozitör derin bir nefes alıp vererek; sanki tüm yorgunlukları atmış olur. İyi bir hipnozitörün bu . nefesini süje söylenmeden aynen taklit eder). Evet sen çok yorgunsun ve kon-kunç bir uyku ihtiyacın var… Evet uyuyorsun… Uyuyorsun… Yorgunluğun azalı-yor. Daha derin uyuyorsun. Uykun derinleştikce yorgunluğun azalıyor… Gittikçe hatiflıyorsun. Kuşlar kadar hafifsin… Şu anda çok mutlusun… Değit mi? Ne kadar rahatsın… Aldığın her nefes seni daha derin bir uykuya sokuyor… Daha derin uyuyorsun…»

Bu şekildeki telkinlere 3-4 dakika devam edilir. İşte bu aşamaya gelmiş süje en derin transa girmiştir. Bu süje üzerinde bütün hipnotik tezahürler ortaya çıkar. Süjeye bu uyku esnasında bazı tatlı rüyalar telkin edilir. Ve bir müddet sonra süjenin gözleri açtırılabilir… Kataleptik hale sokutabilir. Ekmnezi, hiperminezi denenebiBr. Posthıpnotik telkinler verdirilebilir. Özel bir çok çalışma yapılabilir. Bu tip hipnotik fenomenleri ilerideki bahisde daha detaylı otarak göreceğiz.

Bu konuyu kapatmadan önce bir noktayı daha hatırlatmak isterim. Bazı süjelerimin 10 katlı bir binayı hayal edemediklerini gördüm. Bunların bir atletizm pisti veya bir yüzme sporu yapılabllecek bır yer hayal ettirdim. Buradaki amacım süjeyi psikolojik olarak tamamen yorarak, son müdafaa barajlannı da yıkmaktır.-Amaca yardım eden her tip yol denenebilir.

Hipnotizma usulümüze ek olarak bazı konulara değinmek ıstiyorum. Görül-duğu gibi olaylar birbirini peşi sıra takip etmektedir. Ve bir olay diğerini davet etmektedir. Bir konuya inanma ve telkine teslime olma, diğer bir telkin için zemin hazırlamakta, mantıki bağıntıyı temin etmektedir. Bu duruma FEED-BACK AKTİ-VASYON denmektedir. ) Böylece süjeler feed-back mekanizmaları ile daha derin ransa girmektedir. Olaylar üst üste hiyeraşik bir düzenle sürmektedir. Bataklığa düşen birinin durumu gibi çırpındıkca batmaktadır ve kurtulma ümidi azalmaktadır. Hipnotik trans da aynı şekildedir. Derinleştikce hipnozitöre teslim olma yüzdesi artmaktadır.

Bu kadar bilgiden sonra anlaşıldığı gibi esas amaç süjenin farkına vardırma-dan bazı şeyleri gerçekleştirmektir. Hipnotizma seansının başlangıcında süjeden bazı şeyleri yapmasını istemiştik. Bunları dikkatli olarak inceleyecek olursak görürüz ki; hepsi de süjenin dikkatinin dağılmaması için alınması gereken tedbir-lerdir. Bunların psikolojik nedenlerihi kısaca ızah edelim. Kuralların numara sıra-sına göre:

1 – Burada süjeden hiçbir şey düşünmemesini istiyoruz. Şayet süjenin başka şeyler düşünmesine izin verecek olursak bu düşünceler bir çok çağrışımı da beraberinde getirecektir. Dolayısıyla süjenin dikkatini toplamak mümkün olma-yacaktır.

2- «Evet» veya «Hayır» dışında verilecek bir cevap süjenin beyin sistemini aktive edeceğinden; daha doğrusu kompleks cümleler için daha kompleks bir iletişim beyinde oluşacağından elde edilen dikkat o tarafa kayacaktır.

3- Suallere el ve kol hareketleri ile cevap verlimesi süjede bir otokritiği davet edip, dış dünya uyaranlarından kendini haberdar edeceğinden konsantrasyonu bozacaktır.

4- Vücutta herhangi bir uyarıcı etki (ağrı, kasılma v.b.) dikkati kendine çeke-cektir (Bu seansın başlangıcı için söz konusudur).

5- Amaç dikkatin noktaya toplanmasıdır ve göz bebekleri ile kaslarını çabuk yordurmaktır.

6- Göz yaşının akması normaldir. Bu süjede bir dış uyaran vazifesi görür ve süjenin dikkatini oraya celbeder. Bu dağınıklığa ilaveten uyanık hale gelmiş olan el ve kol bu yaşı silmeye kalkarsa dikkat tamamen dağılır.

7- En önemli nokta bu maddededir. Tabir yerindeyse «Ne damadı küstüre-ceksiniz, ne de gelini vereceksiniz.» Burada süjeden göz kapaklannı hareket ettirmemesini istiyoruz. Ama bu isteğimizi fazla üzerinde durmadan, bayağı cümlelerle söylüyoruz. Şayet olayın üzerinde ısrarla durup, mutlaka bakışlarını sabitleştirmesini süjeden istersek o zaman ters bir durumla karşı karşıya kalıyo-ruz. Süje tüm dikkatini tamamen göz kapaklarına verdiği için bu sefer göz kapak-larını kırpmaktan kendini alamıyacaktır. Onun için süjeye telkin edilirken ehemmi-yetsizmiş intibaını vermek lazımdır. Ama seansımızın can alıcı noktası burasıdır. Şayet süjeyi istediğimiz gibi yönlendiremiyor, heyecanlandırıp dikkatini toplaya-mıyorsak ister ıstemez süje göz kapaklarını hareket ettirecektir.

Peki süje göz kapaklarını hareket ettirirse ne olur? Çok şey olur. Tüm telkinlerimiz boşa gider. Neden mi? Telkinlerimizi dayandırdığımız fizyolojik temeller çöker de ondan. Süjemiz göz kapaklarını hareket ettirirse karşıdaki noktayı tekrar net olarak görmeye başlar, göz kapaklarının kasları ve göz kasları dinlenmiş olur. Ve üzerlerinde biriken ağırlık kalkar, laktik asit dağılır. Ve biz telkinlerimize baştan başlamak zorunda kalırız. Bunun 2-3 kez tekrarlanması halinde hipnozitör olarak inandırıcılığımızı yitirerek telkinlerimiz etkinliğini kaybeder. Böyle bir süjeye göz kapaklarının hareketlerine hakim olması için egzersiz yapmasını tavsiye ederek seansımızı keseriz.