Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri (Psihiatriya)

Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri (Psihiatriya) Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri (Psihiatriya)

Psihiatriya yunan sözü olub “Psyche” – ruh, “iatria”- müalice edirem demekdir. Geniş me’nada psihiatriya ruhi hestelikleri etiologiyası, patogenezi, müalicesi ve profilaktikasından behs eden klinik tebabetin mühüm bir bölmesidir. Müasir psihiatriya agır psihi hesteliklerle yanaşı, nevrozları, şehsiyyetin pozuntularını, somatik hestelikler zamanı rast gelinen psihopatoloji halları ve s.-ni ehate edir.

Psihiatriya ümumi ve hüsusi hisselere bölünür. Umumi psihiatriya (ve ya ümumi psihopatologiya) psihi hesteliklerin elametleri, onların inkişaf hüsusiyyetleri, etiologiya ve patogenezinin ümumi ganunauygunlugları, müayine metodlarından behs edir. Hüsusi psihiatriya ise ayrı-ayrı hestelikleri öyrenmekle meşguldur. Psihiatriyanın hazırda bir sıra müstegil saheleri: uşag psihiatriyası, mehkeme psihiatriyası, herbi psihiatriya, ictimai psihiatriya, psihofarmakoterapiya, psihoterapiya, bioloji psihiatriya ve s. yaranmışdır.

Psihiatriya klinik tebabetin müstegil bir bölmesi olmagla yanaşı geyri-tibbi, meselen, felsefe, sosiologiya psihologiya elmleri ile de sıhı suretde elagedardır. Bu da ruhi hesteleri somatik hestelerden ferglendiren bir sıra ictimai-psiholoji, hügugi-etik ve diger sebeblerle elagedardır.

Tibbin ele bir sahesi yohdur ki, orada psihiatriyanın müayine, müalice ve profilaktika metodlarından istifade edilmesin. Tecrübe gösterir ki, psihi hestelerle, ilk növbede psihiatr deyil, diger ihtisasçılar da (nevropatolog, infeksionist, terapevt ve b.) garşılaşırlar. Hesteni operativ müdahileye hazırlayan cerrah, doguş gebul eden mama-ginekolog, kardiolog, stomatolog da psihiatriyanı bilmeli ve gündelik fealiyyetinde ondan istifade etmeyi bacarmalıdır.

Ruhi hestelikler normal psihi proseslerin pozulması ile özünü büruze verir. Bele ki, hestelerde real varlıgın deyişdirilmiş formada gavranılması, ehvali-ruhiyyenin geyri-adekvat deyişmesi ve s. elametler müşahide olunur. Psihi pozuntular zamanı şehsi keyfiyyetlerin, hasiyyetin, ümumiyyetle real varlıgla şehsiyyet arasındakı normal münasibetlerin pozulması geyd edilir. Ona göre de psihi hesteliklere, başga sözle, şehsiyyetin patologiyası da demek olar.

Psihi fealiyyet emeyin ve başga ictimai amillerin te’siri neticesinde yaranmış yüksek guruluşlu materiyanın – beyinin spesifik funksiyasıdır. Demeli, beyin psihi fealiyyet organı, etraf mühit ise onun menbeyidir.

Psihiatriyanı tebabetin diger sahelerinden ferglendiren bir sıra cehetleri hüsusile geyd etmek lazımdır. Bunlardan en başlıcası ruhi pozuntular zamanı şehsin anlagsız olmasıdır. Ye’ni hestenin öz hereketlerine nezaret ede bilmemesi ve özüne garşı tengidin olmamasıdır. Şübhesiz bele hesteler cinayet hereketleri ederse ganun garşısında mes’uliyyet daşımırlar. Psihi hesteliklerin bir çohunun etiologiya ve patogenezinin degig öyrenilmemesi, hesteliyi aşkar etmek üçün obyüektiv müayine metodlarının olmamasını da nezere alsag psihiatriyanün üzerine düşen mes’uliyyeti lazımınca tesevvür etmek mümkündür. Psihiatriyanın bu gösterilen problemleri hemin elmin inkişafdan galması ile deyil, onun tedgigat obyektinin mürekkebliyi ile elagedardır.

XıX esrin ortalarında yaşamış ingilis psihiatrı Modzli demişdir: “Agıl tebietin inkişafının en yüksek, en ali, sonuncu heddidir. Ona göre de o, insanın öyrene bileceyi en çetin, en mürekkeb bir predmetidir. Bu sahede müveffegiyyet elde etmek üçün diger elmlerin yüksek inkişafı lazımdır”.

Müasir psihiatriya bir sıra degig elmlerin: molekulyar biologiyanın, bioloji kimyanın, biofizikanın, immunogenetikanın, kibernetikanın ve başga elmlerin nailiyyetleri esasında inkişaf edir.

Derslik ümumi ve hüsusi hisseden ibaret olub, HHıı fesli ehate etmişdir. Derslikde “Funksional harakterli seksual pozuntular”, “Freydizm, psihoanaliz ve onun mahiyyeti haggında” mövzular öz eksini tapmışdır. Kitabda bir sıra müayine metodları (eksperimental-psiholoji, irsi, epidemioloji ve s.), psihi hesteliklerin Beynelhalg statistik tesnifatı verilmişdir. Bu da gelecek hekimlerin tecrübi işlerinde faydalı olacagdır.

Kitabda şübhesiz güsur ve çatışmazlıglar aşkar edilecekdir. Bu barede öz tengidi geydlerini ve mülahizelerini bize çatdıran ohuculara müellif evvelceden öz minnetdarlıgını bildirir.

Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri

Azerbaycan Tıp Eğitiminde PsikiyatriAzerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri

PSİKİYATRİNİN KISA TARİHİ (Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri)

Ruhsal bozuklukların beyin patolojisi olması düşüncesi, tarihsel yaklaşımlarda materyalizm ile idealizm arasında tartışma konusu olmuştur. Bilim tarihinin her aşamasında bu kavga sürmüş ve kısmen de devam etmektedir.

Bazı tarihi kaynaklarda, geçmiş dönemlerde gözlenen ruhi hastalıkların neler olduğu ve bu hastaların toplumla ilişkilerinin nasıl olduğu üzerinde durulmuştur. Eski dönemlerde akıl hastalıkları bir takım doğa üstü güçlere atfedilmiş ve akıl hastalarına bu sakat mantıkla yaklaşılmıştır. Özellikle orta çağ Avrupası’nda psikotik hastalıklar çok kötü muamelelere maruz bırakılmışlardır. Psikotik eksitasyon içerisinde olan hastalara Allah’ın gazabına gelmiş’ veya ‘İçine şeytan girmiş’ denilerek vahşice yok edilmişlerdir. Kimileri diri diri yakılmış , kimileri de hunharca öldürülmüşlerdir. Psikotik eksitasyon içerisinde olmayıpta içine kapanmış, otistik hale geçmiş psikotik hastalar da çok farklı bir muameleye tabii tutlmuştur. Bunlar Allah’ın sevgili kulları kabul edilmiş ve halk tarafından özel bir ilgiye mazhar olmuşlardır.

Eski Yunun’da tıb ilminin gelişmesi, İoniya mektebinin felsefi etkisinden kaynaklanmaktaydı. Bu felsefi ekolün ilk savunucuları Anaksimandr ve Anaksimen’dır. Bu felsefi ekolün temel iddialarından biri; tıbta mevcut bulunan bütün canlıların, eşyaların v.s.’ın esasını başlangıçta maddenin teşkil etmesidir. Böyle bir felsefi bakışın etkisi altında olan geçmişin materyalist hekimi Alkmeon Krotonski’tur. Alkmeon Krotonski yaptığı çalışmalarda görme sinirini keşfetmiş ve bu sinirin beyin ile ilişkisini tesbit etmiştir. Alkmeon Krotornski yaptığı çalışmalarda işitme ve koklama duyularının da beyinde birer merkeze sahip olduğunu, bu merkezler sayesinde insanlarda hissetme ve tasavvur etme duyumlarının meydana geldiğini göstermiştir. A. Krotonski, hen ne kadar devrim niteleğindeki bir takım gerçeklere ulaşmışsa da hatalı ve yanlış iddialarda ileri sürmüştür. A. Krotonski’ye göre beyinin yapısı bir demir erintisinden ibarettir. Bu erintinin içerisindeki bir takım bozukluklardan solunum sistemi ve gastrointestinel sistem hastalıkları meydana gelmektedir.

Beynin merkezi sinir sistemi olduğunu ilk ileri süren Hipokrat olmuştur. Milâttan önce 5. yüzyılda yaşayan Hipokrat tıbbın babası kabul edilmektedir. Onun zamanında affektif duygulanımın; sevinç, gülme, eğlenme, diğer yandan korku, endişe, pişmanlık duygularının beyinden ileri geldiği belirtilmiştir. Bu duygulanım ve beyindeki bir takım hastalıklar sonucunda insanlar akıllarını kaybetmekte, sayıklamakta, hayal görmekte ve korkmaktadır. Hipokrat, akıl hastalıklarını beyin hastalıkları olarak kabul ederdi. Hipokrat dikkatli bir gözlemci olarak, beyin travmalarında beynin hangi tarafı travmaya maruz kalmışsa bedensel bozukluğun karşı tarafta meydana geldiğini isbat etmiştir. Ayrıca hâlen geçerliliğini yitirmeyen bir takım terimler onun zamanında tanımlanmıştır. Bunlar arasında ‘Melankoli, Mani, Paronoya’ sayılabilir.

Hipokrat aynı zamanda, demokratik materyalist felsefi bakışlara kaynaklık eden beden kuruluşunu ve duygusal yapı taşlarını karakterize eden sinir sisteminin ilk tasnifatını yapan bilim adamıdır. Hipokrat’ın tasnifinde 4 tip ruhsal yapı vardır. Bunlar; melankolik, flegmatik, sangvinik ve galorik’tir.

Hipokrat bir çok sinir hastalıklarının tedavisinde de kıymetli incelemeler yapmıştır. O, melankolik özelliğini baskın olduğu durumlarda ‘Yayındırma’ tedavisi diyebileceğimiz tedavi yöntemleri önermiştir. Bu tedavi yöntemi içerisinde, kan aldırma, kusturucu maddeler, perhiz, tropik bataklıklara gönderme gibi usuller mevcuttu. Tropik bataklıklara gidenler bu bölgelerde sıtmaya yakalanırlar ve tedavi olurlardı.

Bilindiği gibi Eski Roma’da tıb büyük gelişmeler göstermişti. Ancak akıl hastalıkları konusunda bu gelişimin pek olmadığını söylemek mümkündür. Roma tıbbının büyük hekimi Galen ve onun takipçilerinin akıl hastalıkları konusunda bir yenilik getiremediklerini görmekteyiz.

Roma ve Yunan medeniyetlerinin duraklaması sonucu ilim, güzel sanatlar ve tıbbın gelişmesi de durmuştur. İlmin bütün sahalarında olduğu gibi tıb biliminde de gerilemeler devri başlamış oldu. Feodalizm toplumsal yapısının temel dayanağı olan kilise müessesesi ilmin karşısında olmuş ve tüm ilmi çalışmaları engellemiştir. Ortaçağın karanlık yüzyıllarında meydana gelen ardı arkası kesilmeyen savaşlar, yoksulluk ve açlık medeniyet merkezlerinin dağılmasına, Roma ve Eski Yunandaki ilmi inkişafın durmasına ve kilisenin bağnaz yapısının güçlenmesine neden olmuştur. Tıb ne zaman papazların ve kilisenin emri altına girdi; tabib olmak, hekimlik sanatı ile ilgilenmek, dinî etiketten uzaklaşmak din dışına çıkmak şeklinde kabul ediliyor ve hekimlikle ilgilenenler aforoz ediliyorlardı. Akıl hastalarına ise, ‘ İçine şeytan girmiş’, ‘Cadı olmuş’ gibi bir takım yakıştırmalar yapılıyor, bu hastalara işkenceler tatbik ediliyor ve en sonunda da canlı canlı meydanlarda yakma işlemi uygulanıyordu.

Orta çağda dünyanın bütün ülkelerinde mevcut bulunan akıl hastalarına böyle muameleler layık görülürken Rusya’da ve İslâm aleminde durum farklı idi. Avrupa ülkelerinden farklı olarak Rusya’da akıl hastalıklarına muamele daha insancıl idi.

XI-XIII asırlarda tıbbın gelişmesi sadece doğudaki İslâm ülkelerinde meydana gelmiştir. Avrupanın bir çok alimleri, Hıristiyan dininin baskısından kurtulabilmek için komşu ülkelere göç etmişler, bu arada Mezopotamyaya, ıran’a ve Arap ülkelerine kaçmışlardır.

Kadim şarkın bazı hekimleri, özellikle Ebu Ali İbn-i Sina (XI. asır) ruhi hastalıkların tabiatı hakkında Hipokrat’ın bakışlarını esas almıştır. Ardından bu hastalıkların tedavisi ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Tarihi bilgilerimize göre IX. asırda ilk defa olarak Bağdat, Şam ve Kudüs’te akıl hastalarına mahsus hastahaneler açılmıştır.

Tabiat bilimlerindeki gelişmeler kendisini tıp sahasında da göstermiştir. Akıl hastalıklarının kaynağına dair Hipokrat’ın görüşleri tekrar kabul edilmiştir. Ancak halk arasında bu görüşe itibar edilmeyip, akıl hastası olan şahısları hasta gibi kabul etmeyip onlar incitilmekte, işkence yapılmakta, halk arasında onlara cani gibi bakılmakta ve tecrid edilmeye çalışılmaktaydı.

