|
AKIL İLE SOHBET
-
Zamanın içinde savur beni. Önceye ve sonraya.
Geceye ve gündüze. Sen ki sahip olduğum en büyük güç ve
sınırsızlığına inandığımsın. Uçurum kıyıları da
sendedir, ana kucağının koruyuculuğu da. Ateş de
sendedir rüzgâr da. Sorular da sendedir, yanıtlar da.
Beni kendinle sınarsın, bilirim. Bilirsin, sen varsan
ilerleyebilirim. Savur beni aklım, ama terk etme. Terk
etme ki, sunduğun değerleri doğru seçebileyim.
-
Sana dürüstlüğü sundum, insan! Duru sabahlar gibi
aydınlık, bahar dalları gibi sevinç veren... Onu
seçersen, ışıklıdır yolun. En karanlık gecede bile
yüreğinde binlerce yıldızla yürürsün. Dürüstlük, iç
rahatlığının kalbidir. Ancak sonsuz bir bahar vaat
etmez; çünkü o, keskin bir bıçaktır aynı zamanda. Kimi
zaman, incecik sırtında desteksiz yürümeni ister senden.
Ve o, tereddütlü adımları sevmez. Geçmeyi
başardığındaysa, başına geleceklere hazır ol: Çünkü o
öyle keskindir ki, kalabalıklarla arandaki bağı kesip
atabilir. Yapayalnız kalırsın. Gerçeği, daima gerçeği
dile getirdiğinde, bazen kaybedeceksin. İşini, eşini,
çevreni, hatta belki de hayatını... Ama kazanacağın
onur, yaşamından değerlidir. Kat ettiğin yolun öte
yanında, bıçak sırtlarını senden önce geçmiş onurlu
insanlar seni bekleyecektir, içleri rahat ve gözlerini
kimseden kaçırmayan insanlar. Onların sayıca daha az
olmalarına bakma. Tarih, iki yandakileri de yazar; ancak
beridekileri adlarıyla, ötedekileri zaaflarıyla anar. O
her zaman çift taraflı bir bıçaktır. Sırtından yeni bir
insan geçmeyi her başardığında, o, diğer tarafıyla
onursuzluktan bir parça yontar. Bu yüzden her geçiş,
insanlık adına bir yüceliştir. Fakat dikkat et! Yolun
dürüstlükse, bir tehlike daha bekleyecektir seni:
Hoyratlık. O, kabalığın ellerinde parçalanan bir sırça
kolyedir. İncelikle işlenmesi, sabrın fırınlarında
pişirilmesi gerekir. Hoyratça kullanırsan, tuz buz olur,
hiçbir işe yaramaz. Ve onu bir kez boynuna taktığında
hiç kaybetmemelisin.
-
Savrulduğum bu yerden senin gücünle geçtim.
Boynumdaki kolyeyi sadakatle korumayı seçtim. Aklım, bir
kez daha yanıtla beni, nedir kolyemin altında atan bu
damar?
-
O, şahdamarındır; can suyunun aktığı yer... Yani
dostluk; sana sunduğum bir başka değer... O varsa
güçlenir, yoksa solarsın. Şahdamarı gibi yaşamsal ve
ölümcüldür dostluk. Kesip atarsan, kan kaybedersin;
çünkü kapanmaz yarası şahdamarının. Unutamayacağın
zamanlarda bağışlamayı dene. Bu, kanayan yarana tek
pansumandır. Yoksa, kökleri kesilmiş bir ağaç gibi
kurursun. Ve daha yeğdir, karaçalılardan başka ot
bitmeyen çorak topraklardansa, bereketli bahçelerde
dolaşmak. Dostluğun bahçeleri, binbir meyve ağacıyla
donanmıştır. Kimisinden sevgiyi, kimisinden bilgiyi,
kimisinden destek olmanın/destek almanın hazzını
devşirirsin. Dürüstlükle çapalar, sadakatle ışıtır,
güvenle sularsın. O bahçede zaman zaman ayağına batan
dikenler, sana öğretmek içindir. Öğrenmeyi dene. Yanlış
dalları gelişigüzel kırma, budamanın mevsimi vardır. O
fidanları kendin geçirmedin mi kapılarından, kendi
ellerinle dikmedin mi kendi toprağına? Sabrı dene.
Toprağını kendi değerlerinle belle ve iç rahatlığıyla
bekle. Hasat, özlediğin tatları sunacaktır sana. Ve
ömrün, başka bahçeleri yeni baştan kurmak ve bilmediğin
toprakların bereketini beklemek için çok uzun değildir.
Bir daha dene. Ve yanılmak istemiyorsan, boynunda o
sırça kolyeyi taşımayanları alma bahçene...
-
Aklım! Dürüstlük ve dostluk, seçtiklerimdir.
Ve sayende bahçem, bereketlidir. Sadakat, dedin; atalet
ve uykuya benzemez mi o?
-
Bir köpeğin sorgusuz sadakatinden çok farklıdır
insanın sadakati. Ne koşulsuz tâbi olmaya benzer ne
tembelliğe. İnsanınki kutsaldır; vefayla, emekle,
iradeyle dokunmuştur. Sadakat üzerine kafa yoruyorsa bir
insan, dikkat et, sadakatsizlik de yakınlarda bir yerde
demektir. Ve kişi, o sırada kavuran bir çölden susuz,
gölgesiz geçmektedir. Çünkü yoksunluğun evlâdıdır
sadakatsizlik, ama çaresi değil. Sen o çölde seraplara
koşanlardan değil, çölü sükûnetle geçenlerden ol. O yol,
nefsini sınayarak gerçek ihtiyaçlarını tanıdığın ve
içsel kaynaklarını keşfederek sınırlarını genişlettiğin
bir güzergâh olsun. Her çölün sonunda gerçek bir vaha
olduğu bilgisiyle ilerle. İhtiyaçlar değişir, algılar
değişir; hırslar geçer, öfkeler durulur ve hazlar uçup
gider. Hepsinin de dizginleri sendedir... Kalıcı olan,
kendi kaynaklarındır, keşfettiğin. Sadakat, başarıya
götürür. Ve sonuçta ihanet etmemiş olman, en çok kendin
için anlamlıdır. Dürüstlük ve dostluğa, sadakat yaraşır.
Üçü bir olur, iç rahatlığına varır.
-
Zorlu bir yol! Bir o kadar da gidilesi...
-
O, herkesin varmak istediği yerdir. Ancak hak
edenleri alır yeryüzündeki cennetine. O güvenli kucak,
kendini sunmadan önce türlü şeylerle sınar kişiyi.
Zahmetlidir yolu; bıçak sırtlarını geçebilmenin
deneyimini, sırça kolyeyi taşımanın zarafetini, hasadı
beklemenin sabrını ve kızgın çölü içsel pınarlarının
serinliğiyle aşabilmenin bilgisini ister senden. Bu
sınavları verdiysen, açıktır yolun. Kucağını açar ve
seni sonsuza dek sarmalar. Işıyan bir tebessüm gibi
yaşarsın. İç rahatlığı, hayatın en değerli armağanıdır,
çünkü. Mutluluk; dürüstlük, dostluk, sadakat ve iç
rahatlığındadır çünkü...
-/-
|
|