YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU
DSM III ün 1980 deki 3. Baskisinda
birkaç yeni tani kriteri ile tanistik. Önceden "anksiyete
nevroz" olarak siniflandirilan hastalarin subgrublara
bölündügünü gördük. Bu kategorilerden biri yaygin anksiyete
bozuklugudur. (YAB) Bu grup diger tani kriterlerini tasimayan
hastalari içine almak için residüel bir tani grubu olarak
görülmüstür. DSM III R ve DSM IV de ise YAB farkli bir tani
antitesi olmustur. Ve rezidüel hastalarin dolduruldugu bir
tani kategorisinde olmaktan çikarilmistir.
YAB' u DSM IV de asiri ve yogun aci
olarak belirlenmistir.
Hastada belirlenmis sikintilari, is
ve sosyal hayatinda belirgin bozulmaya neden olan somatik
semptomlarin varligi ile baglantili olarak yogun ve asiri
üzüntü duyulmasi hali YAB olarak belirlenmistir.
DSM IV, DSM III R da bulunan çocukluk
döneminin yogun anksiyete bozuklugu kategorisini çikarmistir.
Çocuklarin ve adölesanlarin yogun anksiyetesini içeren YAB'un
tani kriterlerini degistirmistir.
Epidemiyoloji
YAB, yaygin bir durumdur, DSM III R
in eski tani kriterleri uygulandiginda DSM IV e göre uygulama
yapildiginda, DSM III'e göre daha az sayida YAB ortaya çikmaktadir.
YAB'in bir yillik prevalansi %3-8 arasindadir.
YAB, muhtemelen mental hastaliklar arasinda en sik komorbidite
gösteren bir bozukluktur. Bu durum özellikle diger anksiyete
bozukluklari için söz konusudur. YAB olan hastalarin belki
de %50sin de diger bir mental bozukluk vardir.
Kadinlarin erkeklere orani ikiye birdir.
Ancak bu oran tedaviye basvuranlar arasinda bire birdir. Hastaligin
baslangiç yasini spesialize etmek zordur. Hastalarinin çogunun
hikayesinin de hatirlamayacaklari kadar uzun bir süreden beri
anksiyete içerisinde olduklarini rapor etmislerdir. Hastalar,
hekime genellikle yirmili yaslarda basvururlar. Klinisyene
basvurma hayatin herhangi bir yasinda da olabilmektedir. Hastalarin
ancak üçte biri psikiyatrik bir tedavi almis görünmektedir.
Hastalarin çogu pratisyen hekime, intörne,
kardiologa, gögüs hastaliklari uzmanina veya gastroentrologa
gitmistir.Bu duruma hastaligin somatik konponentlerinin bulunmasi
rol oynuyor gözükmektedir.
Etyoloji
Çogu mental bozukluklarda oldugu gibi,
YAB'un sebebi de bilinmemektedir. Son zamanlarda bilinenler,
YAB muhtemelen hastalarin heterojen bir grubunu etkilemektedir.
Çünkü anksiyetenin belirli bir derecesi normal ve uygun gözükmektedir.
Bu nedenle normal anksiyetenin patolojik olandan ayrilmasi,
biyolojik nedensel faktörlerin, psikososyal faktörlerden ayrilmasi
zordur. Muhtemelen biyolojik ve psikososyal faktörler birlikte
rol oynamaktadir.
Biyolojik Faktörler
Benzodiazepinlerin ve buspiron gibi
azapironlarin terapotik etkinligi, biyolojik arastirmalari
GABA ve seratonin nörotransmiter sistemleri üzerine odaklanmistir.
Benzodiazepinlerin (benzodiazepin reseptör
agonisti) anksiyeteyi düzelttigi bilinmektedir. Bunlarin tersi
yani flumazenil (Mazicon) (bir benzodiazepin reseptör agonistidir)
ve b-karbolinler (benzodiazepin reseptör reverse agonistidir)
örnekleri verilir. Bunlar anksiyeteyi arttiran madelerdir.
Inandirici verilerin olmamasina ragmen benzodiazepin reseptörlerinin
YAB'u olan hastalarda anormal oldugu düsünülmektedir.Bazi
arastiricilar oksipital lob üzerine odaklanmislardir. Bu bölge
beyinde benzodiazepin reseptörlerinin en yogun bulundugu bölgedir.
Diger beyin bölgeleri olarak iddia edilen bazal ganglia, limbik
sistem ve frontal korteks YAB'un gelisiminde rol alan yerler
olarak ileri sürülmektedir.