Akıl hastalıklarının hasta olarak kabul edilip insanca muameleye tabi tutulabilmesi için bir kaç yüz yılın daha geçmesi gerekmiştir. Fransız ihtilaliyle birlikte gündeme gelen (1789) hüriyet, eşitlik, beraberlik, kardeşlik gibi haklardan sonra akıl hastalarına da insanca muamele başlamıştır. Büyük Fransız hekimi F. Pinel (1745 – 1826) Fransız ihtilalinin ideallerini tıba taşımıştır. Pinel ve öğrencilerinin getirdiği tedavi anlayışı psikiyatri tarihinde yeni bir çığır açtı. Avrupada ilk defa olarak (1793) akıl hastalıklarına maruz kalan şahıslar resmen hasta kabul edildi. Hasta kabul edilen bu şahıslar bağlandıkları zencir ve bağlarından çözülerek hastahanelerde tedaviye alındılar. (Şekil 1)

XIX: asrın 30. yıllarında İngiliz hekimi C. Konelli akıl hastalarının hastahanelerde zorunlu tutulmaması gerektiğini ileri sürdü. (Norestraint Kuralı) F. Pinel ise yaptığı çalışmalar sonucunda, akıl hastalarının zencirlerden ve bağlarından sıyrılmasını ve hastahanelerde tedavi altına alınmasını başardı.

C. Konelli ise hareketleri kısıtlayıcı ‘deli gömlekleri’ nin hastalara zorla giydirilmesinin karşısında oldu. C. Konelli’nin idealleri Rusya ‘da C.C. Korsakov tarafından hararetli bir şekilde savunuldu.

A.B.D.’de insancıl psikiyatrinin ilk kurucuları arasında Raşin (1745 – 1813) bulunmaktadır. Raşin özellikle akıl hastahanelerinin kurulması ve çalıştırılması, ilmî çalışmalar üzerine yoğunlaşması ile dikkatleri çekmiştir. XIX. asrın 30. yıllarında psikiyatri sahasında ciddi çalışmalar yapılmış ve bir çok ampirik gözlem ve materyal toplanmıştır.

1822 yılında Beyl (1799 – 1858), progressif sifiliz hastalığının geçirilmiş sifiliz hastalığından kaynaklandığını isbat etmiş ve bu hastalığın klinik gelişimini tasvir etmiştir. Aynı yıllarda Eskerod akıl hastalarının kliniğini sistemleştirmeye çalışmıştır. İllüzyonlar ve hallüsinasyonlar hakkında ileri sürdüğü fikirler hâlâ geçerliliğini sürdürmektedir. Eskerod akıl hastalıklarının alevlenme ve sakin dönemlerindeki fiziki belirtileri tanımlamaya çalışmış ve semptomları sistematik olarak tasnif etmeye gayret etmiştir. Bu şekilde hekim muayenesinin ve gözleminin önemine işaret etmiştir.

Falre (1794 – 1870), Eskerod’un takipçisi olmakla birlikte manik depressif psikoz, alkolizma ve epileptik psikozun tanımını yapmıştır.

XIX. asrın 30. -40. yıllarında Rusyada yeni psikiyatri anlayışını devam ettiren hekimlerden İ.E. Dyadkovski ve P.S. İlinski’nin de isimlerini burada zikretmek gerekir. Bu alimlerin eserlerinde muhtelif akıl hastalıklarının hem klinik hem de fizyolojik analizi ve zararlı dış etkenlerin hastalığın gelişmesindeki tesirleri incelenmiştir.

XIX. asrın birinci yarısında ruhi hastalıklar üzerine yapılmış tecrübi çalışmalar üzerine yoğun tartışmalar yapılmıştır. Bu tartışmalar iki kutuplu olarak devam etmiştir. Spiritualistik bakış ile biolojik bakış tarzı karşı karşıya gelmiştir. Bu tartışmaların temelinde, ruhsal hastalıkların kaynağı araştırılırken sebeb ruhtamıdır yoksa bedendeki arızalardamıdır sorusu olmuştur. Spiritüalist teoriye göre ruhsal hastalıklar incelenirken idealistik felsefenin etikisi altında inceleme yapılmaktadır. Bu teoriyi savunanlar XVI. asırda tatbik edilen çok eski tedavi metodlarını uygulamaya ve bunlardan istifade etmeye çalıştılar. Bu tedavi yöntemleri arasında; hastaların başlarına sıcak tatbik etmek, uzun müddet hastaların üzerlerine soğuk su dökmek, çok miktarda kan aldırmak, hastaları özel mekanizmalarla hareket ettirmek vs.. sayılabilir. (Resim :2) Ancak XIX. yüzyılda tabii ilimler sahasındaki ciddi gelişmeler ve materyalist felsefenin kazanımları biolojik psikiyatrinin hakimiyeti ile sonuçlanmıştır. Dolayısıyla psikiyatristler somatik tıbba daha çok müracaat eder olmuşlardır.

Alman bilim adamlarından V. Grizinger (1817-1868) yaptığı çalışmalarla ruhi hastalıkların insan beynindeki bir takım patolojilerden kaynaklandığını ileri sürdü ve isbat etmeye çalıştı. Bu ekilde bu bilim adamı sayesinde psikiyatri somatik tıbbın bir parçası oldu.

Beynin anatomisi ve fizyolojisi ile ilgili yapılan çalışmalar ve yeni keşifler psikiyatrinin önünü açtı. 1870 yılında V. A. Bets tarafından beyin korteksinin yapısı ve pramidal hücrelerin etikileri ortaya kondu. aynı yıllarda Fritic ve Gitsig yaptıkları çalışmalarda beyin kabugunun motor bölgelerinin uyarılması sonucu periferde çeşitli reaksiyoner hareketlerin meydana geldiğini tesbit ettiler. Biolojik psikiyatrinin gelişimine en başta katkıda bulunanların arasında E. Krepelin ve ardından da ıngiliz bilim adamı G. Modzli (1835-1918) ve Fransız bilim adamı E. Düperin (1862-1921) belirtmek lazımdır.

Darwin’in öğretilerinin tesiri altında faaliyet gösteren alimlerden biri de, büyük Rus psikiyatristi S. S. Korsakov (1854-1900) idi. Onu, haklı olarak, Moskova Psikiyatri Okulu’nun kurucusu olarak kabul ederler. S. S. Korsakov, E. Krepelin’den önce 1889 yılında, psikiyatride nozolojinin oluşmasını sağlamış, alkolizme bağlı, alkol psikozunun klinik seyrini tasvir etmiş, akıl hastalıklarının etyolojisini ve patogenezini izah ederken biyolojik psikiyatri görüşünü esas almıştır. (Bu hastalık 1897. yıldan beri Korsakov Psikozu olarak isimlendirilmektedir.)

UMUMÎ PSİKOPATOLOJİ (Azerbaycan Tıp Eğitiminde Psikiyatri -Psihiatriya-)

(RUH HASTALIKLARININ GENEL SEMPTAMATOLOJİSİ)

DUYU VE KAVRAMANIN BOZUKLUKLARI

Dış dünya hakkında bütün bilgileri insan duyu organları vasıtası ile elde eder. Duyu organları olarak belirttiğimiz organların faaliyetleri görme, işitme, koku, tad alma, dokunma şeklinde görülmektedir. Bu faaliyetler organizmanın içinde ve dış yüzeyinde bulunan umumî alıcı reseptörler vasıtası ile yürütülür. Cisim ve hadiselerin duyu organlarına tesiri neticesinde meydana gelen bu cisim yahut olaylar, ayrı ayrı hadiselerin birleşmesinden ibaret olan en basit psişik proçese duyu diyoruz.

Duyuları vasıtası ile insan soğuk, sıcak, aydınlık, karanlık, acı, tatlı, ağrı…. v.s. gibi duyuları hisseder. Duyu bizi kuşatan varlığın, genellikle bütün bildiklerimizin başlangıcının ilk aşamasıdır.

Duyu yapısının bozulması neticesinde sensorial patolojiler ortaya çıkar. Bunlara , basınç, gıdıklama; soğukluk ve birçok diğer hoşa gelmeyen hisler gibi duyuları dahil etmek mümkündür. Duyusal patolojiler genellikle sıkıntı verici ve devamlı olur. Bu duyular bedenin tüm sahalarında gözlenebilir.

Duyusal patolojiler bir takım durumlarda hipokondiak şikayetlerle birlikte ortaya çıkabilir. Bu belirtiler, hem somatik hem de ruh hastalıklarında, travmatik ensefalopatilerde, beynin damar hastalıklarında, nevrozlarda v.s. hastalıklarda karşılaşılabilir. Duyu reseptörlerinin bozukluklarına bağlı olarak, basit bir psikopatolojik belirti gibi ortaya çıkan hiperestesiler ve hipoestezilerde mevcuttur.

Hiperesteziya, bir takım duyuların yüksek miktarda keskin bir şekilde algılanmasından ibarettir. Bu tip bir rahatsızlığı olan birey adî bir lamba ışığını projektör gibi, ortamdaki eşyaların rengini çok parlak, ufak sesleri büyük gürültü gibi algılayabilir. Hiperesteziler, genellikle somatik hastalıklarda ve nevrozlarda ortaya çıkmaktadır. Bazı durumlarda da akıl hastalıklarının başlangıcında da bu durumları görmek mümkündür.

Hiposteziye, uyarıların zayıf olarak algılanmasıdır. Hipostezisi olan bir birey, bu durumda etraftaki eşya ve hadiseleri solgun, sesleri anlamsız, kokuları zayıf olarak idrak etmektedir. Bu durum küntleşmiş hastalarda ve depresyon durumunda sık sık ortaya çıkmaktadır.

Dahili organlarda ortaya çıkan bir çok patolojik durumlarla ilgili olarak; parastezilerden duyu bozukluklarını ayırmak gerekir. Parasteziler, duyu bozukluklarından farklı olarak, muhtelif dahili organlarda meydana çıkan patolojik yapılanmalar neticesinde ortaya çıkmaktadır.

Duyular temel olarak alınan karmaşık ve muhtelif yapılanmalara, kavrama diyoruz. Kavrama olduğunda cisimlerin hacim, renk ve diğer özellikleri tamamen uyum içinde ve denk olacaktır. Duyu organları vasıtası ile objektif bir cismin, merkezi sinir sisteminde, algılanmasına ‘Kavrama’ denir. Kavrama aktif bir fenomen olup diğer ruhsal fonksiyonlarla yakından alakalıdır. Mesela, insanın ruhsal durumuna bağlı olarak; ilgi alanları ve entellektüel durumu ile ilişkili şekilde civardaki eşya ve olaylar muhtelif şekillerde kavranabilir. Ressam seyrettiği tabiat manzarasını, yeşillikler arasından akıp giden dereyi sanatsal bir yaklaşımla inceleyip zevk duyarken, başka birisi aynı manzarayı seyrederken hiç bir hisduymadan seyredebilir. Veyahutta istirahat vakti dinlediği bir müzikten çok zevk alan birisi, bir başka zaman da aynı hazzı duymayabilir. Kavramalar bu şekilde değişebilmektedir.

Kavrama’nın bozuklukları 4 gruba bölünür:

1- Agnoziler

2- İllüzyonlar

3- Hallüsinasyonlar

4- Psikosensor bozukluklar

AGNOZİLER: “Gnozis” Yunan sözü olup, tanımak (idrak) “a” ise inkar manasına gelir; kelime olarak yani tanımanın bozulması demektir. Agnozi’ye duyu organlarının anatomik ve fizyolojik bozukluğu ile değil beyin korteksinin yüksek integratif bölümlerinin zedelenmesi neticesinde meydana gelir. Agnoziler bütün duyu organlarına ait olabilir.

Görme (optik) agnoziler nisbeten daha çok ortaya çıkmaktadır. Buna ‘Ruhî Körlük’ de denir. Böyle bir bozukluğu olan hasta, her hangi bir eşyayı bakmakla tanıyabilmiyor, lakin eşyaya eli ile dokunduğunda bu eşyayı düzgün olarak kavrayabiliyor. Meselâ, hasta herhangi bir şekle bakarken orada tasvir olunan hadisenin özelliklerinin anlayabilmiyor. Bazı harfleri tanıyamadığı için, yazıyı okuyamıyor, (aleksiyon), bazen not yazılarını (optik amuziya), rakamları, renkleri, bir sıra durumlarda ise hasta tarafından çok iyi bilineneşyalar sanki ilk defa görüyor gibi olmaktadır.

İllüzyon, Fransızca olup; aldatıcı tasavvur, yanılma veya yanılsama demektir. Başka şekilde ifade edilirse tahrif olunmuş veya bozulmuş kavramadır. Duyu organlarına bağlı olarak illüzyonlar beş gruba ayrılır. Bunlar görme, işitme, koku, tad ve taktil illüzyonlardır. Bazen illüzyonlar psiki olarak sağlam insanlarda da ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda, olayı bir hastalık gibi değil, şu veya bu sebepten dolayı kavramanın zorlanma sonucunda veya fizikî hadiselerden dolayı ortaya çıkan patolojik olmayan illüzyonlar olarak kabul edilmelidir. Mesela kulağı ağır duyan veya gözü zayıf gören adamın ses ve eşyaları düzgün kavraması veyahutta içinde su bulunan bir kaba batırılan kaşığın kırılmış gibi görünüşü v.s. söylenebilir. İllüzyonlar bazen fizikî ve mânevî yorgunluk neticesinde de meydana çıkabilir.

Ruhsal bozukluklar sonucunda oluşan illüzyonlar meydana geldiğinde, hasta kendi hatasını düzeltebilmek iktidarında olmuyor. Yanlış kavrama bu durumlarda uzun müddetli devam edebilmektedir. İllüzyonlar düşünce bozuklukları ile ortaya çıkan hastalıklar döneminde (mesela, yüksek ateşle seyreden hastalıklar veya intoksikasyonlarda) daha çok karşımıza çıkmaktadır. Böyle zamanlarda illüzyonlar, aynı zamanda bir çok duyu organını da kapsayabilmektedir. Meselâ, hasta; hastahane personelini kendi akrabaları gibi görüyor, muhtelif alet ve cihazları acaib hayvanlara benzetebiliyor. Hastaların veya tıp personelinin birbiri ile yaptıkları sohbeti onun hakkında konuşuyorlar gibi algılıyor, mutfaktan gelen kokuyu insan etinin pişirilmesinden kaynaklanan kokuya benzetiyor v.s…. Duyu organlarına mahsus illüzyonlara ilave olarak, üç tür daha illüzyonlar mevcuttur. Bunlar affektif, verbal ve pareydolik.

