Klinik Hipnozun Çocuklar Üzerindeki Uygulamaları

DANİEL P. KOHEN

Minnesota Üniversitesi, ABD

Çeviren: Psk. Nesteren Gazioğlu

KONUNUN TARİHİNE GENEL BAKIŞ

Hipnozun çocuklarda uygulanması, antik çağlardan beri kayıtlara geçmiştir. Pek çok kültür çocuklarla ilgili trans ya da trans benzeri olguların yer aldığı zengin bir iyileştirme, dini ve/veya insiyatif ayinleri tarihine sahiptir. Modern çağlarda, Dr. Franz Mesmer’in hayvansal manyetizması uygulaması, yetişkinlerin yanı sıra çocukların tedavisinde de kullanılmıştır. Franklin Komisyonu’nun 1784’teki Mesmer soruşturması, söz konusu klinik etkilerin manyetizma nedeniyle olmadığı sonucuna varmıştır. Bu soruşturma gözlemlerini özellikle imgeleme dayandırmaktaydı ki artık bu yöntem, çocuk hipnozunda kritik işlevsel unsurlardan biri sayılmaktadır.

Kimyasal anestezinin gelişiminden önce Braid ve Elliston, büyük çaplı ameliyatlarda rahatlık sağlamak için bir çok çocuk üzerinde hipnoz yöntemlerini başarıyla uygulamıştır. On dokuzuncu yüzyılın sonunda, Fransız hekimler Liebeault ve Bernheim, çocukların kötü alışkanlıkları üzerinde hipnoz tekniklerinin kullanılması ve çocukların hipnoza duyarlılığı hakkında bilgiler vermişlerdir. İngiliz psikoterapist J. Milne Bramwell, 1903’te yayınlanan hipnoz ders kitabında, tırnak yeme ve sürekli tekrarlayan baş ağrıları gibi sorunlarda hipnoterapinin başarılı bir biçimde kullanımından söz etmiştir. Sonraki yıllarda, çocuklarda hipnozun uygulanması ilk başta Kuzey Amerika’da pek fazla dikkat çekmemiştir. Ancak bu durum, 1950’lerin sonlarında, Drs Milton Erickson ve Erik Wright tarafından çocuklarda hipnozun kullanımı teşvik edilmeye başlamasından ve 1960’larda Amerikan Klinik Hipnoz Derneği’nin ilk pediatrist başkanı olmasına yol açan, Dr. Franz Baumann’ın çocuk hipnozuna yaptığı ustaca katkılardan sonra değişmiştir.

Çocuklarda hipnozun başarılı uygulamalarına ait gittikçe artan kaynaklar (Gardner, 1976, 1978; Olnes, 1975) 1970’lerde ortaya çıkmaya başladı. Aynı yıllarda yapılan araştırmalarda çocuklarda otohipnoza bağlı olarak ortaya çıkan klinik etkinlik ve psikofizyolojik değişimler hakkında bilgiler yer almaya başladı. Ayrıca kanser, hemofili ve astım gibi kronik hastalıklara yakalanmış çocuklar için hipnoz eğitiminin yararları kabul edildi.

Hipnoz eğitimi almış çocuk sağlığı uzmanlarının sayısı, son 25 yıl içinde önemli ölçüde artış gösterdi. Sayıları artmakta olan ciddi araştırma projeleri, bu tür kendi kendini düzenleme yöntemlerinin klinik etkilerini anlamaya ve bunları daha büyük bir dikkatle uygulamaya çalışmaktadır.

Hipnoterapi yöntemleri, tek başına ya da diğer kendi kendini düzenleme eğitimi yöntemleriyle (örneğin, biyo-geri bidirim) birlikte (Culbert, Reaney ve Kohen, 1994), çocuk sağlığı uzmanlarına, ilgilendikleri çocuklar üzerinde, duruma hakim olma ve bir tür kişisel yetkinlik hissi oluşturmayı kolaylaştırmada, bir takım fırsatlar sunmaktadır. Kendi kendini düzenlemenin başarılı uygulamaları, kişisel kontrol ve çocuğun karar alabilmesine odaklanma ve kişisel imgeleme becerisinin kullanımında çocuğun tercihlerine özel olarak dikkat etmeyi içermektedir. Çocukların imgesel becerilerinin özelliklerini inceleyen araştırmanın, (Kosslyn, Margolis, Barrett, Goldknopf ve Daly, 1990) bu konuda araştırma yapanlara belli bir çocuk için hangi hipnoterapi yaklaşımının seçileceği konusunda daha kesin yollar göstereceği ümit edilmektedir.

 

TANIM VE KURAMSAL YAKLAŞIM

İşlevsel olarak çocuklarda hipnoz (uyuklama ya da hayalde canlandırma duygusuna benzeyen) alternatif bir uyanıklık ve dikkat durumu olarak tanımlanabilir. Bu durumda, kişi özel bir amaca ulaşmak ya da bir potansiyeli gerçekleştirmek amacıyla, (gevşeyerek ya da değil) belli bir düşünce veya imgeye özellikle odaklanır, çekilir veya konsantre olur.

Bu açıdan bakıldığında küçük hastalarımızla kendilerinden istendiği şekilde dikkatlerini verdikleri, dinledikleri, içine çekildikleri ve cevap verdikleri bir söyleşiye giriştiğimizde, muhtemelen, hipnoz işini ‘yapmış’ oluyoruz. Pek çok çocuk, bir şeye; örneğin, video oyunlarına, beğenilen filmlere (Aslan Kral, Pocahontas gibi), televizyonda gösterilen futbol maçına, ‘evcilik’ oyununa, hikaye dinlemeye, kukla oyununa ya da bir hayal kurmaya odaklandıklarında, kendiliğinden gelişen hipnoz benzeri durumlara girer ve çıkarlar. Kuttner (1988), özellikle küçük çocukların sınırları karıştırdığına; ayrıca sık sık, doğal olarak ve kolayca hayal dünyasından gerçekliğe geçtiğine dikkat çekmektedir.

Bu doğal, kendiliğinden hipnoz durumları genellikle olumludur ve hayal dünyasına çekilmesi, dikkatin odaklanması ve telkine açıklık nedeniyle ‘dışarıdan uyarıyla oluşturulmuş’ hipnoz durumları olarak değerlendirilir. Gevşeme, bazen çocukların hipnoz durumuna geçmelerini sağlasa da, bu durum başarılı bir çocuk hipnozu için ne gereklidir ne de evrenseldir. Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da, kendiliğinden hareketsizlik ve gevşeme gözlense de, 6 ya da 7 yaşın altındaki küçük çocuklar hipnoz sırasında genelde görünür bir biçimde gevşemez. Hatta, açık bir biçimde gevşememiş olan küçük çocuklar, hipnoz sırasında hayal dünyasına kapılmalarının bir sonucu olarak sandalyelerinde ya da odada hareket edip gezinirler. Bu gibi hipnoz deneyimlerinde, küçük çocuklar çoğu kez gözlerini kapatmamayı tercih eder. Bunun bilincinde olarak, hekimler yaklaşımlarını ve dillerini bu ‘aktif uyanık hipnoza’ göre düzenler.

Düşünceli bir çocuk sağlığı uzmanı için çocuğu, odaklamalı konsantrasyon durumlarına yönlendirebilme konusunda pek çok yol vardır. Bunlar bir sorunu çözme, rahatsızlığı kontrol etme, endişeyi azaltma ya da yok etme, ya da kötü bir alışkanlığı hafifletmeye yönelik olabilir. Ayrıca, hastalık süreçlerini, yollarını modellemek, sadece çocuk ve uzman arasındaki yaratıcılık ve terapi ilişkisiyle sınırlıdır. Hipnoz durumu oluşturmak için kullanılan teknikler ve stratejiler sayılamayacak kadar çoktur. Bunlar arasında sınırsız derecedeki gevşeme ve zihinsel imgelem, biogeribildirim, sanat terapisi, müzik ve hareket terapisi (Olness ve Kohen, 1996) sayılabilir.

