Disosiyatif Bozukluklar

Richard P. Kluft

Temple Universitesi, PA, USA

Çeviren: Prof. Dr Mehmet Yücel Ağansoy

DİSOSİYATİF BOZUKLUKLARDA HİPNOZUN GELENEKSEL ROLLERİ

Dissosiyatif bozuklukların (DD) tedavisi için hipnoz öteden beri güçlü bir şekilde önerilen bir tedavi yöntemi olmuştur. İyi tanımlanmış hipnotik olgular ve disosiyatif bozuklukların doğal olarak ortaya çıkmış olan olgulaşmanın arasında var olan açık ilişki (bkz. Braun, 1983; Bliss 1986); disosiyatif bozuklukların ortaya çıkışının oto hipnozun irade dışı kötüye kullanımının bir sonucu oluşu (Breuer ve Freud 1955; Bliss 1986); hipnotik amaçlı görüşmelerin amnezi ve disosiyatif kimlik bozukluğunda terapötik olarak faydalı oluşu (Despine, 1840), savaşla ilişkili amnestik sendromlarda hipnozun başarılı olduğuna ait çok sayıda bildirimin olması ve hipnozun başarılı olarak kullanıldığına ilişkin disosiyatif kimlik bozukluğu olan hasta serilerinin varlığı (Kluft, 1982, 1984, 1986a, 1993a) disosiyatif bozukluğu olan hastalarda hipnozun uygulanması lehine yapılan tartışmalar arasındadır.

DSM-IV’ de (APA, 1994) DD depersonalizasyon bozukluğu, disosiyatif amnezi, disosiyatif füg, disosiyatif kimlik bozukluğu (DKB) ve başka türlü sınıflandırılamayan DD içerir. Disosiyatif trans bozukluğu halihazırda başka türlü sınıflandırılamayan DD nın bir formu olarak sınıflandırılır ve daha sonraki el kitapçıklarında ayrı bir form olarak sınıflandırılabilmesi konusunda çalışılmaktadır. Bu tanı ya trans benzeri bir durumu ya da alışkın kişisel kimlik hissi yerine yeni bir kimliğin geçtiği bir tutulum durumunu içerir.

Depersonalizasyon bozukluğunda, hipnoz kişi ve hisleri arasında yeniden bağlantı kurmada bir rol oynayabilir. Disosiyatif amnezide, hipnoz hafıza kaybı olan dönemlerle alakalı hatıraları tekrar kazanmak konusunda geleneksel olarak kullanılmaktadır. Disosiyatif fügde, hipnoz unutulan ve kaçan zaman dilimlerine erişmede ve değişen kimlikle temas kurmada kullanılabilir. Disosiyatif kimlik bozukluğunda, hipnoz değişen kimliklere erişmede, değişenler arasında ilişki kurmada, amnezi dönemlerine ait hatıraları su yüzüne çıkarmada, yaşantılarla yüzleşmede ve entegrasyonu kolaylaştırmada kullanılmaktadır. Hipnoz bu grup hastaların tedavisiyle uğraşan terapistlerin çoğu tarafından kullanılır (Putnam & Lowenstein, 1993). Bununla birlikte, yakın zamanlarda hipnozun destekleyici ve kriz önlemeye yönelik görüşmelerde (Fine, 1991; Kluft, 1988a,b, 1989, 1995a), ego hali terapi uygulamalarında (Watkins & Watkins, 1997) ve daha yeni dışa vurarak rahatlama tekniklerinde (Kluft, 1988, 1990; baskıda; Fine, 1991) kullanımına ilişkin vurgular yapılmaktadır. Sözü edilen bu yöntemlerin tümü travmatik malzemenin yeniden araştırılmasına bağlı olarak eğer bir ayrışma durumu söz konusu değilse ciddi strese yatkın hastalar tarafından kolaylıkla tolere edilebilir. Disosiyatif trans bozukluğunda hipnoz sıklıkla oto hipnotik uygulamaların kullanımıyla patolojik trans durumlarının bölünmesini ve çözülmüş yaşantıların yeniden yapılanmasını içerir (Spegel & Spegel, 1978). Başka türlü sınıflandırılamayan DD için hipnoz farklı DD için yapılan uygulamaların özel bir varyantını teşkil eder.

DİSOSİYATİF BOZUKLUKLARDA HİPNOZUN KULLANIMINA İLİŞKİN TARTIŞMALAR

DD için hipnozun kullanımı konusunda çok sayıda tartışma bulunmaktadır. Bu kitapta yer kısıtlaması konunun kapsamlı bir şekilde tartışılmasına engel olmaktadır. İlgilenenler başka kaynaklara başvurabilirler (Kluft, 1995b,c, 1997a).