Affektif (affektogen) illüzyonlar, duyguların, hissiyatın, güçlenmesi ile birlikte korku ile sıkıntı içinde bekleme dönemlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu durumdaki bir hasta duvarda asılı olan paltoyu bir hırsıza, ağacın eğri budağını ona hücum etmeye hazırlanan zehirli bir yılana, pencere camından düşen gölgeyi bir caniye benzetebilir.

Verbal (latince verbalis-nutk, söz demektir.) İllüzyonlar oluştuğunda, hasta etrafındaki adamların normal sohbetleri, onun şahsına karşı yapılmış bir hakaret veya küfür olarak algılayabilir.

Pareydolik illüzyonlarda, etraftaki cisimlerin detayları, mesela duvarda asılmış bulunan bir halının nakışları ve muhtelif çizgileri, gökteki bulutları fantastik sahneleri hatırlatan hadiseler gibi algılanabilir. Bu çeşit illüzyonlar, delirium halinin (alkol psikozu) başlangıç safhalarında ortaya çıkabilir.

Hallüsinasyon (Hallücinatio)-Latin söz olup hayal görme (karabasma-sersemleme) demektir. Hasta bu dönemde, beynin kavrama merkezinde olmayan şeyleri hayalî olarak oluşturur. Yani objesiz kavramadır. İllüzyonlar gibi hallüsinasyonlarda duyu organlarına bağlı olarak beş çeşitte karşımıza çıkabilir. Bunlar görme, işitme, tad, koku ve taktil hallüsinasyonlardır. Hallusinasyonlar izole duyu organlarına münhasır olabildiği gibi, bunların birkaçı veya tamamını da kapsayabilir. Mesela hasta, bir dönemde koluna bir yılan dolandığını görebilir, onun nefesini işitir ve soğukluğunu hissedebilir.

İşitme hallüsinasyonlarında, hasta herhangi bir kişinin kendisini çağırdığını, tahkir ettiğini veya neler söylemesi gerektiğini telkin ettiğini işitebilir. Bazı hastalar ‘hiçbir mânâ ifade etmeyen sesler işitebilir. ‘Akoazm’ olarak isimlendirilen bu tip hallüsinasyonlar elementer işitme hallüsinasyonları değildir.

Verbal (konuşma) hallüsinasyonları muhtevası itibari ile muhtelif şekillerde ortaya çıkabilirler: Ayrı ayrı sözler, uzun uzadıya söylenen nutuklar v.s. Hastanın kendisi ve etrafındaki adamlar için tehlikeli olan imperativ (otoriter) hallüsinasyondur. Bunlar emredici karakterli olup, hastaları suç işlemeye sevk edebilir. Bu tip hallüsinasyonların tesiri altında bir hasta kadın, kendi evladını balta ile öldürebilir. Bir başka hasta iş yerinde yangın çıkarmış, işyerinin tüm gerekli evraklarını yakarak imha etmiştir. Bu tip hastalar acilen hastahanelere alınmalı ve kapalı koğuşlarda nezaret altında tutulmalıdır.

Görme hallüsinasyonları bazen sade olabilir. Mesela kıvılcım, parıltı, tütsü, çizgi v.s. şeklinde olabilir. Bunlara fotopsiya denir. Bazan ise karışık ve murekkep tipte olabilir. Bu durumda hastalar, objektif olarak mevcud olmayan hayvanlar, muhtelif insanlar, hadiseler (mesela kavga meydanını hatırlatan sahneler v.s.) gördüğünü söyleyebilir. Ağır ruhsal hastalığa tutulmuş bir hasta şöyle demiştir; ‘Karşıma üç nefer adam geliyor. Birinin elinde bıçak, diğerinde tabanca, üçüncüsünde ise balta vardır. Onların üçü de benim.’

Koku hallüsinasyonlarında olan hastalar, çoğunlukla burunlarına pis kokunun gelmesini (kokmuş et, keskin kokulu ilaç, v.s.) bildirmektedirler. Bazı durumlarda da hastalara günlerce yemek yemekten imtina etmektedirler. Bu yemeklere zehirli maddeler katıldığını ve yemeğin ölü etinden pişirildiğini söyleyebiliyorlar.

Taktil hallüsinasyonlarında hastalar bedenlerinin muhtelif bölgelerinde uyuşma, karıncalanma, gerilme, ağırlık, kaşınma gibi hislerin oluştuğunu, bedeninde böceklerin veya karıncaların gezdiğini söyleyebilmektedir. Bazı durumlarda bu böcekler sanki bedeni dişliyor, tırmalıyor ve rahatsızlık veriyor.

Taktil hallüsinasyonların visseral tipinde, hastalar dahili organlarında (yemek borusu, mide ve bağırsaklarında, eklemlerinde v.s.) diken, bıçak veya canlıların (arı, karınca, böcek, v.s…) olduğunu bildirmektedir.

Hallüsinasyonlar hangi duyu organına ait olmasından temel almayarak hakiki ve yalancı olmak üzere iki gruba ayrılır.

Hakiki hallüsinasyonların objektif (halusina tor obraz) kişinin dış muhitinde yerleşmiş olur. Mesela, ses duvarın arkasından, sokaktan, komşudan veya diğer odadan geliyordur.

Yalancı hallüsinasyonlar (pseudohallüsinasyonlar) daha karmaşık özelliklere haiz olup, sadece kavrama yetenekleri üzerinde değil, aynı zamanda düşünce yeteneklerini de kapsamaktadır. Bu zaman hallüsinasyonlar bedenin kendisinde yerleşmektedir. Bu durumlarda hasta sesi, kokuyu, acaib hayvanı bedenin içinde hisseder. Hastayla konuşulduğunda, seslerin beyninin içinden geldiğini söyler. Koku midesinden gelmektedir. Vahşi hayvanları ise ‘Beynimin gözü ile görüyorum’ demektedir. Pseudohallüsinasyonlar genellikle karışık psikopatolojik sendromlarda, psihi automatizm veya Kandinski Klerombo Sendromunu terkip bölümünü oluşturur. Ayrıca şizofreni hastalığının gelişme döneminde karşımıza çıkar. Pseudohallüsinasyonlarda hastalar, seslerin onları takip ettiğini, kendi arzuları dışında sanki kalbine sirayet ettiklerini belirtmektedirler. Aynı zamanda hasta kavranılan hadiselere ona zorla telkin olduğunu ifade ediyordur.

Hipnogojik hallüsinasyonlar, uyku ile uyanıklık arasında sersem bir vaziyette iken ortaya çıkan görme hallüsinasyonlarına denmektedir. Bu çeşit hallüsinasyonlar bazı karışık hatıraların veya sahnelerin canlanması şeklinde olabilir. (Hastalar sanki televizyon programlarındaki spikerin, programını izlemektedir.) Bazen ise bir takım insanlar onu korkutup, hücum ediyor. Hasta gözünü açtığı zaman tüm bu sahneler yok oluyor. Bir müddet sonra bu sahneler yine tekrarlıyor. Bazı durumlarda hipnogojik hallüsinasyonlar uykudan uyanma döneminde ortaya çıkarlar.

Fonksiyonel Hallüsinasyonlar, yukarda bahsedilen hallüsinasyonlardan farklı olarak, gerçek bir uyarana bağlı olarak ortaya çıkar. Uyaran faktör ortadan kalktıktan sonra, fonksiyonel hallüsinasyonda kaybolur. Mesela, trende yolculuk yapan bir şahıs, tekerlerin sesini işitir, bu seslerin yanında ona paralel olarak seslerde işitir. Bu paralel sesler genellikle kötü içerikli, onun şahsına hakaret dolu sözlerdir. Bu tip hallüsinasyonları, illüzyonlara benzetmek olabilir. Ancak, illüzyonlardan farklı olarak burada kişi hem trenin tekerlerinin sesini işitmekte, hem de onun şahsına yönelik hakaretvari sözleri de işitmektedir. Tekerleklerin sesi kesildiğinde, tren durduğunda, diğer seslerde otamatikman kesilmektedir. Böylelikle fonksiyonel hallüsinasyonlar öz karakterlerine göre illüzyonlardan ve yukarıda bahsedilen hallüsinasyonlardan farklılık arzetmektedir.

Cinsel Problemlerde Hipnoterapi

(Cinsel Problemlerde Hipnoterapi)Cinsel Problemlerde Hipnoterapi

I. GİRİŞ
A. BU KİTABI KİMLER KULLANABİLİR ?
B. BU KİTABI NASIL KULLANABİLİRSİNİZ?
II. HİPNOZ NEDİR?
A.HİPNOZUN SÖZLÜK VE MİTOLOJİK ANLAMLARI
B. Hİpnozun TABİATI
C. Beynİn sağ ve sol yarImkürelerİnİn fonk
D. Öğrenilebilir bir yöntem olarak hipnoz
E. Oto hipnoz (SELF HİPNOZ
F. GEREKSİZ GİZEMLİ (RİTÜALİSTİK) İNDÜKSİYON TEKNİK LERİ
G. DERİN TRANS GEREKLİ Mİ
H. HİPNOZUN TANIMI VE YAPISI
DUYGULARINIZA SERBESTÇE YOL VERiN
DOĞRU HEDEFE YÖNELMiŞ RÜYA
SiZi SARAN GERÇEKTEN SIYRILMA ve İç Dünyaya Açılma
ZiHiNSEL GERÇEKLERLE İLiŞKiYE GEÇME
I. Hipnoz hakkındaKi mistik ve abartılı düşüncelerİn İzahı
Kendimi ve Kontrolümü Kaybedeceğim Düş
Hafızamdaki Kötü Anılarla Temasa Geçeceğim, Onların Hakkında Düşünmesem İyi Olur
Hipnoza Girdikten Sonra Hipnozdan Çıkamayacağım
Hipnotizörün Elinde Oyuncak Olur muyum?
O Kadar Güçlüyüm ki; Beni Kimse Hipnotize Edemez
Korkarım Hipnotizma İrade Gücümü Zayıf
Hipnoz Dinime Aykırıdır
J. Hİpnozun Genel Tarİhİ
DİRİMSEL MAGNETİZMA
MESMERİZM
HİPNOZ
OLUMLU DÜŞÜNCE
III. HİPNOZ VE CİNSEL HAYAT
A. ERKEKTE ÜREME VE HORMONAL FONKSİYONLAR
B. KADINDA ÜREME VE HORMONAL FONK
C. CİNSEL FONKSİYON HASTALIKLARI
D. CİNSEL PROBLEMLERDE HİPNOTERAPİYE GENEL BİR BAKIŞ
E. CİNSEL ARZUNUN YOKLUĞUNDA HİPN. BAŞARI
F. KADINLARDAKİ CİNSEL ARZU YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
G. ERKEKLERDEKİ CİNSEL ARZU YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
H. KADINLARDA ORGAZM YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
I. ERKEKLERDE ORGAZM YOKLUĞUNDA HİPNOZUN BAŞARISI
İ. HER İKİ CİNSEL PARTNER İÇİN AYNI ANDA KULLANILAN HİPNOZUN BAŞARISI
J.CİNSEL SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN OTOHİPNOZUN KULLANILMASI
K. CİNSEL PROBLEMLERDE HİPNOTERAPİ’NİN EVRİMİNDEKİ SON BASAMAKLAR
IV. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT(I)
A. TEMEL OTOHİPNOZ
B. DOĞAL Rİtmİk Solunum
C. BİLİMSEl Vücut Gevşemesİ
D.OLUMLU HAYAL KURMA
E. Oto telkİn
F. GERİ DÖNÜŞ
G. Temel OTOhİpnoz İÇİN HAZIRLIK
H. PRATİK YAPMA PROĞRAMI
TEMEL OTOHİPNOZ SENARYOSU
a.Faz I. Doğal Ritmik Solunum
b. faz II. bilimsel vücut gevşemesi
c.faz III. olumlu hayal kurma
d. faz IV. oto telkin
e. faz V. yeniden giriş
I. TEMEL OTOHİPNOZ ÇALIŞMASINDA FAZI VE FAZ II’YE ALTERNATİF YOLLAR