Hipnoza ‘yatkınlık’ ya da ‘duyarlık’ durumları, ondokuzuncu yüzyıl başlarında Liebault ve Bernheim’ın çalışmasında ve daha yakın bir zamanda 1963’teki London’s Children’s Susceptibility Scale’de (Londra, Çocukların Hipnoza Yatkınlık Ölçeği) ve 1979’da Morgan ve Hilgard’ın çocuklar için Stanford Hypnotic Susceptibility Scale (Stanford Hipnoza Duyarlık Ölçeği) çalışmasında tanımlanmıştır (Olness ve Kohen, 1996). Ne yazık ki bunlardan hiçbiri, belli bir çocuk, bir çocuk grubu ya da tanı için hipnozun klinik olarak başarısı veya başarısızlığının belirlenmesi konusunda kanıtlanmış bir öngörüde bulunamamıştır. Ancak, çocukların imgelemi konusunda devam etmekte olan araştırmalar, (Kosslyn v.d., 1990) her bir çocuk için uygun yaklaşımı seçme hususunda daha özel, klinik olarak yol gösterici kurallar sağlayacaktır. Devam eden araştırmalar, çocukların ideal hipnoza duyarlık ölçeğini tespit etmeli ve tanımlamalıdır. En azından böyle bir düzey aşağıdaki özellikleri taşımalıdır:

1. Kısa (örneğin 5-15 dakika uzunluğunda).

2. İlginç ve içine çeken.

3. Gelişimsel olarak hassas ve kendine özgü.

4. Öğrenme biçimi hassas ve kendine özgü.

5. Birden çok algıya hitap eden ve belki de algılar arasında ayrım yapan.

6. Kültürel önyargıdan arınmış.

7. Öngörülebilir (yani bu ölçek belli bir çocuğa, belli bir öğrenme biçiminde, belli bir gelişme düzeyinde ve belli bir sorunda, hangi hipnoz stratejisinin en çok yararlı olacağı konusunda, karar verme aşamasında bir uzmana rehberlik etmelidir).

Bu idealin yaratıcı gelişimini beklerken, mevcut araştırmalar ve çocuklarda hipnozla ilgili gittikçe artan klinik bilgi birikimi, yola çıktığımız yerden daha bilgili bir yerde durmamızı sağlamaktadır. Çocuklarla yaşanan klinik deneyimlerde tüm çocuklarda (orta veya ciddi zihinsel geriliği olanlar hariç) çok olumlu bir şekilde, hipnoza tepki verme potansiyeli mevcuttur. Bu olumlu beklentiyle yola çıkmak, sonucu etkileyebilecek olası etkenleri tanımlamamıza izin verir. Söz konusu etkenler arasında çocuğun (ve ailesinin) kişisel tarihi ile değişim ve olumlu sonuç için duydukları arzu, motivasyon ve beklentiler sayılabilir. Gerekli eğitimi almış uzmanlar tarafından, uygun bir biçimde uygulanan hipnozun güvenli, etkili ve yan etkilerden uzak olduğunu bildiğimiz için (Kohen ve Olness, 1993) hipnoz, çocuk sağlığını koruma hususunda birçok klinik konunun yönetiminde kullanılan önemli bir kuvvetli araç haline gelebilir.

 

ÇOCUK SAĞLIĞINI KORUMA UYGULAMALARI

Hipnoz, çocuk sağlığı uzmanlarına çocuk hasta üzerinde yetkinlik ve hakimiyet tesis etmeleri konusunda fırsatlar sunar. Diğer tedavi stratejilerinde de olduğu gibi, uzman tarafından oluşturulan kuramsal çerçeve ve beklentilerine boyun eğen hasta davranışlarından daha çok, hastanın, ‘neler olduğunu ve niçin olduğunu’ anlamasıyla başarıya ulaşılabilir. Hipnoterapinin başarılı yöntemleri, çocuğun imgelem becerilerini kullanırken, karar alınmasına ve kontrolüne odaklanma ile çocuğun tercihlerine dikkat etmeyi içerir.

 

GELİŞİMSEL HUSUSLAR

Çocuk hipnozunun ne olduğu, ne zaman, nasıl ve niçin oluştuğu sorunu pek çok çocuk uzmanına, aileye ve çevresel değişkenlere bağlıdır. Yaş, çocuğun olgunluk düzeyi, konuşulanı anlama becerisi ve herhangi bir şeye odaklanma ve/veya onunla ilgilenme becerisinden daha az önemlidir. Biz, daha çok onların gelişimsel olarak bu çeşit stratejilere karşı tepki verip vermediklerini anlamakla ilgileniriz. Örneğin, okul öncesi çocuklar gibi. Böyle bir çocuğa bir kitaba dikkatini verip onunla ilgilenmesini, yatmadan önce anlatılan bir masalla ilgilenmesini, veya bir ses bandındaki hikayeyi dinlemesini ve ona katılmasını isteyebiliriz.

Hipnozla ilgili yaklaşımlar, çocuğun gelişimsel düzeyinin ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde olmalıdır. 9 veya 10 yaşında olduğu halde, gelişimsel olarak geri kalmış ve 5 yaşındaki bir çocuk düzeyinde olan bir çocuğa, hipnoz sırasında 5 yaşındaymış gibi yaklaşılmalıdır. Benzer biçimde, 10 yaşında ve erken gelişmiş bir çocuğa sanki 12-13 yaşındaki bir çocuk gibi yaklaşılmalıdır. Bireysel kişilik, hoşa giden ve gitmeyen şeyler, öğrenme biçimi, aile düzeni, önceki deneyimler ve ayrıntılı klinik geçmişin her biri özel hipnoz teknik ve stratejilerinin gelişimi ve hastalara yardım için öneriler geliştirilmesi noktasındaki eleştirel hususlara katkıda bulunur.

 

KLİNİK UYGULAMALAR

Çocuk hipnozunun klinik uygulamaları, kabaca altı kategoriye ayrılabilir. (Tablo 22.1). Bu kategoriler, çocuk sağlığını korumak için kullanılan değişik klinik uygulamalarda, bu tekniklerin nasıl uygulanabileceğini düşünmek için pratik bir yol sunar. Aşağıda yer alan kısa klinik hikayeler özel uygulama örneklerini ve gerçek klinik vakalarda görülen hipnoz öncesi görüşmelerde ve hipnoz sırasında uygulanan hipnoz dilinin kullanımını tasvir etmektedir.

Tablo 22.1 Çocuk hipnozunun klinik uygulamalarının kategorileri

1. Kötü alışkanlıklar ve Bozukluklar – örneğin parmak emme, tırnak yeme, saç teli yolma, alt ıslatma.

2. Davranışsal Sorunlar – örneğin uyum sorunları, sinirlilik, kardeş kıskanma.

3. Biyodavranışsal Düzensizlikler – örneğin astım, migren, Tourette sendromu, iltihabi bağırsak hastalığı, yüksek tansiyon, siğil.

4. Ağrı – örneğin akut ağrı (yaralanma, hastalık veya tıbbi müdahaleler sonucunda oluşan), kronik ve sürekli tekrarlayan ağrı (kronik bir hastalık veya özür, travma, tekrarlayan işlemler sonucu oluşan).

5. Anksiyete – örneğin performans anksiyetesi (sahne korkusu, resitaller, okul sınavları, spor müsabakaları), akut üzüntü ve kayıp (ölüm, boşanma v.b.), travma sonrası stres bozuklukları, anksiyete bozuklukları, fobiler.

6. Kronik Hastalık/Çoklu Sistem Hastalık/Ölümcül Hastalık – örneğin hemofili, AIDS, kistik fibroz, diyaliz, kanser, otobağışıklık sistemindeki düzensizlikler.