Çünkü buspiron,bir 5-HIAA reseptör
agonistidir. Birkaç arastirma grubu YAB da anormal olan seratonerjik
sistemin regülasyonu üzerine hipotezlerini odaklamislardir.
YAB'daki arastirma konularini olusturan diger transmiter sistemleri,
NE, glutamat ve kolosistokinin nörotransmiter sistemleridir.
Bazi deliller göstermektedir ki YAB'lugu olan hastalarda adrenerjik
reseptörlerinin hassasiyet düsüklügü veya azligi mevcuttur.
Buna örnek olarak da clonidine (Catapires) infüsyonundan sonra
büyüme hormonu bozuk salinimi verilmektedir.
YAB'lugu olan hastalarin BGÇ sinirli
sayida bulunmustur. PET le ilgili bir çalismada normallere
göre YAB'lu olanlarda onlarin beyaz cevher ve bazal ganglionlarinda
düsük metabolik oranlar rapor edilmistir.
Birkaç genetik çalismada belirli olanla
baglanti kurulmustur. Bir çalismada kadinlarda MDB ile YAB
arasinda bir genetik iliskinin oldugu bildirilmistir.
Diger bir çalismada ise farkli bulunmustur.
Fakat YAB'da genetik komponentin nicel etkisini tayin etmek
zordur. YAB'u olan hastalarin 1.derece akrabalarini %25 hastalikli
bulunmustur. (Kendler ve ark. 1992a)
Uyku yapisinda bu degisiklikler depressif
bozukluktaki degisikliklerden farklidir.
Psikososyal Faktörler
YAB'in gelisimine neden olan psikososyal
faktörleri irdelemeyi düsünen iki büyük okul bilissel-davranissal
okul ve psikanalistik okuldur.
Bilissel-davranissal okulun YAB'la
ile ilgili hipotezi yanlis cevaplandirma ve tehlikeyi yanlis
algilamadir.
Yanlis algilama, çevredeki negatif
ayrintilari seçici bir algilama ile olusturmaktadir. Bu esnada
bilgi süreci distorsiyona (bozulmaya) ugramakta ve kisinin
kendi kabiliyetlerini asiri bir sekilde olumsuz degerlendirdigi
gözlenmektedir.
Psikanalitik okulun anksiyete hipotezi
ise bilinçdisi çatismalarin çözümlenmemesinden kaynaklandigi
iddiasidir. Anksiyete ile ilgili bu teori ilk kez 1909 yilinda
S. Freud tarafindan Küçük Hans vakasi ile ileri sürülmüstür.
Bundan önce Freud, anksiyetenin temelini fizyolojik bir temele
oturtuyordu.
Anksiyetenin hiyerarsik yapisi, çesitli
gelisim dönemleri ile ilintilidir. En ilkel seviyedeki anksiyete
yok olma korkusuna kapilma veya baska biri ile birlesme duygusuyla
baglantili olabilir.
Gelismenin daha matür seviyesindeki
anksiyete ise, sevilen objeden ayrilma duygusuna dayanir.
Daha matür seviyedeki anksiyete ise,
önemli objeden sevginin çekilmesi ile baglantilidir.
Igdis edilme anksiyetesi ise, gelisimin
ödipal fazi ile ilgilidir ve anksiyetenin en yüksek fazi olarak
adlandirilmistir.
Süperego anksiyetesi ise, birinin kendi
ideal ve degerlerinin hayal kirikligina ugramasi korkusudur.
Bu anksiyete türü en gelismis anksiyete türüdür.
Tani
DSM IV ün tani kriterleri (Tablo 14)
DSM III-R'in tani kriterlerinden farkliliklar içermektedir.
Su anda daha kolay kullanisli olan tani kriterlerinde diger
mental hastaliklari ve normal anksiyeteyi YAB'dan ayirmak
için klinisyenlere kolayliklar getirmistir.
Tablo 14: 300.02 Yaygin Anksiyete Bozuklugu
(ANKSiYETE NEVROZU)
DSM IV' Göre Tani Kriterleri:( 300.02
Yaygin Ansiyete Bozuklugu, Çocuklugun Asiri Anksiyete Duyma
Bozuklugunu da Kapsar)
A. En az 6 ay süreyle hemen her gün
ortaya çikan, bir çok olay ya da etkinlik hakkinda (iste ya
da okulda basari gibi) asiri anksiyete ve üzüntü (endiseli
beklentiler) duyma.