V. İNSAN CİNSELLİĞİ: ZEVK VE ACI (MUTLULUK VE STRESS)
A. İNSAN CİNSELLİK DEVİNİMİ
B. CİNSEL BOZUKLUKLAR
Arzu Aşaması
Tahrik Aşaması
Orgazm Aşaması
C. CİNSEL PROBLEMLERİN NEDENLERİ
* Organik Nedenler
D. CİNSEL HAYATTA OLUMSUZ DÜŞÜNCE ( CİNSELLİK VE DÜŞÜNCENİZ)
E. ORGANİK NEDENLERE BAĞLI OLUMSUZ CİNSEL DÜŞÜNCE
F. EŞLER ARASINDAKİ NEGATİF (OLUMSUZ) CİNSEL DÜŞÜNCE
İyi Eş Vakası
Strese Bağlı Bir Vaka Takdimi
Rollerin Değişmesi İle İlgili Bir Vaka Takdimi
G. ÖZEL PROB. BAĞLI OLUMSUZ CİNSEL DÜŞÜNCE
Ufak Boyluluk Problemi Üzerine Bir Vaka
Ekonomik Güçle İlgili Bir Vaka
Akademik Kariyer İle İlgili Bir Vaka
Arzu ve İsteğin Kaybolması İle İlgili Bir Vaka
Unutulmayan Etkili Anılarla İlgili Bir Vaka
H. İNANÇLAR HAKKINDA OLUMSUZ VE NEGATİF CİNSEL DÜŞÜNCELER
Üniversitede Aşırı Cinsellik Fantazileri İle İlgili Bir Vaka
Orgazma Ulaşamamak İle İlgili Bir Vaka
Günah Duygusu ile İlgili Bir Vaka
Karmakarışık Duyg. Yaşama İle İlgili
Cinsel Birlik. Korkma İle İlgili Bir Vaka
Bir Doktorun Çıkmazı
Vaginismus iİle İlgili Bir Vaka
I. KENDİ CİNSEL DÜŞÜNCENİZİ TEST EDİNİZ
VI. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT (II)
A. CINSEL TEDAVİ İÇİN TEMEL OTOHİP. HAZIRLIK
B. PRATİK PROĞRAMI
C. NEGATİF DÜŞÜNCELERİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN YÖNTEMLER
Çöpleri Yakma
Temiz Bir Mazi
Sanatkarlık
D. RAHATSIZ EDİCİ DÜŞÜNCELERİ BERTARAF ETMEK İÇİN YÖNTEMLER
Düşünce Filtresi
Sihirli Zaman Düğmesi
Elektrik Süpürgesi
Eğer Dünyayı Yönetseydiniz
Aynalarla Dolu Oda
Zevk Enstrümanı
VII. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT (III)
A. CİNSEL BOZUKLUKLARDA TEMEL OTOHİPNOZ KULLANILMASI
B. ARZU EKSİKLİĞİ OLANLARDA TEDAVİ YÖNTEMİ
Arzuya Giriş (Erkek ve Kadınlar İçin)
Kristal Küre ( Erkek ve Kadınlar İçin)
İstek-Kontrol Misyonu (Erk. ve Kad. İçin)
C. TAHRİK PROBLEMLERİ OLANLARDA TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Aşk Güzeldir (Erkek ve Kadınlar İçin)
Film Seyretme (Erkek ve Kadınlar İçin)
Tahrikin Kontrolü İçin (Erk. ve Kad.İçin)
Arzulu Eşiniz (Sadece Kadınlar İçin)
D. HERHANGİBİR CİNSEL PROB. İÇİN YÖNTEMLER
Güzel Bir Aşk Sahnesi (Erkek ve Kadınlar İçin)
İç Duyguların Farkına Varma (Erkek ve Kadınlar İçin)
VIII. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT (IV)
A.CİNSEL FANTAZİLERDE OTOHİPNOZUN ROLÜ
IX. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT (V)
A. HİPNOTİK DENEMELERDE TEMEL OTOHİP. PAYI
Mary ve Joe’nun Arzuya Girişi
Sean ve Flo’nun İkinci Vücut Seyahatı
Alice ve Steve’ın Aşk İlaçları
Gwen ve Duare İçin Hoşlanım Apareyleri
X. HİPNOZDA CİNSEL HAYAT (VI)
A. HOLİSTİK AŞK İÇİN TEMEL OTOHİP. ADAPTASYON
B. CİNSELLİK VE MENTAL DÜŞÜNCENİZ
C. CİNSELLİK VE FİZİKSEL YAPINIZ
Bilimsel Gevşeme
Kültür Fizik Egzersizleri
Beslenme Alışkanlıkları
D. CİNSELLİK VE RUHSAL DÜNYANIZ
E. CİNSELLİK VE KİŞİLER ARASI İLİŞKİLERİNİZ
F. HOLİSTİK AŞK İÇİN HİPNOTERAPİNİN KULLANIMI
Savaş Sahnesi
Doktor Hayali
Sağlığınızın Görünümü
Ruhsal Yürüyüş
Zihinsel Düşüncenizin Sesi
Eşinize Mektup
Sizin En Zayıf Tarafınız

XI.EŞLER ARASINDAKİ UYUM
A. EŞLERİN ZEVK DUYGUSU
B. ÖZEL BİR HAFTA SONU
C. ÖZEL BİR GÜN
XII. HİPNOZUN DİĞER KULLANIM ALANLARI
A. HİPNOZUN TIPTA KULLANIMI
Hipnozun Anesteziolojide Kullanımı
Hipnozun Dermatolojide Kullanımı
Hipnozun Migrene Bağlı Başağr. Kullanımı
Uygarlığın Dört Belası ve Hipnoz
Hipnozun Doğmamış Bebeklerin Cinsiyetlerinin Tesbitinde Kullanılması
B. KÖTÜ ALIŞKANLIKLARIN TEDAVİSİNDE HİPNOZUN KULLANIMI
Oburluk
Sigara
Alkol
C. ÖĞRENMEDE HİPNOZUN KULLANIMI
D. SANATTAKİ YARAT. HİPNOZUN KULLANILMASI
E. ENDÜSTRİDE VE İŞ ALEMİNDE HİPNOZUN KULLANILMASI
F. SPORDA HİPNOZUN KULLANILMASI
XIII. SONUÇ
KONU İNDEKSİ
YAZAR İNDEKSİ
MEFHUMLARIN SÖZLÜK ANLAMLARI
XIV. MEDYADA SEKSÜEL SAPIKLIKLAR

Allerji ve Deri Hastalıklarında Hipnoterapi

ÖNSÖZ (Allerji ve Deri Hastalıklarında Hipnoterapi)alerjivederi

1975 yılında başladığımız insan psişiğindeki gezintilerimiz; hipnotik fenomen olgusuyla karşılaştığında, yepyeni ve esrarengiz bir dünyanın kapısının eşiğinde olduğumuzu farkettim. Bilinmeyene ve gizemli olana karşı duyduğumuz ihtiras seviyesindeki tecessüs; yıllarımızı peşine katarak bizleri 1993’lere getirdi.

18 yıllık bir gezinti boyunca çeşitli kilometre taşlarına ulaştık. Başlangıçta amatörce ve gençlik heyecanı ile girdiğimiz bu yol, bizi kendisine çekerek profesyonelce bir gelişim çizgisi izledi.

Tıp tahsilinin bize bahşettiği imkanları da değerlendirerek; soma ile psi arasındaki derin, anlamlı ve determinist ilişkiyi gördük. Kıymetli nörofizyolog Prof. Dr. Üner TAN’ın bizlere nöro fizyolojiyi sevdirmesi, çalışmalarımıza nörofizyolojik bir boyutta kazandırdı. Araştırmalarımızın bir çoğunu labaratuara taşıyıp, iyi bir gözlemci olmaya gayret ettik. Sonuçlarımızı tekrar tekrar irdeleyip, dünyadaki gelişmelerle doğrulamaya çalıştık.

Henüz tıp tahsilinde iken tanıştığım, merhum nöropsikiyatrist Prof. Dr. Recep DOKSAT Bey, bizlere bilinmeyen bir dünyanın kapılarını açıp sağlam referanslarla yol gösterdi. Psişik çalışmalardaki metodolojisi bizlere en kıymetli bir miras olarak kaldı.

İnsanın gizemli ve harikulade ruh dünyasındaki gezintilerimiz çoğaldıkça; hayretimiz, hayranlığımız ve bir o orandaki bilgisizliğimizin ve hiçliğimizin boyutlarını yaşadık. Bilinmeyen Dünyamızın araştırılmasında, psişik determinist kanunların bulunmasında, sonuçlarının tahlilinde hipnoz gibi kıymetli bir araştırma metodumuz vardı. Çağdaş psikolojinin kurucularının da; hemen hemen tamamının belirli bir seviyeye ulaşana kadar hipnozu kullanması, bu iddiamızın ne kadar doğru olduğunu göstermektedir.

Bu çerçevede insanın ruh dünyasına tuttuğumuz hipnoz projektörü aracılığı ile bir çok psikolojik olguyu mercek altında inceleme imkanını bulduk. İnsanın mental, motor ve kognitif gelişmesinin nörofizyolojik incelemesini yapabildik. Sonuçta psikosomatik tıbbı yakaladık.

Psikisomatik tıbbın o kadar küçümsenecek bir hadise olmadığını bizzat müşahade ettik. Meslek hayatımza atıldığımız günden beri, serbest hekim olarak çalışmanın verdiği avantajları da kullanarak; birçok vaka tahlili ve takibi yaptık. Sonuçlarını değerlendirdik.

İnsan somasının nasıl psişiğini etkileyip kişiyi mutlu veya mutsuz kıldığına tanık olduk ise; insan psişiğindeki dalgalanmaların bedensel fonksiyonlara verdiği arızaları da gözlemledik. İnsandaki enfeksiyon hastalıklarının, yaralanmaların, felçlerin, bedensel organik problemlerin insanı ciddi olarak üzdüğünü ve ruhsal yönden yıkıma sürüklediklerini müşahade ettik. Aynı şekilde psikolojik endişeler,stresli bir hayat, korkular, beklentiler, hayal kırıklıkları, çevresel olumsuzluklar da; insan bedeninde de aksülamel (yansıma) bulmaktadır. Terlemeler, çarpıntılar, baş ağrıları, kolitler, ishaller, kabızlıklar, mide ağrıları, yorgunluk hisleri hep bu çerçevede değerlendirilmelidir.

İşte insanın psişiğinde kopan fırtınalar, en belirgin olarak insan cildinde cevap bulmaktadır. Yıllardır merak ettiğim; “Deri ruhun aynasıdır.” veciz sözünün anlamın yeni yeni kavradım. Kıymetli dermatolog Doç. Dr. Özcan AŞÇIOĞLU ile yaptığımız sohbetler esnasında, bu sözün derinliklerine inmeye çalıştık. İnsan cildinin bu esrarengiz özelliği beni çok cezbetti.

Bu cazibe üzerine, psikosomatik tıbbın dermatoloji üzerine olan etkilerini araştırdım. Sonuçta tarif edemeyeceğimiz bambaşka bir ilişkinin ortasında kaldım. Yılların birikimi olan, bu bilgi erişiminden konuya hassasiyet duyanların da ulaşmasını arzuladım.

Bireysel yaptığımız çalışmaları, uluslararası güvenli referanslarla desteklemek ihtiyacını duydum. Bu nedenle yurt dışında yayımlanmış, özellikle allerji ve deri hastalıklarındaki hipnoterapi çalışmalarını araştırdım.

1985 yılında yayımladığımız “Gerçeğin Dirilişine Kapı HİPNOZ” kitabımızda incelediğimiz hipnotik fenomenlerin, psikosomatik tıbba ve dolayısıyla dermatolojiye nasıl yansıdığını gördük.

Yurt dışı çalışmaları arasında en ciddi olarak gördüğüm Dr. SCOTT’un çalışmalarını kendimize kaynak aldık. Dr. Micheal C. SCOTT bir dermatolog ve hipnologdur. 40 yıllık dermatolog ve hipnolog olarak yaptığı klinik çalışmalarını değerlendirmiş ve psikosomatik tıbba büyük katkıları olmuştur. Dr. SCOTT’un 1960’lı yıllarda yayınladığı “HİPNOTERAPİ” kitabı ve makaleleri bu çalışmamızın oluşmasında temel referans olmuş, kitabın bir çok bölümünden iktibaslar yapılmıştır.

Biz bu çalışmamızı HİPNOZ kitabımızın 2. cildinde bir bölüm olarak vermeyi düşünürken klinik uygulamalarımızda çok yararlı sonuçlarını gördüğümüzden tüm hekimlerimizin ve hastalarımızın yararına sunmayı ve genişletmeyi uygun bulduk.

Bu arada çalışmamızın bir çok yerinde eksiklikler hatalar olabilir. Türkiye’de ilk defa böyle bir çalışmayı yapmış olmanın verdiği çaresizlik yüzünden bizi mazur göreceğinize inanıyoruz. Eksikliklerimizin ve hatalarımızın yeni bakış açıları ve teklifleriniz ile kapatıp bizlere yardımcı olacağınıza inanıyoruz.

Bilimsel etkinliğe katkı olabilecek her türlü eleştiri, en kıymetli şekilde değerlendirilecek ve daha sonraki çalışmalarımızda yerini bulacaktır.

Muhabbetlerimizle…

Dr. TAHİR ÖZAKKAŞ
5.5.1993 İncesu/KAYSERİ

Gerçeğin Dirilişine Kapı HİPNOZ 2

İÇİNDEKİLER (Gerçeğin Dirilişine Kapı HİPNOZ 2)gercegindirilisi2

ÖNSÖZ

I.BÖLÜM

HİPNOZ HAKKINDA FİZYO LOJİK VE NEUROFİZYOLOJİK ÇALIŞMALAR

1.HAYVAN HİPNOZU

A.GİRİŞ

B. HAYVAN HİPNOZUNUN TARİHÇESİ

C. Hayvan Hİpnozunu Oluş turma Yöntemlerİ

D. HAYVAN HİPNOZUNDAKİ TRANSIN ÖZELLİKLERİ

D. a. MUSKÜLER DURUM:

D. b. KALBİN DURUMU

D.c. SOLUNUM:

D. d. ANALJEZİ:

D. e. GENEL REAKTİVASYON:

D. f. TRANSIN DERİNLİĞİ

D. g. TRANSA YATKINLIK KABİLİYETİ:

D. h. SÜRE:

D. ı. FİLOGENETİK DAĞILIM:

E. FENOMENLERİN İZAHI

E. a. BEYİN İNHİBİSYONU VE REFLEKS CEVABI

E. b. ÖLÜM TAKLİDİ:

E. c. UYKU:

E. d. HİPNOZ:

E. f. UZAYSAL ORYANTASYON BOZUKLUĞU:

E. g. KORKU FELCİ:

F. ÖZET

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

2.UYKU VE HİPNOZ

A. UYKU ESNASINDA BİLİNÇ MEKANİZMA VE AKTİVİTELERİNİ ORTAYA ÇIKARAN TEKNİKLER

A.a.-GİRİŞ

A.b.Hİpnoz Ve Uyku ArasIndakİ Fenomenolojİk Benzerlİkler

A. b. 1.TARiHÇE

A. c. Uyku – UyanIklIk Sİklusunun Özellİklerİ

A. c.1- Uyanıklık Durumu (Gözler Kapalı)

A. c .2. E E G’DE UYKU DEVRELERi

A. c. 2.1. Birinci Devre :

A. c. 2.2 İkinci Devre :

A. c. 2.3 Üçüncü ve Dördüncü Devre :

A. c. 2.4 Rem Devresi:

A. c. 2.5 Uykunun EEG İle Teşhis Edilmesi:

A. d. UYKU DEViNiMi

A. f. HiPNOZUN GELiŞiMi:

A. f. 1. HiPNOZUN ÖLÇÜMÜ:

A. f. 2. METODOLOJiK PROBLEMLER:

B. UYKU VE HİPNOZ ARASINDAKİ FİZYOLOJİK BENZERLİKLER

B. a. Uyku ve Hipnozda E E G Faktörü

B. b. EEG Alfa Aktivitesi Ve Hipnoz

B. b. 1. Hipnoza Yatkınlık Ve E E G Alfa Ritmi Arasındaki Bağlantı:

B. b. 2. Hipnoz Esnasında Alfa Ritmindeki Değişiklikler

B. b. 3. Alfa Aktivitesi Ve Hipnoz Arasındaki İlişkinin Sonucu

C- UYKUNUN HiPNOTiK MANi PÜLASYONU

C. a. HiPNOTiK RÜYALAR VE UYKU RÜYALARI

C. a..1. Hipnotik Olarak Oluşturulan Rüyalar.

C. a. 2. Hipnotik Yöntemle Rüya Muhtevasının Ortaya Çıkarılması

C. a. 3. Hipnotik ve Normal Uyku Rüyalarında REM

C. b. Hipnotik Teknik Vasıtası İle Uyku Fonksiyonlarına Tesir etmek

C. c. Uyku Alışkanlıklarının Değiştirilmesinde Bir Model Olarak Hipnozun Kullanılması

C. c. 1. Uyku Esnasında Verilen Telkinlere Cevaplar

C. c. 2. Hipnoza Yatkınlık ve Uykuya Cevap

C. c. 2.1. Cevap Sıklığı

C. c. 2.2 Verilen Cevabın Gecikme Süresi Ve Hipnoz:

C. c. 2.3. Hipnotik Performans Tipi ve Uyku Cevabı:

C. c. 2.4. Uyku Kalıpları, Hipnoz ve Uyku Cevabı

C. c. 2.5. Hipnoza Yatkınlık Ve Uyku Esnasında Cevap Verme Yeteneği;

D- Yukarıda Tartışılan Uyku Cevaplarının Tetkiki

E- HİPNOZ VE UYKUDA ÖĞRENME

E. a. Yöntem

E. b. Sonuçlar

F. ÖZET

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

3. YOGA VE HİPNOZ

A. GİRİŞ

B- YOGA VE YOGİ TERİMLERİ NİN ANLAMLARI

C- HİPNOTİK VE YOGİK TRANSIN KARŞILAŞTIRILMASI

C.a. Hipnotik ve Yogic Transla ilgili bazı problemler

C.b. Kişilerin hislerine bağlı açıkla malar

D- YOGİK VE HİPNOTİK FENOMENLER

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

4.HİPNOZ VE TELKİNLE OLUŞAN FİZYOLOJİK DEĞİ ŞİKLİKLER

A-DUYULARLA İLGİLİ YAPILAN ÇALIŞMALAR

A. a. Renk Körlüğü Çalışmaları

A. b. Total Körlük

A. c. Görsel Uyarı Eşiği ile İlgili Çalışmalar

A. d. Myopi ile İlgili Çalışmalar

A. e. Vestibüler Nistagmus ile İlgili Çalışmalar

A. f. ViSÜEL HALLÜSiNASYONLAR

A. g. Sağırlık ile ilgili yapılan çalış malar

A. h.HAYAL EDiLEN AĞRı DUYUSU

B- DOĞUM VE HAMİLELİK DÖNEMİNDEKİ RAHİM KASILMALARINI OLUŞTURULMASI VE ORTADAN KALDIRILMASI İLE İLGİLİ YAPILAN ÇALIŞMALAR

C- DOLAŞIM SİSTEMİ ÜZERİNE YAPILAN ÇALIŞMALAR

C.a. Vazomotor Fonksiyonlar Üzerine Hipnozun Etkisi

C.b. Kalp Atımının Hızlandırılıp Yavaşlatılması İle İlgili Çalışmalar

C.c. Kalbin Durdurulması İle İlgili Çalışmalar

C.d. Elektrokardiografi Değişiklikleri İle İlgili Çalışmalar

D- METABOLİK VE SİNDİRİM SİSTEMİ DEĞİŞİKLİKLERİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR

D.a. Kan Glukoz Seviyesi İle İlgili Çalışmalar

D.b. Mide Fonksiyonları İle İlgili Çalışmalar

E- DERİNİN FONKSİYONLARI İLE İLGİLİ YAPILAN ÇALIŞMALAR

E.a. Uçukla (Herpes Simpleks Bülleri) İle İlgili Yapılan Çalışmalar

E.b. Herpes Virusuna Bağlı Olmayan Uçuklarla İlgili Çalışmalar

E.b. Siğillerle İlgili Yapılan Çalışmalar

E.c. İktiyozis İle İlgili Çalışmalar

E.d. Allerjik Deri Cevapları İle İlgili Yapılan Çalışmalar

E.e. Astım İle İlgili Yapılan Çalışmalar

F- SEKRESYON FONKSİYONLARI İLE İLGİLİ YAPILAN ÇALIŞMALAR

F.a. Salivasyon (Ağız Salgısı) İle İlgili Yapılan Çalışmalar

F.b. İdrar Atılımı İle İlgili Yapılan Çalışmalar:

G- SOĞUK STRESSÖRÜ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR

H- NARKOTİK İLAÇ BAĞIMLILIĞININ YOK EDİLMESİ VE ENGELLENMESİ İLE İLGİLİ YAPILAN ÇALIŞMALAR

I- EMOSYONEL CEVAPLARLA İLGİLİ YAPILAN ÇALIŞMALAR

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

II. BÖLÜM

TEDAVİ AMACI İLE İLGİLİ UYGULAMALAR

1.TEDAVİ OLARAK UYGULAMA ŞEKİLLERİ

A.GİRİŞ

B. UZATILMIŞ HİPNOZ SEANSLARI

C.DİREK, İNDİREK VE POST HİPNOTİK TELKİN

D.SEMPTOM DEĞİŞTİRME

E.SEMPTOM BASKILAMA

F.HİPNOANALİZ

G.HİPNODRAMA

H.hİPNOZUN tRAVMATİK hADİSELERİN ABREACTION’ UNDA KULLANILMASI

1.TEDAVİ OLARAK UYGULAMA ŞEKİLLERİ

A.GİRİŞ

B. UzatIlmIş Hİpnoz SeanslarI:

C.a. DİREK, İNDİREK VE POST HİPNOTİK TELKİN

C. a. 1. Direk Telkin

C. a. 2. İNDİREKT TELKİN

C.a. 3. Posthipnotik Telkin

D. SEMPTOM DEĞİŞTİRME

E. SEMPTOM BASKILAMA

F. HİPNOANALİZ

G. HİPNODRAMA

A. a. Hastayı ANLAMADA HİPNODRAMA’nın Kullanılması:

A. b. Hastalığı TEŞHİS’te Hipnodramanın Uygulanması:

A. c. Hastayı TEDAVİ’ de Hipnodramanın Uygulanması

H. HİPNOZUN TRAVMATİK HADİSELERİN ABREACTİON’ UNDA UYGULANMASI

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

2. AĞRININ KONTROLÜN DE HİPNOZUN KULLANIMI

A. HİPNOTİK AĞRI KONTROL MEKANİZMALARI

A. a. Giriş

B. HİPNOANESTEZİNİN GER ÇEKLİĞİ

C. HİPNOTİK OLARAK MEYDANA GETİRİLEN ANALJEZİNİN YAPISI

D. SONUÇLAR

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

3. ANESTEZİDE HİPNOZUN KULLANIMI

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

4. CERRAHİDE HİPNOZUN KULLANIMI

A. CERRAHİDE HİPNOZUN GENEL KULLANIMI

A.a. Ameliyat Öncesi Dönemde

A.b. Operasyon Boyunca

A.c. Operasyon Sonrası

B. HİPNOZUN CERRAHİDE KULLANIM ALANLARI

B.a. AKCiĞER ENFEKSiYONLU CERRAHi VAKALARı

B.b. CERRAHi ESNASıNDA HAREKETLERiN KONTROL EDiLEBiLMESi İÇiN HiPNOZUN UYGULANMASı

B.c. CERRAHi ESNASıNDA HASTANıN CEVABıNA İHTiYAÇ DUYULMASı HALiNDE HiPNOZUN UYGULANMASı

B.d. CERRAHi ESNASıNDA E E G KAYıTLARı TAKiP EDiLMEK İSTENDiĞiNDE HiPNOZUN KULLANıMı

B.e. OPERASYON SONRASı KONTROLDA HiPNOZUN KULLANıLMASı

B.f. YANıKLı HASTALARıN CERRAHi TEDAViSiNDE HiPNOZUN UYGULANMASı

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

5.ONKOLOJİDE HİPNOZUN KULLANIMI

METASTATİK GÖĞÜS KANSERİ OLAN KADINLAR ÜZERİNDE YAPILMIŞ BİR HİPNOTERAPİ ÇALIŞMASI ÖZETİ

A. GİRİŞ

B. METODLAR

B. a. Geri Plan:

B.b. ÇALıŞMA DÜZENi VE MUAMELE

B. c. ÖRNEK

C. PSİKOLOJİK OLARAK DESTEKLENEN GRUP

D. ÖLÇÜMLER

E. ANALİZLER

F. SONUÇLAR

G. TARTIŞMA

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

6.PSİKOSOMATİK KARDİAK PROBLEMLİ HASTALIKLARDA HİPNOZUN KULLANIMI

A. PSİKOSOMATİK KARDİOVASKÜLER BOZUKLUKLAR

B. ŞARTLANMANIN ROLÜ

C. ESANSİYEL HİPERTANSİ YON VE HİPNOTERAPİ

D. MİYOKARDİAL ENFARKTÜS TEN SONRA DAVRANIŞ TEDAVİSİ:

E. HİPNO-DAVRANIŞ TEDAVİSİ

F. ANGINA PEKTORİS DAVRA NIŞ MODİFİKASYONU:

G.HİPNORELAKSASYON TEDAVİSİ:

H. PSİKOJENİK KALB BOZUK LUKLARI

I. HİPNOTİK TEKNİKLER:

İ. ARİTMİLERDE VE KAROTİD SİNÜS SENDROMUNDA HİPNOTE RAPİ

J. KORONER HASTALIĞI

K. POSTMİYOKARDİAL ENFARKTÜS SENDROMU:

L. KONJESTİF KALB YETMEZ LİĞİ

L.a. STANDARDiZE EDiLMiŞ İMAJLAR:

M. SEKS VE POSTMİYOKARDİAL ENFARKTÜS SENDROMU

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

7. BESLENME BOZUKLUKLARINDA HİPNOZUN KULLANIMI

A. ANOREKSİA NERVOZA

A. a. SEMPTOMLAR

A.b. DAVRANıŞ MODiFiKASYON TEDAViSi

A.c. DAVRANıŞ MODiFiKASYONUNUN DEZAVANTAJLARı

A.d. HiPNOTERAPi

A.f. STANDARD İMAJLAR

A. g. TARTıŞMA

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

8. SİGARANIN TERKİNDE HİPNOZUN KULLANIMI

A. SİGARA VE HİPNOZ

B. ETKİLİ BİR TEDAVİ OLARAK HİPNOZ

C. TEKNİK

C. a. Uygulama Teknik ve Telkinleri:

D. SONUÇLAR

E. TİPİK VAKA HİKAYESİ

F. ÖZET

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

9. ÇOCUKLARDA (PEDİATRİ) HİPNOZUN KULLANIMI

A. GİRİŞ

B. TELKİNE YATKINLIK KABİLİ YETİ

C. TEDAVİ YÖNTEMİ OLARAK HİPNOZUN UYGULANMASI

D. ÇOCUKLARIN BAZI PROBLEM LERİNDE HİPNOZUN KULLANIL MASI

D.a. İDRAR KAÇıRMA (ENÜREZiS)

D. b. ANKSiYETE

D.c. KEKEMELiK VE KONUŞMA BOZUKLUĞU

D. e. TıRNAK YEME

D. f. PARMAK EMME

D. g.TiKLER

D. h. DiŞ GıCıRDATMASı

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

10. NÖROLOJİK PROBLEM LER VE REHABİLİTASYONUNDA HİPNOZUN KULLANIL MASI

A. GİRİŞ

B. AYIRICI TEŞHİSTE HİPNOZUN KULLANILMASI

C. KAYBEDİLEN FONKSİYONLARIN EN YÜKSEK KULLANIM ORANINA ERİŞİLEBİLMESİNDE HİPNOZUN KULLANIMI

D. NÖROLOJİK KAYNAKLI AĞRILARDA HİPNOZ UYGULAN MASI

E. NÖROLOJİK REHABİLİTASYONDA HİPNOZUN KULLANIMI

BU BÖLÜM İÇİN MÜRACAAT KAYNAKLARI

VI. SONUÇ

VI. SONUÇ

VII. İNDEKS

A -KONU

B -YAZAR

C -SÖZLÜK

VII. İNDEKS

A -KONU

B- YAZAR

C- SÖZLÜK

VIII. EKLER

EK ; 1 GÖRÜŞME VE PUANLAMA FORMU

EK ; 2 BETTS ZİHİNSEL IMGELEME ANKET FORMUNUN SYDNEY MODİFİKASYONU

EK ; 3 HİPNOZA CEVAP SIKLIĞI ARAŞTIRMA ANKETİ.