DD için hipnozun etkinliği konusundaki tartışmaların özünü; hipnozun yalancı hafıza ya da konfabülasyonların oluşumundaki rolü, bundan dolayı çocukluk travmalarıyla ilişkili hatıraların iyileştirilmesinin mümkün olamayacağının düşünülmesi ve DKB’nun kötüleşebilmesi konusundaki kaygılar oluşturmaktadır. Öte yandan, bu bozukluklarda her zaman bir travma söz konusu olmayabilir. Elde mevcut tüm verileri hesaba katan bilim adamları ve klinisyenler (Alpert, 1995a; Brown, 1995a,b; Brown, Scheflin ve Hammond, 1997; Hammond, Garver, Mutter et al., 1995; Kluft, 1984, 1995b; Nash, 1994; Schacter, 1996; Schooler, 1994; Spiegel ve Scheflin, 1994; van der Kolk, 1995; van der Kolk ve Fisler, 1995) hatıraların geri gelebileceğini ama bazı durumlar için plasebo hatıraların söz konusu olabileceğini ileri sürmektedirler.

Disosiyatif Bozukluklarla ilgili olarak çok sayıda fikir olmasına karşın konuyla ilgili yayınlanmış çalışma azdır. Ross ve Norton (1989) hipnoz kullanımının DKB’un olgusu üzerine büyük bir etkisi olmadığını gösterdiler. Disosiyatif Kişilik Bozukluğu üzerine çalışan hekimler de bir bildirgede bulunmamışlardır.

DİSOSİYATİF BOZUKLUKLARDA HİPNOZUN KULLANIMINA İLİŞKİN BUGÜNE AİT GÖZLEMLER

Her ne kadar DD olan hastaların genel olarak hipnoza yatkınlıklarının yüksek olduğu düşünülmekte ise de resmi değerlendirmeler bunun yalnızca DKB hastalarında geçerli olduğunu ileri sürmektedir (Bliss, 1984; Frischholz, Lipmman, Braun ve Sachs, 1992).

Bugünkü klinisyenler bir DD hastasıyla çalışırken hipnoz kullanımı gerekli kılan durumların bulunup bulunmadığını dikkate almalıdır. Eğer hasta legal nedenlerle klinisyenin karşısındaysa ya da hastanın bu tür bir beklentisi varsa bu durumlarda en iyisi hastayla belli bir uzlaşmaya varıncaya dek hipnozun kullanımını kısıtlamaktır.

Bazı dini gruplara ait hastalar hipnozu arzuların uyanmasına yol açan bir durum olarak görürler ve bu yolla şeytanın hastanın beyninin içine girebileceğini düşünürler. Bu tür durumların varlığında hastalar hipnoz konusunda eğitilmelidirler. Ancak yine de böyle durumlarda hipnoz uygulamasından kaçınmak daha doğru olabilir.

Acil durumlar dışında hipnoz uygulaması öncesinde hastadan hipnozun kullanımına ilişkin bilgilendirilmiş onay alınmalıdır. Bugüne dek özel bilgilendirilmiş onay formları geliştirilmişse de (Hammond ve meslektaşları., 1995; Brown, Scheflin ve Hammond, 1997), Appelbaum ve Gutheil (1992) tarafından savunulduğu gibi bilgilendirilmiş onay konusunda tartışılacak çok şey bulunmaktadır. Bilgilendirilmiş onay konusuyla ilgili konular terapi programı boyunca tekrar gündeme gelebilir; bu durumda tekrar dikkate alınmalı ve yeniden açıklanmalıdır. Bu gereklilik özellikle DKB olan hastalarla çalışırken daha önceliklidir. Çünkü bu hastalarda terapi süresi uzundur ve kimlik ve hafıza bütünlüğü parçalanmıştır. Burada önemli olan bir nokta vardır; hastanın hipnoz yoluyla iyileştirilen hafızasının ya da bu yolla elde edilen hafıza malzemesinin terapi için çok önemli olmakla birlikte bu bilgiler bir şekilde dışardan elde edilenleri teyit etmek maksadıyla kullanılmayacağı konusunda aydınlatılmalıdır. Kluft (1997b) bu konuda hastaları eğitmek amacıyla şunları söyler:

Bizler hipnozu hafızanızdaki bloğu araştırmak için kullandığımızda daha ileri düzeyde bir araştırma yapmış olacağız. Eğer bir şeyler bulabilirsek bulduğumuz bu şey daha sonrakiler için bir başlangıç noktası olacaktır. Sizin hipnotik yaşantınızın tabiatı bizim doğru olarak düşünüp ortaya attığımız kişisel yaşantıyı verecektir. Biz bu yaşantıların doğru olduğunu düşünme eğilimindeyiz ancak bu her zaman böyle olmayabilir. Biz yanılabilir ve aldanabiliriz. Hatırlayın, biz hipotezleri araştırıyoruz.

O halde, klinisyen hastanın ihtiyaçlarını ve şartlarını hesaba katarak hipnozun kullanımına ilişkin bir kar-zarar analizi yapmak durumundadır.

HİPNOZ VE TRAVMANIN ÜÇLÜ TEDAVİSİ

Disosiyasyon psikiyatrik hastalarda ve hasta olmayan toplum bireyleri arasında travmaya karşı gelişen yaygın bir tepkidir (Putnam, 1985; Spiegel, 1986, 1991). Travmaya maruz kalmış ve önemli disosiyatif manifestasyonlar gösteren hastaların çoğu, şayet bir kontrendikasyon yoksa, terapötik hipnoz uygulaması için mükemmel adaylardır.