 

ALIŞKANLIK SORUNLARI

Gevşeme ve zihinsel imgelem ile kendi kendine hipnoz becerisini öğreterek, çocukların alışkanlıklarının tedavisinde çok başarılı olunmuştur ve bu durum uzmanlar için memnuniyet vericidir (Kohen, Olness, Colwell ve Heimel, 1984; Gardner, 1978; Sugarman, 1997). Alışkanlığı olan bir çocuk bu alışkanlığını sona erdirmek için ilgi ve istek duyduğunda, uzmanlar bu çocuğa gönül rahatlığıyla kendi kendine hipnoz yöntemini öğretebilir. Ailelere sorunun pratik yaparak yok olacağının beklendiği açıklanır. Bir alışkanlığı bırakmak isteyen çocukların çoğu gevşeme ve zihinsel imgelem yöntemini pek çabuk (bir ya da iki muayenede) öğrenir. Normal şartlar altında çocuklarda görülen belirtiler, dört ya da beş muayeneden sonra kaybolmaya başlar (Kohen v.d., 1984). Yetişkinlerde alışkanlıkların hipnoterapiyle tedavisinde görülen alternatif semptom üretme ikilemi ise çocuklarda çok az görülmektedir (Gardner, 1978; Olness ve Kohen, 1996).

Alışkanlıklar – ve tümü olmasa da pek çok çocuk sağlığı sorunu – konusunda uzmanlar çocuğa sadece yapması gerekenleri anlatmakla yetinmemeli, ayrıca çocuğa sorunuyla bağlantılı olarak vücudunun nasıl çalıştığı hakkında özel bir eğitim vermelidir. Söz konusu alışkanlığın nasıl ortaya çıktığını çocuk diliyle anlatmak çok önemlidir. Alışkanlıkların ne olduğunu, nasıl geliştiklerini ve sonuçta nasıl üstesinden gelinebileceğini anlatmak için bilgisayarla ilgili benzetmeler çoğu kez yararlıdır.

Aşağıdaki örnek, hipnoz benzeri dil ve telkinlerin nasıl olması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca bu örnekler, bunu takip edecek daha resmi hipnoz eğitimi sırasında kullanılacak dil, beklentiler ve telkinlerin tonunu da ayarlar.

 

GECE ALT ISLATMA

Aslında birincil gece alt ıslatma, muhtemelen gerçek bir alışkanlık bozukluğu sayılmasa da bu sorunun bazı unsurları ‘alışkanlık kazanılmış/koşullu’ davranış içerir ve çoğu kez çocukların değişime karşı izin vermesinde etkili bir unsur olarak sunulmaktadır. Hipnozun kullanılmaya başlamasından önce, ayrıntılı bir tıbbi geçmiş, fiziksel tarama ve idrar tahlili yapılmalıdır. Böylelikle uzman ve aile yatak ıslatmayı açıklayabilecek iyileştirilebilir tıbbi-fiziki bir sorunun olmadığı konusunda emin olur (Olness, 1975; Kohen, 1990). Uzmanlar yatak ıslatmanın nedenleri ve bu soruna başarılı bir çözüm yolu bulma hususundaki beklentileri ile ilgili olarak, hastanın ve ailenin düşünce ve tutumlarını anlamaya çalışmalıdır. Normal üreme ve idrar yolları anatomisi ve fizyolojisi ile ilgili kolayca anlaşılabilecek bir açıklama yapmak; anlama, eğitim ve sonuçta daha hızlı ilerleme sürecine yol açar. Bu çerçevede, alt ıslatma alışkanlık sayılabilir. Ayrıca hipnoz bu alışkanlığın ortadan kaldırılmasında kullanılan yararlı bir strateji olabilir.

KLİNİSYEN: Evet, ne oldu da beni görmeye geldin?

ÇOCUK (örneğin 9 yaşında bir çocuk): Yatak ıslatma sorunum var.

KLİNİSYEN: O zaman, söyler misin, haftada kaç gün kuru bir yatakta uyanıyorsun? [Normal bir hipnoz durumunun olmaması halinde, kullanılan dilde ve odaklanmada yapılan değişiklikler daha sonra yapılması muhtemel bir hipnoz için ‘tohumlar eker’. Bu örnekte KURU YATAK odaklanılması ıslaklığa odaklanmaktan daha yararlıdır.]

ÇOCUK: Çoğu günler… hım…, acaba kaç gün kuru oluyor? … Bunu hiç düşünmedim, bir bakayım… 2 gibi, bazen 3 sanırım.

KLİNİSYEN: Demek haftada 2 gün kuru uyanıyorsun. Peki ,gündüzleri ne durumda, pantolonunda ıslaklık oluyor mu hiç?

ÇOCUK: Hayır, hiç olmuyor!

KLİNİSYEN: O zaman her gün, tüm gün kuru ve bazı geceler – haftada 2 gece – kuru oluyor öyle mi? Vay canına, sana yardım etmek düşündüğümden daha kolay olacak! [Alışılagelen geçmiş-anlamaya yönelik bu işlem, takip edecek olan ‘resmi’ hipnozun kurulmasıyla devam eder.] Peki, nasıl yapıyorsun?

ÇOCUK: Neyi yapıyorum?

KLİNİSYEN: Nasıl yapıyorsun… Sen tüm gün boyunca nasıl kuru kalıyorsun? [Burada amaç çocuğun vücuduna söz geçirebildiğinin anlatılması ve vücudun işleyişi konusunda bir tartışmanın sunulmasıdır.]

Sen daha küçükken [hastaya sunulan ve artık daha büyük olduğunu ima eden dolaylı bir kişilik güçlendirici önerme] ebeveynin sana öğretmiştir. Kısa zamanda sanki otomatik olarak öğrendin değil mi? Artık tuvalete gitmen gerektiğinde, ‘çiş yapmam gerek’ diye sesli olarak duyurarak banyoya gitmiyorsun, değil mi? Tabi ki hayır… çoğu zaman sadece gidiyorsun, öyle mi? Varsayalım ki şu anda işemen [‘çiş yapman’ v.s.] gerekse, bunu nasıl anlardın?

[Çoğu çocuk bir müddet durakladıktan sonra ‘bunu hissedebilirim’ şeklinde cevap verir. Bu cevap ‘evet, ama hissettiğini nasıl biliyorsun?’ sorusunu davet eder. Çocuğun sinirler, sinyaller ve beyin hakkında bilgi sahibi olmadığı bir ortamda ‘Nasıl biliyorsun, sinyal ya da mesaj nereden geliyor ve nereye gidiyor?’ sorularını sormak kolaydır. Bu vücut hakkında doğal olarak gelişen bir tartışmaya zemin hazırlar. Basit açıklamalar, söz konusu olunca kalp bir pompa, böbrekler kanın filtrelendiği ya da temizlendiği ve idrarın üretildiği yer, idrar torbası ise etrafında kasların yer aldığı bir torba, yani işeme zamanı gelene kadar idrarın toplandığı yer olarak tanımlanabilir. İdrar torbasında, idrar içerde kaldığında kapalı kalan, ancak zamanı geldiğinde açılarak ait olduğu yer olan tuvalete gitmesini sağlayan bir ‘kapı’ ya da ‘geçit’ olduğunu vurgularız. Bu kaslardan oluşan bir ‘geçit’ düşüncesi çocuğun diğer kaslarına benzetilebilir. Bu durumda:

Kaslarını kim kontrol eder? Evet, sen kontrol edersin, peki senin neren kaslarının ‘patronudur’? Evet, beyin dediğimiz bilgisayar. Peki, çiş yapman gerektiğinde bunu nasıl bilirsin…? İdrar torban, beynine dolu olduğunu söyleyen bir sinyal gönderir… sesli olarak söylemez, ama söylediğinde sanki şöyle der gibidir ‘Hey, beyin, ben doldum’. Beynin mesajı alır ve idrar torbana şöyle cevap verir ‘Aradığın için teşekkür ederim idrar torbası, fakat idrar torbası geçidini kapalı tutman yönünde bir emir veriyorum, çünkü doktorun sandalyesine çişini yapman hiç de hoş olmaz!’ Acaba bu şekilde sesli bir biçimde mi söylersin, içinde bu biçimde mi düşünürsün ya da iç düşüncende bu biçimde mi oluverir? [Vücudun nasıl çalıştığını anlatan bir eğitimde bu anlatılanlar bilinçaltı düşünceleri ve iç akıl terimlerine bir giriş anlamı taşımaktadır. Diğer dil değişimleri gibi bunlar daha sonra gerçek hipnoz işinde kolaylıkla kullanılabilir ve o zaman geldiğinde bu kavramlar çocuk için yeni şeyler olmadığı için artı fayda sağlar.]

Sesli bir biçimde ‘Tamam, ayaklar banyoya doğru yürüyün, eller kapıyı açın, fermuarı indirin ve nişan alın. İdrar torbası sen de geçidi aç ve çişin tuvalete gitmesini sağla?!’ mı diyorsun, yoksa sadece yapıyor musun? Tabii ki sadece yapıveriyorsun, çünkü beynin ve idrar torban birbirleriyle nasıl konuşacaklarını biliyor. Çünkü onlara uzun zaman önce sen öğrettin ve şimdi onlar hiç düşünmeden otomatik bir alışkanlık biçiminde yapıyorlar.

Klinisyen, sorulara cevap almak için periyodik aralar vererek, telkin aşamasına geçebilir “Şimdi biliyorsun ki bu sorun beynin ve idrar torbasının geceleri kazara (suçlamayı kaldırır) birbirleriyle konuşmayı bıraktıkları için oldu (geçmiş zaman!). İç aklını kullanarak ben sana onların yeni bir iletişim alışkanlığı kazanması ve sonuçta sabahları kuru kalkman konusunda hipnoz yoluyla yardım etmeyi öğreteceğim.” (‘Yardım etmen’ ifadesine yapılan gönderme çocukta büyümekte olan yardım edici egoya bir başvurudur. Beyin ve idrar torbasına gönderme yaparak ‘onlar’dan sözetmek onları sorumluluktan uzaklaştırmak için bilinçli bir çözücü telkindir.)

Bu gibi açıklamalar şu sonuçlara yol açar: (a) Utanma ve suçluluk ortadan kalkmaya başlar; (b) Sorun hakkında mantıklı düşünmeye yol açar; (c) Otohipnoz yoluyla sorunun nihai çözümü için olumlu beklentiler ve motivasyon konusunda temel atar.

 

DAVRANIŞ SORUNLARI

Kendi kendine hipnoz becerileri, geniş bir alandaki ‘davranışsal sorunlar’ın çözümünde yardımcı olduğu için büyük değere sahiptir. Bu konuda genellikle çocuk ve aileye uyumsuz davranış örneklerinin kesintiye uğrayarak değişimin ortaya çıkması konusunda yardımcı olur.

Bu gibi durumlarda kullanılan yaklaşımlardan biri, belirli amaçların baştan tespit edilmesini gerektirmektedir. Bu hedefler, kötü alışkanlıkların tedavisinde, bir kişinin makul olarak bekleyeceği şekilde, sorun çözme yolundan daha çok otohipnoz yardımıyla geliştirilmiş mücadele, endişenin azaltılması ve kendine güvenin arttırılmasını içerir.

Çocukların kızgınlığı ya da hırçın huylu tepkiselliği, hipnozla müdahaleye kolayca izin verir. Çocuğa otohipnozun öğretilmesi çoğu kez kızgınlık, çaresizlik ve/veya hırçın huylu olma hallerine eşlik eden kendini kaybetme durumlarını kontrol edebilme hususunda yapıcı, kişisel ve rahatlatıcı bir etkiye sahiptir. Çocuklar, hırçın olmadıkları zamanlarda, düzenli olarak otohipnoz uygulaması yaptıklarında, çabucak anlarlar ki ‘gerçekten ihtiyaçları olduğunda’ kendilerini kontrol etmeyi kendilerine çabucak öğretebilirler.

Örnek Vaka: SarahSekiz yaşındaki Sarah ‘davranışsal sorunlar’ nedeniyle Davranışsal Pediatri Programı Kliniği’ne getirildi. Bu sorunlar arasında 7 yaşındaki kız kardeşi ve 5 yaşındaki erkek kardeşine kötü davranma, okul sonrası gündüz çalışmalarında huzur bozucu davranışlar, ebeveyniyle günlük ilişkilerinde hemen her gün sinirlenme sayılabilir. Muhalif Karşı Gelme Bozukluğu teşhisinin ölçütlerine uyuyordu ve herhangi bir öğrenme zorluğu da yoktu. Sarah’a ve ailesine uygulanan terapi, aile toplantıları ve tartışmaları da içeren temel davranış yönetimini kapsıyordu. Kızgınlık nöbetleri için Sarah’a aşağıda anlatıldığı biçimde otohipnoz öğretildi:

‘Gözlerin kapalı olarak yapmayı sevdiğin bir şeyi bilinçli olarak bir hayal et… sanki şu anda oluyormuş gibi zihninde canlandır. Belki arkadaşlarınla bisiklete biniyorsun… Bunu iyice hayal etmeyi başardıktan sonra aklının bir köşesinde, bir hayali video veya televizyonu aç. Açık olduğunda bana haber ver (kafasını sallar). ŞİMDİ… çok önemli bir şey öğrenmek için, erkek kardeşinin yaptığı bir şey yüzünden önceki gün evde gerçekten üzgün ve kızgın olduğun zamana ait bir kaset seyret (kendisinden istenmeden kafasını sallar). Şimdi, uzaktan kumandadaki DURDUR! düğmesine bas, büyümüş, mutlu bir Sarah kaseti koy… Gördün mü nasıl da gülüyor, anne ve babası nasıl da gurur duyuyor… ve kendisi de ne kadar gururlu… Çok güzel!’

Sarah’a kızgınlığını kontrol etmek için ikinci bir yol öğretildi: ‘Kötü duyguların başladığını fark ettiğinde, hangi renkte ve biçimde olduğuna bak… o kırmızı kızgınlık üçgeninin bir kenarında bir sifon hayal et. Şimdi zihnindeki o sifonu çek… Bırak da kızgın duygular düşüncenden dışarı, yüzünden aşağı boynuna, oradan omuzlarına, kollarına ve ellerine akıp gitsin. Kızgınlık ellerine toplandığında ellerini sıkı bir yumruk yap, derin bir nefes al ve tut… geriye doğru sayarken yumruğunu sık… yavaşça… beşten geriye doğru… 5… 4… 3… 2… 1… 0 ve 0’a geldiğinde nefesini yavaşça bırak, işte böyle… ve her yerinin rahatlamış olduğunu hisset, kötü ve kızgın duyguları çok uzaklara attığını farz et… çöpe ya da uzaya… Çünkü nasıl rahatlayacağını bildiğin için onlara ihtiyacın yok artık… Çok güzel! Zihninde geriye doğru bak ve kızgın duyguların renk ve biçiminin neye dönüştüğünü gör… güzel… rahatlık duygusunun renk ve biçimine bak… Ve bu şekilde sakinleştiğinde anne ve babanla daha rahat konuşabilirsin…’

Benzer bir biçimde kontrol ve rahatlama üzerine odaklanan otohipnoz eğitimi kişilik güçlendirmesi yoluyla kendine güven yaratmada, uyum bozukluklarıyla baş etmede ve genel stres kontrolünde etkili bir yardımcı unsurdur.