Gerçeğin Dirilişine Kapı HİPNOZ 1

ÇİNDEKİLER (Gerçeğin Dirilişine Kapı HİPNOZ 1)hipnoz 1

Prof.Dr. Recep DOKSAT’ın Takdim Yazısı

Prof.Dr. Ayhan SONGAR’ın Takdim Yazısı

Prof.Dr. Üner TAN’ın Takdim Yazısı

Yrd.Doç.Dr. Özcan AŞÇIOGLU’nun Takdim Yazisi

Teşekkür

Içindekiler (I. Cilt)

İçindekiler (II. Cilt)

ÖNSÖZ

  • I- HİPNOZA GlRMEDEN ÖNCE BAZI ÇALIŞMALAR HAKKINDA BlLGİ
  • II- TÜRK KAMUOYUNDAN BAZI BİLİM ADAMLARININ HlPNOZ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ
  • III- HlPNOZUN SÖZLÜK VE mitolojik ANLAMLARI
  • IV- HİPNOZ ÇEŞİTLERİ
    • A- HETERO HİPNOZ
      • 1- Ferdi Hipnoz
      • 2- Grup Hipnozu
      • 3- Kollektif Hipnoz
      • 4- Sosyal Hipnoz
    • B- OTO HİPNOZ
      • 1- Posthipnotik Telkine Dayalı Oto Hipnoz
      • 2- Oto Hipnozun Özel Usullerle Elde Edilmesi
    • C- ÖZEL HİPNOZ HALLERİ VE HİPNOZA BENZEYEN DURUMLAR
      • 1- Yol ve Direkşiyon Hipnozu
      • 2- Televizyon Hipnozu
      • 3- Annenin veya Değirmencinin Selektif Hipnozu
    • D- İLAÇLA HİPNOZ
  • V- KİRLİAN fotoğrafçiliği
    • A- GENEL BİLGİ
    • B- AURANIN ÖZELLİKLERİ
    • C- AURA VE FANTOM ETKİSİ
    • D- TIPTA KİRLİAN fotoğrafçiliği
    • E- KİRLİAN TEKNİĞİNİN SAKINCALARI
    • F- SONUÇ
  • VI- HİPNOTİZMANIN TARİHÇESİ
    • A- PREMESMER DÖNEMİ
    • B- MESMERİZM DÖNEMİ
    • C- POSTMESMERİK DÖNEM
      • 1- SUNİ UYURGEZERLİK DÖNEMİ
      • 2- Dr. JAMES BRAİD DÖNEMİ
      • 3- CHARCOT’UN HİSTERİ TEORİSİ DÖNEMİ (SALPETRİER EKOLÜ)
      • 4- LİEBEAULT VE BERNHEİM’İN TELKİN DÖNEMI (NANCY EKOLÜ)
      • 5- SALPETRİER EKOLÜNÜN SAVUNUCULARI PİERRE JANET VE BABİNSKİ
      • 6- SIGMUND FREUD
      • 7- PAVLOV’UN REFLEKSOLOJİK İZAHI
      • 8- SON DÖNEM
        • TÜRKlYE’DE HİPNOZ
        • HİPNOTlZMANIN GELİŞİM KRONOLOJİSl
        • a- Neospiritüalistlere Göre :
        • b- M.Yurdakök’ün verdiği kronoloji
  • VII- HİPNOTlZMA TEORİLERİ
    • A- PREMESMERİZM DÖNEMI TEORİLERİ
      • 1- Mistik Görüşler
      • 2- A.de Villineuye
      • 3- R. Bacon
      • 4- G. Agrippa
      • 5- Van Helmont
      • 6- Paracelce
      • 7- Wırding
      • 8- M.Ficin
      • 9- Pompanace
      • 10- İbn-i Sina
      • 11- Robert Fludd
      • 12- Kircher
      • 13- Robert Boyle
      • 14- Balthozar Gracian
      • 15- Maxwell
    • B- MESMERİZM DÖNEMİ TEORİLERİ
      • 1-FRANS ANTOİNE MESMER(1733-1815)
      • 2-DE PUYSEGUR (1751-1825)
      • 3- DELEUZE
      • 4-DU POTET (1796-1881)
      • 5-LAFONTAİNE
    • C- POSTMESMERİZM (MESMER SONRASI) DÖNEMİ TEORİLERİ
      • 1-ANİMİST GÖRÜŞLER
        • a- Dr. Braid.
      • 2-HİSTERİ GÖRÜŞÜ
        • a- Jean Martin Charcot
        • b- Pierre Janet
      • 3-TELKİNCİ HİPNOZ GÖRÜŞLERİ
        • a-Bernheim
        • b- Baudouin
      • 4- PAVLOVİEN (REFLEKSOLOJİK) GÖRÜŞ
      • 5- PSİKOANALİTİK GÖRÜŞ
      • 6- SPİRUTUALİST GÖRÜŞ
  • VIII- SİBERNETİK GÖRÜŞ AÇISINDAN HİPNOTİZMA HİPNOTİZMANIN OLUŞMASI İÇİN GEREKLİ KOLAYLAŞTIRICI FAKTÖRLER VE HİPNOZA HAZIRLIK
    • A- GİRİŞ
    • B- HİPNOTİZMANIN OLUŞMASI İÇİN GEREKLİ KOLAYLAŞTIRICI FAKTÖRLERİN SINIFLANDIRILMASI
    • I- GENEL FAKTÖRLER
      • 1- Süjenin Hipnoza Girme Sebebi
        • a-Hasta Olanlar
        • b-Merak Ederek Hipnotize Olmak İsteyen Grup
        • c- Bizim Araştirma istegimize Olumlu Cevap Verenler
        • d- Fikirlerimizi Çürütmek Amacıyla Hıpnotize Edilmek isteyen Grup
        • e- Bazı Yeteneklerini; artırmak Amacıyla Hipnotize Olmak isteyen Grup
      • 2- Süjeye Hipnoz Hakkında Yeterli Bilgi Verilmelidir
      • 3- Mayalama
        • e- Hava Akımı
        • f- İlgi Dağıtıcı Objelerin İzalesi
        • g- Odanın ve Aydınlatmanın Rengi
        • h- Odadaki Izleyici Sayısı
        • ı- Hipnoz Seansının Zamanlanması
        • t- HİPNOZA YATKINLIK TESTLERİ
          • Arkaya Düşürme Testi
          • Nokta Hareket Testi
          • Kağıt Kaybetme Testi
          • Renk Hallüsinasyon Testi
      • 5- Göz Kapaklarını Ağırlaştırma Testi
      • 6- Göz Kapaklarını Birbirine Yapıştırma Testi
      • 7- Chevreull’ün Rakkas Testi
      • 8- Yükselen Kol Testi
      • 9- Parmakları Kilitleme Testi
      • 10- Kol Düşürme Testi
      • 11- DiğerTestler
  • X- YARDIMCI HİPNOZ ALET VE DÜZENEKLERİ
  • XI- HİPNOTİZMA USULLERİ
    • 1- KENDİ USULÜMÜZ: BAKIŞLA TESBİT, SÖZLE TELKİN METODU
    • 2- DİĞER HİPNOTİZMA USULLERİ
      • A- Dr. BRAİD’İN USULLERİ
      • B- Dr. LİEBEAULT’UN USULÜ
      • C- Dr. BERNHEİM’İN USULÜ
      • D- B.C. JAGOT’UN USULLERİ
      • E- Dr. BERİLLON’UN USULÜ
      • F- Dr. BONNET’İN USULÜ
  • III- HİPNOZUN DEVRELERİ
  • I-GİRİŞ
  • II- KLASİK GÖRÜŞE GÖRE HİPNOZUN DEVRELERİ
    • A- LETARJİK DEVRE
    • B- KATALEPTİK DEVRE
    • C- SOMNAMBULİSTİK DEVRE
  • l- ÇEŞITLI MÜELLIFLERE GÖRE HIPNOZUN DEVRELERININ SINIF.
    • 1-SALPETRİER OKULU VE CHARCOT’UN SINIFLAMASI
    • 2- DR. PİTRES’İN SINIFLAMASI
    • 3- CHARLES RİCHET’İN SINIFLAMASI
    • 4- LİEBEAULT’UN SINIFLAMASI
    • 5- BERNHEİM’İN SINIFLAMASI
      • Iki Gözde Oluşturulan Negatif Renk Hallüsinasyonlari
      • Her Iki Gözde Farklı Oluştunılan Negatif Renk Hallüsinasyonlan
      • Bir Göz Normal Iken, Diğerinde Negatif Renk Hallüsinasyonları
      • Blr Göz Renk Halüsinasyonu Göriürken, Diğer Gözün Görmesinin Iptali (Göz Felci)
      • Her Iki Gözün Renk Görme Duyusunun Iptali
    • b- Pozitif Renk Hallüsinasyonları
      • Tek Gözde Oluşturulan Pozitif Renk Hallüsinasyonlari
      • Iki Gözde Oluşturulan Pozltif Renk Hallüsinasyonlari
      • Her iki Gözde Farklı Oluşturulan Pozitlf Renk Hallüslnasyonları
      • Bir Göz Normal Göriirken, Diğer Gözda Pozitif Renk Hallisinasyonları
    • 3- MANZARA GÖSTERME HALLÜSİNASYONLARI
      • a- Negatif Manzara Hallüsinasyonlan
      • b- Pozitif Manzara Hallüsinasyonları
    • 4- OBJE ( EŞYA) HALLÜSINASYONLARI
      • a- Negatif Eşya Hallüsinasyonlari
      • b- Pozitif Eşya Hallüsinasyonlari
    • 5- HESAP HALLÜSINASYONLARI
    • D- TAD HALLÜSİNASYONLARI
      • a- Negatif Tad Hallüslnasyonlan
        • ACI Negatif Tad Hallüsinasyonu
        • TATLI Negatif Tad Hallüsinasyonu
        • EKŞI Negatif Tad Hallüsinasyonu
        • TUZLU Negatif Tad Hallüsinasyonu
      • b- Pozitif Tad Hallüsinasyonları
        • ACI Pozitif Tad Hallüsinasyonu
        • TATLI Pozitif Tad Hallüsinasyonu
        • EKŞI Pozitif Tad Hallüsinasyonu
        • TUZLU Pozıtif Tad Hallüsinasyonu
        • ÖZEL ILAVE
    • E- KOKU HALLÜSİNASYONLARI
      • a- Negatif Koku Hallüsinasyonları
      • b- Pozitif Koku Hallüsinasyonları
    • 2- KATALEPSİ
    • 3-ANALJEZİ (: AĞRİYA DUYARSIZLIK)
    • 4-ANESTEZİ
    • 5- PARALİZİ (: FELÇ)
  • I- İNTRA HİPNOTİK TELKİNLE OLUŞAN FELÇLER (İ.H.T.O.F.)
  • II- POSTHİPNOTİK TELKİNLE OLUŞAN FELÇLER (P.H.T.O.F.)
    • A- Hipnozda Başlayip Devam Eden Felçler
    • B- Hipnoz Sonrası Tetik Mekanizması ile Oluşan Felçler
    • 6- AMNEZİ (UNUTMA)

ÖNSÖZ (Gerçeğin Dirilişine Kapı HİPNOZ 1)  

Araştırma ve inceleme zevkinin en güzel yanı, var olanın niteliğinin ve niceliğinin ortaya konmasıdır- Araştırıcıyı sarhoş bir durumda bırakıp kendine rameden bu araştırma cehdi, uykularını zehir etse bile; insana haz verici bir olaydır. insanların sadece bir organik parçadan ibaret olduğunu savunan ve interpersor ilişkileri bu anlayış üzerine oturtan çağımızın kafa yapısı artık insana mutluluk verememektedir. Henüz kendisini layık-ı vechile tanımayan insan, dış dünyaya egemen olmuştur. Çağırrıızın bu büyük çelişkisi insanı makine bir hayata hapsetmiş ve insan kalabalıklar içinde yalnız bir fert durumuna düşmüştür. Büyük bunalımlarve çelişkiler içinde kıvranan topluluktar; genellikle cemiyet tipi gruplar- Henüz cemaat hali bozulmamış gruplarda bu yalnızlık problemi bir ölçüye kadar halledilebilmiştir.

Çağımızın büyük bir problemi de ihtisaslaşma dallarının birbirinden habersiz olacak kadar artmış bulunmasıdır. Bu ihtısaslaşma alanlarına kus bakışı da olsa takim olabilecek bır ılirn anlayışı bekienmektedir. «İlimlerin ilmi» oiarak nitelendiri-len Sibernetik bu konuda gelecek vaad eden bir adımdır.

Yüzyılımızın diğer bir özelliğl de insanın kendisine ve iç dünyasına yönelik çalışmalardan korkulmasıdır. İnsan devamlı basite indirgenmek ıstenilmektedir. Halbuki nsanın otomatizmasının basite indirgenmesi mümkün değıldir. Medikal olarak insanda oluşabilecek herhangi bir aksaklık; sanki herhangi bir kompütür-deki telin koparak yerine lehimlenmesi gibi bir anlayışla tedavi edilmek istenmek-tedir. Olayın gerisinde yatan NIÇİN VE NEDEN sorularına kimse yanaşmak istememektedir. Halbuki insan bır kompütür değil, kompütürlere yön veren psişik ve organik varlığı ile meçhuller ülkesidir. İnsan yaratılanlann en sırlı hazınelerini barındıran korkunç bir mekanizmadır. Bu tesbitimizin bir yönüyle haklı olduğunu kitabımızı okuyan her ınsaf sahibi takdir edecektir. Kaldı ki; kitabımızın konusu Hipnoz, olayı sadece belirli bir perspektiften ele alıyor ve değerlendiriyor. Ya ele alamadıklanmız…

Gerçekler ve doğrular tarihte hiç bir zaman değişmemıştir, Ancak insanların gerçekleri ve doğrulan algılaması tarih boyunca çok değişik ofmuştur. Klasik fiziğin temel kanunlannı koyan Nevvton doğmadan önce de tizik kanunlan belirli bir gerçeklik üzerine fonksiyonlannı icra ediyordu; klasik fiziğxin bır çok prensibini sarsan ve savunuculannı şaşkına çeviren A. EİNSTEİN’in RÖLATİVİTE TEORİSİ ortaya atıldıkfan sonra da gerçekler aynı kanunlarla yöneltilmektedir.

