DİŞ HEKİMLİĞİNDE HİPNOZUN KULLANILMASI
A. GİRİŞ
Diş hekimliğinde hipnozun kullanımını
ifade eden "HİPNODONTİ"in uzun bir tarihi vardır.
Hipnozun diş hekimliğinde yaygın bir kullanım alanı vardır.
İlk başta da diş problemlerine bağlı ortaya çıkan akut ve
kronik ağrıların tedavisinde kullanılmaktadır. Diş hekimleri
günlük çalışmalarında, hipnotik telkinler yardımı ile yeni
yeni ilginç kullanım alanları geliştirmektedirler.
Diş hekimliği literatüründe konu ile
ilgili çok geniş araştırma, makale ve kaynak bulmak mümkündür.
Son on yılın literatürü içinde toplayan "Dünyada Hipnoz
- Makale Özetleri" kitabımızda da görüleceği gibi, hipnodonti
ile ilgili son on yılda bir çok araştırma ve makale yayınlanmıştır.
1980 öncesi dönemde göze çarpan çalışmalar arasında Badra
(1961), Bernick (1972), Bodecker (1956), Cheek ve LeCson (1968),
Crowder (1965), Damseaux (1959), Drewer (1961), Golan (1975),
Hortland (1966), Kornfield (1988) Klopp (1975), McAmmond (1971),
Mason (1960), Owens (1970), Roston (1975), Scott (1968), Secter
(1965), Shaw (1958), Thompson (1963), Wald ve Kline (1955)
Konu ile ilgili ilk çalışmalar Burgess
(1952) tarafından başlatılmıştır. Bu çalışmaları da diş hekimliği
psikolojisi ile hipnoz arasındaki köklü ilişkiye değinilmiştir.
HİPNODONTİK terimini literatüre tanıtan kişi Moss (1956) olmuştu.
Bu terimi tanımlarken; Diş biliminde hipnozun kullanımı ve
yararlılıklarını ihdas eden bir dal olduğunu söylemiştik.
Ayrıca diş hekimliği pratiklerinde kullanılan telkin ve diğer
yöntemleri de bu kapsamın içinde mütalaa etmiştir.
Konu ile ilgili dikkate değer ilk kitap
1950 ve 1958 yılında yayınlanmıştır. Stolzenberg tarafından
yayınlanan 1950 tarihli bu kitap "Psychosomatics and
Sugestion Therapy in Dentistry" ismi ile basılmıştır.
1958 yılında Shaw tarafından yayınlanan diğer kitabın ismi
ise "Clinical Applications of Hypnosis in Dentistry"
dır. Show'a göre diş hekimliği pratiklerinde ciddi hipnoz
indüksiyon tekniklerine ihtiyaç kalmadan, basit telkinler
vasıtası ile bir çok dental işlem yürütülebilmektedir. Ancak
daha ciddi ve komplike problemleri olan bazı hastalarda hipnotik
indüksiyon yöntemi tercih edilmelidir.
Ament (1955) yayınladığı bir
çalışmasında hipnozun dental pratiklerde kullanılması ile
ilgili olarak ilginç bir yaklaşım getirmiştir. "Time
Distortion" uygulaması ile, koltukta pratik için saatlerce
kalmak zorunda kalan hastalara bu süre kısaltılmaktadır. Hasta
hipnotik transa alınmakta ve zamanın çok çabuk geçtiği konusunda
verilen telkinler ile hastanın uzun pratik zamanını çok kısa
algılaması temin edilmektedir. Hastanın pratik işlemleri bittiğinde
transtan çıkartılmakta ve hastaya ne kadar süre geçtiği sorulmaktadır.
Hastalar işlem süresinin çok kısa sürdüğünü ve çok rahat ettiklerini
ifade etmektedirler.
Diş gıcırdatması genellikle gece uykusunda
veya alkolün etkili olduğu dönemler boyunca ortaya çıkan ciddi
bir problemdir. Bilinç altındaki dürtülerden oluşan bu diş
gıcırdatmaları sonucunda sağlıklı dişler tahrip olur, mine
tabakaları zedelenerek hastalıklı bir diş takımı oluşur.
"Briksizm" olarak adlandırılan
diş gıcırdatması bilinçaltındaki stress ve gerilimin bir nevi
ifadesidir. Uykuda iken bu gerilim ve sıkıntı kendini bu şekilde
ortaya koyar. Hipnoz altında iken sağlanan derin solunum çalışmaları,
hastaların bir kısım stress ve gerilimlerini atmak için yeterli
olmaktadır. Bazen de direk baskılama yöntemi şeklinde verilen
telkinler vasıtasıyla semptomlar kontrol altına alınabilmektedir.
Direk baskılama yöntemi bilinçaltındaki gerilim nedenleri
veya olayı ortaya çıkaran gerçek nedenler tesbit edilemediğinde
uygulanmalıdır.
Bazı vakalarda semptom değiştirme uygulanabilir.
Diş gıcırdatması olan hastalara posthipnotik telkinler ile,
diş gıcırdatması yerine el parmaklarını herhangi bir yere
vurma ve fiskeleme şeklinde semptom ikame edilebilir. Veya
daha başka uygun bir alternatif semptom bulunabilir.
Bazı vakalarda ise otohipnoz ve ototelkin
yöntemi kullanılmaktadır. Uyku zamanı geldiğinde hastalar
kendi kendilerine ototelkin vererek, dişlerini gıcırdatmıyacaklarını
telkin eder ve uyurlar. Uyku süresince dişlerini gıcırdatmadıkları
tesbit edilmiştir.
Bazı vakalarda kişiler hipnotik transa
alınmakta ve bir müddet sonra telkin ile normal uykuya geçmesi
sağlanmaktadır. Hasta normal uykuya geçtikten sonra diş gıcırdatması
başlamaktadır. Bu hastalar hemen uyandırılmakta ve diş gıcırdatması
kesilmektedir. Ardından tekrar uyumalarına izin verildiğinde,
diş gıcırdatmasının süratli bir şekilde tedavi olduğu gözlemlenmiştir.
Kuhne (1959) ve Sinyer (1960) hasta
ile hekim arasındaki psikolojik süreçleri ve karşılıklı ilişkileri
incelemiştir. Singer özellikle Adler tarafından geliştirilen
bazı teknikler üzerinde durmuştur.
Secter (1960) hipnozun diş hekimliğinde
kullanım alanlarını göstermiş ve özellikle öğürme ve geğirme
refleksinin tedavisinde hipnozun kullanımını göstermiştir.
Hipnoz geğirme ve öğürme refleksinin kontrolünde kıymetli
bir yöntemdir. Konu ile ilgili bir çok çalışma yapılmıştır.
Bunlar arasında Ament (1971) Chastain (1965), Stolzenberg
(1959-1961), Wegand (1972) sayılabilir. Barlett (1971) direk
telkin vasıtası ile öğürme refleksinin önüne geçilebileceği
belirtilmiştir.
Bilindiği gibi ağzı çok hassas kişilerde
normal dişlere karşı bile bir öğürme duygusu oluşmaktadır.
Bu tip hastaların muayenesinde herhangi bir organik neden
bulunamamıştır. Ayrıca çeşitli diş protezleri ve apareyleri
kullanan bazı hastalarda da durum aynıdır. Bunlarda da dayanılmaz
bir öğürme refleksi başlayabilmektedir.
Konunun daha da vüzuha kavuşabilmesi
için bir vaka takdimi yapmakta yarar vardır. Crasilneck (1971)
ten naklettiğim bu vakada hastamız otuz yaşlarında, iki çocuk
annesi, evli bir bayandır. Hastamızın dişleri ileri derece
bir hassasiyete sahiptir. İlkokuldan bu tarafa dişlerine dışardan
gelebilecek herhangi bir uyarı çok rahatsızlık vermektedir.
Bu nedenle dişlerini fırçalamak ve temizlemek hemen hemen
imkansız bir hale geliyordu. Zaman zaman almak zorunda kaldığı
soğuk ve sıcak içeceklere tahammül edemiyordu. Her türlü farklı
uyarı hastayı rahatsız ediyordu.
Hasta tüm bu şikayetlerden kurtulmak
ümidiyle hipnoterapi ile tedavi olmak istiyordu. Hasta bu
hassasiyeti nedeni ile diş kürdanı, diş ipi gibi temizleyici
şeyler de kullanamıyordu. Tüm bunların yanında hastanın dişlerine
cerrahi bir müdahale yapılmak zorunluluğu da ortaya çıkmıştı.
Cerrahi öncesi muayenenin yapılması ve cerrahi sonrası oluşacak
ağrıyı düşünmesi bile hastayı ileri derecede rahatsız ediyordu.
Bu düşünceler altında hasta yüksek bir gerilim içine giriyor
ve depresyona eğilim gösteriyordu. Hastanın ağzı ve dişleri
ile ilgili sahip olduğu stress ve reaktif depresyon haricinde
herhangi bir psikolojik sıkıntısı ve rahatsızlığı olmadığı
gözleniyordu. Tüm bu şartlar altında, samimi bir dille diş
doktoruna şöyle diyordu: "Dişçiye gitmektense bir bebek
doğurmayı tercih ederim. Bebek doğurmak bu işlemin yanında
benim için daha kolay gelmektedir." Hasta ile yapılan
görüşmeden sonra hastaya hipnodonti çalışması yapılmaya karar
verildi.
|