Masterson Kuramı’nda Karşı Aktarim :Hastanın Aşırı Yönlendirilmesi

Kontr – transferans: Aşırı Yönlendirme 
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson’ın Karşıaktarım Kitabından Tercüme edilmiştir.
Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları

Dr. M: Tamamen. Haftasonları daha depresif oluyor ve içmesi gerektiğini hissediyor.

Terapist A: Ben de ona, “Bana iki ayrı kişiymişsiniz gibi geliyor; biri işine hakim bir idareci ve diğeri de incinmiş/yaralanmış küçük bir kız çocuğu” diyorum. O ise bana bunun farkında olmadığını söylüyor, ancak erkek arkadaşı durumun tam da böyle olduğunu belirtiyor. Kadına durumun neden farkında olmadığını sorduğumda bilmediğini ve sanki iki ayrı devri varmış gibi hissettiğini belirtiyor – açık ve kapalı: “Dinlendiğimde ve kendime hakim olduğumda onu da kontrol edebiliyorum ….”

Dr. M: Bu durum bana manik-depresif bir vaka gibi geliyor, ya da duygudurumundaki yükseliş neticesinde duygulanımını yoğun bir şekilde inkar ederek aslında depresyona karşı manik bir savunmaya da geçiyor olabilir. Bazen bu ikisi arasında ayrım yapmak zor olabilir.

Terapist A: Ben de ona, “Altta kalan tarafını kontrol etmek için çok çaba sarfetmen gerekiyor mu?” diye sorduğumda Bayan A’nın yanıtı şu oldu; “Evet, ama bazen onu biraz serbest bırakmak istiyorum. Bazen tek yapmak istediğim kendime acımak. İşyerimdeki idareci olduğumda iyimser bir kişi oluyor, kiliseye bile gidiyorum. Küçük ve yaramaz kız çocuğu olduğumda ise kendimi kullanılmış, aşırı yük altında, çirkin ve herkes tarafından susturulup bastırılan biri gibi hissediyorum. Niye birazcık olsun rahat/özgür kalamıyorum? 12 yaşımdayken kendi evimi temizlemek ve yemek yapmak zorundaydım. Her şey için katı kurallar vardı; lise mezuniyet balosuna gittiğimde eve o kadar erken dönmem gerekiyordu ki arabada koklaşıp oynaşmak için sadece yarım saatim olmuştu.”

Ona, “kızgınmış gibi konuşuyorsunuz”, dedim. O da, “evet öyleyim”, diye cevap verdi. “Geçen hafta işten eve döndüğümde bir kız arkadaşımla çöpçatanlık hizmeti veren bir bara gittik ve eve çok geç döndük. Çocukluğumda çok fazla sorumluluğum vardı ve her zaman küçük erkek kardeşimlerime bakmam gerekiyordu.”

Dr. M:
 Duygulanımı nasıl? Kızgın ve depresif? (Terapist A başıyla onaylar) Eh, her şey ortada, değil mi? O döneme geri gitmiş.

Terapist A: 14 yaşındayken kendi elbiselerini almak için çalışmak zorunda olduğunu ve zengin bir adam olan babasının ona sadece postayla sipariş edilen kıyafetlerden aldığını söyledi. Babası her zaman sorumluluklar konusunda öğüt verir dururmuş. Ona, “çok fazla bir şey kazanmıyormuşsun” dediğimde bana, “çok hafif ifade ettiniz”, dedi. “Onlara kızgın olduğunu” eklediğimde Bayan A’nın cevabı şu oldu: “Evet, Babama kızgınım.”

Dr. M: Bana öyle geliyor ki kontr-transferans durumunuz burada tekrar devreye girmiş. Onu öfkesini ifade etmeye zorlamışsınız. Aslında hiç bir şey söylemeye, onu yönlendirmeye gerek yok. Öfke ve depresyonun bazı hallerini ifade ettikten sonra savunmaya geçecektir. Ona asıl göstermeniz gereken bu savunma hali. Yavaş yavaş bir mozaik inşa etmeli ve yaşadığı hayatın oldukça büyük bir kısmının depresyonun devam ettiği hissinden kendini korumasına yardımcı olduğunu ona göstermelisiniz. Bu yavaş yavaş olacaktır ve ona savunma halini göstermeniz gerekmektedir. Bütün bunları yaparken yönlendirici olmamalısınız.

Terapist A: Bize sosyal çalışmalar okulunda öğretilenler dikkate alındığında bu yönlendirici yanıtlar oldukça doğal geliyor bana ve öte yandan siz anlatınca bahsettiğiniz diğer yöntemi öğrenmek de çok kolay olurdu diye düşündüm. Keşke o zamanlar öğrenmiş olsaydım.