Son yıllarda Herman (1992) travmatize hastaların tedavisi için bir üçlü yaklaşımı savundu. Bu yaklaşım temel olarak ilk kez Janet tarafından ortaya konan ve daha sonra diğer bir çokları tarafından izlenen benzer gözlemlere dayanmaktadır. Bu yaklaşıma göre terapi bir güvenlik fazıyla başlar. Bu fazda hastanın kendini güvende hissetmesi esas olup hasta rahatlatılır ve desteklenir. Böylece hasta daha güçlü hale getirilmeye çalışılır ve hazırlanmış olur. Bu fazı hatırlama ve kederlenme fazı izler. Bu fazda travmaya odaklanılır; travmanın etkisi ve doğurduğu sonuçlar değerlendirilir ve kederlenilir. Son faz olan yeniden bağlantı fazında kişinin kimliğinin yeniden entegrasyonu konuları, kişiler arası ilişkilerin yeniden inşası, sosyal rol ve sorumlulukların yeniden takınılması ve normal başa çıkma konularının yeniden tesis edilmesi konularına odaklanılır.

Güvenlik fazında hipnoz rahatlaması, anksiyetenin giderilmesi, semptom rahatlaması, egonun inşası, güvenli bir yer oluşması, etki düzenlemesi, disosiye ego durumlarına ulaşılması ve flashback ve uyku bölünmelerinin kontrolü açısından rol oynar. Hatırlama ve kederlenme fazında hipnoz amnezinin düzelmesi, abreaksi­yonların kontrolü ve ego durumlarının yeniden konfigürasyonu açısından rol oynar. Yeniden bağlantı fazında hipnoz ego durumlarının harmanlanması, daha adapte olarak başa çıkma yollarının geliştirilmesi, anksiyetenin azaltılması ve tortu karakterlerle baş edilmesini kolaylaştırır.

ÖZEL DURUMLARIN TEDAVİSİNDE HİPNOZ

DİSOSİYATİF AMNEZİ

Disosiyatif amnezi (DA) hastalarının çoğunun sıkıntılı bir çocukluk yaşantılarının olduğu bulgusu göreceli olarak yeni bir bulgu sayılabilir (Coons, 1992a,b). Vakaların % 72 si çocukluk dönemlerinde travmaya maruz kalmışlardır (Coons, 1992a,b). Oranın bu denli yüksek oluşu, neden DAnin kolayca çözülebildiğini, buna karşın diğer tür vakaların daha uzun tedavi sürelerine ihtiyaç gösterdiğini açıklayabilir. Sıklıkla çocukluğa ilişkin konulara ait savunmacılık daha kapsamlı bir amnestik dönemin araştırılmasına karşı yaygın bir direnç gelişmesine neden olur. Derin ruhla ilgili stres ve çatışma, dış kaynaklı bir travma olsun ya da olmasın, etiolojik bir rol oynar.

Terapi unutulan hafıza materyalinin basitçe geri getirilmesi olayı değildir. Her halükarda travmaya ilişkin etkilerin ve travmanın kişisel anlamlarının amneziyi artırdığı düşünülebilir. Kişinin önceki kimliğine yönelik tehditler ve etki düzeninin bozulması söz konusu olabilir. Hipnoz bu tür durumlar için destekleyici bir ortam oluşturmak ve anksiyeteyi azaltmak için kullanılmalıdır. Bunun sağlanması amnestik materyalin spontan düzelmesi için çoğunlukla yeterlidir. Hipnozun anksiyeteyi gidermek için kullanımı hastanın ahenkli bir ortam oluşturması ve terapötik etkinliğin devamı açısından pozitif transferans geliştirmesi özelliğiyle mükemmel bir durum temin eder.

Hipnoz uygulamalarının sık komplikasyonlarından birisi bastırılmış materyalin geri dönüşümüne bağlı olarak ortaya çıkan panik duygusudur. Bu tür durumlar için hastadan böyle bir durumda klinisyeni uyarması söylenir.

Bu hastalarla ilgili diğer bir konu travmatik materyalin konfabulasyonudur. Hasta ya travmatik materyali tam olarak konfabüle etmiştir ya da travmatik materyalle ilgili bir takım gerçeklerin bulunmasına karşın bunlar konfabüle edilmiştir. Hipnozla konfabüle edilen materyalin su yüzüne çıkması mümkündür. Fakat aynı zamanda konfabüle travmanın çalışılmasıyla bile bir iyilik halinin elde edilmesi mümkün olabilir.

Geleneksel olarak klinisyenler düzeltilen hafıza materyalinin yeniden yaşantılaşmasının yol açtığı tükenmişlik konusunda hastalara faydalı olmak için çaba harcarlar.