İşbirliği içindeki ve bilgilendirilmiş bir aile katkısı, otohipnoz konusunda ailelerin eğitilmesiyle elde edilebilir (örneğin, kendilerine hipnoz yapılması ya da bu konudaki örneklerin video kasetten izlenmesi gibi). Böylelikle çocuklarının ne öğrendiklerini anlayabilirler. Bu bilinç ve bilgi sayesinde ebeveynler hatırlatma, müdahale ve gereksiz karışmalar olmaksızın, çocuklarının evde serbestçe ve özerklik içinde bu beceriyi geliştirmeleri istendiğinde buna izin verme konusunda istekli ve rahat olurlar. Bu durum, ebeveynlerin özel olarak çocuklarına otohipnoz ‘pratiği’ yapmalarını hatırlatmamayı gerektirebilir. Bunu sağlamak için çocuklardan akıllarına takılan soruları sormak için uzmanı aramaları istenir. Böylelikle hipnoz pratiği konusunda uzmanın – ebeveynlerin değil – ‘koç’ ya da öğretmen olduğu vurgulanır. Böyle bir yaklaşım özerkliği teşvik eder ve uzman-çocuk ilişkisinin gelişmesine katkıda bulunur. Bu pek çok aile için uygun ve kabul edilebilir bir durumdur. Ancak, kendi kendilerine hipnoz uygulamasını hatırlayamayacak ya da yeterli özerkliğe sahip olmayan, 4 ya da 5 yaşın altında çocukları olan aileler bunun dışındadır. Bu durumlarda ebeveynlerin uzman rehberliğinde evde ‘koç’luk yapmak üzere eğitilmeleri önemlidir. Ebeveynler, bu rehberliği kabul ve takip etmede farklılık gösterirler. Bu yüzden rehberliğin yönetimi kişiye göre ayarlanmalıdır.

BİYODAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Kesin bir biçimde patofizyolojik kökenler ve etkilerle tanımlanan bu bozukluk grubunun, geleneksel olarak önemli psikoduygusal özelliklere sahip olduğu kabul edilmektedir. Örneğin, astım, migren, dışkı tutamama, Tourette sendromu, iltihabi bağırsak hastalığı gibi rahatsızlıkların tümünde, semptomların kötüleşmesini ‘tetikleyen’ psikolojik stres mevcuttur. Ayrıntılı bir tedavi yaklaşımının ayrılmaz bir parçası olarak otohipnozun öğretilmesi, hem genel bir kendini kontrol etme bilincinin teşvik edilmesi ve hem de belirtilerin azaltılması için bir strateji sunulması konularında yarar sağlar.

Dışkı tutamama sorunu olan bir çocuk örneğinde olduğu gibi otohipnoz davranış düzenleme konusundaki değer sebebiyle (örneğin, etiket kartı ödül sistemiyle yemeklerden sonra düzenli tuvalet alışkanlığı), sindirim sistemi anatomisi ve fizyolojisi, beslenme rehberliği (kabızlığı engelleyici bir diyet), davranış değişimi ve kendi kendini izleme eğitimini içeren bir çoklu-sistem terapi stratejisi olabilir.

Daha önceleri, istem dışı olduğu düşünülen işlevlerin düzenlenmesin araştırmalarında, hipnozun etkisi, artık iyice yerleşiklik kazanmıştı. Bunlar arasında çevresel organlardaki ısının kendi kendine ayarlanması (Dikel ve Olness, 1980), beyin sapının sese karşı tepkisi (Hogan, Olness ve MacDonald, 1985), deri yoluyla oksijen akıntısı (Olness ve Conroy, 1985), tükürük bağışıklık sistemi (Olness, Culbert ve Uden, 1989), migren baş ağrıları (Olness, MacDonald ve Uden, 1987), akciğer işlevleri (Kotses, Harver, Segreto v.d., 1991; Kohen, 1995b), tik ve Tourette sendromu (Kohen ve Botts, 1987; Kohen, 1995a) sayılabilir.

Astımlı çocuklar, akut nefes darlığını kontrol edebilmek için otohipnoz ve biogeribildirme yöntemlerini kolaylıkla öğrenmektedir (Kohen, 1986; Kotses v.d., 1991; Kohen ve Wynne, 1997; Kohen, 1995b). Otohipnoz öğrenen astımlı çocuklar, daha az acil servise gitmekte, okulda daha az devamsızlık yapmakta ve daha iyi bir kontrol hissi yaşamaktadır (Kohen, 1995b). Gevşeme ve zihinsel imgelemeyi (GZİ) öğrenen migrenli gençler, migren ağrılarının yoğunluk, sıklık ve sürelerini düşürmede, kontrol hastalarından ya da propranolol kullanan hastalardan, daha etkin olmaktadır (Olness, MacDonald ve Uden, 1987).

Çocuk hipnoterapisinde, dikkatli hipnoz telkinleri çocuğun kişisel imgelemine (örneğin, en sevdiği faaliyetler), sorunu kendine özgü anlama biçimine, sorunu ortaya koymada ifade ettiği duygu ve imgelemlere bağlıdır. 11 yaşındaki migrenli bir kız çocuğundan migrenin ve rahatlığın (yani baş ağrısı olmadığı halin) resmini çizmesi istenir. Birbirine geçmiş kırmızı, siyah ve mavi çizgilerin kaotik bir karışımını çizer ve bu resme ‘migren’ adını verir. Daha sonra bir örtü, plaj şemsiyesi, bir kitap, büyük kolonları olan bir kaset çalar ve pipetli bir içeceğin tamamladığı bir plaj manzarası çizer. Hipnoz sırasındaki imgelemde ‘hiçbir şeyin rahatsız etmediği ve hiçbir zaman baş ağrısı yaşanmayan yer’i seçmesi isteneceğinde, imajinasyon için seçilecek figür çok açıktır (Kohen ve Olness, 1993).

Örnek Vaka: Barry

Barry, 12 yaşın üzerinde, çocuk hastalıkları nörologu tarafından migreni konusunda otohipnoz için seçilmiş bir çocuktur. Zeki bir delikanlı olan Barry, ‘Buraya migren ağrılarım için kendimi nasıl hipnotize edeceğimi öğrenebileceğimi söyleyen Dr ___ ‘ın tavsiyesi üzerine geldim… Eğer migren ağrılarından kurtulabilirsem bu çok güzel olurdu…’ dedi. Barry, kreşte başlayan baş ağrılarının 7 yıllık hikayesini ayrıntılarıyla anlattı. Acetaminop­hen yararlı olmuş, ancak ‘artık işe yanamıyormuş’. Ibuprofen’in baş ağrılarının yarısında etkili olduğu söylenmiş, fakat herhangi bir ilaç kullanmamayı tercih etmişler. Tipik bir migren olarak Barry’nin baş ağrıları alın bölgesinde, çoğu kez tek taraflı başlıyor ve ‘bazen göz ağrısı’ oluyormuş. Ses ve görüntülerden rahatsız oluyordu. Bu durumu tetikleyen etkenler arasında bilgisayar veya televizyon gibi güçlü ışıklar, okulda yapılacak olan bir test ve ‘çok küçük olmak ve itilip kakılmaktan kaynaklanan stres sayılabilir. Barry, baş ağrılarıyla beraber, bitkinlik ve iştahsızlık olduğunu da belirtiyordu. Çoğu baş ağrısı 1-2 saat sürüyor, ancak bazıları tüm gün boyunca devam ediyordu. Özellikle geçen ay içinde yarı ‘düzenli’ ve yarı ‘migren’ olan baş ağrılarından söz etmişti.

0’dan 12’ye kadar numaralandırılan bir baş ağrısı cetveli fikri uygulandı. Barry çabucak karar verdi ve ‘genellikle’ ağırıların 3 ya da 4 düzeyinde olduğunu söyledi. Ibuprofen olmaksızın en yüksek düzey 9, gelmiş geçmiş en yüksek düzey 10 ya da 11 oluyordu ve ilaç almadan önce ise 6 oluyordu. Sonrasında baş ağrısı ‘2, 1 veya 0’a düşüyordu. 1-2 düzeyinde olduğunda kendine geliyordu. Barry’nin amacı baş ağrısını ‘2’nin altına, mesela 1.75’e’ indirmekti.

Barry’nin 6 yaşından beri solunum alerjisi vardı, kısa boyluydu (7. sınıfta en kısa boylu) ve uyurgezerlik geçmişi vardı, bir keresinde gece ortasında evden çıkmaya çalıştığını fark etmişti.

İkinci muayenede, Barry’nin takvimi geçen iki haftanın bir çok günü, ‘7 düzeyine kadar puanlandırdığı baş ağrıları olduğunu gösteriyordu. Barry ve ailesi otohipnoz öğrenen çocukların yer aldığı bir video kaset izledi. En sevdiği yeri hayal etme, rahatlama ve istediği düzeyde ayarlayabildiği baş ağrısı ‘cetvelini’ hayal etme gibi otohipnoz alıştırmaları öğretilmişti. Kendi cetvellerini ayarlayabilen çocuklardan söz eden hikayeler anlatıldı. Örneğin, “Karın ağrısı olan 7 yaşında bir kız çocuğu tanıyorum. Ne zaman ağrısı olsa zihninde bir asansör canlandırıyor, karın ağrısı hangi düzeydeyse asansörde o katta oluyor… yani ağrı 4 düzeyindeyse kendisini dördüncü katta düşünüyor. Asansör düğmesine uzanıyor ve basıyor… aşağı… 3’e doğru… 4’teki ışık sönüyor ve 3’te yanıyor… sonra 3’te sönüp 2’de yanıyor… gerçekten. Sonra 1 ve 0 oluyor, asansörden çıktığında karın ağrısı gitmiş oluyor. Bir de 11 yaşında başağrısı olan çocuk var. Vücudunda gezintiye çıktığını hayal ediyor. Beyin olarak adlandırılan ana bilgisayara gidiyor, ba şağrısı düğmesini buluyor ve onu… kapatıyor… nasıl bir yol bulacağını bilmiyorum ama bulacağını biliyorum…” Bu ilk tecrübe sırasında otohipnoz öğretildi ve her gün uygulayacağı konusunda anlaşmaya varıldı.

İki hafta sonraki üçüncü muayenede, Barry yatmadan önce günlük otohipnoz alıştırmasını yaptığını ve geçen iki hafta içinde sadece üç baş ağrısı olduğunu iftiharla söyledi. İki hafta sonra dördüncü muayenede, ‘otohipnozla yok ettiği 5 dakikalık’ iki baş ağrısı olduğunu söyledi. Barry’nin annesi ondaki değişimi fark etmişti. Sadece baş ağrıları yok olmamıştı, artık okuldan bitkin vaziyette gelmiyor ve genelde çok daha mutlu görünüyordu.

AĞRI

Akut ağrısı olan çocuklar, hipnoz teknikleriyle en kolay yardım edilebilecek hastalardır. Çünkü bu tip hastalar, daha iyi hissetmeye, hayatlarını kontrol etme hissini yeniden kazanmaya ve rahatsızlıklarını yok etmeye – en azından azaltmaya – iyice motive olmuş kişilerdir. Muayenehanede, acil servis, acil bakım merkezi ya da bir kaza mahallinde yaralanmış veya hasta bir çocukla güven verici, rahatlatıcı ve inandırıcı bir biçimde konuşmak önemlidir. Akut ağrılı acil durum içinde olan çocuklar, kendiliğinden, negatif biçimde odaklanmış, hipnoz durumunda olmaktadır. Ayrıca yaralanma, kanama ve işlerin daha da kötüye gideceği korkusuna gittikçe artarak odaklanan bir olumsuzluk içindedir (Kohen, 1986; Olness ve Kohen, 1996; Kuttner, 1997). Bu yüzden kullandığımız dili dikkatle seçmemiz önemlidir. Ayrıca, olumlu duygular, beklentiler ve nihayetinde işbirliğine dikkat çekmek için neyi nasıl söylediğimizi kontrol etmeliyiz. Bir uzman empati kurarak acil servise gelen bir çocuk hastaya “Of!.. gerçekten acıtmış olmalı! dediğinde uzmanın iyi bir gözlemci olduğunu, çocuğun uzmana dikkatini verme yönündeki istek ve becerisini beslediğini ortaya koyar. Ayrıca bu durum rahatlamaya yönelik ek hipnoz telkinleri için fırsat yaratır. Örneğin “doktora geldiğin için çok memnun oldum, muhtemelen kısa zamanda ağrın azalacak” ya da “Artık ihtiyacı kalmayıncaya kadar ağrımaya devam edecek muhtemelen… şimdi buradasın ve sana yardım edildiğini biliyorsun…”. Bu gibi olumlu ‘yeniden çerçeveleyici’ beklentiler, çocuğun rahatsızlık algılamasını değiştirmek üzere oluşturulmuş hipnoz stratejileriyle kolayca desteklenebilir. Örneğin “Aklını başka bir yere verebilir misin?” ya da “Tüm bunlar bitip eve döndüğünde ne yapacaksın?” diyebiliriz. Bu sorular dikkat dağıtmanın ötesinde çocuğun eve döneceği konusunda güvence verir. Benzer biçimde, akut ağrısı olan çocuklar, çoğunlukla ağrıyı gidermeye yönelik ve doğrudan yapılan ‘izin’ ya da telkinleri kolaylıkla kabul eder. Örneğin, “Gözlerini kapat… zihnindeki rahatsızlığı kontrol eden düğmeleri bul… bacağın için olanı bul… Zihninde hangi renkte?… Hangi biçimde? Düğme basılarak mı yoksa çevrilerek mi açılıp kapanıyor? Şimdi, onu aşağı doğru çevir… sonra 1-2-3 düzeyine getir, kapat, nasıl hissettiğine bir bak… çok güzel!”. Sevilen bir yere gitmeyi hayal etmek, yaralanan bölgeyi ‘serin ve rahatlatıcı bir sıvıyla’ temizlemek yoluyla hipnoanestezi ya da analjezi uygulanması yararlı ek stratejiler arasında sayılabilir. Özellikle bunlar, çocuğun ihtiyaçlarına göre ayarlandığında çok yararlıdır (Kohen ve Olness, 1993; Olness ve Kohen, 1996).

İğne yapma, kan alma, damar yolu açma, kemik iliği veya omurilikten örnek alma gibi işlemlerde, tedaviyi planlamak ve hipnoz yardımı için daha çok zaman olur. Bu durumda, belli bir çocuğa en büyük yararı sağlayabilmek için tekniklerin yaratıcı keşfine ve belirlenen işlemlerin hazırlanmasına izin verir. Pek çok sayıdaki hipnoz yoluyla ağrı (ve endişe) kontrolü yöntemleri (Olness ve Kohen, 1996) şunları içermelidir:

1. Önceki (bölgesel) anestezi anılarından kalan hissizlik duygusunu yeniden oluşturmak.

2. Bir ‘ağrı düğmesini’ kapatma yoluyla rahatsızlığın giderilmesi alıştırması yapmak.

3. Rahatsızlığı sabun köpükleriyle (gerçek ve hayali anlamda) birlikte uzaklaştırmak (Kuttner, 1986, 1988, 1997, 1999; Sugarman, 1997).

4. Potansiyel ağrı bölgesinden gelen sinyallerin beyne ulaşmasını önlemek için koruyucu bir engel oluşturma gayesiyle vücutta maceralı bir yolculuğa çıkma imgelemesi yapmak. Bahsedilen (iğne yapma vb.) işlemler tekrarlandığında ve önceki işlemlerden hatırlanan ağrı hissinin muhtemelen bunda ortaya çıkacağı beklentisi, duygusal olarak mevcut işleme aktarıldığından, önceki olaylar için hipnotik hafıza kaybı (amnezi) uygulanması çok yararlı olabilir.

Önceki acıların anıları daha sonra tekrarlayan ağrı sendromuyla (örneğin, tekrarlayan gövde ağrıları, migren, iltihabi bağırsak hastalıkları v.s.) veya kronik hastalığıyla ilgili olarak çocuğun algılama ve davranışlarını ciddi biçimde etkileyebilir. Biyo­dav­ranışsal sorunlarla birlikte, çocuklar ve ergenlerde kronik veya tekrarlayan ağrıların tedavisinde hipnoz uygulanması, çocuğun kişisel ihtiyaçlarına göre ayarlanmış ayrıntılı bir ağrı tedavisi programı dahilinde düşünülen bir strateji olarak görülebilir (Kuttner, 1999).

ANKSİYETE

Gelişen terapi ilişkisinde dikkatli adımlarla ilerlemenin yanı sıra hassas, eksiksiz bir geçmiş öyküsü alma ve değerlendirme belli bir çocuk için hipnoterapinin uygun rolü konusundaki düşünceleri genellikle ortaya çıkarır. Büyük bir maç ya da konserden önce görülen sahne korkusu, çarpıntı ya da ‘karında kelebekler uçuşması’ gibi performans anksiyetesi durumunda, çocuğa tepkilerinin, tıpkı bir alışkanlık gibi, olumsuz beklentilerle birleşen şartlı tepki olduğu kolayca gösterilebilir ve benzer biçimde yenilebileceği ve üstesinden gelinebileceği öğretilebilir.

Bu belki günlük stres yaratan olaylara verilen fizyolojik tepkileri tartışmakla kolayca gerçekleştirilebilir. Çokça bilinen örneklerden biri, utançtan yüzün kızarmasıdır. Uzman bu durumu şöyle açıklayabilir; önce birisi bir şey yapar, sonra utanma duygusu bunu izler, daha sonra neredeyse ‘eşzamanlı’ olarak fiziksel bir tepki olarak yüz kızarır ki bu durum da aslında başka bir utanma nedeni olabilir. Uzman, çocuğa yüz kızarıklığının kalıcı olup olmadığını sorduğunda, genelde utanma hissini kaldırmak amacıyla öyle veya böyle bazı hareketler yaptıklarını anlatırlar. Bu da yüz kızarma olayını azaltıcı etkiye sahiptir. Bu kısa konuşma çocuğun duygularında oluşan bir değişimin, hakkında hiç düşünmediği halde, fiziksel tepkilerinde (yüz kızarma) bir değişime yol açtığının her gün rastlanabilecek bir örneğidir. Hissetme ya da ‘düşünme’ değişimlerine tepki olarak otonom tepkilerde meydana gelen değişimlerin grafiklerle gösterilmesi çocuklara hipnoz/rahatlama ve hayal etme deneyimleri sırasında oluşan EMG (elektromyografi), EDA (elektrodermal hareket) tepkileri veya çevresel organ ısılarındaki değişimlerin bilgisayar destekli bio-geribeslemeleriyle daha açık bir biçimde gösterilebilir (Culbert, Reaney ve Kohen, 1994).

Öyleyse bilişsel yetkinlik, hipnoz yaklaşımının, anksiyeteyi geçirmek isteyen birinin kullandığı herhangi bir yaklaşımı desteklemesine izin verir. Bu ‘ayrı ekranlar yaklaşımı’nı içerebilir. Bu yaklaşımda çocuk kendini evde başarılı ve hatasız bir biçimde konuşma yaparken, şut atarken, dans ederken ya da keman çalarken hayal eder. Sonrasında hipnoz yoluyla bu olumlu, başarılı görüntüyü bir sahne ya da büyük bir oyun sahasındaki görüntüsüne aktarır. Diğer seçenekler arasında, çocuğa ‘düğme’ düşüncesini öğretmek sayılabilir. Bu seçenekte çocuğa şunlar söylenir: ‘Şu sinirli duygudaki düğmeleri 4’ten 3’e çevir bakalım… İşte böyle… 3’ten 2’ye… güzel… ve istersen doğrudan 2’den 0’a ya da 2’den 1’e sonra 0’a, hangisini istersen.’ Motive edici, kişilik güçlendirici telkinler arasında ‘gelecek tasarımı’ adı verilen yöntem yer alır. Bu yöntemde çocuklar ‘izleyiciler nasıl da alkışlıyorlar, ne kadar gurur verici, annen ve babanın ne kadar gurur duyduğunu söylediğini duymak çok güzel’ gibi durumları zihinlerinde canlandırır.

Fobiler veya travma sonrası stres bozuklukları gibi diğer anksiyete tepkileri daha yoğun hipnoterapi tedavisi ve tedaviye eklenen duyarsızlaştırma prosedürünü gerektirir. Hipnozun psikoterapi ile birleştirilmesiyle ilgili ayrıntılı bilgi başka kaynaklarda bulunabilir (Hammond, 1990; Rhue, Lynn ve Kirsch, 1993; Olness ve Kohen, 1996).

Destekleyici danışmaya ek olarak hipnoterapinin kullanımı yaygın olan ayrılma anksiyetesinde çocuklara ve ailelere yardım etmede çok etkilidir. Bunlar arasında eski arkadaşlardan ayrılma, uzun bir aradan/tatilden sonra okula yeniden başlamayla ilintili hüzün ve diğer belirtiler ya da büyük baba, büyük anne, başka bir akraba, arkadaş veya evcil hayvanın ölümünü izleyen doğal fakat zor bir üzüntü sürecinde çocuklara yardımcı olmak sayılabilir. Mutlu anıların hayal edilmesinin olumlu kullanımı, ölüm hakkında bir şeyler öğrenmede ve onu kabul etmede bir köprü olmanın yanı sıra yalnızlık duygusuna biraz ara vermeyi sağlar (Kohen ve Olness, 1996).

KRONİK HASTALIK, ÇOKLU SİSTEM HASTALIĞI, SON SAFHASINA GELMİŞ ÖLÜMCÜL RAHATSIZLIK

Ölümcül bir hastalığın ilerlemesinde, hipnoz ve otohipnozun etkisi hakkında anksiyete üzerindeki etkisinden daha az şey bilinmektedir. Kanserli çocuklar RMİ stratejilerini hastalıklarıyla mücadelede yardımcı olması için çabucak öğrenir ve birçok biçimde uygular. Bilgilendirici ve iyimser filmler olan ‘No Fears, No Tears (Korku Yok, Gözyaşı Yok)’ ve onun devamı ‘No Fears, No Tears – 13 Years Later’ (Korku Yok, Gözyaşı Yok – 13 Yıl Sonra)’da kanserli çocuklar rahatsızlıklarını yok etmede, zor ve sürekli tekrarlanan tıbbi işlemlerin üstesinden gelmede ve bu zor durumların oluşturduğu etkileri göğüslemede yardımcı olarak hipnoz yöntemlerinin değişik biçimlerini ve yararlarını gösterirler.

Çalışmalar göstermektedir ki; kemoterapi sonucunda mide bulantısı ve kusmanın azaltılmasında çocuklar hipnoz becerilerini kullanabilmektedir (Zeltzer ve LeBaron, 1982; LeBaron ve Hilgard, 1984; Jacknow, Tschann, Link ve Boyce, 1994). Ayrıca bazı çalışmalarda (Olness ve Singher, 1989) çocuklar hastalık teşhisi konulduktan hemen sonra öğrenmeye başladıklarında RMİ yöntemlerini en iyi biçimde kullanmaktadır (LaClave ve Blix, 1989). Hastalıkları son safhaya gelmiş çocuklarda hipnoz hasta ve ailesine, özellikle çocuğun hayatının son zamanlarında yardımcı olma konusunda etkilidir (Gardner, 1976; Olness ve Kohen, 1996).

SONUÇ

Hipnoz ve hipnoterapi iyi eğitilmiş, yetenekli uzmanlar tarafından dikkatlice kullanıldığında etkili ve etkin stratejilerdir. Her terapi yöntemi gibi, uzmanlar genel ve özel pediatri bakımı çerçevesinde uygulamak ve onunla birleştirmek amacıyla uygun pediatri klinik hipnoz eğitimi almalıdır. Uzmanlar, hastaların burada tarif edildiği biçimde doğuştan gelen hayal etme yeteneklerini kullanarak hipnozu öğrendiklerini keşfetmişlerdir. Ayrıca hastalar olgunluk dönemlerinde artan bir yetkinlik geliştirmektedir. Pek çok terapi müdahalesi, uygunsuz yan etkilere yol açabilse de çocuklara uygulanan hipnoterapinin, gelişmesini umut ederek çalıştığımız en büyük yan ürünü artan yetkinlik hissidir.

Not: Klinik hipnozla ilgili eğitim aşağıda adları ve adresleri verilen yerlerden alınabilir:

The Society for Developmental and Behavioral Pediatrics (c/o Ms Noreen Spota, 19 Staion Lane, Philadelphia, PA 19119-2939), The American Society for Clinical Hypnosis (130 E. Elm Court, Suite 201, Roselle, IL, 60172-2000, USA, Faks 630 351 8490) ve the Society for Clinical and Experimental Hypnosis (SCEH, PO Box 642114, Pullman, WA 99164-2114. Tel 509 332 7555 Faks 509 335 2097. e-postasceh@pullman.com).

REFERANSLAR

Culbcrt, T., Reaney, J. & Kohen, D. P. (1994). Cyberphysiologic strategics in children: The biofecdback-hypnosis interface. Int. J. CUn. Exp. Hypn., 42, 97-117.Dikel, W. & Olness, K. (1980). Self-hypnosis, biofeedback and voluntary peripheral temperature control in children. Pediatrics, 66, 335-340. Gardner, G. G. (1976). Childhood, death, and human dignity: Hypnotherapy for David. Int. J. din. Exp. Hypn., 24, 122-139. Gardner, G. G. (1978). Hypnotherapy in the management of childhood habit disorders. J. Pediatrics, 92, 838-840. Hammond, D. C. (Ed.) (1990). Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors. New York: W. W. Norton. Hogan, M., Olness, K. & MacDonald, J. (1985). The effects of hypnosis on brainstem auditory responses in children. Am. J. Clin. Hypn., 27, 91-94. Jacknow, D. S., Tschann, J. M., Link, M. P. & Boycc, W. T. (1994). Hypnosis in the prevention of chemotherapy related nausea and vomiting in children. A prospective study. J. Develop. Behav. Pediatrics, 154, 258-264. Kohcn, D. P. (1986). Applications of relaxation/mental imagery (self-hypnosis) in pediatric emergencies. Int. J. Clin. Exp. Hypn. ,34(4), 283-294. Kohen, D. (1990). A hypnotherapcutic approach to enurcsis. In D. C. Hammond, (Ed.), Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors (pp, 489-493). New York: W. W. Norton. Kohen, D.  P. (1994). Self-regulation by children and adolescents with cystic fibrosis: Applications of relaxation/mental imagery (self-hypnosis). Paper presented at the 36th Annual Scientific Meeting of the American Society of Clinical Hypnosis, 15 March, 1994Kohcn, D. P. (1995a). Ericksonian communication and hypnotic strategies in the manage­ment of tics and Tourette Syndrome in children and adolescents. In S. R. Lankton &J.K. Zcig (Eds), Ericksonian Monographs Number 10: Difficult Contexts for Therapy (10, pp. 117-142). New York: Brunncr/Mazel. Kohcn, D. P. (1995b). Relaxation/mental imagery (self-hypnosis) for childhood asthma: behavioral outcomes in a prospective, controlled study.  HYPNOS, Swedish J. Hypn. Psychoiher. Psychosom. Med., 22(3), 133-144. Kohen, D. P., Olness, K. N. Colwell, S. O. & Heimcl, A. (1984). The use of relaxation/mental imagery (self-hypnosis) in the management of 505  pcdiatric behavioral encounters. J, Develop. Behav. Pediatrics, 5(1), 21-25. Kohen, D. P. & Botts, P. (1987). Relaxation-imagery (self-hypnosis) in Tourette Syndrome: Experience with four children. Am. J. Clin. Hypn., 29(4), 227-237. Kohen, D. P. & Wynne, E. R. (1997). Applying hypnosis in a preschool family asthma education program: Uses of storytelling, imagery, and relaxation. Am. J. Clin. Hypn., 39(3), 2-24. Kohcn, D. P., Mahowald, M. W. & Rosen, G. M. (1992). Sleep-terror disorder in children: The role of self-hypnosis in management Am. J. Clin. Hypn., 34, 233-244. Kohen, D. P. & Olness, K. (1993). Hypnotherapy with children. In J. W, Rhue, S. J. Lynn & I. Kirsch (Eds), Handbook of Clinical Hypnosis (pp. 357-381). Washington, DC: American Psychological Association. Kosslyn, S. M., Margolis, J. A., Barrett, A. M., Goldknopf, E. F. & Daly, P. F. (1990). Age differences in imagery abilities. Child Develop., 61, 995-1010. Kotses, H., Harvcr, A., Segreto, J., Glaus, K. D., Crccr, T. L. & Young, G. A. (1991). Long term effects of biofccdback-induced facial relaxation on measures of asthma severity in children. Biofeed. Self-Reg., 16, 1-22.Kuttner, Leora (1986). ‘No Fears, No Tears: Children with Cancer Coping with Pain’ (30-minutc videotape & manual). Canadian Canecr Society, Vancouver, BC, Canada. Kuttner, L. (1988). Favourite stories: A hypnotic pain-reduction technique for children in acute pain. Am. J. Clin. Hypn., 30, 289-295. Kuttncr, Leora (1996). A Child in Pain: How Jo Help,  What to Do. Hartley & Marks Publisher, Canada.LaClavc, L. & Blix, S. (1989). Hypnosis in the management of symptoms in a young girl with malignant astrocytoma: A challenge to the therapist. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 37, 6-14. LcBaron, S. & Hilgard, J. R. (1984). Hypnotherapy of Pain in Children with Cancer. Los Altos, CA: William Kaufmann. Olness, K. (1975). The use of self-hypnosis in the treatment of childhood nocturnal cnuresis: A report on 40 patients. Clin. Pediatrics, 14, 273-279. Olness, K. (1981). Imagery (self-hypnosis) as adjunct therapy in childhood cancer: Clinical experience with 25 patients. Am. J. Pediat. Hematology/Oncology, 3, 313-321. Olness, K. (1990). Pediatric Psychoneiiroirninunology: Hypnosis as a Possible Mediator: Potentials and Problems in Hypnosis: Current Therapy, Research and Practice. Amster­dam: VU University Press. Olness, K. (1990). Reflex sympathetic dystrophy syndrome in children treated successfully with cybcrphysiologic strategics. Swedish J. Hypn. Psychother. Psychosom. Med., 17, 15-18. Olness, K. & Conroy, M. (1985). Behavioral considerations in leukemia management. In C. Pochedley (Ed.), Acute Lymphoid Leukemia in Children. New York: Masson Pub­lishing.Olness, K., Culbert, T. & Uden, D. (1989) Self-regulation of salivary immunoglobulin A by children. Pediatrics, 83(1), 66-71. Olness, K. & Singher, L. (1989), Pain and symptom management training for children with cancer: A five year study. Topics in Pediatrics, 7, 2-6. Olness, K. & Kohen, D. P. (1996). Hypnosis and Hypnotherapy with Children (3rd edn). New York: Guilford Press. Olness, K., MacDonald, J. & Uden, D. (1987). Prospective study comparing propanolol, placebo and hypnosis in management of juvenile migraine. Pediatrics, 79, 593-597. Rhue, J. W, Lynn, S. J. & Kirsch, I. (Eds) (1993),  Handbook of Clinical Hypnosis. Washington DC: American Psychological Association. Sugarman, L. I. (1997). Imaginative Medicine: Hypnosis in Pediatric Practice. (Videotape Documentary). New York: Rochester. Zeltzer, L. & LeBaron, S. (1982) Hypnosis and non-hypnotic techniques for reduction of pain and anxiety during painful procedures in children and adolescents with cancer. J.Pediatrics, 101, 1032-1035.

Print Friendly, PDF & Email

Yorumlar


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!