Insanlığa birer peygamber edası ile yol gösteren pragmatist ve pozitivist felsefeler de bir nokta da tıkanmışlardır. Ancak insan, kafasında bir çok sualler ve problemlerle dolanmayı hiç bir zaman istememektedir. Kendi içerisinde bir man-tık’i bütün oluşturan her anlayış onun içın takip edilecek ve sıkıntılanndan arındıra- cak bir yoldur. Ta ki kendi içerisinde mantık’i bir bütün olduğunu iddia eden bu sisteme karşı bir başka perspektiften bakan anlayışın savaş açmasına kadar. Sonuçta savaş, deterministlerle indeterministler arasında bir mücadeleye dö-nüşmektedir. Klasik fizik ve onun kurduğu bütün ilimler ayaklarını determinizm sayesinde yere basarken; indeterminizmi savunan modern fizik anlayışı determi-nistlerin altındaki toprağı çekmişdir. Deterministler tabiat kanunlarının bir sebep sonuçilişkisi içerisinde çalıştığını iddia ederek; aynı şartlarda aynı deneylerin aynı sonuçlar doğuracağını kabul etmektedirler. İndeterministler ise, bu gerçekliğin bir noktaya kadar mümkün olacağını, aynı şartlar olarak belirtilen laboratuvar ortamındaki şartların hiç bir zaman aynı olmadığını ve değişken olduğunu söyle-mektedirler. Biz de bu konuda indeterministlere hak vermekteyiz.

Insan mantığı kabul etmiyor diye bazı gerçekleri inkar etmek ancak Fanatiklerin tavrıdır. Bugünkü mantık ilişkileri içerisinde kendine bir yer bulama-yan gerçekler, ileride belkide bayrak edilecek hakikatlardır. Bunu şöyle belirtmek isterim: Bir kaç yüzyıl önce çağın en büyük bilim adamına bir telsiz sistemi getirsek ve göstersek; mekanizmasını izah etmeye çalışsak, her halde bizi ilml anlayışımız için tebrik etmeyecektir. Aklından zoru olduğuna inandığı bu telsizciyi mantıksızlıkla suçlayacaktır. Günümüzdeki ilişkilerde aynı bu şekildedir. Bence ilimlerin en güzeli ve en heyecan vereni insan ilmidir. İnsanı anlama konusunda insan var olduğundan bu tarafa kafa yorulmuş, fikirler serdedilmiştir. Bir DNA’da 20.000 sayfalık kitap bilgisine eşdeğer bilgi taşıyan insan üzerine yapılan çalışmalar ne güzeldir. Fakat üzülerek beyan etmek zorunda kaldığım bir nokta vardır ki, o da insanı sadece sinir tellerinden ve küçük fabrikalardan müteşekkil bir otonom sistem olduğu gerçeğinin tek gerçek olarak algılanmasıdır. Bu motor sistemi idare eden ve çok komplike fonksiyonlara sahip bir psişik yapının inkar edilmesi veya fonksiyonunun basite irca edilmesidir.

Kitabımızın amacı insanın bu yönünün o kadar da basit olmadığını hatta her olayın merkezinde planlayıcı ve idareci olarak o fonksiyonun bulunduğunu gös-termekdir. Bir aracın aksı kırıldığında dünyanın en iyi şöförü aracı kullansa bile o araç hareket etmez. Ta ki o aracın aksı tamir edilip yerine konsun. İşte insandaki bir çok hastalıkta bu gerçeklik vardır. Ancak arabayı başlı başına bir varlık kabul eder de, o aracı kullanan sürücüyü ihmal edersek büyük hataya düşmüş oluruz. Çağımızın ilim anlayışı bu hata üzerindedir. Sürücü devamlı ihmal edilmektedir. Halbuki şürücü aracı istediği gibi kullanmakta, eli ve ayağı altındaki çeşitli vasita larla organizmaya hakim olmaktadır. Sürücünün yaptığı hatalar; ne kadar düzel-lirse düzeltilsin, sürücü ustalaşmadıkça veya belirli bir konuda ikna edilmedikçe tekrarlamak mecburiyetindedir.

İşte Hipnoz araç’tan daha çok sürücüyle ilgilenen bir metoddur. Bunun varlığını ve mekanizmasının böyle olduğunu takip edeceğiniz sayfalarda tüm çıplaklığı ve açıklığı ile göreceksiniz. İnsan normal sınırlar içinde belirli kalıpsal davranışlar gösterir. Organizmanın hayatiyetini devam ettirmesi için bu gerekli-dir. Birbiri arasında information (bilgi) iletişimi içerisinde olan hücrelerveorganlar ortak bir tavır alarak zararlı etkeni ortadan kaldırmak için işbirliği yaparlar. Bu ortak işbirliği ve karşılıklı komplike ilişkiler «Homeostasis» denilen belirli bir denge noktasında sürer gider. Organizma normalde bu kalıpsal davranışların dışına çıkamaz. «ULTRASTABİLİTE» (Üstün Denge) denilen durum; insanın nöronal ve hormonal dengesini sağlayan sistemdir. Vücudun herhangi bir parçasına yapıla-cak müdahele tüm organizmada belirli kalıpsal davranışlar doğurur. Bu sistem genellikle irade dışı veya otonom olarak işler. İşte Hipnoz olaya bu aşamada müdahele etmektedir.

Kitabın ismini «gerçeğın DİRİLİŞİNE KAPI» olarak koymamız ve bunu ilmî bir terim olan «ÜST ULTRASTABİUTE» ile de belirtmemiz boşuna değildir. Hipnozda mantıkî ilişkilerimiz alt üst olmaktadır. Ortaya yeni gerçeklerve doğrular çıkmaktadır. Daha önceden gerçek ve doğru olarak sarıldığımız bir çok şey varsayım olarak kalmakta ve ellerimiz arasında kaybolmaktadır. Sonuçta şu kanaate varıyoruz; hiç bir zaman mutlak olan gerçeği ve doğruyu yakalayamıyo-ruz, ancak algılarımızla doğru olarak kabul ettiğimiz varsayımlara inanıyoruz. Hayatın idamesi için de bu gereklidir inancındayım.

Prof. Dr. W. Ross ASHBY’ın belirttiği gibl: «însan belirli ölçüler içinde zorunlu olarak degişebilen sistemler dışında biltün «DENGE DURUMLARINI» degişti-rebilecek, ikinci bir «FEED-BA CK» düzenine sahip bulunmaktadır. Bu yeni denge durumuna «ÜST ULTRASTABÎLÎTE» yani en üstün denge noktası diyoruz.» Böyle yeni bir denge halinin insanda bulunması belki de geçici süre için gereklidir. İnsan davranışlarının ve organizmasının yönelik olduğu amaç: HAYATIN İDA-MESİDİR. Canlılığı bozacak hertürlü engel vücudun kapasitesi ölçüsünde engel-lenmeye çalışılır. Fakat bazı denge noktalarını aşmadıkça; organizma için lü-zumlu olan davranış kalıpları belirlı noktalardan sonra zarar verebilir. Bunu bir misalle izah edecek olursak: Ağrı insan organizmasının herhangı bir yerinde meydana gelen bir arızayı belirtir. 0 arıza bölgesi tedavi edilmedikçe ağrı devam ettiği gibi şiddetini de artırır. II. Dunya Harbi esnasında Japon askerleri arasında ve Japonyanın savaş bölgelerinde anestezik maddeler yetersiz kalmış. Fakat bu arada bir çok apandist, diş çekimleri, doğum olayları gibi durumlar ortaya çıkmış. Bunların ametiyat edilmesi zarureti ortadadır. Anestezik ilaçlar olmadan ameliyat yapmak ise bir cinayettir. 0 halde ne yapılmalıdır? Işte bu esnada vücut yeni bir üstdenge sistemine sokulabilir. 0 güne kadar hayatın idamesi ve canlılığın ko-runması için gerekli olan müdafaa sistemleri geçici olarak devreden çıkarılabilir. Japonyada bu yapılmıştır. Hastalar çeşitli tekniklerle hipnotize edilerek analjezi temin edilmiş ve sonra ameliyat edilmiştir. Bu durum organizma için «ÜST UST-ULTRABİLİTE»dir.

Bu yeni denge noktasının uzun süre devam ettirilmesi doğru değildir. Çünkü belirli noktalardan sonra organizmaya zarar vermeye başlar. Devreden çıkarılan organizmanın bazı müdafaa bariyerlerinden gelen bilgiler merkezde değerlendiri-lemediğinden ona uygun kalıpsal davranışlar anında alınamayacaktır. Veya olma-yan etkenlere karşı gereksiz cevaplar doğabilecektir. Bununla da ilgili bir misali burada Zikrederek olayın ne kadar ehemmiyetli olduğundan bahsetmek isterim. «Loyd Tuckey (1921) telkinin kalbin işleyişi üzerindeki tesirini belirtirken çok dikkate deger bir vak’a zikrediyor. Dr. Hack Tuke’in kör bir şahısta direkt telkinle degil fakat, endirekt telkin ve onu doğuran -heyecanla senkop (bayılma) tevlid ettigi bu hadisede, kör sujeye bacagında bir yara açıldıgı ve oradan durmamacasma kan kaybettigi telkin edilmiş ve bu esnada sanki kan akıyormuş hissini vermek için ılık su akıtılmştır. Ve bu senkop (bayılma) ölümle neticelenir. (Van PELT, 11 s:268) Görüldüğü gibi olayın boyutlarının ne kadar ciddi sonuçlar doğurduğu ortadadır.

Yukarda belirttiğimiz iki ekstrem uç; mantıklı kalıplarımız dışında cereyan eden vak’alardır. Başka bir kişinin yardımı ile oluşan hipnotizmanın sadece tıbb’i değil, hukukl, ahlakî, siyasî, asken ve sosyal bir çok sonuçları vardır. İnancımız odur ki; amacı canlılığın tehlikeye düştüğü belirli zamanlarda insanın kurtuluşu için gerekli bu «ÜST ULTRASTABİLİTE» durumu organizma içın bir SÜBAP vazifesi görmektedir. insanın var olmasından bu tarafa gerçek bu olduğu halde henüz yeni anlaşılan ve üzerinde çok titiz çalışmalar yapılan bu bilim dalının rast gele kullanılması doğru değildir. Çünkü bu yeni denge durumunda (üst ultrastabi-lite) organizmanın tüm müdafaa bariyerleri istenirse yok edilebilmektedir. Ve hipnotize edilen şahıs bir robot gibi kullanılabilmektedir. Kitabımızın birinci cildi tıp ağırlıklı olmakla birlikte ikinci cildi konunun daha çok başka zaviyelerden ele alınmasını sağlamaktadır. Olayın mekanizması bu olunca kişilerin beyinlerine hükmetmek, kişiliklerini ortadan kaldırmak: mümkün olabilmektedir.

İnsanoğluna tehlikelı anlar içın kullanılması amacıyıa verilen bu yetenek; kötü emelli kişilerin elinde korkunç bir silaha dönüşebilmektedir. Konunun bu yönü özellikle beyin yıkama, siyasi, hukuki, ahlaki, eğitim ve öğretim açısından incelenmesini diğer ciltte detaylı olarak yapacağız. Kitabı okuyanlara tavsiyem şudur ki; çocukça bir heyecan ve merak ile bilinçsizce denemelere girişmesinler. Elde uğraşılan varlık, bir insandır. İnsan ise meçhuller ülkesidir. Meseleyi Esrarlı göstermek istemiyorum. Ancak tıp doktoru olmayan ve psikiathk bilgisi yetersiz olanların bu alanda uğraşmasını doğru bulmamaktayım. Avrupada ve A.B.D. de çıkan kanunlarda bu yöndedir. Ülkemizde ise konunun henüz varlığı veya yokluğunun tartışılması yapılmaktadır. Avrupada 200 yıl önce yapılan bu tartışma henüz ülkemızde yenı başlamıştır.

Konunun ciddiyeti açısından bir literatür misalini burada anlatmak isterim. Psikıatrik kişiliğinden habersiz olunan bir öğretmene, sırt ağrılarını ortadan kal-dırmak amacıyla bir seans tertiplenmıştir. Hipnotizörün yaptığı bu seans çok başarılı geçmiş ve hastanın sırt ağrılar; tedavi edilmiştir. Fakat Nevrotik bir kişiliğe sahip olan öğretmen bu ağrıları yolu ile çatışmalarını boşaltmakta ve rahatlamak-tadır. Kendisine bu imkanı sağlayan kapı da Hipnoz seansı ile, hiçbir tedbir alınmadan kapatılınca hastamız derin bir depresyona girmiştir. Bir kaç gün son-rada kendisini 7. kat penceresinden atarak intihar etmiştir. (Amerikan Ansiklopedisi’ s.679-680) Büyük Türk mutasavvıf ve şairiYUNUS EMRE’nin dediği gibi «BİRBEN VAR BENDE, BENDEN İÇERÜ» Bu içimdeki BEN’i tanımlamak oldukça zor. Kitapta bunu bir parça anlatmaya çalıştım. Kitap ilmi bakış açısından ele alınıp herkesin anlayabıleceği asgari düzeyde yazılmaya çalışıldı. Amacımız konuyu gündeme getirmek; ülkemizde de ilmi bir çalışma ortamı sağlamaktır. İmkansızlıklar içinde yaptığım yarım yamalak çalışmaların destekli bir şekilde ve organizeli bir ekip halindeyapılmasını temin etmek gayemizdir. Eserimiz büyük bir iddia ile çıkma-maktadır. İçinde bazı eksizlikler olabilir Okuyucumuzun bizi mazur göreceğine inanıyoruz. Çalışmalarırnız ilmi bir tez değildir. Bir kısım literatür bilgisi ve birazda kendi tecrübelerimizden oluşmuş bir kitaptır. Kitabımız tartışmaya açıktır. Konular tartışıldıkça olgunluğa ulaşılacaktır.

Ayrıca bu kitabın temelini teşkil eden Prof.Dr. Recep Doksat beyin değerli eserinden çok büyük oranda istifade ettiğimi belirtmek isterim. Kitabımızın iyi bir şekilde çıkması için benden fazla titizlik ve gayret gösteren, elinden gelen yardımı esirgemeyen, Türkiye’de bu sahanın tek uzmanı Hocam Prof.Dr. Recep Doksat beyin yardım ve teşvikleri için ne kadar teşekkür etsem azdır. Gösterdiği ilmî hassasiyet ve disiplin, bundan sonraki çalışmalarımda da bana rehber olacaktır.

