Akıl ile sohbet

  • Yazan:Berat Alanyalı
  • Zamanın içinde savur beni. Önceye ve sonraya. Geceye ve gündüze. Sen ki sahip olduğum en büyük güç ve sınırsızlığına inandığımsın. Uçurum kıyıları da sendedir, ana kucağının koruyuculuğu da. Ateş de sendedir rüzgâr da. Sorular da sendedir, yanıtlar da. Beni kendinle sınarsın, bilirim. Bilirsin, sen varsan ilerleyebilirim. Savur beni aklım, ama terk etme. Terk etme ki, sunduğun değerleri doğru seçebileyim.
  • Sana dürüstlüğü sundum, insan! Duru sabahlar gibi aydınlık, bahar dalları gibi sevinç veren… Onu seçersen, ışıklıdır yolun. En karanlık gecede bile yüreğinde binlerce yıldızla yürürsün. Dürüstlük, iç rahatlığının kalbidir. Ancak sonsuz bir bahar vaat etmez; çünkü o, keskin bir bıçaktır aynı zamanda. Kimi zaman, incecik sırtında desteksiz yürümeni ister senden. Ve o, tereddütlü adımları sevmez. Geçmeyi başardığındaysa, başına geleceklere hazır ol:  Çünkü o öyle keskindir ki, kalabalıklarla arandaki bağı kesip atabilir. Yapayalnız kalırsın. Gerçeği, daima gerçeği dile getirdiğinde, bazen kaybedeceksin. İşini, eşini, çevreni, hatta belki de hayatını… Ama kazanacağın onur, yaşamından değerlidir. Kat ettiğin yolun öte yanında, bıçak sırtlarını senden önce geçmiş onurlu insanlar seni bekleyecektir, içleri rahat ve gözlerini kimseden kaçırmayan insanlar. Onların sayıca daha az olmalarına bakma. Tarih, iki yandakileri de yazar; ancak beridekileri adlarıyla, ötedekileri zaaflarıyla anar. O her zaman çift taraflı bir bıçaktır. Sırtından yeni bir insan geçmeyi her başardığında, o, diğer tarafıyla onursuzluktan bir parça yontar. Bu yüzden her geçiş, insanlık adına bir yüceliştir. Fakat dikkat et! Yolun dürüstlükse, bir tehlike daha bekleyecektir seni: Hoyratlık. O, kabalığın ellerinde parçalanan bir sırça kolyedir. İncelikle işlenmesi, sabrın fırınlarında pişirilmesi gerekir. Hoyratça kullanırsan, tuz buz olur, hiçbir işe yaramaz. Ve onu bir kez boynuna taktığında hiç kaybetmemelisin.
  • Savrulduğum bu yerden senin gücünle geçtim. Boynumdaki kolyeyi sadakatle korumayı seçtim. Aklım, bir kez daha yanıtla beni, nedir kolyemin altında atan bu damar?
  • O, şahdamarındır; can suyunun aktığı yer… Yani dostluk; sana sunduğum bir başka değer… O varsa güçlenir, yoksa solarsın. Şahdamarı gibi yaşamsal ve ölümcüldür dostluk. Kesip atarsan, kan kaybedersin; çünkü kapanmaz yarası şahdamarının. Unutamayacağın zamanlarda bağışlamayı dene. Bu, kanayan yarana tek pansumandır. Yoksa, kökleri kesilmiş bir ağaç gibi kurursun. Ve daha yeğdir, karaçalılardan başka ot bitmeyen çorak topraklardansa, bereketli bahçelerde dolaşmak. Dostluğun bahçeleri, binbir meyve ağacıyla donanmıştır. Kimisinden sevgiyi, kimisinden bilgiyi, kimisinden destek olmanın/destek almanın hazzını devşirirsin. Dürüstlükle çapalar, sadakatle ışıtır, güvenle sularsın. O bahçede zaman zaman ayağına batan dikenler, sana öğretmek içindir. Öğrenmeyi dene. Yanlış dalları gelişigüzel kırma, budamanın mevsimi vardır. O fidanları kendin geçirmedin mi kapılarından, kendi ellerinle dikmedin mi kendi toprağına? Sabrı dene. Toprağını kendi değerlerinle belle ve iç rahatlığıyla bekle. Hasat, özlediğin tatları sunacaktır sana.  Ve ömrün, başka bahçeleri yeni baştan kurmak ve bilmediğin toprakların bereketini beklemek için çok uzun değildir. Bir daha dene. Ve yanılmak istemiyorsan, boynunda o sırça kolyeyi taşımayanları alma bahçene…
  • Aklım! Dürüstlük ve dostluk, seçtiklerimdir. Ve sayende bahçem, bereketlidir. Sadakat, dedin; atalet ve uykuya benzemez mi o?
  • Bir köpeğin sorgusuz sadakatinden çok farklıdır insanın sadakati. Ne koşulsuz tâbi olmaya benzer ne tembelliğe. İnsanınki kutsaldır; vefayla, emekle, iradeyle dokunmuştur. Sadakat üzerine kafa yoruyorsa bir insan, dikkat et, sadakatsizlik de yakınlarda bir yerde demektir. Ve kişi, o sırada kavuran bir çölden susuz, gölgesiz geçmektedir. Çünkü yoksunluğun evlâdıdır sadakatsizlik, ama çaresi değil. Sen o çölde seraplara koşanlardan değil, çölü sükûnetle geçenlerden ol. O yol, nefsini sınayarak gerçek ihtiyaçlarını tanıdığın ve içsel kaynaklarını keşfederek sınırlarını genişlettiğin bir güzergâh olsun. Her çölün sonunda gerçek bir vaha olduğu bilgisiyle ilerle. İhtiyaçlar değişir, algılar değişir; hırslar geçer, öfkeler durulur ve hazlar uçup gider. Hepsinin de dizginleri sendedir… Kalıcı olan, kendi kaynaklarındır, keşfettiğin. Sadakat, başarıya götürür. Ve sonuçta ihanet etmemiş olman, en çok kendin için anlamlıdır. Dürüstlük ve dostluğa, sadakat yaraşır. Üçü bir olur, iç rahatlığına varır.
  • Zorlu bir yol! Bir o kadar da gidilesi…
  • O, herkesin varmak istediği yerdir. Ancak hak edenleri alır yeryüzündeki cennetine. O güvenli kucak, kendini sunmadan önce türlü şeylerle sınar kişiyi. Zahmetlidir yolu; bıçak sırtlarını geçebilmenin deneyimini, sırça kolyeyi taşımanın zarafetini, hasadı beklemenin sabrını ve kızgın çölü içsel pınarlarının serinliğiyle aşabilmenin bilgisini ister senden. Bu sınavları verdiysen, açıktır yolun. Kucağını açar ve seni sonsuza dek sarmalar. Işıyan bir tebessüm gibi yaşarsın. İç rahatlığı, hayatın en değerli armağanıdır, çünkü. Mutluluk; dürüstlük, dostluk, sadakat ve iç rahatlığındadır çünkü…
Print Friendly, PDF & Email

Yorumlar


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!