Bayan A “açılmak” için içiyor, ben de ona şunu sordum: “İçmeniz gerekiyor mu? Neden içki içiyorsunuz?” Cevabı şuydu: “Direncimin düşmüş olması gerekiyor; aşırı yorgun olmam gerek, aksi takdirde aynı şeyleri hissetmiyorum.” Ona bu incinmiş/yaralı duyguları dışarı bırakmanın nasıl bir his olduğunu sorduğumda ise “Korkutucu – o duyguları serbest bıraktığımda çok fazla konuşuyor olmaktan utanıyorum” diye cevap verdi. Bunun üzerine sarhoşken söylediği şeyleri benim yanımda rahatlıkla dışa vurabileceğini söyledim. Cevabı şuydu: “Yapabilirim, ancak bu çok bilinçli ve mantıklı olacaktır ve de ardında yatan duyguyu kapmam zorlaşacaktır.” Ben de ona duygularıyla bağlantı kurup kuramayacağını sordum …

Dr. M:
 “Yapabilir misin” tarzı sorular kullanmayın zira bu belki de yapamayacağını ima etmek olacaktır. Her zaman yapabileceği varsayımıyla hareket edin – herkes yapabilir, yaptı ve yapacak. Çalışmanızın temelinde bu varsayım olmalı. Ona şöyle yaklaşın: “Neden burada yapmıyorsun?” Unutmayın ki kaçınma mekanizmalarıyla ilgili çalışırken her zaman şanslı olursunuz çünkü size gelip doğrudan “Yapamam” demeyecektir.

Terapist A: “Yapabilir misin” diye sorduğumda “Evet geliyor, parça parça (incinmiş tarafı). Dışarıda bu şekilde uzun süre kalamam; bu o kadar alçaltıcı ki bütün düzenim bozuluyor” şeklinde cevap verdi.  “Çok mantıklı konuşuyorsunuz, o bahsettiğimiz duygu nerede?”, diye sorduğumda ise cevabı şu oldu: “Yavaş yavaş geliyor.” Sonra terapinin çok rahatsız edici olduğu hakkında bir şeyler söyledi ve ben, “Sizi bu kadar rahatsız eden şey ne?”, diye sordum. “Göründüğüm kadar iyi biri değilim.” Daha sonra patronuna anlattığı bir şeyden bahsetmeye başladı ve sonra bana dönüp şunları söyledi: “Sorunlarım olduğunu söylemek benim için oldukça zor. Şimdi anlıyorum ki hep insan tarafımı, yumuşak tarafımı suçladım.” Okulda oğluna karşı tutumlardan dolayı kızdığını ama aslında okula değil kendine kızdığını ve bunun acı verdiğini ifade etti. Artık daha yumuşak, daha nazik ve daha açık olduğunu belirtti.

Dr. M: Bu aklıma onunla ilgili ilk raporunuzu getirdi. Oğlunun okulunda sorunları vardı ve o da okulunu değiştirmek istiyordu. Ben de sorunun aslında onda olduğunu ve o dönemde bununla yüzleşemediğini öne sürmüştüm. Bence, “Yavaş yavaş dışarı çıkıyor” dediğinde asıl gerçekleşen şu; onun savunmalarına karşı durduğunuzda depresyon ve çatışma yavaş yavaş dışarı çıkıyor. Herkesin nasıl sevilebileceği ve sevilmemenin korkunç bir şey olduğu gibi ifadeler kullanmayarak onun  kendini ifade etme yolunu bulmasına izin veriyorsunuz. Kendi düzenine bıraktığınız zaman tek başına yaşadığı depresyonu yavaş ve emin biçimde ifade edebilmenin yolunu bulabiliyor.

Bu oturum en başından beri anlatmaya çalıştığım konuyu çok güzel ortaya koydu. Savunmalarına karşı durduğunuz zaman hastanın elinde depresyonu ifade etmekten başka bir yol kalmayacaktır. Burada bir kez daha hastanın klinik resminin ortaya çıktığı ilk sunuma dönmek istiyorum. Eminim ki bu odadaki hiç kimse, ben de dahil (ki benim daha iyi bilmem gerekiyor) Bayan A’nın kısa sürede bu kadar ilerleme göstereceğini beklemiyordu. Bu neredeyse imkansız görünüyordu. Şimdi ise ortaya koyduğu kapasiteyi görüyoruz. Yüzleştirmeyi kullanmadan hastanın terapi kapasitesinin ne olduğunu bilemezsiniz. Bundan ötürü hastanın terapiyi terkedeceği endişesi taşımayınız zira yüzleştirmeyi yapmazsanız zaten hiç bir şey değişmeyecektir. Yüzleştirme burada asit denemesi işlevi görmektedir. Bayan A içinde bulunduğu korkunç depresyon hakkında konuşmaya hazır olduğunu gösterdi.

Duygulanım deneyimlerine dair mecazi bir tanım da yaptı. Hastanın yaşadığı terk depresyonu için kendi kullandığı sözcükler arasından bir mecaz yakalamaya çalışın. Hastalar buna kara delik ya da yarı ölü olma durumu diyeceklerdir. Bu durumu nasıl tanımladıklarını saptamaya çalışın ve daha sonra depresyona atıfta bulunmak için o sınırlandırılmış mecazı kullanın. Buradaki vakada hastanız incinmiş kız çoçuğundan bahsediyor ve bence bir terapist olarak sizin kafanızda incinmiş bir çocuk olmakla alakalı bir duygular bileşiği mevcut ve bu çocuk olma hali terk depresyonunun farklı bileşenlerinin yerine geçiyor. Hastanızın terk depresyonuna atıfta bulunmak istediğiniz zaman, üstüne basa basa ima ettiğiniz o duyguları anlatırken kullandığınız ifade “yaralı/incinmiş çocuk” olmalıdır. Bu noktada unutmamalısınız ki hastanız henüz durumu tamamıyla inceleyip, duygularını masaya yatırmamıştır. Aslında ne olduğunu halen muğlak biçimde algılamaktadır. Konuya hastanızın yaptığı şekilde muğlak biçimde atıfta bulunmalısınız. Elbette ki daha fazlası vardır, ancak konu derinleşene ve iyice incelenene kadar beklemeniz gerekmektedir. Onu haftada iki kere kabul ediyorsunuz, öyle değil mi?

Terapist A: Hayır, bir kere… Haftada iki görüşmeye karşı koyuyor. Ona tekrar sorarım.

Dr. M: Durun, bekleyin. Seanslarının sıklığını artırması için öylesine önerilerde bulunmak istemeyeceksinizdir. Önerilerini duygulanımında olup bitenlerle bağlantılı hale getirmelisiniz. Bence beklememiz gerekiyor; kendisinin gelip incinmiş olan benliğiyle konuştuğunu ve benliğine, yaptıklarından ötürü çok kötü hissettiğini ve o duygunun her yerde onu takip ettiğini anlatmasını beklemeliyiz. İşte bu noktada daha sık gelmesinin iyi bir fikir olduğunu söyleyebilirsiniz. Yapmanız gereken iki basit şey var: Her şeyden önce onu yönlendirmeyin ve konuşmadan önce ne yaptığınızı gözden geçirmeyi unutmayın. Bu değerlendirmeyi yapın. O bakımdan  artık tek yapmanız gereken depresyonla ilgili konuşmadığı zamanlarda yüzleştirme yöntemini kullanmak olacaktır. İkinci olarak hastanız depresyonu hakkında konuştuğu zaman ebeveyn-çocuk sevgi öyküsünden uzak durun; bu onun sorunu, sizin değil. Bu iki öneriyi izlemeniz halinde tedavi anlamında bir hareket gözlemlemeye başlayacaksınızdır. Kendi programınızı/gündeminizi sürecin dışarısında tutun. Unutmayın ki “Siz sürecin bir uşağısınız.” Süreç onun kafasında yaşanmaktadır; sizin işiniz yaptığınız her şeyi o sürece tabi kılmak olacaktır.

ÖZET

Terapist A, hastanın seansı terketmesiyle ilgili kontr – transferans durumunun üstesinden kısmen gelmiştir ve gerektiği gibi yüzleştirmeye başlamıştır. Hasta kendini bu yüzleşmeyle bütünleştirir ve kendisini ileri sürerek/ifade ederek hayatına sınırlar koymaya başlar. Terapistin kontr – transferans durumu; (1) hastayı kendisini ileri sürme noktasında yönlendirdiğinde ve (2) hastanın çocukluğunda yaşadığı mahrumiyetle kendisini aşırı özdeşleştirerek hastayı öfkesini ortaya çıkartmaya zorladığında; tekrar devreye girer. Terapistin kontr – transferans durumunu tam olarak çözememesine rağmen hastasının yüzleşmeyle bütünleşmesini ve depresyonuna eğilmesini sağlamaya yetecek kadarını yine de başaracaktır. Burada da açıkça görüldüğü üzere terapistin hastanın seansı terketmesi korkusuyla alakalı olarak başlangıçta yaşadığı kontr – transferans aslında sadece tatmin konumunda olmak ve hastayı yönlendirmekle alakalı daha dahili bir kontr –transferans ihtiyacının/yani buzdağının sadece görünen bir parçasıydı.

Print Friendly

Yorumlar


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!