Kaybolmuş bir zaman periyoduna yaş geriletme yoluyla ulaşılmaya çalışılması hipnozun bu amaçla geleneksel olarak kullanım alanlarından birini oluşturur. Bununla birlikte DKB olan hastalarda hipnozun bu amaçla kullanımı beklenmeyen ve istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Çünkü bu esnada hangi altesle çalışıldığı önemlidir. O anki Alper kişiliğe bağlı olarak farklı sonuçların ortaya çıkması beklenebilir (Kluft, 1986b). Bu açıdan Watkins’in (1971) “Affekt Köprü Tekniği” oldukça faydalıdır. Burada bir dizi disforik etkiler araştırılır ve kaybedilmiş materyalin hangileriyle ilişkili olduğu ortaya konulur. Kendi pratiğimde bu teknikleri kullanmadan önce araştırmayı yapma konusunda izin almak için ideomotor sinyalleşme kullanılır. Sıklıkla bana sınırlı araştırma için izin verilir. Bu sınırlar içinde kaldığımda ileri araştırmalar için de izin verilir. Amnezi ortadan kaldırıldığında hastanın olmasını beklediği şeyler konusunda projektif bir izlenim elde edebilmek için sıklıkla screen tekniği kullanmak faydalıdır. Unutulmuş olan bilginin yakalanmasına tepki verdiğinde ne hissettiğini gözlemlemesini hastadan isterim. Şayet dekompansasyon ve kendi kendini yaralamaya yönelik bir fantezi gelişirse ısrarcı olmam ve bir ileri aşama olarak hazırlama çalışmasına geçerim.

Bu tür hipnotik araştırmalarda kullandığım favori sorgu “Orada her ne varsa” dır. Bununla birlikte kimi zaman hastalar o denli pasif ya da güçlük içinde olurlar ki bu durumlarda açık uçlu bir biçimi takip etmek oldukça güç olabilir.

Materyal hatırlanıp düzeldiğinde aynı şekilde belgelemek faydalıdır. Çünkü trans dışında hasta amnestik kalmaya devam edebilir; ihtiyari amnezi en emniyetli alternatiftir. Hassas ve büyük çaplı durumlarla-örneğin aile içi kötüye kullanım durumları- başa çıkarken sıklıkla seansı kaydederim.

Amnezik materyal düzeldikçe ve spontan olarak ortaya çıktıkça hipnoz, acı verici materyalin titre edilmesi, bu materyalin belirli ve uygun bir sıraya sokulması, hastanın egosunun kuvvetlendirilmesi ve dissosiye olmuş materyalin entegre edilmesi amacıyla kullanılır. 1970 li yıllarda bazı fraksiyone ab reaksiyon teknikleri geliştirmiştim. Yakın zamanda bu teknikleri tanımladım (Kluft, 1988a, 1990, baskıda; aynı zamanda bkz. Fine, 1991). Hipnotik metaforlar geliştirilebilir ve hastanın yaşantılaşması için kullanılabilir. Travma iki parçada düşünülebilir: birisinde disforik etkilerden fiziksel ağrı dissosiye olabilir (Braun’un BASK modelinde (1988) etkiden sansasyon) ve diğerinde DKB ve başka türlü adlandırılmayan DD vakalarında olduğu gibi, kimliklerin biri diğerinden izole olabilir (Fine, 1991; Kluft, 1988a, 1990, baskıda). Bu yöntemler gerileme ve redisosiyasyon ihtimalini en aza indiren yöntemlerdir.

DİSOSİYATİF FÜG

DF hastalarındaki hipnotik yaklaşımlar DA hastalarındaki gibidir. Bununla birlikte, değişken kişiliklerin de bir arada olduğu vakalarda DKB hastalarındaki teknikler uygulanabilir. Burada önemli olan bir konu şudur: füglerle birlikte olan amnezi peryodlarının düzelmesi DKB olan hastalardaki amnezinin ve DA’deki amnezinin düzelmesinden daha az belirgindir.

İkincil kimliği olan hastalarla çalışırken hipnoanalitik tekniklerle hastanın dinamiklerini araştırabilme fırsatı doğar. Kısıtlı sayıda da olsa bu tür durumlarla ilgili deneyimlerime göre birincil kimliği hızlı bir şekilde restore etmek yerine acele etmeden hastanın anksiyetesini gidermek ve spontan remisyonun ortaya çıkmasını beklemek daha uygundur. Gördüğüm iki vakada değişken kimliğe erişmeyi başaramamıştım. Spontan bir entegrasyon olup olmadığından ya da benim çabalarımla bir düzelme sağlandığından emin olamadım.

Birincil kimliğe erişimin sağlanmasının ardından hipnoz hafızadaki kaçırılan peryodların düzeltilmesi için kullanılabilir. Fügler sıklıkla derin ruhlailişkin çatışmayla bir arada olduğundan hastanın psikodinamiklerini hipnoterapi yoluyla araştırılması ve egonun inşası gibi tekniklerin kullanılması önerilir.

Füglere ilişkin modern kaynak kısıtlıdır ve hipnozun kullanımına ilişkin çok az sistematik ve anekdotsal bilgi bulunmaktadır.

DİSOSİYATİF KİMLİK BOZUKLUĞU

DKB’nun tedavisi konuya ilişkin kaynakların ana konusunu oluşturur. kaynakların çoğunda hipnoza bir atıfta bulunulmuştur. Yazar tarafından (Kluft, 1992a,b) ve daha yakın zamanda Phillips ve Frederick (1995) tarafından hipnotik yaklaşımlar çok sayıda makaleye dayanarak özetlenmiştir. DKB kimlik, bilinç ve hafıza ile ilgili değişiklik ve bozuklukları içerir. İdeal olarak tedavi farklı şahsi kimlikleri entegre ederek bütünleşmiş bir kimlik duygusuna erişmesi konusunda hastaya yardımcı olmayı esas almalıdır. Bunun yanısıra, “burada ve şimdi” ilkesi bağlamında daha net bir kimlik geliştirerek amnezi peryodlarının çözümlemelidir.