B. Kisi, üzüntüsünü kontrol etmeyi
zor bulur.
C. Anksiyete ve üzüntü, asagidaki 6
semptomdan üçüne (ya da daha fazlasina) eslik eder ( son 6
ay boyunca hemen her zaman en azindan bazi semptomlar bulunur).
Not: Çocuklarda sadece bir maddenin bulunmasi yeterlidir.
(1) huzursuzluk, asiri heyecan duyma
ya da endise
(2) kolay yorulma
(3) düsüncelerine yogunlastirmakta
zorluk çekme ya da zihnin durmus gibi olmasi
(4) irritabilite
(5) kasgerginligi
(6) uyku bozuklugu (uykuya dalmakta
ya da sürdürmekte güçlük çekme ya da huzursuz ve dinlendirmeyen
uyku)
D. Anksiyete ve üzüntü odagi bir Eksen
I bozuklugunun özellikleri ile sinirli degildir, örn. anksiyete
ya da üzüntü bir Panik Atagi olacagi (Panik Bozuklugunda oldugu
gibi), genel bir yerde utanç duyacagi (Sosyal Fobide oldugu
gibi), genel bir yerde utanç duyacagi (Sosyal Fobide oldugu
gibi), hastalik bulasmis olma (Obsessif-Kompulsif Bozuklukta
oldugu gibi), evden ya da yakin akrabalrindan uzak kalma (Ayrilma
Anksiyetesi Bozuklugunda Oldugu gibi), kilo alma (Anoreksiya
Nervozada oldugu gibi), bir çok fizik yakinmaninolmasi( Somatizasyon
Bozuklugunda oldugu gibi) ya da ciddi bir hastaliginin olmasi
(Hipokondriazisde oldugu gibi) ile ilgili degildir ve anksiyete
ve üzüntü sadece Posttravmatik stres Bozuklugu sirasinda ortaya
çikmamaktadir.
E. Anksiyete, üzüntü ya da fizik yakinmalar
klinik açidan belirgin bir strese ya da toplumsal, mesleki
alanlarda ya da islevselligin önemli diger alanlarinda bozulmaya
neden olur.
F. Bu bozukluk bir maddenin (örn. kötüyekullanilabilen
bir ilaç, tedavi için kullanilan bir ilaç) ya da genel tibbi
bir durumun (örn. hipertroidizm) dogrudan fizyolojik etkilerine
bagli degildir ve sadece bir Duygudurum Bozuklugu, Psikotik
bir Bozukluk ya da bir Yaygin Gelisimsel Bozukluk sirasinda
ortaya çikmamaktadir.
YAB'u ile normal anksiyete arasindaki
farklilik, "yogun anksiyete" ve "kontrol zorlugu"
kelimeleri üzerine vurgu yapilarak belirtilmistir.
YAB'u ile diger mental bozukluklar
arasindaki ayirici taniya DSM IV ilaveler yapilmis ve "D"
kriterleri içerisinde ayirici tani belirtileri örneklendirilmistir.
Klinik Belirtiler
YAB'un primer semptomlari anksiyete,
motor gerilim, otonomik hiperaktivite, ve bilissel uyaniklik
ve tetikte olma hali olarak belirtilmistir. Anksiyete yogun
ve hastanin hayatinin diger alanlarina müdahele eden bir yapidadir.
Kas gerilimi yaygin olarak yorgunluk,
halsizlik ve basagrilari seklindeki belirtilerle ortaya çikan
otonomik hiperaktivite, solunumun zorlasmasi, asiri terleme
hali, çarpintilar ve çesitli GIS semptomlari ile yaygin belirtiler
verir.
Bilissel canlilik veya uyaniklik ise,
hastanin irritabilitesi ve hastanin ürküntü durumu ile belirlenmistir.
En yaygin görülen haliyle YAB'luna
sahip hastalar baslangiçta bazi somatik semptomlarina yardim
almak amaciyla pratisyen hekime basvurmaktadirlar. Daha sonra
spesifik bir semptomu nedeniyle mesela diaresi için özgül
bir doktora basvurmaktadir.
Bu durumda psikiyatri disi medikal
bozukluga bagli özgül bir neden nadiren ortaya konabilmektedir.
Ve hastalar yaklasim tarzlarina göre doktorlarini degistirmektedirler.
Bazi hastalar YAB'u tanimini kabul
ederek tedaviye uyum gösterirken, digerleri bu taniyi kabul
etmeyip problemlerini çözmek için yeni tibbi konsültasyonlara
basvurabilmektedir.
Panik bozukluguna göre daha kronik
seyreden ve daha az remisyon gösteren bir özelligi vardir.
(Raskin ve ark. 1982) Yapilan bir çalismaya göre 6 aydan uzun
süren YAB'nda komorbid bir hastalik olarak depresyon bozuklugu
olusma ihtimali oldukça yüksektir. (Breslau ve Davis 1985)
Kisilik Özellikleri:
Yaygin anksiyete bozuklugunda belirgin
bir kisilik bozuklugu yokdur. Ancak yapilan bir çalismada
hastalarin üçte birinin bagimli kisilik bozukluguna sahip
olduklari bulunmustur. (Noyes ve ark. 1987)
Ayirici Tani
YAB'un ayirici tanisinda anksiyeteye
neden olan tüm tibbi nedenler bulunmaktadir. Tibbi çalisma
standart biokimyasal kan testleri, EKG ve fonksiyon testlerini
içermektedir. Klinisyen kafein intoksikasyonunu, stimule ilaçlarin
kullanimini, alkol çekilmesini düsünmelidir.
Klinik Seyir ve Prognoz
YAB'un olan hastalarda komorbid mental
hastaliklarin yüksek insidansi nedeniyle bozuklugun prognozu
ve klinik seyrini belirlemek zordur. YAB'in baslangici ile
iliskili bazi yasam olaylari ile ilgili bazi veriler mevcuttur.
Ciddi negatif yasam olaylarinin meydana gelmesi gelisecek
olan hastaligin olasiligini oldukça arttirmaktadir.
Verilen bilgilere göre, YAB hayat boyu
sürebilecek kronik bir durumdur. Hastalarin %25 den çogu sonunda
PB'a yakalanir. Hastalarin büyük bir yüzdesi de ilave olarak
depresif bozukluga sahip olur.
Tedavi
YAB'u hastalarinin en etkin tedavisi,
muhtemelen psikoterapi, farmakoterapi ve destekleyici yaklasimlarin
birlikte kullanildigi kombine terapilerdir.
Tedaviye karismis olan klinisyenin
zamaninin büyük bir kismini alir. Bu ister bir psikiyatrist,
ister bir aile doktoru, isterse de diger bir özgül hekim olsun
farketmez.
YAB da büyük psikoterapik yaklasimlar
bilissel, davranissal, destekleyici ve içgörü yönelimli terapilerdir.
Veriler bu yaklasimlarinda sinirli yararliliklar gösterdigini
göstermistir. En basarili çalismalar bilissel davranissal
yöntemlerle yapilanlardir. Bu çalismalarin yakin süreli ve
uzun süreli bir takim yararlari mevcut gibi gözükmektedir.
Bilissel yaklasimlar direkt olarak
hastalarin gelistirdigi bilissel çarpitmalar üzerine odaklanirken
davranissal yaklasimlar direkt olarak somatik semptomlar üzerine
egilmektedir.
Davranissal terapilerde kullanilan
major teknikler relaksasyon ve biofeedback tir. Bazi ilk verilere
göre Bilissel davranissal yaklasimlarin birlikte uygulanmalari
yalniz baslarina uygulanmalarindan daha yararli sonuçlar vermektedir.
Destekleyici tedaviler, hastanin güven
ve rahatini temin eder, uzun süreli etkileri açisindan süphelerini
azaltmak ve ona genel bir destek vermeyi amaçlamaktadir.
Içgörü yönelimli psikoterapi bilinç
disi çatismalari açiga çikarmayi ve ego gelisimini desteklemeyi
amaçlar. Içgörü yönelimli psikoterapilerin yararliligi nesredilen
vaka örnekleri ile sinirlidir. Ancak konu ile ilgili kontrollü
çalismalar yapilmamistir.
Hastalarin çogu, kendi problemleri
ile içtenlikle ve samimi bir sekilde ilgilenen herhangi bir
hekimle konuyu tartistigindan anksiyetesinin belirgin oranda
azaldigini yasamislardir.
Eger klinisyen hastayi anksiyeteyi
veya zora sokacak dis etkenleri veya anksiyeteyi provoke eden
durumlari tesbit ederse, bunlari ortadan kaldirmaya yönelik
tedbirler almalidir. Gerekirse aile bireylerinin bu konuda
yardimina basvurulmalidir.
Semptomlar ortadan kaldirildiginda
artik hasta günlük çalismalarina çevre ile iletisime ve eski
performansina kavusmaktadir. Bu da hastanin kendi kendine
tedavisinde yeni ödüller ve yeni hazlar yasayisina neden olarak
pozitif bir etki yaratir.
Psikanalitik yaklasimda anksiyete bilinç
disinda servis disi birakilmis isteklerin zorlanmasinin bir
sinyali olarak kabul edilebilen belirli vakalar vardir.
Anksiyete, normal, adaptif uyumsuz
çok yogun ilimli çevre sartlarina bagli olarak ortaya çikabilir.
Anksiyete, yasam siklüsü içerisindeki
seyrimizde bazi durumlarda karsimiza çikar. Anksiyetelerinin
kaynagini psikolojik olarak anlamaya yönelik gayretler motivasyonlar
ve dikkatli olan hastalar için psikoterapi seçilmis bir tedavi
olabilir.
Psikodinamik terapi etkin bir tedavi
ile anksiyetenin artirabileceginin tahmini içeren bir yol
izlemektedir. Dinamik yaklasimin amaci hastanin anksiyeteye
olan toleransini artirmaktadir. Bu durum anksiyeteyi bosaltma
imkani olmadan anksiyeteye tahammül etme kapasitesini artirmayi
içerir. Hastanin anksiyetesini elimine etmeyi amaçlamaz.
Ampirik çalismalar göstermistir ki,
basarili psikoterapik tedavi alan hastalarin çogu, alkol kullanim
bozukluguna düserek hayatlarini devam ettirmektedirler.
Bazi ikiz çalismalarda monozigot ikizlerde
%50 olan konkordans, dizigot ikizler de %15 civarindadir.
EEG anormallikleri açisindan bakildiginda
alfa ritmi ve uyarilmis potansiyellerin bulundugu bildirilmistir.
Uyku
EEG çalismalarinda uykunun devaminin
bozuldugu ile ilgili raporlar verilmistir. Azalmis delta uykusu,
azalmis stage 1 uykusu ve REM uykusunun azaldigi tesbit edilmistir.
Tedavi bittikten sonra da anksiyete
duygusu veya tecrübelerinin devam ettigini bildirmislerdir.
Bu çerçevede hastalarin ego dayanikliliklarinin
artirilmasi, anksiyete semptomunun içten gelen arzu ve isteklerin
bir sinyali olarak kabul etmesi ve bu konuda bir içgörü kazanarak
anlamaya çalismalarini saglamaktadir.
YAB'daki hastanin psikodinamik yaklasimin
da hastanin korkusunun anlasilmasina çalisilir.
Farmakoterapi
YAB'u olan hastalara bir anksiyolitik
verme karari genellikle ilk vizitte verilmis olmalidir. Çünkü
hastaligin uzun devam eden bir seyri mevcuttur. Tedavi plani
dikkatli bir sekilde düsünülmelidir. YAB da verilen ve üzerinde
tartisilmis olan iki büyük ilaç buspiron ve benzodiazepinlerdir.
Diger ilaçlar imipramine (Tofranil) gibi trisiklikler, antihistaminikler
ve b-adrenerjik antagonistlerdir. Mesela propronolol (Dideral)
gibi.
YAB'daki ilaç tedavi bazen 6-12 ay
süreyle kullanilirken, bazen daha uzun sürelere hatta hayat
boyu kullanmaya kadar uzayabilir. Tedaviye girdikten sonraki
ilk bir ay içerisinde relaps orani yaklasik %25 dir. Bir yil
sonra hastalarin yaklasik %60-80 i relaps gösterir. Bazi hastalar
benzodiazepin bagimlisi olabilir. Benzodiazepinler veya buspironun
her ikisine birden terapotik etki üzerine gelisen bir tolerans
yoktur.
Benzodiazepinler
Benzodiazepinler, YAB'u tedavisinde
seçilen ilaçlardir. Hastalikta benzodiazepinler ihtiyaç oraninda
kullanilir. Hastalar belirli anksiyete hissettikleri zaman
ilaçlarini sürekli bir sekilde alirlar. Alternatif bir yaklasim
ise, hastanin ilaçlarini belirli periyotlar içinde vermektir.
YAB da benzodiazepin kullanilirken
ciddi bir takim problemler olusabilmektedir. Bütün hastalarin
yaklasik %25-30 da cevap yetersizligi, tolerans ve bagimlilik
gibi sorunlar olusabilmektedir.
Bazi hastalar ilaç kullanirken ilacin
sedasyon etkisine bagli refleksleri gecikir ve dolayisi ile
makine veya otomobil kullanilirken kaza yapma riskleri vardir.
Benzodiazepinlerle tedaviye baslanmasina
karar verilirken konu tartisilmali ve gözönünde bulundurulmalidir.
Hastanin teshisi, spesifik hedef semptomlari ve tedavinin
süresi gibi konular belirlenmis olmali ve bu bilgiler hasta
ile paylasilmis olmalidir.
Çogu anksiyete durumlari, iki-alti
haftalik tedaviden sonra ortadan kalkar. Daha sonra 1-22 hafta
içerisinde ilaç azaltilarak kesilir. Benzodiazepinlerle tedavide
yapilan en çok yaygin klinik hata tedavinin pasif ve belirsiz
bir sekilde devamina karar vermektir.
Anksiyetenin tedavisi için, ilaç terapotik
etkisinin en küçük düzeydeki bir ilaç ile baslanmali ve terapotik
yanita ulasana kadar dozaj artirilmalidir.
Orta etkili (yarilanma ömrü 8-15 saat
olur) benzodiazepinlerin kullanilmasi ile, uzun etkili benzodiazepinlerin
kullanilmasi ile ortaya çikabilecek bir takim istenmeyen etkilerin
önüne geçilebilir. Bölünmüs dozlarin verilmesi yüksek plazma
seviyeleri ile ortaya çikabilecek yan etki gelisimini önleyebilir.
Benzodiazepinlerle tedavide elde edilen
etkiler basit anksiyete etkisinin ötesinde de bir takim özellikler
tasir. Mesela, ilaçlar hastanin hayatta olup bitenler hakkinda
pozitif bir isik perspektifinden belirli bir oranda disinhibisyona
ugratirlar. Bu durum alkol alindiktan sonra ortaya çikan belirtilere
benzemektedir.
YAB'da alprazolam somatik belirtilere
iyi gelirken, imipramin psisik semptomlara iyi gelmektedir.
(Hoehn-Saric ve ark. 1988) Klordiazopoksid 4 haftalik bir
süre için etkili olurken imipramin gibi bir trisiklik çok
daha uzun süreli etkili olabilmektedir. (Kahn ve ark. 1986)
Buspirone
YAB da hastalarin %60-80 de çok daha
etkin bulunan ilaç, buspirondur. Buspiron'la ilgili verilere
göre, YAB'unun bilissel semptomlarina somatik semptomlarindan
daha iyi etki etmektedir. Buspironla tedaviye yanit vermeyen
hastalarin, benzodiazepinlere cevap vermesi bunun bir delilini
olusturmaktadir. (Schweizer ve ark. 1986) Benzodiazepinlerle
buspiron ayni tedavi etkisine sahiptir. (Rickels ve ark. 1988)
Buspironun avantaji daha az yan etkiye sahip olmasi ve bagimlilik
riski olusturmamasidir. Dezavantaji ise çok küçük dozlardan
tedaviye baslanmasi gerektiginden tedaviye uyumu bozabilmektedir.
(Rickels ve ark. 1988)
Yarar-zarar etkisi gözönüne alindiginda
YAB da ilk kullanilacak ilaç buspiron olmalidir. Benzodiazepinler
erken yanit verirken, buspironun geç yanit vermesi dezavantajdir.
Buspironun, benzodiazepinlerle birlikte
kullanilmasi efektif tedaviye neden olmaz.
Diger ilaçlar:
YAB da kullanilan benzodiazepinler
veya buspirone yararli sonuçlar vermiyorsa, bir trisiklik
ilaç veya b- adrenerjik antagonisti üzerinde düsünülebilir.
Trisiklik bir ilaç, anksiyetenin tedavisinde
yararli olabilir.
b-adrenerjik antagonist ilaçlar, anksiyetenin
periferik semptomlari üzerine etkili olabilir. (çarpinti ve
tremor gibi) Klonidin kullanilan diger bir ilaçtir. Baslangiçta
hastalarin cevabi iyi oldugu halde, daha sonra bu cevap düsmektedir.
(Liebowitz ve arkb 1981., Uhde ve ark. 1989) PB ve YAB'un
birlikte oldugu hastalarda klonidin yararli olabilir. (Hoehn-Saric
ve ark. 1981)
Diger bir alternatif kullanim yolu
ilaçlarin kombine edilmesidir. Benzodiazepine ve buspiran
birlikte veya bunlardan biri trisiklik ilaçlarla veya b-adrenerjik
antagonistlerle kombine edilebilir.
|