PSİKOPATİYALAR (KİŞİLİK BOZUKLUKLARI)
Psikopatiya Yunan sözü olup "psiche-beynin
özel fonksiyonu; aklî, hissî, mânevî, idrak v.s. kabiliyetlerinin
bütün tiplerini kapsayan anlayış, "patos" ise bozukluk
(hastalık), ızdırap çekmek demektir. Psikopati denildiğinde
kişiliğin anomalisi veya şahsiyetin patolojisi gözönünde tutulur.
Kişiliğin ve onun bozukluklarının bütün
tiplerini öğrenmek eğilimi çok eski devirlerden beri mevcut
olmuştur. Bu konu ile hekimlerin yanı sıra, filozofları, devlet
yöneticileri v.b. de ilgilenmiştir. Daha önceki dönemlerde
Yunanlılar çeşitli ruh hastalıklarına tutulma eğilimini, kilişiğin
tiplemesi ile bağlantılandırmaya çalışmışlardır. Bu çerçevede
Yunanlı hekimlerin ortaya koyması ile, bugüne kadar önemini
pek yitirmeyen dört kişilik tipini (kolerik, sanguinik, flegmatik
ve melankolik) tanımlamışlardır. (Resim 25)
Resim 25
Resim 25: Dört kişilik tipi. Soldan
itibaren sangvinik, melankolik, kolerik, flegmatik.
1808 yılında F. Ginel kişilik bozukluklarını
tanımlamış ve onların ruhsal hastalık olmamasını tesbit etmiştir.
S. Priçard psikopatilerin klinik araştırılmasının bilimsel
temellerini ortaya koymuştur. O, 1835 yılında psikopatilerin
tiplerini tanımlamış ve onları "mânevî havalanma"
olarak isimlendirilmiştir. Sonraki yıllarda bazı alimler psikopatilerle
ilgilenmiş ve onun birçok klinik özelliklerinin olduğunu göstermiştir.
Nihayet, 1891 yılında V. Roh kişilik bozukluklarının bilinen
bütün tiplerini bir yere toplayarak psikopatiler adı altında
birleştirmiştir.
Psikopatilerin araştırılması alanında
büyük hizmeti olan alimlerden biri de Alman psikiyatristi
E. Kreşmer olmuştur. O, psikopatileri çeşitli tipli beden
yapılanmasına göre ayırmaya çalışmıştır. Ona göre piknik beden
yapısına sahip şahıslar affektif bozukluklar oluşturmaya eğilimlidir.
Astenik beden yapısına sahip olanlar ise düşünce bozukluklarına
daha çok maruz kalan şahıslardır ve şizoidler grubuna girerler.
Kreşmerin kabullerinde bazı hataların olması bu tesbitlerin
eleştirilmesine neden oldu.
Psikopatilerin tam olarak öğrenilmesi
alanında büyük hizmetleri olan P. V. Gannuşkin 1933 yılında
psikopatilerin genel sınıflandırılmasını oluşturdu. Çağdaş
psikopati bilimi P. V. Gannuşkin'in oluşturduğu sınıflandırmayı
temel alır. İlk defa o, psikopatilerin yaşam süreci boyunca
değişebileceği fikrini ileri sürdü ve bu hastalığın psikodinamiğinin
temellerini araştırdı. Halbuki, ona kadar bu problemle meşgul
olan bilim adamları psikopatileri değişmez-stabil patolojik
bir hal gibi kabul ediyorlardı.
P. V. Gannuşkin'in düşüncesine göre
kişilik bozukluğu "Kişiliğin oluşturduğu gençlik yıllarından
itibaren, sosyal çevreye adapte olamamak suretiyle ayrışan
şahıslardır." Psikopati hem kişinin kendinin, hem de
onu çevreleyen insanların sıkıntılarına neden olan kişiliğin
disharmonisi- bozukluğudur. Kişilik bozukluklarının teşhisi
P. V. Gannuşkin'in teklif ettiği üç temel belirtiye dayanır.
1. Karakter bozukluklarının bütün halinde
olması,
2. Yaşam boyu devamlılık arzetmesi
ve az değişmesi,
3. Sosyal adaptasyonun değişmesi.
Gündelik hayatımızda yapısal psikopatileri,
yaşam sürecinin karmaşıklığı ve zorluğu ile bağlantılı olarak
oluşan ve normal kişilerde gördüğümüz kişiliğin psikopatik
gelişimi sendromunda ayırmak gerekir. Öyle ki, ismi belirtilen
sendrom uygulanan tedavi tedbirleri sonucunda kısa bir süre
içinde düzeltilebilir.
Kişilik bozuklukları ile sık ilgisi
olan deviant davranış (devation= latincede normalden sapma,
bozulma demektir) anlayışı esasen gençlik dönemine ait olan
ve zaman zaman sosyal içerikli davranış bozuklukları ile ortaya
çıkan patolojik duruma denir. Asıl kişilik bozukluğu ise "Deviant
Davranış"ın devamlı olması ile karakterizedir.
Kişiliğin aksentuasiyası ( ) nisbeten
hafif bir patoloji olup, kişiliğin bazı özelliklerinin güçlenmesi,
olumsuz etkenlerin etkisi altında zaman zaman kısa süreli
şiddetlenmesi ile dikkati çeker. Kişiliğin aksentuasiyasını
( ) çoğu zaman kişilik bozukluklarından ayırmak zor olur.
Bazı araştırmacılar, hatta bu patolojiler arasında hiçbir
fark görmemektedir.
Genellikle, kişilik bozuklukları daima
aynı derecede ortaya çıkan belirtilerle cereyan eden hastalık
gibi kabul etmek doğru değildir. Duygulanımın hassaslığı ve
zenginliği ile ayrışan bu tip insanları bazı durumlarda tam
sağlam şahıslardan ayırmak mümkün olmamaktadır. Diagnostik
bir hataya meydan vermemek için bazen yıllarca gözlem yapmak,
şahsın hayatını öğrenerek her yönlü psikolojik analiz yapmak
gerekir. Kişilik bozukluklarının gelişmesinin dinamiğinde
"Pubertal Buhran" döneminin olmasına büyük önem
verilmelidir. Öyle ki, aynı yaş dönemin de ortaya çıkan parlak
psikopatik belirtiler doğru teşhis koymaya imkan verir. Olgun
yaşa ulaşmış insanlarda, bu çerçevede daha ileri yaşlarda
kişilik bozukluğu özellikleri tedricen yumuşar, hatta çevre
ile tam bir adaptasyon durumu ile yer değiştirir. Bazen ise
tersi yönde geriye gelişme göstererek bozukluk şiddetlenebilir.
Kişilik bozukluklarının dinamiğinde
sosyal etkenlerin, aile içi ilişkilerin (iş yerini değiştirmek,
hapislik, askere gitme, evlenmek, boşanmak v.s.) büyük rolü
vardır. Bazı somatik hastalıkların, fizyolojik bozuklukların,
alkolizmin ve narkomanilerin önemi, psikojen etkenlerin rolü
de belirtilmelidir. Normal şahıslarda hiç bir patolojik duruma
sebep olmayan ve kısa süre içinde kontrol altına alınabilen
ruhsal travmalar, kişilik bozukluklarının şiddetlenmesine,
şahsın uzun süre normal hayat faaliyetinin bozulmasına neden
olur.
Kişilik bozukluklarının seyrinde zamanla
birbiri ile yer değiştiren kompenzasyon ve dekompenzasyon
aşamalarının olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Hayat şartları
ve iş gücü iyi olan psikopatiyalar bazan uzun yıllar kompenzasyon
aşamasında kalabilirler. Böyle olduğunda, o şahısların davranışında
dikkati çeken bir belirti gözlenmemektedir. Onlar normal olarak
çalışmakta ve aile kurabilmektedirler. Ancak bununla birlikte
daha sık sık dekompenzasyon (hastalığın şiddetlenmesi) aşaması
ile karşılaşmak mümkündür. Klinik mahiyetine göre dekompenzasyon
aşaması spontan fazlar ve patolojik reaksiyonlar şeklinde
olabilir. Hayat zorlukları kısa bir süre içinde kişilik bozukluklarının
uyumu bozulur, şiddetlenmeye neden olur. Spontan fazlar ise
dikkati çekecek herhangibir etki olmadan ortaya çıkabilir.
Bir çok, kişilik bozukluğu olan şahıs bu tip fazlara ulaşmak
için sanki gayret gösterirler. Bu fazların ve reaksiyonların
ağırlığı, devam etme süresi çeşitli olur, bazen haftalar hatta
aylarca sürebilir.
SINIFLANDIRILMASI
Şimdiye kadar kişilik bozukluklarının
bütün uzmanları tarafından kabul edilen tam bir sınıflandırılması
yoktur. 1915 yılında E. Krepelin'in yaptığı sınıflandırmaya
göre kişilik bozuklukları yedi gruba,
1. İhtiyatlı olanlar, tedbirli davrananlar
2. Sabırsız ve tahammülsüz olanlar
3. İmpulsifler
4. Mübalagacı ve yalancılar (pseudologlar)
5. Dürtü bozukluğu (meyl) gösterenler
6. Acaipler
7. Sosyopatlar olarak bölünürler.
1920 yılında K. Şneyder ve E. Kreşmer
ayrı ayrı kendi sınıflandırmalarını yapmışlardır.
1933 yılında P. V. Gannuşkin "Kişilik
bozukluklarının kliniği, onların istatistiği, dinamiği ve
sistematiği" isimli eserinde kişilik bozukluklarını aşağıdaki
gruplara ayırmayı teklif etmiştir.
1. Sikloidler
2. Astenikler
3. Şizoidler
4. Paranoidler
5. Epileptoidler
6. Histerikler
7. Devamsız Psikopatiyalar
8. Antisosyal psikopatiyalar
9. Konstitusyonal Ahmaklar, serseriler
Şu anda kişilik disharmonisini 4 büyük
gruba ayırmak kabul edilmiştir.
1. grupta düşünce dünyasına mahsus
değişiklikler tesbit olunan kişilik bozukluklarına aittir.
Onları birleştiren genel yön olayları doğru değerlendirebilme
yeteneğinde olmamak veya onları objektif algılayamamaktır.
2. grupta affektif dünyaya mahsus bozuklukları
olan kişilik bozukluklarıdır. Bu gruba dahil edilen şahısların
başlıca özellikleri sık sık ambivalans affektif reaksiyonlar
göstermeleridir.
3. grupta irade bozukluları olanlardır.
4. grupta mix tip kişilik bozuklukları
vardır. Bu gruba dahil edilen kişilik bozuklukları polimorf
belirtilerin değişkenliği esas sendromu belirlememize neden
olur. (Tablo 5)
Tablo 5
Kişilik Bozukluklarının Sınıflandırılması
Gruplar Klinik Tipler
I. Düşünce bozuklukları olan 1. Astenik
Tip kişilik bozuklukları 2. Psikastenik (anankastik) Tip
II. Affektif bozuklukları olan 3. Şizoid Tip kişilik bozuklukları
4. Paranoid (paranoyal) Tip
III. İrade bozuklukları olan 5. İhtiyatlı Tedbirli Tip kişilik
bozuklukları 6. Affektif Tip
IV. Mikst tip kişilik 7. Histerik Tip bozuklukları 8. Devamsız
Tip (tahammülsüz) 9. Mozaik Tip
Astenik Tip
Bu tipe mensup olan kişilik bozukluğu
olanların başlıca özellikleri, onlarda çocukluktan bu yana
görülen genel zayıflık, yorgunluk, nörovejetatif değişikliğe
eğilim gibi belirtilerin olmasıdır. Astenik şahıslar hem fiziksel,
hem de emosyonel zayıflık, saflık, duygularına kapılmak, ufak
bir olaydan telaş ve heyecana kapılmak özelliklerine sahip
olurlar. Gündelik yaptıkları normal işler onları çabukca yorar,
günün ikinci yarısında tam takatsizlik ve güçsüzlük görülür.
Asteniklere mahsus olan başlıca belirtilerden biri de dikkatin
zayıflamasıdır. Onlar düşüncelerini bir yere odaklayamazlar,
halsizlikten, ezginlikten, takatsizlikten, sık sık ağlamaya
yönelmelerinden şikayet ederler. Dış şartlarının küçük bir
değişmesi onlarda ruh düşkünlüğüne, küskünlüğe veya öfke hissine
neden olur. Ancak bu üzüntüleri de çabuk geçip gider. Astenik
kişilik bozukluğu olanlar hipokandrik şikayetlere eğilimli
olurlar. Öyle ki, kendi sağlıklarına karşı gösterdikleri kaygı
bazen gereğinden fazla olur, bütün günü sağlığı ile ilgili
düşünerek geçirir ve bazı tedbirler alarak (spor yapmak, profilaksi
amacı ile ilaçlar kullanmak, perhiz yapmak v.s.) kendilerini
rahatlatmaya çalışırlar. Onlar hekime gitmekten mutlu olurlar
ve her defasında çok miktarda şikayetler gündeme getirir ve
birçok muayeneden geçerler.
Psikastenik (anankastik) Tip
"Bu tip kişilik bozukluklarının
temel özellikleri kendilerine karşı güvensiz, duyguları labil,
daima aciz ve zavallı olduklarını hissetmeleri şeklindedir.
Bir taraftan ümitsiz ve çaresiz görünürken bu tip şahıslar,
diğer taraftan kendilerine karşı özel dikkat, kişiliklerine
saygılı olunmasını istemektedirler. Çocukluk ve gençlik yaşlarında
daha çok dikkate çarpan bu belirtiler onları korkak ve aciz
olmağa, sık sık duygularına kapılıp yaşıtlarından uzak durmaya
kendini mahkum ediyor. Bu tip kişilik bozukluğunu iki alt
gruba ayırmak mümkündür.
Birinci tipe mensup olanlar heyecanlı,
şüpheci, sebatsız ve bağımsız hareket edememeleri ile diğerlerinden
ayrılır. Hayalen cesaretli olmayı isteselerde reel hareketlerinde
buna ulaşamamaktadırlar. Ufak bir başarısızlık onları yıkmakta,
kötümserliğe düşmeye, başladığı işi yarım bırakmaya neden
olmaktadır. Eğitim yıllarında bilgili ve kabiliyetli olmalarına
bakmayarak, bu yönlerini ortaya koyamamaktadırlar. Çok iyi
bir sanatkâr veya çok iyi bir uzman oldukları halde bunu pratiğe
dökmekte acizlik göstermektedirler. Yasal haklarının çiğnendiğini
gördüğünde kendilerini müdafaa edecekleri yerde içlerine kapanarak
sıkıntı geçirirler. Duygularının zenginliği ve ona yardımcı
olunmaması onları daima kaygılı ve şüpheli olmaya, kendi hareketlerini
tekrar tekrar analiz etmeye sevk etmektedir. Bazen onlar kendi
hareketleri için, aynı zamanda başkaları içinde ızdırap geçirirler.
Bu tip kişiler için yabancılarla, özellikle karşı cinsle iletişim
kurmak çok zor olur. Daima "yok, hayır" cevabı alacaklarını
düşündükleri için hiç kimseyle iletişime geçmiyorlar veya
mecbur kalırlarsa bunu sıkıntı ve anksiyete içinde zorla yapıyorlar.
Tek kolay yapabildikleri şey, üzerine düşen görevlerinin bir
kısmını başkasına havale etmek çerçevesinde ona verilen tavsiyeleri
uygulayabilmesidir. İşte ve aile içinde onların çalışmasına
rehberlik eden bir adama sığınmakla kendilerini bir süre rahat
hissedebilmektedirler.
Psikastenik kişilik bozukluğunun ikinci
tipine mensup olan şahıslar, karakterlerindeki süpheciliğin,
obsessif özellikli olmasını idrak etmeleri ile diğerinden
ayrılmaktadır. Onlar önceden planlanmış ve programlanmış bir
hayat anlayışı temelinde faaliyet göstererek dakik ve tam
kurallara uymaya çalışırlar. Yaptıkları işi defalarca kontrol
etmekle kendilerini sıkıntıdan kurtarırlar. Aynı zamanda temkinli,
sade, hassas, saygılı olmağa, onlara işi düşen şahıslara hizmet
etmeye, o adamların ilgisini kazanmağa çalışırlar. İstenen
görevi, gereğinden fazla azen göstererek yapmak, onu yüksek
kalitede uygulamak isteği bir an dahi onların yakasını bırakmamaktadır.
Bunlarla birlikte hiçbir zaman yaptıkları işlerin içeriğinden
memnun kalamamaktadırlar. Şüphe onları devamlı boğmakta, ümitsizlik
hissi oluşturmaktadır. Psikastenik şahısları obsessif ve astenik
nevrozuna tutulan hastalardan ayırmak oldukça zor olmaktadır.
Şizoid Tip
Bu tip kişilik bozukluklarının başlıca
yönü otistik düşünceye sahip olmaları ve bununla da başkalarından
kolayca ayrılabilmeleridir. Bu tip şahıslar toplumdan kendilerini
koparma, giyimleri, mimikleri, jestleri v.s. özel bir husisiyete
sahip olmaktadır. Konuşmaları durgun, bir kaç standart ifadeden
olup, aynı tipli hareketler ve jestlerle birlikte seyretmektedir.
Çocuk yaşlarından başlayarak bu veya başka oranda oluşacak
şizoid karakterin belirtileri sezilir. Onlar yaşıtları ile
birlikte olmuyor; tek kalmayı seviyorlar, normal dışı çalışmalara
daha çok ilgi gösteriyorlar. Tenhalıktan hoşlanan bu tip çocukların
büyüdüklerinde yakın dostları, kalbini açabileceği sırdaşları
olmuyor ve buna ihtiyaç da hissetmiyorlar. Çevredeki insanlar
onları "Garibe" ve "Acaip" olarak sıfatlamaktadırlar.
Dış dünya ile iyi ilişkiler içine girememeleri, dostluğu,
arkadaşlığı becerememeleri bu tip kişilik bozukluklarının
duygu ve mânevî dünyalarına menfi etki etmektedir. Onlar başkasının
(hatta yakın akrabalarının) derdine ortak olmak, sıkıntı ve
sarsıntı geçiren insanlara cesaret ve destek vermek kabiliyetine
sahip olmuyorlar. "Kaygı" anlayışı sanki onlar için
mevcut değildir. Bu tip kişilik bozuklukları hakkında P. V.
Gannuşkin şöyle demiştir:
"Onlar, çevrede meydana gelen
olayları sanki eğri bir aynada görürler. Tek bir hadisenin
ayrı ayrı yönlerini olduğu gibi kavradıkları halde, olayın
mahiyetine ulaşamamaktadırlar, sanki onu anlayamamaktadırlar.
Onun ilgisini çekmeyen ne varsa onu görmüyor veya inkar ediyor."
Böyle bir ilişki Hegel'in meşhur "En kötü şey, hakikati
idrak etmektir" sözüne benziyor. Şizoidler sensitif ve
ekspansif olarak iki gruba ayrılabilir.
Sensitif şizoidler, duygularına kapılan,
hayalperest, ancak isteklerine hiçbir zaman ulaşamayan şahıslardır.
Gerçek olguyu olduğu gibi kabul edememekte, çabuk incindiklerinden
(değme düşer) kendi amaçlarına ulaşmak için tartışmaya girmeye
muktedir olamıyorlar. Onlar iş ve evini sık sık değiştirir.
Bu da romantik hayalperestliğin peşine düşmek ile ilgilidir.
Nadir durumlarda bu tip insanlar arasında fitrî kabiliyete
sahip olanlar da olur. Musiki, ressamlık ve sanatın diğer
dallarında çalışan bu tip şahıslar başarılı eserler verebilmektedirler.
Ekspansif gruba dahil olan şizoidler,
genellikle, kendi sanatını iyi bilen, başladığı bir işi sonuca
ulaştırmak için mümkün olan herşeyi yapmaya hazır insanlardır.
Ancak başkaları ile uyum içine girmedikleri ve dikbaşlı oldukları
için sevememektedirler. Egoist, kendilerine güvenmeleri onları
soğukkanlı, mağrur, herkes ile resmî ilişkiler içinde olurlar.
Bazen bu tip şahıslar standart dışı, riskli işlere girerler
ve sosyal öneme haiz aktiviteler başarabilirler (meselâ, ilmî
keşifler, devrimler v.s.).
Paranoid (Paranoyal) Tip:
Yüksek değerlere sahip fikirlerle yaşayan
bu grup hastalar bireysel özelliklerini, bilgi ve becerilerini
her zaman ortaya koymaya gayret gösterirler. Egoistlik ve
başkaları ile uyum içinde olamamak eğilimi de bu özellikleri
ile ilgilidir. Onların bakış alanı bireysel yapılarının dışına
çıkmamaktadır. Mânevî hayatları durgun ve tekdüze olup hayali
olarak kurdukları dünya içerisinde dönerler. Başkalarının
fikirlerini daima inkar eder, tenkit tipi açıklamaları kabullenmezler.
Onlar için yalnız bir hakikat, kendilerinin fikirleri mevcuttur.
Bu fikirleri ve düşüncelerini paylaşmayan insanları yabancı
ve düşman olarak algılarlar. Aynı zamanda şüpheci olan bu
şahıslar hiç kimse ile dostluk kuramamakta, yalnız yaşamaya
eğilim göstermektedir. Hayali "düşmanlarına" karşı
savaş açmaktan yorulmayan bu insanlar, bazen oldukça gaddar,
adaletsiz hareket de edebilmektedirler. Paranoyal kişi kendi
amacına ulaşmak için yıllarca tartışmaktan, savaşıp durmaktan,
çeşitli idare ve kurumlara şikayette bulunmaktan yorulmamaktadırlar.
Bu gruptaki hastalar devamlı şikayet eden, dilekçeler yazan,
kamu kurumlarını meşgul eden bireylerdir. Bu nedenle kolluk
kuvvetleri ve adlî mercilerde bu insanlardan çok sıkıntı çekerler.
Gannuşkin'in fanatikler olarak isimlendirdiği
diğer grup paranoidler bazı özellikleri ile ayrılmaktadır.
Bu da ileri sürdükleri fikirleri, şahsî ilgilerinden daha
önemli ve üstün tutmalarıdır. Onlar maddî kazanç, şahsî mutlulukları
için değil, önüne koydukları amaç uğrunda tartışma yaparlar.
Bu amaç uğruna onlar herşeyden (vazifelerinden, varlıklarından,
sağlıklarından) geçmeye hazırdırlar. Genellikle, din görevlileri,
alimler ve siyasetçiler arasında karşımıza çıkan bu tip şahıslar
fedailik örneği göstermeye muktedir insanlardır. Bir çok durumlarda
suç mesuliyeti taşıyan bu gibi insanlar sorumsuz kabul edilir
ve Azerbeycan Cumhuriyeti Ceza Hukuku'nun 11. maddesine göre
işleme tabi tutulurlar.
Epileptoit Tip:
Bu tip şahıslar okul öncesi dönemden
başlayarak bazı özellikleri ile diğer insanlardan ayrılırlar.
Onlar çabuk sinirlenen, saldırgan, söz dinlemeyen ve aksi
olmaları ile dikkati çeker. Bunlar okul döneminde grup içinde
lider gibi ortaya çıkarlar, bağımsızdırlar, herşeyi başaran
bir insan gibi görünürler. Sık sık gözlenen ve 2-3 gün kadar
süren disfori halinin tesbit edilmesi, asık surat ve güçlü
affektif belirtilerin olması psikiyatristler için diagnostik
öneme haizdir. Atak esnasında bu tip kişiler bazen vicdansız
ve gerilim içinde olduklarından çok kötü eylemler yapabilirler,
avlarına işkence yaparlar. Böyle bir hastamız epileptoid aktivasyon
döneminde eşine işkence yapabilmiştir. Bir başka hastamız
atak döneminde eşini öldürdükten sonra ölüyü balta ile doğramış,
çuvallara doldurup su kanalına atmıştır.
Paranoyal hastalarda farklı olarak
epileptoid psikopatiyalar amaca yönelik eylem yapamamaktadırlar.
Son derece egoist karaktere sahip olan bu tip şahıslar başkaları
ile uzlaşıp uyuşamazlar, tartışma çıkarırlar, aynı zamanda
toplum içinde herkesi kendine karşı kışkırtır, çatışma odağına
dönüşürler. Düzgün terbiye ve eğitim sonucunda, gösterilen
bu özellikler kontrol altına alınabilir. Ancak hayattaki zorluklar
(askerlik görevi, kötü şartlar, sinirsel gerilim oluşturan
çalışma hayatı v.s.) hastalığa yeniden şiddet kazandırır.
Bazen bu tip hastalar önüne çıkan zorlukları başka türlü de,
meselâ, amirine yaltaklanmak, iteat etmek, dakiklik örneği
göstermek şeklinde de halledebilirler. Unutmamalı ki, bu cihetler
kısa bir sürede değişebilir ve aynı şahıs suç işleyebilir.
Bu gibi özellikler bu hastalara sık sık suç işlemeye yöneltir.
Affektif Tip:
Bu tiplerin başlıca özellikleri ruh
halinin birbirine zıd kutuplar arasında (Distimik ve Hipertimiya)
sık sık değişmesidir.
Distimikler: Gannuşkin'in fikrine göre
"Doğuştan pessimistlerdir." Bunların ruh hali daima
aşağı olup heran, kötü bir olayın olmasını beklerler. Bunları
hiçbirşey mutlu etmez, hayatlarındaki mutlu olayları, başarılarını
görüp sevinmek duygusu sanki onlara yabancıdır. Bu tipe mensup
olanlar normal hayatta sakin, keyifsiz, durgun hareketli bireyler
olup aynı zamanda kendi görevlerini vicdanla yerine getiren,
bu nedenle de herkesin hürmet ettiği kişilerdir.
Hipertimikler: Bunlar ise distimiklerin
tam aksini teşkil edenlerdir. İlk etapta bunların ruh halinin
yüksek olması, şen ve mutlu görünmeleri dikkati çeker. Başkaları
ile oldukça çabuk arkadaşlık ve dostluk kurabilirler, optimist
ve çevik olmaları onları toplumun sevdiği insan durumuna getirir.
Ancak, yakından tanıdıkça onların hafif karakterli, daha çok
söz veren, sonuna kadar dostluğu taşımayan insanlardır. Bunların
gayr-i ciddî tabiata sahip olmaları, çevresindeki insanların
yanında gerçek yüzleri ortaya çıkmaktadır. Öyle ki, onlar
hakkında sık sık "Bel bağlanacak adam değil" sözlerini
işitmek mümkündür.
Distimiklerle hipertimikler arasında
geçit teşkil eden diğer ara tipler sikloidler olarak isimlendirilir.
Bunların başlıca özellikleri ruh hallerinin labilliğidir.
Emosyonel yapıları sirküler olarak yüksek ve aşağı olması,
aynı zamanda iş kabiliyetinin, çevresindekilere iletişimin
de değişmesi ile birlikte seyreder. Ruh halinin yüksek olduğu
dönemde sikloidler oldukça aktif, şen, optimist görünürler.
Sanki hiçbir zorluktan korkmayan böyle şahıslar bu dönemde
başladıkları işe sonuna ulaştırabilirler.
Ancak ruh halinin kötü olduğu dönemde
herşey tersine cereyan eder. Dış görünüşleri değişir, zayıf
ve keyifsiz görünür. Başladıkları işi yarım bırakırlar. Hiç
kimseyle dostluk kurmak istemezler.
Sikloidlerin ruh halinin değişmesi
süresi ve bunun sebepleri tam olarak öğrenilememiştir. Bu
konuyla ilgili muhtelif görüşler mevcuttur. Bazı bilim adamları
bu durum mevsimlerle, hava şartlarıyla, sosyal çevrenin etkisiyle,
bazıları genel sağlıkla, yahutta biyolojik-endojen etkenlerle
izah etmeye çalışmışlardır.
Histerik Tip:
Kendi aktivitesi ile herkesin dikkatini
kendi üzerine çekmeye çalışan, olayların seyrinde etkili rol
oynamaya can atan, bu amaçla çeşitli eylemler (bazen artistik
hareketler) ortaya koyan şahıslar olup çok çabuk tanınırlar.
Böyleleri hakkında Alman psikiyatristi Jaspers şunları söylemiştir.
"Histeriğin temel özelliği olduğundan fazla görünmeye,
daha çok duygulanım göstermeye can atmalarıdır."
Emosyonel yönden zengin görünmek için
gereğinden fazla gayretkeşlik yapmalarına bakmayarak, histerik
tipler duygulanımca hiç de derinliği olmayan, başkalarının
dertlerine ilgisiz kalmayı beceren şahıslardır. Onlar için
en önemli şey kendi duygularını ve sıkıntılarını göstermek,
herkesin ilgi odağında bulunmaktadır. Onlar, genellikle, mutluluktan
hoşlanır, kendisine ilgi duyanların arasında olmaya çalışır
ve herhangi bir özellikleri ile farklılıklarını ortaya koyup
övülmekten haz duyarlar. Onlara ilgi gösterilmediğinde kısa
süre içinde ruh halleri değişir, sinirlenir, çekinme, tartışma,
bazen ise kavga odağına dönüşürler. Bu durumlarda kendilerini
rahat ve mutlu hissederler. Gerilim oluşursa, histerik derhal
kötü bir duruma düşer, çeşitli emosyonel haller, o çerçevede,
ataklar şeklinde konvülziyonlar oluştururlar, kendilerine
zarar verirler. İ.P. Pavlov'un tanımladığı güzelliğe mensup
olan bu şahıslar bazı durumlarda kendi fantezileri ile reel
hayatı değerlendirememektedirler ve bu yüzden de kendilerini
bir nevi sosyal gerçekten koparırlar (Resim: 26)
Resim 26
Resim 26: Hastanın kendi bedeni üzerinde
yaptığı yaraların izleri.
Kreşmer histeroid tipin özel bir varyantın,
ayırmayı teklif etmiş ve onlara yalancılar (pseudologlar)
adını vermişti. Kendi tabiî özelliklerinden maharetle yararlanabilen
bu adamlar emosyonel boyalarla zengin ifadelerle başkalarını
inandırmak, onları yoldan çıkarmak yeteneğine sahip olurlar.
Söyledikleri yalan fikirlere başkalarını inandırır, hatta
kendileri de inanır. Bazen maddî gelir elde etmek amacıyla
"maharet", "becerik", ortaya koyarak (meselâ,
tedavi işi ile meşgul olmak, fazla bakmak v.s.) şarlatanlık
yaparlar.
Sebatsız Tip:
Bu tip hastalar bazı karakteristik
özelliklerine, meselâ, sebatsız olmaları, küçük bir nedenden
dolayı sinirlenmeleri, dikkatlerini toplayamamaları, şımarık
ve nazlı büyütülmeleri ve yaramaz olmaları nedeniyle küçük
yaşlardan itibaren yaşıtlarından ayrılırlar. Başkalarına çabuk
inanan ve itimat eden bu tipler herkes ile arkadaşlık yapmaya,
her toplantı ve davetlere katılmaya çalışır, liderliğe can
atarlar. Ancak iradelerin zayıflığı, kısa bir süre içinde
yumuşak tabiatları ve başarısızlığını ortaya koyar. Bu şekilde
güvenilmez şahıslar olduğu tesbit edilir.
Sebatsız tipler süratle başkalarına
inanır ve etki altında kalırlar, ancak bu yakınlık uzun süre
devam etmez, birliktelik kolaylıkla bozulur. Bu gün kabul
ettiği bir fikri, sabah reddeder. Verdiği sözden vazgeçmek
onlarda adet halini almıştır. İlk bakışta çevresindekileri
çeken, güya yüksek enerjiye sahip, müteşebbis ve güçlü iradeli
bir insan gibi gözükür. Onların yaptıkları herhangibir hatalı
iş ortaya konursa derhal özür diler, yanlış yaptıklarını belirtir,
ancak bu şekilde de kolaylıkla sorumsuz hareketlerine devam
ederler. Yabancı adamlara kolaylıkla yaklaşabilmeleri, herkese
inanmaları, çabuk etki altında kalmaları, iradelerinin zayıf
olması; onların günlük çalışmalarına, yaptıkları ve aile içi
ilişkilere de etkisini gösterir. Antisosyal haraketlere, alkolizme,
narkomaniyaya v.s. eğilim başkalarına göre daha fazladır.
Demek ki, bu tiplerin hiçbiri kusursuz olmuyor. Kendi menfi
özelliklerini başkalarından saklamaya çalışan sebatsız tipler,
uygun ortamda, bu çerçevede, düzenli bir toplulukta, nezih
insanların arasında çalışıp yaşarsa kendinin bir çok özelliğini
ortaya koymadan normal yaşayabilir. Yıllarca devam eden bu
yaşam tarzı, hatta onların birçok bireysel çatışmalarını da
gizleyebilir.
Mozaik Tip:
Bu veya diğer kişilik bozukluklarına
sahip şahıslarda belirli bir tip kişilik bozukluğunu (sendromu)
tesbit etmek olanaksız olduğunda mozaik tip tanımından yararlanılır.
Belirtmek lazımdır ki; ancak bir özellikle kendini ortaya
koyan "tek sendromlu" kişilik bozuklukları görmek
mümkün değildir. Herhangi bir tipe mensup kişilik bozukluklarında
diğer tiplerin belirtilerini de görmek mümkündür. Ancak klinik
teşhisi belirlerken baskınlığı oluşturan sendromu temel almak
gerekir. Bazen, hayat aktivitesini kişilik bozukluklarının
bu veya diğer bir özelliği değişir, yerine bir başka özellik
gelir. Kişilik bozukluklarının dinamiğinde bu yön unutulmamalıdır.
Günlük tecrübemizde depressif özelliklerin sikloidle, psikasteninin
agressif ajitasyonla yer değiştirmesini görmüşüzdür. Yaşamın
bazı zorlukları, gergin ve zararlı iş ortamı kişiliğin disharmonisini
kolaylıkla güçlendirir ve onu daha da kötü hale getirir. Mozaik
tip kişilik bozuklukların dinamiği değişikliklere daha kolay
maruz kalan, sık sık ağırlaşmalar gösteren, polimorf özellikleri
ile ayrılan bir tiptir.
Ayırıcı Teşhisi:
Kişilik bozukluklarının endojen ruhsal
hastalıklardan ayırırken unutmamak gerekir ki, sonuncular
akut olarak, genellikle, şiddetle başlamakla bazı psikopatolojik
belirtilerle (sanrılar, hallüsinasyonlar v.s.) kendini ortaya
koyar. Kişilik bozukluklarının kendine mahsus dinamiği, endojen
hastalıklara göre daha stabil olması dikkate alınmalıdır.
Kişilik bozukluklarında gittikçe artan bir ağırlaşma (progredientlik)
olmamakta, ilave hastalık (alkolizm, norkomani, involüsyonel
psikozlar v.s.) yoksa kusur belirtileri ortaya çıkmıyor. Epileptoid
tip kişilik bozukluklarında, epilepsi için karakteristik olan
paroksizmler tesbit edilmiyor. Sikloid tip kişilik bozukluklarında
ise ruh hali MDP'a göre zayıf olmaktadır. Nevrozlardan farklı
olarak kişilik bozukluklarında kendi hastalığını hissetmek,
çeşitli şikayetlerle sık sık hekime başvurma olmamaktadır.
Kişilik bozuklukları kendilerinde ortaya çıkan patolojik belirtilere
önem vermiyor ve onlarla uğraşmak gayreti de gütmüyorlar.
Nevrozlarda rastladığımızdan farklı olarak kişilik bozukluklarında
ruhsal sarsıntılara amaca uygun tepki gösterme kabiliyeti
zayıf, bazen hatta uygunsa olabilmektedir. Kişilik bozukluklarında
nevrozlar için karakteristik olan vejetatif ve somatik belirtiler
ya rastlanmıyor, ya da çok zayıf ifade ediliyor.
Önemli problemlerden biri kişilik bozuklukları
organik, endokrin ve somatik kaynaklı psikopatiyalara benzer
bozukluklardan ayırmaktır. Bunun için anamnestik bilgilere
(beyin travmalarına, iç organların hastalıklarının olmasına)
bakma, paraklinik incelemelerin sonuçlarını analiz etmek gerekir.
Etiopatogenez:
Şu anda kişilik bozukluklarının etiopatogenezinin
öğrenildiğini söylemek zordur. Bu çerçevede bilim adamlarının
çoğu zaman birbirine zıt görüşleri olması problemin karmaşıklığını
gösterir. Bazı araştırmacılara göre kişilik bozuklukları çeşitli
nedenlerden dolayı oluşur. Patoloji oluşturan etkenleri gözden
geçirmeden önce onu iki yere: Genetik-kanstitüsional (nüve)
ve akkiz (kazanılmış) gruplara bölmek gerekir.
Birinciler genetik etkenlerle birlikte
ana rahminde veya doğum esnasında (bazen yenidoğan döneminde)
ortaya çıkan travmalar, enfeksiyonlar, intaksikosyonlar sonucunda
meydana çıkan hastalıklardır.
Kazanılmış kişilik bozuklukları ise
çeşitli harici, ilk etapta, sosyal etkenlerin (eğitim ve terbiyenin
uygun olmaması, ağırlaşan geçim ve çalışma şartları v.s.)
etkisi neticesinde oluşur. Psikanalistlerin fikrine göre kişilik
bozuklukları "Karakter Nevrozu" olup "Libido"nun
geriye inkişafı (gelişim) veya onun erken çocukluk dönemine
fiksasyonu sonucunda ortaya çıkar. İ. P. Pavlov kişilik bozukluklarını
çeşitli dış ve iç etkenlerin etkisi altında inhibisyon ve
aktivasyon süreçlerinin terazisinin bozulması sonucunda ortaya
çıkan patolojik olarak kabul ediyordu.
Tedavi ve Profilaksi:
Kişilik bozukluklarının tedavisi kombine
bir şekilde, ilaçlardan, psikoterapik yöntemlerden ve eğitim
araçlarından v.s. yararlanmak suretiyle yapılmalıdır. Bu amaçla
daha çok tranklizanlar (trioksazin, meprobomat, tazepam, pudotel
v.s.) verilir. Nöroleptiklerden ise (sonapaks, neuroleptil,
klorprotiksen, frenalon v.s.) daha ağır seyreden durumlarda
kullanılır. Psikotik epizodlarla seyreden durumlarda aminazin,
haloperidol, trisedil v.s. ilaçlar uygulanabilir. Bazı affektif
bozukluklar (meselâ, sikloidlerde) olduğunda antidepresanlardan
(amitriptilin, herfonal, anafranil, azafen) yararlanılır.
Astenik tabloda ise sindokarb, nootrapil, vitaminler, biostimulatörler
(F, UC, aloe, plazmol, insulin v.s.) verilir.
Psikoteropatik yöntemlerin bir çok
tipleri, o çerçevede, izah edici psikoterapi, hipnoz ile telkin
iyi sonuçlar verir. Bu yöntemlerin uygulanmasında temel amaç
bireyin sosyal-çalışma gücünü kazanmasını temin etmek, onu
süratle normal hayata adapte etmektir. Bediî tiplerde (meselâ,
sebatsız, epileptoid tiplerde) autogen training, yararlı olmamakta
ve emredici telkin yöntemleri uygulamak daha uygun görülmektedir.
Sosyal adaptasyon tedbirlerinin önemini
özellikle belirtmek gerekir. Kişilik bozukluklarında sıkıntı
çeken şahısların amaca uygun meslek seçmesi ve aile içi ilişkilerin
düzgün olması büyük öneme haizdir. Bu bakımdan kişilik bozukluklarına
tavizli yaklaşmak ve onlara hafif iş vermek uygun olmayıp,
ciddî ve adaletle münasebet kurmak tavsiye olunmalıdır. Kişilik
bozukluklarında uygulanan profilaktik tedbirlerden çevrenin
sosyal psikolojik yönden sağlamlaştırılmasına, onların zararlı
alışkanlıklardan (alkolizm, narkomaniya v.s.) uzaklaştırılmasına
önem verilmelidir.
Prognoz:
Kişilik bozukluklarının prognozu şahsiyet
bozukluğunun tipine, onun şiddet derecesine, ağırlaşma sürelerinin
uzunluğuna, sosyal etkenlerin ve tedavi tedbirlerinin yararlılığına
bağlıdır. Uzun süreli kompanzasyon durumu mümkün olduğunda
kişilik bozuklukları tam sağlam şahıs gibi aktivite göstererek,
normal yaşamak kabiliyetine sahiptir.
ADLÎ PSİKİYATRİ BİLİRKİŞİLİĞİ
Bazı durumlarda psikopatik yapıdakiler
suç işleyebilirler ve mahkeme organlarının dikkatini çeker.
Hukuka ters amaçlar oluşturmak bakımından bazı egoistik özelliklere
sahip, impulsif reaksiyonlara eğilimli, entellektüel gelişimi
geri ve mânevîyatı kötü, emosyonel olarak künt tipe mensup
olan psikopatların suçları daha gaddar ve acımasız olur. E.
Krepelin'e göre bunlar "... hiç kimseye karşı olumlu
insanî duygular taşımayan, utanmak ve şeref hissinden mahrum,
ayıplamaya karşı lakayd insanlardır." Lombrazon'un "Doğuştan
suçlular" olarak adlandırdığı, biyolojik etkenlerle oluşan
bozukluklar bu tipe mensup olanlardır. Epileptoid-affektif
tipte olanlar sık sık kavga çıkarmaya, münakaşa yapmaya eğilimli
olurlar. Astenik ve anankastik tipe mensup olanlar ise zor
psikolojik şartlara düştüklerinde pessimizme kapılıp, intihar
fikrine yönelebilirler.
Adlî psikiyatri bilirkişiliği yaparken
psikopatik belirtilerin şiddetini, kaba emosyonel bozuklukların
olup olmamasını, şahsın kendi hareketlerine karşı iç gözleminin
olup olmamasını gözönüne almak gerekir. Çoğu durumlarda bu
şahıslar şuurlu ve sorumlu kabul edilirler. Ancak sanrısal
fikirlerle birlikte giden, derin kişilik bozukluğu olan psikopatlar
yaptıkları suç eylemleri için sorumluluk taşımayabilirler.
Her bir olgu tahlil edilmeli, şahsın entellektüel ve sosyal
imkanları, yaptığı suçun içeriği gözönüne alınmakta karar
verilmelidir.
|