DKB için yukarıda tanımlanan üçlü model daha kompleks modeller arasında kaynaklarda daha fazla öne çıkmaktadır. Mesela Kluft (1991) tarafından öne sürülen model dokuz evre tanımlar: (a) terapinin tesis etme, (b) hazırlayıcı görüşmeler, (c) hikaye alma ve haritalama, (d) travmanın metabolizması, (e) entegrasyona doğru hareket, (f) entegrasyon/çözme, (g) yeni baş etme yeteneklerin öğrenilmesi, (h) kazanımların şekillendirilmesi ve (i) izleme. Herman’ın (1992) güvenirlik evresi ise şunları içerir: (a), (b), (c); (d) nin hatırlanması ve matemi ve (e) den (i) ye kadar olan evreleri ihata eden yeniden bağlanma.

Bir hasta a dan c ye kadar olan evrelere erişemediğinde travmaya ilişkin sistematik süreçte diğer aşamalara geçmemelidir. Travmatik materyale ulaşılmasının ardından ilerlemenin uygun olmadığı hastalarda hazırlık aşaması için yıllarca beklemek gerekebilir. Buna ilişkin kararlar konusunda bir yönerge de bulunmaktadır (Kluft, 1997c).

Hipnoterapötik görüşmelerin çoğunluğunu Tablo 13.1 de yer almaktadır.

Tablo 13.1. DKB da hipnotik olarak kolaylaştırılmış teknikler

1    Alterlere erişme

2    Alter substitüsyonları

3    Rekonfigürasyonlar

4    İdeomotor sorgulama

5    Sığınma provizyonu

6    Yoğunlaşmış afektin by-pass edilmesi ya da azaltılması

7    Slow-leak teknikleri

8    Azaltma abreaksiyonları

9    Fraksiyone abreaksiyonlar

10  Kolaylaştırıcı abreaksiyonlar

11  Öyküsel veri elde edilmesi

12  Zaman hissi değişimleri

13  Uzaklaştırıcı manevralar

14  Kolaylaştırıcı entegrasyonlar

15  Alterlerin geçici birleştirilmesi

16  Entegrasyon ritüelleri

17  Yeniden kontrol protokolleri

18  Semptom rahatlatma ve değiştirme

19  Otohipnoz öğretimi

20  Baskılayıcı ölçümler

21  Trans

22  Relaps önlenmesi

Bu tekniklerin çoğunun sabitlenmesini sağlamaya yönelik olduğunu ve masif gerileme olmaksızın abreaktif olarak çalışmanın mümkün olduğunu belirtmek önemlidir. Modern pratikler alterlerin bir araya getirilmesinden elde edilecek kazanımları ve bunların etkileriyle ilişkili semptom ve davranışlardaki rahatlamayı temel alarak alterlere ulaşılmasına ilişkindir. Buna karşın tehlikeli veya rahatsız edici semptom araştırma dışında travmatik materyal ile daha az ilişkilidir.

Alterlere ulaşmak çok önemlidir. Çünkü ek alterler çoğunlukla klinisyen tarafından bilinmeyebilir. Bir altere ulaşıldığında diğer bir alterle yer değiştirme istenebilir. Hasta bir alterin varlığıyla kaotik ve zihni o alterlerin duygularıyla empoze olmuş olabilir. Alterlerle yeniden bir konfigürasyon oluşturmak acı veren etkiyi uzaklaştırmak bakımından önemlidir ve geçişler arasında uyunması dekompansasyonu önlemede etkilidir.

Alterleri birbirleriyle konuşabilme durumuna getirmek disosiyatif bari yerleri kırmak konusunda bir fırsat verir ve daha az gerilime yol açar. Bu durum entegrasyon sürecinin daha az tehdit edici olması anlamına gelir ve Fine’nin (1991) bilişsel yaklaşımıyla örtüşür.

Tüm bunlara karşın, DKB olan hastaların tedavisinde hipnozun faydalılığını basit bir şekilde tartışmak zordur.

DEPRESONALİZASYON BOZUKLUĞU

Depersonalizasyon son derece yaygın bir psikiyatrik belirtidir. Bu nedenle öncelikli olarak hastada var olanın depersonalizasyon bozukluğu mu yoksa yalnızca bir belirti mi olduğunun belirlenmesi çok önemlidir. Depersonalizasyon bozukluğunun tedavisine ilişkin kaynak bilgisi daha ziyade anektodal bildirimlere dayanmaktadır. Kluft (1987) iki kategorili bir yaklaşım önermiştir. Bunlardan birincisi hipnoza yatkınlığı yüksek olan hastalarda olduğu gibi disosiyatif yönelimli durumda olanlar, diğeri ise kişiyi duyguları ve bedenini bir arada tutan bağlantıdan ayrı tutan obsesif ve diğer savunma düzeneklerinin işin içinde olduğu durumda olanlardır. Bunlardan ikincisi hipnoza yatkınlığı geniş bir aralık içinde olup esasında iyi hipnotik olmayan denekleri içerir. İlk grupta direk hipnotik görüşmeler, ikinci grupta ise hipnoanalitik ve Ericksonian stratejiler daha önceliklidir.