Ayrıca Prof.Dr. Ayhan Songar beyin kıymetli saatleri ve yoğun çalışmaları arasında bizlere de vakit ayırarak; kitabımızı redakte etmeleri, çalışmalarımızı teşvik etmeleri, bizlere kıymeti sonsuz olan büyük bir destek ve şevk sağlamıştır. Kendilerine ne kadar teşekkür etsek azdır.

Gıyabımızda bizlere destek olan ve yardımlarını esirge.meyen hocamız Prof.Dr. Turan Güven beylere de yardımlan için teşekkürler ederiz.

Burada önsöz kısmına son vermeden önce bana çalışma zevkı ve ilim cehdi yönünden misal teşkil eden hocam Nörofizyolog Prof. Dr. Üner TAN’ın Erzurum Tıp Fakültesindeki desteklerini ve teşviklerini unutamıyacağım. Kendisine büyük teşekkür borçluyum. Ayrıca her problemimde yanımda olan ve çalışmalarımı destekleyen Dermatolog Yrd. Doç. Dr. Özcan Aşçıoğlu ve Fizyolog Yrd. Doç. Dr. Mehmet Karatoy hocalarıma ve bana destek olan yardım eden diğer hocalarıma ve grup arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim. Saygılarımla…

7/10/1984
Tahir ÖZAKKAŞ

TEŞEKKÜR (Gerçeğin Dirilişine Kapı HİPNOZ 1)

Biz, naçiz gayretlerimizle yontmaya çalıştığımız bir parça taşı istikbalde inşa edilecek muhkem yapılara bir küçük hediye olarak takdim ederken; çalışmalanmızın bu aşamaya kadar olan süresi içinde bir vefakarlık misali vererek kitabımızı titizlikle inceleyerek bir çok hatamızı düzeltmemizi sağlayan, ayrıca çok değerli destek, teşvik ve yardımlarından dolayı hocamız Nöro-Psikiyatrist Prof.Dr. Recep Doksat beye, yoğun idarî ve ilmî çalışmaları arasında bizlerin naçiz eserini inceleme lütfunda bulunan, bizleri teşvik eden ve destekleyen hocamız Nöro-Psıkiyatrist Prof.Dr. Ayhan Songar beylere başta olmak üzere, bana ilk ilmi heyecanı tattıran hocam Neurofizyolog Prof.Dr.Üner Tan’a, çalışmamızın sonuçlarının redaksiyonunu üstlenerek yardımlarını esirgemeyen Psikiatrist Yrd.Doç.Dr. Seher Sofuoğlu hocama, Laboratuar çalışmalarımda bana yardımcı olan Nörolog Yrd.Doç.Dr. Ali Ersoy ve Fizyolog Yrd.Doç.Dr. Mehmet Karatoy hocalarıma, çalışmalarımızda maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen Dermatolog Yrd.Doç.Dr. Özcan Aşçıoğlu ve Operatör Yrd.Doç.Dr. Nihat Bengisu hocalarıma, çalışmalarımızda desteklerini esirgemeyen Uz.Dr.Mustafa Küçükaydın, Uz.Dr.Fahrettin Keleştimur, Uz.Dr. Adnan Gerger, Uz.Dr.Yakup Genç, Uz.Dr. İbrahim Ketenci ve Ass.Dr. Kemal Tekten beylere çalışma arkadaşlarım Dr.Muhsin Katık, Dr. Ali Has, İnt.Dr. Bülent Gök, İnt.Dr. Doğan Uysal, Int.Dr. İsmail Hakkı Ocak, Stj. Dr. Ünsal Özgen, Stj. Dr. Mustafa Baysal, Stj.Dr. Zekeriya Beylem, Stj. Dr. Bahadır Erdem, Stj. Dr. A. Tevfik Ozan, Stj. Dr. Tülay Doğan, Stj. Dr. İncilay Çokaktaş, Stj. Dr. Gülhan Okur, Stj. Dr. Füsun İvegen, Stj. Dr. Ayşe Güler, Stj. Dr. Levent Akkaya, Stj. Dr. Namık Delibaş, Stj. Dr. Ahmet Akşehirli, Stj. Dr. Mehmet Eğinkaya, Stj. Dr. Alparslan Karakaş, Stj. Dr. BahadırArslan, Stj. Dr. Uğur Yıldız, Stj. Dr. Hüseyin Çağıl, Stj. Dr. Ahmet Bicik’e, film ve fotoğrafların çekiminde büyük emek vererek yardımlarını esirgemeyen Tevfik Elkovan, Nazmi Yeşilova, Şeref Utku, Erol Karabulut beylere, kapak çalışmalarını tamamlayan Abdullah Kılıç beye, grafik ve şemaların çizimini büyük bir titizlikle yapan Ahmet Sıvacı beye, baskı işlerinde tüm kolaylıkları sağlayarak eserin kısa sürede basılmasını temin eden Faruk Bahçeci beye ve matbaa personeline ve ayrıca kitabımızın hazırlanması esnasında yaptığımız literatürtaramalarında bize yardımcı olan E.Ü. Merkez Kütüphanesi Personeline, İstanbul Bayazid Devlet Kütüphanesi Müdürü ve Personeline, İ.Ü. Merkez veTıp Fakültesi Kütüphanesi personeline ve H.Ü. Merkez Kütüphanesi personeline ve Erzurum A.Ü. Merkez Kütüphanesi personeline teşekkürü vicdanî bir borç bilirim.

7/10/1984
Tahir ÖZAKKAŞ

TAKDİM (Gerçeğin Dirilişine Kapı HİPNOZ 1)

Hipnoz ve Hipnoterapi, bir metod; Hipnotizm ise bir teknikler ve teoriler mecmuası… Panayır hokkabazlarından sahne illüzyonistlerine kadar pek çok kişi hipnotizör olabilir, amma hipnoz fenomenini ilmî metodlarla inceleyip fikir ve tıp tarihi içinde yerine oturtarak değerlendirebilmeye kalkışma, hipnoz ilmi demek olan Hipnoloji’nin işidir ki Hipnolog olmak da herkesin harcı değildir. Siyasî ve sosyal ilimler tahsil ettikten sonra tıp ve hekimlik formasyonuna ihtiyaç duyup bunu da edinmeyi başaran sayın Tahir Özakkaş’ın Hipnoz kitabı, Türkiyemizde bir yeni hipnolog yetiştiğini müjdeliyor.

1962 yılında neşrettiğim “Tatbikati ve Nazahyatıile Hipnotizma» adlı kitabımdan ancak 23 yıl sonra ciddî ve muhtevalı bir başka eserin neşri hem sevindirici hem de düşündürücü, hatta üzücüdür. Sevindiricidir zira ilk gayretlerin boşa gitmediğini gösteriyor. Düşündürücüdür, zira 23 yıl tıp çevreleri bu konuda hep susmuşlardır.

Mevcut bilgilerden metodlu bir şekilde şüphe etmesini bilmeyenler hiç bir yenlliğin bulucusu olamazlar. Tahir özakkaş, kitabımda yazdığım hipnotik fenomenleri titiz bir şüphecilikle teker teker ele alıp bizzat inceleyerek teyidini araştırmıştır ki takdire değer.

Pupilla (hadeka)’nın ışıga refleksini telkinle ortadan kaldırabilmesi ve süjelerde ekmnezi hasıl ederek onlara rüyalarını hatırtatıp yaşatabilmesi şeklindeki tecrübeleri Hipnoz literatüründe rastlanmayan yenilikler meyanındadır. Müellefi takdirlerim, tebriklerim ve teşviklerimle okuyuculara da hararetle taysiye ederim.

Prof.Dr. Recep DOKSAT
Nöro-Psikiyatr Hipnolog Ist. Marmara Ün. Öğr. Üy.

Hipnoz’u bir takım özel metotlar kullanarak şuurluluk derecesinin değiştirilmesi diye tarif edebilirsiniz. Telkin, sinir sistemi için bir çeşit “Dış informasyon; bir nevi “uyaran” olduğuna göre hipnoz fizyolojik bir fenomendir ve incelenip araştırılması psikolojinin ve fizyolojinin sahasına girer. Hipnoz bu görüşü ile bir çeşit tedavi vasıtasıdır da… Freud’un psikanaliz öncesi dönemde histerik hastalıkları hipnozla tedavi ettiğini ve şuur altına nufuz edebilmek için hipnozu bir araç olarak kullandığını unutmayalım. Hipnoz öylesine fizyolojik bir hadısedir ki; onun vasıtası ile bazı organik fonksiyonları dahi tadil etmek mümkün olabilmektedir. Hipnoz bu vechesi ile resmî kabule mazhar olmuş ciddî ilim kitaplannın sayfaları arasına girmiştir.

Hipnoz, ayrıca parapsikolojik fenomenlerin araştırma vasıtası olarak da kullanılmaktadır. Her ne kadar “ortodoks” ilmin böyle şeyleri kabulü mümkün değilse de, hakikatlerin muannit şeyler olduğunu, onlara arkamızı dönmekle yok olmayacakları da kabul zarureti vardır. Bugün için sinir sistemini kabiliyet, hudud ve faaliyetlerinden ne kadarını bilebiliyoruz ki ?.. Bu bilgisizliğimizi hayretimizi, meraklarımızı ve ilmi tecessüsümüzü olduğü kadar müsamahamızı da artırmasını “gönül gözümüzü” açmasını temennı ederim. Şunu daima göz önünde tutmalıdır ki, hipnoz cinsin in psişik müdahale, tedavi ve araştırma metodlan insanların alakasını kolaylıkla celbedebileceği için şarlatanlığa son derece açık bulunmaktadır. Bu sebeble hipnoz gibi bir konuda yazılacak eserin çok ciddi bir referanslara dayanması, belli bir ilmî metodu takip etmesi ve asla katı gerçeklerden ayrılmaması lazımdır. Bu sebeble elinizdeki kitabı pek beğendiğimi, bu konuda elde mevcut çok hudutlu literatürlere bir yenisini ekleyen ciddî bir eser olarak candan tebrik ve takdir ettiğimi ifade etmek isterim.

Prof. Dr. Ayhan SONGAR
Cerrah Paşa Tıp Fak. Psikiyatri Anabilim Dalı Bşk.

Çok Değerli Öğrencim Dr. Tahir Özakkaş,
Öğrencilik yıllanrında nezaketin, dürüstlüğün ve çalışkanlığın yanında araştırma heyecanının da farkındaydım. Ancak, Palandöken dağlarının eteğinde Nörofizyoloji gibi her yönü ile çok güç olan bir araştırma sahasında uluslararası platformda düşünülmekte olan bilimsel sorulara karınca kararınca yanıt aramaya çalışan bir bilim adamından böylesine etkilendiğinin farkında değildim.

İncelemek üzere göndermek nezaketinde bulunduğun Hipnoz kitabının ön baskısı için çok teşekkür ederim. Gerçekte böyle bir kitapta hiç beklemediğim bir sürpriz ile karşılaştım.O zaman sizi hoca olarak etkileyebilmiş olduğuma daha çok inandım. Zira bu kitapta fizyolojik mekanizmalar ağırlıkta bulunuyor; hipnoz gibi az bilinen ve araştırılması güç bir konuya fizyolojik gerçeklere uygun olarak, hatta çağdaş bilimin en önemli katkılarından biri olan sibernetik teoriye dayanarak büyük bir ustalıkla müsbet bilim kurallarının ışığı altında önemli bir yaklaşım sağlamış bulunuyorsunuz. Burada yönettiğim hipnoz seminerlerinde de hipnozun tamamen fizyolojik bir olay olduğunu devamlı yinelemişimdir. Kitabınızda bu hipotezi tamamen destekleyen ayrıntılı açıklamalar mevcuttur. Fizyolojik mekanizmalar yanında, hipnozun tarihsel gelişmesi, hipnoz ile ilgili diğer konular, hipnoz yöntemleri ve değerli araştırmalarınız da bu kitapta ayrıntılı ve açık olarak belirtilmiştir. Kitabınız bu özellik-leri ile uzun yıllar sürdürülen çetin fakat başarılı çalışmalarınızın sonuçlarını yansıtmaktadır. Sizi yürekten kutlar, böylesine değerli çalışmalarınızın devamını dilerim.

31 Ocak 1985, Erzurum
Prof.Dr. Üner TAN
Atatürk Ünv. Tıp Fak. Fizyoloji Anabilim Dalı Bşk.
ERZURUM

Bu kitabın bu hale gelene kadarki aşamalarından çok yakından haberdarım. Tahir Özakkaş’ın bütün imkansızlıklara rağmen üniversite bünyesinde yaptığı ilmî disiplin içerisindeki çalışmalarını takdirle karşılamamak mümkün değildir.

Olayları yakından görüp, yaşadıktan ve konuya karşı eğilimimizden sonra şunu anladım ki önümüzde korkunç bir bilinmezlik uçurumu vardır. Bu bilinmezlik uçurumunun amansız yollarında yol almaya çalışan yazar önümüze çok güzel ve sabırlı bir çalışmanın ürünü olan bu kitabı getlrmiş-tir. Kaynak olabilecek nitelikte ve geniş bir araştırma zeminine oturtul-muş bu kitabı her doktor arkadaşıma ve konuyu merak eden tiim ilgililere tavsiye ederim. Konunun gündeme gelerek,üniversiteler bünyesinde tar-tışılması yazarının en büyük arzusudur. Dilerim arzusu kısa sürede gerçekleşir.

Konuya bir dermatoloğ olarak yaklaşırsak; dermatolojik bir çok has-talıkta şayet iyi bir teşhis konup vakalar iyi seçilirse hipnozun yapacağı çok şey vardır. Fakat olayın boyutları nereye kadar ulaşmaktadır, şimdilik bu kısım meçhuldur.

Kıtabın bu cildi hipnotik fenomenleri tanımlamaktadır. Yazar olayın medikal yönünü 2. cildde ele alacağını bildirmektedir. Bir tıp doktoru ve dermatolog olarak bizlere çok şey kazandıracağına emin olduğumuz 2. cildi de sabırsızlıkla bekliyoruz.

Bizi dünyadaki ilmî gelişmelerden haberdar eden yazara yeni çalışmalarında başarılar dilerim.

Doç.Dr. Özcan Aşçioğlu
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi
Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi