PANİK BOZUKLUK ve AGORAFOBİ
1. Tarihçe
Panik bozukluğu kavramının kökenine
baktığımızda, ilk kez "irritabl kalp sendromu" olarak
isimlendirildiğini görürüz. Bu sendromu Da Costa Amerikan
iç savaşında savaşan askerler üzerinde görmüştür. Daha sonra
"Da Costa Sendromu" olarak adlandırılan bu bozuklukta,
panik bozukluğun fiziksel ve psişik semptomlarının çoğunun
teşhis kriteri olarak bulunduğunu görüyoruz.
1895 yılında Sigmund Freud "Anksiyete
Nörosu" kavramı ile bizi tanıştırdı. Bu kavramın içinde
akut ve kronik , psişik ve somatik semptomlar mevcut idi.
Freud'un akut anksiyete nörosu DSM IV. deki panik bozukluğun
bir benzeridir.
Freud, panik atak ile agorafobi arasındaki
ilişkiyi, bağlantıyı gösteren ilk bilim adamıdır.
"Agorafobi" teşhisi 1871'de
kalabalık insanların bulunduğu mekanlarda bulunmaktan korkan
hastalar için kullanılmış bir terimdir. Latince'de "agora"
alış veriş yapılan pazar yeri, "phobus" ise korku
anlamına gelmektedir.
1980 yılında yayımlanan DSM III. de
anksiyete nörosu teşhisi kaldırılmış, onun yerine panik bozukluk
teşhisi konmuştur. Bu klasifikasyonun değerliliği, panik bozukluğun
spesifik tedavisindeki gelişmeler yolu ile 1980 yılından bu
yana ispatlanmıştır.
2. Epidemiyoloji
Panik bozukluğu hayat boyu prevalans
oranı %1.5-3 arasında değişirken, panik atakta bu oran %3-4
arasındadır. (Regier ve ark.1988; Blazer ve ark. 1991)
Yapılan bir çalışmada 1 aylık, 6 aylık
ve ömür boyu prevelansı %0.5, %0.8 ve %1.6 olarak bulunmuştur.(Regier
ve ark. 1988) Başka bir çalışmada kadınlarda bu oranlar daha
yüksek bulunmuştur. (Blazer ve ark. 1991) Kadınlarda panik
atak riski 25-44 yaş grubunda pik yapmaktadır. (Regier ve
ark.1988)
Teksas'ta 51600 rastgele seçilmiş
örnek üzerinde yapılan bir çalışmada panik bozukluğu hayat
boyu görülme prevalansı %3.8 olarak bulunmuştur. Panik atak
ise aynı çalışmada %5-6 olurken, diagnostik kriterleri tam
olarak karşılamayan %2.2'lik bir hata populasyonu da görülmektedir.
Kadınların erkeklere göre hastalığa
yakalanma riski üçte ikidir.
Panik bozukluğun en yaygın görüldüğü
yaş grubu ise genç adultlardır. Bu da ortalama 25 yaş civarındadır.
Fakat panik bozukluk veya agorafobi hayatın herhangi bir döneminde
ortaya çıkabilir. Mesela, panik bozukluğunun çocuklarda ve
adölesanlarda ortaya çıktığına dair raporlar mevcuttur.
Agorafobinin yaşam boyu prevelansı
en düşük %0.6 iken en yüksek %6 bulunmuştur. Prevelansın bu
geniş marj aralığının nedeni araştırmalarda kullanılan teşhis
kriterlerinin farklılığından ortaya çıkmaktadır. Panik bozukluğu
teşhisi konmuş hastaların ¾ ünde agorafobi olduğu görülmüştür.
Agorafobili hastaların üçte ikisinde başlangıçta herhangi
bir panik atak hikayesi yoktur. (Eaton ve Keyl 1990) Toplum
örnekleri ile yapılan agorafobi çalışmalarında, panik bozukluğu
olmayan agorafobilerin sayısı ise, hastaların yarısını oluşturmaktadır.
Bu çalışmalar arasındaki farklılıkların nedeni tam bilinememektedir.
Muhtemelen bunun nedeni araştırma tekniklerinin farklılığından
kaynaklanmaktadır. Bir çok vakada agorafobinin başlangıcında
travmatik bir hadisenin olduğunu görüyoruz.
Etyoloji
Biyolojik Faktörler
Panik bozukluğunun biyolojik trendine
dikkatle bakıldığında araştırıldığında geniş bir bulgu dağılımı
ile karşı karşıya kalırız. Panik bozukluğu semptomları ile
ilgili bir sunumda biyolojik anormalliklerinin dağılımını
beyin yapısı ve beyin fonksiyonları ile bağlantılı olduğunu
görürüz. Bu ve diğer çalışmalar göstermiştir ki, panik bozukluğu
patofizyolojisi, perifer ve santral sinir sistemi disregülasyonu
sonucu ortaya çıkmaktadır.
Bazı panik bozukluklar hastalarda
otonomik sinir sisteminin sempatik tonusunun arttığının tesbit
edildiği rapor edilmiştir. Ayrıca, tekrarlayan uyaranlara
yavaş gelişen bir adaptasyon, ılımlı uyaranlara ise şiddetli
cevapları ortaya çıktığı gözlemlenmiştir.
Panik bozukluğu olan hastaların, nöroendokrin
sistemi ile ilgili çalışmalarda , ciddi anormallikler rapor
edilmiştir. Bu çalışmalarda bu bulgular hep tutarlılık arzetmiştir.
Major nörotransmiter sistemleri daha
önceden de bilindiği gibi NE seratonin ve GABA'dır. Biyolojik
dataların tamamı bizi, brainsteme, limbik sistem ve preforantal
kortekse ulaştırmaktadır.
Brainstemde, özellikle locus ceruleusun
noradrenerjik nöronları ve median raphe nucleusun seratonerjik
nöronları vardır. Limbik sistem ise, beklentisel anksiyetenin
oluşması için muhtemel cevap merkezidir. Prefrontal korteks
ise fobik kaçınmanın oluşturulması için muhtemel cevap merkezidir.
Panik oluşturan maddeler
Panik oluşturan maddeler (bazen panikojen
maddeler olarak isimlendirilir) panik bozukluğu olan hastaların
çoğunda panik atağı oluşturan maddelerdir. Panik atağı hikayesi
veya panik bozukluğu olmayan şahısların bir kısmında da bu
maddeler panik atağı oluşturabilmektedir. (Hollander ve ark.1989)
Panik oluşturan maddelerin kullanımı araştırma çalışmaları
ile sıkı bir şekilde sınırlandırılmıştır. Hastalarda panik
atağı oluşturmak için herhangi bir klinik endikasyon mevcut
değildir. Solunum sisteminde panik oluşturan maddeler olarak
isimlendirilen ajanlar, asid-baz dengesi üzeri ve solunum
stimulasyonuna neden olurlar. Bu ajanlar, karbondioksit (CO2)
%5-35 karışımla (Gorman ve ark. 1989a., Svenson ve ark. Sanderson
ve ark. 1989), sodyum laktat ve bikarbonattır. (Liebowitz
ve ark. 1984a., Cohen ve White1950., Pitts ve McClure 1967)
Nörokimyasal panik oluşturan ajanlar
ise, spesifik nörotransmiter sistemleri faaliyete geçirirler.
Bunlar arasında yohimbine (Yocon) bir a2 adrenerjik reseptör
antagonisti olan, fenfluramine (Pondimin), bir seratonin serbest
bırakıcı ajan olan; m-klorfenilpiperazin (M-CPP), multipl
seratonerjik bir ajan olan; b-karbolin (Dorrow ve ark. 1983.,
Skolnick ve Paul 1982) ilaçlar vardır.