Hipnoza yatkınlıkları yüksek olan hastalarda tek bir seansla bile semptomlar ortadan kalkabilir. Kişiye oto hipnozla semptomlarını gidermesi öğretilebilir. Örneğin bir bayan hastada depersonalizasyon deneyimi sırasında hipnotik rahatlama semptomlarını gidermesi öğretilmişti. Kişi ve kendisi arasında var olan bağlantının yeniden sağlanması öğretilebilir.

DİSOSİYATİF TRANS BOZUKLUĞU

Bu tanı kategorisi hem bilinçteki geçici belirgin değişmeleri hem de kimlik kaybını içeren bir kategoridir. Sıklıkla travma ve aşırı stresle ilişkilidir. Kontrendikasyonu yoksa hipnoz oldukça başarılıdır. Otohipnoz egsersizileri öğretilir. Spontan transa girerken ya da çıkarken gerilimi nasıl azaltabileceği hastaya öğretilir. Bu dış kaynaklı kontrol yerine iç kaynaklı kontrol hissinin kazanılmasını sağlar. Hasta kontrol ve gücünün arttığını gördükçe spontan ya da tetiklenmiş trans durumlarına karşı daha güçlü bir kontrol duygusu taşır.

Trans ya da tutulum durumu geçici olduğunda tetikleyici etkenlerle mücadele etmek kültürel etkenlere daha fazla bağımlı tekniklerin uygulanması önemlidir. Tekrarlayıcı ya da süreğen olduğunda ise DKB’nda kullanılan tekniklerin kullanılması uygundur.

SONUÇ

Hipnoz DD olan hastalarda belirgin derecede faydalı bir yöntemdir. Bununla birlikte kontrendikasyonlar dikkate alınmalıdır. Gelişen olumsuzluklara rağmen, özellikle anılardaki haberlerin güvenilirliği konusunda, bunlar disosiyatif bozukluklarda tedaviyi hızlandırır.

REFERANSLAR

Allison, R. B. (1974). A new treatment approach for multiple personalities. Am. J. Clin. Hypn., 17, 15-32.Alpert, J. L. (Ed.) (I995a). Sexual Abuse Recalled: Treating Trauma in the Era of the Recovered Memory Debate. Northvale, NJ: Aronson. Alpert, J. L. (1995b). Criteria: Signposts toward the sexual abuse hypothesis. In J. L. Alpert (Ed.), Sexual Abuse Recalled: Treating Trauma in the Era of the Recovered Memory Debate (pp. 363-396). Northvale, NJ: Aronson. American Psychiatric Association (1994). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 4th edn. Washington, DC: American Psychiatric Association. Appelbaum, P. S. & Guthcil, T. G. (1992). Clinical Handbook of Psychiatry and the Law, 2nd edn. Baltimore, MD: Williams & Wilkins. Bliss, E. L. (1984). Spontaneous self-hypnosis in multiple personality disorder. Psychiat. Clinics N. America, 7, 135-148. Bliss, E. L. (1986). Multiple Personality, Allied Disorders and Hypnosis. New York: Oxford University Press.Boon, S. & Draijer, N. (1993). Multiple Personality Disorder in the Netherlands. Amster­dam: Swets and Zeitlinger. Braun, B. G. (1983). Psychophysiologic phenomena in multiple personality and hypnosis. Am. J. Clin. Hypn., 26, 124-137.Braun, B. G. (1988). The BASK (behavior, affect, sensation, knowledge) model of dissocia­tion. Dissociation, 1(1), 4-23. reuer, J.  &  Freud,  S.  (1955).  Studies on hysteria.  In  The Standard Edition of the Psychological Works of Sigmund Freud,   Vol. 2, ed. and trans. J.  Strachey. London: Hogarth. (Original work published 1893-1895.) Brown, D. (1995a). Pseudomcmorics, the standard of science, and the standard of care in trauma treatment. Am. J. Clin. Hypn., 37, 1-24. Brown, D. (1995b). Sources of suggestion and their applicability to psychotherapy. In J. L. Alpert (Ed.), Sexual Abuse Recalled:  Treating Trauma in the Era of the Recovered Memory Debate (pp. 61-100). Northvale, NJ: Aronson. Brown, D., Schcflin, A. & Hammond, D. C. (1997). Memory, Trauma Treatment and the Law. New York: Norton.Coons, P. M. (1992a). Psychogcnic amnesia: A clinical investigation of 25 cases. Dissocia­tion, 5, 73-79. Coons, P. M. (1992b). Dissociative disorder not otherwise specified: A clinical investigation of 50 cases with suggestion for typology and treatment. Dissociation, 5, 187-195. Coons, P. M. (1994). Confirmation of childhood abuse in childhood and adolescent cases of multiple personality disorder and dissociative disorder not otherwise specified. J. Nerv. Ment.Dis., 182,461-464. Coons, P. M. & Milstcin, V (1986). Psychoscxual disturbances in multiple personality: Characteristics, etiology, and treatment. J. Clin. Psychiat., 47, 106-110. Despinc, A., Sr (1840). De I’emploi du magnetisms animal et des eaux minerales dans le tfaitement des maladies nerveitses, suivi d’une observation tres curieiise de gnerison clenevropathie. Paris: Germcr, Bailliere. Pagan, J. & McMahon, P. P. (1984). Incipient multiple personality in children: Four cases. J.Nerv. Ment. D/s., 172, 26-36. Fine, C. G. (1991). Treatment stabilization and crisis prevention: Pacing the therapy of the multiple personality disorder patient. Psychiat. Clinics N. America, 14, 661-676. Frischholz, E. J., Lipman, L. S., Braun, B. G. & Sachs, R. G. (1992). Psychopathology, hypnotizability, and dissociation. Am. J. Psychiat,, 149, 1521-1525. Hammond, D. C., Garver, R. B., Mutter, C. B., Crasilneck, H. B., Frischholz, E., Gravitz, M. A., Hibler, N. S., Olson, J., Scheflin, A., Spiegel, H. & Wester, W. (1995). Clinical Hypnosis and Memory: Guidelines for Clinicians and for Forensic Hypnosis. Chicago:American Society of Clinical Hypnosis Press.Herman, J. L. (1992). Trauma and Recovery. New York: Basic Books.Hornstcin,   N.   L.   &   Putnam,   F.   W.   (1992).   Clinical  phenomenology  of child  and adolescent multiple personality disorder. J. Am. Acad.  Child Adolesc.  Psychiat., 31, 1055-1077. Janet, P. (1965). The Major Symptoms of Hysteria. New York: Hafncr. (Original work published in 1907). Kluft, R.  P.  (1982).  Varieties of hypnotic  interventions in the treatment of multiple personality disorder. Am. J, Clin. Hypn., 24, 230-240. Kluft, R. P. (1984). Treatment of multiple personality disorder. Psychiat. Clinics N. America, 7,9-29. Kluft, R. P. (1986a). Personality unification in multiple personality disorder: A follow-up study. In B. G. Braun (Ed.), Treatment of Multiple Personality Disorder, (pp. 29-60). Washington DC: American Psychiatric Press. Kluft, R. P. (1986b). Preliminary observations on age regression in multiple personality disorder patients before and after integration. Am. J. Clin. Hypn., 28, 147-156. Kluft, R. P. (1987). Dissociative disorders. In I A. Talbott, R. E, Hales & S. C. Yudofsky (Eds), American Psychiatric Press Textbook of Psychiatry (pp. 557-586). Washington DC: American Psychiatric Press. Kluft, R. P. (J988a). On treating the older patient with multiple personality disorder: ‘Race against time’ or ‘make haste slowly.’ Am. J. Clin. Hypn., 30, 257-266. Kluft, R. P. (1988b). Autohypnotic resolution of an incipient relapse in an integrated multiplepersonality disorder patient: A clinical note. Am. J. Clin. Hypn.,31, 91-96. Kluft, R. P. (1989). Playing for time: Temporizing techniques in the treatment of multiple personality disorder. Am. J. Clin. Hypn., 32, 90-98. Kluft,  R.  P.  (1990).  An abreactivc technique; A vigorous abreaction technique;  The fractionated abreaction technique; The slow leak technique. In D. C. Hammond (Ed.), Handbook of Hypnotic Suggestions and Metaphors (pp. 526-530). New York: W. W. Norton. Kluft, R. P. (1991). Multiple personality disorder. In A. Tasman & S. M. Goldfinger (Eds), American Psychiatric Press Review of Psychiatry, Vol. /O, (pp. 161-188). Washington DC: American Psychiatric Press. Kluft, R. P. (1992a). Hypnosis with multiple personality disorder. Am. J. Prevent. Psychiat. Neurol.,3, 19-27. Kluft, R. P. (I992b). The use of hypnosis with dissociative disorders. Psychiat. Med., 10, 31 -46.  Kluft, R. P. (1993a). Treatment of dissociative disorder patients: An overview of discoveries, successes, and failures. Dissociation, 6, 87-101. Kluft, R. P. (1993b). Clinical approaches to the integration of the personalities. In R. P.Kluft & C. G.  Fine (Eds),  Clinical Perspectives on Multiple Personality Disorder,(pp, 101-133). Washington, DC: American Psychiatric Press. Kluft, R. P. (1995a). New emphases in the use of hypnosis in the treatment of multiple personality disorder. In G. D. Burrows & R. Stanley (Eds), Contemporary International Hypnosis, (pp. 69-80). Chichcster, UK: Wiley. Kluft,  R.   P.   (1995b).  The  confirmation and  disconfirmation of memories  of abuse in dissociative identity disorder patients: A naturalistic clinical study. Dissociation, 8, 253-258. Kluft, R. P (1995c). Current controversies surrounding multiple personality disorder. In L. Cohen, J. Bcrzoff & M. Elin (Eds), Dissociative Identity Disorder, (pp. 347-377). Northvale, NJ: Aronson. Kluft, R. P. (1996). Treating the traumatic memories of patients with dissociative identity disorder. Am. J. Psychiat., 153, 103-110, Festschrift Supplement.Kluft, R. P. (1997a). The argument for the reality of the delayed recall of trauma. In P. S. Appelbaum, L. Uychara, & M. Elin (Eds), Trauma and Memory: Clinical and Legal Issues, (pp. 25-57). New York: Oxford University Press.Kluft, R. P. (1997b). Overview of the treatment of patients alleging that they have suffered ritualized or sadistic abuse. In G. A. Fraser (Ed.), The Dilemma of Ritual Abuse: Cautions and Guides for Therapists, (pp. 31-63). Washington DC: American Psychiatric Press. Kluft, R. P. (1997c). On the treatment of traumatic memories of DID patients: Always? Never? Sometimes? Now? Later? Dissociation, 10, 80-90. Kluft, R. P. (in press). The management of abrcactions. In J. Turkus & B. Cohen (Eds), Dissociative Identity Disorder: Continuum of Care (in press). Northvale NJ: Aronson. Knudsen, II,, Haselrud, J., Boc, T., Draijcr, N. & Boon, S. (1995). Prevalence of dissociative disorders in a Norwegian general psychiatric department (inpaticnts and daycare). In 0. van dcr Hart, S. Boon & N. Draijer (Eds), Proceedings of the Fifth Annual Spring Meeting of the International Society for the Study of Dissociation, (p. 79). Amsterdam: Interna­tional Society of Dissociation. Nash, M. R. (1994). Memory distortion and sexual trauma: The problem of false negatives and false positives. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 42, 346-362. Ornc, M. T. (1979). The use and misuse of hypnosis in court. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 27, 311-341. Phillips, M. & Frederick, C. (1995). Healing the Divided Self: Clinical and Ei’icksonian Hypnotherapy of Post-traumatic and Dissociative Conditions. New York: W. W. Norton. Putnam, F. W. (1985). Dissociation as a response to extreme trauma. In R. P. Kluft (Ed.), Childhood Antecedents of Multiple Personality, (pp. 37-67). Washington DC: American Psychiatric Press. Putnam, F. W. & Loewcnstcin, R. J. (1993). Treatment of multiple personality disorder: A survey of current practices. Am. J. Psychiat., 150, 1048-1052. Ross, C. A.  (1991).  Epidemiology of multiple personality  disorder and  dissociation. Psychiat. Clin. N. America, 14, 503-518. Ross, C. A. & Norton, G. R. (1989). Effects of hypnosis on features of multiple personality disorder. Am. J. Clin. Hypn., 32, 99-106. Ross, C. A., Norton, G. R, & Fraser, G. A. (1989). Evidence against the iatrogcnesis of multiple personality disorder. Dissociation, 2, 61-65. Saxe, G. N., van der Kolk, B., Berkowtiz, R., Chinman, G., Hall, K., Lieberg, G. & Schwartz, J. (1993). Dissociative disorders in psychiatric inpatients. Am. J. Psychiat., 150, 1037-1042.Schactcr, D. L. (1996). Searching for Memory. New York: Basic Books. Schooler, J. W. (1994). Seeking the core; The issues and evidence surrounding recovered accounts of sexual trauma. Conscious. Cogn., 3,452-469. Spanos, N. P., Wcckes, J. R. & Bcrtrand, L. D. (1985). Multiple personality: A social psychological perspective. J. Abnorm. Psycho!., 94, 362-376. Spanos, N. P., Weekes, J. R., Mcnary, E. & Bcrtrand, L. D. (1986). Hypnotic interview and age regression procedures in the clicitation of multiple personality symptoms: A simula­tion study. Psychiat., 49,298-311.Spiegel, D. (1986). Dissociating damage. Am. J, Clin. Hypn., 29,123-131. Spiegel, D. (1991). Dissociation and trauma. In A. Tasman & S. M. Goldfinger (Eds), American Psychiatric Press Review of Psychiatry, Vol. 10 (pp. 261-276). Washington DC: American Psychiatric Press. Spiegel, D. & Schcflin, A. W. (1994). Dissociated or fabricated: Psychiatric aspects of repressed memory in criminal and civil cases. Int. J. Clin. Exp. Hypn., 42,411-432. Spiegel, H. & Spiegel, D. (1978). Trance and Treatment. New York: Basic Books, van dcr Kolk, B. A. (1995). The body, memory , and the psychobiology of trauma. In J. L. Alpert (Ed.), Sexual Abuse Recalled: Treating Trauma in the Era of the Recovered Memory Debate, (pp. 29-60). Northvale, NJ: Aronson.van dcr Kolk, B. A. & Fisler, R. (1995). Dissociation and the fragmentary nature of traumatic memories: Overview and exploratory study../ Traum. Stress, 8, 505-525. Watkins, J. G. (197!). The affect bridge: A hypnoanalytic technique. International J. Clin Exp.Hypn.,l9,2\-27.Watkins, J. G. & Watkins, H. H. (1997). Ego States: Theory and Therapy. New York: Norton. Williams, L. M. (1994). Recall of childhood trauma: A prospective study of women’s memories of sexual abuse. J. Consult. Clin.Psychot.,61t 1167-1176.

Print Friendly

Yorumlar


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!