Benzodiazepin reseptörlerine hiposensivitenin
olduğunu ileri süren çalışmalar da vardır. ( Roy-Byrne ve
ark. 1990)
GABAb reseptör ters agonisti olan;
flumazenil (Nutt ve ark. 1990), bir GABAb reseptör antagonisti
olan; kolosistokinin ve kafein vardır.
Isoproterenol (Isuprel) panik oluşturan
bir ajan olmasına rağmen, bugüne kadar mekanizması tam olarak
anlaşılmamıştır. Respiratuar olarak panik oluşturan ajanlar,
başlangıçta periferik kardiovarküler baroreseptörler ve diğer
sinyal sistemlerine bağlı olarak, medullanın paragigantoselüler
çekirdeğine ve nucleus tractus solitariye vagal afferent yoluyla
etki ederek mekanizmayı çalıştırırlar. (Klein D.F. 1993)
Nörokimyasal olarak panik oluşturan
ajanlar MSS'in Nörodrejenik, seratonerjik ve GABA reseptörler
üzerine direk olarak primer etki yaparak etki ettikleri sanılmaktadır
Beyin Görüntüleme
Yapisal beyin görüntüleme çalismalari
(mesela MRI) panik bozukluklu hastalarda temporal lobda ve
özellikle hippokompusun patolojilerine isaret etmektedir.
Örnegin, bir MRI çalismasinda PB'da olan hastalarin sag temporal
lobunda, belirli kortikal atrofi anormallikleri rapor edilmistir.
Fonksiyonel beyin görüntüleme çalismalarinda
(mesela, PET) beyin kan akiminda disregülasyon tesbit edilmistir.
Özellikle, anksiyete bozukluklari ve
panik ataklarda cerebral vazokonstrüksiyon tesbit edilmistir.
Bu da MSS'in semptomlarini olusturmaktadir. Bas dönmesini
bu semptomlara örnek olarak verebiliriz. Periferik sinir sistemi
semptomlari hiperventilasyon ve hypokapni ile olusturulabilir.
Fonksiyonel beyin görüntüleme çalismalarinin
çogunda spesifik panik olusturan maddeler kullanilmistir.
Mesela, laktat, kafein veya yohimbin. Bu maddelerin etkileri
PET ve SPECT'ten tesbit edilebilmektedir.
Diger önemli bir arastirma Mitral Valv
Prolapsusu bulgusudur. MVP ile PB arasindaki baglantida MVP
nin mitral kapaklardan birisinin prolopsusu ile giden heterojen
bir sendrom grubudur. Kardiak oskültasyonda midsistolik bir
klik duyulur. Arastirmalarin sonucu MVP'u olan hastalarin
panik bozukluk prevelansi MVP'si olmayan hastalarin PB'un
prevelansi arasinda bir fark yoktur.
Genetik Faktörler
Iyi kontrol edilmis agorafobi ve PB
üzerine yapilmis genetik çalismalarin sayisi oldukça azdir.
Çesitli çalismalarda panik bozuklugu olan hastalarin birinci
dereceden akrabalari arasinda diger psikiyatrik bozuklugu
olan hastalarla karsilastirildiklarinda PB riski 4 ile 8 kat
daha yüksek bulunmaktadir. (Crowe ve ark. 1983., Noyes ve
ark. 1987)
Ikiz çalismalarinda monozigot dizigotlara
göre konkordans daha yüksek bulunmustur.(Torgerson 1983)
Psikolojik Faktörler
Kognitif-Davranisçi modelle psikanalitik
modelin her ikisini de agorafobi ve PB'nin patogonezini izah
etmeye çalismaktadir. Bu hastaliklarin tedavisinde Kognitif-Davranisçi
yaklasimlarinin basarisi bu modelin kredisini artirmistir.
Kognitif-Davranisçi
Davranissal teoriye göre anksiyete
model alma suretiyle aileden ögrenilen veya klasik sartlandirma
süreci sayesinde olusan ögrenilmis cevaptir. PB'a ve agorafobiye
klasik sartlandirma yaklasiminda, bir noxious (yüklü) stimulus
(mesela panik atak) bir nötral stimulusla (mesela bir otobüse
binmek) ile ortaya çikar. Sonuçta da nötral uyaran da kaçinma
davranisi ortaya çikarir ve kisi tasita binmez. Diger davranis
teorileri, komple panik atagin gelisimi ne minor somatik semptomlarin
(mesela, çarpinti) arasindaki baglanti bulunmasidir. Kognitif
davranisçi modeller, PA'nin siddetini ciddiyeti ve sayisinin
artmasina veya agorafobinin gelisimini izah etmeye yardimci
olabilirler. Ancak onlar hastalik deneyimi olusmadan ortaya
çikan beklenmedik ve ilk provoke edilmemis panik atagin olusumunu
izah edemezler. (Barlow ve ark. 1989., Beck ve ark. 1992.,
Michelson ve ark. 1990., Salkovskis ve ark. 1986)
Psikanalitik Teoriler
Psikanalitik teorilerin panik ataklarla
ilgili olarak ortaya koydugu bakis, anksiyete olusturucu uyaranlara
karsi basarisiz olan defans mekanizmalari ile ilgilidir.Basit
bir anksiyete uyarani korku ve endise duygusu ile geliserek,
somatik semptomlarla bütünlesir. Agorafobide, psikoanalitik
teoriye göre, ayrilik anksiyetesi hikayesi ve çocukluk dönemde
ailenin kaybedilmesi üzerine gelismis bir patolojik süreç
vardir. Kalabalik yerlerde yalniz basina bulunma, çocukluk
döneminde yasanan yalniz birakilma veya terkedilmis olma duygularini
yeniden canlandirir. Bu durumda kisi, represyonu, yer degistirme,
kaçinma ve sembolizasyonu savunma düzeneklerini içeren defans
mekanizmalarini kullanir. Çocukluk döneminde yasanan travmatik
ayriliklar ve terkedilmeler çocugun gelisen sinir sistemini
etkileyebilir. Bu da sonuçta gençlik dönemi süpheci ve anksiyete
içerisinde bulunan bir kimligin gelisimini olusturur.
Hastalarin çogu, aniden gelisen panik
ataklari tanimlarlar bu ,esnada olusmus herhangi bir psikolojik
faktör yoktur. Fakat psikodinamik izahta bu durum genellikle
panik atak için açik bir psikolojik tetikleyici faktörün bulundugunu
iddia etmektedir. Panik ataklar locus cereleus deki nörofizyolojik
degisiklerle bir korelasyon içerisindedir. Panik atagin baslangici
genellikle çevresel veya psikolojik faktörlerle yakindan ilintilidir.
PB'lu hastalar, belirgin kayiplara,
stres dolu yasam olaylarinin yüksek bir insidansina sahiptirler.
Panik atagin baslamasindan önce aylarca kontrollerini muhafaza
edebilmislerdir Herseyin üzerinde, bu hastalar tipik olarak
yasam olaylari ile ilgili büyük streslerle karsi karsiya kalmislardir.
Panik bozukluklarda nörofizyolojik
degisiklikleri olusturan stres dolu psikolojik olaylarla ilgili
hipotezi bir ikiz kizkardes çalismasinda elde edilen bulgular
desteklemektedir. Arastirma bulgulari, bu çalismada çocuklarin
17 yasindan önce ailelerinin ölümü ve ailesel ayrilik yasamalari
ile kuvvetli bir sekilde bagintili olarak olusan PB ile açiklayabilmektedir.
Hayatin erken dönemlerinde anneden
ayrilan 1018 kiz ikiz üzerinde yapilan kohort çalismasi da
aileden ayrilmanin PB'a etkisini açik bir sekilde ortaya koymustur.
Panik bozuklukta psikolojik mekanizmalari
destekleyen daha ileri bulgulardan biri de kognitif terapi
vasitasi ile basarili bir sekilde tedavi edilen bir çalismanin
sonuçlaridir. Terapiden önce, hastalar laktat indüksiyonuna
panik atak göstererek cevap vermislerdir. Basarili bir kognitif
terapiden sonra panik atak olusturmamistir.
Panik atagin nedeni ile ilgili arastirma
bulgulari göstermistir ki psikolojik reaksiyonlar vasitasi
ile nörofizyolojik faktörlerin tetiklenmesi ile baglantili
olabilen panik atagin patogenezi ve stres dolu yasam olaylarinin
bilinçdisi anlamlari ile gelistigi seklindedir. Psikodinamik
klinisyenler, PB'lu bir hastadan sekillenmis olan diagnostik
belirtileri meydana getiren muhtemel tetikleyicilerinin neler
oldugunu daima göz önünde bulundurmalidir.
Teshis
Panik Atak
DSM III- R da oldugu gibi DSM IV de
Panik atagin diagnostik kriterleri ayri bir liste halinde
verilmistir.DSM III -R de panik atagin kriterleri için PB
için gereken diagnostik kriterleri içermesi gerekiyordu.
Panik atak için diagnostik kriterlere
ayri bir set olarak verilmis olmasinin temel nedeni, PA'nin
diger mental hastaliklar olan PB, spesifik fobi, sosyal fobi
ve PTSB'unda da olmasidir.
Daha da ilerisi PB'deki diagnostik
kriterleri içine PA'nin dahil edilmesi, PA'nin beklenmedik
ve umulmadik bir sekilde ortaya çikmasi ile ifade edilmestir.
Beklenmedik PA'lar aniden ortaya çikar
ve herhangi durumsal bir stimulus yoktur. PA'larin böyle aniden
umulmadik bir zamanda ortaya çikmasi diger fobik hastaliklar
için geçerli degildir. Sosyal ve spesifik fobileri olan hastalardan
PA'lar spesifik bir stimulus veya uyarana bagli olarak beklentisel
olarak ortaya çikar.
Bazi panik ataklari umulan ve umulmayan
seklinde kolayca ayristirmak mümkün degildir. Bu ataklari,
PA'lara durumsal yatkinlik olarak izah etmek daha uygundur.Bu
PA'lar tetikleyici mekanizmalar oldugunda ve olmadiginda da
ortaya çikabilir. Bu ataklar ekspojurdan hemen sonrada ortaya
çikabilir veya gecikmis bir cevap seklinde de gözlenebilir.
Panik Bozukluk
DSM IV. de PB için iki diagnostik kriter
vardir.Bunlar agorafobi ile birlikte olan ve olmayan tani
kategorileridir. Her ikisinde de temel sart PA'nin olmasidir.(Tablo
3)
Tablo 3: Panik Atagi
Not: Panik Atagi kodlanabilir bir bozukluk
degildir. Panik ataginin ortaya çiktigi özgül taniyi kodlayiniz.
(örn. 300.21 Agorafobi ile Birlikte Panik Bozuklugu)
Asagidaki semptomlardan dördünün (ya
da daha fazlasinin) birden basladigi ve 10 dakika içinde en
yüksek düzeyine ulastigi, ayri bir yogun korku ya da rahatsizlik
duyma döneminin olmasi:
(1) çarpinti, kalp atimlarinin duyumsama
ya da kalp hizinda artma olmasi
(2) Terleme
(3) Titreme ya da sarsilma
(4) nefes darligi ya da boguluyor gibi
olma duyumlari
(5) Solugun kesilmesi
(6) Gögüs agrisi ya da gögüste sikinti
hissi
(7) Bulanti ya da karin agrisi
(8) Bas dönmesi, sersemlik hissi, düsecekmis
ya da bayilacakmis gibi olma
(9) Derealizasyon (gerçekdisilik duyulari)
ya da depersonalizasyon (benliginden ayrilmis olma)
(10) kontrolunu kaybedecegi ya da çildiracagi
korkusu
(11) ölüm korkusu
(12) Paresteziler (uyusma ya da karincalanma
duyumlari)
(13) Üsüme, ürperme ya da ates basmalari
Agorafobisiz PB'lu (Tablo 4)'de, Agorafobili
PB'lu ve (Tablo 5)' dedir.
Tablo 4: 300.01 Agorafobi Olmadan Panik
Bozuklugu
A. Asagidakilerden hem(1), hem de(2)
vardir:
(1) yineleyen beklenmedik Panik ataklari
(2) Ataklardan en az birini, 1 ay süreyle
(ya da daha uzun bir süre) asagidakilerden biri (yada daha
fazlasi) izler:
(a) Baska ataklarinda olacagina iliskin
sürekli bir kaygi
(b) Atagin yol açabilecekleri ya da
sonuçlariyla (örn. kontrolunu kaybetme, kalp krizi geçirme,
"çildirma") ilgili olarak üzüntü duyma
(c) Ataklarla iliskili olarak belirgin
bir davranis degisikligi gösterme
B. Agorafobinin olmamasi.
C. Panik ataklari bir maddenin (örn.
Kötüye kullanilabilen bir ilaç, tedavi için kullanilan bir
ilaç) ya da genel tibbi bir durumun (örn. hipertroidizm) dogrudan
fizyolojik etkilerine bagli degildir.
D. Panik Ataklari, Sosyal Fobi (örn.
korkulan toplumsal durumlarla karsilasma üzerine ortaya çikan),
özgül Fobi (örn. özgül bir fobik durumla karsilasma), Obsesif-Kompulsif
Bozukluk (örn. bulasma üzerine obsesyonu olan birinin kir
ve pislikle karsilasmasi), Posttravmatik Stres Bozuklugu (örn.
Agir bir stres etkenine eslik eden uyaranlara tepki olarak)
ya da Ayrilma Anksiyetesi Bozuklugu (örn. evden ya da yakin
akrabalardan uzak kalmaya tepki olarak) gibi baska bir mental
bozuklukla daha iyi açiklanamaz.
Tablo 5: 300.21 Agorafobi ile Birlikte
Panik Bozuklugu
A. Asagidakilerden hem (1), hem de
(2) vardir.
(1) yineleyen beklenmedik Panik ataklari
(2) Ataklardan en az birini, 1 ay süreyle
(ya da daha uzun bir süre) asagidakilerden biri (yada daha
fazlasi) izler:
(a) Baska ataklarinda olacagina iliskin
sürekli bir kaygi
(b) Atagin yol açabilecekleri ya da
sonuçlariyla (örn. kontrolunu kaybetme, kalp krizi geçirme,
"çildirma") ilgili olarak üzüntü duyma
(c) Ataklarla iliskili olarak belirgin
bir davranis degisikligi gösterme
B. Agorafobinin olmasi.
C. Panik ataklari bir maddenin (örn.
Kötüye kullanilabilen bir ilaç, tedavi için kullanilan bir
ilaç) ya da genel tibbi bir durumun (örn. hipertroidizm) dogrudan
fizyolojik etkilerine bagli degildir.
D. Panik Ataklari, Sosyal Fobi (örn.
korkulan toplumsal durumlarla karsilasma üzerine ortaya çikan),
özgül Fobi (örn. özgül bir fobik durumla karsilasma), Obsesif-Kompulsif
Bozukluk (örn. bulasma üzerine obsesyonu olan birinin kir
ve pislikle karsilasmasi), Posttravmatik Stres Bozuklugu (örn.
Agir bir stres etkenine eslik eden uyaranlara tepki olarak)
ya da Ayrilma Anksiyetesi Bozuklugu (örn. evden ya da yakin
akrabalardan uzak kalmaya tepki olarak) gibi baska bir mental
bozuklukla daha iyi açiklanamaz.
PB'un teshisini koymak için en temel
belirti PA'larin sikliginin belirlenmesi ile ilgilidir. Hangi
süre içerisinde kaç adet Pa geçirilirse bu PB'a neden olur.
Bu konuda çesitli yaklasimlar vardir. Bu yaklasimlar da PA'nin
sayi ve siddeti ile ilgili genis bir yaklasim yelpazesi mevcuttur.
ICD 10 a göre üç hafta içinde üç panik
atak geçirilmesi orta siddette bir hastaligi gösterirken 4
hafta içinde 4 atagin yasanmis olmasini agir bir hastalik
olarak kabul etmektedir.
DSM III R a göre 4 hafta içinde 4 atagin
bulunmasi veya bir veya birden fazla ataktan sonra en az bir
ay süre ile yeni bir atagin olabilecegine iliskin devamli
bir korkunun bulunmasi gerekir.
DSM IV un PA'larin minimum sayisini
veya zamanini spesifize etmemistir. Ancak en az bir atak geçirilmemistir
ve bir ataktan sonra en az bir ay süre ile yeni bir atagin
olabilecegine dair bir beklentisel süre geçirilmistir veya
atagin yol açabilecegi ile ilgili üzüntü duyma veya ataklarla
ilgili belirgin bir davranis degisikligine girme.
DSM IV. Genelde ataklarin beklenmeden
olustugu kabülü üzerine kurulmustur. Ancak ataklarin durumsal
veya beklentisel olarak ortaya çikabilecegini de kabul eder.
Tablo 6 de Agorafobinin teshis kriterleri
vardir.
Tablo 6: Agorafobi
Not. Agorafobi kodlanabilr bir bozukluk
degildir.Agorafobinin ortaya çiktigi özgül bozuklugu kodlayiniz.
A. Beklenmedik bir biçimde ortaya çikabilecek
ya da durumsal olarak yatkinlik gösterilen bir Panik ataginin
ya da panik benzeri semptomlarin çikmasi durumunda yardim
saglanamayabilecegi ya da kaçmanin zor olabilecegi (ya da
sikinti dogurabilecegi) yerlerde ya da durumlarda bulunmaktan
anksiyete duyma. Agorafobik korkular arasinda özel bir takim
belirli durumlar vardir ki bunlar arasinda tek basina evin
disinda olma, kalabalik bir ortamda bulunma ya da sirada bekleme,
köprü üzerinde olma ve otobüs, tren ya da otomobille geziye
çikma sayilabilir.
Not. kaçinma, bir ya da bir kaç özgül
durumla sinirli ise Özgül Fobi tanisini, toplumsal durumlarla
sinirli ise Sosyal Fobi tanisini düsününüz.
B. Bu durumlardan kaçinilir (örn. geziler
kisitlanir) ya da Panik Atagi ya da panik benzeri semptomlar
olacak anksiyetesiyle ya da yogun bir sikintiyla bu durumlara
katlanilir ya da eslik eden birinin varligina gereksinilir.
C. Bu anksiyete ya da fobik kaçinma,
Sosyal Fobi (örn. utanacak olma korkusuyla giden toplumsal
durumlarla sinirli kaçinma), Özgül Fobi (örn. asansör gibi
tek bir durumla sinirli kaçinma),Obsessif -Kompulsif Bozukluk
(örn. bulasma ile ilgili obsesyonu olan birinin kir ve pislikten
kaçinmasi), Posttravmatik Stres Bozuklugu (örn. agir bir stres
etkenine eslik eden uyaranlardan kaçinma) ya da Ayrilma Anksiyetesi
Bozuklugu (örn. evden ya da akrabalardan ayrilmaktan kaçinma)
gibi baska bir mental bozuklukla daha iyi açiklanamaz.
Panik Bozukluk Hikayesi Olmadan Agorafobi
DSM IV. Panik bozukluk hikayesi olmadan
agorafobi teshisi koymak için teshis kriterleri (Tablo 6)
DSM III R. la aynidir. DSM IV sikinti ve saskinlik üzerine
aniden çikan korku duygusu üzerine bina edilen teshis kriterleri
ICD-10 dan farkli olarak ortaya konmustur.
Tablo 6: 300.22 Panik Bozuklugu Öyküsü
Olmadan Agorafobi
A. Panik benzeri semptomlar (örn. bas
dönmesi ya da diyare) ortaya çikacagi korkusuyla iliskili
olarak Agorafobinin varligi
B. Tani ölçütleri Panik Bozuklugunun
tani ölçütlerini hiçbir zaman karsilamamistir.
C. Bu bozukluk bir maddenin (örn. kötüyekullanilabilen
bir ilaç, tedavi için kullanilan bir ilaç) ya da genel tibbi
bir durumun dogrudan fizyolojik etkilerine bagli degildir.
D. Eslik eden genel tibbi bir durum
varsa, A tani ölçütünde tanimlanan korku genelde bu duruma
eslik eden korkudan çok daha fazladir.
ICD-10 de birbiri ile ilintili ve üst
üste oturmus fobilerle baglantili olarak teshis konmaktadir.
DSM IV ün teshis kriterleri arasinda
fiziksel bir hastalik olacagi (mesela kalp hastaligina bagli
kalp krizi geçirecegi) na dair korku nedeniyle kaçinilmaz
durumu da içine almistir.
Klinik Belirtiler
Ilk panik atak, genellikle spontan
bir sekilde ortaya çikmaktadir. Panik ataklarla her ne kadar
genellikle heyecan, fiziksel çalisma, seksüel aktivite veya
orta seviyede emosyonel travmadan sonra çikmissa da bu sekilde
kabul edilmektedir.
DSM IV ün vurgu yaptigi bir konu en
azindan ilk atagi PB'un teshis için beklenmeden ortaya çikma
ön kosuludur.
Klinisyenler bir hastanin panik atagini
arastirirken, bu atak öncesi bir durum, herhangi bir davranisi,
aliskanligi ortaya koymaya çalisirlar. Bu arastirmalar içine
hastanin aktiviteleri mesela kafein, alkol, nikotin veya diger
maddelerin kullanimi yeme ve uykunun alisilmamis kaliplari
ve spesifik çevresel olaylar(mesela çalisma esnasinda kuvvetli
aydinlatmak) arastirilir.
Atak, on dakika içinde semptomlarin
siddetinin süratli bir sekilde artmasi ile baslar. Major mental
semptomlar ölümün ve kötü kader gününün geldigine dair hisle
ve siddetli korku hissidir. Hastalar genellikle bu korkunun
kaynagini isimlendirmeye muktedir degildir. Hastalar suur
bulanikligi hissedebilir ve konsantrasyon güçlügü çekerler.
Fiziksel belirtiler arasinda genellikle
tasikardi, çarpinti,dispne ve terleme vardir. Hastalar bu
durumdan bir yardim ve imdat arayisi içerisinde kurtulmaya
çalisirlar.Atak genellikle 20-30 dakika içinde sonlanir, nadiren
bir saat veya daha fazla sürer. Panik atak esnasinda yapilacak
olan bir mental durum muayenesinde, tekrarlayan ruminasyonlar
olabilir, konusmanin zorlasmasi (mesela kekemelik) ve hafiza
bozukluklari ortaya çikabilir. Hastalar, atak esnasinda depersonalizasyon
hissi veya depresif bir ruh haline girebilirler. Semptomlar
çabuk veya tedricen kaybolur. Ataklar arasinda, hastalar herhangi
bir baska atagin baslayabilecegi düsüncesi ile beklentisel
bir anksiyete içine girebilirler. Beklentisel anksiyeteyi
ise, yaygin anksiyete bozuklugu esnasinda hissedilen anksiyetelerin
arasindaki farkliligi ortaya koyarak, ayristirmak zor olabilir.
Beklentisel anksiyete ile agri bozuklugu olan hastalardaki
anksiyete için onlarin anksiyetelerinin odaginin isimlendirilmesinde
ayni zor problem vardir.
Kardiak ve respiratuar problemlere
bagli ölümün somatik baglantilari, panik atak esnasinda hastanin
yöneliminin major odagi olabilir. Normal bireylere göre panik
hastalarda intihar ve kardiovasküler sisteme bagli ölüm daha
fazla bulunmustur.(Coryell ve ark. 1982) Bu klinik çalismayi
epidemiyolojik çalismalarda desteklemistir. (Weisman ve ark.
1990) Hastalar, çarpintiyi gögüsteki agri hissini ölümün bir
habercisi olarak algilayabilir. Hastalarin yaklasik %20 si
panik atak esnasinda bir senkop nöbeti geçirebilir.
Bu genç hastalar atak esnasinda kendilerini
acil servise atarlar. Fiziksel olarak saglam olduklari söylendigi
halde israrla kendilerinin bir kalp atagindan dolayi ölebileceklerini
ifade ederler. Bu esnada doktor panik bozukluk diagnozu yerine
acilen hipokondriazis teshisi koyabilir. Bu nedenle hekimler
dikkat etmelidir. Hiperventilasyon respiratuar alkolozise
ve diger semptomlara neden olabilir. Bu esnada hastanin bir
kesekagidi içine solutulmasi fayda verebilir.
Komorbid herhangibir hastaligi olmasa
bile panik bozukluklu hastalarda intihar riski normallere
göre yüksek bulunmustur. (Allgulander ve Lavori 1991) Epidemiyolojik
çalismalarda panik bozuklukta hayat boyu intihar tesebbüs
yayginligi %7 bulunmustur. Komplike olmayan major depresyonlarda
da bu oran %7.9'dur. (Johnson ve ark. 1990) Panik bozuklukla
birlikte görülen hastalik belirleyicileri ile de bir saha
çalismasi yapilmistir. (Markowitz ve ark. 1989)
Kisilik Özellikleri
Yapilan çalismalarda panik bozuklugu
olanlarda histerik, kompulsif, narsistik, borderline, bagimli
ve çekimser kisilik bozukluklari tesbit edilmistir. Ancak
kisilik bozukluklari ile panik bozukluk arasinda belirlenmis
bir karakter patolojisi bulunamamistir. 3 yildan fazla panik
bozuklugu olan hastalar üzerinde yapilan bir takip çalismasinda
bagimli ve çekimser kisilik özelliklerinin belirgin oldugu
vurgulanmistir. (Noyes ve ark. 1991) Diger bir çalismada agorafobili
panik bozukluklu hastalarinda bagimli kisilik bozuklugunun
daha çok görüldügü bildirilmistir. (D.F.Klein 1987)
Agorafobi
Agorafobik hastalar, yardim almasi
zor oldugu ortamlardan kuvvetli bir sekilde uzak olmayi ve
oralara gitmemeyi tercih ederler. Böyle yerlere bu hastalar
kendilerine yardim edebilecek bir arkadasi veya aile üyelerinden
biri ile gidebilir. Bu tip problemli yerler arasinda islek
caddeler, kalabalik magazalar, kapali mekanlar(tünel,köprü
ve yükseklikler) ve kapali kalinan alanlar veya sualti yollari,
otobüsler ve uçaklar vardir. Hastalar evlerini terkettigi
andan itibaren bu duygular israrci bir sekilde onlari takip
eder. Bu davranislar aile içerisinde evliligin uyusmazligi
ile sonuçlanir. Çünkü primer problem gözardi edildigi için
yanlis teshis konur. Ciddi olarak hastalanmis bireylerde evin
disina çikma onlari ciddi olarak rahatsiz edebilir. Bu yanlis
diagnoz ile birlikte hastalar deli olabilecekleri ile ilgili
olarak korkutulmus olabilirler.
Eslik Eden Semptomlar
Depressif semptomlar, genellikle PB
ve agorafobi ye eslik ederler. Bazi hastalarda PB ile birlikte
komorbidite olarak depresif bir bozukluk da gelismis olabilir.
Çalismalar, PB'u olan hastlarda normal
bireylere göre intihar riskinin daha yüksek oldugunu göstermistir.
Klinisyenler intihar riski olup olmadigini ortaya koymalidir.
Agorafobiye ilaveten PB'de diger fobiler
ve OKB'da birlikte görülebilir.
PB ve agorafobide görülen psikososyal
problemlerden evlilik problemlerine ilaveten, çalisma gücünün
kaybedilmesi, az çalisma sonucu ortaya çikan ekonomik zorluklar
ve alkol ve diger madde kullanimi olusabilir.
Ayirici Tani
Panik Bozukluk
PB'un ayirici tanisindan diger mental
bozukluklardan ayrilmasi gerekliligi yaninda medikal hastaliklarinin
büyük bir kismindan da ayristirilmalidir.Bu hastalikla (Tablo
7). da gösterilmistir.
Tablo 7:Tibbi Sartlara ve Diger Organik
Faktörlere Bagli Olarak Ortaya Çikabilen Panik Bozukluk
Troid Disfonksiyonu
Hipertroidizm
Hipotroidizm
Paratroid Disfonksiyonu
Hiperparatroidizm
Adrenal Disfonksiyon
Feokromostoma
Vestibüler Disfonksiyon
Epileptik Bozukluklar
Merkezi Sinir Sistemi Uyaricilari (Kokain,
Amfetamin vb.)
Merkezi Sinir Sistemi Depresanlari
(Alkol, barbitüret vb.)
Kardiak Nedenler (Aritmiler, Supraventriküler
Tasikardi, Mitral Valv Prolapsusu)
Hipoglisemi
Tibbi Hastaliklar
Herhangi bir zamanda hasta risk faktörlerine
ve yasina bakmaksizin potansiyel olarak fatal sartlari ihtiva
eden (mesela, Miyokat Enfaktüsü) bir durumla acil servise
basvurmussa, tam bir anamnez alinmali ve tam bir fizik muayeneden
geçirilmelidir. Standart laboratuar muayenelerinden geçirilmelidir.
Bu çerçevede tam kan sayimi, elektrolit degerleri, glukoz
orani, kalsiyum konsantrasyonu, karaciger fonksiyon testleri,
üre kreatinin bakilmalidir. Troid fonksiyonlari, idrar analizi,
ilaç alimi ve EKG çekilmelidir.
Hasta hayati tehlike içerisindeki sartlardan
gelmisse bu bulgular yoksa, hastanin panik bozukluk içerisinde
olabilecegi düsünülmelidir. Panik bozuklugu teshisinin kabulu
için hastada bulunan faktörlerin tersi seklinde bir takim
medikal belirtiler varsa diagnoz ona göre yönlendirilir. Bunun
yanisira atipik semptomlar olusmussa(mesela vertigo,mesane
kontrol kaybi ve bilinç kaybi) veya ilk panik atagin baslangiç
yasi geçse (45 yasindan yukari) psikiyatri disindaki tibbi
durumlari hekim gözden geçirmelidir. Mitral valv prolapsuslu
hastalar ile PB'lu hastalar ayni semptomlari tasiyabilirler.
(Gorman ve ark. 1981., Mattes ve ark. 1981) Kontrol grublarina
göre PB'lu hastalarda mitral valv proolapsusu daha sik görülür.
(Gorman ve ark. 1981)
Panik ataga neden olabilecek faktörlerde
madde kullanimi, troid, paratroid ve adrenal bezin fonksiyonlari
standart olarak incelenmelidir.
Gögüs agrisi semptomlari ve yüksek
risk özellikleri tasiyan (sisman ve hipertansif) hastalar
daha ileri kardiak testlere tabi tutulmalidir. Bu testler
arasinda 24 saat EKG takibine alma, stres testleri, gögüs
filmi, ve kardiak enzimlerin ölçülmesi vardir.
Atipik nörolojik semptomlar varsa bu
hastalarda açiklayici ileri testler uygulanmalidir. EEG ve
MRI yapilarak muhtemel bir temporal lob epilepsisi, multipl
sklerozis ve beyinde yer isgal eden lezyonlar tesbit edilebilir.
Çok az karsilasilmasina ragmen hastalarda
karsinoid tümör ve feokrostoma düsünülmelidir.(Starkman ve
ark. 1990) Bunun içinde 24 saatlik idrarda seratonin metabolitleri
veya katekolaminlerin miktarina bakilmalidir.
Hypoglisemide panik atagini düsündürebilir.
Hypogliseminin diger belirtileri yoksa nadir olarak hypogliseminin
panik atagi yapabilecegi unutulmamalidir.
Mental Hastaliklar
Panik bozukluktan ayrilmasi gereken
psikiyatrik hastaliklar arasinda simulasyon, hipokondriazis,
depersonalizasyon bozuklugu, sosyal ve spesifik fobi, posttravmatik
stres bozuklugu, depressif bozukluk ve sizofreni vardir.
Ayirici tani da hekimin dikkat etmesi
gereken en önemli hususlar sunlardir: Panik ataginin beklenmedik
sekilde meydana gelmesi, durumlarla bir baginin olmasi veya
durumlarin predispozan bir faktör olarak rol oynayabilmesidir.
Beklenmeden olusan panik atak, PB'un belirlenmis özelligidir.
Durumsal özelliklere bagli ortaya çikan PA'da genellikle farkli
sartlar mevcuttur. Mesela bu sartlar sosyal fobiyi veya spesifik
fobiyi (fobik uyaranlarla karsilastigi zaman), OKB'u (bir
komplikasyona direnmeye çalistigi zaman) veren bir depressif
bozuklugu (anksiyete ile basedemedigi zaman) içerebilir. Korkunun
veya anksiyetenin üzerine odaklanma da önemlidir.
Odaklanma olgusu yok mudur? (PB'de
oldugu gibi) veya spesifik odaklanma olgusu var midir? (mesela
sosyal fobili bir sahista konusamama korkusuna odaklanma)
sualleri sorulmalidir.
Ayirici tanida somatoform bozukluklarda
dikkati alinmalidir. Buna ragmen bir hastada ayni anda hem
somatoform bozukluklarin hem de PB'un tani kriterleri birlikte
rastlanabilir.
Atipik depresyon ile anksiyete bozukluklarinn
birbirinden ayirmak oldukça zordur. Panik atak ve atipik depresyon
siklikla birlikte bulunur. Bu tip hastalar MAOI'ine iyi cevap
verirler. (Liebowitz ve ark 1984b)
Spesifik ve Sosyal Fobiler
DSM IV kriterlerine göre Agorafobili
PB'un ayirici tanisi bazen zorluk arzetmektedir. Bir tarafta
agorafobili PB varken diger taraftan spesifik ve sosyal fobi
vardir.
Spesifik sartlarda (mesela asansörde)
bir panik atak geçiren bazi hastalar bu ortamlardan kaçmaya
yönelik davranislar gelistirebilmektedirler. Onlarin düsüncelerine
göre ayni ortamlarda tekrar panik atak geçirebileceklerinden
korkmaktadirlar. Bu tip hastalar ayni zamanda spesifik fobinin
diagnostik kriterlerini karsilamaktadirlar. Bu durumda klinisyenler
baskin olan tabloya göre karar vermelidir.
Diger bir örnekte bir veya daha fazla
PA geçiren bir sahis, özel durumlarda PA' gi geçirecegi korkusu
ile toplumsal iletisim ve konusmalardan kaçinabilir. Buradan
klinik görünüm daha çok sosyal fobiye uymaktadir. Hasta PA
geçirecegi korkusu ile toplu yerlerde bulunmaktan ve konusmaktan
kaçinmaktadir. Bu durumda klinisyen bakis açisi diagnozu netlestirecektir.
Panik Bozukluk Olmaksizin Agorafobi
PB olmaksizin Agorafobinin ayirici
teshisinde, anksiyete ve depresyona neden olabilecek tibbi
sartlarin tamami vardir. Psikiyatrik hastaliklarinin ayirici
tanisina ise major depressif bozukluk, sizofreni, paranoid
kisilik bozuklugu, çekingen kisilik bozuklugu ve bagimli kisilik
bozuklugu vardir.
Klinik ve Seyir Prognoz
Panik Bozukluk
PB genellikle geç adölesan ve erken
adultluk döneminde baslar. Çocukluk dönemi boyunca, erken
adölesanlar ve orta yaslara kadar olan süre boyunca ortaya
çikabilir. Bazi bilgilere göre PB'nin baslangicinda psikososyal
stressörlerin bulundugunu göstermektedir. Çogu vakada da belirgin
bir psikososyal stressör faktör bulunamamistir.
PB, genellikle kronik bir hastaliktir.
Hastaligin klinik seyri hem hastadan hastaya degisirken hemde
bir hasta içinde farkliliklar ve degiskenlikler arzetmektedir.
PB'nin uzun süreli takip çalismalarindaki
bilgileri yorumlamak zordur. Çünkü onlardan tedavisinin etkinligi
kontrol edilmemistir.
Bununla birlikte, hastalarin yaklasik
%30-40 i uzun süreli takiplerde semptomlarindan arinmis gözükmektedirler.Yaklasik
% 50 si ise semptomlara sahiptir. Ancak bu semptomlar ilimli
seyretmekte ve onlarin hayatini belirgin oranda etkilememektedirler.
Yaklasik %10-20 si ise belirgin semptomlara sahip olarak bozukluklarini
sürdürmektedirler.
Ilk bir veya iki PA' tan sonra, hastalar
kendi durumlarina kismen kayitsiz kalmaktadirlar. Hernasilsa
tekrarlayan ataklarla birlikte, semptomlar büyük bir ilgi
odagi haline dönüsebilmektedir. Hastalar, PA'larin gizeminden
korunmaya çalismaktadirlar. Bu çerçevede ailesine ve arkadaslarina,
davranislarindaki izah edilemeyen degisiklerle yaklasmaya
baslamaktadirlar. PA'larin sikligi ve siddeti düzensiz seyredebilmektedir.
PA'lar bir gün içinde birkaç kez tekrarlayabildigi gibi ayda
bir kez veya daha az olabilmektedir. Yogun olarak kullanilan
kafein ve nikotin semptomlarin ortaya çikmasina neden olabilmektedir.
Depresyon bütün hastalarin %40-80 in
etkileyerek semptom profilini karmasik hale getirebilmektedir.
Çesitli çalismalarda bu ortaya konmustur.Genellikle hastalar
intihar düsüncelerini koruma egiliminde degildirler. Ancak
intihar yapmak için artmis bir riske sahiptirler. Bütün hastalarin
%20- 40 da alkol veya madde bagimliligi ortaya çikmaktadir.
Ayrica bu hastalarda OKB'da gelisebilmektedir.
Bunlarin okulda, iste ve aile içi iliskilerdeki performansi
yaygin olarak düsmektedir. Premorbid fonksiyonlari iyi olan
ve semptomlarin süresi kisa olan hastalarda prognoz iyidir.
Agorafobi
Agorafobili vakalarin çoguna PB'nun
neden oldugu düsünülmektedir. Eger PB tedavi edilmisse, agorafobide
genellikle ayni zamanda düzelmektedir. Agorafobinin tam ve
kesin tedavisi için, bazen davranis terapisi yapmak gerekmektedir.
PB'u hikayesi olmayan agorafobilerde
genellikle kötü ve kronik bir prognoz söz konusundur. Agorafobinin
klinik seyrinde genellikle Depressif bozukluk ve alkol bagimliligi
komplikasyonlari ortaya çikmaktadir.
Tedavi
Tedavide, hastalarin çogunda agorafobi
ve PB'nun semptomlarinda dramatik bir iyilesme tesbit edilmistir.
Iki önemli yararli tedavi yaklasimi vardir. Bunlar, farmakoterapi
ve bilissel-davranissal psikoterapidir. (Marks ve ark. 1983.,
Telch ve ark. 1985) Marks ve arkadaslari (1985) kombine terapiyi
faydali bulmamaktadir. Bazi arastiricilar ise bunun tersi
iddialarda bulunmaktadir. (Mavissakalian ve Michelson 1986b.,
Telch ve ark. 1985., Zitrin ve ark. 1980) Agorafobili PB'lu
hastalar üzerinde yapilan plasebo kontrollü bir çalismada
antifobik etkisi oldugu ortaya konmustur. (Mavissakalian ve
Perel 1989) Aile ve grup terapilerinde hastalara ve onlarin
ailelerine yardimci olabilir. Hastalar, hastaligi presipite
edebilecek psikososyal zorluklari ve sahip olduklari hastaligi
asmak için aile ve grup terapilerine ihtiyaç duyabilirler.
Farmakoterapi
Trisiklik ve tetrasiklik ilaçlar, monoamino
oksidaz inhibitörleri (MAOI), seratonin spesifik reuptake
inhibitörleri (SSRI) ve benzodiazepinler PB'un tedavisinde
kullanilan yararli ilaçlardir. Ilave olarak, b- adrenerjik
reseptör antagonistleri mesela propranolol (dideral) PB'un
tedavisinde yararli degildir. Su anda kullanimda olan azaspiranlar
mesela buspiran (buspar) muhtemelen yararli degildir. Konservatif
yaklasimlar su anda elde mevcut olan bilgiler üzerine bina
edilmistir. Bunlar arasinda trisiklik antidepresanlari kullanmak
mesela clomipramin (anafranil) veya imipramin (tofranil) ilk
etapta kullanilacak olan ilaçlardir.
Ilk etapta kullanilan trisiklik ilaçlar
yararli degil veya tolere edilemiyorsa ikinci etapta MAOI,
SSRI veya benzodiazepinler kullanilir.
Alternatif olarak, bazi klinisyenler
ilk etap olarak MAOI, SSRI veya bir benzodiazepin ilacini
tercih etmektedirler.
Trisiklik ve Tetrasiklik Ilaçlar
Trisiklik ilaçlar arasinda en saglam
verileri olan clomipramine ve imipramin, PB'un tedavisinde
yararliligi tesbit edilmis ilaçlardir. Klinik çalismalarda
bu ilaçlarin klinik kullanimi ile ilgili bir takim özellikler
ortaya konmustur. Bu ilaçlara küçük dozda baslanmali, günde
10 mg ile tedaviye baslanmali, her iki üç günde bir artirilan
10 mg lik günlük dozla yavas yavas titrasyon yükseltilmelidir.
Daha sonra ise her iki üç günde bir gün artirilan 25 mg dozla
titrasyon artirilmalidir. Bu durum düsük dozlarda iyi tolerans
varsa uygulanir.
Imipramin ve clomipramin ile tedavi
edilen hastalarda uyumu bozan en önemli yan etki tedavinin
baslangicindaki asiri stimulasyondur. Asiri uyarilmadan, yavas
artan titrasyon plani kullanilmasi ile kurtulunabilinmektedir.
PB'lu hastalarla yapilan erken çalisma
bulgularinda daha düsük dozlarda daha hizli cevaplar depresyon
hastalarindan daha iyidir. Ancak geç çalismalar gösterdi ki
bu olgu dogru degildir.
PB'lu hastalar clomipramin ve imipramin
tam doz alimina ihtiyaç duymaktadirlar. Bu ilaçlar genellikle
cevap almak için uzun bir süre kullanilmalidir. Bu süre 8-12
haftadir. Depresyonda ise bu süre 6-8 haftadir.
Bazi bilgiler, PB'un tedavisinde desipramin
(norpramin) yararliligini desteklemektedir. Diger bilgilerde
maprotiline (ludiomil) ve trazadone (desyrel) in desipraminden
daha az efektif oldugu gösterilmistir.
Vaka sonuçlarinda diger trisiklik antidepresanlarin
efektif oldugu bildirilmistir. Bunlar arasinda nortriptilinle
(Aventyl), amitriptilin (laroxyl) ve doxepin (Adepin)vardir.
Nortriptilinle yapilan klinik çalismalar
daha çok tercih edilmektedir. Çünkü bu ilaç genellikle daha
az yan etkiye sahiptir. Özellikle bu durum ortostatik hipotansiyon
açisindan önemlidir. Diger trisiklikler daha çok ortostatik
hipotansiyon yapar.
Ilaçlar kesildikten sonra hastaligin
tekrarlama riski çok yüksektir. (Noyes ve ark. 1989) Ilaçlarin
yarim dozda (80 mgr/gün gibi) sürdürülmesi de tekrarlamayi
azaltmaktadir. (Mavissakalian ve Perel 1992)
Monoamino Oksidaz Inhibitarlörleri
(MAOIs)
Monoamino oksidaz inhibitörleri (MAOI)
de PB'un tedavisinde yararlidir. Çogu çalismalarda phenelzine
(Nordil) kullanilmistir. Bazilarinda ise tranylsypromine (Parnate)
kullanilmistir. Bazi çalismalarda MAOI'i, trisiklik anti depresanlardan
daha yararli bulunmustur. Vaka sonuçlarinda trisiklik antidepresanlara
cevap vermeyen bazi vakalarin MAOI cevap verdigi bildirilmistir.
MAOI'ler kullanildigi zaman, PB'u olan
hastalarda trisiklik antidepresanlarla tedavide olusan asiri
uyarilma baslangiç etkisi burada görülmemektedir.
MAOI'in dozaji, depresyon tedavisinde
ulasilan dozlarla aynidir ve terapotik etki 8-12 haftadan
sonra gözlenmelidir.
Seratonin Spesifik Gerialim Inhibitörleri
(SSRI)
Birlesik devletlerde üç SSRI kullanilmaktadir.
Bunlar, fluoxetine (Prozac, Depreks), sertraline (Zoloft,
Lustral) ve paroxetine (Paxil) dir.
PB'da SSRI'larin yararliligi ile ilgili
iyi kontrol edilmis çalismalar sinirlidir. Fakat PB'u olan
hastalarda clomipramininin etkinligi, SSRI'larindan etkin
olabilecegini telkin etmektedir.
Fluoxamine ile yapilan iyi kontrol
edilmis bir çalismada, diger bir SSRI, PB'un tedavisinde etkin
bulunmustur.
Vaka sonuçlarinda PB'lu hastalarin
SSRI'lar ile asiri uyarilmanin olabilecegini belirtmislerdir
ve ilaç dozlarinin yavas bir sekilde artirilmasi gerektigini
söylemislerdir. Fluoxetin için yavas titrasyon kapsülün suda
eritilmesi veya su anda piyasada olan fluoxifilin eliksirinin
kullanilmasi ile mümkündür.
Baslangiç dozu günlük 2 veya 4 mg dan
az olmalidir. Her iki doz günlük intervallerle günlük 2-4
mg artirilmalidir. Terapotik doz artirimi günlük 20 mg a ulasana
kadar devam etmelidir.
Benzodiazepinler
PB'nun tedavisinde benzodiazepinlerin
kullanimi sinirlandirilmistir. Çünkü ilaca bagimlilik riski,
bilissel yapiyi bozmasi ve ilacin suistimali gibi riskleri
mevcuttur. Tüm bunlara ragmen, benzodiazepinler PB'nun tedavisinde
yararli ilaçlardir. Bu ilaçlar diger ilaçlara nazaran daha
hizli sürede etki ederler. Etki bir iki haftada baslar dördüncü
haftadan sonra sekizinci haftaya kadar pik yapar.
Bazi hastalarda klinisyenler baslangiç
tedavisini benzodiazepinlerle yaparak, diger bir ilacin titrasyonunun
(mesela, clomipramin) saglarlar.8-12 hafta sonra ise benzodiazepini
keser.
En iyi bilgiler, PB'nun tedavisinde
kullanilan alprazolam (Xanax) ile ilgili olanlardir. (Ballenger
ve ark.1988., Pecknold ve ark. 1988) Klonozepam (Klonopin)
ile ilgili vaka takdimleri vardir. Bu ilaç alprozolamdan iki
kat daha potensdir ve lorezepam (Ativan) ise alprazolamdan
yarim kat daha potenttir ve bunlarda tedavi de etkindir. Hastalar
duygudurum açisindan takip edilmelidir. Çünkü alprazolam maniye,
klonazepam depresyona neden olabilmektedir. (Hollander 1995)
Alprazolam tedavisi günlük dört kez
verilen 0.5 mg.lik dozlarla baslar. PB'nun tedavisi için gerekli
günlük doz 10 mg ve üzeridir. Yaygin olarak kullanilan efektif
doz 4-6 mg/günlük dozdur. Imipramin negatif duygulanim ve
kognisyonlara etkiliken, alprazolam daha çok somatik belirtiler
üzerine etkilidir. (Hoehn-Saric ve ark. 1988)
Benzodiazepin tedavisinin major riski
bagimlilik ve ilaç kötüye kullanimidir. Bagimlilik, birkaç
ay süre ile tedavi edilen hastalarda gelisebilir. Bu nedenle
özellikle alprazolam almak üzere benzodiazepinler gittikçe
azaltilan bir doza ulasilmasi ve tedavi kesilmesi için karar
verilmektedir. (Nagy ve ark. 1989)
Bazi bilgilere göre, benzodiazepinler
anti panik etkisine hastalarda tolerans gelismedigi ifade
edilmistir.
Tedavi Basarisizliklari
Bir siniftaki ilaç hastalik üzerine
etkin degilse farkli bir grup ilaç üzerinde çalisilmalidir.
Mesela trisiklik bir ilaçtan etki elde edilememisse, MAOI
bir ilaç denenmelidir.
Eger tek bir ilaç ile basari elde edilememisse
kombine ilaç tedavisi uygulanmalidir. Mesela, bir benzodiazepine
ile bir trisiklik ilaç veya bir SSRI ile bir trisiklik ilaç
veya lityum ile bir trisiklik ilaç kullanilmalidir.
Bazi yayinlarda antikonvülzan bir ilaçla
mesela karbamazepine(Tegretol) veya Valproik asit (Depakin)
daha yararli sonuçlar elde ettiklerini bildirmislerdir.
Diger bazi yayinlari Kalsiyum Kanal
Blokerlerine mesela Verapamil (Calan) PB'nun tedavisinde etkili
oldugunu bildirmislerdir.
Tedavi basarisizliklari ile yüzyüze
kalan klinisyenler öncelikle teshislerini gözden geçirmelidirler.
Ardindan hastalarin tedavi rejimine uyumlari arastirilmalidir.
Ilacin plasma konsantrasyonuna ulasip ulasmadigi incelenmelidir.
En son olarak da komorbid bir rahatsizligin olup olmadigina
bakilmalidir. Mesela depresyon, alkol, mariyuana ve diger
madde kullanimi olup olmadigi arastirilmalidir.
Farmakoterapinin Süresi
Etkili bir farmakoterapi genellikle
8-12 ay süre ile devam ettirilmelidir. Mevcut bilgilere göre,
PB, kronik , belki hayat boyu devam eden, tedavi kesildiginde
tekrarlayacak olabilen bir hastaliktir.
Çalismalar, PB'u basarili bir sekilde
tedavi olmus hastalarin onlarin tibbi tedavileri kesildigi
zaman %30-90 arasinda relaps olduklari gözlenmistir.
Hastalar benzodiazepinlerle tedavi
edilmislerse relaps çikabilmektedir.
Bilissel ve Davranissal Terapiler
Bilissel ve davranissal terapiler PB'nun
tedavisinde etkilidir. Çesitli yayinlarda bilissel davranissal
terapilerin yalniz basina farmakoterapiden daha üstün oldugu
iddia edilmektedir. (Barlow ve ark. 1989., Beck ve ark. 1992.,
Michelson ve ark. 1990., Salkovskis ve ark. 1986) Bazi yayinlarda
bunun tersini söylenmektedir.
Birkaç çalisma ve yayinda kombine terapinin
etkinligi üzerinde durmustur. Bilissel davranissal terapilerle
farmakoterapi kombine edildiginde, yalniz basina yayinlanan
tedaviden daha yüksek etki elde edilmistir. (Craske ve ark.
1991)
Birkaç çalismada hastalar uzun süreli
takip edilmistir. Bilissel davranissal yöntemlerle tedavi
edilen bu hastalar remisyonlarinin daha uzun sürdügü tesbit
edilmistir.
Bilissel Terapi
PB için bilissel terapinin iki büyük
odagi vardir. Bunlar hastanin yanlis inanislarinin yeniden
yapilandirilmasi ve düzeltilmesi, PA'nin gelisimi ile ilgili
bilgilendirilmesi.
Yanlis inanislarin yeniden yapilandirilmasinin
merkezinde, hastanin vücudundaki duyumlari yanlis yorumlamasi
yatmaktadir. Hasta vücudundaki bu duyumlari ölüm ve dehset
olarak algilamakta ve PA geçirmektedir.
PA hakkinda bilgilendirme ise, PA'nin
tüm boyutlari ile anlatilmasi seklinde olmaktadir.
Relaksasyon Yöntemleri
Bunun amaci hastanin relaksasyonu temin
ederek anksiyetesini kontrol altina almayi ögrenmesidir. Progressif
kas ve gevsetme ve ilave imajinasyon uygulamalari ile hasta
PA'ini kontrol altina almayi ögrenebilir. (Benson ve ark.
1974)
Solunum Çalismalari
Hiperventilasyona bagli ortaya çikan
semptomlar PA'i provoke edebilir. Bu nedenle hiperventilasyonu
önleyecek önlemler alinir.(Clark ve ark. 1985, Lum ve ark.
1981)
Yüzlestirme (Expojure) Tedavisi
PB'dan davranis terapisi olarak uygulanir.
Burada hasta korktugu uyaranla karsi karsiya getirilir ve
denemeler sonucunda hasta desensitize edilir. Burada hasta
iç duyulari yerine dis uyarilara dikkatini çeker.
Diger Psikolojik Tedaviler (Klein
DF ve ark. 1983)
Aile Terapisi
Aile terapisi egitim ve destek amaçli
olarak yararlidir.
Içgörü Yönelimli Psikoterapi
Içgörü Yönelimli Psikoterapi, PB ve
agorafobinin tedavisinde yararli bulunmustur. Tedavinin odagina
hastanin anksiyetenin bilinçdisi anlamini idrak etmesini saglamak
ve durumsal kaçinmanin sembolizasyonu anlatmak, bastirilan
dürtüleri açiga çikartmak ve sekonder kazançlari farkettirmek
olusturmaktadir. (Noyes ve ark. 1990)
Bu tedavi ile, erken infantil ve ödipal
çatismalar çözümlenmeye çalisilir.
Kombine Terapi
Bazi arastiricilara göre PB'nun primer
semptomlarina karsi farmakoterapi, sekonder semptomlarinin
tedavisi için psikoterapi uygulanmalidir. (Craske ve ark.
1991)
|